Netflix'in yeni belgeseli tüyler ürpertici teoriyi araştırıyor

25 yıllık gizeme ışık tutmaya çalışan belgesel ünlü sunucunun öldürüldüğü güne uzanıyor

Yönetmen Marcus Plowright, 2019'da Jill Dando Cinayeti (The Murder of Jill Dando) adlında bir film de çekmişti (Netflix)
Yönetmen Marcus Plowright, 2019'da Jill Dando Cinayeti (The Murder of Jill Dando) adlında bir film de çekmişti (Netflix)
TT

Netflix'in yeni belgeseli tüyler ürpertici teoriyi araştırıyor

Yönetmen Marcus Plowright, 2019'da Jill Dando Cinayeti (The Murder of Jill Dando) adlında bir film de çekmişti (Netflix)
Yönetmen Marcus Plowright, 2019'da Jill Dando Cinayeti (The Murder of Jill Dando) adlında bir film de çekmişti (Netflix)

Netflix'te bugün yayımlanan Jill Dando'yu Kim Öldürdü? adlı belgesel, ünlü sunucunun 26 Nisan 1999 sabahı Batı Londra'da bulunan Fulham'daki Gowan Bulvarı'nda, evinin kapısının önünde tek kurşunla vurularak öldürüldüğü güne uzanıyor.

Yeni belgesel, Britanyalı sunucu Jill Dando'nun "profesyonel bir suikast" sonucu öldürüldüğü yönündeki tüyler ürpertici teoriyi araştırıyor.

Netflix, belgeselin konusunu kısaca şöyle özetliyor:

Bu ayrıntılı belgesel, 1999'da öldürülen sevilen televizyon sunucusu Jill Dando'nun uzmanları ve kamuoyunu şaşırtmaya devam eden davasını yeniden ele alıyor.

Üç bölümlük dizi, cinayetin ardından yaşananları kıdemli polis memuru Hamish Campbell, gazeteciler ve haksız yere hüküm giyen Barry George'un savunma avukatı Michael Mansfield'la yapılan röportajlar aracılığıyla inceliyor.

Mansfield, belgeselde şöyle diyor:

Bu davada dosya hala açık olmalı. Araştırıyor olmalılar.

Dizide silahlı soyguncu geçmişini geride bırakarak yazarlık yaparak yeni bir hayata başlayan Noel Smith'le de röportaj yapılıyor. Smith, 37 yaşındaki Dando'nun cinayetinden haksız yere hüküm giyen Barry George'la aynı cezaevindeydi.

"Profesyonel bir suikasttı"

George 2008'de yapılan yeniden yargılamada oybirliğiyle beraat etmişti.

Dando'yu kimin öldürdüğüne dair elinde herhangi bir ipucu olup olmadığı sorulan Smith şunları söylüyor: 

Kendi güvenliğim için bu konuda konuşmak istemiyorum. Ama suç dünyasında söylentiler var, öyle diyelim. Düşündüğünüz kişi değil ve Barry George da değil. Bu profesyonel bir suikasttı.

"Söylersem kimin yaptığını bilirsiniz"

Kadının neden öldürüldüğüne dair herhangi bir fikir verip veremeyeceği sorulduğundaysa hemen başını sallayarak şunları söylüyor: 

Hayır. Nedenini söylersem kimin yaptığını bilirsiniz.

Asperger, beyin hasarı, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü ve epilepsi hastası olan 63 yaşındaki George, 2001'de ömür boyu hapse mahkum edilmişti. Bunun nedeni büyük ölçüde ceketinin cebinde bulunan bir parça barut kalıntısıydı.

"Bana zulmettiler"

Belgeselde kendisine sorulan "Jill Dando'yu siz mi öldürdünüz?" sorusuna şöyle yanıt veriyor:

Kesinlikle hayır. Hayatımın 8 yılını almaları beni öfkelendiriyor. Bana resmen zulmettiler.

"Bunun bir gizem olduğunu düşünmüyorum"

Ancak o dönemde soruşturmayı yürüten kıdemli memur Hamish Campbell, George'un katil olduğu konusunda ısrarlı olduğunu söylüyor:

2001'de suçlu bulunmasının doğru karar olduğunu düşünüyordum. Bu olay 23 yıldır her yıl haberlerde yer alıyor ya da yorumlara konu oluyor. Bence insanlar gizemden hoşlanıyor ama ben bunun bir gizem olduğunu düşünmüyorum.

