Tavuri'yle merhametin keşfine doğru

12. filmi Tavuri'yi izleyicisiyle buluşturan yönetmen Derviş Zaim, türleri harmanladığı yeni belgeselini yoğururken, kendisinin de yoğrulduğunu söylüyor

Derviş Zaim, önceki belgeseli Paralel Yolculuklar'ı 2004'te çekmişti (Marathon Film)
Derviş Zaim, önceki belgeseli Paralel Yolculuklar'ı 2004'te çekmişti (Marathon Film)
TT

Tavuri'yle merhametin keşfine doğru

Derviş Zaim, önceki belgeseli Paralel Yolculuklar'ı 2004'te çekmişti (Marathon Film)
Derviş Zaim, önceki belgeseli Paralel Yolculuklar'ı 2004'te çekmişti (Marathon Film)

Hepimizin mahallede birlikte top koşturduğu, parkta karşılıklı tahterevalliye bindiği veya ip atladığı çocukluk arkadaşları olmuştur. Meraklanıp "Acaba nasıl biri oldu şimdi?" diye kendine sorduğu, hatta Facebook'taki arama çubuğuna adını yazıp 20, 30 hatta 40 sene sonraki halini bulmaya yeltendiği eski arkadaşlar, tanıdıklar… 

Kıbrıs'ın en ünlü dolandırıcısı

Sizin mahalleden arkadaşlarınız büyüyünce ne oldu? Mühendis olan vardır elbet, esnaf olan. Yıllar süren tahsilini tamamlayıp doktor olan ya da öğretmen olanlar da illaki vardır. 

Yönetmen Derviş Zaim'in mahalleden arkadaşı dolandırıcı olmuş. Hem de öyle böyle değil, Kıbrıs'ın en meşhur dolandırıcısı. 

Ben onu 40 yıla yakın bir süre görmedim ama gazetelere çıkıyordu. Bugün şunu yaptı, bugün bunu yaptı diye... Korkunç şeyler yaptığını okuyorduk.

Zaim, bir zamanlar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) Mağusa kentinde, çocukluk yıllarında aynı arsada top oynadığı Mustafa Serttaş'la ilgili böyle diyor. 

1996'da çektiği Tabutta Rövaşata'dan bu yana her filmi merakla beklenen Zaim, son filmini o yıllardan tanıdığı Serttaş üzerine çekmeye karar veriyor. Yıllarca görmediği Serttaş, Zaim'in deyimiyle "enteresan şeyler yapıyor" ve yönetmenin radarına giriyor: 

Mesela Rum tarafında bir suç işlemişti ve orada tutuklanmıştı. Gazeteciler ona niye Rum tarafında böyle bir suç işledin diye sordukları zaman, ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanıtmak için' diyordu. Öyle bir durumda bu cümleyi kullanabilen adam enteresan bir adamdır, bunu görebiliyordum. Bu trajikomik bir laftı. Buna benzeyen anekdotlar yavaş yavaş beni pişirmeye başladı. Bir gün dedim ki ‘Şunu bulayım, bir konuşalım'. Yeni tahliye olduğu bir zamanda Rum tarafında bir kafede buluştuk. 40 sene sonra. İlk konuşmamızı öyle yaptık.

Çocukken bile "tekinsiz"

Daha çocukken "Tavuri" lakabını almış Mustafa Serttaş. Tavuri, şeytan anlamına geldiği gibi Derviş Zaim'in belgeseline adını da veriyor. Serttaş'ın hırsızlığı da şeytanlıkları da çocuk yaştan geliyor.

Derviş Zaim de Serttaş'ın bu lakabı hak ettiği görüşünde ama yine de "Bunu benim söylemeye hakkım yok" diyerek ekliyor:

Bir hin tarafı vardı. Tekin olmayan bir yanı... Orası kesin.

Hayatının yarısı cezaevlerinde geçen Tavuri'yi daha yakından tanımak ve onu anlamak için Zaim'le ekibi de onun peşinden hapishaneye bile giriyor. Daha çocuk yaşta neden hırsızlık yaptığını soruyorlar. Mustafa Serttaş'ın her şeye verecek bir cevabı ve sunacak bir gerekçesi var. Bazen Zaim soruyor o anlatıyor, bazense sormaya bile gerek kalmıyor.

