Koalisyondan Husilere misilleme tehdidi

Faysal bin Ferhan’dan Husilere sert mesaj: “Kaldıramayacakları bir kapı açtılar”

Yemen meşru hükümetine bağlı güçlerin, dün Taiz kentinin batısındaki el-Kedha cephesinde Husilere ait güçlere füze fırlattığı anları gösteren video kaydı. (AFP)
Yemen meşru hükümetine bağlı güçlerin, dün Taiz kentinin batısındaki el-Kedha cephesinde Husilere ait güçlere füze fırlattığı anları gösteren video kaydı. (AFP)
TT

Koalisyondan Husilere misilleme tehdidi

Yemen meşru hükümetine bağlı güçlerin, dün Taiz kentinin batısındaki el-Kedha cephesinde Husilere ait güçlere füze fırlattığı anları gösteren video kaydı. (AFP)
Yemen meşru hükümetine bağlı güçlerin, dün Taiz kentinin batısındaki el-Kedha cephesinde Husilere ait güçlere füze fırlattığı anları gösteren video kaydı. (AFP)

“Yemen Meşru Hükümetini Destekleme Koalisyonu”, İran destekli Husilerin Suudi Arabistan’ın güneyindeki Abha, Hamis Muşayt, Cizan ve Necran kentlerinde sivil ve ekonomik hedefleri vurmasının ardından, Husileri caydırmak için gerekli operasyonel tedbirlerin alınacağı uyarısında bulundu. Saldırılarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 73 sivil yaralandı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, dün Moskova’da Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile düzenlediği basın toplantısında, Husilerin “kaldıramayacakları bir kapı açtığını” söyledi. Bin Ferhan, ülkesinin herhangi bir saldırı karşısında kendisini savunmaktan çekinmeyeceğini vurguladı.

Lavrov ise Husilerin saldırılarını “kabul edilemez ve ters tepen eylemler” olarak nitelendirdi ve Moskova’nın Riyad’ın girişimlerine tam destek verdiğini belirtti.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da Husileri “İran’ın araçları ve vekilleri” olarak tanımlayarak, Yemen’deki gelişmelerin arkasında “İran’ın eli” olduğunu değerlendirdi.

Rubio gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz. (...) Ayrıca bazı kara operasyonlarının da gerçekleştiğini düşünüyorum. Yemen güçleri Husilere karşı koyuyor ve onları sahada elde etmeye çalıştıkları bazı ilerlemelerden geri çekilmeye zorluyor” ifadelerini kullandı.

Çok sayıda Arap ve İslam ülkesi ile kuruluşu da Husilerin saldırılarını kınayarak, Suudi Arabistan’ın egemenliğine yönelik açık ihlaller karşısında Riyad’la tam dayanışma içinde olduklarını bildirdi. Söz konusu ülkeler ve kuruluşlar, Suudi Arabistan’ın güvenliğini, egemenliğini ve ulusal kaynaklarını korumaya yönelik attığı adımlara destek verdiklerini açıkladı.



Yemen'de cepheler yeniden hareketlendi: Taiz'de şiddetli çatışmalar, Marib'de ilerleme

Batı Taiz'de Yemen hükümet güçlerine mensup bir savaşçı, havan mermisinin ateşlenmesi sırasında kulaklarını kapatıyor (AFP)
Batı Taiz'de Yemen hükümet güçlerine mensup bir savaşçı, havan mermisinin ateşlenmesi sırasında kulaklarını kapatıyor (AFP)
TT

Yemen'de cepheler yeniden hareketlendi: Taiz'de şiddetli çatışmalar, Marib'de ilerleme

Batı Taiz'de Yemen hükümet güçlerine mensup bir savaşçı, havan mermisinin ateşlenmesi sırasında kulaklarını kapatıyor (AFP)
Batı Taiz'de Yemen hükümet güçlerine mensup bir savaşçı, havan mermisinin ateşlenmesi sırasında kulaklarını kapatıyor (AFP)

Yemen hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar çarşamba günü birçok cephede şiddetlenirken en yoğun çatışmalar ülkenin batısında, özellikle Taiz'in el-Kedha, el-Berh ve el-Vaziiye bölgelerinde yaşandı. Marib, Cevf ve Beyda'nın yanı sıra Dali vilayetindeki Müris cephesinde de askeri hareketlilik sürerken hükümet güçleri son günlerde elde ettiği kazanımları pekiştirmeye çalışıyor.