Campbell, "Jill Dando'yu Barry George'un öldürdüğünü düşünüyor musunuz?" sorusuna şu yanıtı veriyor: 

Düşünüyorum evet. Fikrimi değiştirdiğimi sanmıyorum.

"Kardeşimi 5 dakikalık şöhret için öldürdü"

Neredeyse 25 yıl sonra, Jill Dando'nun cinayeti karmaşık bir vaka olmaya devam ediyor ancak kardeşi Nigel için öyle değil. Nigel, alternatif teorileri reddediyor ve katilin yalnız hareket eden bir tetikçi olduğuna inanıyor:

Benim inancım, o sokakta bulunan silahlı birinin Jill'i gördüğü, onu tanıdığı ve her ne sebeple olursa olsun 5 dakikalık şöhret için onu öldürdüğü yönünde.

Belgeselin yönetmenliğini Emmy ödüllü ve BAFTA adayı Marcus Plowright üstleniyor.

Bugün yayınlanan üç bölümlük belgesel, Netflix'te izlenebilir.

Independent Türkçe



Plaj serbest, şehir merkezi yasak: Fransa'da yeni kıyafet kuralları

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Plaj serbest, şehir merkezi yasak: Fransa'da yeni kıyafet kuralları

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Fransa'da giderek artan sayıda tatil beldesi ve şehir, turistlere halka açık yerlerde üstsüz dolaşmayı bırakmazlarsa 150 euroya varan para cezalarıyla karşı karşıya kalma uyarısında bulunuyor.

Fransa'da üstsüz güneşlenme son yıllarda kadınlar arasında giderek daha az tercih edilir hale gelse de bazı popüler Fransız kasabalarındaki yetkililer, sokaklarda üstsüz dolaşan erkeklere karşı önlemler alıyor.

Fransa'da plajlarda üstsüz dolaşmayı yasaklayan bir kural yok. Ancak birçok sahil beldesinin belediye meclisleri, şehir merkezlerinde üstsüz dolaşanlar için para cezaları veya yeni kurallar getirdi.

Güney kıyısındaki Narbonne, eylül sonuna kadar sürecek bir yasak getiren şehirlerden biri oldu.

Connexion'un haberine göre, şehir yetkilileri duyuruda amacın "yaz sezonunda kamu huzurunu, yaşam ortamına saygıyı ve şehir merkezinin çekiciliğini korumak" olduğunu belirtti.

Narbonne yetkilileri, "plajlar ve yüzme alanları için uygun olan bazı giyim tarzlarının, şehrin sokaklarında, meydanlarında veya tarihi alanlarda uygun olmayabileceğini" ekledi.

Kurala uymayanlar 150 euroya kadar para cezasıyla karşılaşabilecek ve bu uygulamadan polis sorumlu olacak. Narbonne Belediye Başkanı Bertrand Malquie, BBC'nin World at One programına, şimdiden 15 kişiye bu cezanın kesildiğini söyledi.

Belediye Başkanı, "Her şeyden önce bunun amacı turistleri hedef almak ya da dışlamak değil" dedi.

Narbonne, misafirperver bir Akdeniz şehridir… Bu karar sadece sağduyu ve ortak kamusal alana saygıyla ilgili. İnsanların doğal olarak istedikleri gibi giyinmekte özgür oldukları güzel bir plajımız var ancak şehir merkezine girdiğinizde, temel bir giyim kuralının makul olduğunu düşünüyoruz.

Narbonne, üstsüz görülenlere pahalı cezalar kesme tehdidinde bulunan tek yer değil.

Fransa'nın Côte Fleurie bölgesindeki sahil kasabası Deauville, bu uygulama için ilk olarak 17 euro para cezası getirmişti ancak bu ceza 150 euroya yükseltildi. Fransa'nın Atlantik kıyısındaki Arcachon da 150 euroya kadar para cezası uyguluyor.

Aynı cezayı uygulayan Atlantik kıyısındaki bir diğer sahil beldesi Les Sables-d'Olonne, geçen yaz turistlerden şehir merkezinde "Lütfen biraz edepli olun!" diye ricada bulunmuştu.