"Kötülüğün felsefesi" üzerine

Derviş Zaim, Mustafa Serttaş'a hayatında belki de kimsenin ona vermediği bir fırsat sundu. Hayatı boyunca belki de ilk kez biri ona kendini anlatabilme imkanı vermişti. İlk defa onu tanımak ve anlamak için ısrar eden biri vardı karşısında. Ve Tavuri de bu fırsatı değerlendirdi, cevaplamaya, anlatmaya devam etti. O anlattıkça mevzu daha da derinlere indi. 

O konuşmalardan da bir şeyler yaptım. Çok ileride, onlardan da 5 bölümlü 40'ar dakikalık bir şey çıkarmayı düşünüyorum. Sadece konuşmalarımızdan. Çünkü onlar da çok enteresan. Kriminoloji, psikoloji, sosyoloji, hapishanenin kendisi, suç olgusu ve kötülük üzerine. İnsanların kötülüğün felsefesi üzerine çok enteresan şeyler bulunabileceği konuşmalar oldu aramızda.

"Tangocu" Tavuri

Kıbrıs'ın en meşhur dolandırıcısıyla geçirdiği süre zarfında, Derviş Zaim de Tavuri'nin oyunlarına malzeme olmuş tabii. Onu bir oyuncuya, bir tangocuya benzetiyor Zaim. Haksız da sayılmaz:

Mahkumlara çekimler sırasında ‘Ben şu kadar milyon verdim, siz de enteresan suçlar işlediniz, sizin de belgeselinizi çekebilir ama ufak bir kapora lazım' demiş. İşte öyle bir adam. ‘Benimki kadar olmasa da ucuz bir şeye ikna ederim. Beni çekerken sizinkini de çeker. Ne olacak canım?' demiş. Hayatla oynuyor. Olağan hali o sanki. Oynuyordu ve oynamaktan, dans etmekten zevk alıyordu. İnsanlarla sanki tango yapardı, dans ederdi.

"Bir suçlu vicdanıyla yüzleşebilir mi?"

Derviş Zaim'in Tavuri'yi tamamlaması 8 yıl gibi uzun bir sürece yayılmış. Dile kolay. O süreçle ilgili Zaim şöyle diyor:

İyisi kötüsüyle, zorluklarıyla, ezasıyla, cefasıyla ve mutluluk veren taraflarıyla unutulmayacak bir süreç oldu. Vefat etmeseydi daha da devam edebilirdi. Ve de çekim sonrası işlemleri çok uzun sürdü. Özellikle montaj bitmek bilmedi. Çünkü hakkını vermek gerekiyordu o materyalin. Ve de dik anlatımcı bir belgesel yapmak istemiyordum. Acaba sistemin dışına savrulmuş ya da orada bırakılmış insanları taze bir sinema yaklaşımıyla ekrana getirmek mümkün müydü? Sorduğum sorulardan bir tanesi buydu. Bu adam değişebilir mi? Bu adam kötülükle, kendisiyle yüzleşebilir mi? Vicdanıyla yüzleşebilir mi? Suç olgusuyla toplum olarak, bütün dünya olarak nasıl yüzleşebiliriz? Onun gibi kronik bir suçlu değişebilir mi?

Zaim, Serttaş'ın değişmeyeceğini bir süre sonra anladığını söylüyor:

Vicdanı yoktu. Peki biz ne yapmalıyız? Acaba ben ona karşı nasıl bir şey geliştirmeliyim? İşte orada merhametin keşfi süreci başladı. Film, merhametin keşfine dönüştü bir süre sonra. Sorular da evrildi zaman içerisinde. Film beni yoğurdu, ben de filmi yoğurdum. İyi ki de böyle oldu. Çünkü böyle süreçlerde bir şey öğrenebilirsiniz ya da öğrendiğiniz şey derinleşme ihtimali gösterebilir. Bende de öyle oldu. Öğretici bir süreç oldu benim için. Her manada.