Husiler, özellikle Taiz'in batısında kontrol altına alınması tehlikeye giren bölgelere büyük takviyeler göndererek hükümet güçlerinin ilerleyişini durdurmaya ve sahile açılan daha fazla bölgeye ulaşmasını engellemeye çalışıyor. Buna karşılık hükümet güçleri ve ortak güçler çatışma hatlarına takviye göndermeyi sürdürüyor. Çatışmalar ve hava saldırıları nedeniyle Husilerin kayıplarının arttığına ilişkin işaretler bulunuyor.

Batı Yemen sahili, mevcut tırmanışın ağırlık merkezine dönüşmüş durumda. Husiler son dönemde ele geçirdikleri mevzileri korumaya çalışırken hükümet güçleri saldırıyı kırmayı, Taiz kentinin Moha ile bağlantısını kesmeye yönelik girişimleri engellemeyi ve sahile ve Bab el-Mendeb'e doğru ilerlemeyi hedefliyor.

dcfvg
Husilere karşı çatışmalar sırasında ağır makineli tüfek taşıyan Yemen hükümet güçlerinden bir asker (AFP)

Taiz'in batısında en şiddetli çatışmalar el-Kedha, el-Berh ve el-Vaziiye'de yaşanıyor. Hükümet güçleri ve ortak güçler, Husilerin son günlerde ele geçirdiği mevzileri geri almak amacıyla örgütle şiddetli çatışmalara giriyor.

Taiz eksenindeki silahlı kuvvetler ile Vatan Kalkanı Güçleri salı günü Makbana ilçesine bağlı el-Kedha bölgesini kurtarmak amacıyla ortak askeri operasyon başlattıklarını duyurdu. Taiz ekseni kurmay başkanı Tümgeneral Abdülaziz el-Mecidi, operasyona katılan güçlerin el-Mekazime ve el-Mihal bölgeleri ile bunlara bitişik çok sayıda tepeyi geri aldığını ve ardından çatışmaların şiddetlendiğini söyledi.

Bu gelişmeye, silahlı kuvvetlere ait savaş uçaklarının el-Hubeyşi Dağı'ndaki er-Rahbe Okulu'nda Husilere ait bir toplanma alanı ve komuta merkezini hedef alan hava saldırısı eşlik etti. Askeri bir kaynağa göre saldırı, Husilerin söz konusu alanı askeri amaçlarla kullanmasının ardından düzenlendi.

Sahil cephesinin diğer bölgelerinde Ulusal Direniş Güçleri mevzilerini savunmayı sürdürürken Vatan Kalkanı Güçleri Komutanı Tümgeneral Abdurrahman el-Lahci de Moha'ya ulaştı. Bu sırada Husilerin bu cephedeki tırmanışına karşı koymak amacıyla askeri hazırlıklar devam ediyor.

Askeri kaynaklar, Husilerin savunma hatlarını güçlendirmek ve hükümet güçlerinin ilerleyiş alanını genişletmesini engellemek amacıyla Taiz'in batısına çok sayıda militan gönderdiğini belirtiyor. Örgütün ayrıca saldırıya uğramasını beklediği bölgelere çok sayıda mayın döşeyerek ilerleyişi yavaşlatmaya ve hükümet güçlerine daha ağır kayıplar verdirmeye çalıştığı ifade ediliyor.

ghyj
Husilerin bir mevzisine saldırı düzenleyen Yemen hükümet güçlerine ait askeri araç (AFP)

Batı sahilindeki çatışmalar, Taiz cephelerinin sınırlarını aşan bir önem taşıyor. Bunun nedeni bölgenin Moha ve Bab el-Mendeb'e uzanan yol üzerindeki stratejik konumu. Yemen hükümeti, Husilerin sahile doğru hareketlenmesinin, örgütün nüfuzunu güçlendirmeye ve bölgenin en önemli deniz geçiş noktalarından birinde uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmeye yönelik İran kaynaklı hedeflerin parçası olduğunu değerlendiriyor.

