Dünya Bankası: Bölgedeki gıda güvenliğini ekonomik bir fırsata dönüştürmek için yıllık 12 milyar dolara ihtiyaç var

Ousmane Dione Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan, bölgesel merkez konumunu güçlendirme potansiyeline sahip

Dünya Bankası: Bölgedeki gıda güvenliğini ekonomik bir fırsata dönüştürmek için yıllık 12 milyar dolara ihtiyaç var
TT

Dünya Bankası: Bölgedeki gıda güvenliğini ekonomik bir fırsata dönüştürmek için yıllık 12 milyar dolara ihtiyaç var

Dünya Bankası: Bölgedeki gıda güvenliğini ekonomik bir fırsata dönüştürmek için yıllık 12 milyar dolara ihtiyaç var

Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan’da gıda güvenliği artık sadece hane halkının sofrasındaki gıda miktarıyla sınırlı bir mesele olmaktan çıkarak, bölge ekonomilerinin kısıtlı kaynakları yönetme, ticareti çeşitlendirme, yatırım çekme, istihdam sağlama ile jeopolitik ve iklimsel şoklarla mücadele etme kapasitesinin kapsamlı bir sınavına dönüştü.

Dünyanın en kurak bölgelerinden birinde, 142 milyondan fazla insanın gıda güvensizliği çektiği ve nüfusun yüzde 42’sinin sağlıklı bir beslenme çantasının maliyetini karşılayamadığı bir coğrafyada denklem giderek zorlaşıyor: Doğal kaynaklar tükenmeden daha fazla gıda üretimi nasıl sağlanacak?

Gıda talebinin 2050 yılına kadar yaklaşık yüzde 67 oranında artmasının beklendiği bölgede Dünya Bankası, bu talebin karşılanmasının başta su olmak üzere kaynak yönetiminde bir mantık değişikliği gerektirdiğini belirtiyor. Banka, daha verimli sulama ve tarımsal yenilikler için bölgenin yıllık yaklaşık 12 milyar dolarlık yatırıma ihtiyaç duyduğunu tahmin ediyor.

rgthy
Dünya Bankası Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan’dan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ousmane Dione (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Şarku’l Avsat’a konuşan Dünya Bankası Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan’dan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ousmane Dione; tarım, su, ticaret, lojistik, sanayi, teknoloji ve özel sektörün tek bir ekosistem olarak ele alınması durumunda mevcut zorlukların büyük ekonomik fırsatlara dönüştürülebileceğini ifade etti.

Su, gıda denkleminin kalbinde yer alıyor

Dione’ye göre bölgedeki gıdanın geleceğini konuşurken işe sudan başlamak bir zorunluluk teşkil ediyor. Birçok ülkenin hali hazırda ciddi su kıtlığı seviyelerinin altında bulunduğu ve kişi başına düşen yıllık su miktarının 500 metreküpün altına gerilediği bölgede, tarım sektörü mevcut suyun yaklaşık yüzde 87’sini tüketiyor.

Dünya Bankası bu nedenle çözümün yalnızca ek su kaynakları sağlamakta değil, kaynağın kullanım şeklinin yeniden düşünülmesinde yattığını vurguluyor.

Dione, ‘döngüsel su yönetimi’ (Closing the Loop) anlayışına geçilmesinin gerekliliğine dikkat çekti. Bütüncül bir ekonomik döngü çerçevesinde suyun tek bir kullanımdan sonra heba edilmemesini öngören bu konsept; atık suların toplanması, arıtılması ve tarım ile sanayi başta olmak üzere uygun alanlarda yeniden kullanılması ilkesine dayanıyor. Süreç, su ve sulama şebekelerindeki kayıpların azaltılması ve verimliliğin artırılmasıyla eş zamanlı olarak yürütülüyor.

Bu yaklaşımla su, tüketilen bir girdi olmaktan çıkarak defalarca dönüştürülebilen ve kullanılabilen bir kaynağa dönüşüyor. Böylece aynı miktardaki doğal kaynaktan ekonomi için fiilen sağlanan su miktarı artırılmış oluyor.

