Washington’ın yapay zekâ açmazı: Güvenlik mi, küresel rekabet mi?

Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)
Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)
TT

Washington’ın yapay zekâ açmazı: Güvenlik mi, küresel rekabet mi?

Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)
Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)

Gelişmiş yapay zekâya ilişkin ABD’deki endişeler artık uzak bir geleceğe dair senaryolarla sınırlı değil. Son dönemde yaşanan olaylar, bazı modellerin geliştirici şirketler tarafından getirilen kısıtlamaları aşabildiğini, internete ve harici sistemlere erişebildiğini ve insanlar tarafından doğrudan yönlendirilmemiş biçimlerde hareket edebildiğini ortaya koydu.

Teknoloji şirketleri daha güçlü ve daha bağımsız modeller geliştirmek için yarışırken Washington’da da bu teknolojiye daha katı sınırlar getirilmesi yönündeki çağrılar giderek artıyor. Tartışma siber güvenliğin ötesine geçerek yatırım, inovasyon, verimlilik ve Çin karşısında ABD’nin rekabet gücünün geleceğine uzanıyor.

Son gelişmeler ABD yönetimini ve Kongre’yi karmaşık bir denklemle karşı karşıya bırakıyor: Potansiyel yapay zekâ riskleri nasıl kontrol altına alınırken aynı zamanda önümüzdeki yıllarda büyüme, verimlilik ve ekonomik rekabetin en önemli motorlarından biri olarak görülen bu teknolojinin gelişimi yavaşlatılmayacak?

‘Hugging Face’ olayı alarm zillerini çaldırdı

‘Hugging Face’ platformuna yönelik saldırı olayı, bu tartışmanın merkezindeki başlıklardan biri haline geldi. Zira OpenAI tarafından yürütülen incelemeler, siber güvenlik testleri sırasında kullanılan bazı modellerin kimi güvenlik önlemlerini aşabildiğini, internete erişebildiğini ve açıkları istismar ederek üçüncü taraflara ait sistemlere ulaşabildiğini ortaya koydu.

hrg4t
OpenAI şirketinin logosu (Reuters)

OpenAI, söz konusu olayı şimdiye kadar tespit ettiği bu tür vakalar arasında en ciddi olay olarak nitelendirdi. Şirket, olayın yüksek kapasiteye sahip modellerin uygun güvenlik önlemleri bulunmadığında teknik kısıtlamaları aşabileceğini, yetkisiz kanallar üzerinden iletişim kurabileceğini ve herhangi bir insan tarafından doğrudan talep edilmeyen işlemleri gerçekleştirebileceğini gösterdiğini bildirdi.

Şirket olayın müşteri verilerini, ürünlerinin işlevlerini veya hizmetlerin erişilebilirliğini etkilemediğini belirtse de olayın politika yapıcılar açısından önemi başka bir noktada yatıyor. Eğer sistemler bir test ortamında kendileri için oluşturulan bariyerleri aşabiliyorsa, bu yetenekler ticari ölçekte yaygınlaştığında insan kontrolünün nasıl güvence altına alınacağı sorusu gündeme geliyor.

Kongre soruşturma başlattı

Bu gelişmeler Kongre üyelerini harekete geçirdi. Cumhuriyetçi Senatör Josh Hawley, OpenAI hakkında soruşturma başlatarak ‘Hugging Face’ olayı ve yapay zekâ modellerinin kontrolden çıkma ihtimaline ilişkin soru işaretleri doğurduğunu belirttiği diğer olaylar hakkında ayrıntılı bilgi talep etti.

Hawley, özellikle doğrudan insan müdahalesi olmadan karmaşık işlemleri gerçekleştirebilen daha bağımsız ve yetenekli sistemlere ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde Amerikalıların yaşananların tüm ayrıntılarını bilmeye hakkı olduğunu söyledi.

vrgthy
Yapay zekâ şirketi Anthropic’in logosu (Reuters)

Demokrat Senatör Chris Van Hollen ise ayrı bir girişimle OpenAI’nin federal siber güvenlik kurumlarının risk düzeyini değerlendirebilmesi için gerekli bilgilere erişmesine izin vermesini istedi.

Van Hollen, şirketin ‘GPT-6 Astra’ sisteminin güvenliğini sağlayamaması ve sistemi etkin biçimde denetleyememesi halinde kamu kullanımından çekmesi gerektiğini söyledi.

