Zorbalığın en ciddi sonuçları

Erken yaşta ortaya çıkan güven ileride psikolojik sorunlara maruz bırakıyor.
Erken yaşta ortaya çıkan güven ileride psikolojik sorunlara maruz bırakıyor.
TT

Zorbalığın en ciddi sonuçları

Erken yaşta ortaya çıkan güven ileride psikolojik sorunlara maruz bırakıyor.
Erken yaşta ortaya çıkan güven ileride psikolojik sorunlara maruz bırakıyor.

Nature Mental Health dergisinde Şubat 2024 ortasında yayınlanan zorbalıkla ilgili son çalışma, başkalarına olan güveni kaybetmenin zorbalığın en önemli sonuçlarından biri olduğunu ortaya koydu. Ayrıca ve bir çocuğun hayatının erken dönemlerinde ortaya çıkan bu durumun, daha sonra yetişkinlikte çeşitli ruhsal hastalıklardan mustarip olmasında en önemli faktör haline gelme olasılığını ortaya koydu.

Başkalarına güvenin sorunun üstesinden gelmede oynadığı büyük role dikkat çekilen çalışmada, çocuğun yanında destekleyici kişiler olduğunda; zorbalığa maruz kalsa bile kendisini psikolojik ve fiziksel olarak etkileyen olumsuz psikolojik duyguların üstesinden geldiği aktarıldı.

Zorbalık ve azalan güven

Birleşik Krallık'taki Glasgow Üniversitesi ve ABD'nin Kaliforniya eyaletindeki Stres Değerlendirme ve Araştırma Laboratuvarı'ndan bilim insanları tarafından yürütülen çalışmada, milenyumun başından bu yana, yirmi yıl boyunca Krallık'tan 10 binden fazla çocuk ve ailelerine ilişkin veriler izlendi. Birleşik Krallık birçok farklı ırk ve kültürden gelmektedir (yarısından biraz fazlası kadın nüfus). Çocuklara zorbalığa maruz kalma durumları ve ayrıca diğer çocukların onları kaç kez kasıtlı olarak incittikleri soruldu.

‘Çoğu gün ve zamanda’ ile ‘Hiç zorbalığa uğramadım’ arasında değişen çeşitli cevaplar elde edildi. Çocuklara sıfırdan 10'a kadar olan bir ölçekte insanlar arasındaki güven eksikliği soruldu. Böylece daha düşük puanlar daha yüksek güveni gösteriyordu ya da tam tersi. Daha sonra 3 ana kategoride gruplandırıldılar: ‘Düşük güvensizlik (3'ten az)’, ‘Orta (4-8)" ve yüksek (9'dan fazla).’

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bilim insanları, güvensizliğin yanı sıra ergenlerin psikolojik ve fiziksel sağlığını etkileyebilecek sağlıklı beslenme (özellikle meyve yeme) ve uyku düzeni (düzeni ve zamanlaması; akşamları mı, kestirmek mi yoksa uykusuzluk mu çekmek) gibi diğer tüm faktörleri inceledi. Ayrıca fiziksel aktivite oranları ile cinsiyet, ırk, ailenin sosyo-ekonomik durumu, vücut kitle endeksi, genci çevreleyen ortam ve ayrıca annenin psikolojik sağlığı, dil becerileri, ruh sağlığı hastalığı geçmişi ve gencin daha önce psikolojik hastalıklara maruz kalıp kalmadığı gibi diğer faktörleri de incelemeye aldılar.

Depresyon ve anksiyete

Sonuçlar, zorbalık ile insanlar arasındaki güven eksikliği ve ruh sağlığı sorunları arasında doğrudan bir bağlantı olduğunu gösterdi. Zorbalığa 11 yaşındayken maruz kalan ve daha sonra 14 yaşında daha bilinçli hale geldiklerinde başkalarına olan güvenlerini kaybeden çocukların, 17 yaşına geldiklerinde, uyku ve yeme düzenlerindeki değişikliklere ek olarak, güven kaybı sorunu yaşamayan diğer çocuklara kıyasla anksiyete ve depresyondan muzdarip olma olasılıkları yaklaşık üç kat daha fazlaydı.

