Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan’da gıda güvenliği artık sadece hane halkının sofrasındaki gıda miktarıyla sınırlı bir mesele olmaktan çıkarak, bölge ekonomilerinin kısıtlı kaynakları yönetme, ticareti çeşitlendirme, yatırım çekme, istihdam sağlama ile jeopolitik ve iklimsel şoklarla mücadele etme kapasitesinin kapsamlı bir sınavına dönüştü.
Dünyanın en kurak bölgelerinden birinde, 142 milyondan fazla insanın gıda güvensizliği çektiği ve nüfusun yüzde 42’sinin sağlıklı bir beslenme çantasının maliyetini karşılayamadığı bir coğrafyada denklem giderek zorlaşıyor: Doğal kaynaklar tükenmeden daha fazla gıda üretimi nasıl sağlanacak?
Gıda talebinin 2050 yılına kadar yaklaşık yüzde 67 oranında artmasının beklendiği bölgede Dünya Bankası, bu talebin karşılanmasının başta su olmak üzere kaynak yönetiminde bir mantık değişikliği gerektirdiğini belirtiyor. Banka, daha verimli sulama ve tarımsal yenilikler için bölgenin yıllık yaklaşık 12 milyar dolarlık yatırıma ihtiyaç duyduğunu tahmin ediyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Dünya Bankası Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan’dan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ousmane Dione; tarım, su, ticaret, lojistik, sanayi, teknoloji ve özel sektörün tek bir ekosistem olarak ele alınması durumunda mevcut zorlukların büyük ekonomik fırsatlara dönüştürülebileceğini ifade etti.
Su, gıda denkleminin kalbinde yer alıyor
Dione’ye göre bölgedeki gıdanın geleceğini konuşurken işe sudan başlamak bir zorunluluk teşkil ediyor. Birçok ülkenin hali hazırda ciddi su kıtlığı seviyelerinin altında bulunduğu ve kişi başına düşen yıllık su miktarının 500 metreküpün altına gerilediği bölgede, tarım sektörü mevcut suyun yaklaşık yüzde 87’sini tüketiyor.
Dünya Bankası bu nedenle çözümün yalnızca ek su kaynakları sağlamakta değil, kaynağın kullanım şeklinin yeniden düşünülmesinde yattığını vurguluyor.
Dione, ‘döngüsel su yönetimi’ (Closing the Loop) anlayışına geçilmesinin gerekliliğine dikkat çekti. Bütüncül bir ekonomik döngü çerçevesinde suyun tek bir kullanımdan sonra heba edilmemesini öngören bu konsept; atık suların toplanması, arıtılması ve tarım ile sanayi başta olmak üzere uygun alanlarda yeniden kullanılması ilkesine dayanıyor. Süreç, su ve sulama şebekelerindeki kayıpların azaltılması ve verimliliğin artırılmasıyla eş zamanlı olarak yürütülüyor.
Bu yaklaşımla su, tüketilen bir girdi olmaktan çıkarak defalarca dönüştürülebilen ve kullanılabilen bir kaynağa dönüşüyor. Böylece aynı miktardaki doğal kaynaktan ekonomi için fiilen sağlanan su miktarı artırılmış oluyor.
Bölgenin deniz suyu arıtma alanında önemli adımlar attığını belirten Dione, arıtmanın tek başına yeterli olmayacağını vurguladı. Yapılması gerekenin, suyu yalnızca tarımsal üretimin bir girdisi olarak değil, stratejik bir ekonomik kaynak şeklinde yönetmek olduğunu kaydeden Dione, döngüsel su yönetimine ulaşılana kadar bölgedeki ‘her bir damla suyun’ çok yönlü olarak kullanılması gerektiğini ifade etti.
Öte yandan su kullanımında verimlilik sadece gıda üretimiyle sınırlı kalmayıp, üretilen gıdanın korunmasını da kapsıyor. Kaybolan veya israf edilen her bir gıda miktarı; onun üretimi, taşınması ve depolanması için harcanan su, enerji, arazi ve diğer kaynakların da israf edilmesi anlamına geliyor.
Daha az suyla daha fazla ürün
Dione, damla sulamaya geçişten sızıntı, israf ve suyun yeniden kullanımının azaltılmasına, tarımsal kaynakların daha hassas yönetimi için yapay zekâ ve verilerin kullanılmasına kadar teknolojinin gıda ve su denklemini değiştirmede kilit bir rol oynayacağını belirtti.