Bölgenin deniz suyu arıtma alanında önemli adımlar attığını belirten Dione, arıtmanın tek başına yeterli olmayacağını vurguladı. Yapılması gerekenin, suyu yalnızca tarımsal üretimin bir girdisi olarak değil, stratejik bir ekonomik kaynak şeklinde yönetmek olduğunu kaydeden Dione, döngüsel su yönetimine ulaşılana kadar bölgedeki ‘her bir damla suyun’ çok yönlü olarak kullanılması gerektiğini ifade etti.

Öte yandan su kullanımında verimlilik sadece gıda üretimiyle sınırlı kalmayıp, üretilen gıdanın korunmasını da kapsıyor. Kaybolan veya israf edilen her bir gıda miktarı; onun üretimi, taşınması ve depolanması için harcanan su, enerji, arazi ve diğer kaynakların da israf edilmesi anlamına geliyor.

Daha az suyla daha fazla ürün

Dione, damla sulamaya geçişten sızıntı, israf ve suyun yeniden kullanımının azaltılmasına, tarımsal kaynakların daha hassas yönetimi için yapay zekâ ve verilerin kullanılmasına kadar teknolojinin gıda ve su denklemini değiştirmede kilit bir rol oynayacağını belirtti.

Modern teknolojiler, ürünlerin su ihtiyacının belirlenmesine, tüketim oranlarının ölçülmesine, iklimsel ve coğrafi koşullara en uygun ürünlerin seçilmesine ve en az su tüketimiyle en yüksek verimi sağlayacak üretim döngülerinin tespit edilmesine yardımcı olabiliyor.

Bu doğrultuda Dünya Bankası, teknolojiyi yalnızca verimliliği artıran bir araç olarak değil, bölgenin tarım haritasını yeniden çizen bir yöntem olarak görüyor: Ne ekilmeli? Nerede ekilmeli? Ne kadar suyla ve hangi teknolojiyle üretilmeli?

dcfvgbh
Irak’taki bir su arıtma tesisi (X)

Söz konusu denklem, yer altı suyu tüketimini artırarak tarımsal üretimi genişletmenin mümkün olmadığı bir coğrafyada özel bir önem taşıyor. Aksi bir yaklaşım, gıda güvenliğini sağlama çabasını bölgenin en kıt kaynaklarından biri üzerinde ilave bir baskıya dönüştürme riski taşıyor.

Bu nedenle hedef, ne pahasına olursa olsun daha fazla üretmek değil; her damla sudan daha fazla gıda elde etmek ve mevcut kaynaklardan daha yüksek ekonomik ve besinsel değer yaratmak.

‘Sanal su’... Ticaret, gıda güvenliğinin bir aracı

Dione, gıda güvenliği yönetiminde kritik bir yaklaşıma dikkat çekti: Gıda ithal etmek, zorunlu olarak gıda güvenliğinin zayıf olduğu anlamına gelmez. İthal edilen bir tarım ürünü, menşe ülkede üretimi için kullanılan suyu da dolaylı olarak bünyesinde taşır; bu durum ‘sanal su’ kavramı olarak tanımlanır.

Dolayısıyla bir ülkenin, kendi kısıtlı su kaynaklarını tüketmek yerine, yerli üretimi büyük miktarda su gerektiren bir ürünü dışarıdan tedarik etmesi ekonomik ve çevresel açıdan daha verimli bir tercih oluşturabilir.

Ancak sorun, ithalata olan bağımlılığın sınırlı sayıda ülke veya ticaret güzergahı üzerinde yoğunlaşmasıyla başlar.

Bu noktada su güvenliği ile ticaretin esnekliği kesişmektedir. Gıda ihtiyacının bir kısmını dışarıdan karşılayan bir ülkenin ithalat kaynaklarını ve sevkiyat rotalarını çeşitlendirmesi, ticaret yapısının şoklara karşı dayanıklılığını güvence altına alması gerekmektedir.

Ukrayna’daki savaşın ardından tahıl ticaretinde yaşanan aksamalar, küresel ticaret şoklarının gıda fiyatlarına ne kadar hızlı yansıyabildiğini ve en hassas kesimler üzerindeki baskıyı nasıl artırabildiğini göstermiştir.

cdfvg
Katar’da bulunan Hamad Limanı’ndaki konteyner terminalleri (QNA)

Bu çerçevede Dünya Bankası, doğru denklemin yerli üretim ile ithalat arasında bir seçim yapmak değil, daha esnek bir kombinasyon oluşturmak olduğunu vurgulamaktadır: Su ve kaynak kullanımı açısından verimli ürünleri yerelde üretmek, yerli üretimi suyu aşırı tüketen ürünleri ithal etmek; bu süreçte de tedarik kaynaklarını çeşitlendirerek depolama, lojistik ve stratejik rezervleri güçlendirmek öne çıkmaktadır.