Amerikalılar buz gibi soğukta Tavuri için sıra bekledi

Tavuri'nin prömiyeri ABD'de, son derece prestijli bir etkinlik olan True False Film Festival'da gerçekleşti. Derviş Zaim, hem filminin galasını bu festival kapsamında yapmaktan hem de Tavuri'nin gördüğü ilgiden çok memnun:

True/False kurmaca dışı türün önemli festivallerinden biri. Dünyadan 30 civarında filmi kabul ediyorlar. Çok prestijli ve butik bir festival. Dolayısıyla Tavruri'nin ilk gösterimini orada yapmasından dolayı çok mutluyum. Film büyük ilgi gördü, epey beğendiler. Pazar günü sabahın köründe buz gibi soğukta kuyrukta bekleyen insanları görünce insan yorgunluğunu unutuyor. Hatta film gösterildikten bir gün sonra beni kahve kuyruğunda gören Amerikalılar, ‘Bütün gece Tavuri'yi düşündüm' dediler. Ben de içimden ‘Hey gidi sevgili Tavuri, bütün Kıbrıs'ı düşündürdün, şimdi de Amerikalıları düşündürtmeye başladın' diye tatlı bir serzenişte bulunmuştum kendime.

Gelelim Tavuri'nin yurtiçindeki gösterimlerine… Filmin Kadıköy Sineması'ndaki özel gösterimi büyük ilgi gördü. Zaim'in gözlemci ve interaktif gibi farklı belgesel türlerini harmanlayarak çektiği filmi izleyenler için, ki ben de bunlardan biriydim, bir buçuk saat su gibi aktı. Gösterim sonrasındaki ufak söyleşide Zaim'e ilgi büyüktü. Soru sormak için kalkan parmaklar ısrarcıydı ve saat gece yarısına dayandığında kimsede yorgunluk emaresi yok gibiydi. Yönetmen sinemadakilere teker teker söz verdi, hepsinin yorumunu dinledi, soruları şevkle cevapladı. 

"Bunun maddi karşılığı yok"

Derviş Zaim o anları şöyle anlatıyor:

Bu işin iyi taraflarından biri. Aynen bu gece olduğu gibi seyirciden olumlu geri dönüşleri ve o sıcaklığı hissedebilmek… Üstelik bunu laf olsun diye söylemedikleri belli, çünkü laf olsun diye söylediğin şeyler çok net belli olur. İnsanlar uzun süre kalmak istediler. Soru sormaya devam etmek gibi bir eğilim içindeydiler. Bu da filmin yaydığı titreşimin onlarda uyandırdığı karşılığı gösteriyor. Bu beni çok mutlu etti. İnsanın yorgunluğunu gideren şeyler bunlar. Çünkü bunun maddi karşılığı yok. Olamaz da. Yani olacak şey değil. Ne kadar yorulduğumuzu anlatamam.

Derviş Zaim'in “yavaş yavaş örülen bir ipek kozasına” benzettiği Tavuri, insana hem kendiyle hem beyazperdede tanıştığı bu kişiyle ilgili sorular sorduran bir yapım. Zaim, “Böyle bir süreci yaşamak estetik olarak da ahlaki olarak da eğiticiydi” diyor. Ve Tavuri'yle tanıştıktan sonra bizler de kendimizi iyilik, kötülük, geçmiş, merhamet, affetmek, masumiyet, vicdan, ölüm ve daha bir sürü şeyle ilgili düşünürken buluyoruz. Çünkü Derviş Zaim'in Tavuri'yle yoğurduğu şey belgeselden ibaret değil. 

Filmin sonunda her şeyin başladığı yere, Zaim ve Serttaş'ın çocukken top koşturdukları kırık dökük arsaya dönüp çemberi tamamlıyoruz. Ve izleyiciler olarak biz de kendi yıkık arsalarımızda kendimiz ve "Tavuri"lerimizle baş başa kalıyoruz.     

Independent Türkçe



Elon Musk, St. Clair'ın trans açıklaması sonrası tam velayet istedi

Elon Musk, Ashley St. Clair'den olan oğlunun tam velayetini almak istediğini söyledi (@stclairashley/X/Reuters)
Elon Musk, Ashley St. Clair'den olan oğlunun tam velayetini almak istediğini söyledi (@stclairashley/X/Reuters)
TT

Elon Musk, St. Clair'ın trans açıklaması sonrası tam velayet istedi

Elon Musk, Ashley St. Clair'den olan oğlunun tam velayetini almak istediğini söyledi (@stclairashley/X/Reuters)
Elon Musk, Ashley St. Clair'den olan oğlunun tam velayetini almak istediğini söyledi (@stclairashley/X/Reuters)

Elon Musk, Ashley St. Clair'ın trans topluluğuna desteğini açıklamasının ardından, bir yaşındaki oğlu Romulus'un velayetini tamamen kendisine almak istiyor.