Modern teknolojiler, ürünlerin su ihtiyacının belirlenmesine, tüketim oranlarının ölçülmesine, iklimsel ve coğrafi koşullara en uygun ürünlerin seçilmesine ve en az su tüketimiyle en yüksek verimi sağlayacak üretim döngülerinin tespit edilmesine yardımcı olabiliyor.
Bu doğrultuda Dünya Bankası, teknolojiyi yalnızca verimliliği artıran bir araç olarak değil, bölgenin tarım haritasını yeniden çizen bir yöntem olarak görüyor: Ne ekilmeli? Nerede ekilmeli? Ne kadar suyla ve hangi teknolojiyle üretilmeli?

Söz konusu denklem, yer altı suyu tüketimini artırarak tarımsal üretimi genişletmenin mümkün olmadığı bir coğrafyada özel bir önem taşıyor. Aksi bir yaklaşım, gıda güvenliğini sağlama çabasını bölgenin en kıt kaynaklarından biri üzerinde ilave bir baskıya dönüştürme riski taşıyor.
Bu nedenle hedef, ne pahasına olursa olsun daha fazla üretmek değil; her damla sudan daha fazla gıda elde etmek ve mevcut kaynaklardan daha yüksek ekonomik ve besinsel değer yaratmak.
‘Sanal su’... Ticaret, gıda güvenliğinin bir aracı
Dione, gıda güvenliği yönetiminde kritik bir yaklaşıma dikkat çekti: Gıda ithal etmek, zorunlu olarak gıda güvenliğinin zayıf olduğu anlamına gelmez. İthal edilen bir tarım ürünü, menşe ülkede üretimi için kullanılan suyu da dolaylı olarak bünyesinde taşır; bu durum ‘sanal su’ kavramı olarak tanımlanır.
Dolayısıyla bir ülkenin, kendi kısıtlı su kaynaklarını tüketmek yerine, yerli üretimi büyük miktarda su gerektiren bir ürünü dışarıdan tedarik etmesi ekonomik ve çevresel açıdan daha verimli bir tercih oluşturabilir.
Ancak sorun, ithalata olan bağımlılığın sınırlı sayıda ülke veya ticaret güzergahı üzerinde yoğunlaşmasıyla başlar.
Bu noktada su güvenliği ile ticaretin esnekliği kesişmektedir. Gıda ihtiyacının bir kısmını dışarıdan karşılayan bir ülkenin ithalat kaynaklarını ve sevkiyat rotalarını çeşitlendirmesi, ticaret yapısının şoklara karşı dayanıklılığını güvence altına alması gerekmektedir.
Ukrayna’daki savaşın ardından tahıl ticaretinde yaşanan aksamalar, küresel ticaret şoklarının gıda fiyatlarına ne kadar hızlı yansıyabildiğini ve en hassas kesimler üzerindeki baskıyı nasıl artırabildiğini göstermiştir.

Bu çerçevede Dünya Bankası, doğru denklemin yerli üretim ile ithalat arasında bir seçim yapmak değil, daha esnek bir kombinasyon oluşturmak olduğunu vurgulamaktadır: Su ve kaynak kullanımı açısından verimli ürünleri yerelde üretmek, yerli üretimi suyu aşırı tüketen ürünleri ithal etmek; bu süreçte de tedarik kaynaklarını çeşitlendirerek depolama, lojistik ve stratejik rezervleri güçlendirmek öne çıkmaktadır.
İsraf… Sofraya ulaşamadan kaybedilen kaynaklar
Bölge, gıda kaybı ve israfı şeklinde ortaya çıkan bir diğer ciddi sınamayla karşı karşıya bulunuyor. Dünya Bankası verilerine göre, üretim, depolama, taşıma, işleme, dağıtım ve tüketim dahil olmak üzere tedarik zincirinin farklı aşamalarında gıdanın yaklaşık üçte biri kaybolmakta veya israf edilmekte.
Bu kayıplar, su kıtlığı çeken bir coğrafyada iki kat daha büyük bir anlam taşıyor. Gıda israfı sadece gıdanın heba olması anlamına gelmemekte; aynı zamanda onun üretimi için kullanılan su, enerji ve arazinin de nihayetinde tüketiciye ulaşan bir gıdaya dönüşememesi manasına gelmektedir.