İsraf… Sofraya ulaşamadan kaybedilen kaynaklar

Bölge, gıda kaybı ve israfı şeklinde ortaya çıkan bir diğer ciddi sınamayla karşı karşıya bulunuyor. Dünya Bankası verilerine göre, üretim, depolama, taşıma, işleme, dağıtım ve tüketim dahil olmak üzere tedarik zincirinin farklı aşamalarında gıdanın yaklaşık üçte biri kaybolmakta veya israf edilmekte.

Bu kayıplar, su kıtlığı çeken bir coğrafyada iki kat daha büyük bir anlam taşıyor. Gıda israfı sadece gıdanın heba olması anlamına gelmemekte; aynı zamanda onun üretimi için kullanılan su, enerji ve arazinin de nihayetinde tüketiciye ulaşan bir gıdaya dönüşememesi manasına gelmektedir.

xcdfgrt
Kahire’de bir fırının önünde sıraya giren insanlar (AFP)

Bu açıdan bakıldığında, israfın azaltılması su tasarrufu sağlamanın yöntemlerinden biri haline geliyor. Gıdayı kaybolmaktan kurtarmak, aynı miktarı yeniden üretmek için kaynaklar üzerindeki baskıyı artırmaya gerek kalmaksızın, üretimde kullanılan kaynaklardan daha fazla yararlanılmasını sağlıyor.

İsrafın önlenmesi yalnızca tüketici davranışlarıyla sınırlı kalmayıp, tedarik zincirinin erken aşamalarında başlıyor. Depolama, soğuk hava zinciri, taşımacılık, silolar, ambalajlama ve gıda işlemenin geliştirilmesini kapsayan bu süreç, aynı zamanda yeni yatırım fırsatları da sunuyor.

Hürmüz, gıda tedarik esnekliğini sınıyor

Bu boyut, bölgedeki ticaret trafiğinin aksamasıyla, özellikle de Hürmüz Boğazı’na bağlı risklerle birlikte daha büyük bir önem kazanıyor.

Dione, ticaret güzergahlarındaki aksamaların yalnızca gıdaya erişimi tehdit etmekle kalmayıp aynı zamanda gıda maliyetlerini de yükseltebileceğini; bu durumun da ithalat kaynaklarını, taşıma rotalarını ve stratejik stokları çeşitlendirmeyi gıda güvenliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirdiğini vurguladı.

Bu doğrultuda ülkelerin, ticaret aksamalarına karşı dayanıklı bir sistem kurması gerekiyor. Söz konusu sistem; menşe ülkelerin çeşitlendirilmesini, limanların, depoların, siloların, soğuk hava zincirlerinin ve ulaşım ağlarının geliştirilmesini, ayrıca tedarik kesintilerinde uyum sağlamak için yeterli zamanı tanıyan stratejik rezervlerin oluşturulmasını kapsıyor.

Yılda 12 milyar dolar... Yatırımlar nereye gidiyor?

Ancak bu sistemin kurulması büyük bir sermaye gerektiriyor.

Dione, bölgenin yıllık yaklaşık 12 milyar dolarlık ek yatırıma ihtiyaç duyduğuna ve bu rakama sadece kamu harcamalarıyla ulaşmanın mümkün olmadığına dikkat çekti. Özel sektörün çekilmesinin öncelikle düzenleyici ve yasal çerçevenin iyileştirilmesiyle başlayacağını belirten Dione, ardından yatırımların en yüksek katma değeri sağlayan alanlara yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

sxdcfgt
Kuveyt şehrinin eteklerindeki bir otoyolda ilerleyen araçlar (AFP)

Konu sadece tarımla sınırlı kalmayıp, ürünün çiftlikten çıkışından sonraki süreçleri de kapsıyor: Depolama, işleme, ambalajlama, taşıma, hizmetler ve dağıtım.

Dione, bu entegre zincirin kurulmasının tarımsal yatırımları daha cazip hale getirebileceğini ve diğer sektörlere de yayılan ekonomik etkiler yaratabileceğini ifade etti.

