Areej Al-Hac
Sudan’da barış çabalarından sorumlu taraflar, 20-21 Ekim 2026 tarihlerinde Cenevre’de yeniden bir araya geldi. Bu kez koordinasyon, önceki toplantılara kıyasla daha kapsamlıydı. Hatta bu koordinasyonun savaşın başlamasından bu yana en geniş kapsamlı düzeye ulaştığı söylenebilir. Ancak toplantı, açık bir uygulama planı açıklanmadan, ateşkesin başlaması veya sivil siyasi sürecin başlatılması için bağlayıcı bir tarih belirlenmeden sona erdi. Bir sonraki toplantının tarihi ve yeri dahi henüz kararlaştırılmadı.
Burada şu soru öne çıkıyor: Dünya başka bir krizle meşgul olmadan ve Sudan meselesi geçmişte olduğu gibi yeniden uluslararası gündemin arka sıralarına düşmeden önce bu ivme nasıl korunabilir? Savaşın başlamasından bu yana Sudan’da beklentileri yükselten ve ülkeyi bir barış anlaşmasına taşıması umulan çok sayıda toplantı ve girişim düzenlendi. Buna rağmen bu çabalar çatışmaları durdurmayı başaramadı. Dolayısıyla Cenevre toplantısının önemi yalnızca tarafları aynı masa etrafında bir araya getirmesinde değil, koordinasyonun uygun biçimde sağlanması halinde bundan sonra neler yaşanabileceğinde yatıyor.
Toplantıya 22 ülke ve beş uluslararası kuruluştan temsilciler katıldı. Toplantının öne çıkan gelişmelerinden biri, ABD, Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE) oluşan Dörtlü Mekanizma ile Afrika Birliği (AfB), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) ve Arap Birliği’nden oluşan Beşli Mekanizma arasındaki koordinasyonun sürdürülmesiydi. Bu toplantı, iki grubun 23 Eylül’de New York’ta gerçekleştirdiği görüşmenin ardından ilk buluşma oldu. BM Genel Sekreteri’nin Sudan Özel Temsilcisi Pekka Haavisto, iki grup arasındaki etkileşim düzeyini şimdiye kadarki en yoğun düzey olarak nitelendirdi. Bu gelişme, Sudan’da barışın sağlanmasına yönelik uluslararası ve bölgesel girişimlerin çoğaldığı, zaman zaman rollerin ve önceliklerin birbiriyle örtüştüğü yönünde eleştirilerin dile getirildiği bir dönemde önem taşıyor.

Verileri eyleme geçirilebilir adımlara dönüştürmek
Sudan’ın ihtiyacı, üst düzey toplantıların ardından yayımlanan süslü açıklamalar değil, yaşanan insani felaketin boyutlarıyla örtüşen somut adımlar. Ülkenin giderek ağırlaşan insani krizine yol açan sorunların ele alınması gerekiyor.
Çözüm bekleyen sorunların başında, savaşın iki tarafına silah ve finansman akışının sürmesi geliyor. Nisan 2023’ten bu yana uluslararası düzeyde dış askerî desteğin durdurulması yönünde çağrılar tekrarlansa da ikmal hatları, çatışmaların devam etmesini sağlayan başlıca etkenlerden biri olmayı sürdürüyor. Cenevre Bildirisi’nde özellikle insansız hava araçlarının (İHA) kullanımındaki artışa ve bunların sivil kayıplara yol açmasına dikkat çekildi.
İkinci ve acil mesele ise insani ateşkes. Cenevre toplantılarında ateşkes ile siyasi süreç arasında bağlantı kurulmasının önemi vurgulandı. Cidde görüşmeleri de dahil olmak üzere geçmiş deneyimler göz önünde bulundurulduğunda bu yaklaşımın benimsenmesi gerekli. Ancak bu ilke üzerinde anlaşmaya varılması tek başına yeterli değil; ateşkesin nasıl izleneceği ve tarafların anlaşmaya uymasının nasıl güvence altına alınacağı da açıklığa kavuşturulmalı. Taraflardan biri ateşkesi yeniden silahlanmak veya mevzilerini güçlendirmek için kullanırsa hangi önlemler alınabilir? Yeni bir anlaşmaya varılmadan önce bu soruların yanıtlanması gerekiyor. Aksi halde kısa sürede çöken ateşkeslerin deneyimi yeniden yaşanabilir. Bu sürece, eş zamanlı olarak yürütülecek, ABD ve uluslararası toplumun güçlü baskısı da eşlik etmeli; bu çabalar mümkün olan en üst düzeyde koordinasyon içinde sürdürülmeli. İnsani bedel artık son derece ağır bir noktaya ulaşmış durumda. Sudan’daki can kayıplarının ve yıkımın boyutlarını duymaya yönelik bir tür alışkanlık gelişirken uluslararası toplumun sessizliği de devam ediyor. Bu sessizliğin hiçbir haklı gerekçesi bulunmuyor.
Bu çabalarda sivillerin yeri ne?
Güvenlik süreciyle paralel olarak Beşli Mekanizma, Sudanlı sivil güçlerle temaslarını genişletti. Hartum, Addis Ababa ve Nairobi’nin de aralarında bulunduğu kentlerde siyasi taraflar, kadın ve gençlik grupları ile savaş karşıtı güçlerle görüşmeler gerçekleştirdi. Bu istişareler, daha geniş katılımlı bir sürecin önünü açıyor. Burada önemli olan, Sudan toplumunun çeşitliliğini yansıtan bir temsilin güvence altına alınması ve ülkenin sesinin yalnızca yurt dışındaki toplantılarda daha fazla görünürlük kazanan güçlerle sınırlandırılmamasıdır.
Sudan’daki sivil siyasi alan tek bir bütünlük oluşturmuyor. Bununla birlikte, bileşenler arasındaki farklılıklar mutlaka aşılması gereken bir bölünme olarak görülmemeli; aksine bu farklılıklar dikkate alınmalı, bölgelerin ve toplulukların çıkarları ile savaş karşısında yaşadıkları farklı deneyimler gözetilmeli. Bu nedenle öncelikle, sivil katılıma ilişkin açık kurallar üzerinde uzlaşmaya varılması gerekiyor. Bu kurallar, katılımcıların çatışan taraflardan, diğer silahlı gruplardan ve bu grupların finansman ağlarından bağımsızlığını güvence altına almalı; toplulukların kendilerini temsil edecek kişileri, silahlı güçlerin veya uluslararası arabulucuların vesayeti ya da baskısı altında kalmadan seçmelerine imkân tanımalı.

