"Mevsimsel depresyon" bilimsel bir gerçek mi, yoksa yaygın bir abartı mı?

Mevsimsel değişikliklerle ilişkilendirilen psikolojik bir bozukluk. Uzmanlar bu hastalığın yaygınlığı ve kışla bağlantısı konusunda farklı fikirlerde

Kış depresyonu, mevsimsel değişikliklere eşlik eden psikolojik bozukluklardan biri olarak kabul ediliyor / (AFP)
Kış depresyonu, mevsimsel değişikliklere eşlik eden psikolojik bozukluklardan biri olarak kabul ediliyor / (AFP)
TT

"Mevsimsel depresyon" bilimsel bir gerçek mi, yoksa yaygın bir abartı mı?

Kış depresyonu, mevsimsel değişikliklere eşlik eden psikolojik bozukluklardan biri olarak kabul ediliyor / (AFP)
Kış depresyonu, mevsimsel değişikliklere eşlik eden psikolojik bozukluklardan biri olarak kabul ediliyor / (AFP)

Necd er-Ruki 

"Kış depresyonu"nun, havaların soğumasıyla birlikte pek çok kişinin yaşayabileceği gerçek bir psikolojik olgu olarak kazandığı şöhrete rağmen, halen tıp derslerinde tartışılıyor ve dünyanın farklı bölgelerinde bu konuyla ilgili çalışmalar yapılıyor.

Kış depresyonu, mevsimsel değişimlere eşlik eden psikolojik rahatsızlıklardan biri.

Bu rahatsızlık, kışın başlaması ve gündüz saatlerinin kısalması ile birlikte görülme sıklığı periyodik olarak artan, baharın gelişiyle birlikte giderek kaybolmaya başlayan bir grup psikolojik semptom.

Bu tür depresyon, mevsimsel değişiklikler, azalan ışık seviyelerinin psikolojik etkisi, kısa gün ışığı saatleri ve beyin ve vücuttaki hormonal değişiklikler nedeniyle ortaya çıkar.

Semptomlar sürekli üzüntü, konsantrasyon güçlüğü ve zevk alamama gibi farklı şekillerde görülür.

Hakkında söylenenlere rağmen bu depresyonun yayılımının boyutu konusunda soru işaretleri var;

Bu bilimsel bir gerçek mi, yoksa abartılı açıklamalar mı?

Mayo Clinic Tıp Merkezi, mevsimsel duygusal bozukluğu, mevsimsel değişikliklerin neden olduğu bir tür depresyon olarak tanımlıyor.

Her yıl yaklaşık olarak aynı zamanlarda başlar ve aynı zamanlarda biter. Belirtileri sonbaharda ortaya çıkar ve kış aylarına kadar devam eder.

Bu depresyonun semptomları; zayıf hissetme, canlılığın azalması, ruh hali değişimleri, aşırı uyku, iştahta değişiklikler ve kilo alma olarak sayılabilir.

Başka bir ölçekte Mayo Clinic Tıp Merkezi, yaz ve ilkbahar mevsimlerinin başlangıcıyla ilişkili semptomlar da dahil olmak üzere mevsimsel değişikliklerle ilişkili başka psikolojik bozuklukların da bulunduğunu belirtiyor.

Depresyon veya bipolar bozukluğu olanlarda mevsimsel duygudurum bozukluğunun şiddeti de artmakta.
30 yıllık çalışmalar

Mevsimsel bozukluk, mevsimlere göre ruh sağlığı ve ruh hali üzerindeki etkisini anlamak için 30 yıldan fazla bir süredir kültürel ve ilmi anlamda dikkat çekmekte.

Dört mevsimle ilişkilendirilen psikolojik bozukluklar hâlâ psikologlar arasında çalışma ve tartışma alanı.

Sonuçlar bölgeye, kışın soğuk hava oranlarına ve gündüz saatlerinin ne kadar kısaldığına bağlı olarak bir çalışmadan diğerine farklılık gösteriyor.

2019 yılında Cambridge Üniversitesi, mevsimsel depresyonla ilgili 41 çalışmadan elde edilen verileri analiz eden "Mevsimsellik ve Depresyon Belirtileri: Literatürün Sistematik Bir İncelemesi" adlı bilimsel bir makale yayımladı.