Marib ve Cevf'te hareketlilik

Marib'de hükümet güçleri kentin batısındaki bazı mevzilerde ilerleme kaydederken 7. Askeri Bölge birlikleri vilayetin kuzeyinde Husilerin mevzilerine yönelik saldırı başlattı. Bu gelişmeye Sırvah şehrinde  Husilerin takviyelerini hedef alan hava saldırıları eşlik etti.

Cevf'te ise hükümet güçleri son günlerde elde ettiği kazanımları pekiştirmeye yönelik operasyonlarını sürdürüyor. Güçler, Hayb ve eş-Şaaf ilçesindeki el-Yetme bölgesini ve daha önce el-Lebenat bölgesindeki bazı mevzileri geri almıştı.

cdfgh
Yemen güçleri Taiz'in batısında Husilere karşı şiddetli çatışmalara giriyor (AFP)

Askeri kaynaklara göre hükümet güçleri el-Lebenat Kampı'ndaki Husi gruplarını kuşatmaya çalışıyor. Bu kapsamda el-Hazm kenti çevresindeki örgüt mevzileri ve toplanma alanları hava ve topçu saldırılarıyla hedef alınıyor. Güçler aynı zamanda kampa uzanan kuzey ikmal hattına ulaşarak içeride bulunan Husilere takviye gönderilmesini engellemeyi amaçlıyor.

Bu hareketlilik, hükümet güçlerinin son günlerde Cevf'teki operasyonlarını genişletmesinin ardından yaşandı. Amaç, sahadaki sınırlı ilerlemeleri kalıcı olarak tutulabilecek mevzilere dönüştürmek. Mevcut operasyonların Husi ikmal hatları ve tahkimatlarına odaklanması da bununla bağlantılı.

Beyda'da hükümet güçleri son günlerde ilerlediği mevzileri pekiştirmeye çalışırken Dali'deki Müris cephesinde çatışmalar devam ediyor. Hükümet güçleri, Husilerin daha önce kaybettiği mevzileri geri alma girişimi kapsamında düzenlediği saldırıları püskürttü.

Kara operasyonlarına paralel olarak silahlı kuvvetlere ait savaş uçakları birçok cephede Husi mevzileri ve toplanma alanlarına saldırılar düzenledi. İnsansız hava araçlarının da kullanıldığı operasyonlar kapsamında Husiler cephe hatlarındaki güçlerini yeniden konuşlandırmaya ve savunmalarını güçlendirmeye çalışıyor.

Husi kayıpları

Mevcut tırmanış, Cevf, Beyda, Marib, Taiz ve batı sahili cephelerinde eş zamanlı yürütülen ve günler süren askeri operasyonların ardından geldi. Bu süreç, çatışmaların görece kontrol altında tutulduğu bir aşamadan hükümet güçlerinin geniş çaplı kara harekâtına geçtiği yeni bir döneme işaret ederken Husiler de takviye göndererek savunma hazırlıklarını artırdı.

bhyju
Yemen ordusu ile Husiler arasındaki çatışmalar nedeniyle Taiz'in batısındaki el-Kedha bölgesinde yükselen duman (AFP)

Sahil çatışmalarında Husilerin verdiği kayıpların boyutuna ilişkin bir göstergede, Ulusal Direniş Güçleri Tıbbi Hizmetler Dairesi Başkanı Dr. Tarık el-Azani, Moha'ya getirilen öldürülen ve esir alınan Husi sayısının “son derece yüksek” olduğunu söyledi. El-Azani, hastanelerin morglarının örgüt mensuplarının cesetleriyle dolduğunu ve yaralı olarak esir alınan Husiler nedeniyle yatakların da dolduğunu belirtti.

Husiler kayıplarını telafi etmek amacıyla çatışma hatlarına yeni takviyeler göndermeye, mevzilerini tahkim etmeye ve yoğun şekilde mayın döşemeye çalışıyor. Hükümet güçleri ise askeri baskıyı kullanarak son dönemde elde edilen kazanımların kapsamını genişletmeye çalışıyor.

Bu gelişmeler, Husilerin bölgesel çapta tırmanışını da sürdürdüğü bir döneme denk geliyor. Örgüt, Güney Suudi Arabistan'a yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarının yanı sıra sivil ve ekonomik altyapıyı hedef alan bir dizi saldırı düzenledi. Resmi açıklamalara göre saldırılarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 73 sivil yaralandı.

