Mide mikropları hakkında 6 gerçek

Dünya popülasyonunda en yaygın mikrop Helikobakterler

Mide mikropları hakkında 6 gerçek
TT

Mide mikropları hakkında 6 gerçek

Mide mikropları hakkında 6 gerçek

Helikobakter pilori (Helicobacter pylori) dünya popülasyonunda en çok enfekte eden mikrop olarak biliniyor.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) en güncel seyahat sağlık yönergelerini bir arada toplayan Sarı Kitap’ının (CDC Yellow Book) 2024 baskısında, CDC “Helikobakter pilori, dünya çapında en yaygın kronik bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. Dünya nüfusunun yaklaşık üçte ikisi bu enfeksiyonla enfekte olmuştur ve gelişmekte olan ülkelerde daha yaygındır. Kısa süreli gezginlerin seyahat yoluyla helikobakter pilori kapma riski düşük olsa da gurbetçiler ve uzun süreli gezginler daha fazla enfeksiyon riski altında olabilir” ifadelerine yer verildi.

Spiral Bakteri

Tek başına bu gerçek, bu mikropla ilgili diğer gerçeklerin öğrenilmesinin önemini vurgulamak için yeterli olabilir. İşte bu konuda 6 önemli gerçek:

1- Helikobakter pilori’nin varlığı 1982 yılına kadar öğrenilemedi ancak modern tıbbi istatistikler, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 70’inin üst sindirim sistemlerinde kronik olarak bu bakteriye sahip olduğunu ve bu durumun onu dünyadaki en yaygın mikrop halinde getirdiğini gösterdi. Mayo Clinic’in bir raporundaki gastroenterologlar “Helikobakter pilori ile enfekte olan çoğu insanda belirti veya semptom görülmez. Birçok insanın neden semptom geliştirmediği açık değil. Bununla birlikte bazı insanlar, helikobakter pilori’nin zararlı etkilerine karşı daha büyük bir dirençle doğmuş olabilir” ifadelerine yer verdi.

Birçok tıbbi kaynak, bu enfeksiyonun çoğunlukla çocukluk döneminde ortaya çıktığını belirtti. Bu kaynaklar, hastalığa yakalananların çoğunun (yüzde 90’ının) hastalığa ilişkin herhangi bir belirti veya semptoma sahip olmadığını dolayısı ile mikrobu taşıyan çoğu insanın bunun farkına varmadığını bildirdi.

2- Mide mikrobu enfekte kişide, tükürükte, kusmukta veya dışkıda bulunur. Bu nedenle helikobakter pilori genellikle kişiden kişiye, enfekte bir kişinin tükürüğü, kusmuğu veya dışkısı ile doğrudan temas yoluyla bulaşır. Örneğin, bu bakteri ile kontamine olmuş yiyeceğin yenmesi veya suyun içilmesi yoluyla yayılabilir. Johns Hopkins doktorları “Sağlık uzmanları, helikobakter pilori enfeksiyonunun nasıl yayıldığını kesin olarak bilmiyor. Bu mikrobun kişiden kişiye öpüşme gibi oral temas yoluyla bulaşabileceğine inanılıyor. Hasta bir kişinin kusmuğu veya dışkısı ile temas yoluyla da bulaşabilir. Bu durum, güvenli bir şekilde temizlenmemiş veya pişirilmemiş yiyecekler yerseniz veya bu bakterilerle kontamine olmuş su içmeniz halinde de yaşanabilir” ifadelerine yer verdi. Tıbbi kaynaklar, gelişmiş ülkelerde helikobakter pilori enfeksiyonunun çocukluk döneminde alışılmadık bir durum olduğunu ancak yetişkinlikte daha yaygın hale geldiğini buna karşılık, sınırlı kaynaklara sahip ülkelerde çoğu çocuğun 10 yaşından önce helikobakter pilori ile enfekte olduğu ortaya çıkardı.

Ülser ve mide kanseri

3- Helikobakter pilori enfeksiyonu üst sindirim sisteminde (özellikle mide ve onikiparmak bağırsağında) ülser veya enfeksiyon riskini arttıran bir faktördür. Tam olarak, helikobakter pilori ile enfekte olan kişilerin yaklaşık yüzde 10’u ülser geliştirir.

