Trump’ın danışmanları, seçimlerde oy kaybı endişesiyle İran’la savaşı önlemeye çalışıyor

Cumhuriyetçiler, Kongre’deki çoğunluklarını savunuyor... Kaynaklar: Washington, kasım ayındaki seçimlerden sonra saldırıları yeniden artırabilir

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)
TT

Trump’ın danışmanları, seçimlerde oy kaybı endişesiyle İran’la savaşı önlemeye çalışıyor

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, başkanlık helikopteri Marine One’dan iniyor. (AFP)

Konuya hâkim dört kaynak, ABD Başkanı Donald Trump’ın üst düzey danışmanlarının, Cumhuriyetçilerin olası seçim kayıplarını sınırlamak amacıyla kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde İran’la savaşın tırmanmasını önleme yönünde baskı yaptığını söyledi. Ancak bu strateji, ABD ile İran’ın gece boyunca karşılıklı saldırılarını yeniden başlatmasıyla şimdiden baskı altına girdi.

Reuters’a konuşan ve iç değerlendirmeleri paylaşmak için isimlerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, Beyaz Saray yetkililerinin 3 Kasım’da yapılması planlanan seçimlerin ardından askeri operasyonları tırmandırmayı değerlendirebileceğini belirtti. Bununla birlikte, geniş çaplı bir savaşa dönülmesinin kesinleşmiş bir karar olmadığı ifade edildi.

ABD ordusu, son saldırılarının bölgede ABD güçlerini ve deniz taşımacılığını hedef alan son saldırılara karşılık olarak düzenlendiğini açıkladı.

Kaynaklara göre ABD yönetimi şu anda İran’a yönelik ekonomik baskıyı artırmaya odaklanıyor. Washington, aylardır sürdürülen askeri operasyonların İran’dan taviz koparma hedefinde başarısız olmasının ardından, gelecekte yapılabilecek müzakerelerde Tahran’ı taviz vermeye zorlamaya çalışıyor.

Bir Beyaz Saray yetkilisi, “İran üzerindeki baskımızı sürdürüyoruz, ancak kasım ayı bir öncelik” dedi. Aralarında üç Beyaz Saray yetkilisinin de bulunduğu kaynaklar, savaşın kapsamının seçimlere kadar büyük ölçüde sınırlı tutulmasının, kamuoyunda geniş destek görmeyen çatışmanın siyasi gündeme hâkim olmasını engelleyebileceğini belirtti.

Cumhuriyetçiler, Senato ve Temsilciler Meclisi’ndeki kıl payı çoğunluklarını koruma hedefiyle seçime gidiyor.

Reuters/Ipsos tarafından ağustos ayı sonunda yapılan bir ankete göre, Amerikalıların yalnızca yüzde 31’i savaşı desteklerken, yaklaşık yüzde 63’ü savaşa karşı çıkıyor. Bunun yanı sıra benzin fiyatlarındaki artış da ülkede geniş çaplı bir memnuniyetsizliğe yol açıyor.

Kaynaklar, taktiksel bir duraklamanın ABD ordusuna bazı mühimmat stoklarındaki eksiklikleri gidermesi için de zaman kazandırabileceğini söyledi.

Gerginliğin artması, sükûneti zorluyor

Ancak çatışmaların yeniden karşılıklı saldırılara dönüşmesi, bu stratejinin uygulanmasını daha da zorlaştırdı. Çatışmaların seviyesi ilkbahardaki zirve döneminin ve yaz ortasındaki tırmanışın oldukça altında kalmasına rağmen, taraflar son günlerde yeniden saldırılara başladı.

Analistler, İran yönetiminin, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aylar boyunca aksatmasına rağmen ülkede geniş çaplı bir iç karışıklıkla karşılaşmamasının ardından, ABD’nin bölgedeki üslerini ve müttefikleriyle bağlantılı hedefleri aralıklı olarak vurmaya devam edebileceğini düşünüyor.

Analistlere göre bu hedefler arasında askeri üsler, gemiler ve enerji tesisleri bulunabilir.

Buna karşılık ABD de misilleme yapma baskısıyla karşı karşıya kalacak. Bu durum, Trump yönetimi istemese dahi iki tarafın yeniden geniş çaplı bir savaşa sürüklenmesine yol açabilecek bir tırmanma sarmalına girme riskini artırıyor.

ergthy
Umman’ın Musandam vilayetinden çekilen fotoğrafta Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler görülüyor, 2 Eylül 2026 (Reuters)

ABD, haftanın başında, yaklaşık bir aylık göreli sakinliğin ardından İran’ın Lark Adası’ndaki iki füze fırlatma platformunu vurdu. Tahran ise buna Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönüne füze fırlatarak karşılık verdi. ABD güçleri salı günü Hürmüz Boğazı yakınlarındaki İran hedeflerine yönelik daha geniş çaplı saldırılar düzenlemeye yeniden başladı.

Eski Başkan Joe Biden döneminde Dışişleri Bakanlığı’nın Ortadoğu’dan sorumlu en üst düzey yetkilisi olarak görev yapan Barbara Leaf, İran yönetiminin ‘gerilimi azaltma sürecini bozmak için her türlü teşvike sahip olduğunu’ söyledi.

Leaf, ABD yönetiminin İran üzerindeki ekonomik baskıyı ciddi biçimde artırmayı hedeflemesi nedeniyle mevcut durumun ‘nihayetinde gerçek bir sükûnet olmadığını’ da sözlerine ekledi.