Gıdadan istihdama

Bu yatırımların önemi, gıda tedarikinin ötesine geçerek iş gücü piyasasına kadar uzanıyor. Bölge genç bir nüfus yapısına sahip olmakla birlikte Dione, söz konusu ‘demografik fırsat penceresinin’ sonsuza dek açık kalmayacağı, özellikle de bölgedeki bazı ülkelerin nüfusun yaşlanması süreciyle karşı karşıya kalmaya başladığı konusunda uyarıda bulundu.

Bu nedenle gıda sisteminin geliştirilmesi; doğrudan tarımsal faaliyetlerin ötesinde gıda sanayii, depolama, taşımacılık, lojistik, hizmetler, ticaret ve teknoloji gibi alanlarda yeni istihdam olanakları sağlayabilir.

Dünya Bankası, bölgede halen yaklaşık 63 milyon istihdamın tarım ve gıda sistemleriyle bağlantılı olduğunu, bu sistemin geliştirilmesi sayesinde 2050 yılına kadar yaklaşık 5 milyon ilave istihdam yaratılabileceğini tahmin ediyor.

Dione, finansman, teknoloji, pazarlar ve değer zincirleriyle entegre edilmesi halinde tarımın yalnızca gıda sağlayan bir faaliyet değil, gelir ve refah kaynağı olabileceğini vurguladı.

Küçük çiftçiler... Değer zincirlerine doğru

Bu noktada küçük ölçekli çiftçiler özelinde bir diğer sınama öne çıkıyor. Büyük ölçekli tarım işletmeleri genellikle finansmana ve teknolojiye erişimde daha yüksek bir kapasiteye sahipken, küçük çiftçiler finansman, pazara erişim, depolama, makineleşme ve altyapı konularında zorluklarla karşı karşıya kalıyor.

Dünya Bankası’nın hayata geçirdiği AgriConnect girişimi tam da bu noktada devreye girerek, dünya genelinde yüz milyonlarca küçük çiftçinin geçimlik tarımdan daha organize, verimli ve karlı bir üretime geçmesine yardımcı olmayı hedefliyor.

Dione, çiftçilerin kooperatifler çatısı altında örgütlenmesinin finansmana erişim, girdi temini, teknoloji kullanımı ve pazara ulaşım kapasitelerini artırabileceğini açıkladı. Ancak Dione’ye göre bu sürecin başarısı, başta depolama, soğuk hava zinciri, taşımacılık ve gıda işleme olmak üzere çevre altyapının da geliştirilmesini gerektiriyor.

Su tüketimini azaltırken tarımsal üretimi artırmanın teorik bir hedef olmadığını göstermek adına bölgedeki uygulamalardan örnekler veren Dione, Fas’ı işaret etti. Fas’ta Dünya Bankası ile yapılan iş birliği; üretimin pazarlarla entegre edildiği, modern sulama teknolojilerine dayalı tarım alanlarının geliştirilmesine ve su kullanım verimliliğinin artırılmasına katkı sağladı.

Dione ayrıca, dünyanın su kıtlığı en yüksek ülkelerinden biri olan Ürdün’e dikkat çekti. Ürdün’de Dünya Bankası destekli projeler, yüksek verim seviyelerine ulaşırken su yönetimi ve damla sulamada modern teknolojilerden yararlanıyor.

Dione’ye göre buradan çıkarılacak ders; doğru politikaların teknoloji ve yatırımla birleştirilmesi halinde, su kıtlığının zorunlu olarak fırsat kıtlığı anlamına gelmediğidir.

Suudi Arabistan... Bölgesel merkez oluşturma fırsatı

Bu dönüşümlerin merkezinde yer alan Suudi Arabistan’ın bölgenin gıda sisteminde bölgesel bir rol üstlenmesini sağlayacak özel nitelikleri bulunuyor. Suudi Arabistan’ın batıda Kızıldeniz’e, doğuda ise Arap Körfezi’ne kıyısı olan coğrafi konumuna dikkat çeken Dione, bu durumun ülkeye ticaret ve bölge pazarları arasındaki lojistik bağlantılarda kilit bir konum kazandırdığını belirtti.