54 yaşındaki milyarder Musk, muhafazakar sosyal medya fenomeni St. Clair'ın daha önce yaptığı transfobik yorumlar için internette özür dilemesinin ardından, oğulları Romulus'un 27 yaşındaki St. Clair'dan alınması için mahkemeye başvuracağını söyledi.

Musk, pazartesi günü X'te yazdığı mesajda, "Bir yaşındaki bir çocuğun cinsiyetini değiştirebileceğini ima eden açıklamaları nedeniyle bugün tam velayet başvurusunda bulunacağım" dedi.

St. Clair, geçen yıl Eylül 2024'te doğduğunu açıkladığı oğlunun cinsiyet değiştirme planlarından hiç bahsetmedi.

Ancak Musk'ın arasının bozuk olduğu 21 yaşındaki kızı Vivian Wilson hakkındaki geçmiş yorumlarında yer alan "açık transfobiyi" ele almasını isteyen sosyal medya kullanıcılarına yanıt olarak bir açıklama paylaştı. Musk, Wilson'ın eski adını defalarca kullandı ve trans bireylere karşı muhafazakar duruşunu açıkça dile getirdi.

St. Clair, X'te yazdığı mesajda, "Rolümden dolayı çok büyük suçluluk duyuyorum" dedi.

Ve geçmişte söylediklerimin oğlumun kız kardeşine daha fazla acı vermiş olabileceği için daha da suçluluk duyuyorum. Bu şeylerin birçoğu için nasıl telafi edeceğimi gerçekten bilmiyorum ancak özel olarak trans topluluğunda incittiğim kişiler için öğrenmeye ve savunuculuk yapmaya inanılmaz derecede çok çalışıyorum.

St. Clair, geçmişteki açıklamalarını geri çekmekten, bunun "samimiyetsiz" diye nitelendirilmesinden korktuğu için daha önce tereddüt ettiğini söyledi.

Bu yanıt bile sağcı histeriye dönüşecek ama evet, özür dilerim. Nasıl yardımcı olabileceğimi bana söyleyin.

dvf
Ashley St. Clair, Elon Musk ile bir yaşında bir oğlu olduğunu söyleyen muhafazakar bir sosyal medya fenomeni (@stclairashley/X)

13 çocuğu daha olan Musk, daha önce St. Clair'ın çocuğunun kendisinden olup olmadığından emin olmadığını söylemişti. Ancak St. Clair, X'te Musk'ın çocuklarına karşı "maddi olarak misilleme" yaptığını yazdıktan sonra, Musk, St. Clair'e 2,5 milyon dolar ve ayrıca çocuğu büyütmesi için yılda 500 bin dolar verdiğini ısrarla belirtmişti.

gthy
Elon Musk'ın en az 14 çocuğu var (AFP)

St. Clair, adını Tesla CEO'sunun koyduğu iddia edilen Romulus için babalık testi yaptırmayı Musk'ın "reddettiğini" söyleyerek şu yanıtı vermişti:

Ve bana para göndermiyordun, çocuğun için gerekli olduğunu düşündüğün desteği gönderiyordun... Ta ki kontrolü elinde tutmak ve beni 'itaatsizlik' nedeniyle cezalandırmak için çoğunu geri çekene kadar. Ama aslında sadece oğlunu cezalandırıyorsun.

Bu ay St. Clair, Musk'ın X'teki yapay zeka botu Grok'un, kendisinin çocukluk fotoğraflarından uygunsuz cinsel içerikli görüntüler üretmek için kullanıldığını iddia etmişti.

Independent Türkçe


Jennifer Lawrence, evlilikte mutluluğun sırrını paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Jennifer Lawrence, evlilikte mutluluğun sırrını paylaştı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Jennifer Lawrence, eşi Cooke Maroney'yle ilişkisini nasıl yürüttüğünü anlattı.

Jason Bateman, Sean Hayes ve Will Arnett'ın sunduğu Smartless podcast'inin pazartesi günkü bölümünde, Umut Işığım'ın (Silver Linings Playbook) oyuncusu, Ekim 2019'da evlendiği sanat galerisi yöneticisi eşinin kendisinin "zıttı" olduğunu söyledi.

