Asel Rad
Amerikan iç ve dış politikasının ve Filistin'in özgürlük davasının son yirmi yılı aşkın bir süre boyunca yakından takip edildiğinde, yalnızca ‘‘ABD'nin İsrail'e karşı sarsılmaz ve koşulsuz bağlılığı’ mesajı açık ve net olarak kaldı. Dünyada iki taraf arasında bu kadar köklü bir mutabakata sahne olan meseleler çok azdır. Çünkü İsrail'e verilen destek Amerikan siyasi bilincinde o kadar derinden kök salmıştı ki, onlarca yıldır neredeyse sorgulanamaz görünüyordu. Bu destekteki herhangi bir tereddüt, başlı başına Amerikalı bir siyasetçi için siyasi bir yüke dönüşmeye yeterliydi.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ister Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun ABD’de iktidara gelen yönetimler, diplomatik koruma ve maddi yardımlarla sözlü ve fiili olarak İsrail'e olan katı desteklerini teyit etmeye her zaman özen gösterdiler. Bu yüzden Filistin'in nihayet Amerikan ana akım siyasi söyleminin merkezine girmesi ve İsrail'i eleştirmenin pek çok yarışta seçmen nezdinde bir siyasi kazanca dönüşmesi, kamuoyunda meydana gelen değişimin büyüklüğünü yansıtmakta ve aynı zamanda İsrail'in Gazze'de işlediği soykırımın vahametini gözler önüne seriyor.
Çünkü Filistin topraklarının yasadışı İsrail işgali, Gazze ablukası, apartheid politikaları ve Filistinlilere yönelik günlük ihlallerin hepsi köklü gerçeklerdir. Ancak Amerikan kamuoyu, keskin değişimine ancak İsrail bugüne kadarki en şiddetli Gazze saldırısını başlattıktan sonra başladı.
Bu değişimin böylesine benzeri görülmemiş büyüklükte toplu katliamları ve yıkımı beraberinde getirmemesi gerekirdi. Ne var ki Gazze'nin dehşet verici manzaralarının kesintisiz akışı, uzun süredir ‘İsrail'in kendini savunma hakkı’ anlatısını kurumsallaştıran devasa bir propaganda makinesini ve medya sistemini nihayet delmeyi başardı. Bu sırada söz konusu yapılar, işgal ve baskı altında yaşayan bir Filistin halkının direnişinin neredeyse tüm biçimlerini fiilen kınıyordu.
Amerikalılar kendilerini neredeyse katlanılması imkânsız görüntüler karşısında buldular. Bu görüntülerde çocuklarının parçalanmış bedenlerini plastik poşetlerde taşıyan babalar, anestezisiz ameliyat edilen ve uzuvları kesilen çocuklar, yerle bir edilen mahalleler ve sayısız yıkım ile felaket manzaraları... Aynı zamanda, Batılı hükümetlerin ve medya kuruluşlarının tutumlarındaki bariz çelişkiye doğrudan tanık oluyorlardı. Çünkü kendilerine sunulan resmi anlatılar, gözleriyle gördükleriyle keskin bir tezat oluşturuyordu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan Biden yönetimi yetkililerine ve Hillary Clinton gibi önde gelen siyasi figürlere kadar İsrailli ve Amerikalı yetkililer ise İsrail'e yöneltilen suçlamaları reddederek, eleştirileri asılsız antisemitizm suçlamalarıyla savuşturarak ve artan halk öfkesini gençlerin saf dilliliğine veya sosyal medyanın etkisine bağlayarak karşılık verdiler.
2024 seçimleri sırasında ve Amerikan üniversitelerindeki protestoların yayılmasıyla birlikte, Başkan Joe Biden protestocuların taleplerinin özünü büyük ölçüde görmezden geldi ve yalnızca ‘düzen’ çağrısı yapmakla yetindi. İsrail'in işlediği soykırıma verilen ABD desteğinin sonlandırılmasını talep eden göstericiler tarafından seçim etkinlikleri boykot edilmeye başlandığında, başkan adayı Kamala Harris onlara mesafeli yaklaştı, seslerini bastırdı ve daha sonra Biden'ın yaptıklarından farklı bir şey yapmayacağını açıkladı. 2024 seçimlerindeki yenilgiyi inceleyen ‘seçim yenilgisi otopsisi’ raporunun sahibi de geniş çapta bilinen bir gerçeği doğruladı ve Gazze, siyasi olarak Harris'e zarar vermişti.