Dione’ye göre olası bu rol, yalnızca iç pazar için gıda ithal etmekle sınırlı kalmayıp; gıda işleme, imalat, ambalajlama, depolama, dağıtım ve yeniden ihracatı kapsayacak şekilde genişleyebilme potansiyeli taşıyor.

Suudi Arabistan’ın gıda ürünlerinin işlendiği, imal edildiği, ambalajlandığı ve ardından bölge pazarlarına dağıtıldığı bölgesel bir merkeze dönüşebileceğini ifade eden Dione, bu rolün Vizyon 2030 kapsamında Suudi Arabistan’ın yürüttüğü yapay zekâ, teknoloji, deniz suyu arıtma, enerji, altyapı ve lojistik yatırımları dahil birçok alanla örtüştüğünü vurguladı.

xscdfgth
Suudi Arabistan’ın güneyindeki Asir bölgesinde bir çiftçi, tarlasında buğday hasadı yapıyor. (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan’ın sahip olduğu bol enerji kaynaklarının imalat ve gıda işleme faaliyetlerinin geliştirilmesi için önemli bir zemin sunabileceğini belirten Dione, ülkenin coğrafi konumunun ise gıda akışına bağlı lojistik hizmetlerin büyütülmesine imkân tanıdığını kaydetti.

Gıda işleme, lojistik ve dağıtım alanlarının istihdam yaratmada kritik birer kaynak teşkil edebileceğine işaret eden Dione, Suudi Arabistan’ın bu alanlardaki bölgesel rolünü güçlendirmek adına önemli bir fırsata sahip olduğunu vurguladı.

Bu çerçevede gıda güvenliğinin artırılması, tüm gıda türlerinin mutlaka yerelde üretilmesi anlamına gelmiyor. Su ve ekonomi açısından mantıklı olduğu durumlarda yerli üretimi; çeşitli kaynaklardan ithalat, stratejik stoklar, gıda işleme ve lojistik altyapı ile bütünleştiren bir yaklaşım çok daha verimli bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Bölgesel iş birliği... Kaynakların ve pazarların entegrasyonu

Ancak Dione, bu zorlukların bazılarıyla tek bir ülkenin tek başına mücadele edemeyeceğini vurguladı. Bölge ülkeleri arasındaki entegrasyon; belirli üretim kapasitelerine, enerjiye, altyapıya, limanlara veya lojistik hizmetlere sahip ülkeler ile geniş pazarlara sahip olanlar arasında kaynakların daha verimli dağıtılmasına imkân tanıyabiliyor.

Ticaretin ve lojistik bağlantıların geliştirilmesi, mevcut altyapıdan yararlanılması ile bilgi ve teknoloji transferinin sağlanması; bölgenin bir bütün olarak gıda ve su şoklarıyla mücadele kapasitesini artırabiliyor.

xsdcfg
Pakistan’ın Karaçi Limanı’nda ağlarını hazırlayan balıkçılar (EPA)

Bu durum; su, gıda ve ticaret arasındaki bağı yeniden ön plana çıkarıyor. Tüm gıda ihtiyacını üretecek kadar suya sahip olmayan bir ülke bu açığı ticaretle kapatabiliyor; ancak bunun karşılığında ithalat kaynaklarının çeşitliliğini, taşıma rotalarının esnekliğini ve stratejik stokların varlığını güvence altına alması gerekiyor.

Buna karşılık su kapasitesine, enerjiye veya gelişmiş teknolojiye sahip bir ülke, kaynaklarını daha verimli şekilde ithal edilebilecek ürünlerin üretimiyle tüketmek yerine, bu imkanları daha yüksek katma değerli faaliyetlerde değerlendirebiliyor.

Kıtlık yönetiminden fırsat yaratmaya

Nihayetinde Dione, bölgenin karşı karşıya olduğu asıl sınamanın yalnızca 2050 yılında nüfusunu nasıl doyuracağı değil; daha çalkantılı bir küresel konjonktürle baş edebilecek bir gıda, su ve ticaret sistemini nasıl inşa edeceği olduğunu belirtti.

Sınırlı su kaynakları daha yüksek verimliliği, çatışmalar ticarette daha fazla esnekliği, nüfus artışı yükselen talebi, genç nüfus ise yeni istihdam ihtiyacını zorunlu kılarken; teknoloji daha verimli üretim modellerine kapı aralıyor.

