Trump'ın saçına neler oluyor?

Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)
Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)
TT

Trump'ın saçına neler oluyor?

Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)
Başkanın yeni saç stili, eski James Bond oyuncusu Pierce Brosnan'a benzetilmesine yol açtı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın Air Force One'dan inerken çekilen ve imzası haline gelen sarı saçlarından daha koyu renkte görünen saçları, internette spekülasyonlara yol açtı.

Trump, saç modeliyle ilgili, özellikle de 80 yaşındaki başkanın herhangi bir tür peruk kullanıp kullanmadığı konusunda uzun süredir ortaya atılan iddiaları yalanlamak zorunda kalıyor. Yeni fotoğraflar ise söylentileri alevlendirdi.

Gazeteci Aaron Rupar, cumartesi günü X'te "Trump'ın saçına ne olmuş böyle?" diye yazdı.

Trump, cuma günü New Jersey'nin Morristown kentindeki havalimanının pistinde lacivert bir takım elbise ve sarı kravatla (ve görünüşe göre yeni saç stiliyle) gazetecilere el sallarken görüldü. Haftasonunu Bedminster'deki golf kulübünde geçiriyor.

Trump eleştirmeni avukat George Conway, X'te "Anayasanın 25. maddesi kapsamında saçıyla ilgili bir şeyler yapılmalı" diye yazarak, Trump'ın saçlarının bu şekilde görünmesine engel olunması gerektiğini öne sürdü.

csdvthyjugf
Başkan Donald Trump'ın Air Force One'dan inerken çekilen ve imzası haline gelen sarı saçlarından daha koyu bir renkte görünen saçları internette şaşkınlık yarattı (Reuters)

Gazeteci Yashar Ali, Trump'ın havalimanındaki fotoğraflarını yayımladı ve "Bu saç ne??? Fotoğrafları Getty Images'tan kendim almasaydım inanmazdım" ifadelerini kullandı.

cdfvgrthyjuk
Başkan cuma günü Air Force One'dan inerken görüntülendi. Trump'ın saç stili onlarca yıldır ilgi odağı olmayı sürdürüyor (AP)

Trump'ı sık sık eleştiren eski Cumhuriyetçi temsilci Adam Kinzinger, büyük harflerle "Şaka yapıyor olmalısın" diye yazdı.

Birçok sosyal medya kullanıcısı Trump'ın saç stilini alaya aldı.

Gazeteci Molly Jong-Fast, "Trump artık esmer!" dedi.

cdvfgbh
Trump cuma günü New Jersey'nin Morristown kentindeki havalimanının pistinde lacivert takım elbisesi, sarı kravatı ve görünüşe göre yeni saç stiliyle gazetecilere el sallarken görüldü.(AFP)

İlerici roman yazarı Anne Lamott, "Bayıldım. Çok genç. Tam Pierce Brosnan gibi" diyerek James Bond oyuncusuna atıfta bulundu.

Roman ve oyun yazarı Paul Rudnick ise "Trump stilistine, 'Seri katil Rex Heuermann gibi görünmek istiyorum' dedi" diye yazdı. Bu da Gilgo Plajı cinayetleri diye bilinen davada 8 kadını öldürdüğünü itiraf eden New Yorklu seri katile atıfta bulunuyordu.

The Independent, yorum almak için Beyaz Saray'la iletişime geçti.

Trump'ın saçı geçen ay başka bir nedenle de dikkat çekmişti. Sarı saçları daha parlak ve daha kalın görünüyordu.

Başkanın geçen ay Las Vegas'taki bir konuşması sırasında sergilediği saç modeli hakkında konuşmak için herkes sosyal medyaya akın etmişti.

Gazeteci Rupar, X'te şunları yazmıştı:

Trump peruk mu takıyor, bu da ne böyle?

Demokrat Parti'nin resmi X hesabı, Trump'ın açıkça daha seyrek saçlı olduğu bir fotoğrafını paylaşmış ve "Bu, Trump'ın 3 aydan daha kısa bir süre önceki saçıydı" diye yazmıştı.