Trump öngörülemeyen bir faktör

Savaşın seyri açısından Trump’ın kendisi de öngörülmesi zor bir faktör olmayı sürdürüyor.

Reuters/Ipsos anketi, Trump’ın kamuoyundaki desteğinin savaşın başlamasından bu yana yüzde 40’tan yüzde 33’e gerilediğini ortaya koydu. Kaynaklar, Trump’ın şu aşamada gerilimi tırmandırmak istemediğini, ancak gelişmelere bağlı olarak tutumunun değişebileceğini belirtti.

Trump, salı günü İran’ın son ABD saldırılarına karşılık vermesi halinde çatışmayı tırmandırma tehdidinde bulundu. Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “İran başarısız devleti bu son derece haklı saldırıya karşılık verirse, çok daha şiddetli ve güçlü bir başka saldırıya maruz kalacak” ifadesini kullandı.

Trump ayrıca söz konusu saldırının ‘şimdiye kadarki en büyük saldırı olmayacağını’ belirterek, ‘en büyük saldırının hâlâ gizlice hazırlandığını’ söyledi.

Lojistik ve siyasi kısıtlamalar

Trump, kasım seçimlerinin İran’a yönelik stratejisinde bir etken olduğunu kamuoyu önünde reddediyor. Ancak yedinci ayına giren savaş, giderek artan siyasi ve askeri kısıtlamalarla karşı karşıya.

Üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisi, “Takvim değişti” derken, bir başka yetkili ise “İran savaşının seyrini önemli gelişmelerin zamanlaması belirliyor” ifadesini kullandı.

Reuters, ağustos ayında ABD ordusunun bazı güdümlü hassas füzelerden oluşan stokunun ‘neredeyse tamamını’ kullandığını bildirmişti.

ghyju
Tahran’ın merkezinde, ABD Başkanı Donald Trump’ı yakıt tankının içinde gösteren bir reklam panosunun önünden geçen sürücüler, 31 Ağustos 2026 (AFP)

Washington Post gazetesi de pazar günü, ordu, donanma ve hava kuvvetleri komutanlarının yazılı bir değerlendirmede Savunma Bakanı Pete Hegseth’i savaşın uzamasının sürdürülemez hâle gelebileceği ve güçlerin diğer cephelerdeki hazırlık durumunu etkileyebileceği konusunda uyardığını bildirdi.

ABD Savunma Bakanlığı ise ordunun görevini yerine getirmek için ‘ihtiyaç duyduğu her şeye sahip olduğunu’ açıkladı.

Beyaz Saray Sözcüsü Olivia Wells ise Trump’ın “İran’ın askeri kapasitesini yok ettiğini ve dünyanın tarihindeki en güçlü deniz ablukası ile ezici yaptırımlar aracılığıyla ülke ekonomisinin geri kalanını felce uğrattığını” söyledi.

Wells, Başkan’ın “ABD’nin yurt içinde ve yurt dışında çıkarlarını güçlendirmek için çalışmayı sürdüreceğini ve İran’ın asla nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceğini” de sözlerine ekledi.

Gerginliği azaltmaya yönelik baskılar

Bölgedeki diplomatlar, Körfez’deki ABD müttefiklerinin temmuz ayı sonundaki son saldırı dalgasının ardından Beyaz Saray’a gerilimi düşürmesi yönünde baskı yapmaya başladığını söyledi.

Bu müttefiklerden bazıları savaşın başında, bölgesel rakip olarak gördükleri İran’ı zayıflatmak amacıyla ABD’nin daha güçlü bir adım atması yönünde girişimlerde bulunmuştu.

Beyaz Saray’dan iki yetkili, Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun da İran savaşını kasım ayına kadar ‘sakin’ tutmaya çalışan üst düzey danışman ve yetkililere katıldığını belirtti.

Son haftalarda yönetim, İran’ı ekonomik açıdan izole etmeye yönelik kampanyasını yoğunlaştırdı. Washington, İran’la ticari ve finansal ilişkileri bulunan ülke ve kuruluşlara geniş kapsamlı yaptırımlar uygulamakla tehdit ederken, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki İran limanlarına yönelik abluka da sürüyor.

Ancak analistler ve yetkililer, ekonomik baskıya odaklanmanın da uygulamada bazı sınırlarla karşı karşıya olduğunu belirtiyor.

İran, onlarca yıldır ABD ve uluslararası toplumun çeşitli düzeylerde uyguladığı ve ekonomisine zarar veren yaptırımlara maruz kaldı. Ancak bu yaptırımlar, ülke yönetimini politikasını kesin biçimde değiştirmeye ikna edemedi.

ghnjkuıl
 ABD Başkanı Donald Trump, 7 Mart 2026 tarihinde Air Force One uçağında Steve Witkoff ve Savunma Bakanı Pete Hegseth ile birlikte gazetecilere konuşuyor. (New York Times)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent pazar günü yaptığı açıklamada, ekonomik baskı kampanyasının Tahran’ı askeri karşılık vermeye itebileceğini ve bunun da söz konusu kampanyanın kendisinin çatışmanın kapsamını genişletmesine yol açabileceğini belirtmişti.

Başta Çin olmak üzere büyük güçlerin Washington’ın İran’ı ekonomik açıdan izole etme çabalarına katılmaması da kampanyanın hedeflerine ulaşma kapasitesine ilişkin soru işaretlerine yol açıyor.

