"Mevsimsel depresyon" bilimsel bir gerçek mi, yoksa yaygın bir abartı mı?

Mevsimsel değişikliklerle ilişkilendirilen psikolojik bir bozukluk. Uzmanlar bu hastalığın yaygınlığı ve kışla bağlantısı konusunda farklı fikirlerde

Kış depresyonu, mevsimsel değişikliklere eşlik eden psikolojik bozukluklardan biri olarak kabul ediliyor / (AFP)
Kış depresyonu, mevsimsel değişikliklere eşlik eden psikolojik bozukluklardan biri olarak kabul ediliyor / (AFP)
TT

"Mevsimsel depresyon" bilimsel bir gerçek mi, yoksa yaygın bir abartı mı?

Kış depresyonu, mevsimsel değişikliklere eşlik eden psikolojik bozukluklardan biri olarak kabul ediliyor / (AFP)
Kış depresyonu, mevsimsel değişikliklere eşlik eden psikolojik bozukluklardan biri olarak kabul ediliyor / (AFP)

Necd er-Ruki 

"Kış depresyonu"nun, havaların soğumasıyla birlikte pek çok kişinin yaşayabileceği gerçek bir psikolojik olgu olarak kazandığı şöhrete rağmen, halen tıp derslerinde tartışılıyor ve dünyanın farklı bölgelerinde bu konuyla ilgili çalışmalar yapılıyor.

Kış depresyonu, mevsimsel değişimlere eşlik eden psikolojik rahatsızlıklardan biri.

Bu rahatsızlık, kışın başlaması ve gündüz saatlerinin kısalması ile birlikte görülme sıklığı periyodik olarak artan, baharın gelişiyle birlikte giderek kaybolmaya başlayan bir grup psikolojik semptom.

Bu tür depresyon, mevsimsel değişiklikler, azalan ışık seviyelerinin psikolojik etkisi, kısa gün ışığı saatleri ve beyin ve vücuttaki hormonal değişiklikler nedeniyle ortaya çıkar.

Semptomlar sürekli üzüntü, konsantrasyon güçlüğü ve zevk alamama gibi farklı şekillerde görülür.

Hakkında söylenenlere rağmen bu depresyonun yayılımının boyutu konusunda soru işaretleri var;

Bu bilimsel bir gerçek mi, yoksa abartılı açıklamalar mı?

Mayo Clinic Tıp Merkezi, mevsimsel duygusal bozukluğu, mevsimsel değişikliklerin neden olduğu bir tür depresyon olarak tanımlıyor.

Her yıl yaklaşık olarak aynı zamanlarda başlar ve aynı zamanlarda biter. Belirtileri sonbaharda ortaya çıkar ve kış aylarına kadar devam eder.

Bu depresyonun semptomları; zayıf hissetme, canlılığın azalması, ruh hali değişimleri, aşırı uyku, iştahta değişiklikler ve kilo alma olarak sayılabilir.

Başka bir ölçekte Mayo Clinic Tıp Merkezi, yaz ve ilkbahar mevsimlerinin başlangıcıyla ilişkili semptomlar da dahil olmak üzere mevsimsel değişikliklerle ilişkili başka psikolojik bozuklukların da bulunduğunu belirtiyor.

Depresyon veya bipolar bozukluğu olanlarda mevsimsel duygudurum bozukluğunun şiddeti de artmakta.
30 yıllık çalışmalar

Mevsimsel bozukluk, mevsimlere göre ruh sağlığı ve ruh hali üzerindeki etkisini anlamak için 30 yıldan fazla bir süredir kültürel ve ilmi anlamda dikkat çekmekte.

Dört mevsimle ilişkilendirilen psikolojik bozukluklar hâlâ psikologlar arasında çalışma ve tartışma alanı.

Sonuçlar bölgeye, kışın soğuk hava oranlarına ve gündüz saatlerinin ne kadar kısaldığına bağlı olarak bir çalışmadan diğerine farklılık gösteriyor.

2019 yılında Cambridge Üniversitesi, mevsimsel depresyonla ilgili 41 çalışmadan elde edilen verileri analiz eden "Mevsimsellik ve Depresyon Belirtileri: Literatürün Sistematik Bir İncelemesi" adlı bilimsel bir makale yayımladı.

