ABD Başkanı Donald Trump pazar günü yaptığı açıklamada, Çinli kurumların İran'a Ürdün'deki bir ABD askeri üssüne ait uydu görüntüleri sağladığı ve bu durumun üç ABD askerinin ölümüyle sonuçlanan saldırı öncesinde gerçekleştiği yönündeki haberlerin riskini önemsiz gösterdi. Trump, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile 24 Eylül'de Washington'da yapılması planlanan zirveden sadece 10 gün önce Pekin ile yeni bir gerilime girmekten kaçındı.
İrlanda dönüşü Air Force One uçağında gazetecilere konuşan Trump, Çin ve ABD'nin karşılıklı olarak birbirini izlediğini belirterek, "Onlar temelde bizim yaptığımız şeyi yapıyorlar" dedi. Çin casusluğu hakkında yöneltilen soruya "Çin bizi izliyor... Biz de onları izliyoruz" yanıtını veren Trump, 24 Eylül'deki görüşmede bu konuyu Şi'ye açıp açmayacağı sorusuna doğrudan bir cevap vermedi.
Pekin'e yönelik söylemini sertleştirmek yerine Şi ile olan iyi ilişkilerine vurgu yapan Trump, Çin liderinin makul davrandığını düşündüğünü ve zirvede neredeyse her konuyu ele alacaklarını ifade etti.
Trump'ın bu yumuşak tondaki açıklaması, olayın ciddiyeti göz önüne alındığında dikkat çekici bulunuyor. The Wall Street Journal'ın (WSJ) ABD'li yetkililere dayandırdığı haberine göre İran; 17 Temmuz'da üç ABD askerinin ölümü ve dördünün yaralanmasıyla sonuçlanan füze saldırısı öncesinde ve sonrasında, Ürdün'deki Muvaffak el-Salti Hava Üssü'ne ait yüksek çözünürlüklü uydu görüntülerini Çinli kurumlardan temin etti.

Ancak yetkililer, görüntüleri sağladığından şüphelenilen Çinli kurumların isimlerini açıklamadı ve Pekin hükümetini doğrudan sürece dahil olmakla suçlamadı. Reuters ise gazetenin haberini bağımsız kaynaklardan teyit edemediğini belirtti.
Pekin yönetimi iddiaları reddederken, Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ülkesinin uluslararası yükümlülüklerini kararlılıkla ve titizlikle yerine getirdiğini belirterek, kanıtsız suçlamaları geri çevirdi.
Trump neden gerilimden kaçınıyor?
Trump'ın verdiği yanıtın anlamı casusluk tartışmasının ötesine geçiyor. 24 Eylül'deki zirve öncesinde Washington yönetimi; İran, Rusya, ticaret, nadir toprak elementleri, teknoloji ve Tayvan gibi konulardaki anlaşmazlıkların Çin lideriyle yapılacak görüşmeyi rayından çıkarmasına izin vermemekte kararlı görünüyor.
Trump'ın karşı karşıya olduğu temel ikilem burada belirginleşiyor: Çin, İran'ın en önemli dış ekonomik can damarı konumunda. Dolayısıyla Tahran'ı tamamen izole etme yönündeki her ABD girişimi eninde sonunda Pekin engeline takılıyor. Ancak Çinli şirketlere ve aracılara yaptırım uygulamaktan doğrudan büyük Çin kurumlarıyla karşı karşıya gelmeye geçmek, kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Trump'ın sağlamlaştırmak istediği ticaret ateşkesini riske atabilir.
Bu durum, Beyaz Saray'ın uydu görüntülerini Çinli kurumların hükümet talimatı olmaksızın yürüttüğü bağımsız bir faaliyet olarak mı, yoksa Çin'in İran'a yönelik daha geniş kapsamlı desteğinin parçası olarak mı gördüğü sorusunu gündeme getiriyor. Trump şu ana kadar ikinci ihtimali açıkça benimsemekten kaçındı; Çinli şirketlerin hedef alınması ile Pekin yönetiminin doğrudan sorumlu tutulması arasındaki çizgiyi korudu.
Ancak ABD güvenlik bürokrasisindeki endişeler daha geniş bir çerçeveye yayılıyor. Şarku’l Avsat’ın WSJ’den aktardığına göre Washington, İran'ın askeri amaçla kullanabileceği bilgileri sağladığından şüphelenilen Çinli şirketler konusunda Pekin'i daha önce uyardı. Nitekim ABD, mayıs ayında İran'a istihbarat görüntüsü satılmasıyla bağlantılı üç Çinli şirkete yaptırım uyguladı.
Ancak konunun en hassas boyutunu, ABD'li yetkililerin İran'ın Amerikan savaş gemilerini izlemek veya konumlarını tespit etmek için Çin verilerini kullanıyor olabileceği ihtimalini değerlendirmesi oluşturuyor. Bu durumun kanıtlanması halinde anlaşmazlık, Çin'in Tahran ile yürüttüğü ticari ilişkilerin ötesine geçerek doğrudan Ortadoğu'daki ABD kuvvetlerinin güvenliğini ilgilendiren askeri bir boyuta taşınmış olacak.