Araştırma ekibi yalnızca 13 çalışmanın sonuçlarının kış aylarında depresyon oranlarında artışa işaret ettiğini ortaya koydu.

Geriye kalan çalışmaların sonuçları ise genel olarak kışla ya da değişen mevsimlerle ilgili değildi.

Ekip, araştırma sonuçlarında, "Mutluluk oranlarının hangi aylarda azaldığı ve risklerin arttığı mevsimin nasıl belirleneceği net değil. Mevsimselliğin nüfus düzeyinde depresif belirtiler üzerindeki etkisine dair ikna edici kanıtlar bulamadık" dedi.

Auburn Üniversitesi'nden araştırmacı Steve Lobello, 2016 yılında ekibiyle birlikte, ABD’nin çeşitli eyaletlerinde depresyondan mustarip insanlardan elde edilen verileri kullanarak dört mevsime göre depresyon oranlarındaki farkı ortaya çıkarmak için bir çalışma yayımladı.

Buna göre özellikle kış mevsiminde depresyon görülme sıklığı daha da artıyor.

Araştırmanın sonucunda ne genel örneklemde ne de depresyon puanları yüksek bireylerden oluşan örneklemde depresyonun mevsimsel değişikliklerle bağlantılı olduğuna dair bir gösterge olmadığı sonucuna varıldı.

Araştırmacı, araştırmasının sonuçlarında şunları söyledi:

İnsanların kışın depresyona girmediğini söylemiyorum ama depresyonun mevsimsel değişikliklerle ortaya çıktığı ya da kışın kötüleştiği fikri yerleşmiş popüler bir teori.

Farklı görüşler

Mevsimsel psikolojik bozukluklarla ilgili bu görüş farklılığı, diğer ülkelere kıyasla kışın makul iklim koşulları göz önüne alındığında Arap bölgesinde yaygın olmayabilir.

Psikoterapist Maha el Racihi, Independent Arabia ile yaptığı röportajda şunları söyledi:

Psikiyatrik tanının temelini oluşturan Ruhsal Hastalıkların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, mevsimsel depresyonun majör depresif bozukluk veya bipolar bozukluktan bağımsız olmayan ek bir psikiyatrik bozukluk olduğunu belirtmekte. Bu tür psikiyatrik bozukluk belirli bir mevsimde, genellikle sonbahar ve kış aylarında, belirli bir tipik sıklıkta, özel değerlendirme kriterleri ve depresif belirtiler gerektirir.

Maha el Racihi açıklamalarına şöyle devam etti:

İster tıbbi terapötik müdahaleler ister bilişsel-davranışsal veya etkileşimli terapi veya ışık almak, D vitamini almak gibi diğer terapötik müdahaleler ve öneriler gibi farmakolojik olmayan psikolojik seanslar olsun, her vaka için uygun terapötik müdahalelerle ilgilenecek bir doktor veya psikolojik uzmandan doğru bir teşhis alınması gerekiyor.

Maha el Racihi, "Psikolojik tedavide mevsimsel depresyon belirtilerinin sert iklim koşullarına sahip ülkelerde daha yaygın olduğunu, örneğin Kanada, iklim koşulları ve coğrafi konumu nedeniyle nispeten yüksek oranda mevsimsel depresyona tanık olduğunu" belirtti.

El Racihi açıklamalarına şöyle devam etti:

Araştırmalar ayrıca ailesinde depresyon veya bipolar bozukluk öyküsü olan kadınların ve gençlerin bu hastalığa yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.

El Racihi Kanada'da çalışan bir psikoterapist olarak kişisel deneyimine dayanarak şunları söyledi: 

Suudi Arabistan veya komşu Arap ülkelerindeki iklim koşulları, güneşin uzun saatler veya günler boyunca yokluğuna tanık olan diğer ülkelerle karşılaştırıldığında çok da sert değil. Tam tersine bireylerimiz yol gezisi, yürüyüş, bisiklete binme gibi çeşitli sosyal aktiviteler gerçekleştirerek soğuk kış güneşine yaz aylarına göre daha fazla maruz kalıyorlar. Öte yandan diğer ülkelerdeki zorlu iklim koşullarına sahip bölgelerde topluluk ve hareket faaliyetleri daha az oluyor.