Araştırma ekibi yalnızca 13 çalışmanın sonuçlarının kış aylarında depresyon oranlarında artışa işaret ettiğini ortaya koydu.

Geriye kalan çalışmaların sonuçları ise genel olarak kışla ya da değişen mevsimlerle ilgili değildi.

Ekip, araştırma sonuçlarında, "Mutluluk oranlarının hangi aylarda azaldığı ve risklerin arttığı mevsimin nasıl belirleneceği net değil. Mevsimselliğin nüfus düzeyinde depresif belirtiler üzerindeki etkisine dair ikna edici kanıtlar bulamadık" dedi.

Auburn Üniversitesi'nden araştırmacı Steve Lobello, 2016 yılında ekibiyle birlikte, ABD’nin çeşitli eyaletlerinde depresyondan mustarip insanlardan elde edilen verileri kullanarak dört mevsime göre depresyon oranlarındaki farkı ortaya çıkarmak için bir çalışma yayımladı.

Buna göre özellikle kış mevsiminde depresyon görülme sıklığı daha da artıyor.

Araştırmanın sonucunda ne genel örneklemde ne de depresyon puanları yüksek bireylerden oluşan örneklemde depresyonun mevsimsel değişikliklerle bağlantılı olduğuna dair bir gösterge olmadığı sonucuna varıldı.

Araştırmacı, araştırmasının sonuçlarında şunları söyledi:

İnsanların kışın depresyona girmediğini söylemiyorum ama depresyonun mevsimsel değişikliklerle ortaya çıktığı ya da kışın kötüleştiği fikri yerleşmiş popüler bir teori.

Farklı görüşler

Mevsimsel psikolojik bozukluklarla ilgili bu görüş farklılığı, diğer ülkelere kıyasla kışın makul iklim koşulları göz önüne alındığında Arap bölgesinde yaygın olmayabilir.

Psikoterapist Maha el Racihi, Independent Arabia ile yaptığı röportajda şunları söyledi:

Psikiyatrik tanının temelini oluşturan Ruhsal Hastalıkların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, mevsimsel depresyonun majör depresif bozukluk veya bipolar bozukluktan bağımsız olmayan ek bir psikiyatrik bozukluk olduğunu belirtmekte. Bu tür psikiyatrik bozukluk belirli bir mevsimde, genellikle sonbahar ve kış aylarında, belirli bir tipik sıklıkta, özel değerlendirme kriterleri ve depresif belirtiler gerektirir.

Maha el Racihi açıklamalarına şöyle devam etti:

İster tıbbi terapötik müdahaleler ister bilişsel-davranışsal veya etkileşimli terapi veya ışık almak, D vitamini almak gibi diğer terapötik müdahaleler ve öneriler gibi farmakolojik olmayan psikolojik seanslar olsun, her vaka için uygun terapötik müdahalelerle ilgilenecek bir doktor veya psikolojik uzmandan doğru bir teşhis alınması gerekiyor.

Maha el Racihi, "Psikolojik tedavide mevsimsel depresyon belirtilerinin sert iklim koşullarına sahip ülkelerde daha yaygın olduğunu, örneğin Kanada, iklim koşulları ve coğrafi konumu nedeniyle nispeten yüksek oranda mevsimsel depresyona tanık olduğunu" belirtti.

El Racihi açıklamalarına şöyle devam etti:

Araştırmalar ayrıca ailesinde depresyon veya bipolar bozukluk öyküsü olan kadınların ve gençlerin bu hastalığa yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.

El Racihi Kanada'da çalışan bir psikoterapist olarak kişisel deneyimine dayanarak şunları söyledi: 

Suudi Arabistan veya komşu Arap ülkelerindeki iklim koşulları, güneşin uzun saatler veya günler boyunca yokluğuna tanık olan diğer ülkelerle karşılaştırıldığında çok da sert değil. Tam tersine bireylerimiz yol gezisi, yürüyüş, bisiklete binme gibi çeşitli sosyal aktiviteler gerçekleştirerek soğuk kış güneşine yaz aylarına göre daha fazla maruz kalıyorlar. Öte yandan diğer ülkelerdeki zorlu iklim koşullarına sahip bölgelerde topluluk ve hareket faaliyetleri daha az oluyor.