Şehrin belediye başkanı Yannick Moreau şunları söyledi:

Bu, her yaz daha da kötüye gitme eğiliminde olan uygunsuz bir davranış. Bu nedenle şunu açıkça belirtmenin zamanı geldi: Les Sables-d'Olonne'da üstsüz veya mayoyla dolaşmak yasaktır.

Independent Türkçe


Ofis çalışanları için ideal oturma süresi bulundu

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Ofis çalışanları için ideal oturma süresi bulundu

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Uzun süre oturmak birçok kişiyi obezite riskiyle karşı karşıya bırakabilir ve kanserle kalp hastalığı riskini artırabilir.

Ancak Çinli araştırmacıların 10 yıl süren yeni çalışması, çok az oturmanın da bazı kişilerin genel sağlığı için son derece riskli olabileceğini öne sürüyor.

41 binden fazla Çinli yetişkin üzerinde yapılan çalışma, en düşük riskin, kişilerin günde ortalama 4 saat oturduğu durumda görüldüğünü ortaya koydu. İki saatten az veya 6 saatten fazla oturmak, olumsuz sağlık sonuçları riskinin artmasıyla ilişkilendirildi.

Peki bunun nedeni ne?

Araştırmacılar, farklı bireyler için farklı fayda ve dezavantajlar olduğunu, aktif kişilerde oturmanın daha düşük risk taşıdığını söylüyor. Bu durum özellikle fiziksel olarak zorlayıcı işlerde çalışan ve kas-iskelet sistemi zorlanmasının azalmasından veya iyileşme süresinin kısalmasından fayda görebilecek kişiler için geçerli.

Araştırmacılar bir açıklamada, "Aşırı oturmak hâlâ zararlı, bulgularımız oturma ve sağlık arasındaki ilişkinin bağlama göre olduğunu gösteriyor" dedi.

Son derece aktif bireylerde, orta düzeyde oturma zararlı olmayabilir ve hatta fayda bile sağlayabilir.

Daha detaylı değerlendirmeler, insanların her gün ortalama ne kadar süre oturduğunun, sağlıklarına en çok fayda sağlayacak ve herhangi bir nedenden kaynaklanan ölüm riskini azaltacak şeyleri belirleyebileceğini ortaya koydu.

Çinli yetişkinlerin yarısından fazlası günde 4 saatten az oturuyor. Bu kişiler, 11 yıl boyunca 30 dakikalık fiziksel aktiviteyi uyku veya oturmayla değiştirdiğinde olumlu etkiler gördü. Ölüm riskleri yüzde 4-6 azaldı.

Ancak, günde 4 saatten fazla oturan kişiler, 30 dakikalık oturmayı fiziksel aktiviteyle değiştirdiğinde benzer veya daha büyük fayda gördü.

Journal of Sport and Health Science adlı akademik dergi, eşlik eden bir açıklamada, "Bu bulgular aşırı oturmayı azaltma ve fiziksel aktiviteyi artırma yönündeki mevcut önerilerle tutarlı" diye belirtti.

Çalışma özellikle, çok uzun süre oturmanın, aktif ve genç yetişkinlerde bile sağlık için inanılmaz derecede zararlı olabileceğini söyleyen yıllarca süren araştırmalara dayanıyor.

UC Davis'teki araştırmacılara göre, her 4 Amerikalıdan birinden fazlası gibi günde 8 saat oturmak, vücut kitle indeksini artırıyor ve kolesterolü yükseltiyor.

Mayo Clinic'e göre günde 8 saatten fazla fiziksel aktivite yapmadan oturmak, obezite ve sigara içmenin yol açtığı risklere benzer şekilde ölüm riskini artırıyor.

Ortalama bir Amerikalı günde 6 saatten fazla oturuyor.

Mayo Clinic'te spor hekimliği uzmanı olan Callie Davies yaptığı açıklamada, "Çalışmalar, günde 6-8 saatten fazla oturmanın kardiyovasküler olay riskinde yüzde 125-150'lik bir artışla ilişkili olduğunu gösteriyor" dedi.