Bu açıdan bakıldığında, israfın azaltılması su tasarrufu sağlamanın yöntemlerinden biri haline geliyor. Gıdayı kaybolmaktan kurtarmak, aynı miktarı yeniden üretmek için kaynaklar üzerindeki baskıyı artırmaya gerek kalmaksızın, üretimde kullanılan kaynaklardan daha fazla yararlanılmasını sağlıyor.
İsrafın önlenmesi yalnızca tüketici davranışlarıyla sınırlı kalmayıp, tedarik zincirinin erken aşamalarında başlıyor. Depolama, soğuk hava zinciri, taşımacılık, silolar, ambalajlama ve gıda işlemenin geliştirilmesini kapsayan bu süreç, aynı zamanda yeni yatırım fırsatları da sunuyor.
Hürmüz, gıda tedarik esnekliğini sınıyor
Bu boyut, bölgedeki ticaret trafiğinin aksamasıyla, özellikle de Hürmüz Boğazı’na bağlı risklerle birlikte daha büyük bir önem kazanıyor.
Dione, ticaret güzergahlarındaki aksamaların yalnızca gıdaya erişimi tehdit etmekle kalmayıp aynı zamanda gıda maliyetlerini de yükseltebileceğini; bu durumun da ithalat kaynaklarını, taşıma rotalarını ve stratejik stokları çeşitlendirmeyi gıda güvenliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirdiğini vurguladı.
Bu doğrultuda ülkelerin, ticaret aksamalarına karşı dayanıklı bir sistem kurması gerekiyor. Söz konusu sistem; menşe ülkelerin çeşitlendirilmesini, limanların, depoların, siloların, soğuk hava zincirlerinin ve ulaşım ağlarının geliştirilmesini, ayrıca tedarik kesintilerinde uyum sağlamak için yeterli zamanı tanıyan stratejik rezervlerin oluşturulmasını kapsıyor.
Yılda 12 milyar dolar... Yatırımlar nereye gidiyor?
Ancak bu sistemin kurulması büyük bir sermaye gerektiriyor.
Dione, bölgenin yıllık yaklaşık 12 milyar dolarlık ek yatırıma ihtiyaç duyduğuna ve bu rakama sadece kamu harcamalarıyla ulaşmanın mümkün olmadığına dikkat çekti. Özel sektörün çekilmesinin öncelikle düzenleyici ve yasal çerçevenin iyileştirilmesiyle başlayacağını belirten Dione, ardından yatırımların en yüksek katma değeri sağlayan alanlara yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Konu sadece tarımla sınırlı kalmayıp, ürünün çiftlikten çıkışından sonraki süreçleri de kapsıyor: Depolama, işleme, ambalajlama, taşıma, hizmetler ve dağıtım.
Dione, bu entegre zincirin kurulmasının tarımsal yatırımları daha cazip hale getirebileceğini ve diğer sektörlere de yayılan ekonomik etkiler yaratabileceğini ifade etti.
Gıdadan istihdama
Bu yatırımların önemi, gıda tedarikinin ötesine geçerek iş gücü piyasasına kadar uzanıyor. Bölge genç bir nüfus yapısına sahip olmakla birlikte Dione, söz konusu ‘demografik fırsat penceresinin’ sonsuza dek açık kalmayacağı, özellikle de bölgedeki bazı ülkelerin nüfusun yaşlanması süreciyle karşı karşıya kalmaya başladığı konusunda uyarıda bulundu.
Bu nedenle gıda sisteminin geliştirilmesi; doğrudan tarımsal faaliyetlerin ötesinde gıda sanayii, depolama, taşımacılık, lojistik, hizmetler, ticaret ve teknoloji gibi alanlarda yeni istihdam olanakları sağlayabilir.
Dünya Bankası, bölgede halen yaklaşık 63 milyon istihdamın tarım ve gıda sistemleriyle bağlantılı olduğunu, bu sistemin geliştirilmesi sayesinde 2050 yılına kadar yaklaşık 5 milyon ilave istihdam yaratılabileceğini tahmin ediyor.