"Mevsimsel depresyonun şart olmadığını ve genellikle depresyon veya bipolar bozuklukla ilgili tıbbi geçmişi olan kişilerde ortaya çıktığını, bunun gerçekten mevsimsel bir depresyon olduğunu kanıtlamak için sonbahar ve kış gibi belirli mevsimlerde ve periyodik olarak tekrarlanması gerektiğini" belirten El Racihi, şunları söyledi:

Mevsimsel depresyon denilen şeyde abartı var ve bu, uzmanlar ve halk arasında moda haline geldi. Ancak ülkemizdeki yaygınlığını bilmek için istatistiksel göstergelerin yer aldığı yerel çalışmaların olması gerekiyor.

Bu görüşe katılmadığını söykeyen Klinik psikolog Abdullah el Darba, "Bu çalışmayla çelişen başka çalışmalar da var ve depresyon buna eşlik eden bir semptom. Mesela mevsimsel depresyon geçiren bir kişi var ve başlangıçta depresyon ya da bipolar bozukluğu vardı ve durumu daha da ağırlaşıyor. Mevsimsel depresyonun nedenleri genellikle kışın karanlık günlerine kadar uzanır ve kişinin bundan mustarip olması normal" dedi.

El Darba, "Mevsimsel depresyon olmasaydı, Ruhsal Hastalıkların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı'nda bunun için bir sınıflandırma olmazdı" diye ekledi.

Ayrıca bu rahatsızlığın, intihara değil, depresyona, şiddetli kaygıya ve şeker ya da tatlı dahil olmak üzere yeme bozukluklarının ortaya çıkmasına yol açtığını açıkladı.

Araştırma yarışı

Mevsimsel duygudurum bozukluğuna ilişkin ilk çalışmalar, 1984 yılında, Ulusal Ruh Sağlığı Enstitüleri'nden tıbbi araştırmacı Norman Rosenthal ve meslektaşlarının yazdığı etkili bir makaleyle psikiyatri araştırma literatüründe yer almaya başladı.

1987'de Ruhsal Hastalıkların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, majör depresyon veya bipolar tanısı için bir "mevsimsel model" oranı içeriyordu.

Tıbbi istatistiklere göre mevsimsel duygudurum bozukluğu dünya genelindeki bireylerin yüzde 0,5 ila üçünü etkiliyor.

Bunun yanında depresyonlu kişilerin yüzde 10 ila 20'sini ve bipolar bozukluğu olan kişilerin yaklaşık yüzde 25'ini etkiliyor.

Mayo Clinic Tıp Merkezi, mevsimsel duygusal bozukluğu önlemenin bilinen bir yolu olmadığını ancak erken tedavinin semptomları kontrol altına alabileceğini belirtiyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Neden derin uyku beyin sağlığı için bu kadar önemli?

İleri yaştaki kişiler, derin uyku evrelerinde daha az zaman geçirme eğiliminde oluyor (Pexels)
İleri yaştaki kişiler, derin uyku evrelerinde daha az zaman geçirme eğiliminde oluyor (Pexels)
TT

Neden derin uyku beyin sağlığı için bu kadar önemli?

İleri yaştaki kişiler, derin uyku evrelerinde daha az zaman geçirme eğiliminde oluyor (Pexels)
İleri yaştaki kişiler, derin uyku evrelerinde daha az zaman geçirme eğiliminde oluyor (Pexels)

Yetersiz uyku, yaşlanmaya bağlı bilişsel gerilemenin yalnızca bir belirtisi değil, aynı zamanda nedenlerinden biri de olabilir. Ancak uzun vadede hem uyku kalitesini hem de beyin sağlığını iyileştirmek için atılabilecek adımlar bulunuyor.