Peptik ülser, midenin veya ince bağırsağın ilk kısmında bir ülserdir. Mide ülserlerinin en önemli komplikasyonlarından biri, mide veya onikiparmak bağırsağındaki ülserler ya da her ikisinde de iltihaplanma sonucu mide kanamasının meydana gelmesidir. Mide kanaması ya kanlı kusmaya ya da siyah dışkıya neden olabilir ayrıca kanama yavaş ve uzun süre devam ederek kansızlığa neden olabilir. Sadece bununla yakımıyor, buna ek olarak, üst sindirim sisteminin dokularındaki varlığı, hazımsızlık, mide ağrısı, şişkinlik ve diğer bir dizi rahatsız edici semptoma neden olabilir.

4- Uzun vadede mide mikropları ile enfeksiyon, üst sindirim sisteminin bir bölümünde kanser riskinin artmasıyla ilişkilendirilebilir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), helikobakter piloriyi kanserojen faktör olarak sınıflandırır.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, söz konusu bakterinin midede bulunmasının, mide kanserinin en yaygın türü olan mide adenokarsinomu için bilinen en güçlü risk faktörü olduğunu belirtti. Bu bakteri ile enfekte olan kişilerde, enfekte olmayan kişilere kıyasla, mide kanseri ve MALT (mukoza ilişkili lenfoid doku) lenfoma riski 6 kata kadar fazla görülür. Tıbbi kaynaklar, helikobakter pilori bulaşmış kişilerin yalnızca yüzde 1 ila 3’ünün kötü huylu komplikasyonlar geliştirmesine rağmen, bakterilerin toplam küresel kanser sayısının yüzde 15’ine yol açtığını gösterdi. Tam olarak, tüm mide kanserlerinin yüzde 8’u kısmen helikobakter pilori enfeksiyonuna ilişkilendirilebildi. Buna göre, gastroenteroloji ile ilgili tüm büyük uluslararası tıbbi kuruluşlar, helikobakter pilori testi pozitif çıkan ve gastrointestinal semptomlara veya hastalığı olan kişilerde söz konusu bakterinin yok edilmesi önerisinde bulundu.

Semptomlar ve tanı

5- Helikobakter pilori enfeksiyonunun üst gastrointestinal sistemdeki olası semptomlarına dikkat edilmesi gereklidir. Mayo Clinic’teki gastroenterologlar, helikobakter pilori enfeksiyonu belirtileri veya semptomları ortaya çıktığında, bunların genellikle gastrit veya peptik ülser ile ilişkili olduğunu belirtti. Uzmanlar ayrıca, midede (karın) ağrı veya yanma, mide boşken kötüleşebilen mide ağrısı, mide bulantısı, iştahsızlık, sık geğirme, şişkinlik ve kasıtsız kilo kaybı gibi bir dizi semptoma dikkat çekti.

Ayrıca “Gastrit veya peptik ülser belirtisi olabilecek herhangi bir belirti veya semptom fark ederseniz doktorunuza görünün. Uykudan uyandırabilecek şiddetli veya sürekli mide (karın) ağrısı, kanlı veya siyah dışkı, kanlı, siyah veya kahve telvesi gibi görünen kusma gibi belirtilere sahipseniz derhal bir doktora görünün” ifadelerini de sözlerine eklediler.

6- Kişide yukarıda belirtilen semptomlar yani, kronik mide ağrısı, mide bulantısı, aktif mide/onikiparmak bağırsağı ülseri veya önceden peptik ülser öyküsü varsa, helikobakter pilori testi yapılması önerilir. Kişide semptom yoksa, doktor tavsiye etmedikçe helikobakter pilori testi genellikle önerilmez. Helikobakter pilori enfeksiyonunu teşhis etmenin birkaç yolu vardır. En sık kullanılan testler şunları içerir:

-Nefes testleri: Üre Nefes Testleri (Urea Breath Tests) adı biliyor. Bu testlerde, kişi helikobakter pilori bakterisi tarafından parçalanan bir madde içeren özel bir solüsyonu içer. Daha sonra bu ayrışmanın ürünleri, eğer bakteri varsa parçalanma gerçekleşmişse, nefeste tespit edilebilir. Ancak, analizin mide asidi üretimini azaltan ilaçlara 14 gün, bu bakterileri tedavi etmek için antibiyotiklere 4 hafta ara verildikten sonra yapılmasına dikkat edilmelidir.