Avrupa Birliği, Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik son saldırılarını şiddetle kınayarak Riyad'la dayanışma içinde olduğunu belirtti. Birlik, sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının “kabul edilemez” olduğunu vurguladı. Saldırıların bölgesel güvenlik ve istikrarı baltalayan tehlikeli bir tırmanış oluşturduğu ve Yemen'deki çatışmaya barışçıl çözüm bulma çabalarına yönelik riskleri artırdığı uyarısında bulundu.

Avrupa Birliği, Husilere Yemen içinde ve dışında tüm saldırıları derhal durdurma çağrısı yaptı. Birlik ayrıca Kızıldeniz'deki ticari gemileri hedef alan saldırılar da dahil olmak üzere tüm saldırıların sona erdirilmesini ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin ilgili kararlarına uyulmasını istedi.

Washington'da ise ABD'nin Yemen Büyükelçiliği, Yemen hükümetinin “halkını savunma ve İran rejimi tarafından desteklenen terörist Husi milislerinin terör uygulama kapasitesine son verme konusunda tam hakkı bulunduğunu” belirtti. Büyükelçilik, Husilerin “bu çatışmayı başlatan taraf olduğunu ve saldırganlıklarının sonuçlarını üstlenmeleri gerektiğini” ifade etti.

Büyükelçilik ayrıca Suudi Arabistan'ın topraklarını ve vatandaşlarını savunma ve Yemen hükümetinin Husi tehdidini sona erdirme çabalarını destekleme hakkını vurguladı.


11 Eylül’ün izleri çeyrek asır sonra da silinmedi

Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)
Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)
TT

11 Eylül’ün izleri çeyrek asır sonra da silinmedi

Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)
Saddam rejimi ile Bin Ladin arasındaki iki temas girişimi de sonuçsuz kaldı ancak iş birliği suçlamaları Irak’ın peşini bırakmadı (AFP)

Bazı günler yalnızca tarihe geçmez, tarihin akışını da değiştirir. 11 Eylül 2001, dünyanın hafızasına “dünyayı sarsan gün” olarak kazındı. O sabah ekranlara yansıyan görüntüler, ilk anda milyonlarca insanın gerçek olduğuna inanmakta zorlandığı bir kâbusa dönüştü. Sivil uçakların New York ve Washington’daki güç sembollerine çarparak patlaması, yalnızca binlerce insanın hayatını değil, Amerika’nın, Orta Doğu’nun ve dünyanın gidişatını da değiştirdi. Aradan çeyrek asır geçse de 11 Eylül’ün bıraktığı izler hâlâ silinmiş değil.

El-Kaide lideri Usame bin Ladin’in başlattığı o saldırı Afganistan’daki Taliban rejimi ve Irak’taki Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasına yol açtı: Afganistan bugün yeniden Taliban’ın görece daha düşük profilli yönetimi altında yaşamını sürdürürken Ortadoğu, ABD ordusunun Irak’taki Baas rejimini devirmesinin yol açtığı bölgesel dengelerdeki bozulmanın bedelini hâlâ ödüyor. Her iki rejimin devrilmesi, bugün ABD ile askeri bir çatışmanın içinde bulunan İran’ın istemeden aldığı büyük bir hediyeydi.

xgbh
11 Eylül’den haftalar sonra Bush ile Salih’in görüşmesi (AFP)

Dünya, Amerika’nın kendi topraklarında saldırıya uğramasına alışık değildi. 7 Aralık 1941’de Japonya, Hawaii’deki Amerikan üssü Pearl Harbor’a saldırmış, Washington ertesi gün Japonya’ya savaş ilan ederek karşılık vermişti. Sonrası ise biliniyor.

Meşhur 11 Eylül saldırılarında Usame bin Ladin savaşı doğrudan Amerikan topraklarına taşıdı ve George W. Bush yönetimi, terörün merkezleri olarak gördüğü hedeflere karşı savaşı başlattı.

Başkan George W. Bush liderliğindeki yaralı Amerika’nın, Usame bin Ladin’i barındırmakta ısrar eden ve kendisinden bu kişiden uzaklaşması ya da onu teslim etmesi yönündeki çağrıları dikkate almayan Molla Ömer rejimini devirmeye karar vermesi şaşırtıcı değildi.