Uyku eksikliği, birçok temel alanda olumsuz etki yaratıyor:

  • Beyin yaşlanması: Orta yaşta yetersiz uyku, zihinsel performansın düşmesi ve beynin daha hızlı yaşlanmasıyla ilişkilendiriliyor.
  • Hücre yenilenmesinin zayıflaması: Derin uyku sırasında vücut, doku ve hücre onarımını sağlayan büyüme hormonlarını salgılıyor.
  • Cilt sağlığının bozulması: Yetersiz dinlenme, stres hormonu kortizolün yükselmesine neden oluyor. Kortizol ise cildin gençliği ve elastikiyetinden sorumlu kolajenin parçalanmasını hızlandırıyor.
  • Yaşa bağlı hastalık riskinin artması: Kronik uykusuzluk, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon riskini artırıyor.

Yaş ilerledikçe uyku nasıl değişiyor?

Yaşlanmayla birlikte uyku düzeni de değişmeye başlıyor. Bu süreç orta yaşta başlıyor ve ileri yaşlarda daha belirgin hale geliyor. Şarku’l Avsat’ın Health dergisinden aktardığı habere göre yaşlı bireylerde iki temel değişiklik öne çıkıyor:

1- Uyku ve uyanma saatlerinin değişmesi

İleri yaştaki kişiler genellikle daha erken uyuyup daha erken uyanıyor. Ayrıca uykuya dalmakta daha fazla zorlanıyorlar. Sonuç olarak gece toplam uyku süreleri azalıyor ve önerilen 7-9 saatlik uyku süresine ulaşma olasılıkları düşüyor.

2- Uyku kalitesinin azalması

Yaşlı bireyler, en dinlendirici ve derin uyku evrelerinde daha az zaman geçiriyor ve gece boyunca daha sık uyanıyor.

Bu değişimlerin nedenleri

Uyku düzenindeki bazı değişiklikler beyindeki doğal yaşlanma sürecinden kaynaklanabiliyor. Ancak kullanılan ilaçlar, kronik ağrılar, uyku apnesi veya huzursuz bacak sendromu gibi rahatsızlıklar da kaliteli uykuyu zorlaştırıyor.

Kısa vadede uykusuzluk bilişsel işlevleri nasıl etkiliyor?

Uyku yoksunluğu beynin verimli çalışmasını engelliyor. Yeterli ve kaliteli uyku alınmadığında şu alanlar olumsuz etkileniyor:

  • Dikkat ve odaklanma
  • Yeni anılar oluşturma yeteneği
  • Duyusal ve motor beceriler
  • Duygular
  • Duygusal kontrol

Neyse ki bu değişimlerin önemli bir bölümü yeterli uyku alındığında geri dönebiliyor. Bu nedenle bazı yaşlı bireylerin yaşadığını düşündüğü bilişsel gerilemenin bir kısmı, aslında kalıcı yaşlanmadan değil, yetersiz uykudan kaynaklanabiliyor.

Uzun vadede uykusuzluk bilişsel gerilemeyi nasıl hızlandırıyor?

Uyku araştırmacıları, kronik uyku eksikliğinin uzun vadede beyin sağlığını bozarak hafif bilişsel bozukluk ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların riskini artırabileceğini düşünüyor.

7 saatten az uyku demans riskini artırabiliyor

Yaklaşık 60 yaşındaki 800 binden fazla kadının incelendiği bir araştırma, geceleri 7 saatten az uyuyanların, sonraki 20 yıl içinde demansa yakalanma riskinin hafif de olsa arttığını ortaya koydu.

Bir başka çalışmada ise 5 bin 600'den fazla yaşlı yetişkin takip edildi. Uyku sorunları yaşayan kişilerin birçok bilişsel testte daha düşük performans gösterdiği, ayrıca performanslarının sonraki dört yıl içinde daha hızlı gerilediği belirlendi.

Kaliteli uyku da en az uyku süresi kadar önemli

Özellikle derin uyku evresi büyük önem taşıyor. Sabah uyandığında kendini dinlenmiş hisseden kişilerde bilişsel gerileme ve demans gelişme riski daha düşük bulunuyor.

Uyku bozuklukları da önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Orta yaşın başlarından 40'lı yaşların sonlarına kadar olan bireyler üzerinde yapılan bir araştırmada, ciddi uyku bozukluğu yaşayanların yaklaşık 10 yıl sonra bilişsel testlerde daha düşük performans sergilediği görüldü.