"Mevsimsel depresyonun şart olmadığını ve genellikle depresyon veya bipolar bozuklukla ilgili tıbbi geçmişi olan kişilerde ortaya çıktığını, bunun gerçekten mevsimsel bir depresyon olduğunu kanıtlamak için sonbahar ve kış gibi belirli mevsimlerde ve periyodik olarak tekrarlanması gerektiğini" belirten El Racihi, şunları söyledi:

Mevsimsel depresyon denilen şeyde abartı var ve bu, uzmanlar ve halk arasında moda haline geldi. Ancak ülkemizdeki yaygınlığını bilmek için istatistiksel göstergelerin yer aldığı yerel çalışmaların olması gerekiyor.

Bu görüşe katılmadığını söykeyen Klinik psikolog Abdullah el Darba, "Bu çalışmayla çelişen başka çalışmalar da var ve depresyon buna eşlik eden bir semptom. Mesela mevsimsel depresyon geçiren bir kişi var ve başlangıçta depresyon ya da bipolar bozukluğu vardı ve durumu daha da ağırlaşıyor. Mevsimsel depresyonun nedenleri genellikle kışın karanlık günlerine kadar uzanır ve kişinin bundan mustarip olması normal" dedi.

El Darba, "Mevsimsel depresyon olmasaydı, Ruhsal Hastalıkların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı'nda bunun için bir sınıflandırma olmazdı" diye ekledi.

Ayrıca bu rahatsızlığın, intihara değil, depresyona, şiddetli kaygıya ve şeker ya da tatlı dahil olmak üzere yeme bozukluklarının ortaya çıkmasına yol açtığını açıkladı.

Araştırma yarışı

Mevsimsel duygudurum bozukluğuna ilişkin ilk çalışmalar, 1984 yılında, Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüleri'nden tıbbi araştırmacı Norman Rosenthal ve meslektaşlarının yazdığı etkili bir makaleyle psikiyatri araştırma literatüründe yer almaya başladı.

1987'de Ruhsal Hastalıkların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, majör depresyon veya bipolar tanısı için bir "mevsimsel model" oranı içeriyordu.

Tıbbi istatistiklere göre mevsimsel duygudurum bozukluğu dünya genelindeki bireylerin yüzde 0,5 ila üçünü etkiliyor.

Bunun yanında depresyonlu kişilerin yüzde 10 ila 20'sini ve bipolar bozukluğu olan kişilerin yaklaşık yüzde 25'ini etkiliyor.

Mayo Clinic Tıp Merkezi, mevsimsel duygusal bozukluğu önlemenin bilinen bir yolu olmadığını ancak erken tedavinin semptomları kontrol altına alabileceğini belirtiyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Kreşlerde sık görülen enfeksiyonlar bağışıklığı güçlendiriyor

Kreşlerde sık görülen enfeksiyonlar bağışıklığı güçlendiriyor
TT

Kreşlerde sık görülen enfeksiyonlar bağışıklığı güçlendiriyor

Kreşlerde sık görülen enfeksiyonlar bağışıklığı güçlendiriyor

Birleşik Krallık’taki University College London (UCL) araştırmacıları tarafından yapılan yeni bir çalışma, bu yılın mart ayının ikinci yarısında Clinical Microbiology Reviews dergisinde yayımlandı. Çalışma, düzenli olarak kreşe giden çocukların diğer çocuklara kıyasla daha sık hastalandığını, ancak okulun ilk yıllarında daha az ciddi hastalık geçirdiğini ortaya koydu.

Tamamı küçük çocuk sahibi olan araştırmacılar, çocukların kreşteyken ne kadar sık ​​hastalandığını, bu artan yatkınlığın nedenlerini, bunun bağışıklık sistemi üzerindeki etkisini ve ebeveynlerin çocuklarını nasıl koruyabileceğini anlamak amacıyla bu çalışmayı yürüttüler.

Yeniden enfekte olmak normal

Araştırmacılar, çocuğun kreşe başlamasıyla birlikte hastalanma sıklığının artmasının, çocuk ve ebeveyn için rahatsız edici olsa da tamamen normal bir durum olduğunu belirtti. Çalışmalar, sadece bir yaşındaki çocukların bile pek çok bulaşıcı hastalığa yakalandığını gösteriyor. Çoğu çocuk genellikle bir yaş sonunda kreşe gitmeye başlıyor.

