İran Dışişleri Bakanı Türkiye'ye gelmeden önce Suriye'yi ziyaret edecek

Silahlı grupların Halep ve İdlib'i kontrol ettiklerini duyurmasının ardından

  İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)
  İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)
TT

İran Dışişleri Bakanı Türkiye'ye gelmeden önce Suriye'yi ziyaret edecek

  İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)
  İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (Reuters)

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, silahlı grupların stratejik Halep kentinin kontrolünü ele geçirmesinin ardından yarın bugün Suriye'yi ziyaret edecek.

Bakanlık sözcüsü İsmail Bekayi, Arakçi'nin "Suriyeli yetkililerle görüşmek üzere bugün Şam'a gideceğini", ardından "bölgesel sorunlar, özellikle de son gelişmeler hakkında istişarelerde" bulunmak üzere bölgesel bir tur kapsamında Türkiye'ye gideceğini duyurdu.

Suriyeli silahlı grupların Askeri Operasyonlar Dairesi dün yaptığı açıklamada, grupların Halep ve İdlib vilayetinin kontrolünü ele geçirdiğini ve Halep ile Rakka arasındaki yolu kestiğini duyurdu.



Arakçi ve Talabani sınır güvenliğini görüştüler

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Arakçi ve Talabani sınır güvenliğini görüştüler

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi (İran Dışişleri Bakanlığı)

İran Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Başkanı Bafel Talabani'nin telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini bildirdi.

Bakanlığın yazılı açıklamasına göre görüşmede, İran ile Irak arasındaki sınırda güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi ve tarafların "terör tehditleri" olarak nitelendirdiği unsurlarla mücadele ele alındı.

Açıklamada, iki tarafın ayrıca İran ile Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesini görüştüğü, özellikle KYB'nin kalesi olarak bilinen Süleymaniye vilayetine odaklanıldığı belirtildi.

Görüşme, IKBY'nin Erbil ve Süleymaniye vilayetleri de dahil olmak üzere bazı bölgelerinin bölgesel gerilimlerle bağlantılı saldırılara maruz kaldığı bir dönemde gerçekleşti. Saldırıların bazılarında, IKBY'yi merkez olarak kullanan İranlı Kürt muhalif gruplar hedef alındı.

Kürt basınında yer alan haberlere göre IKBY, son aylarda yüzlerce saldırıya maruz kaldı. Saldırıların önemli bir bölümü İranlı Kürt muhalif grupları ve bu gruplara ait kampları hedef alırken, bunların büyük kısmının İran yanlısı Iraklı gruplar tarafından gerçekleştirildiği bildirildi.

İranlı Kürt muhalif gruplar

IKBY, yıllardır İranlı Kürt muhalif gruplara ait merkez ve kamplara ev sahipliği yapıyor. Bunlar arasında İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDKİ), Komala ve Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) bulunuyor.

Bu grupların merkez ve kampları daha önce çok sayıda İran saldırısına maruz kaldı. Tahran ise söz konusu grupların İran'ın güvenliği açısından tehdit oluşturduğunu savunuyor ve bu grupları Irak topraklarından İran'a yönelik silahlı faaliyetler yürütmekle suçluyor.

Arakçi ile Talabani arasında güvenlik iş birliğinin ele alındığı görüşme, Bağdat ve Tahran'ın IKBY'de faaliyet gösteren İranlı Kürt muhalif grupların durumuna ilişkin iki ülke arasında imzalanan güvenlik anlaşmasını uygulamaya çalıştığı bir dönemde yapıldı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu anlaşma, Irak topraklarının İran'a yönelik saldırılar düzenlemek amacıyla kullanılmamasını öngörüyor. Irak ayrıca silahlı grupların topraklarını İran'a karşı kullanmasını engellemek için önlem alma taahhüdünde bulunmuştu. Irak Kürdistanı'ndaki İranlı Kürt partileri ise bu suçlamaları reddediyor.