Eski kongre üyesi Kinzinger, "Trump peruk takıyor!!" diye yazmıştı.

Çarşamba günü Beyaz Saray Gül Bahçesi'nde yaptığı konuşmada Trump, "Yıllarca insanların 'Peruk takıyor' demelerine katlanmak zorunda kaldım. Peruk takmıyorum" dedi.

Trump'ın alışılmadık saç stili, onlarca ilgi odağı olmayı sürdürüyor. Siyasete girmeden çok önce sohbet programlarına katılışlarında da tartışma konusu oluyordu.

Independent Türkçe



İran ve yaptırımlar: Yanlış ders

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran ve yaptırımlar: Yanlış ders

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

İbrahim Hamidi

Trump yönetiminin başlattığı “ekonomik dışlama” kampanyası, Washington'un düşmanlarından birine uyguladığı en büyük mali yaptırımları temsil ediyor ve İran rejiminin ekonomisinin can damarlarını kesmeyi amaçlıyor. Bu yaptırımlar sadece ABD'nin Tahran ile ilişkilerini yasaklamakla kalmıyor, aynı zamanda onunla iş yapan üçüncü tarafların Amerikan finans sistemine erişimini de engelleme tehdidinde bulunuyor. Bu, Trump'ın daha önce 2019'un sonunda imzaladığı “Sezar Yasası” aracılığıyla Beşşar Esed rejimine karşı kullandığı bir mekanizma.

Esed deneyimi ve diğerleri, yaptırımların otoriter rejimleri zayıflatabileceğini ve onları taviz vermeye zorlayabileceğini, ancak nadiren kendi başlarına devirebileceğini gösteriyor. Bu rejimler liderliği, güvenlik aygıtını ve dar çevreleri korurken, maliyeti vatandaşların sırtına yüklerler. Baskıyı haklı çıkarmak için “dış düşmanı” kullanırlar ve yoksulluk, yolsuzluk ve kötü yönetimi yaptırımlara bağlarlar. Yaptırımlar, sertlik yanlılarını güçlendirirken reformcuları zayıflatır. Yönetimin miras bırakılması sürecini hızlandırır ve seçimleri erteler.

Küba'da, ABD ambargosu 1962'de başladı, ekonomiyi zayıflattı ancak rejimi devirmedi. İktidar Fidel Castro'dan kardeşi Raul'e, ardından Miguel Díaz-Canel'e geçti. Venezuela'da, Hugo Chávez ve Nicolás Maduro'nun yetkililerine karşı yaptırımlar 2015'te başladı ve 2017'de genişletildi. Ekonomi daraldı ve milyonlarca insan göç etti, ancak yaptırımlar rejimi devirmedi. Rejimi deviren, bu yılın başındaki ABD operasyonu oldu.

Kuzey Kore'de ise iktidar Kim Il-sung'dan oğlu Kim Jong-il'e geçti. Yaptırımlar, Pyongyang'ın nükleer programını geliştirmesini engellemedi. Rejim, bombayı bir sigorta poliçesi olarak gördü ve ilk nükleer denemesini 2006'da gerçekleştirdi. İktidar, 2011 yılının sonunda torun Kim Jong-un'a geçti.

Arap dünyasında, Güvenlik Konseyi, 1990'da Kuveyt'i işgalinden sonra Irak'a yaptırımlar uyguladı. Bu yaptırımlar, rejimi kitle imha silahı programlarını denetime açmaya ve imha etmeye zorladı, ancak Saddam Hüseyin'i devirmedi. 2003'teki ABD işgali onu devirdi. Muammer Kaddafi, yaptırımlar ve izolasyon ile aynı yılın sonunda kimyasal silah cephaneliğinden vazgeçmek zorunda kaldı, ancak rejimi 2011'deki Libya ayaklanması ve NATO müdahalesine kadar devrilmedi. Sudan'da da yaptırımlar Ömer el-Beşir rejimini devirmedi, ancak 2019'daki protestoların baskısı altında devrilmeden önce davranışlarını değiştirmesine katkıda bulundu. Bunun üzerine yaptırımlar kaldırıldı. 2013'te “iki generalin savaşı”nın patlak vermesinin ardından Washington, her iki tarafı da yeniden yaptırımlarla hedef aldı.