Solunum yolu ve bağırsak enfeksiyonu

Araştırmacılar, örnek olarak, çocukların bir yıl içinde üst veya alt solunum yolu enfeksiyonuna 12 ila 15 kez, sindirim sistemi enfeksiyonuna ise en az iki kez yakalanabileceğini belirtti. Ayrıca çocuklar, çoğu zaman kreşlerde sunulan yiyeceklerin neden olduğu geçici ishal ve kusma yaşayabiliyor; bu durum genellikle ciddi bir gastroenterit gelişmeden geçiyor. Yaklaşık olarak, çoğu çocukta bir veya iki enfeksiyon deri döküntüsüne yol açabiliyor.

Araştırmacılar, çocuk kreşe başladıktan sonra ebeveynlerde enfeksiyon oranlarının artmasının, farklı mikroplara maruz kalmanın doğrudan bir sonucu olduğunu vurguladı. Ancak ebeveynlerdeki enfeksiyonlar genellikle çocuklara göre daha hafif seyrediyor; bunun nedeni, ebeveynlerin bağışıklık sistemlerinin olgunlaşmış olması. Çocuklar da zamanla benzer şekilde bağışıklık kazanıyor.

Çocuğun evde iyileşmesi için gerekli süre

Araştırmacılar, kreşlerde hastalık sayısının ve enfeksiyon yayılımının artmasının başlıca nedeninin, çocukların tam olarak iyileşmeden kreşe dönmesi olduğunu belirtti. Bağışıklığı henüz tam gelişmemiş çocuklar, bu şekilde enfeksiyona daha açık hale geliyor. Bu nedenle ebeveynlerin, çocuklarını hastayken evde tutmaları; iyileştikten sonra bile enfeksiyon türüne bağlı olarak bir veya iki gün daha evde kalmalarını sağlamaları önem taşıyor. Bu hem çocuğun tekrar hastalanmasını önlüyor hem de diğer çocukların enfekte olmasını engelliyor.

Çalışma, ebeveynleri, zamanla durumun iyileştiği konusunda da rahatlattı. Çocuk yaş aldıkça solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma sıklığı azalıyor; aylık enfeksiyon oranı yaklaşık olarak yarıya düşüyor (yılda 6 kez veya daha az). Ayrıca daha büyük çocukların herhangi bir zamanda solunum virüslerine yakalanma olasılığı azalıyor ve belirtiler daha hafif seyrediyor.

Olgunlaşmamış bağışıklık sistemi

Çalışma, hastalıkların tekrarlamasının nedeninin hijyen eksikliği veya kreş personelinin ihmali olmadığını vurguladı. Bunun yerine temel neden, çocuğun bağışıklık sisteminin henüz olgunlaşmamış olması. Ev ortamı, daha az mikroba ve daha az kişiye sahip olduğundan, bağışıklık sistemi mikropları tanıma ve onlara karşı koruma mekanizmalarını geliştirme fırsatına sahip olmuyor. Bu nedenle çocuk, mikroplara tekrar maruz kaldığında hastalanabiliyor.

Okula girişte alınacak koruyucu önlemler

Sonuç olarak araştırmacılar, erken yaşta kreşe başlayan çocukların, bir yaş ile beş yaş arasında, okul öncesi evde kalan çocuklara kıyasla daha sık enfeksiyona yakalandığını belirtti. Ancak okul başladığında bu durum tersine dönüyor; kreşe gitmemiş çocuklar, okul döneminde daha sık hastalanıyor.


Britanya'da kanserden ölümler rekor seviyede düştü

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Britanya'da kanserden ölümler rekor seviyede düştü

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Ahmed El-Badavi & Nadine Wahida

İyi haber: İngiltere'de kanserden ölüm oranları tarihin en düşük seviyesine indi.

Cancer Research UK'nin son istatistiklerine göre, 2022 ile 2024 yılları arasında yıllık kanser ölüm oranı yaklaşık olarak 100 bin kişide 247 idi. Bu, 1989'daki 100 bin kişide 355 olan zirve noktasından yaklaşık yüzde 29'luk bir düşüşü temsil ediyor. Araştırmacılar, bu uzun vadeli düşüşün, kanser araştırmalarına, önlenmesine ve tedavisine yapılan on yıllarca süren yatırımların bir yansıması olduğunu belirtiyor.