Amerikalıların çoğu bugün savaşın ABD'nin çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyor. Ekonomik maliyetinin günlük hayata yansımasıyla birlikte, Başkan Trump'ın en sadık destekçilerinden bazıları bile bu savaşa karşı çıkan Amerikalıların çoğunluğuna katılmaya başladı.
2025 yılı boyunca İsrail'e yönelik halk eleştirilerinin tırmanışı, Filistin ve Filistinlilere yönelik tutumlardaki değişimle paralel olarak devam etti. O yılın baharına gelindiğinde, siyasi yelpazenin genelinde İsrail'e yönelik olumlu bakış açısı geriledi ve bu gerileme Demokratlar arasında daha belirgindi. Chicago Küresel İlişkiler Konseyi'nin yaptığı bir anket, ilk kez ‘Demokratların İsrail'e yönelik değerlendirmesinin, Konseyin yaklaşık beş on yıldır yaptığı anketlerde 50 puanın altına düştüğünü’ kaydetti. İki ay sonra Brookings Enstitüsü'nün yaptığı bir anket, benzer bir eğilimi ortaya koydu. Seçmenlerin daha büyük bir kısmı İsrail'in saldırılarının devam etmesini haksız bulurken, yüzde 84'ü derhal ateşkes ilan edilmesini destekledi.
2025 New York Belediye Başkanlığı seçimleri de ABD’nin İsrail ve Filistin'e yönelik tutumları açısından bir başka önemli test haline geldi. Yerel bir seçim olmasına rağmen İsrail, adayların münazaralarında öne çıkan bir yer tuttu ve Zohran Mamdani, İsrail politikalarına yönelttiği açık eleştirileriyle temayüz etti. Antisemitizmle yaftalama girişimlerine rağmen Mamdani, 2025 New York Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandı ve şehir sakinleri arasında yüzde 69'luk bir destek oranına sahip olmaya devam etti.

Mamdani'nin bu yılın haziran ayında New York'taki Demokrat ön seçimlerde elde ettiği yetkinin gücü, desteğini açıkladığı tüm adayların kazanmasıyla tescillendi. Mamdani, Belediye başkanlığını devraldığından bu yana, İsrail uygulamalarına yönelik eleştirilerini hafifletme konusunda hiçbir eğilim göstermedi. Öyle ki geçtiğimiz temmuz ayında yayımladığı resmi bir videolu açıklamada, İsrail Başbakanı Netanyahu'yu bir savaş suçlusu ve ‘Filistin halkına karşı işlenen korkunç bir soykırımın mimarı’ olarak nitelendirdi. Netanyahu ise Mamdani'yi Yahudileri ‘güvende hissettirmemekle’ suçlayarak karşılık verdi. Ancak kamuoyu yoklamaları, Mamdani'nin Amerikan Yahudileri arasında Netanyahu'dan daha popüler olduğunu gösteriyor.
Filistinlilere duyulan sempati ile paralel olarak ABD'nin İsrail'e yönelik tutumlarındaki gerileme 2025'in sonlarında da devam etti ve bu seyir 2026'ya uzandı. Pew Araştırma Merkezi'nin geçtiğimiz yılın ekim ayında yaptığı bir anket, Amerikalıların İsraillilere yönelik olumlu bakış açısında üç yıl boyunca büyük bir düşüş yaşandığını ve İsrail hükümetine yönelik olumsuz bakış açısının tırmandığını ortaya koydu. Bu yılın şubat ayına gelindiğinde anketler benzeri görülmemiş bir değişimi kaydetti. Amerikalılar İsraillilerden ziyade Filistinlilere daha fazla sempati duymaya başladı. İki on yılı aşkın süreyi kapsayan bir dizi anket çerçevesinde bu durum, Gazze'deki soykırımın üç yılı boyunca Amerikan kamuoyunda derin bir dönüşümü temsil etti.