-Dışkı Antijen Testi: Dışkıda helikobakter pilori proteinlerinin varlığını saptamak için testler mevcuttur.

-Kan testleri: Kan testlerinde, vücudun bağışıklık sisteminin helikobakter pilori bakterisinin varlığına yanıt olarak geliştirdiği belirli antikorlar (proteinleri) saptanabilir. Bununla birlikte, özellikle aktif bir vakanın kapsamı hakkında tıbbi geri bildirimleri bu testin kullanımını sınırlar.

*Biyopsi örneği: Bu mikrobun varlığını saptamak için mikroskobik inceleme yapılırken midenin iç yüzeyinden (gastroskopi yaparken) bir doku örneği alınabilir.

“Pilori enfeksiyonu ülser veya enfeksiyon gelişme riskini artırır… Üst sindirim sisteminin bir bölümünde kanser gelişmesi mümkün.”

Mide mikrop enfeksiyonunun tedavisi... Yok olmasını sağlamak için dikkatli bir programın adımları

Mide mikrop enfeksiyonu teşhis edildikten sonra, doktorlar kişinin sağlık durumunu gözden geçirir. Zira ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri tavsiyelerinde “Asemptomatik enfeksiyonlar genellikle tedavi gerektirmez. Tedavi bireysel olarak belirleniyor ve tedavi, bu mikrop ile enfekte olmaları durumunda oniki parmak bağırsağı veya midede aktif ülserlerden muzdarip hastalar içindir” ifadeleri yer alır.

Tedavi programının bileşenlerinin temeli, hastanın diğer ilaçların yanı sıra tedavi programı sırasında birlikte alınan iki tür antibiyotik kullanmasına dayanır. Mayo Clinic’teki gastroenterologlar “Helikobakter pilori enfeksiyonu genellikle aynı anda iki farklı antibiyotik ile tedavi edilir. Bu, bakterilerin belirli bir antibiyotiğe direnç geliştirmesini önlemeye yardımcı olur” ifadelerini kullandı.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, standart ve ideal tedavinin Dörtlü Terapi (Quadruple Therapy) programı olduğunu ancak bir de Üçlü Terapi (Triple Therapy) programının bulunduğunu belirtti.

İlaçların miktar, doz sayısı ve gerekli sürede alınmasında uyum sürecini sağlamak için hastanın doktorun kendisine önerdiği ve belirlediği tedavi programının içeriğini bilmesinin önemini anlaması gerekir. Zira bu uyum, söz konusu bakterilerin üst sindirim yolundan tamamen atılmasını sağlamak için başarılı tedavinin anahtarını teşkil eder. Vakalar dünya çapında artarken, doktor hasta arasındaki uyumsuzluk, bakterileri yok etmedeki yüksek başarısızlık oranlarının ve antibiyotiklere karşı bakteriyel direnç vakalarının ortaya çıkmasının ana nedenini oluşturur.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’ne göre, dörtlü terapi programı şunları içerir:

- Proton pompa inhibitörleri (PPİ) kategorisinden veya Histamin H2-reseptör blokörleri (H2-Blocker) kategorisinden ilaç türlerinden biri kullanılır. Her ikisi de üst sindirim sisteminin astarındaki yaraları veya enfeksiyonları iyileştirme fırsatı vermek ve ayrıca bu vahşi bakterileri ortadan kaldırmak için antibiyotiklerin etkisini teşvik etmek mide asidi üretimini azaltmayı amaçlar. Mide asidi üretimini azaltmada temin edilebilirse en iyisi ‘proton pompası inhibitörü’ kategorisindeki ilaçlar olur. Bu ilaçlar Histamin H2-reseptör blokörleri (H2-Blocker) daha etkili ve güçlüdür. Proton pompası inhibitörleri arasında omeprazol (Prilosec), esomeprazol (Nexium), lansoprazol (Prevacid) ve Prevacid(Protonex) yer alır.