Bu ilerlemenin büyük bir kısmı, birçok yaygın kanser türünün tedavisinde kaydedilen önemli ilerlemelere atfedilebilir. Örneğin, son on yıl içinde mide kanseri ölümleri yüzde 34 azalırken, akciğer kanseri ölümleri yüzde 22 azaldı. Ayrıca yumurtalık kanseri ölümleri yüzde 19, meme kanseri ölümleri yüzde 14 ve prostat kanseri ölümleri ise yüzde 11 azaldı.

Bu başarılar, birçok faktörün bir araya gelmesi ile ortaya çıktı. Tıbbi tarama programlarındaki gelişmeler, daha kapsamlı ve daha etkili tedavi seçeneklerinin sunulması ve erken teşhis, hayatta kalma oranlarının iyileştirilmesinde ana faktör olarak rol oynamıştır.

Örneğin, prostat kanseri durumunda, hormon tedavilerindeki benzeri görülmemiş tıbbi gelişmeler, tümörlerin büyümesini frenlemeye katkıda bulundu. En belirgin dönüşüm ise rahim ağzı kanserinde yaşandı. Bu kanser türünde 1970'lerden bu yana ölüm oranları yüzde 75 azaldı. Bu gelişme, ulusal tarama programlarının [kanserlerin erken teşhisi için] başlatılması ve insan papillomavirüsü (HPV) aşısının benimsenmesi sayesinde gerçekleşti.

Erken teşhis, kanserden ölümlerin azalmasının temel itici güçlerinden biri olmuştur. “Ulusal Sağlık Hizmetleri Kurumu” (NHS) bünyesindeki rahim ağzı kanseri tarama programı, kanseri çok erken aşamalarda tespit ederek ve çoğu zaman henüz hastalık gelişmeden önce kanser öncesi değişiklikleri saptayarak büyük etkinliğini kanıtlamıştır.

Ayrıca, 2008 yılında [ulusal aşılama programlarına] dahil edilen ve şu anda milyonlarca kişinin yararlandığı “insan papillomavirüsü” aşısının başarısı, hücresel mutasyonlara [hücrelerdeki DNA değişiklikleri] yol açan enfeksiyonları önleyerek rahim ağzı kanserine yol açan bu ilerlemeyi desteklemiştir.

Tıbbi taramalar, diğer kanser türlerinin tedavi sonuçlarının iyileştirilmesine de yardımcı olmuştur. Meme kanseri ve kolorektal kanser tarama programları, tedavi başarı şansının daha yüksek olduğu erken aşamada hastalığın tespit edilmesine katkıda bulunmaktadır. Benzer şekilde, spesifik prostat antijeni (PSA) testinin benimsenmesi, prostat kanserinin teşhisini kolaylaştırmıştır.

Aynı zamanda, kanser araştırmalarındaki gelişmeler tedavi seçeneklerinde büyük bir dönüşüme neden oldu. Hedefli tedaviler [kanser hücrelerindeki belirli özellikleri hedefleyen] ve hassas kişiselleştirilmiş tıp [yani tedaviyi her tümörün biyolojik özelliklerine göre uyarlama] daha yaygın hale gelmiştir; bu da doktorların tedaviyi her hastanın tümörünün doğasına göre özelleştirmelerine olanak sağlamaktadır. Örneğin, testosteron hormonunu baskılayan hormonal tedaviler, prostat kanserinin tedavi sonuçlarını büyük ölçüde iyileştirmiştir.

Aynı şekilde immünoterapi de hızlı bir ilerleme kaydetmektedir; araştırmacılar akciğer ve yumurtalık kanseri gibi kanserlere karşı koruyucu aşılar keşfetmeye devam etmekte, bu da bazı kanser türlerinin ortaya çıkmadan önlenebilme olasılığını artırmaktadır.

Buna paralel olarak, halk sağlığını koruma önlemleri de önemli rol oynamıştır; sigara yasağı gibi politikalar ve kanser risk faktörlerine ilişkin artan farkındalık, birçok başlıca kanser türünde ölüm oranlarının düşmesine katkıda bulundu.