Ayrıca ABD'nin İsrail politikası, parti aidiyetleri ne olursa olsun genç seçmenler arasında artan bir incelemenin konusu haline geldi. 18-49 yaş arası Cumhuriyetçiler arasında yüzde 57'si artık İsrail'e karşı olumsuz bir bakış açısına sahip bulunuyor. Bu değişim Cumhuriyetçi kamp içindeki öne çıkan isimler arasında da kendini gösterdi. Nitekim aralarında Tucker Carlson, Megyn Kelly, Candace Owens ve Marjorie Taylor Greene'in de bulunduğu, daha önce Başkan Donald Trump'ı güçlü bir şekilde desteklemiş olan bir dizi tanınmış isim, ABD'nin İsrail politikalarının bazı yönlerini eleştirmekte daha açık sözlü hale geldi.
Bu gelişmeler bir bütün olarak Amerikan siyasetinde derin dönüşümleri ve ana akım siyasi söylemin sınırlarının yeniden çizildiğini gözler önüne seriyor.

İsrail'in Gazze'deki Filistinli erkeklere, kadınlara ve özellikle de çocuklara karşı işlediği ahlaksız ve savunulamaz toplu katliamlar üzerine düşünmek, daha geniş bir eleştiri ve hesap verebilirlik alanının kapısını araladı. Zira bugün sorulan sorular, soykırımı ve Filistin'in süregelen işgalini aşarak, birçok Amerikalının içeride artan ekonomik ve geçim sıkıntıları altında ezildiği bir dönemde, Amerikan vergi mükelleflerinin paralarının bu vahşetleri finanse etmek için nasıl kullanıldığına uzanıyor.
Aynı zamanda, Amerikan siyasetinde ve seçimlerinde İsrail çıkarlarının nüfuzunu açıkça tartışan Amerikalıların sayısı artıyor. Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) gibi İsrail yanlısı grupların, İsrail eleştirmenlerini mağlup etmek için rekor meblağlar harcamasıyla birlikte, daha fazla Amerikalı siyasetçi ABD içinde İsrail'e ve onu destekleyen baskı ağlarına karşı seslerini yükseltmeye başladı. Örneğin Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, AIPAC'in paralarının kendi partisine zarar verdiğini söyledi. Ayrıca, bu değişimin partilerüstü bir nitelik kazandığının bir göstergesi olarak, Demokrat Temsilci Ro Khanna'nın ortak sponsorluğunda ABD'nin İsrail'e yaptığı yardımları azaltmaya yönelik bir değişiklik önergesi sundu. Massie, “Amerikan vergi mükelleflerinin paralarının soykırımı finanse etmek için kullanılmasına karşı oy kullanacağım" dedi.
Filistin meselesinin kapsamı dışında, İsrail ile bağlantılı dış politika dosyaları da Amerikalı seçmenler ve siyasetçiler arasında giderek artan bir endişe uyandırdı. Trump yönetiminin Şubat 2026'da İran'a karşı başlattığı ve yazarın yasadışı olarak nitelendirdiği savaş, ABD'nin yeni bir savaşa girmesine yönelik tarihin en düşük halk desteği seviyesi ortasında başladı ve Amerikalıların çoğu başından beri buna karşı çıktı. Ardından, Amerikan istihbarat teşkilatlarının savaş öncesinde İran'ın bir tehdit oluşturmadığı ve nükleer silah geliştirmeye çalışmadığı yönünde sonuca vardığını bildiren raporların gelmesiyle -net bir hedef veya belirli bir strateji de yokken- halkın hoşnutsuzluğu daha da arttı. ABD Dışişleri Bakanlığına göre İsrail savaşı başlatmış, ABD ise ‘İsrailli müttefikinin talebi üzerine ve onun ortak savunması çerçevesinde’ savaşa dahil olmuştu.
Amerikalıların çoğu bugün savaşın ABD'nin çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyor. Savaşın ekonomik maliyetinin günlük hayata yansımasıyla birlikte, Başkan Trump'ın en sadık destekçilerinden bazıları bile savaşa karşı çıkan Amerikalıların çoğunluğuna katılmaya başladı. Aynı şekilde, Amerikalı siyasetçiler de başkanın savaşı, İran'ın nükleer silah sahibi olmasını engellemek için gerekli olduğu şeklindeki gerekçesine açıkça itiraz ettiler. Temsilci Thomas Massie, “Açık konuşalım, İsrail uğruna galon başına dört dolar ödüyorsunuz” diye yazarken Eski Temsilci Marjorie Taylor Greene ise, “Şahit olduğumuz yabancı nüfuz İsrail'den ve onun finansörlerinden geliyor... Amerika'yı, Amerikan halkının desteklemediği İran'la saçma bir savaşa sürüklediler” ifadelerini kullandı.