Bu nedenle kaliteli uyku, özellikle orta yaş ve sonrasında bilişsel gerileme döngüsünü önlemede kritik önem taşıyor.

Uyku beyniniz için neden bu kadar önemli?

Uyku sırasında beyin, bilişsel sağlığın korunması açısından birçok hayati görevi yerine getiriyor.

1- Beynin atıkları temizleniyor

Beynin, glimfatik sistem adı verilen kendine özgü bir atık temizleme mekanizması bulunuyor. Sıvıyla dolu kanallardan oluşan bu sistem, uyku sırasında toksik proteinleri adeta gece çalışan bir bulaşık makinesi gibi temizliyor.

Temizlenen proteinlerin bir kısmı, Alzheimer hastalarının beyninde biriken proteinlerle aynı özellikleri taşıyor. Glimfatik sistem özellikle derin uyku sırasında bu proteinleri çok daha etkili biçimde uzaklaştırıyor.

Bu sistemin yeterince çalışmadığı kişilerde demans riski daha yüksek oluyor. Kalitesiz veya yetersiz uyuyan kişilerde ise beyin, bu zararlı proteinleri gece boyunca yeterince temizleyemiyor. Uzmanlara göre orta yaş ve sonrasında görülen uyku eksikliğinin demans riskini artırmasının nedenlerinden biri de bu olabilir.

2- İltihabı azaltıyor

Yeterli uyku, vücuttaki iltihaplanmanın azalmasına yardımcı oluyor.

Her yaş grubunda kronik uyku yoksunluğu iltihaplanmayı artırıyor ve bu durum beyni de olumsuz etkiliyor.

Uzun vadede kronik iltihaplanma, Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların riskini yükseltebiliyor. Daha düşük düzeyde olsa da yaşlanmaya bağlı hafif bilişsel bozukluk gelişme olasılığını da artırabiliyor.

Uzmanlara göre yeterli ve kaliteli uyku, iltihaplanmayı azaltarak bu risklerin düşürülmesine katkı sağlayabiliyor.


500 bin kişilik araştırma: Demans riskini azaltan basit yöntemler belirlendi

Katılımcılar, demans hastaları için özel olarak tasarlanan ve türünün ilk örneği olan performans temelli "Lincoln Center Moments" programına katılıyor (AFP)
Katılımcılar, demans hastaları için özel olarak tasarlanan ve türünün ilk örneği olan performans temelli "Lincoln Center Moments" programına katılıyor (AFP)
TT

500 bin kişilik araştırma: Demans riskini azaltan basit yöntemler belirlendi

Katılımcılar, demans hastaları için özel olarak tasarlanan ve türünün ilk örneği olan performans temelli "Lincoln Center Moments" programına katılıyor (AFP)
Katılımcılar, demans hastaları için özel olarak tasarlanan ve türünün ilk örneği olan performans temelli "Lincoln Center Moments" programına katılıyor (AFP)

Yeni bir araştırmaya göre fiziksel aktiviteyi artırmak, sigarayı bırakmak ve sosyal izolasyonu aşmak, dünya çapındaki demans vakalarının yarısından fazlasında bu nörolojik rahatsızlığa yakalanma riskini azaltabilir.

Avustralya'daki Curtin Üniversitesi'nden araştırmacılar, demansın önlenmesine yönelik sağlık farkındalığı kampanyaları geniş kitlelere ulaşmasına rağmen, bunların davranışlara etkisinin kısıtlı olduğunu belirtiyor.

Bu nedenle 8 ülkedeki halk sağlığı kampanyalarını ve programlarını analiz etmek üzere yeni bir araştırma yürüttüler.

The Lancet Health Longevity'de yayımlanan çalışmanın yazarlarından Blossom Stephen, "Demansın yaşlanmanın kaçınılmaz bir parçası olduğu yönünde hâlâ yaygın bir inanç var ancak durum böyle değil" diyor.

Dr. Stephen, "Fakat insanlar risklerin farkında olsa bile zaman, maliyet ve motivasyon gibi engeller, yaşam tarzlarında değişiklik yapmalarını engelleyebiliyor" diye ekliyor.