Çin: Baskı stratejisindeki zayıf halka
Daha derin sorun ise ekonomi boyutunda yatıyor. Trump yönetimi Tahran üzerindeki mali baskıyı artırıp onu tecrit ile müzakerelere dönüş arasında seçim yapmaya zorlamak isterken; Çin, İran petrolünün ana pazarı ve Tahran'ın en önemli ticari ortaklarından biri olmayı sürdürüyor.
Analistler, Washington'un İran ticaretini kolaylaştırmakla suçlanan Çinli gemilere, şirketlere ve aracılara ilave yaptırımlar uygulayabileceğini; ancak büyük Çin finans kurumlarını hedef almanın farklı riskler taşıdığını vurguluyor. Böyle bir adım, İran'a yönelik ekonomik baskı kampanyasını dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyle doğrudan bir finansal ve ticari çatışmaya dönüştürebilir.
Bu durum, Trump'ın yönetmeye çalıştığı çelişkiyi gösteriyor: İran'a yönelik baskının başarıya ulaşması için Çin'e ihtiyaç duyuyor, fakat İran'ın Çin ile olan ilişkilerini patlatan ana unsur haline gelmesini istemiyor.
Her iki tarafın da ihtiyaç duyduğu zirve
24 Eylül'de yapılması planlanan zirve, kasım seçimleri öncesinde ekonomi alanında bir başarı hikayesi sunmak isteyen Trump için kritik bir siyasi ve ekonomik zamanlamaya denk geliyor. Reuters'a konuşan kaynaklara göre Pekin ise Şi ile birlikte Washington'a büyük bir iş insanı heyeti göndermeye hazırlanıyor; bu da ilişkilerin istikrara kavuşmasının ekonomik faydalarını sergileme arzusunu yansıtıyor.
Hazırlık niteliğindeki görüşmelerde; Çin'in ABD tarım ürünleri alımını artırması, bazı gümrük vergileri ve engellerin esnetilmesi ile Pekin'in en önemli kozlarından biri olan ABD gelişmiş sanayisi için hayati önemdeki nadir toprak elementleri ele alınıyor.
Çin, başta teknoloji sektörü olmak üzere ABD yaptırımlarının ve gümrük vergilerinin daha da gevşetilmesini talep ediyor. Ayrıca Trump'ın ekonomik ve stratejik gücün geleceği için amansız bir yarış olarak gördüğü yapay zekâ konusu da iki ülke arasındaki ana anlaşmazlık maddelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Trump’ın zirve öncesindeki stratejisini iki farklı düzeyde okumak mümkün: Bir yandan Çin ile rekabetten, gümrük vergilerinden, yaptırımlardan ve teknoloji kısıtlamalarından geri adım atmazken; diğer yandan bu derin görüş ayrılıklarını Şi ile olan kişisel ilişkisinden ayrı tutmaya özen gösteriyor. Çin uyduları meselesi bunun somut bir örneği. Trump, bu verileri Çin’in Amerikan askerlerinin ölümüne yol açan bir saldırıda İran’a yardım ettiğinin kanıtı olarak sunabilirdi; ancak bunun yerine Çin hükümetine yönelik açık bir itham bulunmadığına vurgu yapmayı ve Şi ile olan olumlu diyaloğunu öne çıkarmayı tercih etti.
İran: En zorlu sınav
İran dosyası, Trump ile Şi arasındaki ilişkinin en çetin testlerinden biri olmaya aday. ABD Başkanı’nın Pekin’den İran petrolü alımını kısmasını, Tahran ile iş yapan şirketler üzerindeki denetimi artırmasını ve askeri nitelikli teknoloji ile veri akışını kesmesini talep etmesi halinde; Çin’in Washington ile ilişkilerini düzeltmek uğruna Tahran ile olan ortaklığından ne ölçüde taviz vereceği sınanmış olacak. Aksi takdirde, Trump’ın ticari ateşkesi korumak adına bu baskıdan kaçınması, Washington’un "İran’ın ekonomik can damarlarını kesme" vaadiyle çelişecek ve en önemli damarın Çin üzerinden açık kalması sonucunu doğuracaktır.
Bu bakımdan Trump’ın pazar günü gazetecilere verdiği cevap, görünenin ötesinde bir anlam taşıyor. Çin casusluğu ile ABD casusluğunu aynı düzlemde değerlendirmesi ve Şi’yi doğrudan hedef almaktan kaçınması, zirve öncesinde belirlediği sınırları gösteriyor: Kopuşa sürüklemeyen bir rekabet ve patlamaya yol açmayan bir baskı.
Ancak uydu görüntüleri olayı bu dengeyi korumanın zorluğunu göz önüne seriyor. Washington Tahran üzerindeki baskıyı artırdıkça Pekin’in stratejik ağırlığı artıyor; Çinli unsurların İran’ın askeri adımlarıyla bağı ortaya çıktıkça da İran ve Çin dosyalarını birbirinden ayrı tutmak zorlaşıyor. Dolayısıyla 24 Eylül’deki zirvenin ana sorusu, iki liderin açıklayacağı ticari anlaşmanın boyutundan ziyade; ABD Başkanı’nın Çinli mevkidaşından Tahran ile ilişkilerini korumak ile Washington ile yakalanan yeni ivmeyi sürdürmek arasında bir seçim yapmasını isteyip istemeyeceğidir.