Dione, finansman, teknoloji, pazarlar ve değer zincirleriyle entegre edilmesi halinde tarımın yalnızca gıda sağlayan bir faaliyet değil, gelir ve refah kaynağı olabileceğini vurguladı.
Küçük çiftçiler... Değer zincirlerine doğru
Bu noktada küçük ölçekli çiftçiler özelinde bir diğer sınama öne çıkıyor. Büyük ölçekli tarım işletmeleri genellikle finansmana ve teknolojiye erişimde daha yüksek bir kapasiteye sahipken, küçük çiftçiler finansman, pazara erişim, depolama, makineleşme ve altyapı konularında zorluklarla karşı karşıya kalıyor.
Dünya Bankası’nın hayata geçirdiği AgriConnect girişimi tam da bu noktada devreye girerek, dünya genelinde yüz milyonlarca küçük çiftçinin geçimlik tarımdan daha organize, verimli ve karlı bir üretime geçmesine yardımcı olmayı hedefliyor.
Dione, çiftçilerin kooperatifler çatısı altında örgütlenmesinin finansmana erişim, girdi temini, teknoloji kullanımı ve pazara ulaşım kapasitelerini artırabileceğini açıkladı. Ancak Dione’ye göre bu sürecin başarısı, başta depolama, soğuk hava zinciri, taşımacılık ve gıda işleme olmak üzere çevre altyapının da geliştirilmesini gerektiriyor.
Su tüketimini azaltırken tarımsal üretimi artırmanın teorik bir hedef olmadığını göstermek adına bölgedeki uygulamalardan örnekler veren Dione, Fas’ı işaret etti. Fas’ta Dünya Bankası ile yapılan iş birliği; üretimin pazarlarla entegre edildiği, modern sulama teknolojilerine dayalı tarım alanlarının geliştirilmesine ve su kullanım verimliliğinin artırılmasına katkı sağladı.
Dione ayrıca, dünyanın su kıtlığı en yüksek ülkelerinden biri olan Ürdün’e dikkat çekti. Ürdün’de Dünya Bankası destekli projeler, yüksek verim seviyelerine ulaşırken su yönetimi ve damla sulamada modern teknolojilerden yararlanıyor.
Dione’ye göre buradan çıkarılacak ders; doğru politikaların teknoloji ve yatırımla birleştirilmesi halinde, su kıtlığının zorunlu olarak fırsat kıtlığı anlamına gelmediğidir.
Suudi Arabistan... Bölgesel merkez oluşturma fırsatı
Bu dönüşümlerin merkezinde yer alan Suudi Arabistan’ın bölgenin gıda sisteminde bölgesel bir rol üstlenmesini sağlayacak özel nitelikleri bulunuyor. Suudi Arabistan’ın batıda Kızıldeniz’e, doğuda ise Arap Körfezi’ne kıyısı olan coğrafi konumuna dikkat çeken Dione, bu durumun ülkeye ticaret ve bölge pazarları arasındaki lojistik bağlantılarda kilit bir konum kazandırdığını belirtti.
Dione’ye göre olası bu rol, yalnızca iç pazar için gıda ithal etmekle sınırlı kalmayıp; gıda işleme, imalat, ambalajlama, depolama, dağıtım ve yeniden ihracatı kapsayacak şekilde genişleyebilme potansiyeli taşıyor.
Suudi Arabistan’ın gıda ürünlerinin işlendiği, imal edildiği, ambalajlandığı ve ardından bölge pazarlarına dağıtıldığı bölgesel bir merkeze dönüşebileceğini ifade eden Dione, bu rolün Vizyon 2030 kapsamında Suudi Arabistan’ın yürüttüğü yapay zekâ, teknoloji, deniz suyu arıtma, enerji, altyapı ve lojistik yatırımları dahil birçok alanla örtüştüğünü vurguladı.

Suudi Arabistan’ın sahip olduğu bol enerji kaynaklarının imalat ve gıda işleme faaliyetlerinin geliştirilmesi için önemli bir zemin sunabileceğini belirten Dione, ülkenin coğrafi konumunun ise gıda akışına bağlı lojistik hizmetlerin büyütülmesine imkân tanıdığını kaydetti.
Gıda işleme, lojistik ve dağıtım alanlarının istihdam yaratmada kritik birer kaynak teşkil edebileceğine işaret eden Dione, Suudi Arabistan’ın bu alanlardaki bölgesel rolünü güçlendirmek adına önemli bir fırsata sahip olduğunu vurguladı.