Ancak asıl büyük karşılık Ortadoğu’da yaşandı. Bölge, 2003 yılında Bağdat’taki Firdevs Meydanı’nda Amerikan zırhlı araçlarının Saddam Hüseyin’in heykelini devirdiğine tanıklık etti. Ortadoğu daha sonra Saddam’ın boynuna geçirilen idam ilmiğini de görecekti. Bu görüntü, iki kişiyi endişelendirdi: Biri Muammer Kaddafi, diğeri Ali Abdullah Salih.

xcvfbghj
Merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat (Arşiv)

Usame bin Ladin, New York ve Washington’a saldıran ekibin üyelerinin çoğunun Suudi Arabistanlı olmasını özellikle tercih etmişti. Amacı Washington ile Riyad arasında kriz ve kopuş yaratmaktı. İstediği gerçekleşmedi ancak yaşananlar İslam dünyasının tamamı için büyük bir sınav oluşturdu.

Amerika’da terörün köklerinin kazınması çağrıları yükseldi. Saldırılar, Amerika ve Batı’nın çok sayıda ülkeyle ilişkilerini sarsarken Batılı hükümetlerin Arap ve Müslüman topluluklarla ilişkilerini de etkiledi. Özellikle göç dalgalarının giderek büyümesiyle birlikte bu gerilim daha da arttı. Bugün ise Avrupa’nın birçok ülkesinde aşırı sağın yükselişine tanıklık ediyoruz.

O gün Yaser Arafat Gazze’de bulunuyordu. Batı Şeria ve Gazze’de saldırıları kutlamak ve Amerika’nın İsrail yanlısı tutumuna duyulan nefreti göstermek amacıyla şeker dağıtan bazı Filistinlilere yönelik görüntü ve haberlere odaklanılmasından rahatsız oldu. Arafat, ilerleyen yaşına rağmen New York ve Washington’da yaralananlara kan bağışlamakta ısrar etti ve Gazze’deki hastanelerden birine gitti. Bazıları Arafat’ın saldırıların ilk saatlerinde, eylemin gerçekleştirilmesine Filistinlilerin de katılmış olabileceğinden endişe ettiğini söylüyor.

cgthnh
Muammer Kaddafi (Arşiv – Reuters)

Muammer Kaddafi de endişeye kapıldı. Ancak ilk saatlerde o ve Saddam Hüseyin saldırının Amerika’yı zayıflatacağı yanılgısına kapılmıştı.

Kaddafi, Dışişleri Bakanı Abdurrahman Şalgam’dan Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika’dan Bush’a Libya’nın ilişkileri normalleştirmeye ve Amerika ile yeni bir sayfa açmaya hazır olduğunu iletmesini istemesini talep etti. Buteflika, Libya’nın bu tutumunu Bush’a aktardı. Ancak Amerikan başkanı konuğuna şu mesajı verdi: “Kaddafi’ye söyle, nükleer programının cephaneliğinden derhal vazgeçsin. Aksi halde biz gidip onu yok ederiz.”

Amerika’daki gerilimin boyutunu anlamaya çalışan Şalgam, Trablus’ta yapılan bir toplantıda Amerika’nın Afganistan’ı, Irak’ı ve Libya’yı işgal edeceğini söyledi. Libya lideri Bush’un iradesine boyun eğmekte tereddüt etmedi.

cvfbgnhj
Bin Ladin, Sudan'da bulunduğu yıllarda Beşir ile birlikte

Amerika, Irak’a saldırırken Saddam rejiminin kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiasını gerekçe olarak kullandı. Ayrıca Irak rejimi ile El-Kaide arasında ilişki bulunduğunu öne sürdü. Ancak özellikle Saddam ile Bin Ladin’in kişilikleri arasındaki büyük farklılık ve dayandıkları ideolojik sözlüklerin birbirinden tamamen uzak olması nedeniyle pek çok kişi bu ilişkinin varlığına inanmadı.