Gözlemcilere göre Arakçi ile Talabani arasındaki görüşme, Tahran açısından Süleymaniye'nin sınır güvenliği ve İranlı Kürt muhalif gruplar dosyasındaki öneminin yanı sıra taraflar arasındaki ticari ve ekonomik çıkarların da önemini ortaya koyuyor.


Netanyahu savaşın devam etmesini istiyor... Trump savaşı durdurursa buna karşı çıkmayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül 2025 tarihinde Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül 2025 tarihinde Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
TT

Netanyahu savaşın devam etmesini istiyor... Trump savaşı durdurursa buna karşı çıkmayacak

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül 2025 tarihinde Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül 2025 tarihinde Beyaz Saray’da düzenlenen ortak basın toplantısında (AFP)

İsrail yönetimi, savaşın durdurulması ihtimalini ciddiye aldığını ve böyle bir durumda ateşkese bağlı kalacağını vurgularken, ülkede normal hayata dönüş hazırlıkları da başladı. Bu kapsamda önümüzdeki pazar günü okulların yeniden açılması ve cumartesi günü futbol karşılaşmalarının başlatılması planlanıyor. Ancak İsrail tarafı, İran’ın mevcut aşamada savaşı sona erdirmeyi planlamadığı görüşünü sürdürüyor. Bu nedenle Tel Aviv yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’a tanıdığı sürenin sona ermesiyle birlikte büyük bir askeri tırmanışa hazırlık yapıyor. Ayrıca, İran Dini Lideri Ali Hamaney’e yönelik suikastın kırkıncı gününde ciddi bir gerilim yaşanabileceği değerlendiriliyor.

Öte yandan İsrailli yetkililer, Trump’ın aksi yönde bir karar alarak savaşın anlaşmayla ya da anlaşma olmaksızın sona erdirilmesine yönelebileceğini de göz ardı etmiyor. Böyle bir senaryoda İsrail’in, savaşı sona erdirmeyi kabul etmesi karşılığında bazı ‘telafi edici’ adımlar talep etmesi bekleniyor. Bu talepler arasında Lübnan’daki askeri operasyonların sürdürülmesi, Gazze Şeridi’ne ilişkin anlaşmanın İsrail lehine yeniden düzenlenmesi ve Batı Şeria’da ilhak yönünde ilerleyen yerleşim projelerine onay verilmesi yer alıyor. Bu çerçevede İsrail’in, Lübnan, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’nın İran ile yapılabilecek herhangi bir anlaşmanın dışında tutulmasını isteyebileceği ifade ediliyor.

Trump’ın tehditlerine boyun eğmemek

İsrail Kan 11 televizyonu, İran ile yakın ilişkilere sahip bir ülkenin yabancı bir diplomatına dayandırdığı haberinde, “İranlılar, Trump’ın aşağılayıcı ültimatomuna boyun eğmeyecek” değerlendirmesine yer verdi. Haaretz ve Yedioth Ahronoth gazeteleri de bu görüşe katılarak, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, müzakerelerin başarısız olması halinde İran’daki enerji tesisleri ve sivil altyapıya yönelik saldırılar için ABD Başkanı Donald Trump’tan onay almaya hazırlandığını yazdı.

İsrailli yetkililer, İran ile ABD arasındaki müzakerelerin kaçınılmaz olarak başarısız olacağını savunuyor. Buna gerekçe olarak tarafların uzlaşmaz tutumları gösterilirken, Tahran’ın 15 maddelik plan kapsamında kabul etmeye hazır olduğu azami seviyenin, Washington’un belirlediği asgari şartları karşılamadığı ifade ediliyor. Bu çerçevede İsrail’in, Tel Aviv’in ‘kirli operasyonlar’ yürütmekle görevlendirileceği yeni bir gerilim sürecine hazırlandığı belirtiliyor.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in, Haziran 2025’teki savaş sırasında aynı ifadeyi kullandığı ve bu sözlerin İsrail tarafından bir iltifat olarak kabul edildiği hatırlatılıyor. Bu nedenle söz konusu ifadenin bugün de itirazla karşılanmadığı, aksine benimsendiği kaydediliyor. Haberde ayrıca, İran’da üst düzey rejim yetkililerine yönelik suikastların İsrail tarafından gerçekleştirildiği, ABD’nin ise uluslararası kamuoyundaki tartışmalar nedeniyle bu tür operasyonlara doğrudan dahil olmak istemediği belirtiliyor. Bunun yanı sıra Washington’un, İran halkına zarar verebilecek altyapı yıkımlarını da doğrudan üstlenmeyerek bu tür adımları İsrail’e bıraktığı ifade ediliyor.