Suriye, İran'a en yakın örneği sunuyor. Washington, 1979'da Suriye'yi terörizmi destekleyen devletler listesine aldı, ancak Hafız Esed 2000'deki ölümüne kadar iktidarda kaldı; ardından oğlu Beşşar Esed, yaptırımların ve izolasyonun gölgesinde 24 yıldan fazla bir süre iktidarda kaldı. 2013'teki kimyasal saldırıdan sonra ABD'nin askeri müdahale tehdidi, Esed'i kimyasal silahlarını imha etmeyi kabul etmeye zorladı. Bu baskı davranışlarını değiştirdi, ancak onu devirmedi.

Onu deviren, 2024'ün sonunda Sezar Yasası'nın sonuçlarının ortasında başlatılan askeri bir saldırı oldu; o sırada Rusya Ukrayna'daki savaşla meşguldü ve İran ile Hizbullah yoğun İsrail baskısı altındaydı. Müttefiklerinin korumasını kaybettiğinde ve güçleri Ahmed eş-Şara liderliğindeki gruplar karşısında dağıldığında, Moskova'ya kaçtı.

Peki, İran yaptırımlarla nasıl başa çıkacak? Büyük olasılıkla aynı taktikleri uygulayacaktır. Trump'ın ekonomik yaptırım kampanyasına, 40 yılı aşkın süredir biriktirdiği araçlarla, yani gölge filolar, paravan şirketler, kaçakçılık ağları, vekil güçler, komşu ülkelerle ticaret, takas ve kripto paralar, paralel bir finans sistemi kurma ve Çin ve Rusya ile iş birliğini derinleştirmeyle karşılık verecektir. Ayrıca bölgesel nüfuzunu müzakerelerde kaldıraç olarak ve yaptırımları aşmak için kullanacaktır.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre içeride rejim, yaptırımları bir “ekonomik savaş” olarak gösterecek, enflasyon ve yoksulluktan Washington'u sorumlu tutarken, kendi kötü yönetimini, askeri harcamalarını ve vekil güçlerine desteğini görmezden gelecektir. Hatta daha fazla baskıyı haklı çıkarmak için dış baskıyı bile kullanabilir.

Trump'ın yaptırımlarının tek başına İran rejimini devirmesi olası değil. Ancak bunların askeri saldırılar ve tedarik hatlarını hedef almakla birleşmesi, rejimi daha da zayıflatacak ve seçeneklerini daraltacaktır

Ancak hata, Tahran'ın başkalarının deneyimlerinden çıkarabileceği ders olabilir. Kaddafi alışılmadık programından vazgeçti ve rejimi düşmeden önce 8 yıl daha iktidarda kaldı. Esed 2013'te kimyasal silahlarını imha etmeyi kabul etti, ancak 11 yıl daha iktidarda kaldı. Kuzey Kore nükleer bombasını korudu ve kimse rejimini askeri olarak devirmeye cesaret edemedi.

Ayrıca Kuzey Kore ve Suriye'de babadan oğula, Küba'da ise büyük kardeşten küçük kardeşe iktidar devir teslimi, Tahran'da da tekrarlandı; Mücteba, babası Ali Hamaney'in yerine ülkenin Dini Lideri oldu. NATO Libya'ya müdahale etmeseydi, Seyfül İslam babasının yerine geçebilirdi ve Amerikan müdahalesi olmasaydı Uday veya Kusay hâlâ Saddam'ın saraylarında yaşıyor olabilirdi.