Bu girişimler, Washington’daki tartışmanın genel anlamda daha fazla şeffaflık talebinden daha temel bir soruya doğru kaydığını gösteriyor: Gelişmiş bir sistem beklenmedik biçimde hareket ettiğinde müdahale etme yetkisi kimin elinde olacak?

Sanders denetimin ötesine geçiyor

Ancak Kongre’deki şimdiye kadarki en dikkat çekici siyasi girişim bağımsız Senatör Bernie Sanders ile Demokrat Temsilci Greg Casar’dan geldi. İki isim, ‘süper yapay zekâ’nın yasaklanmasını ve federal güvenlik kuralları oluşturulana kadar gelişmiş yapay zekâ çalışmalarının geçici olarak durdurulmasını öngören bir yasa tasarısı açıkladı.

Sanders, şirketlere yönelik denetimlerin sıkılaştırılması çağrısının çok daha ötesine geçiyor. Senatör, ‘süper yapay zekâ’ sistemlerinin geliştirilmesi ve kullanıma sunulmasına kalıcı yasak getirilmesini, gelişmiş sistemlerin geliştirilmesine ise hükümetin federal bir düzenleyici kurum oluşturup modellerin incelenmesine yönelik açık kurallar belirlemesine kadar geçici olarak ara verilmesini istiyor.

fvgbhy
Soldan sağa: Elon Musk, Anthropic’in kurucu ortağı ve Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei ile OpenAI Üst Yöneticisi (CEO) Sam Altman (AFP).

Sanders, yapay zekâ şirketlerinin yöneticilerinin dahi teknolojiyi tam anlamıyla anlamadıklarını ve sistemlerin giderek onları kontrol etme kapasitelerini aştığını kabul ettiklerini savunuyor. Bu nedenle mevcut koşullarda daha güçlü sistemler geliştirmeyi sürdürmenin sorumsuzluk olduğunu belirten Sanders, insanlığın geleceğinin sınırlı sayıdaki teknoloji devinin eline bırakılmaması gerektiğini düşünüyor.

Casar ise süper yapay zekânın güvenliği, özgürlüğü ve Amerikalıların yaşamlarını etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Demokrat vekil, bugün ortaya çıkan çelişkiye dikkat çekerek en ileri teknolojinin, günlük yaşamın birçok alanından daha az düzenlemeye tabi olduğunu belirtiyor.

Risklerin yeniden dağıtılması

Sanders’ın tasarısı yalnızca teknolojiyi durdurmayı değil, aynı zamanda risklerin yeniden dağıtılmasını hedefliyor. Tasarının ekonomik açıdan önemi de burada ortaya çıkıyor.

Mesele yalnızca geleceğin bir teknolojisini yasaklamak değil, bu teknolojinin geliştirilmesinden kaynaklanan risklerin maliyetini kimin üstleneceğini belirlemek.

Yapay zekâ şirketleri daha yetenekli modeller geliştirmek için büyük yatırımlar yaparken şirketler, hissedarlar ve ekonomi; verimlilik artışı, otomasyon, yazılım ve hizmetlerin geliştirilmesi ile bilimsel araştırmaların hızlanmasından doğabilecek kazanımlardan yararlanıyor.

Buna karşılık geniş çaplı bir güvenlik kazası, gelişmiş bir modelin siber saldırıda veya biyolojik silah geliştirilmesinde kullanılması ya da büyük ekonomik zararlara yol açması halinde ortaya çıkacak maliyetler, sistemi geliştiren şirketin sınırlarını aşarak diğer şirketlere, hükümete, tüketicilere ve vergi mükelleflerine yüklenebilir.

rgth
Teknisyenler, Varşova’da yapay zekâ geliştirmelerinin düzenlenmesi çağrısıyla düzenlenen gösterinin ardından robotları paketledi. (AFP)

Bu nedenle gelişmiş sistemleri yaşam döngüleri boyunca denetleyebilecek, tehlikeli yetenekleri ortadan kaldırmak için müdahale edebilecek ve hatta Sanders’ın tasarısına göre ‘süper yapay zekâ’ sistemlerinin imha edilmesini denetleyebilecek yeni bir federal düzenleyici kurum oluşturulması çağrısı önem taşıyor.