Bu çerçevede gıda güvenliğinin artırılması, tüm gıda türlerinin mutlaka yerelde üretilmesi anlamına gelmiyor. Su ve ekonomi açısından mantıklı olduğu durumlarda yerli üretimi; çeşitli kaynaklardan ithalat, stratejik stoklar, gıda işleme ve lojistik altyapı ile bütünleştiren bir yaklaşım çok daha verimli bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Bölgesel iş birliği... Kaynakların ve pazarların entegrasyonu
Ancak Dione, bu zorlukların bazılarıyla tek bir ülkenin tek başına mücadele edemeyeceğini vurguladı. Bölge ülkeleri arasındaki entegrasyon; belirli üretim kapasitelerine, enerjiye, altyapıya, limanlara veya lojistik hizmetlere sahip ülkeler ile geniş pazarlara sahip olanlar arasında kaynakların daha verimli dağıtılmasına imkân tanıyabiliyor.
Ticaretin ve lojistik bağlantıların geliştirilmesi, mevcut altyapıdan yararlanılması ile bilgi ve teknoloji transferinin sağlanması; bölgenin bir bütün olarak gıda ve su şoklarıyla mücadele kapasitesini artırabiliyor.

Bu durum; su, gıda ve ticaret arasındaki bağı yeniden ön plana çıkarıyor. Tüm gıda ihtiyacını üretecek kadar suya sahip olmayan bir ülke bu açığı ticaretle kapatabiliyor; ancak bunun karşılığında ithalat kaynaklarının çeşitliliğini, taşıma rotalarının esnekliğini ve stratejik stokların varlığını güvence altına alması gerekiyor.
Buna karşılık su kapasitesine, enerjiye veya gelişmiş teknolojiye sahip bir ülke, kaynaklarını daha verimli şekilde ithal edilebilecek ürünlerin üretimiyle tüketmek yerine, bu imkanları daha yüksek katma değerli faaliyetlerde değerlendirebiliyor.
Kıtlık yönetiminden fırsat yaratmaya
Nihayetinde Dione, bölgenin karşı karşıya olduğu asıl sınamanın yalnızca 2050 yılında nüfusunu nasıl doyuracağı değil; daha çalkantılı bir küresel konjonktürle baş edebilecek bir gıda, su ve ticaret sistemini nasıl inşa edeceği olduğunu belirtti.
Sınırlı su kaynakları daha yüksek verimliliği, çatışmalar ticarette daha fazla esnekliği, nüfus artışı yükselen talebi, genç nüfus ise yeni istihdam ihtiyacını zorunlu kılarken; teknoloji daha verimli üretim modellerine kapı aralıyor.
Bu denklemde su, tarım, depolama, gıda işleme, lojistik ve teknolojiye yapılan yatırımlar, doğrudan ekonomik dayanıklılığın kendisine yapılan yatırımlara dönüşüyor.
Suudi Arabistan açısından fırsat, yalnızca kendi gıda ihtiyacını güvence altına almakla sınırlı kalmayıp; coğrafi konumunu, enerjisini, altyapısını ve teknolojisini kullanarak bölgesel gıda sisteminin merkezi bir parçası haline gelmesinde yatıyor. Suudi Arabistan; gıda işlemesini ve lojistiği geliştirmenin yanı sıra teknoloji, deniz suyu arıtma, suyun yeniden kullanımı ve akıllı ithalatı eş zamanlı kullanarak her şeyi yerelde üretmeye değil, gıdayı verimli bir şekilde güvence altına almaya, katma değer yaratmaya ve bölge pazarlarını birbirine bağlamaya dayalı bir model inşa edebilir.
Böylelikle gıda güvenliği yalnızca bir tüketim meselesi olmaktan çıkıp bir yatırım ve ekonomi fırsatına dönüşürken, su güvenliği de bu fırsatın sürdürülebilirliği için temel bir ön koşul haline geliyor.
Başka bir ifadeyle bölgedeki gıda mücadelesi yalnızca tarlalarda değil; su şebekelerinde, limanlarda, depolarda, fabrikalarda, laboratuvarlarda ve tedarik zincirlerinde kazanılacaktır.