Bulgular, insanların bildikleriyle yaptıkları arasında belirgin bir uçurum olduğunu gösteriyor.

Sonuçlar, demansın değiştirmeye açık belirli risk faktörlerinin önemine dair daha fazla kanıt sunuyor.

Çalışmanın yazarlarından Mario Siervo, "Demans vakalarının yaklaşık yüzde 45'i, yaşam tarzımız, sağlık durumumuz ve çevremiz gibi değiştirebileceğimiz faktörlerle ilişkili" diyor.

Dr. Siervo şu ifadeleri kullanıyor: 

Ancak insanlara bu risklerin neler olduğunu söylemek tek başına yeterli değil; farkındalık kampanyaları önemli ancak tek başlarına nadiren anlamlı veya kalıcı bir davranış değişikliğine yol açıyorlar.

Bilim insanları çalışma kapsamında 10 yılı aşkın bir süre boyunca yaklaşık 500 bin yetişkini takip etti.

Araştırmacılar, kas gücü düşük ve vücut yağ oranı fazla olan, yani sarkopenik obezite diye bilinen rahatsızlıktan muzdarip kişilerin demans geliştirme riskinin daha yüksek olduğunu tespit etti.

Ancak kas gücünün korunduğu durumlarda, obezitenin tek başına demans riskinde artışla ilişkili olmadığı görüldü.

scdfgthyj
Katılımcılar, demans hastaları için özel olarak tasarlanan ve türünün ilk örneği olan performans temelli "Lincoln Center Moments" programına katılıyor (AFP)

Bu da kas gücü ve vücut bileşiminin demans riskinde önemli bir rol oynadığını ortaya koyarak sözkonusu değişiklikleri hedef alan önleme yaklaşımlarının faydalı olabileceğine işaret ediyor.

Bilim insanları, orta yaşta işitme kaybı, yüksek kolesterol, depresyon, hipertansiyon, fiziksel hareketsizlik, diyabet, sigara kullanımı, obezite, aşırı alkol tüketimi, ileri yaşlarda sosyal izolasyon, tedavi edilmeyen görme kaybı ve hava kirliliğine maruz kalma gibi diğer risk faktörlerinin de demans riskini artırabileceği uyarısında bulunuyor.

Ancak araştırmacılar, farkındalığın tek başına risk altındaki kişilerin yaşam tarzı değişikliklerine uzun vadeli bir bağlılık göstermesine yol açmayabileceğine dair uyarıyor.

Bunun yerine daha ilgi çekici, kişiselleştirilmiş ve toplum odaklı bir yaklaşımın davranışları gerçekten etkileyebileceğini ve demans riskini azaltabileceğini söylüyorlar.

Araştırmada şu ifadelere yer veriyorlar: 

En umut verici müdahale, risk değerlendirmesini yapılandırılmış eğitimle birleştirerek, 3 yıl boyunca değiştirilebilir risk faktörlerinin durumunda yüzde 26'lık bir iyileşme sağladı.

Araştırmacılar bazı interaktif yaklaşımların, risk altındaki kişilerin belirli yaşam tarzı değişiklikleri yapmaları açısından daha tutarlı bir etki yaratabileceğini belirtiyor.

Bunlar arasında çevrimiçi eğitim programları, kişiselleştirilmiş risk değerlendirmeleri ve toplum düzeyindeki güvenilir yerel figürler tarafından sunulan programlar yer alıyor.

Dr. Stephan, "Gelecek onyıllarda demans oranlarının kayda değer derecede artması beklendiğinden, önleme elimizdeki en güçlü araçlardan biri ancak bunu başarmak için, riski nasıl aktardığımızı ve halkın bu konuda harekete geçmesini nasıl desteklediğimizi yeniden düşünmemiz gerekiyor" diyor.

Independent Türkçe


Uzmanlar ciğerlere iyi gelen vitaminleri açıkladı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Uzmanlar ciğerlere iyi gelen vitaminleri açıkladı

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Havuç, yağlı balık ve yumurtada bulunan vitaminlerin, astımlı çocuklarda ve yetişkinlerde akciğer fonksiyonunu artırabileceğini öne süren bir çalışma yapıldı.