Bu denklemde su, tarım, depolama, gıda işleme, lojistik ve teknolojiye yapılan yatırımlar, doğrudan ekonomik dayanıklılığın kendisine yapılan yatırımlara dönüşüyor.

Suudi Arabistan açısından fırsat, yalnızca kendi gıda ihtiyacını güvence altına almakla sınırlı kalmayıp; coğrafi konumunu, enerjisini, altyapısını ve teknolojisini kullanarak bölgesel gıda sisteminin merkezi bir parçası haline gelmesinde yatıyor. Suudi Arabistan; gıda işlemesini ve lojistiği geliştirmenin yanı sıra teknoloji, deniz suyu arıtma, suyun yeniden kullanımı ve akıllı ithalatı eş zamanlı kullanarak her şeyi yerelde üretmeye değil, gıdayı verimli bir şekilde güvence altına almaya, katma değer yaratmaya ve bölge pazarlarını birbirine bağlamaya dayalı bir model inşa edebilir.

Böylelikle gıda güvenliği yalnızca bir tüketim meselesi olmaktan çıkıp bir yatırım ve ekonomi fırsatına dönüşürken, su güvenliği de bu fırsatın sürdürülebilirliği için temel bir ön koşul haline geliyor.

Başka bir ifadeyle bölgedeki gıda mücadelesi yalnızca tarlalarda değil; su şebekelerinde, limanlarda, depolarda, fabrikalarda, laboratuvarlarda ve tedarik zincirlerinde kazanılacaktır.



Altın, ABD enflasyon verileri öncesinde 4 bin 160 dolar seviyelerinde yatay seyrediyor

Pekin’de düzenlenen Çin Uluslararası Mücevher Fuarı’nda sergilenen altın külçeleri (EPA)
Pekin’de düzenlenen Çin Uluslararası Mücevher Fuarı’nda sergilenen altın külçeleri (EPA)
TT

Altın, ABD enflasyon verileri öncesinde 4 bin 160 dolar seviyelerinde yatay seyrediyor

Pekin’de düzenlenen Çin Uluslararası Mücevher Fuarı’nda sergilenen altın külçeleri (EPA)
Pekin’de düzenlenen Çin Uluslararası Mücevher Fuarı’nda sergilenen altın külçeleri (EPA)

Altın fiyatları, yatırımcıların ABD Merkez Bankasının (FED) para politikasının seyrine ilişkin ipuçları aradığı ABD enflasyon verilerinin günün ilerleyen saatlerinde açıklanması beklentisiyle bugün yatay seyretti. FED yetkililerinin faizlerin daha da artırılmasının gerekip gerekmediğine ilişkin farklı açıklamaları da piyasaların odağında yer aldı.

Spot altın, ons başına 4 bin 159 dolar civarıda sabit kalırken, aralık vadeli ABD altın vadeli işlemleri yüzde 0,1 artışla 4 bin 182,60 dolara yükseldi.

Taste Life Küresel Makroekonomi Başkanı Ilya Spivak, altın fiyatlarının belirli bir bantta sınırlı hareket etmeyi sürdürdüğünü belirtti. Spivak, petrol fiyatlarındaki yükselişe rağmen altının değerini koruyabilmesinin, yükselişini sürdürmek için yeni bir katalizör arayışında olduğuna işaret edebileceğini belirtti.

Jeopolitik gelişmeler cephesinde Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, Dahran kentinde Saudi Aramco’ya ait bir idari binanın saldırıya uğradığını açıkladı. İran destekli Husiler ile Suudi Arabistan arasında artan gerilimle eş zamanlı gerçekleşen gelişmeler, bugün petrol fiyatlarının yükselmesine yol açtı.

Para politikası konusunda ise New York FED Başkanı John Williams, enflasyonu düşürmek amacıyla merkez bankasının bu yıl faizleri bir kez daha artırmasının gerekebileceğini yineledi. Buna karşılık FED Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller, ABD tahvil getirilerindeki son yükselişin enflasyon beklentilerindeki artıştan değil, ekonomik büyümenin gücünden kaynaklandığını belirtti. Waller, enflasyon beklentilerinin istikrarlı seyrini koruduğunu ifade etti.