Dolayısıyla mücadele yalnızca şirketlerin ne kadar güçlü yapay zekâ sistemleri geliştirmesine izin verileceğiyle ilgili değil. Aynı zamanda bu teknolojiden elde edilecek ekonomik getirilerin, ortaya çıkabilecek risklere karşı nasıl dağıtılacağıyla da ilgili.

Daha zor denklem: Güvenlik mi rekabet gücü mü?

Ancak kapsamlı kısıtlamalar getirilmesi, beraberinde son derece hassas bir ekonomik ve stratejik soruyu getiriyor: ABD yapay zekâ geliştirmeyi yavaşlatırken Çin ilerlemeye devam ederse ne olacak?

Bu durum, meseleyi geleneksel bir teknoloji sektörünün düzenlenmesinden farklı kılıyor.

cdfvgrt
İsviçre’nin güneyindeki Lugano kentinde bulunan İsviçre Ulusal Süper Bilgisayar Merkezi’nde (CSCS) bir çalışan, “Alps” süper bilgisayarının bileşenlerinden birini değiştiriyor. (AFP)

Yapay zekâ artık verimlilik, sanayi kapasitesi, siber güvenlik, bilimsel araştırmalar, çipler, veri merkezleri, enerji ve dijital altyapıya yapılan dev yatırımlarla doğrudan bağlantılı.

Dolayısıyla ABD’nin geniş kapsamlı bir yavaşlamaya gitmesinin maliyeti yalnızca yapay zekâ şirketleriyle sınırlı kalmayabilir. Bu durum, giderek daha fazla yapay zekâya dayanan sektörlerde ABD ekonomisinin rekabet gücünü de etkileyebilir.

Bu nedenle Kongre’deki bazı isimler denetimlerin gerekli olduğunu savunurken ABD’nin küresel rekabet kapasitesini koruması gerektiğini vurguluyor. Washington’daki tartışmalarda sıkça dile getirilen uyarı şu: ABD ağır kısıtlamalar getirirken Çin kendi kapasitesini geliştirmeye devam ederse, güvenliği sağlamaya yönelik politika yeni bir stratejik ve ekonomik risk kaynağına dönüşebilir.

‘Kapatma anahtarı’ndan kontrol standartlarına

Kongre’deki tartışmalar Sanders’ın tasarısıyla sınırlı değil.

Demokrat Temsilci Ted Lieu ile Cumhuriyetçi Temsilci Nathaniel Moran, temmuz ayında ‘Yapay Zekâ Kapatma Anahtarı Yasası’nı gündeme getirdi. Tasarı, en güçlü yapay zekâ sistemlerinin geliştiricilerini, sistemleri yavaşlatabilecek, askıya alabilecek veya tamamen kapatabilecek teknik bir kapasiteyi muhafaza etmekle yükümlü kılmayı hedefliyor. Ayrıca hükümete, felaket boyutunda zarara yol açabilecek sistemlere müdahale yetkisi verilmesini öngörüyor.

fyj
Yapay zekâ şirketi Anthropic’in bir etkinlikte sergilenen logosu. (dpa)

Demokrat Temsilci Josh Gottheimer ile Cumhuriyetçi Temsilci Mike Lawler ise eylül ayında ‘Başıboş Yapay Zekâyı Durdurma Yasası’ tasarısını sundu. Tasarı, yapay zekâ ajanlarının tespit edilmesi, doğrulanması ve kontrol edilmesine yönelik ulusal standartlar oluşturulmasına odaklanıyor.

Bu yaklaşım Sanders’ın projesinden köklü biçimde ayrılıyor.

Burada amaç gelişmiş sistemlerin geliştirilmesini durdurmak yerine insanın kontrol mekanizmasının içinde tutulması. Böylece şirketler ve kamu kurumları kendi ağlarında hangi sistemlerin çalıştığını, bu sistemlerin nelere erişebildiğini ve gerektiğinde nasıl devre dışı bırakılabileceğini bilebilecek.

Denklemin diğer tarafında verimlilik var

Tartışmayı daha da zorlaştıran unsur, yapay zekânın yalnızca potansiyel bir risk değil, aynı zamanda muazzam bir ekonomik fırsat olması.