Trump'ın yaptırımlarının tek başına İran'ın ideolojik rejimini devirmesi olası değil. Ancak bunların askeri saldırılar ve tedarik hatlarını hedef almakla birleşmesi, onu daha da zayıflatacak ve seçeneklerini daraltacaktır, hatta müzakere masasına oturmaya bile itebilir. Öte yandan, baskılar onu tam tersi yöne; bölgeye yönelik tehditlerinin ve maceralarının dozunu artırma, ülke içindeki kontrolünü sıkılaştırma ve nükleer bomba edinme ve Kuzey Kore modeline yönelme çabasını hızlandırmaya da itebilir.

Soru sadece yaptırımların rejimi devirip deviremeyecekleri değil, rejimin çöküşten kaçınmak için ne yapacağıdır

İşte “yanlış ders” burada gizli. İran nükleer silahı, sadece dış baskılara karşı caydırıcı bir unsur olarak değil, rejimin hayatta kalmasının nihai garantisi olarak görüyor; dahası rejim değişikliğine karşı bir sigorta poliçesi olarak değerlendiriyor.

“İsrail faktörü” hesapları değiştiriyor. İsrail, 1981'de Irak reaktörünü vurdu, 2007'de Deyrizor yakınlarındaki Suriye nükleer tesisini imha etti ve İran'ın nükleer ve füze programlarına karşı suikastlar, sabotaj operasyonları, siber saldırılar ve askeri saldırılar gerçekleştirdi.

İsrail, İran nükleer programını bir pazarlık kozu olarak değil, 7 Ekim 2023'ten sonra yoğunlaşan varoluşsal bir tehdit olarak görüyor. Tahran'ın bir bombanın gerçeğe dönüşeceği noktaya ulaşmasına izin vermeyebilir.

Trump'ın yaptırımları İran'da yeni bir aşama başlattı. Soru sadece rejimi devirip deviremeyecekleri değil, rejimin çöküşten kaçınmak için ne yapacağıdır. Ve “yanlış dersin” tehlikesi de işte burada yatıyor.


Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor

Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor
TT

Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor

Washington-Tahran çatışmasında askeri tırmanışa ekonomik kuşatma eşlik ediyor

Washington ile Tahran arasındaki çatışma, karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla yeni bir döneme girerken askeri cephedeki tırmanışa ekonomik baskının derinleşmesi eşlik ediyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ın yeni saldırılara “daha hızlı, daha sert ve daha acı verici bir karşılık” verileceği yönündeki açıklaması, Tahran'ın çatışmanın maliyetini yalnızca askeri hedeflerle sınırlı tutmayabileceğine ilişkin mesajlarının son örneğini oluşturuyor.

İran'ın karşı karşıya olduğu baskı ise savaş alanının çok ötesine uzanıyor. ABD'nin yaptırımları ve İran'ın petrol ihracatına yönelik baskısı, Tahran'ın savaş koşullarında ihtiyaç duyduğu döviz gelirlerini ve ekonomik manevra alanını daraltırken ülke içinde finansal istikrar üzerindeki baskıyı artırıyor.

Kalibaf, döviz kurundaki sert dalgalanmalar, yüksek enflasyon ve işsizliğin yanı sıra piyasaların yönetilmesini de ülkenin başlıca sorunları arasında sıraladı. İran Ekonomi Bakanlığı ise savaşın yol açtığı ekonomik sorunlarla mücadele amacıyla çalışmaların yoğunlaştırıldığını açıkladı.

Böylece Washington ile Tahran arasındaki çatışma, askeri baskı ile ekonomik kuşatmanın birbirini beslediği çift cepheli bir mücadeleye dönüşüyor. ABD'nin petrol gelirlerini hedef alan baskısı Tahran'ın ekonomik dayanıklılığını sınarken İran'ın misilleme tehdidi, Washington'ın bölgedeki askeri ve ekonomik çıkarlarını daha geniş bir çatışmanın parçası haline getirme riskini artırıyor.

Gelişmeler, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının üzerinden altı ay geçmesinin ardından yaşanıyor. Ancak geçen süre çatışmayı sona erdirmek yerine savaşın daha karmaşık ve maliyetli bir dengeye oturduğunu gösteriyor. Diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması ve ateşkes konusunda varılan ön anlaşmanın çökmesi, iki tarafın askeri baskıyı müzakere masasında avantaj elde etmenin temel aracı olarak görmeye devam ettiğine işaret ediyor.