Atlantik Konseyi’nde kıdemli araştırmacı olarak görev yapan Alex Plitsas, yeni yaptırımların, ablukanın yol açtığı sıkıntılara ekonomik baskı eklemeyi ve İran’ı geniş çaplı askeri operasyonlara yeniden başlamak yerine müzakerelere dönmeye zorlamayı amaçladığını söyledi.

Plitsas, “İran bu konuda endişeli ancak Çin, bu ekonomik baskı kampanyasında rol almaya istekli olmadığını zaten gösterdi. Bu da kampanyanın ne ölçüde etkili olabileceği konusunda soru işaretleri doğuruyor” dedi.



Trump: Harry ve Meghan'ın ABD'den ayrılmasından memnunum

Sussex Dükü ve Düşesi Prens Harry ve Meghan (AFP)
Sussex Dükü ve Düşesi Prens Harry ve Meghan (AFP)
TT

Trump: Harry ve Meghan'ın ABD'den ayrılmasından memnunum

Sussex Dükü ve Düşesi Prens Harry ve Meghan (AFP)
Sussex Dükü ve Düşesi Prens Harry ve Meghan (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump Prens Harry ve ailesinin ABD'den ayrılarak İngiltere'ye dönmesinden “memnuniyet duyduğunu” söyledi. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Trump dün, Harry ve Meghan'ın ülkeden ayrılma kararına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Harry ve Meghan'ın, Sussex Dükü ve Düşesi olarak, son dönemde altı yılın ardından Kaliforniya'dan ayrılma niyetlerini açıklamalarının hatırlatılması üzerine Trump, “Bundan memnunum. Onların hayranı değildim” ifadelerini kullandı.

Trump sözlerini şöyle sürdürdü: “Kraliyet ailesine karşı son derece saygısız davrandıklarını düşünüyorum. Bu hoşuma gitmedi. Kraliyet ailesinin yerinde olsaydım onları bir daha kabul etmezdim.”

Kraliyet ailesindeki görevlerinden çekilmelerinin ve ABD'ye taşınmalarının üzerinden altı yıldan fazla bir süre geçtikten sonra Prens Harry ve eşi Meghan Markle, 28 Ağustos'ta İngiltere'ye döndü.

Harry ve Meghan, 2020'den beri kraliyet ailesinin aktif üyeleri arasında yer almıyor. Çiftin herhangi bir resmi görev üstlenmesi de beklenmiyor.


İran savaşı ABD'nin ittifakları hakkında ne söylüyor?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla
TT

İran savaşı ABD'nin ittifakları hakkında ne söylüyor?

Fotoğraf: Majalla
Fotoğraf: Majalla

Christopher Phillips

Ulchi Özgürlük Kalkanı, Kuzey Kore tehdidine karşı Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Kore tarafından yıllık olarak düzenlenen ortak bir askeri tatbikattır. Ne var ki bu yıl ağustos ayında başlamadan hemen önce, Washington aniden tatbikatın süresini kısalttı. Başkan Donald Trump, tatbikatların maliyetini, Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile ilişkilerini geliştirme arzusunu ve Güney Kore'nin İran'a karşı savaşını desteklemeyi reddetmesini gerekçe göstererek, tatbikatların 11 günden beş güne indirilmesi direktifini verdi.

Bu karar Seul'de ve ötesinde şok dalgaları yarattı. ABD'nin Doğu Asya’daki müttefikleri, Trump'ın demokrat ortaklarına taahhütlerine bağlılıktan bu kadar kolay vazgeçmeye istekli gibi görünmesinden endişe duymakla kalmıyor, aynı zamanda İran ile savaş konusundaki tutumlarının Washington ile ilişkilerine daha fazla zarar vermesinden de korkuyorlar. Ancak Kore’nin durumu benzersiz değil. ABD’nin NATO ve Asya'daki diğer müttefikleri, Trump tarafından İran ile uzun süren çatışmasını desteklemedikleri için defalarca eleştirildi ve savaş, zaten baş göstermiş olan gerilimleri daha da büyütmüş gibi görünüyor.

 Savaş öncesindeki gerilimler

Trump'ın, ABD'nin müttefiklerinin İran'daki savaşına yeterince destek vermediği yönündeki şikayetlerine rağmen, çatışmayı Washington'un birçok müttefikiyle ilişkilerinin zaten önemli ölçüde gergin olduğu bir dönemde başlattı. Trump'ın Beyaz Saray'daki ilk yılında Washington'un Batılı müttefikleri, Amerikan yönetiminden yayılan düşmanlığın yoğunluğu karşısında şaşkına döndüler. Kanada başlangıçtan itibaren bir ticaret savaşı ve örtülü ilhak tehditleriyle karşı karşıya kalırken, Avrupa Birliği (AB) mallarının çoğuna yüzde 15 oranında gümrük vergisi uygulandı. İngiltere'ye ise yüzde 10 oranında temel gümrük vergisi uygulandı.

Trump'ın İran'a karşı savaşı, ABD'nin ittifak ağında zaten genişleyen çatlakları daha da derinleştirdi. Batılı ve Asyalı müttefikleri çatışmayı desteklemeyi reddettikten sonra, Trump Seul ile askeri tatbikatların süresini kısaltarak ve İspanya'yı tehdit ederek misillemede bulundu

Buna rağmen, yönetimin ilk aylarında NATO liderlerinin çoğu, özellikle Ukrayna bağlamında, Amerikan güvenlik şemsiyesine olan sürekli bağımlılıklarının bir göstergesi olarak, Trump'ı olabildiğince yatıştırmaya çalıştılar ve bir dereceye kadar ekonomik bedel ödemeyi kabul ettiler.