"Benim tam tersim olan biriyle evlendim. Evet. Çok düzenli" diyerek eşinin ailelerinin "dayanak noktası" olduğunu ekledi.

Her şey düzenli. Mesela, dolap kapılarını kapalı tutmak zorundayım ve özen göstererek yaptığım ufak tefek işlerim var.

Lawrence, kendisi düzensiz ve bir programı takip etmekte zorlanan biri olsa da bu özelliklerin ebeveynlikte ne kadar önemli olduğunu bildiğini açıkladı. Lawrence ve Maroney'nin iki oğlu var. 2022'de doğan Cy ve Nisan 2025'te doğan, adı henüz açıklanmayan ikinci bir oğulları var.

Açlık Oyunları (The Hunger Games) yıldızı, "Artık anlıyorum, anlıyorum" diye devam etti.

[Çocuklar] çok sıkı bir programa bağlılar. Biliyorsunuz, 07.30'da kahvaltı gibi.

Lawrence, ailesinin programlarına uymakta zorlandığı için, kendisi ve eşi önceden belirlenmiş bir kurala sahipler.

"Evliliğimizi diri tutmak için şunu öğrendik, benim 15 dakikalık bir esneklik payım var" dedi.

Lawrence ve Maroney, ortak bir arkadaşları aracılığıyla tanıştıktan sonra Haziran 2018'de çıkmaya başladı. Sanat simsarı, Şubat 2019'da evlenme teklif etti ve o yıl ekimde evlendiler.

Ocak 2024'te E! News'a konuşan Büyü de Gel (No Hard Feelings) oyuncusu, düğün hakkında şaka yaparak, misafirlerinin eğlenmesini sağlama baskısı yüzünden gelin olmanın "berbat" hissettirdiğini söylemişti.

"Çok stresli. Eğlenmiyorsunuz. Sadece 'Acaba o kişi eğleniyor mu?' diye düşünüyorsunuz" dedi. Düğün törenine, Lawrence'ın Umut Işığı'mdaki rol arkadaşı Robert De Niro da dahil yıldızlarla dolu bir davetli listesi katılmıştı.

Lawrence, "Asla unutmayacağım. Misafirlerin üşümesinden çok endişeleniyordum ve tüm arkadaşlarım yalan söylüyordu. 'Kimse üşümüyor, kimse üşümüyor, her şey yolunda, her şey yolunda' diyorlardı" diye anlatmıştı.

Annem, 'Dışarısı buz gibi. Büyükannen neredeyse ölüyordu' dedi.

Ancak oyuncu, özellikle prova yemeği sırasında De Niro'nun iyi vakit geçirmesi konusunda endişeliydi. Lawrence, "Şöyle bir baktım ve kimseyi tanımayan Bob'u gördüm. Ortalıkta dolaşıyordu ve hemen 'Hayır, bu onun yapmak istediği şey değil. Onu burada istemiyorum' dedim" diye açıkladı .

Ben de yanına gidip fısıldadım, 'Eve git' dedim. O da nazikti, ailemle konuştu ve kibar davrandı ama ben yine de 'Git' dedim.

Independent Türkçe


Psikolog açıkladı: Neden tırnak yeriz?

Klinik psikolog Dr. Charlie Heriot-Maitland, tırnak yeme ve deri yolmanın sadece bilinçsiz refleksler değil, aynı zamanda hayatta kalma mekanizmaları olduğunu söylüyor (Unsplash)
Klinik psikolog Dr. Charlie Heriot-Maitland, tırnak yeme ve deri yolmanın sadece bilinçsiz refleksler değil, aynı zamanda hayatta kalma mekanizmaları olduğunu söylüyor (Unsplash)
TT

Psikolog açıkladı: Neden tırnak yeriz?

Klinik psikolog Dr. Charlie Heriot-Maitland, tırnak yeme ve deri yolmanın sadece bilinçsiz refleksler değil, aynı zamanda hayatta kalma mekanizmaları olduğunu söylüyor (Unsplash)
Klinik psikolog Dr. Charlie Heriot-Maitland, tırnak yeme ve deri yolmanın sadece bilinçsiz refleksler değil, aynı zamanda hayatta kalma mekanizmaları olduğunu söylüyor (Unsplash)

Günlük alışkanlıklarımıza dair psikolojik bir analize göre tırnak yeme ve deri yolma, sadece bilinçsiz refleksler değil, aynı zamanda hayatta kalma mekanizmaları.