Gazze’ye bağlılık

Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yer alan el-Bureyc Mülteci Kampı’ndaki bir çöp sahasında geri dönüştürülebilir malzeme arayan çocuklar (AFP)Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yer alan el-Bureyc Mülteci Kampı’ndaki bir çöp sahasında geri dönüştürülebilir malzeme arayan çocuklar (AFP)

İsrail’in bu alanda İran’a yönelik planının, daha önce ‘Dahiye doktrini’ olarak bilinen ve bu savaşla birlikte ‘Gazze modeli’ şeklinde anılan stratejiye dayandığı belirtiliyor. Bu yaklaşım, Beyrut’un güney banliyölerinde önceki operasyonlarda görüldüğü gibi, geniş çaplı ve yıkıcı bir imha politikasını ifade ediyor.

Ynet’in stratejik işler editörü Ron Ben-Yishai’ye göre, İsrail ordusu ile ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), İran’ın ulusal altyapısına kademeli zarar verecek hava saldırıları düzenlenmesi konusunda mutabakata vardı. Artarak derinleşmesi öngörülen bu hasarın, İran yönetimini vatandaşlarına elektrik, ulaşım ve ticaret gibi temel hizmetleri sağlayamaz hale getirebileceği ve bunun da rejimin varlığını ciddi şekilde tehdit edebileceği değerlendiriliyor.

Ben-Yishai, bu stratejinin temel sorununun zaman alması olduğunu belirtti. Bu sürecin, İran yönetimine ve halkına duruma uyum sağlama ve geçici çözümler üretme imkânı tanıyabileceğini ifade eden Ben-Yishai, aynı zamanda petrol ve gaz krizinin derinleşmeye devam edeceğini, İsrail’de hayatın aksayacağını ve ABD güçlerinin yıpranacağını kaydetti. Bu nedenle daha kısa sürede sonuç verecek alternatif bir stratejiye ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Dahiye doktrini

Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah mensuplarının yoğun olduğu iddia edilen bir bölgeden yükselen dumanlar (DPA)Beyrut’un güney banliyösünde Hizbullah mensuplarının yoğun olduğu iddia edilen bir bölgeden yükselen dumanlar (DPA)

Çatışmaları daha hızlı ve Washington ile Tel Aviv açısından kabul edilebilir koşullarda sona erdirebilecek seçeneklerden birinin, İsrail’de ‘Dahiye doktrini’ olarak bilinen yaklaşımın uygulanması olduğu belirtiliyor. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre bu ilke, başkentteki belirli mahalle ve bölgelerden, tercihen rejime yakın olduğu düşünülen yüz binlerce sivilin, tüm medya kanallarından yapılan ön uyarılarla toplu şekilde tahliye edilmesini öngörüyor.

Sivillerin tahliyesinin ardından ise söz konusu mahalle ya da bölgenin yoğun hava bombardımanıyla tamamen yok edilmesi hedefleniyor. Bu yöntemin, İkinci Lübnan Savaşı sırasında Beyrut’un güney banliyölerinde uygulanarak Hizbullah’ı ateşkese zorladığı, 2024 yılında Kuzeyin Okları Operasyonu kapsamında da geliştirilmiş bir versiyonuyla yeniden devreye sokulduğu ifade ediliyor.

Bu değerlendirmelerin, hassas istihbarat analizlerine dayandığı belirtilirken, çoğu askeri kökenli olan uzmanların, mevcut rejimin ne kadar süre ayakta kalacağı ve savaş sonunda belirlenecek uzlaşma şartlarının ne olacağı netleşmeden, İran’ın çevresi için oluşturduğu varoluşsal tehdidi ne zaman kaybedeceğini öngörmenin mümkün olmadığı görüşünde olduğu aktarılıyor.