Gelgelelim Washington'un devam eden çatışmacı yaklaşımı bu stratejinin sürdürülmesini zorlaştırdı. Aralık ayında yayınlanan yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa’nın “medeniyetinin yok oluşuyla” karşı karşıya olduğunu iddia etti ve çoğu AB liderinin Birliğe tehdit olarak gördüğü Macaristan Başbakanı Viktor Orban gibi sağcı popülistlere destek çağrısında bulundu.

Bunu, Trump'ın Danimarka'dan Grönland'ı alma kampanyasını tırmandırması ve Kopenhag'ı destekleyen Avrupa ülkelerini gümrük vergileriyle tehdit etmesi izledi. Kısa süre sonra, Davos'ta, NATO'nun ABD için “hiçbir şey yapmadığını” söyledi ve daha sonra da Washington'un müttefiklerinin Afganistan'da iyi savaşmadığını ima etti.

Bu açıklamalar NATO’lu müttefikleri arasında geniş çaplı öfke uyandırdı. İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, İsveç, Norveç ve Finlandiya, Grönland anlaşmazlığında Danimarka'yı desteklerini açıkça ilan ettiler. Hatta Fransız lider Jordan Bardella gibi bazı sağcı popülistler bile Trump'ın eylemlerini “zorlama” olarak nitelendirdi.

cdfgrthyju
ABD Başkanı Donald Trump, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO zirvesinde toplu fotoğraf çekiminde, 25 Haziran 2025 (AFP)

Asyalı müttefikleri ile arasındaki durum da ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının arifesinde aynı derecede gergindi. Pete Hegseth de dahil olmak üzere yönetiminin üst düzey yetkililerinin, ABD'nin bölgeye yönelik taahhütlerinin 2025'te en önemli öncelik olduğu ve Çin tehdidinin “gerçek” ve “yakın” olduğu yönündeki güvencelerine rağmen, Japonya, Güney Kore ve Tayvan, Washington'un bölgeye eskisinden daha az bağlı olduğu endişesine kapıldı.

Nitekim Dış İlişkiler Konseyi'nden Joshua Kurlantzick, Trump'ın Ulusal Güvenlik Stratejisinin büyük ölçüde Batı Yarımküre'ye odaklandığını ve 29 sayfalık belgenin sadece 19. sayfasında Çin'den bahsettiğini belirtti. Bu arada Washington hem Güney Kore'ye hem de Japonya'ya yüzde 15 oranında gümrük vergisi uyguladı.

Washington, Avrupa'nın “medeniyetinin yok oluşu” ile karşı karşıya olduğunu söylerken Grönland meselesinde gerilimi artırdı. Öte yandan Tokyo, Seul ve Taipei ise Çin tehdidini “yakın” olarak sınıflandırmasına rağmen ABD'nin Asya'ya yönelik taahhütlerine bağlılığının azalmasından giderek daha fazla endişe duyuyor

Bu endişe en çok Seul'de belirgindi. Trump, ilk döneminde Kim Jong-un ile kişisel diplomasi yürütmüş ve Güney Kore'yi müzakerelerden dışlamıştı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre 2026'da Ulchi Özgürlük Kalkanı tatbikatlarının süresini ve kapasitesini azalttığında bile, “Kim Jong-un ile çok iyi bir ilişkim var” dedi ki, bu da Seul'ü kızdırdı.

Trump ayrıca Güney Kore'de konuşlandırılmış 28 bin 500 ABD askerinin oradaki varlığının yararını da sorguladı. İran'a saldırıdan önce, Kore Yarımadası'ndaki birliklerini Ortadoğu'ya göndererek yeniden konuşlandırdı. Mart ayında savaşın başlamasının ardından, Patriot füze sistemleri ve THAAD önleme füzeleri Güney Kore'den Ortadoğu'ya nakledildi; bu da Seul'ü derinden endişelendirdi.

Savaş korkusu

 Savaş, ilişkileri daha da bozarak kötüleştirdi; Japonya deniz kuvvetleri göndermeyi reddederken, Güney Kore de Beyaz Saray'ın büyük hoşnutsuzluğuna rağmen, Trump'ın daha fazla katılım taleplerine direndi.

16 Mart'ta Trump, iki ülkenin Çin ile birlikte İran'a karşı düzenlenen saldırılar için ABD'ye “teşekkür etmesi gerektiğini” ve Hürmüz Boğazı'na savaş gemisi gönderme konusundaki isteksizliklerine “şaşırdığını” söyledi.

Truth Social platformundaki daha yakın tarihli bir paylaşımındaysa, Ulchi Özgürlük Kalkanı tatbikatının süresini azaltma kararını açıklarken, “biraz alakasız” olduğunu söyleyerek, “yakın zamanda Güney Kore Cumhurbaşkanı'na İran İslam Cumhuriyeti'nin nükleer silahlardan arındırılmasında bize katılmak isteyip istemediklerini sorduğunu ve onların 'Hayır, teşekkürler!' dediğini” belirtti.

Bu söylem, İran konusunda kendisiyle aynı fikirde olmayan Batılı müttefiklerine yönelik eleştirilerine de yansıyor. Bir zamanlar yakın ilişkilerine rağmen, Trump eski İngiltere Başbakanı Keir Starmer hakkında savaşı desteklemediği için “Winston Churchill değil” demiş ve İspanya'yı tutumu nedeniyle “kayıp bir dava” olarak tanımlamış ve hatta onunla ticaretin tamamen durdurulmasını önermişti.