Bu tablo, savaşın kısa vadede kesin bir sonuca ulaşmasından çok uzayan bir yıpratma savaşına dönüşme ihtimalini güçlendiriyor. Washington ekonomik baskıyı Tahran'ın savaş kapasitesini ve siyasi manevra alanını daraltmak için kullanırken İran da askeri misilleme tehdidini ABD'ye çatışmanın maliyetlerini yükseltme aracı olarak kullanıyor.

Dolayısıyla önümüzdeki dönemde çatışmanın seyri yalnızca cephedeki saldırıların yoğunluğuyla değil, İran ekonomisinin artan yaptırım baskısına ne ölçüde dayanabileceği ve Tahran'ın ekonomik sıkışmışlığını ne kadar süre askeri caydırıcılıkla dengeleyebileceğiyle de belirlenecek.


Trump savaşı erteledi mi? Gözler kasım seçimlerinde

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Eylül 2026'da Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerliyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Eylül 2026'da Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerliyor (AFP)
TT

Trump savaşı erteledi mi? Gözler kasım seçimlerinde

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Eylül 2026'da Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerliyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Eylül 2026'da Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerliyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'la savaşı “basit bir mesele” olarak nitelendirmekte ısrar etmesini, gelecek Kasım ayında yapılacak ara seçimlerden ayrı değerlendirmek mümkün değil. Trump kendisini uzun süreli savaşlara karşı çıkan bir lider olarak tanımladı ve seçmenleri çatışmanın yeni bir bataklığa dönüşmediğine, maliyetinin yükselmesinin kontrolün kaybedildiği anlamına gelmediğine ikna etmek zorunda.

Bu nedenle son dönemde kullandığı ifadeler iki birbiriyle bağlantılı işlev görüyor: ABD'nin zafer imajını pekiştirmek ve Cumhuriyetçiler açısından zorlu geçmesi beklenen seçim yarışında savaşın siyasi ağırlığını azaltmak.

Ancak bu söylem, Beyaz Saray'ın hesaplarında yaşanan fiili değişimi gizliyor. Trump, İran'ın nükleer silaha sahip olmasını engellemek ve bölgesel nüfuz kullanma kapasitesini sona erdirmek başta olmak üzere azami hedeflerinden vazgeçmiş değil. Ancak enerji fiyatlarının yükselmesi, sınırlı da olsa yaşanan can kayıpları ve mühimmat stoklarının tükenmesi gibi iç baskı unsurlarının artmasıyla birlikte gücün kullanılacağı zamanlama ve kapsam konusunda daha hassas hale geldi.

Kasım'a kadar kontrol altında tutma

Trump'ın başta Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio olmak üzere üst düzey yardımcılarının bir bölümü, seçimlere kadar tırmanışın belirli bir sınırın altında tutulmasını ve yaptırımlar, abluka ile ekonomik baskıya öncelik verilmesini savunuyor. Reuters'ın Beyaz Saray'dan bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre İran üzerindeki baskı devam ediyor ancak kasım öncelik.

Kaynaklar, seçimlerin ardından daha ağır saldırılara dönülmesi ihtimalinden de söz ediyor ancak bu konuda henüz nihai bir karar alınmış değil.

Bu baskılar Trump'ın tamamen parti hesaplarına göre hareket ettiği anlamına gelmiyor ancak seçeneklerinin hareket alanını daraltıyor. Reuters/Ipsos tarafından yapılan bir ankete göre Amerikalıların yalnızca dörtte biri savaşın maliyetine değdiğini düşünüyor. Trump'ın yardımcıları ise savaşın seçimlerin belirleyici gündem maddesine dönüşmesini engellemeye çalışıyor.

Savaşın maliyeti 37,5 milyar doları aşmasına ve 18 ABD askerinin hayatını kaybetmesine rağmen “sınırlı askeri çatışma” olarak tanımlanması da savaş kavramını geri plana itme ve seçmenin zihnindeki ağırlığını azaltma çabasına işaret ediyor.