Teknolojinin verimliliği artırması, görevleri otomatikleştirmesi, araştırma ve geliştirmeyi hızlandırması, bazı hizmetlerin maliyetini düşürmesi ve yeni ürünlerle pazarlar oluşturması bekleniyor.

Bu nedenle gelişmiş sistemlerin geliştirilmesini dondurmak, büyük ekonomilerin artan iş gücü maliyetleri, yaşlanan nüfus ve mali baskılar karşısında verimliliği artırmaya çalıştığı bir dönemde bu kazanımların bir bölümünün ertelenmesi anlamına gelebilir.

Burada temel bir paradoks ortaya çıkıyor: Milletvekillerinin geniş çaplı ekonomik sarsıntılara yol açmasından korktuğu teknoloji, aynı zamanda gelecekte verimliliği ve büyümeyi artıracak başlıca araçlardan biri olabilir.

Bu da düzenleme kararını yalnızca ‘güvenlik’ ile ‘inovasyon’ arasında bir tercihten çok daha karmaşık hale getiriyor. Çünkü inovasyon yapmamanın da ekonomik bir maliyeti, kontrolsüz inovasyonun da potansiyel bir ekonomik maliyeti bulunuyor.

Kongre teknolojinin hızına yetişemiyor

Bu tartışma, ABD yasalarının yapay zekâ sistemlerinin gelişim hızına henüz ayak uyduramadığı bir dönemde yaşanıyor.

Kongre’de iki partinin üyelerinden oluşan bir grup 2024 yılında yapay zekâ ve güvenlik önlemleri için üç yıl içinde en az 32 milyar dolar ayrılmasını tavsiye etmişti. Ancak yasama sürecindeki ilerleme teknolojinin gelişim hızına yetişemedi.

Sadece birkaç yıl içinde yapay zekâ, sorulara yanıt verebilen sohbet robotlarından bir dizi görevi daha bağımsız biçimde yerine getirebilen, internete erişebilen, yazılım yazabilen, açıkları analiz edebilen ve diğer sistemlerle etkileşim kurabilen sistemlere dönüştü.

Yeni yetenekler ekonominin temel altyapısının bir parçası haline gelmeden önce kurallar oluşturulması yönünde milletvekilleri üzerindeki baskıyı artıran dönüşüm de bu.

‘Süper yapay zekâyı’ kim düzenleyecek?

Sanders’ın tasarısı sıradan bir denetim kurumu oluşturmanın da ötesine geçiyor. Tasarı, kabine düzeyinde yeni bir federal kurum ve bir Yapay Zekâ Danışma Konseyi kurulmasını, gelişmiş sistemlerin yaşam döngüleri boyunca izlenmesini ve tehlikeli yeteneklerin ortadan kaldırılmasının denetlenmesini öngörüyor.

Tasarı ayrıca ihlal durumunda son derece ağır yaptırımlar getiriyor. Bunlar arasında tasarının ‘şirketler için idam cezası’ olarak nitelendirdiği yaptırım ile bireyler için 20 yıla kadar hapis cezası bulunuyor.

Tasarı uluslararası bir boyut da içeriyor. ABD’nin dünyanın herhangi bir yerinde süper yapay zekâ geliştirilmesini engelleyecek uluslararası anlaşmalar yapılması için çaba göstermesini, müttefiklerle koordinasyon kurulmasını ve ihracat kontrolleri gibi araçların kullanılmasını öneriyor.

Böylece mesele bir kez daha ABD ekonomisinin sınırlarını aşarak küresel teknoloji ekonomisine uzanıyor. Gelişmiş yapay zekâ kapasitesi uluslararası anlaşmaların ve ihracat kontrollerinin konusu haline gelirse, stratejik teknolojilerin diğer alanlarında yaşandığı gibi çipler, veri merkezleri ve gelişmiş bilgi işlem altyapısına yönelik yatırım haritası da değişebilir.

Ekonominin geleceği için mücadele

Washington’daki mevcut mücadele özünde ABD ekonomisinin geleceğine ilişkin daha geniş bir anlaşmazlığı yansıtıyor.

Daha sıkı denetimden yana olanlar, felaket boyutunda bir olayın maliyetinin bugün geliştirme sürecini yavaşlatmanın maliyetini katbekat aşabileceğini savunuyor. Ekonomik açıdan çıkar sağlayan şirketlerin güvenlik sınırlarını tek başlarına belirlemesine izin verilmesinin ise çıkar çatışması oluşturduğunu düşünüyor.