İsrail'e yönelik halk desteğinin gerilemeye devam etmesiyle birlikte, İsrail'i açıkça eleştiren ve Filistin'i Amerikan siyasi tartışmalarının merkezine koyan Amerikalı siyasetçilerin ve kamu görevine aday olanların sayısı artıyor.
Gazze'deki soykırım sırasında Amerikan siyasi manzarası öyle bir değişti ki, geçmişte adaylar için bir güç kaynağı olan ve ülke genelinde partilerüstü destek çekebilen AIPAC, giderek siyasi bir yüke dönüşmüştür. Buna karşılık, ‘Track AIPAC’ gibi gruplar, kuruluşa bağlı paralar alan siyasetçileri izlemeyi ve İsrail lobisinin tamamının ABD üzerindeki ‘anti-demokratik etkisi’ olarak nitelendirdikleri şeyi ifşa etmeyi görev edinen geniş platformlar kurdular.
Michigan'daki ABD Senatosu ön seçimlerindeki son yarış, bu değişimin boyutuna çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. Temsilci Haley Stevens, İsrail'in en önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Abdul es-Sayed'i mağlup etme girişimiyle, büyük kısmı AIPAC ile bağlantılı 62 milyon dolarlık devasa bir harcamadan yararlanmıştı. Ancak ön seçimleri Abdul es-Sayed kazandı.

Bu olguların münferit durumlar olduğu söylenemez. Bununla birlikte İsrail'e yönelik halk desteğindeki düşüş devam ederken, onu açıkça eleştiren ve Filistin'i Amerikan siyasi tartışmalarının merkezine koyan Amerikalı siyasetçilerin ve kamu görevine aday olanların sayısı artıyor. Ülke genelindeki adaylar -aralarında Florida eyaletinden kongre adayı olan Oliver Larkin de dâhil olmak üzere- çok daha büyük bir özgüven ve netlikle konuşuyor.
Larkin, geçtiğimiz temmuz ayında Fox News kanalında yayımlanan bir röportajda, makalenin atıfta bulunduğu bir kamuoyu yoklamasına göre Amerikalıların yarısının desteklediği bir tutumla, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından çıkarılan tutuklama emri uyarınca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun tutuklanması çağrısında bulundu. Ayrıca, bugün İsrail etrafında birleşen eleştiri hatlarının çokluğuna işaret ederek ‘İran'a karşı yürütülen yasadışı savaş’ olarak nitelendirdiği durumu eleştirdi. Haftalar sonra, yerel bir kanaldaki programına katıldığı ve sunucunun İsrail'in soykırım işlediğini kabul etmeyi reddettiği anların yer aldığı bir kesit geniş çapta yayıldı. Geri adım atmayan Larkin, “İster Fox News ister yerel bir kanal olsun, gerçeği söylemekten asla tereddüt etmeyeceğim: İsrail bir soykırım işliyor” dedi.
Birkaç yıl önce bu tür açıklamaları ve siyasi sonuçları hayal etmek bile imkansızdı. Gazze, tartışmanın doğasını ve bununla birlikte Amerikan siyasetinin çehresini değiştirdi. Pew Araştırma Merkezi'nin son yaptığı anket, Amerikalı yetişkinlerin yüzde 60'ının bugün İsrail'e karşı olumsuz bir bakış açısına sahip olduğunu gösterdi. İsrail bölgedeki saldırgan tutumunu ve Filistinlilere yönelik soykırımını sürdürdüğü sürece bu rakamların iyileşmesi olası görünmüyor. Baraj yıkıldı, çocukların parçalanmış bedenlerinin ve Gazze'nin enkazı altında tüm fertleriyle birlikte defnedilen ailelerin görüntüleri kamu oyunun hafızasından öyle kolay kolay da silinmeyecek.