- Bizmut (Bismuth) ilacı. Mide astarını koruyan bir ilaç sınıfındadır. Bu ilaçlar midenin iç yüzeyini asitten korur ve bakterileri öldürmeye yardımcı olur. Yani ülseri örterek ve mide asidinden koruyarak çalışır.

- Metronidazol (Metronidazole) antibiyotiği.

- Tetrasiklin (Tetracycline) antibiyotiği.

Üçlü terapi aşağıdaki unsurlardan oluşur:

- Proton pompa inhibitörleri (PPİ) sınıfından bir ilaç.

- Klaritromisin (Clarithromycin) antibiyotiği.

-  Amoksisilin (Amoxicillin) antibiyotiği veya Metronidazol (Metronidazole) antibiyotiği.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, tedavi programının süresi ile ilgili olarak “Daha uzun tedavi süreleri (7 güne karşı 14 gün) daha yüksek oranda mikrobu yok etme başarısı sağlıyor. Daha yakın zamanlarda, özellikle antibiyotiğe dirençli vakalar için Rifabutin kullanılan kombinasyon tedavileri de kullanılabilir hale geldi” ifadelerine yer verdi.

Mayo Clinic’teki gastroenterologlar son olarak “Doktorunuz tedavinizden en az 4 hafta sonra tekrar helikobakter pilori testi yapılmasını önerebilir. Testler, tedavinin enfeksiyonu ortadan kaldırmada etkili olmadığını gösterirse, farklı bir antibiyotik grubu kullanarak başka bir tedaviye ihtiyacınız olabilir” ifadelerini kullandı.



Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
TT

Acı yiyecekler ve içecekler egzersiz gibi beyni uyarabilir

Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)
Bazı acı yiyecek ve içecekler, egzersizle benzer şekilde beyni uyarabilir. (AP)

Yeni bir araştırma, bitter çikolata, yeşil ve siyah çay ile böğürtlen gibi bazı acı tatlı gıdaların ve içeceklerin, egzersiz yaparken görülen beyin aktivasyonuna benzer şekilde beyni uyarabileceğini ortaya koydu.

Şarku’l Avsat’ın Fox News’ten aktardığına göre, Japonya’dan araştırmacılar tarafından yapılan çalışma, bu yiyeceklerde bulunan flavanol adlı bitkisel bileşiklerin beynin uyarılmasını yalnızca kana karışarak değil, acı tatla ilişkili duyusal tepki aracılığıyla da tetikleyebileceğini gösterdi.

Çalışmada fareler üzerinde yapılan deneylerde, tek bir flavanol dozu, farelerin doğal hareketliliğini artırdı ve hafıza testlerinde performanslarını iyileştirdi. Bulgular, Current Research in Food Science (CRFS) dergisinde yayımlandı.

Araştırmacılar ayrıca dikkati, uyanıklığı ve stres düzenlemesini kontrol eden beyin bölgelerinin hızlı şekilde aktive olduğunu gözlemledi.

İnsanların tükettiği flavanollerin yalnızca çok küçük bir kısmı kana geçtiği için, etkilerin büyük olasılıkla duyusal sinirler aracılığıyla beyin ve kalbi etkilediği düşünülüyor.

Araştırmacılar, bu yaklaşımı ‘duyusal beslenme’ olarak adlandırılan yeni bir alanın parçası olarak değerlendiriyor. Bu fikir, yiyeceklerin tadı ve beraberindeki fiziksel hislerin biyolojik işlevleri doğrudan düzenleyebileceğini öne sürüyor.

Bu etki, hafif egzersiz sırasında yaşanan uyarılmaya benziyor; kısa süreli sempatik sinir sistemi aktivasyonu, bazen ‘savaş ya da kaç’ tepkisi olarak tanımlanıyor ve kısa vadeli stres, odaklanma ve uyanıklığı artırabiliyor.

Japonya’daki Shibaura Teknoloji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Naomi Osakabe, çalışmaya katıldığını belirterek, “Bu deneyin en önemli bulgusu, flavanol açısından zengin acı yiyeceklerin uyarımının ilk kez merkezi sinir sistemine nasıl iletildiğini göstermesi. Bu uyarım, kısa süreli hafızayı geliştiren bir stres tepkisi oluşturuyor ve dolaşım sistemi üzerinde olumlu etkiler yaratıyor” dedi.