Yaygın kanaat, bu ilişkinin uydurma olduğu yönündeydi. Gerçekte böyle bir ilişki kurulmamıştı. Ancak Saddam, 1990’larda, özellikle Usame bin Ladin’in Sudan’da bulunduğu dönemde büyük bir hata yaptı. Suriye’deki Müslüman Kardeşler’den bir kişiyi Sudan’da Bin Ladin ile görüşmesi için gönderdi. Ancak El-Kaide lideri “kâfir Baas rejimi” ile iş birliği yapmaya ilgi göstermedi.

Irak rejimi Bin Ladin ile temas kurma girişimini tekrarladı ve istihbarat yetkilisi Faruk Hicazi’yi gönderdi. Sudanlı İslamcı lider Dr. Hasan Turabi’nin arabuluculuğuyla Hicazi ile Bin Ladin arasında bir görüşme ayarlandı. Üç saatten fazla süren görüşmenin ardından Hicazi Irak’a döndü ve Saddam’a Bin Ladin meselesinden vazgeçmesini önerdi. Bin Ladin’in Irak topraklarında kendisine ait bağımsız kamplar kurulmasını talep ettiği öne sürülüyordu.

Irak rejimi Bin Ladin ile iş birliği yapma fikrini böylece rafa kaldırdı. Ancak Amerikan istihbaratı, iki taraf arasındaki belirsiz temaslara ilişkin bazı izleri Irak’ın işgalini gerekçelendirmek için kullandı.

Amerika, Taliban ve Saddam Hüseyin rejimlerini devirdi ve El-Kaide’nin önde gelen isimlerini hedef alan uzun soluklu bir takip operasyonu başlattı. 2 Mayıs 2011’de Pakistan’ın Abbottabad kentinde saklanan Usame bin Ladin, Amerikan askerlerinin ikamet ettiği yere baskın düzenlemesiyle yakalandı. Amerika, New York ve Washington saldırılarının planlayıcısından intikam alarak cesedini denize attı.

Usame bin Ladin ortadan kayboldu ancak El-Kaide’nin bıraktığı izler Ortadoğu ülkelerine ağır bir bedel ödetti.


Ebyen Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere karşı ‘sıfır saatine’ hazırız

Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
TT

Ebyen Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere karşı ‘sıfır saatine’ hazırız

Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Ebyen Valisi ve Askeri Cephe Komutanı Tümgeneral Dr. Muhtar er-Rabaş el-Heysemi, kuvvetlerinin Husilere yönelik taarruzu başlatacak ‘sıfır saatine’ hazır olduğunu doğrulayarak, diğer cepheler ve askeri birimlerle koordinasyon halinde yürütülen plan ile operasyonları ve Ebyen ile el-Beyda arasında yaklaşık 76 kilometre boyunca uzanan temas hattının ‘nitelikli’ silahlarla takviye edildiğini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada er-Rabaş, “Ebyen cephesi komuta kademesi ve personeliyle hazır durumda olup sıfır saatini beklemektedir” ifadesini kullandı. Birliklerin moralinin ‘her zamankinden daha yüksek’ olduğuna dikkat çeken er-Rabaş, hazırlıkların Suudi Arabistan liderliğindeki Koalisyon Güçleri, Başkanlık Konseyi ve Yemen Savunma Bakanlığı ile koordinasyon içerisinde ‘titiz bir plan’ doğrultusunda yürütüldüğünü belirtti.

Sahadaki son gelişmelerin hükümet güçlerinde ‘yüksek bir savaş ruhu ve moral’ ortaya koyduğunu vurgulayan er-Rabaş, askeri komutanları birleştiren ortak hedefin ‘Sana ve Yemen’i Husi milislerden kurtarmak ile İran projesine son vermek’ olduğunu dile getirdi.

Suudi Arabistan ile yapılan iş birliğini vilayetin yeniden imarı ve ıslahı planlarında önemli bir sütun olarak nitelendiren er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı ile gerçekleştirilen üç günlük çalıştay sonucunda öncelikli sekiz sektörün belirlendiğini ve 24 hizmet projesinin onaylandığını aktardı.

Husilerle 76 km’lik cephe hattı

Er-Rabaş’a göre Ebyen cepheleri birden fazla hatta yayılırken, Husilerle olan temas hatları el-Beyda vilayeti sınırında yaklaşık 76 kilometre boyunca uzanıyor ve bölgede sık sık çatışmalar yaşanıyor.