Filistin devletinin daha fazla ülke tarafından tanınması, Filistinliler ve İsrailliler için ne anlama geliyor?

BM’nin New York'taki genel merkez binası (EPA)
BM’nin New York'taki genel merkez binası (EPA)
TT

Filistin devletinin daha fazla ülke tarafından tanınması, Filistinliler ve İsrailliler için ne anlama geliyor?

BM’nin New York'taki genel merkez binası (EPA)
BM’nin New York'taki genel merkez binası (EPA)

İngiltere, Kanada ve Avustralya dün Filistin devletini tanıdı. Şarku'l Avsat'ın Reuters'tan aktardığı habere göre diğer ülkelerin de bu hafta New York'taki Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul oturumlarında aynı yolu izlemesi bekleniyor.

Peki bu, Filistin devletinin kurulması açısından ne anlama geliyor?

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) 1988 yılında Filistin devletinin bağımsızlığını ilan etti. Bu bağımsızlık, Küresel Güney'deki çoğu ülke tarafından hızla tanındı. Bugün, BM’nin 193 üye devletinden yaklaşık 150'si Filistin devletini tanıyor.

İsrail'in baş müttefiki olan ABD, Filistin devletini nihayetinde tanıyacağını defalarca kez dile getirmiş, ancak bunu Filistinliler ile İsrailler arasında ‘iki devletli çözüm’ konusunda anlaşmaya varıldıktan sonra yapacağını belirtmişti. Avrupa'nın büyük güçleri de birkaç hafta öncesine kadar aynı tutumu sergiliyordu.

Ancak İsrailliler ile Filistinliler arasında 2014 yılından bu yana bu konuda herhangi bir müzakere yapılmadı. Bunun yanında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Filistin devletinin asla kurulmayacağını söylemeye devam ediyor.

Filistin devletini temsil eden bir heyet, BM’de resmi olarak daimî gözlemci statüsüne sahip olsa da oy hakkı bulunmuyor. Filistin devletini tanıyan ülke sayısına bakılmaksızın BM’ye tam üye olmak için Washington'ın veto hakkına sahip olduğu BM Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) onayı gerekiyor.

Dünya geneline yayılan Filistin diplomatik misyonları, Filistin halkını temsil eden ve uluslararası alanda tanınan Filistin Yönetimi'ne bağlı olarak faaliyet gösteriyor.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas liderliğindeki Filistin Yönetimi, İsrail ile yapılan anlaşmalar kapsamında işgal altındaki Batı Şeria'nın bazı bölgelerinde sınırlı özerklik hakkını kullanıyor. Filistin pasaportlarını düzenliyor ve Filistin sağlık ve eğitim sistemlerini yönetiyor.

Hamas, Gazze Şeridi’nde 2007 yılında iki taraf arasında kısa süreli bir çatışmanın ardından Abbas liderliğindeki Fetih Hareketi’ni sınır dışı ederek bölgenin kontrolünü ele geçirdi.

Dünya güçlerinin çoğunun diplomatik misyonları Tel Aviv'de bulunuyor. Çünkü Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımıyor. ABD’nin Donald Trump'ın ilk başkanlığı döneminde büyükelçiliğini Kudüs'e taşıması ise bu konuda bir istisna oluşturuyor.

Ancak, yaklaşık 40 ülke Batı Şeria’nın Ramallah kentinde veya İsrail'in ilhak edeceğini açıkladığı ve Filistinlilerin başkent olarak istedikleri Doğu Kudüs'te konsolosluk ofisleri bulunuyor.

Bu ülkeler arasında Çin, Rusya, Japonya, Almanya, Kanada, Danimarka, Mısır, Ürdün, Tunus ve Güney Afrika yer alıyor.

Filistin devletini tanımayı planlayan ülkeler, bunun diplomatik temsilcilikleri üzerinde yaratacağı etkiyi açıklamadı.