İnsanların tırnaklarını yemesinin net bir nedeni yok ancak birkaç teori mevcut. Bunlar arasında zorlu duygularla başa çıkmak, can sıkıntısı ve elleri meşgul tutma ihtiyacı nedeniyle bu alışkanlığı edinmek veya bunu ebeveynlerden miras almak sayılabilir.

Bu davranışlar mantığa aykırı, hijyen dışı ve bazı durumlarda acı verici görünebilir. Ancak klinik psikolog Dr. Charlie Heriot-Maitland, bu "küçük zararları" kendimizi korumak için geliştirdiğimizi öne sürüyor.

The Independent'a konuşan Dr. Heriot-Maitland, "Beden küçük bir duyum yaratarak anında fiziksel bir odak noktası oluşturabilir, gerginliği derhal azaltabilir ve kontrol hissi verebilir" diyerek ekliyor: 

Bu, kontrol dışı ve ezici duygulara kıyasla daha katlanılabilir bir seçenek.

Dr. Heriot-Maitland'in yeni kitabı Controlled Explosions in Mental Health (Ruh Sağlığında Kontrollü Patlamalar), üç ana bölüme ayrılıyor: kendini sabote etme, kendini eleştirme ve kendine zarar verme. Bunlar, yeni bir arkadaşı görmezden gelme, mükemmeliyetçilik veya tırnak yeme gibi özellikleri içerebilir.

Yazar deri yolma ve tırnak yemenin, insanların daha kolay anlayabileceği, hafif düzeydeki kendine zarar verme davranışları olduğunu, kendini kesme veya yeme bozuklukları gibi ciddi sorunlarınsa daha aşırı örnekler olduğunu açıklıyor. Deri yolma ve tırnak yeme gibi alışkanlıkları tartışarak kendine zarar verme davranışlarının daha damgalanmış örneklerinin daha iyi anlaşılacağını umuyor.

Dr. Heriot-Maitland "Saçınızı çekerek acı yaratırsanız, acının hemen ardından rahatlama hissedersiniz. Yani vücudunuzun doğal endorfinlerini salgılarsınız" diye açıklıyor.

Öte yandan bunu sadece anlık rahatlama için değil, aynı zamanda kendimizi korumak için de yaptığımızı öne sürüyor.

Psikolog şöyle ekliyor:

Beynimiz bir hayatta kalma makinesidir. Mutluluğumuzu ve huzurumuzu optimize etmek için değil, bizi hayatta tutmak için programlandı. Öngörülebilir bir dünyada var olmamızı ister. Sürprizleri sevmez. Hazırlıksız yakalanmamızı istemez.

Bu koruyucu mekanizma temel bir ilkeye göre çalışıyor: Beyin, kontrol edilemeyen, bilinmeyen bir tehdit ihtimaliyle başa çıkmaktansa, kontrollü, bilinen bir tehdidin kesinliğiyle başa çıkmayı tercih ediyor.

Bu teorinin arkasındaki bilimsel açıklama, insan beyninin öncelikle mutluluktan ziyade hayatta kalmak için evrimleşmesine dayanıyor. Beyin, her yerde tehlikeyi tespit etmek için programlandı ve bu da türün hayatta kalmasını sağladı. Ancak bu, artık ufukta görünen fiziksel veya duygusal potansiyel zararlara karşı aşırı duyarlı olduğumuz anlamına geliyor.

Dr. Heriot-Maitland, çoğu durumda tırnak yeme gibi alışkanlıklara sahip kişilerin, önceleri bunu endişeli hissettiklerinde yapmaya başladığını ve daha sonra bunun öğrenilmiş, tekrarlanan bir eylem haline geldiğini öne sürüyor.

Tırnakları daha kısa kesmek ve tırnak yemeyi önleyici tedavi gibi, bu alışkanlığı bırakmak için pratik öneriler bulunsa da Dr. Heriot-Maitland "hızlı çözümler" olmadığını söylüyor.

Psikolog, bunları sadece ortadan kaldırmaya çalışmak yerine "bu davranışların işlevini anlamamız" ve "korunmaya çalışılan, alta yatan bazı korkuları anlamamız" gerektiğini belirtiyor.

Independent Türkçe