Osakabe, flavanolün beyin aktivitesini artırıcı etkisinin çok düşük bir dozda bile ortaya çıkmasının şaşırtıcı olduğunu vurguladı.

Çalışmanın bazı sınırlamaları bulunuyor. Araştırma fareler üzerinde yapıldı ve kullanılan yiyecekler, birbirleriyle etkileşime girebilecek birçok bileşiğin karışımıydı.

Araştırmacılar, farelerde gözlemlenen etkilerin insanlarda da geçerli olup olmadığını belirlemek için daha geniş kapsamlı insan çalışmalarına ihtiyaç olduğunu belirtiyor.


Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
TT

Cilt kanserinin büyümesine yol açan molekül keşfedildi

Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)
Amerika kıtasındaki araştırmacılar, melanom tümörlerini daha iyi tedavi etmelerini sağlayabilecek anahtar bir protein keşfetti (ABD Ulusal Kanser Enstitüsü)

Uluslararası bir araştırma ekibi, cilt kanserinin büyümesini neyin tetiklediğini ve tümörlerin bağışıklık sisteminin savunmasını nasıl atlattığını anlamada çığır açıcı bir adım attı.

New York, Meksika ve Brezilya'dan bir ekip, ABD'deki 200'den fazla melanom hastasının tümörlerini analiz ederek gen aktivitesini düzenlemeye yardımcı olan bir molekülün ("HOXD13" diye bilinen kilit bir protein) melanom tümör hücrelerini besleyen ve onlara oksijen ve besin maddeleri pompalayan kan damarlarının büyümesinde kritik rol oynadığını keşfetti.

Ayrıca sitotoksik "T hücreleri" diye bilinen kanser öldürücü beyaz kan hücrelerinin kan dolaşımındaki seviyelerinin, HOXD13 proteininin aktivitesinin yükseldiği melanom hastalarında daha düşük olduğunu ve bu hastaların T hücrelerinin tümörlere girme yeteneğinin azaldığını buldular.

Ancak araştırmacılar, HOXD13 proteininin aktivitesini baskılayınca tümörlerin küçüldüğünü gözlemledi.

Bu, en ölümcül cilt kanseri türü olan melanomla yaşayan 1 milyondan fazla Amerikalı için iyi haber.

Amerikan Kanser Derneği'ne göre, bu yıl ABD'de melanomla bağlantılı 8 bin 500'den fazla ölüm ve 112 bin yeni vaka bekleniyor.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi ve Perlmutter Kanser Merkezi'nde doktora sonrası araştırmacı olan Dr. Pietro Berico yaptığı açıklamada şöyle diyor:

Çalışmamız, HOXD13 transkripsiyon faktörünün melanom büyümesinde güçlü bir tetikleyici olduğunu ve hastalıkla savaşmak için gereken T hücresi aktivitesini bastırdığını gösteren yeni kanıtlar sunuyor.

Protein, tümörlerin çevresindeki alanı da değiştirerek bağışıklık sisteminin kanserle savaşma içgüdüsüne düşman hale getirdi ve kimyasal adenozin seviyelerini artıran CD73 proteini düzeylerini yükseltti.

Adenozin tümörler için bir kalkan görevi görerek T hücrelerinin geçmesini engelliyor.

Araştırmacılar HOXD13'ü kapattıklarında, tümörlere giren T hücrelerinde artış yaşandı.

New York Üniversitesi Grossman Tıp Fakültesi'nden öğretim üyesi Dr. Eva Hernando-Monge'ye göre bulgular, HOXD13'ün neden olduğu melanoma karşı yeni tedavi yollarının önünü açıyor.

Bu süreçleri hedef alan ilaçların güvenliğini ve etkinliğini değerlendirmek üzere ayrı klinik çalışmalar yürütülüyor.

Araştırmacılar, deneylerin başarıya ulaşması halinde HOXD13 seviyeleri yüksek kişilerde melanom tedavisi için bu ilaçları kullanmayı planladıklarını belirtiyor.