Bir zamanlar en yakın müttefiklerinden biri olan İtalyan Başbakanı Giorgia Meloni bile eleştirilerinden nasibini aldı; Trump, NATO’lu müttefiklerinin İran konusunda yardım sağlamayı reddetmesini “çok aptalca bir hata” olarak nitelendirdi.

cdfgt
Yeoju'da düzenlenen yıllık Ulchi Özgürlük Kalkanı adlı Güney Kore-ABD ortak eğitim tatbikatı sırasında bir ABD Stryker piyade savaş aracı yüzer bir köprü üzerinden nehri geçiyor, 27 Ağustos 2025 (AFP)

Trump'ın hem Güney Kore örneğinde olduğu gibi fiilen gerçekleştirdiği hem de tehdit ettiği misilleme eylemleri, savaştan önce zaten büyüyen Batılı ve Asyalı müttefiklerinin endişelerini daha da büyütüyor.

Asya'da, Amerika Birleşik Devletleri'nin müttefiklerinin güvenliğine yönelik taahhütlerine daha az bağlı olabileceği algısı, uzun süredir kabul edilen varsayımların gözden geçirilmesine neden oluyor. Financial Times gazetesi yakın zamanda, Trump'ın tutarsız davranışlarının, ABD'nin rolündeki potansiyel gerileme göz önüne alındığında, Doğu Asya demokrasileri için bağlarını güçlendirme ve belki de Hindistan ve Güneydoğu Asya demokrasileriyle daha yakın ilişkiler kurma konusunda bir motivasyon olması gerektiğine işaret etti.

Aynı şekilde, bağımsız nükleer güç geliştirme tartışması, özellikle ABD ve daha geniş ölçüde uluslararası toplumun Kuzey Kore'nin nükleer programını dizginleyememesi nedeniyle, Güney Kore ve Japonya'da yoğunlaştı.

NATO veya Asya ittifaklarını zayıflatan her şey Moskova ve Pekin için bir kazanç olurken, Washington kendi yarattığı bir stratejinin bedelini ödüyor. Düşmanları, savaşın sonuçlarının kendi lehlerine işleyip işlemeyeceğini izliyorlar

NATO’lu müttefikleri Trump'ın hakaretlerine büyük ölçüde alıştılar ve İran sebebiyle kendilerine yönelik sözlü saldırılarına yanıt vermekte acele etmeyebilirler. Ancak savaşın sonuçlarının, ilişkilerdeki daha geniş bir bozulmanın son belirtisi olduğu konusunda da artan bir farkındalık var.

Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki son gümrük vergileri ve Trump'ın Ontario Gölü'nün adını kışkırtıcı bir şekilde değiştirmesi, ABD ile müttefikleri arasındaki gergin ilişkilerin sıradan hale geldiğine dair daha fazla işaret veriyor.

Bu açıdan bakıldığında İran ile savaş, ABD hakkındaki görüşlerini temelden değiştirmeyecektir. Zaten Trump'ı mümkün olduğunca yatıştırma, gerektiğinde onunla yüzleşme ve transatlantik ittifak içindeki karışıklığın 2028'de başkanlığının sona ermesiyle yatışacağını umma, aynı zamanda bunun gerçekleşmeyebileceği ihtimaline de hazırlık yapma stratejisini benimsemişlerdi.

cdf
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, başkent Washington'daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşme sırasında, 19 Mart 2026 (Reuters)

İran ile savaşın neden olduğu gerilimlerden en çok faydayı büyük olasılıkla Rusya ve Çin elde ediyor. Zira NATO veya ABD'nin Doğu Asya'daki ittifak ağını zayıflatan her şey Moskova ve Pekin için bir kazançtır.

Washington savaşı bizzat kendisi yürütmeyi seçtiğinden ve stratejik maliyetinin büyük bir kısmı kendisinden kaynaklandığından, ABD'nin rakipleri, savaşın sonuçlarının nihayetinde kendi lehlerine işleyip işlemeyeceğini muhtemelen sessiz bir rahatlıkla izliyorlar.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Amerikan politikasında Filistin: İsrail’in kendini savunma hakkının ötesinde

Görsel: Noelia de Alda
Görsel: Noelia de Alda
TT

Amerikan politikasında Filistin: İsrail’in kendini savunma hakkının ötesinde

Görsel: Noelia de Alda
Görsel: Noelia de Alda

Asel Rad

Amerikan iç ve dış politikasının ve Filistin'in özgürlük davasının son yirmi yılı aşkın bir süre boyunca yakından takip edildiğinde, yalnızca ‘‘ABD'nin İsrail'e karşı sarsılmaz ve koşulsuz bağlılığı’ mesajı açık ve net olarak kaldı. Dünyada iki taraf arasında bu kadar köklü bir mutabakata sahne olan meseleler çok azdır. Çünkü İsrail'e verilen destek Amerikan siyasi bilincinde o kadar derinden kök salmıştı ki, onlarca yıldır neredeyse sorgulanamaz görünüyordu. Bu destekteki herhangi bir tereddüt, başlı başına Amerikalı bir siyasetçi için siyasi bir yüke dönüşmeye yeterliydi.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ister Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun ABD’de iktidara gelen yönetimler, diplomatik koruma ve maddi yardımlarla sözlü ve fiili olarak İsrail'e olan katı desteklerini teyit etmeye her zaman özen gösterdiler. Bu yüzden Filistin'in nihayet Amerikan ana akım siyasi söyleminin merkezine girmesi ve İsrail'i eleştirmenin pek çok yarışta seçmen nezdinde bir siyasi kazanca dönüşmesi, kamuoyunda meydana gelen değişimin büyüklüğünü yansıtmakta ve aynı zamanda İsrail'in Gazze'de işlediği soykırımın vahametini gözler önüne seriyor.