Independent Türkçe


Bilim insanları uyardı: Koku alamamak sanıldığından çok daha ciddi

Her 5 kişiden biri koku veya tat bozukluğundan muzdarip (Pexels)
Her 5 kişiden biri koku veya tat bozukluğundan muzdarip (Pexels)
TT

Bilim insanları uyardı: Koku alamamak sanıldığından çok daha ciddi

Her 5 kişiden biri koku veya tat bozukluğundan muzdarip (Pexels)
Her 5 kişiden biri koku veya tat bozukluğundan muzdarip (Pexels)

Bir araştırma, koku alma duyusunun kaybının yaşam kalitesini diyabet, felç, Parkinson hastalığı ve böbrek yetmezliği kadar ciddi biçimde etkileyebildiğini ortaya koydu.

Koku veya tat bozukluğu yaşayan kişiler, sabah kahvesinin kokusunu almak ya da ev yapımı bir yemeğin tadını çıkarmak gibi basit zevklerden mahrum kalıyor.

Koku ve tat kaybı basit bir sıkıntı gibi görülebilse de hayat hızla kasvetli bir hal alabiliyor. Hastalar, en ciddi kronik hastalıkların bazılarına yakın seviyelerde bir rahatsızlık yaşadığını bildiriyor.

Her 5 kişiden biri koku veya tat alma bozukluğundan etkileniyor. Kovid-19 pandemisi, anozmi ve aguzi diye bilinen ve virüs bulaşan milyonlarca kişide yaygın bir semptom olan koku ve tat kaybının etkisine dikkat çekti.

Doğu Anglia Üniversitesi'nden (UEA) araştırmacıların yeni çalışması, bu duyuların yitirilmesinin kişiyi güçsüzleştirebileceğini ortaya koydu.

Doğu Anglia Üniversitesi Norwich Tıp Fakültesi'nden çalışmanın baş araştırmacısı Profesör Carl Philpott "Koku ve tat bozukluklarının, genellikle hayatı değiştiren hastalıklarla kıyaslanabilecek düzeyde duygusal, sosyal ve psikolojik açıdan sürekli ve ciddi bir yük oluşturduğunu tespit ettik" diyor.

Hastalar, yemekten zevk alamama, sosyalleşmede zorluklar, kişisel güvenlikle ilgili artan endişe (örneğin duman veya gaz kokusunu alamama) ve rahatsız edici bir duygusal uyuşukluk hissi yaşadıklarını anlatıyor. Belki de en endişe verici bulgu, koku ve tat kaybı yaşayan kişilerde depresyon ve sosyal hayattan çekilme oranlarının tekrar tekrar yüksek çıkmasıydı.

Araştırmacılar hakemli dergi Clinical Otolaryngology'de yayımlanan çalışmada koku ve tat bozuklukları yaşayanların yaşam kalitesi puanlarını; diyabet, felç, kalp yetmezliği, astım, kardiyovasküler ve solunum rahatsızlıkları gibi çok çeşitli kronik hastalıklarla karşılaştıran onlarca çalışmayı analiz etti.

Araştırmacılar, analiz ettikleri çalışmalarda koku ve tat bozukluğu yaşayan toplam 455 hastaya ilişkin veriye ulaştı ve bunların çoğunun depresyondan muzdarip olduğunu saptadı. Her 5 hastadan birinin orta, şiddetli veya aşırı derecede depresyonu vardı.

Çalışma ayrıca birçok hasta için yemek yemenin, hayatın zevklerinden biri olmaktan çıkıp tamamen işlevsel bir eyleme dönüştüğünü tespit etti.

Prof. Philpott, "İnsanların tat olarak algıladıkları şeyin büyük bir kısmı kokudan kaynaklanıyor" diyor. 

Dolayısıyla bu duyu kaybolduğunda yemekler tatsız, metalik, hatta iğrenç gelebilir. Bazı kişiler iştahsızlık nedeniyle zayıflarken, diğerleri daha güçlü veya daha tatlı lezzetler peşinde koşarak kilo alabiliyor.

Bu derin etkilere rağmen, koku ve tat bozuklukları tarihsel olarak göz ardı edildi.

Prof. Philpott, "Sorun şu ki, semptomlar yıllarca sürse bile doktorlar hastalara genellikle sorunun önemsiz veya geçici olduğunu söyleyerek güvence veriyor. Uzmanlık hizmeti sunan kurum sayısı az ve tedaviye erişim de hâlâ sınırlı" diye ekliyor.

Independent Türkçe