Filistin devletini tanımaktaki amaç ne?

İngiltere, Kanada ve Avustralya, bu ay yapılacak BM Genel Kurulu toplantısı öncesinde Filistin devletini tanıdı. Fransa ve Belçika dahil diğer ülkeler de aynı yolu izleyeceklerini açıkladı.

İngiltere gibi ülkeler, bu adımın İsrail’e Gazze'deki savaşı sona erdirmesi, işgal altındaki Batı Şeria'da yeni Yahudi yerleşimlerinin inşasını durdurması ve Filistinlilerle barış sürecine yeniden bağlılık göstermesi için baskı yapmak amacıyla atıldığını söylüyor.

Filistin devletinin tanınmasını destekleyen ilk Batılı büyük bir ülkenin lideri olan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bu adımın Filistin Yönetimi'nin, yönetişim ve idari kapasitesini iyileştirecek ve savaş sonrası Gazze'yi yönetmek için daha güvenilir bir ortak haline getirecek reformları hayata geçirme taahhüdüyle birleştirileceğini söyledi.

Tanınma pratikte ne anlama geliyor?

Tanınmayı büyük ölçüde sembolik olarak görenler, Çin, Hindistan, Rusya ve birçok Arap devleti gibi, onlarca yıl önce Filistin devletini tanıyan ülkelerin sınırlı nüfuzuna dikkati çektiler.

BM’de tam üye statüsü veya sınırları üzerinde kontrolü olmayan Filistin Yönetimi, ikili ilişkileri yönetme konusunda sınırlı bir kapasiteye sahip.

İsrail ticaret, yatırım ve eğitim veya kültür alışverişlerini kısıtlamıyor. Filistin'de havaalanı bulunmuyor ve karayla çevrili bir bölge olan Batı Şeria'ya yalnızca İsrail üzerinden veya İsrail'in kontrolündeki Ürdün sınırından ulaşılabiliyor. İsrail şu anda Gazze Şeridi'ne tüm erişim noktalarını kontrol ediyor.

Ancak, Filistin devletini tanımayı planlayan ülkeler ve Filistin Yönetimi, bunun boş bir jestten daha fazlası olacağını söylüyorlar.

Filistin'in İngiltere'deki Misyonunun Başkanı Büyükelçi Hüsam Zomlot, tanınmanın eşit şartlarda kurumlar arası ortaklıklara yol açabileceği değerlendirmesinde bulundu.

İngiltere’nin eski Kudüs Başkonsolosu Vincent Finn, Filistin devletini tanıyan ülkelerin İsrail ile ilişkilerinin bazı yönlerini gözden geçirmeleri gerekebileceğini söyledi.

İngiltere'nin durumunda bunun, işgal altındaki Filistin topraklarındaki İsrail yerleşimlerinden gelen ürünlerin yasaklanması gibi tedbirlerin alınmasına yol açabileceğini belirten Finn, ancak bunun İsrail ekonomisi üzerindeki pratik etkisinin minimum düzeyde olacağını da sözlerine ekledi.

İsrail ve ABD nasıl tepkisi verdi?

İsrail, Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaştaki davranışları nedeniyle yaygın şekilde kınamalarla karşı karşıya kalırken bu tanımanın, Gazze Şeridi’ndeki savaşı tetikleyen 7 Ekim 2023 saldırıları için Hamas'ı ödüllendireceğini öne sürüyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu, yaptığı bir açıklamada “Ürdün Nehri'nin batısında Filistin devleti kurulmayacak” ifadelerini kullandı.

Öte yandan ABD, Avrupalı müttefiklerinin bağımsız bir Filistin devletini tanıma yönündeki her türlü girişimine şiddetle karşı çıkıyor. ABD’nin Filistinli yetkililere yaptırımlar uygulayarak, ABD’ye giriş vizelerini reddetme ve iptal etme gibi adımlar atması, Filistin Devlet Başkanı Abbas ve diğer Filistin Yönetimi yetkililerinin New York'ta düzenlenen BM Genel Kurulu'na katılmalarını engel oldu.