Çünkü Filistin topraklarının yasadışı İsrail işgali, Gazze ablukası, apartheid politikaları ve Filistinlilere yönelik günlük ihlallerin hepsi köklü gerçeklerdir. Ancak Amerikan kamuoyu, keskin değişimine ancak İsrail bugüne kadarki en şiddetli Gazze saldırısını başlattıktan sonra başladı.

Bu değişimin böylesine benzeri görülmemiş büyüklükte toplu katliamları ve yıkımı beraberinde getirmemesi gerekirdi. Ne var ki Gazze'nin dehşet verici manzaralarının kesintisiz akışı, uzun süredir ‘İsrail'in kendini savunma hakkı’ anlatısını kurumsallaştıran devasa bir propaganda makinesini ve medya sistemini nihayet delmeyi başardı. Bu sırada söz konusu yapılar, işgal ve baskı altında yaşayan bir Filistin halkının direnişinin neredeyse tüm biçimlerini fiilen kınıyordu.

Amerikalılar kendilerini neredeyse katlanılması imkânsız görüntüler karşısında buldular. Bu görüntülerde çocuklarının parçalanmış bedenlerini plastik poşetlerde taşıyan babalar, anestezisiz ameliyat edilen ve uzuvları kesilen çocuklar, yerle bir edilen mahalleler ve sayısız yıkım ile felaket manzaraları... Aynı zamanda, Batılı hükümetlerin ve medya kuruluşlarının tutumlarındaki bariz çelişkiye doğrudan tanık oluyorlardı. Çünkü kendilerine sunulan resmi anlatılar, gözleriyle gördükleriyle keskin bir tezat oluşturuyordu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan Biden yönetimi yetkililerine ve Hillary Clinton gibi önde gelen siyasi figürlere kadar İsrailli ve Amerikalı yetkililer ise İsrail'e yöneltilen suçlamaları reddederek, eleştirileri asılsız antisemitizm suçlamalarıyla savuşturarak ve artan halk öfkesini gençlerin saf dilliliğine veya sosyal medyanın etkisine bağlayarak karşılık verdiler.

2024 seçimleri sırasında ve Amerikan üniversitelerindeki protestoların yayılmasıyla birlikte, Başkan Joe Biden protestocuların taleplerinin özünü büyük ölçüde görmezden geldi ve yalnızca ‘düzen’ çağrısı yapmakla yetindi. İsrail'in işlediği soykırıma verilen ABD desteğinin sonlandırılmasını talep eden göstericiler tarafından seçim etkinlikleri boykot edilmeye başlandığında, başkan adayı Kamala Harris onlara mesafeli yaklaştı, seslerini bastırdı ve daha sonra Biden'ın yaptıklarından farklı bir şey yapmayacağını açıkladı. 2024 seçimlerindeki yenilgiyi inceleyen ‘seçim yenilgisi otopsisi’ raporunun sahibi de geniş çapta bilinen bir gerçeği doğruladı ve Gazze, siyasi olarak Harris'e zarar vermişti.

Amerikalıların çoğu bugün savaşın ABD'nin çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyor. Ekonomik maliyetinin günlük hayata yansımasıyla birlikte, Başkan Trump'ın en sadık destekçilerinden bazıları bile bu savaşa karşı çıkan Amerikalıların çoğunluğuna katılmaya başladı.

2025 yılı boyunca İsrail'e yönelik halk eleştirilerinin tırmanışı, Filistin ve Filistinlilere yönelik tutumlardaki değişimle paralel olarak devam etti. O yılın baharına gelindiğinde, siyasi yelpazenin genelinde İsrail'e yönelik olumlu bakış açısı geriledi ve bu gerileme Demokratlar arasında daha belirgindi. Chicago Küresel İlişkiler Konseyi'nin yaptığı bir anket, ilk kez ‘Demokratların İsrail'e yönelik değerlendirmesinin, Konseyin yaklaşık beş on yıldır yaptığı anketlerde 50 puanın altına düştüğünü’ kaydetti. İki ay sonra Brookings Enstitüsü'nün yaptığı bir anket, benzer bir eğilimi ortaya koydu. Seçmenlerin daha büyük bir kısmı İsrail'in saldırılarının devam etmesini haksız bulurken, yüzde 84'ü derhal ateşkes ilan edilmesini destekledi.

2025 New York Belediye Başkanlığı seçimleri de ABD’nin İsrail ve Filistin'e yönelik tutumları açısından bir başka önemli test haline geldi. Yerel bir seçim olmasına rağmen İsrail, adayların münazaralarında öne çıkan bir yer tuttu ve Zohran Mamdani, İsrail politikalarına yönelttiği açık eleştirileriyle temayüz etti. Antisemitizmle yaftalama girişimlerine rağmen Mamdani, 2025 New York Belediye Başkanlığı seçimlerini kazandı ve şehir sakinleri arasında yüzde 69'luk bir destek oranına sahip olmaya devam etti.

fgthyju
New York Belediye Başkanı Zahran Mamdani, New York’un Brooklyn semtindeki Brooklyn Paramount Tiyatrosu’nda düzenlenen bir seçim etkinliği sırasında, 4 Kasım 2025 (AFP)