Piyasalar, ABD Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verisinin bugün 12.30’da açıklanmasını bekliyor. Üretici fiyatları ve perakende satış verileri ise yarın yayımlanacak. Spivak’a göre ekonomik ivmenin zayıfladığına işaret eden veriler, yatırımcıların yeni faiz artışlarına ilişkin beklentilerini azaltabilir ve bu durum altın fiyatlarını destekleyebilir.

CME Group bünyesindeki FedWatch aracına göre piyasalar, ABD faizlerinin bu ay artırılması ihtimalini yaklaşık yüzde 23, aralık ayında artırılması ihtimalini ise yüzde 88 olarak fiyatlıyor.

Getiri sağlamayan altın, faiz oranlarının düşmesinden genellikle olumlu etkileniyor. Buna karşılık yüksek faiz oranları, getiri sağlayan varlıkları daha cazip hâle getirerek altının yatırımcılar açısından çekiciliğini azaltıyor.

Diğer değerli metallerde ise spot gümüş yüzde 0,6 düşüşle ons başına 59,11 dolara geriledi. Platin bin 664,19 dolarda yatay seyrederken paladyum yüzde 0,4 artışla bin 130,81 dolara yükseldi.


Uluslararası Enerji Ajansı: Dizel kıtlığı 2027 yılına kadar sürebilir

ABD’nin Kaliforniya eyaletinde dizel fiyatını gösteren bir tabela, 16 Eylül 2026 (Reuters)
ABD’nin Kaliforniya eyaletinde dizel fiyatını gösteren bir tabela, 16 Eylül 2026 (Reuters)
TT

Uluslararası Enerji Ajansı: Dizel kıtlığı 2027 yılına kadar sürebilir

ABD’nin Kaliforniya eyaletinde dizel fiyatını gösteren bir tabela, 16 Eylül 2026 (Reuters)
ABD’nin Kaliforniya eyaletinde dizel fiyatını gösteren bir tabela, 16 Eylül 2026 (Reuters)

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) bugün yayımladığı aylık petrol piyasası raporunda, stokların önemli ölçüde azalması ve kış aylarındaki talep zirvesi öncesinde üretime getirilen kısıtlamalar nedeniyle dizel yakıt arzındaki sıkıntının gelecek yıla kadar devam edebileceğini bildirdi.

Dizel yakıt rafinaj kâr marjları, eylül ayında varil başına yaklaşık 95 dolarla rekor seviyeye ulaştı. ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşla bağlantılı saldırıların yol açtığı rafinaj kapasitesi düşüşü nedeniyle üretim de keskin biçimde geriledi.

IEA, “Dizel piyasaları ciddi baskı altında kalmaya devam ediyor. Uzun süreli arz kesintileri, rafinerilerin sonbahardaki bakım çalışmaları ve kış aylarındaki talep zirvesi öncesinde, normalde stokların artırılması gereken bir dönemde stoklardan çekilmesine yol açtı” açıklamasında bulundu.

ABD Başkanı Donald Trump, cuma günü Rusya’nın küresel piyasalara dizel yakıt tedarik etmeyi kabul ettiğini açıklayarak bir ilke imza attı. Trump, yönetiminin Moskova’yı Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşta kullanabileceği gelirlerden mahrum bırakmak amacıyla uygulamaya konulan Rus yakıtına yönelik ABD yaptırımlarını geçici olarak kaldırdığını söyledi.

Trump, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerden bazı Kongre üyelerinin anlaşmanın, Moskova Ukrayna’ya yönelik saldırılarını sona erdirene kadar Rus enerji ürünlerinin ithalatını yasaklayan ABD yasasına aykırı göründüğünü dile getirmelerine rağmen Rusya ile yapılan ‘dizel anlaşmasını’ savundu.

Rus petrolü ihracatına yönelik yaptırımların kaldırılmasının yüksek yakıt fiyatlarının düşürülmesine yardımcı olacağını belirten Trump’ın açıklamalarına bazı analistler şüpheyle yaklaştı. Analistler, Rusya’nın önümüzdeki üç ay boyunca sağlayacağını belirttiği dizel miktarının fiyatlar üzerinde kayda değer bir etki yaratmaya yetmeyeceğini savundu. Söz konusu miktarın, küresel yakıt tüketiminin yalnızca yaklaşık 12 saatlik bölümüne karşılık geldiği belirtildi.