Kapsamlı bir durdurmaya karşı çıkanlar ise teknolojinin küresel ölçekte geliştiğine dikkat çekiyor ve ABD’nin rakipleri yapay zekâya yatırım yapmaya devam ederken bu alanda basitçe duramayacağını vurguluyor.

xcdfv
İnsanlar, Şanghay’da düzenlenen Dünya Yapay Zekâ Konferansı sırasında “Enflame” standının yanından geçiyor. (Reuters)

Bu iki yaklaşımın arasında ise giderek güçlenen üçüncü bir seçenek öne çıkıyor: Yapay zekâ geliştirmeye devam etmek, ancak en tehlikeli sistemler kullanıma sunulmadan önce bunları izleme, müdahale etme ve gerektiğinde durdurma kapasitesini temel bir şart haline getirmek.

Böylece ABD’deki temel soru artık yapay zekânın düzenlenip düzenlenmemesi değil. Asıl mesele, inovasyon ve verimliliğin en önemli motorlarından birini boğmadan ve teknoloji alanındaki küresel rekabetin, kazanma değeri arttıkça güvenlik kaygılarının geri plana itildiği bir yarışa dönüşmesine izin vermeden bunun ne ölçüde yapılabileceği.

Washington’daki tartışmanın ‘yapay zekâ riskleri’nden yasaklama, geliştirmeyi durdurma, kapatma anahtarları ve federal denetime ilişkin yasa tasarılarına kayması, ABD’nin artık gerçek mücadelenin yalnızca makinelerin ne kadar akıllı olacağıyla ilgili olmadığını fark etmeye başladığını gösteriyor. Asıl mücadele, bu sistemler üzerindeki kontrolün kimin elinde olacağı, ekonomik getirilerden kimin yararlanacağı ve sistemlerin kontrolden çıkması halinde hataların bedelini kimin ödeyeceği üzerine.



Sovyet uydusu yörüngede parçalandı: Diğer uzay araçları risk altında

Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
TT

Sovyet uydusu yörüngede parçalandı: Diğer uzay araçları risk altında

Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)

Anthony Cuthbertson Teknoloji Editör Yardımcısı @ADCuthbertson 

Dünya yörüngesinde parçalanan ölü bir uydu, diğer uzay araçlarını tehdit edebilecek tehlikeli bir enkaz bulutu yarattı.

Uzay izleme şirketi LeoLabs, Sovyet dönemine ait Meteor 2-7'nin enkazını Batı Avustralya'daki radar istasyonunun üzerinden geçerken tespit etti.

45 yıl önce fırlatılan meteoroloji uydusu, onlarca yıldır faaliyet göstermiyordu ve artık aynı yörüngedeki diğer uydular için risk teşkil ediyor.

LeoLabs, X'te yaptığı paylaşımda, "Bu, son 6 ayda tanık olduğumuz bir dizi olayın en sonuncusu" dedi.

Bu olayların hepsi birlikte uzay güvenliği ve emniyeti açısından endişe verici bir eğilime işaret ediyor ve sürekli takipte kalmanın ne kadar kritik bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Orbital Radar'a göre ortalama yüksekliği 856 km olan Meteor, alçak Dünya yörüngesinin üst kesimlerinde yer alıyor.

Bu yükseklikteki cisimler, diğer uydularla çarpışmadıkları sürece yüzlerce hatta binlerce yıl burada kalabilir.

Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki (UUİ) astronotlar, 2024'te patlayan bir Rus uydusundan kaynaklanan enkazın yarattığı çarpışma riski nedeniyle kendilerini korumaya almak zorunda kalmıştı.

RESURS-P1 uydusu, hizmet dışı kalmasından iki yıl sonra yaklaşık 355 km irtifada 180'den fazla büyük enkaz parçasına ayrılmıştı.

Bu parçalar, felaket niteliğinde bir çarpışmaya yol açmadan nihayetinde Dünya atmosferinde yanmıştı.

Amerika Birleşik Devletleri Uzay Gözetleme Ağı'nın tahminlerine göre, alçak Dünya yörüngesinde 10 santimetreden büyük onbinlerce uzay çöpü ve 1-10 cm arasında 200 bine varan cisim var.