Mamdani'nin bu yılın haziran ayında New York'taki Demokrat ön seçimlerde elde ettiği yetkinin gücü, desteğini açıkladığı tüm adayların kazanmasıyla tescillendi. Mamdani, Belediye başkanlığını devraldığından bu yana, İsrail uygulamalarına yönelik eleştirilerini hafifletme konusunda hiçbir eğilim göstermedi. Öyle ki geçtiğimiz temmuz ayında yayımladığı resmi bir videolu açıklamada, İsrail Başbakanı Netanyahu'yu bir savaş suçlusu ve ‘Filistin halkına karşı işlenen korkunç bir soykırımın mimarı’ olarak nitelendirdi. Netanyahu ise Mamdani'yi Yahudileri ‘güvende hissettirmemekle’ suçlayarak karşılık verdi. Ancak kamuoyu yoklamaları, Mamdani'nin Amerikan Yahudileri arasında Netanyahu'dan daha popüler olduğunu gösteriyor.

Filistinlilere duyulan sempati ile paralel olarak ABD'nin İsrail'e yönelik tutumlarındaki gerileme 2025'in sonlarında da devam etti ve bu seyir 2026'ya uzandı. Pew Araştırma Merkezi'nin geçtiğimiz yılın ekim ayında yaptığı bir anket, Amerikalıların İsraillilere yönelik olumlu bakış açısında üç yıl boyunca büyük bir düşüş yaşandığını ve İsrail hükümetine yönelik olumsuz bakış açısının tırmandığını ortaya koydu. Bu yılın şubat ayına gelindiğinde anketler benzeri görülmemiş bir değişimi kaydetti. Amerikalılar İsraillilerden ziyade Filistinlilere daha fazla sempati duymaya başladı. İki on yılı aşkın süreyi kapsayan bir dizi anket çerçevesinde bu durum, Gazze'deki soykırımın üç yılı boyunca Amerikan kamuoyunda derin bir dönüşümü temsil etti.

Ayrıca ABD'nin İsrail politikası, parti aidiyetleri ne olursa olsun genç seçmenler arasında artan bir incelemenin konusu haline geldi. 18-49 yaş arası Cumhuriyetçiler arasında yüzde 57'si artık İsrail'e karşı olumsuz bir bakış açısına sahip bulunuyor. Bu değişim Cumhuriyetçi kamp içindeki öne çıkan isimler arasında da kendini gösterdi. Nitekim aralarında Tucker Carlson, Megyn Kelly, Candace Owens ve Marjorie Taylor Greene'in de bulunduğu, daha önce Başkan Donald Trump'ı güçlü bir şekilde desteklemiş olan bir dizi tanınmış isim, ABD'nin İsrail politikalarının bazı yönlerini eleştirmekte daha açık sözlü hale geldi.

Bu gelişmeler bir bütün olarak Amerikan siyasetinde derin dönüşümleri ve ana akım siyasi söylemin sınırlarının yeniden çizildiğini gözler önüne seriyor.

kuı
Gazze şehrinde savaş sırasında yıkılan konut binalarının enkazları arasında yürüyen Filistinliler, 15 Ağustos 2026 (Reuters)

İsrail'in Gazze'deki Filistinli erkeklere, kadınlara ve özellikle de çocuklara karşı işlediği ahlaksız ve savunulamaz toplu katliamlar üzerine düşünmek, daha geniş bir eleştiri ve hesap verebilirlik alanının kapısını araladı. Zira bugün sorulan sorular, soykırımı ve Filistin'in süregelen işgalini aşarak, birçok Amerikalının içeride artan ekonomik ve geçim sıkıntıları altında ezildiği bir dönemde, Amerikan vergi mükelleflerinin paralarının bu vahşetleri finanse etmek için nasıl kullanıldığına uzanıyor.

Aynı zamanda, Amerikan siyasetinde ve seçimlerinde İsrail çıkarlarının nüfuzunu açıkça tartışan Amerikalıların sayısı artıyor. Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) gibi İsrail yanlısı grupların, İsrail eleştirmenlerini mağlup etmek için rekor meblağlar harcamasıyla birlikte, daha fazla Amerikalı siyasetçi ABD içinde İsrail'e ve onu destekleyen baskı ağlarına karşı seslerini yükseltmeye başladı. Örneğin Cumhuriyetçi Temsilci Thomas Massie, AIPAC'in paralarının kendi partisine zarar verdiğini söyledi. Ayrıca, bu değişimin partilerüstü bir nitelik kazandığının bir göstergesi olarak, Demokrat Temsilci Ro Khanna'nın ortak sponsorluğunda ABD'nin İsrail'e yaptığı yardımları azaltmaya yönelik bir değişiklik önergesi sundu. Massie, “Amerikan vergi mükelleflerinin paralarının soykırımı finanse etmek için kullanılmasına karşı oy kullanacağım" dedi.

Filistin meselesinin kapsamı dışında, İsrail ile bağlantılı dış politika dosyaları da Amerikalı seçmenler ve siyasetçiler arasında giderek artan bir endişe uyandırdı. Trump yönetiminin Şubat 2026'da İran'a karşı başlattığı ve yazarın yasadışı olarak nitelendirdiği savaş, ABD'nin yeni bir savaşa girmesine yönelik tarihin en düşük halk desteği seviyesi ortasında başladı ve Amerikalıların çoğu başından beri buna karşı çıktı. Ardından, Amerikan istihbarat teşkilatlarının savaş öncesinde İran'ın bir tehdit oluşturmadığı ve nükleer silah geliştirmeye çalışmadığı yönünde sonuca vardığını bildiren raporların gelmesiyle -net bir hedef veya belirli bir strateji de yokken- halkın hoşnutsuzluğu daha da arttı. ABD Dışişleri Bakanlığına göre İsrail savaşı başlatmış, ABD ise ‘İsrailli müttefikinin talebi üzerine ve onun ortak savunması çerçevesinde’ savaşa dahil olmuştu.