Er-Rabaş, bu cepheleri takviye etme planının; teyakkuz seviyesinin artırılmasını, birliklerin bazı nitelikli silahlarla desteklenmesini ve eş zamanlı olarak hükümet güçlerine arka çıkmak amacıyla toplumsal ve kabile düzeyinde bir seferberlik yürütülmesini kapsadığını belirtti.

Husilere barışa yönelmeleri için ‘üst üste fırsatlar verildiğini’ vurgulayan er-Rabaş, örgütün bu fırsatları değerlendirmek yerine ülke içinde gerilimi tırmandırmaya ve uluslararası seyrüsefer güvenliğini tehdit etmeye devam ettiğini, bu durumun da askeri netice alma şansını artırdığını ifade etti.

Husi militanları ve suikast girişimleri

Güvenlik dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan er-Rabaş, vilayette Husi hücrelerinin çökertildiğini açıklayarak güvenlik güçlerinin son yıllarda 120 ila 150 arasında Husi unsurunu yakaladığını belirtti.

Son çökertilen Husi hücresinde iki kişinin yakalandığını, dört kişinin ise kaçtığını ifade eden er-Rabaş; gözaltına alınan şahısların bizzat kendisini hedef almak üzere dört el yapımı patlayıcı hazırladıklarını ve Ebyen’deki Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanı Tuğgeneral Ahmed ed-Demani’yi hedef alma girişiminde bulunduklarını itiraf ettiklerini aktardı.

vfgbh
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen’de Husiler ile diğer terör örgütleri arasında ‘iş birliği ve koordinasyon’ olduğunu açıkladı. (Valilik ofisi)

Husiler ile terör örgütleri arasında ‘çıkar birliği ve koordinasyon’ bulunduğunu vurgulayan er-Rabaş, yerel yönetim, güvenlik ve askeri makamlardan üst düzey isimlerin hedef alındığını, bu gruplarla yaşanan çatışmalarda bazı güvenlik komutanlarının yaşamını yitirdiğini söyledi.

Ebyen’in, 2011 yılında El-Kaide’nin bazı bölgeleri kontrol altına almasından 2015’te Husilerin girişine ve 2019’da meşru hükümet ile Güney Geçiş Konseyi güçleri arasında yaşanan çatışmalara kadar ağır bedeller ödediğine dikkati çeken er-Rabaş, tüm bu süreçlerin altyapıya, sosyal dokuya ve yerel ekonomiye büyük zararlar verdiğini ifade etti.

Ebyen’deki El-Kaide’nin büyüklüğü

El-Kaide’nin bölgedeki güncel varlığına ilişkin değerlendirmede bulunan er-Rabaş, yetkili güvenlik birimlerinin tahminlerine göre örgüte bağlı ideolojik unsurların ‘son derece azaldığını’ ifade etti. Er-Rabaş, yoksulluk ve cehaletten yararlanan gizli hücreler ile kandırılan bazı gençlerin devşirilmesi nedeniyle tehlikenin varlığını koruduğuna dikkati çekti.

Bazı unsurların diğer vilayetlerden, bazılarının ise ‘bazı ülkelerden deniz yoluyla’ geldiğini belirten er-Rabaş, Ebyen’in 300 kilometreyi aşan sahil şeridinin ciddi bir güvenlik sorunu teşkil ettiğini ve geniş çaplı gözetleme imkanları gerektirdiğini aktardı.

Er-Rabaş, güvenlik ve askeri müdahalenin tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak aşırıcılıkla mücadelenin; kabilelerin ve yerel toplumun sürece dahil edilmesinin yanı sıra eğitim, farkındalık, kalkınma ve istihdam yaratmayı kapsayan paralel bir hat üzerinden yürütülmesi gerektiğini kaydetti.

Er-Rabaş, “Vatandaş; okul, kamu hizmeti ve iş imkanıyla devletin varlığını hissettiğinde, yalnızca ölüm ve kan getiren fikirlere kapılma ihtimali azalır” değerlendirmesinde bulundu.