Gökbilimciler, büyük uzay enkazı parçaları arasındaki çarpışmanın Kessler etkisi diye adlandırılan bir duruma yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, çarpışmanın ardından ortaya çıkan enkazın bir dizi yeni çarpışmaya sebep olmasını ifade ediyor.

Böyle bir olay nihayetinde aktif uyduları ortadan kaldırabilir ve roketlerle aşılması imkansız bir uzay enkazı tabakası oluşturarak insanları fiilen Dünya'ya hapsedebilir.

Independent Türkçe,independent.co.uk/space


Google'ın yeni yapay zeka aracı: 240 bin yıllık ses içeriği tespit edildi

11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)
11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)
TT

Google'ın yeni yapay zeka aracı: 240 bin yıllık ses içeriği tespit edildi

11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)
11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)

Google bir görsel, metin, video veya ses dosyasının yapay zekayla oluşturulup oluşturulmadığını kontrol etmek üzere tasarlanmış yeni yapay zeka tespit aracını tanıttı.

SynthID Detector, yapay zekayla üretilmiş medya içeriklerine yerleştirilen ve insanlar tarafından fark edilemeyen filigranlardan yararlanıyor. Google, halihazırda 180 milyardan fazla görsel ve videonun yanı sıra toplam süresi 240 bin yıla ulaşan ses içeriğine filigran eklediğini belirtiyor.

Bu tespit teknolojisi, 54 yaşındaki bir adamın yapay zeka destekli dijital yayın dolandırıcılığı suçundan bu hafta ABD'de 18 ay hapis cezasına çarptırılmasının ardından piyasaya sürüldü.

Kuzey Karolina'dan Michael Smith, Apple Music ve Spotify gibi platformlarda 7 yıl boyunca fark edilmeden bu dolandırıcılığı sürdürmüş ve yapay zekayla üretilmiş yüzbinlerce şarkı aracılığıyla bu platformlardan milyonlarca dolar kazanmıştı.

SynthID Detector'ın erken bir sürümü, medya profesyonellerinin doğrulama aracı olarak kullanması amacıyla geçen yıl piyasaya sürülmüştü. Son çıkan sürüm ise herkesin kullanımına açık.

Google DeepMind'ın bilim ve stratejik girişimlerden sorumlu başkan yardımcısı Pushmeet Kohlo blog yazısında, "Yapay zeka araçları giderek daha iyi ve kullanımı daha kolay hale geldikçe çevrimiçi ortamda karşılaştığımız içeriklerin bağlamını açıkça görebilmek, neye güveneceğimiz konusunda bilinçli kararlar vermemize yardımcı olur" diye yazdı.

Bu araç, Arama, Gemini uygulaması ve Chrome'daki yerleşik doğrulama özelliklerimize ekleniyor ve bunlar halihazırda günde 1 milyondan fazla isteği işliyor.

Filigranlar, bir görselin veya videonun kullanıcılara nasıl göründüğünü değiştirmiyor ve içeriğin kalitesini etkilemiyor. Ayrıca filtre uygulandıktan veya görüntü kırpıldıktan sonra bile işlevini koruyacak şekilde tasarlandı.

Tespit aracı halihazırda sadece Google, OpenAI, Nvidia, Kakao ve Apple platformları kullanılarak oluşturulan içeriklerde çalışıyor.

OpenAI'ın, ChatGPT metin çıktılarına görünmez bir filigran eklediğini duyurmasından sadece birkaç gün sonra SynthID Detector piyasaya sürüldü.

Kelime seçimini incelikle değiştiren textGrain sistemi, metnin insan kullanıcılara normal görünmesini sağlarken, gizli kalıpları bilen otomatik sistemler tarafından tespit edilebilmesini mümkün kılıyor.

Anthropic de sohbet botu Claude için benzer bir teknolojiyi duyurdu ancak her iki şirket de yapay zekayla üretilen metinler insanlar tarafından düzenlendiğinde veya bu metinlere insan eliyle eklemeler yapıldığında filigranların etkisinin azaldığını belirtti.

Bu araçlar, Avrupa Birliği'nin Yapay Zeka Yasası nedeniyle geliştirildi. Yasa, üretken yapay zeka sistemlerinin ürettiği içeriklerin otomatik sistemler tarafından tanımlanabilir olmasını şart koşuyor.