Bununla birlikte, kanser ölüm oranlarında düşüş olmasına rağmen, kanserden kaynaklanan toplam ölüm sayısı artmaya devam etmektedir. Bunun nedeni büyük ölçüde Birleşik Krallık'taki nüfus artışı ve ortalama yaşam süresinin uzamasıdır.

Yaşlandıkça genetik mutasyonlar birikir ve hücresel hasar artar, bu da kanser riskini artırır. Bazı kanser türleriyle ilişkili yüksek ölüm oranları, araştırmacıları bu alanlara daha fazla odaklanmaya yöneltmiştir; çünkü birçok kanser türü, belirtiler genellikle hastalığın ileri evrelerinde ortaya çıktığı için geç teşhisle ilişkilidir. Bu nedenle, bu alanlarda araştırma ve klinik çalışmaların genişletilmesi önemli bir etki yaratacaktır.

İnatçı Kanserler

Bunun aksine, bazı kanser türlerinde son on yılda ölüm oranlarında artış görüldü. Deri, bağırsak, kemik, safra kesesi ve göz kanserlerinden kaynaklanan ölümler sırasıyla yüzde 46, yüzde 48, yüzde 24, yüzde 29 ve yüzde 26 oranında arttı. Karaciğer kanseri ölümleri yüzde 14, böbrek kanseri ölümleri ise yüzde 5 oranında arttı.

Bu artışın muhtemelen çeşitli faktörlerin birleşiminden kaynaklandığı düşünülüyor. Bazı kanser türlerinin erken evrelerinde tespit edilmesi zorken, diğerleri için daha az etkili tedavi seçenekleri mevcut. Aşırı solaryum kullanımı ve ultra işlenmiş gıdalar açısından zengin beslenme gibi yaşam tarzı faktörleri de katkıda bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın Indeependent Arabia’dan aktardığı habere göre tiroid ve pankreas kanserlerinin yanı sıra bazı cilt kanseri türlerinden kaynaklanan ölüm oranları, büyük ölçüde sabit kaldı.

Buna rağmen genel eğilim cesaret verici olmaya devam ediyor. Uzmanlar, araştırma ve klinik çalışmalara yapılan sürekli yatırımlar ve Ulusal Sağlık Hizmetinin (NHS) güçlendirilmesiyle kanser ölüm oranlarının daha da düşeceğine inanıyor. Mevcut tahminler, ölüm oranlarının önümüzdeki yirmi yılda, özellikle 2024-2026 ve 2038-2040 yılları arasında yaklaşık yüzde altı oranında azalabileceğini gösteriyor.

Devam eden zorluklara rağmen, son rakamlar araştırma, önleme ve tedaviye yapılan sürekli yatırımın faydalarını vurgulamaktadır. Geliştirilmiş tarama programları, gelişen tedavi yöntemleri ve genişletilmiş önleme çalışmalarıyla, kanserle mücadelede daha fazla ilerleme kaydedilmesi mümkün olabilir.

*Ahmed Al-Badawi, Kingston Üniversitesi'nde kanser biyolojisi ve klinik biyokimya alanında kıdemli öğretim üyesidir.

*Nadine ve Haida, Kingston Üniversitesi'nde genetik ve moleküler biyoloji alanında öğretim görevlisi olarak çalışıyorlar.

*Bu makale ilk olarak The Conversation'da yayınlanmıştır ve Creative Commons lisansı altında yeniden yayınlanmaktadır. 


Körfez ülkeleri, İran rejimini devirmesi için ABD'ye baskı mı yapıyor?

İran Devrim Muhafızları, Birleşik Arap Emirlikleri'nin sanayi ve ticaret merkezi Füceyre'deki petrol tesislerini hedef almıştı (Reuters)
İran Devrim Muhafızları, Birleşik Arap Emirlikleri'nin sanayi ve ticaret merkezi Füceyre'deki petrol tesislerini hedef almıştı (Reuters)
TT

Körfez ülkeleri, İran rejimini devirmesi için ABD'ye baskı mı yapıyor?

İran Devrim Muhafızları, Birleşik Arap Emirlikleri'nin sanayi ve ticaret merkezi Füceyre'deki petrol tesislerini hedef almıştı (Reuters)
İran Devrim Muhafızları, Birleşik Arap Emirlikleri'nin sanayi ve ticaret merkezi Füceyre'deki petrol tesislerini hedef almıştı (Reuters)

Körfez ülkelerinin, İran rejimini etkisiz hale getirmesi için ABD'ye baskı yaptığı savunuluyor.