Birleşik Krallık (BK) Astım ve Akciğer Derneği'ne göre, BK'de yaklaşık 7,2 milyon kişi astım hastası. Bu rahatsızlık hırıltı, nefes darlığı, öksürük ve göğüs sıkışmasına neden olabiliyor.

Astımın tedavisi yok ancak spreyler ve diğer ilaçlar, egzersiz, alerjenler veya hatta hava değişiklikleriyle de tetiklenebilen semptomları kontrol etmeye yardımcı olabilir.

Ancak Boston'daki Brigham and Women's Hastanesi'nde çalışan ABD'li araştırmacılar, vücuttaki daha yüksek A ve D vitamini seviyelerinin daha iyi akciğer fonksiyonu ve hatta daha sağlıklı yaşlanmayla ilişkili olabileceğini öne sürdü.

Çalışmanın yazarları, "Daha yüksek plazma A vitamini, astımlı çocuklarda ve yetişkinlerde daha iyi akciğer fonksiyonuyla ilişkili, D vitamini ise yetişkinlerde daha yavaş biyolojik yaşlanma da dahil benzer faydalar gösteriyor" sonucuna vardı.

Daha önce yayımlanan araştırmalar, A ve D vitaminlerinin astım üzerindeki etkilerine ilişkin çelişkili sonuçlar ortaya koymuş; bazı çalışmalar koruyucu etki gösterirken bazıları doz ve bağlama bağlı olarak olumsuz etkiler bildirmişti.

Solunum hastalıkları konulu akademik dergi Thorax'ta yayımlanan çalışma için araştırmacılar, bu vitaminlerin rolünü açıklığa kavuşturmak istedi.

Araştırmacılar iki katılımcı grubundan yararlandı: GACRS'de (Kosta Rika'da Astımın Genetik Epidemiyolojisi Çalışması) 1165 çocuk ve ODOLLFA'da (Astımda Akciğer Fonksiyonunun Boylamsal Omik Belirleyicileri) 1041 yetişkin.

Tüm katılımcıların A ve D vitamini düzeyleriyle akciğer fonksiyonları değerlendirildi.

Bulgular, astımlı ve A vitamini düzeyi daha yüksek olan çocuk ve yetişkinlerin, daha düşük düzeylere sahip olanlara kıyasla akciğerlerinin daha iyi çalıştığını gösterdi.

Astımlı yetişkinler arasında, en az 30 ng/ml D vitaminine sahip olanların, daha düşük düzeylere sahip olanlara kıyasla akciğerlerinin daha iyi çalıştığı görüldü. Ayrıca, epigenetik yaşlanma belirtilerinin daha az olduğu gözlemlendi; bu da D vitamininin, özellikle astımlı kişilerde biyolojik yaşlanmayı yavaşlatmaya yardımcı olabileceğine işaret ediyor.

Bilgi vermek gerekirse 30 ng/ml, sağlıklı kemik ve kasları desteklemek için optimum D vitamini düzeyi olarak kabul ediliyor. BK Ulusal Sağlık Servisi'ne (NHS) göre, bir yaşından itibaren çocuklar ve yetişkinler günde 10 mikrogram (mcg) D vitaminine ihtiyaç duyuyor.

Yetişkinlerin ayrıca bağışıklık sistemini ve cildi sağlıklı tutmaya yardımcı olan günde 600 ila 700 mikrogram A vitamini alması öneriliyor.

Astımlı kişilerde D vitamini eksikliği daha yaygın ve bu eksiklik hastalığın daha ağır seyretmesi, daha yüksek dozda inhaler steroid ihtiyacı duyulması ve astım belirtilerinin ani kötüleşmelerinin daha sık yaşanmasıyla ilişkili.

Montreal'deki CHU Sainte-Justine Araştırma Merkezi ve Montreal Üniversitesi'nden Dr. Sze Man Tse ve Dr. Genevieve Mailhot, çalışmayla ilgili bir başyazıda şu uyarıda bulundu:

Bu bulgular D vitamini, biyolojik yaşlanma ve akciğer sağlığı arasında bağlantı kuran yeni bir araştırma alanını açarken, nedenselliği açıklığa kavuşturmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var.

Independent Türkçe