Google'ın son tespit aracına, şirketin yapay zeka birimi DeepMind üzerinden erişilebilir.

Independent Türkçe


Samanyolu'ndaki benzersiz cismin "karmaşık yapısı" gözler önüne serildi

1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])
1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])
TT

Samanyolu'ndaki benzersiz cismin "karmaşık yapısı" gözler önüne serildi

1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])
1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])

Bilim insanları, galaksimizdeki benzersiz bir gökcisminin "karmaşık yapısını" gözalıcı detaylarıyla görüntüledi.

Samanyolu'nda türünün bilinen tek süpernova kalıntısı Pa 30, bir yıldızın yaklaşık 850 yıl önce gözlemlenen ölümcül patlamasından geriye kalanlardan oluşuyor. Gökbilimciler son teknoloji teleskopları kullanarak bu cismi ince detaylarıyla görüntüledi.

Görüntü, patlamanın karmaşık yapısını ortaya koyuyor: Adeta havai fişek gösterisi gibi, şeritler evrene doğru uzanıyor. Bu şeritlerin her biri, Güneş Sistemi'ni defalarca içine alabilecek kadar geniş.

Ortasında ise patlayan yıldızın hayatta kalan parçaları olan "zombi yıldız" yer alıyor ve sıradışı bir şekilde gösterinin tam merkezinde duruyor. Yıldızın patlaması 1181'de gözlemlenmiş ve dönemin Japon, Çin ve Arap kaynaklarında ayrı ayrı kaydedilmişti. Kalıntısıysa ilk kez 2013'te bir yurttaş bilim insanı tarafından tespit edilmişti.

Ancak yeni araştırmada gökbilimciler, Gemini North teleskobuyla patlamanın kalıntısını ayrıntılı biçimde görüntülemeyi başardı. Bu sayede ilk bakışta havai fişeğe benzeyen şeritlerin aslında tıpkı ipe dizilmiş inciler gibi uzun düğüm zincirleri olduğu görüldü.

Patlama, Dünya'dan yaklaşık 7 bin 500 ışık yılı uzaklıkta yer alıyor. Bu, Samanyolu'nda türünün bilinen tek örneği ve diğer galaksilerde benzer örnekler saptansa da nispeten yakın olması sayesinde patlamanın çekirdeğindeki kalıntıları görebiliyoruz.

Bu kalıntılar, süpernovanın "Tip Iax" olması nedeniyle bırakıldı. Bu tür süpernovalarda patlama, yıldızın kendisini tamamen yok etmiyor. Araştırmacılar, bunun iki beyaz cücenin çarpışmasından kaynaklandığını düşünüyor. Beyaz cüceler, yıldızların ölürken kendi üzerlerine çökmesiyle oluşan, Dünya büyüklüğündeki yoğun gökcisimleridir.

Avusturya Bilim ve Teknoloji Enstitüsü'nden, çalışmanın yürütücülerinden Ilaria Caiazzo, "Pa 30'un Dünya'ya yakınlığı sayesinde bu kadar ayrıntıyı görebiliyoruz" diyor. 

Bu yakınlık, Pa 30'u araştırmalar açısından eşsiz bir değere sahip kılıyor.

Pa 30, türünün bilinen tek örneği olsa da galaksimizde yalnız olmayabilir. Bilim insanları, keşfedilmeyi bekleyen başka örnekler de olabileceğini söylüyor.

Warwick Üniversitesi'nden çalışmanın ortak lideri Tim Cunningham "Yıldız patlamalarına ilişkin güvenilir tarihsel kayıtlar yalnızca bin yıl kadar eskiye uzanıyor. Bilindiği kadarıyla, galaksimizde karanlıkta gizlenmiş başka benzer kalıntılar olabileceği" diyor.

Bugün, teleskobun icadından yüzyıllar önce bu olayı üç ayrı tarihsel kayıtta belgeleyen gökbilimcilerin gözlemlediğini bildiğimiz ilginç bir cismi inceleyebildiğimiz için şanslıyız.

Çalışma, The Astrophysical Journal'da yayımlanan "Detection of knots in the supernova type Iax remnant Pa 30" (Pa 30 adlı Iax tipi süpernova kalıntısında düğümlerin tespiti) başlıklı yeni makalede aktarılıyor.

Independent Türkçe