24 Suudi projesi

Kalkınma dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan er-Rabaş, Suudi Arabistan ile yürütülen iş birliğini vilayetin yeniden imarı ve ıslahı planlarında temel bir sütun olarak nitelendirdi. Er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı ile gerçekleştirilen üç günlük çalıştay sonucunda öncelikli sekiz sektörün belirlendiğini ve 24 hizmet projesinin onaylandığını aktardı.

bghn
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı’nın Ebyen’de 24 projeyi onayladığını söyledi. (Yerel yönetim)

Projelerin elektrik, su, sağlık, eğitim ve karayolları sektörlerini kapsadığını belirten er-Rabaş, bunların yanı sıra üzerinde çalışılan daha büyük ölçekli stratejik projelerin de bulunduğunu ifade etti.

Ebyen’in büyük umut bağladığı projelerin başında stratejik Vadi Hasan Barajı’nın geldiğini vurgulayan er-Rabaş, barajın, Aden’e su sağlayan kuyuları ve yeraltı su kaynaklarını beslemenin yanı sıra tarım sektörünün yeniden canlandırılmasında da önemli bir rol oynayacağını kaydetti.

Vadi Hasan’ın tarihsel olarak Ebyen’in ‘Yemen’in gıda sepeti’ olarak tanınmasını sağlayan tarımsal konumunun bir parçası olduğunu belirten er-Rabaş, modern tarım teknolojilerine yapılacak yatırımların vilayete bu rolünü geri kazandırabileceğini ve üretim kapasitesini artırabileceğini dile getirdi.

Suudi Arabistan’ın vilayete ve genel olarak Yemen’e; özellikle hastaneler, okullar, elektrik ve karayolları alanında sağladığı desteği öven er-Rabaş, bu projelerin ‘doğrudan insan hayatına dokunduğunu’ vurguladı.

Er-Rabaş, “Kralı, veliaht prensi, hükümeti ve halkıyla kardeş Suudi Arabistan’a her alanda sundukları sayısız destek için teşekkür ve takdirlerimizi sunuyoruz” ifadesini kullanarak, Suudi desteğinin ‘hastaneler ve okullar inşasını, yolların rehabilitasyonunu, elektrik sektörünün desteklenmesini ve Yemen insanının hayatını iyileştirecek her alanı kapsadığını’ kaydetti.

Suudi Arabistan’ın rolü ile Husi örgütünün eylemlerini kıyaslayan er-Rabaş, “Suudi Arabistan’daki kardeşlerimiz hastaneler, okullar ve yollar inşa ederken, Husiler bunları yıkmak için füzelerle geliyor; öldürüyor, yıkıyor ve inşa etmiyor. Saldırıları camileri, okulları ve hastaneleri dahi hedef aldı” dedi. Er-Rabaş değerlendirmesini, “Aramızda kan, din, kabile ve komşuluk bağları bulunan Suudi kardeşimiz; imara ve insanların hayatını iyileştirmeye yardım etmek için geliyor. Basiret sahibi her insanın gördüğü fark işte budur” ifadeleriyle tamamladı.

‘Önce Ebyen’

Er-Rabaş, güvenlik ve kalkınmanın birbirinden ayrılamaz iki süreç olduğunu değerlendirerek yerel yönetimin ‘Önce Ebyen... Korunan saygınlık, inşa edilen kalkınma’ sloganını benimsediğini ifade etti.

Er-Rabaş, güvenliğin tesisi, terör ve suçla mücadele ile cephelerin teyakkuz seviyesinin artırılmasına paralel olarak önceliklerin beş ana sektörde toplandığını belirtti: Elektrik, su, sağlık, eğitim ve karayolları.

Toplumsal bir ortaklık kurmak amacıyla yerel yönetimin; kabileler, din adamları, basın mensupları, gençler, kadınlar, sosyal ve sportif çevrelerle temasları genişlettiğini aktaran er-Rabaş, halkın gösterdiği teveccühün yeni dönemin başarısındaki en önemli unsurlardan biri olduğunu vurguladı.

Er-Rabaş, vilayet halkına ‘kenetlenme ve tek bir yürek halinde çalışma’ çağrısında bulunduğu bir mesajla sözlerini tamamlayarak Ebyen’in istikrarı ile yeniden imarının ‘toplum ve yerel yönetim arasında hakiki bir ortaklık olmadan gerçekleşemeyeceğini’ vurguladı.