Bununla birlikte seçimlere yönelik bu gerilimi düşürme politikası kırılganlığını koruyor. ABD'li askerlerin ölmesine yol açacak herhangi bir İran saldırısı, bölgedeki kritik tesisleri tehdit etmesi veya Hürmüz Boğazı'ndaki geçişleri daha geniş ölçekte sekteye uğratması halinde Trump seçimlerden önce güçlü bir karşılık vermek zorunda kalabilir.

Trump topyekûn bir savaştan kaçınmak istese de zayıflıkla suçlanmayı veya Tahran'ın çatışmanın kurallarını belirliyormuş gibi görünmesine izin vermeyi göze alamaz. Öte yandan Tahran da bu açmazın farkında. İran'ın stratejisinin “direnmek ve çatışmayı uzatmak” üzerine kurulduğu, yakıt fiyatlarındaki yükselişin ve savaşa verilen desteğin azalmasının Cumhuriyetçileri zayıflatmasını umduğu görülüyor.

Ancak İran, saldırılarını sürdürerek Trump'a kontrol politikasından tırmanışa geçmek için ihtiyaç duyduğu siyasi gerekçeyi sağlama riski taşıyor.

Seçimlerden sonrası da sınırsız değil

Kasım ayından sonra iç siyasi baskının azalması bekleniyor. Bu durum Trump'a petrol tesislerini hedef alma, ablukayı genişletme veya İran'ın geride kalan füze ve nükleer kapasitesine yönelik saldırıları artırma konusunda daha geniş bir hareket alanı sağlayabilir.

Trump yönetimi şimdiden savaş sonrası döneme ilişkin bir strateji üzerinde çalışıyor. Bu stratejinin temelinde İran'ı bölgesel ölçekte çevrelemek ve Tahran'a karşı daha geniş bir ittifak oluşturmak bulunuyor.

Ancak seçimlerin sonucu bu hareket alanının sınırlarını da belirleyecek. Cumhuriyetçilerin Kongre'nin her iki kanadındaki çoğunluğunu koruması halinde Trump, mühimmat stoklarının yenilenmesi ve operasyonların sürdürülmesi için gereken finansmanı daha kolay elde edebilir.

Buna karşılık Temsilciler Meclisi veya Senato'dan birinin Demokratların kontrolüne geçmesi durumunda Trump daha sıkı denetimle ve finansman ile savaş yetkileri konusunda daha yoğun siyasi mücadelelerle karşı karşıya kalabilir. Bununla birlikte Trump, ABD Silahlı Kuvvetlerinin başkomutanı sıfatıyla sınırlı saldırılar düzenleme yetkisini koruyacaktır.

Askeri kısıtlamalar da seçimlerden sonra ortadan kalkmayacak. Raporlarda önleme füzeleri ve saldırı mühimmatında yaşanan eksikliklere, ayrıca yönetim içinde savaşın gidişatına ilişkin değerlendirmeler konusunda görüş ayrılıklarına dikkat çekildi. Beyaz Saray ve Pentagon ise bu haberleri yalanladı.

Bu nedenle seçimlerden sonraki dönem tek bir belirleyici saldırıdan ziyade daha uzun süreli ekonomik ve askeri baskı dönemi olabilir.

Dolayısıyla Trump'ın savaşın hedefleri konusunda iç baskılardan ziyade tırmanışın zamanlaması konusunda bu baskılara tabi olduğu görülüyor. Trump, Tahran'ın üzerine oynadığı yüksek fiyatlar ve kayıplar mümkün olduğunca düşük bir seviyede tutarak kasım seçimlerini geride bırakmak ve ardından hareket özgürlüğünü yeniden kazanmak istiyor.

Ancak büyük çaplı kanlı bir olay ya da İran ve İsrail'in yapacağı yanlış bir hesaplama, ertelenen tırmanışı kendi zamanlamasını dayatan bir çatışmaya dönüştürebilir.