Adlarını açıklamadan Reuters'a konuşan Körfez ülkelerinden diplomatlar,  İran'ın "petrol kaynaklarını ve buna bağımlı ekonomileri tehdit edemeyecek hale getirilmesi" gerektiğini savunuyor. 

Bu diplomatların yanı sıra kimliklerinin gizli tutulmasını isteyen Batılı ve Arap yetkililer de Körfez ülkelerinin, İran'a yönelik askeri harekatı "yarıda bırakmaması için" ABD'ye baskı yaptığını öne sürüyor.

Suudi Arabistan merkezli düşünce kuruluşu Körfez Araştırma Merkezi'nin direktörü Abdulaziz Sager şunları söylüyor:

Bölgede, İran'ın her bir Körfez ülkesiyle kırmızı çizgileri aştığına dair yaygın bir kanı var. Başlangıçta onları savunduk ve savaşa karşı çıktık ancak bize yönelik saldırılar düzenleyince düşman haline geldiler. Onları başka türlü tanımlamanın bir yolu yok.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta başlattığı askeri operasyonda İran'ın dini lideri Ali Hamaney ve Devrim Muhafızları'ndan üst düzey komutanlar öldürüldü.

İran da ABD'nin müttefiki 6 Körfez ülkesine misilleme yaparak havalimanlarını, petrol tesislerini ve ticari merkezleri hedef aldı. Ayrıca küresel petrol tedarikinin beşte birinin gerçekleştirildiği ve Körfez ekonomilerinin can damarı olan Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirdi.

Körfez ülkelerinden diplomatlara göre bölge yönetimleri, üçüncü haftasına giren savaşta artık "İran'ın askeri gücünün ciddi şekilde zayıflatılması gerektiğini" savunuyor.

Analist Sager de "Amerikalılar görev tamamlanmadan çekilirlerse, İran'la tek başımıza yüzleşmek zorunda kalacağız" diyor.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, geçen haftaki açıklamasında Körfez'deki müttefiklerinin "saldırıya geçmeye hazır olduğunu" öne sürmüştü.

Ancak bölgedeki kaynaklar, tek taraflı askeri müdahalenin hiçbir Körfez ülkesi için gündemde olmadığını vurguluyor.

Öte yandan Sager, İran'ın bölgesel nüfuz açısından başlıca rakibi olan Suudi Arabistan'ın, özellikle petrol veya deniz suyu arıtma tesislerine saldırıların sürmesi halinde misilleme yapmak zorunda kalabileceğini söylüyor. Yine de durumun daha da tırmanmasını önlemek için Riyad yönetiminin vereceği tepkiyi dikkatli şekilde ayarlamaya çalışacağını ekliyor.

ABD'deki Princeton Üniversitesi'nden Bernard Haykel, Körfez ekonomilerinin ciddi risk altında olduğuna işaret ediyor:  

İran, Hürmüz Boğazı'nı kapatabileceğini gösterdiğinde Körfez ülkeleri artık bambaşka bir tehditle karşı karşıya kaldı. Bununla ilgili bir şey yapılmazsa uzun vadeli bir soruna dönüşebilir.

ABD Başkanı Donald Trump, pazar günkü açıklamasında boğazın yeniden açılmasını sağlayacak bir koalisyon oluşturulması çağrısında bulunmuş, Çin dahil 7 ülkeyle görüştüklerini belirtmişti.

NATO'yu İran savaşını desteklememekle suçlayan Trump'ın çağrısına Avrupa ülkeleri yanaşmamıştı.

Almanya Hükümet Sözcüsü Stefan Kornelius, "Bu NATO'nun savaşı değil, NATO bir savunma ittifakı" demişti.

İspanya da "ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşı yasadışı bulduğunu" yineleyerek Hürmüz Boğazı'ndaki hiçbir askeri operasyona katılmayacağını açıklamıştı.

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ise ülkesinin Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için "müttefikleriyle bir plan üzerine çalıştığını fakat geniş kapsamlı savaşa dahil olmayacağını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel, Guardian