Dizel fiyatları dünya genelinde rekor seviyelere yükselerek ABD’de galon başına 6,5 doları aştı. Fiyatlar, ABD ile Rusya arasında ‘dizel anlaşmasının’ duyurulmasının ardından ise bir miktar geriledi.


IMF: Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların etkileri tüm dünyaya yayılabilir

Georgieva, IMF ve Dünya Bankası Grubu’nun Bangkok’ta düzenlenen yıllık toplantıları kapsamında gerçekleştirilen küresel politika gündemine ilişkin üst düzey yöneticiler bilgilendirme oturumunda (AFP)
Georgieva, IMF ve Dünya Bankası Grubu’nun Bangkok’ta düzenlenen yıllık toplantıları kapsamında gerçekleştirilen küresel politika gündemine ilişkin üst düzey yöneticiler bilgilendirme oturumunda (AFP)
TT

IMF: Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların etkileri tüm dünyaya yayılabilir

Georgieva, IMF ve Dünya Bankası Grubu’nun Bangkok’ta düzenlenen yıllık toplantıları kapsamında gerçekleştirilen küresel politika gündemine ilişkin üst düzey yöneticiler bilgilendirme oturumunda (AFP)
Georgieva, IMF ve Dünya Bankası Grubu’nun Bangkok’ta düzenlenen yıllık toplantıları kapsamında gerçekleştirilen küresel politika gündemine ilişkin üst düzey yöneticiler bilgilendirme oturumunda (AFP)

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, Suudi Arabistan’a yönelik son saldırıların, ülke ekonomisinin bölge ve küresel piyasalar açısından taşıdığı önem ve Ortadoğu’da enerji arz güvenliğine ilişkin risklerin artması nedeniyle dünya genelinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Georgieva, IMF ve Dünya Bankası’nın Bangkok’ta düzenlenen yıllık toplantıları kapsamında gerçekleştirilen basın toplantısında, “Suudi Arabistan ekonomisi bölge ve dünya için önemli” diyerek,  son gelişmelerin “herkesi, dünyanın her yerinde etkileyebilecek olası olumsuz sonuçlar” doğurabileceğini ifade etti.

Uyarı, bölgedeki enerji akışları ve deniz taşımacılığının baskı altında olduğu bir dönemde yapıldı. Tedarik zincirlerinde yaşanabilecek aksaklıkların, özellikle petrol ve doğal gaz ithalatına bağımlı ekonomilerde enerji maliyetleri, ticaret ve ekonomik faaliyetler üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceği belirtiliyor.

IMF’nin dün yayımladığı tahminler de bölgedeki aksaklıkların ekonomiler üzerindeki olası etkilerinin boyutuna işaret ediyor. Fon, Ortadoğu ve Orta Asya ekonomilerinin 2026’da yüzde 0,3 daralmasını, 2027’de ise yüzde 6,3 büyümesini bekliyor. Bu görünüm, mevcut krizin yarattığı baskıların yanı sıra krizin hafiflemesi ve enerji ile ticaret akışlarının yeniden toparlanmasıyla öngörülen ekonomik iyileşmeyi yansıtıyor.

Bölge ekonomileri üzerindeki olası etkilerin, deniz taşımacılığındaki aksaklıklara maruz kalma düzeyine ve ihracatın sürdürülebilirliğine bağlı olarak farklılık göstermesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Suudi Arabistan’a ilişkin büyüme tahminini 2027 yılı için yükselten IMF, temmuz ayında yüzde 2,4 ve nisanda yüzde 3,4 olarak açıkladığı tahminini yüzde 7,9’a çıkardı. Fon, Suudi Arabistan ekonomisinin 2026’daki daralmasına ilişkin tahminini ise temmuz ayındaki yüzde 5 ve nisan ayındaki yüzde 6,4 seviyelerinden yüzde 3,3’e indirdi.

Bu görünüm, deniz taşımacılığındaki aksaklıkların hafiflemesiyle üretim ve ihracatın yeniden ivme kazanacağı beklentisini yansıtıyor. Bununla birlikte toparlanmanın hızı ve boyutu, güvenlik koşullarındaki gelişmelere ve enerji ile ticaret akışlarının normale dönmesine bağlı olacak. Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı ise bütçeye ilişkin ön açıklama metninde, 2027 yılı için yüzde 12,8’lik daha yüksek bir büyüme öngörüsüne yer verdi.