Dörtlü ve Beşli mekanizmaların her birinin sorumluluklarını belirleyen ve ateşkes çabalarını, açık ve yakın vadeli bir takvim çerçevesinde sivil siyasi sürecin hazırlıklarıyla ilişkilendiren ortak bir yol haritasına ihtiyacı var. İstişarelere sendikalar, meslek örgütleri, yerel girişimler, kadınlar, gençler, ülke içinde yerinden edilmiş kişiler, mülteciler ve güvenilir geleneksel yerel yönetim yapıları da dahil edilmeli. Ayrıca Darfur, Kordofan, Doğu Sudan ve diğer bölgelerdeki toplulukların temsilcilerinin de sürece katılması sağlanmalı; böylece herkesin sesini duyurabileceği bir ortam oluşturulmalı.
Bu sürecin başarıya ulaşması için şeffaf bir finansman mekanizmasına da ihtiyaç var. Böyle bir mekanizma, seyahat, organizasyon ve istişare masraflarını karşılayamayan kişilerin katılımını mümkün kılarken diyaloğun finansörlere bağımlı hale gelmesini de önlemeli. Bu yaklaşım, geçiş dönemi hükümetinin kurumlarıyla temel hizmetleri desteklemeyi amaçlayan uluslararası fonun, denetime tabi ve açık bir kanal üzerinden oluşturulmasının da önünü açabilir. Böylece uluslararası toplumun rolü, gerekli koşulları hazırlamak, destek sağlamak ve koruma sunmakla sınırlı kalır. Temsilcilerin seçilmesi ve Sudan’ı kimin yöneteceği konusunda uzlaşmaya varılması ise yalnızca Sudanlıların sorumluluğundadır.
Güven inşa etmek için küçük adımlar
Cenevre’de gündeme gelen konular arasında Haavisto’nun açıkladığı, güven artırıcı adımlara yönelik çalışmalar da yer aldı. Bu çalışmalar, esir ve tutukluların karşılıklı olarak değiştirilmesini ve Sudan’ın farklı bölgelerindeki öğrencilerin lise bitirme sınavlarına girmelerinin kolaylaştırılmasını kapsıyor. Bu başlıklar büyük önem taşıyor. Arabuluculuk çabalarının öğrencilerin sınavlara girmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmasına veya tutukluların serbest bırakılmasına yönelik sonuç vermesi, çatışan taraflardan somut taahhütler alınabileceğini gösterecektir.
Bu adımlar, özellikle sivillere insani yardımların engelsiz ulaştırılmasını güvence altına alan önlemlerle birlikte hayata geçirildiğinde, daha kapsamlı uzlaşıların önünü açmak için dayanak oluşturabilir.

Son olarak Cenevre toplantısı, girişimlerin çoğaldığı ve rollerin iç içe geçtiği yılların ardından Sudan’la ilgilenen uluslararası ve bölgesel taraflar arasında daha geniş bir koordinasyon alanı bulunduğunu gösterdi. Ancak koordinasyonun başarısıyla arabuluculuk sürecinin başarısı birbirine karıştırılmamalı. Şu ana kadar bu çabalar çatışmaları durdurmayı sağlayamadı ve üzerinde uzlaşılan hususların uygulanmasına yönelik ortak bir mekanizma da henüz netleşmedi. Dörtlü ve Beşli mekanizmalarının önünde, aralarındaki yakınlaşmayı daha düzenli bir sürece dönüştürme fırsatı bulunuyor. Bu süreç, uygulanabilir insani adımlarla başlamalı; ateşkes düzenlemeleri ve sivil siyasi sürece yönelik hazırlıklar da buna paralel yürütülmeli. Cenevre sonrasında iki grubu meşgul etmesi gereken soru yalnızca bir sonraki toplantının ne zaman yapılacağı değil, o toplantı gerçekleşene kadar nelerin başarılabileceğidir.