Amerikalıların çoğu bugün savaşın ABD'nin çıkarlarına hizmet etmediğini düşünüyor. Savaşın ekonomik maliyetinin günlük hayata yansımasıyla birlikte, Başkan Trump'ın en sadık destekçilerinden bazıları bile savaşa karşı çıkan Amerikalıların çoğunluğuna katılmaya başladı. Aynı şekilde, Amerikalı siyasetçiler de başkanın savaşı, İran'ın nükleer silah sahibi olmasını engellemek için gerekli olduğu şeklindeki gerekçesine açıkça itiraz ettiler. Temsilci Thomas Massie, “Açık konuşalım, İsrail uğruna galon başına dört dolar ödüyorsunuz” diye yazarken Eski Temsilci Marjorie Taylor Greene ise, “Şahit olduğumuz yabancı nüfuz İsrail'den ve onun finansörlerinden geliyor... Amerika'yı, Amerikan halkının desteklemediği İran'la saçma bir savaşa sürüklediler” ifadelerini kullandı.

İsrail'e yönelik halk desteğinin gerilemeye devam etmesiyle birlikte, İsrail'i açıkça eleştiren ve Filistin'i Amerikan siyasi tartışmalarının merkezine koyan Amerikalı siyasetçilerin ve kamu görevine aday olanların sayısı artıyor.

Gazze'deki soykırım sırasında Amerikan siyasi manzarası öyle bir değişti ki, geçmişte adaylar için bir güç kaynağı olan ve ülke genelinde partilerüstü destek çekebilen AIPAC, giderek siyasi bir yüke dönüşmüştür. Buna karşılık, ‘Track AIPAC’ gibi gruplar, kuruluşa bağlı paralar alan siyasetçileri izlemeyi ve İsrail lobisinin tamamının ABD üzerindeki ‘anti-demokratik etkisi’ olarak nitelendirdikleri şeyi ifşa etmeyi görev edinen geniş platformlar kurdular.

Michigan'daki ABD Senatosu ön seçimlerindeki son yarış, bu değişimin boyutuna çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. Temsilci Haley Stevens, İsrail'in en önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Abdul es-Sayed'i mağlup etme girişimiyle, büyük kısmı AIPAC ile bağlantılı 62 milyon dolarlık devasa bir harcamadan yararlanmıştı. Ancak ön seçimleri Abdul es-Sayed kazandı.

cvfghyju
ABD'nin New York kentindeki "Gazze İçin Ayağa Kalkın" gösterisine katılan Filistin yanlısı göstericiler, 8 Ağustos 2025 (Reuters)

Bu olguların münferit durumlar olduğu söylenemez. Bununla birlikte İsrail'e yönelik halk desteğindeki düşüş devam ederken, onu açıkça eleştiren ve Filistin'i Amerikan siyasi tartışmalarının merkezine koyan Amerikalı siyasetçilerin ve kamu görevine aday olanların sayısı artıyor. Ülke genelindeki adaylar -aralarında Florida eyaletinden kongre adayı olan Oliver Larkin de dâhil olmak üzere- çok daha büyük bir özgüven ve netlikle konuşuyor.

Larkin, geçtiğimiz temmuz ayında Fox News kanalında yayımlanan bir röportajda, makalenin atıfta bulunduğu bir kamuoyu yoklamasına göre Amerikalıların yarısının desteklediği bir tutumla, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından çıkarılan tutuklama emri uyarınca İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun tutuklanması çağrısında bulundu. Ayrıca, bugün İsrail etrafında birleşen eleştiri hatlarının çokluğuna işaret ederek ‘İran'a karşı yürütülen yasadışı savaş’ olarak nitelendirdiği durumu eleştirdi. Haftalar sonra, yerel bir kanaldaki programına katıldığı ve sunucunun İsrail'in soykırım işlediğini kabul etmeyi reddettiği anların yer aldığı bir kesit geniş çapta yayıldı. Geri adım atmayan Larkin, “İster Fox News ister yerel bir kanal olsun, gerçeği söylemekten asla tereddüt etmeyeceğim: İsrail bir soykırım işliyor” dedi.

Birkaç yıl önce bu tür açıklamaları ve siyasi sonuçları hayal etmek bile imkansızdı. Gazze, tartışmanın doğasını ve bununla birlikte Amerikan siyasetinin çehresini değiştirdi. Pew Araştırma Merkezi'nin son yaptığı anket, Amerikalı yetişkinlerin yüzde 60'ının bugün İsrail'e karşı olumsuz bir bakış açısına sahip olduğunu gösterdi. İsrail bölgedeki saldırgan tutumunu ve Filistinlilere yönelik soykırımını sürdürdüğü sürece bu rakamların iyileşmesi olası görünmüyor. Baraj yıkıldı, çocukların parçalanmış bedenlerinin ve Gazze'nin enkazı altında tüm fertleriyle birlikte defnedilen ailelerin görüntüleri kamu oyunun hafızasından öyle kolay kolay da silinmeyecek.