Mevcut melanom tedavileri hastanın teşhisine bağlı olmakla birlikte, ameliyat, kemoterapi, radyasyon ve hücreleri bulup yok eden kanser ilaçları, yani immünoterapi gibi çeşitli yöntemler var.

Derneğe göre ilaçlar çoğu zaman ilk basamak tedavi olarak kullanılıyor ve tümörleri uzun süre küçültebiliyor.

Melanom, tüm cilt kanseri vakalarının sadece yüzde 1'ini oluştursa da Birleşik Devletler'deki cilt kanseri kaynaklı yıllık ölümlerin büyük çoğunluğuna yol açıyor.

Independent Türkçe


Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
TT

Beynin hafıza merkezinin yeni bir özelliği keşfedildi

Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)
Bilim insanları hipokampusta, Pavlov'un deneylerinde kanıtladığı sürecin daha ileri bir versiyonunun gerçekleştiğini söylüyor (Unsplash)

Beynin hafızadan sorumlu bölümü hipokampusun, anıları yeniden düzenleyerek gelecekteki sonuçları öngördüğü bulundu.

Hipokampus, fiziksel alan ve geçmiş deneyimlerin haritalarını oluşturarak kişinin, etrafındaki dünyayı anlamasını sağlıyor. 

Beyin aktivitesi kalıplarının değişmesiyle bu haritaların da zaman içinde değiştiği biliniyor. Ancak sözkonusu değişimin rasgele gerçekleştiği düşünülüyordu.

McGill ve Harvard üniversitelerinden bilim insanları, fareler üzerinde yaptıkları deneylerde bu sürecin rasgele değil, sistematik bir şekilde geliştiğini saptadı.

Araştırmacılar, nöronları yalnızca kısa süre izleyebilen yöntemler yerine, aktif nöronların parlamasını sağlayan yeni görüntüleme tekniklerine başvurdu. 

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmada, bir görevi öğrenen ve ödül alan farelerin nöron aktivitesi izlendi.

Bilim insanları farelerin nöron aktivitesinin önceleri ödül verildiği sırada zirveye ulaştığını gözlemledi. Ancak daha sonra bu zirve gittikçe erken bir zamana kaydı ve nihayetinde, fare henüz ödülü almadan görülmeye başladı.

Bulgular, hipokampusun anıları depolamakla kalmadığını, aynı zamanda sonuçları aktif olarak tahmin ettiğini gösteriyor.

Makalenin kıdemli yazarı Mark Brandon bu durumun "şaşırtıcı" olduğunu ifade ediyor.

Daha önce Ivan Pavlov'un deneylerinde, beynin ödülleri öğrenme becerisi olduğu ve hayvanların, zil gibi bir ipucunu yiyecekle ilişkilendirebildiği saptanmıştı. 

Ancak yeni çalışma, Pavlov'un deneylerindeki basit ipucu-ödül ilişkisinin ötesine geçiyor ve hipokampusun, hafıza ve bağlamı kullanarak sonuçları tahmin ettiğini ortaya koyuyor.

Brandon, "Hipokampus genellikle beynin dünyaya ilişkin içsel modeli olarak tanımlanır" diyerek ekliyor: 

Burada bu modelin statik olmadığını görüyoruz; beyin tahminlerdeki hatalarından ders çıkararak bu modeli her gün güncelliyor. Sonuçlar beklendiği gibi gelmeye başladığında, hipokampustaki nöronlar bundan sonra ne olacağını öğreniyor ve daha erken tepki vermeye başlıyor.

Bulgular, Alzheimer gibi hastalıklardan muzdarip kişilere de yardım etme potansiyeli taşıyor.

Alzheimer hastaları genellikle sadece geçmişi hatırlamakta değil, deneyimlerden ders çıkarma ve karar vermekte de zorluk çekiyor.

Hipokampusun anıları tahminlere dönüştürdüğünü gösteren bu çalışma, Alzheimer'ın erken evrelerinde öğrenme ve karar verme süreçlerinin neden etkilendiğini anlama yolunda yeni bir çerçeve sunuyor. 

Bilim insanları bu becerinin nasıl bozulduğunu anlamanın yeni tedavilere kapı aralayabileceğini düşünüyor.

Independent Türkçe, McGill Üniversitesi, Quantum Zeitgeist, Nature