Güven eksikliği ile müteakip psikolojik sorunlar arasındaki korelasyonun, zorbalığın kendisinin ergenlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisi arasındaki korelasyondan daha büyük olması dikkat çekti. Bu da psikolojik sıkıntıların üstesinden gelmede başkalarına güvenmenin önemini gösteriyor. Bilim insanları, erkek ergenlerin kız akranlarına göre daha az duygusal ve psikolojik sorunla karşılaştığını belirtiyor.

Çalışma, akran zorbalığı, insanlar arasındaki güven eksikliği ve bunun ruh sağlığı sorunları üzerindeki etkisi arasındaki ilişkiyi inceleyen türünün ilk örneği olma özelliğini taşıyor. Çünkü önceki çalışmaların çoğu anksiyete, depresyon, hiperaktivite, öfke, çeşitli korkular, şizofreni ve madde bağımlılığı gibi kişinin başkalarıyla olan ilişkilerini ele almadan doğrudan zorbalığın çocuğun zihinsel ve fiziksel sağlığı üzerindeki etkisine odaklandı. Bulgular, toplumun kamu sağlığına yönelik artan endişelerin ortasında ortaya çıkması açısından da önem taşıyor.

Ergen ruh sağlığı

Günümüzde ergen ruh sağlığı, küresel sağlık camiası için büyük bir zorluk teşkil ediyor. Örneğin, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC) tarafından yapılan son anketler, lise öğrencilerinin yaklaşık yüzde 40'ının 2021 yılında en az iki hafta depresyonda olduğunu bildirdiğini ortaya koydu. Kabaca söylemek gerekirse; öğrencilerin yüzde 10'u o yıl intihara teşebbüs ettiklerini söylemiştir ki bu çok büyük bir oranı gözler önüne seriyor. İntiharın, ABD’de gençler için kazalardan sonra ikinci önde gelen ölüm nedeni olduğuna dikkat çekiliyor.

Araştırmacılar, ergenlerin ruh sağlığının çok önemli olduğunu; sadece gençler için değil, ‘sosyal güvenlik teorisi’ olarak adlandırılan şeyi sürdürmek için, yani insani ve sosyal bağları sürdürmenin insan sağlığı için çok önemli olduğunu belirtti. Zira araştırmalar, sosyal kabulün bireylerin yeteneklerini, fiziksel ve psikolojik sağlıklarını geliştirdiğini gösteriyor. Tüm bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen toplumsal reddedilme durumunda genç, başkalarının saldırgan olduğuna ve güvenilmez olduğuna inanarak büyüdüğünde; ister ona doğrudan zorbalık yapanlar isterse onu terk edip psikolojik destek sağlamayanlar olsun, bu durum fiziksel hastalığa ek olarak izolasyona, toplumsal geri çekilmeye ve yaratıcı olamamaya yol açıyor ve bu da daha sonra tüm topluma yansıyor.

Son olarak araştırmacılar, ergenler arasında zorbalıkla ilgili araştırmaların gelişmiş dünya ülkelerine ait bir tür lüks olmadığını, daha ziyade toplumun güvenliğinin sadece sağlık ve psikolojik düzeyde değil; aynı zamanda sosyal düzeyde de korunması gerektiğini ve herkesin; bireylerin ve kurumların bu olguya direnmesi, hoş görmemesi, ortadan kaldırması ve öğretmenler, öğrenciler ve kulüp koçları arasında toplumun üyeleri arasında güven kaybına neden olan bu davranışın tehlikesi konusunda farkındalık yayması gerektiğini kaydetti.

* Danışman çocuk doktoru



Uzmanlar egzersiz olarak yürümenin püf noktasını açıkladı

Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)
Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)
TT

Uzmanlar egzersiz olarak yürümenin püf noktasını açıkladı

Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)
Uzmanlar, yürüyüşün kalitesinin sıklığından daha önemli olduğunu söylüyor (AFP)

2010'lardaki fitness takip cihazları ve akıllı saatlerin patlamasından bu yana, sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmek için günlük adım sayısını artırma (genellikle günde 10 bin adıma ulaşmayı hedefleme) çabası küresel bir fenomen haline geldi.

Ancak British Journal of Sports Medicine adlı akademik dergide yakın zamanda yayımlanan bir çalışma yürümenin sağlık yararlarının insanların ne sıklıkla yürüdüğünden ziyade hareketin kalitesine daha çok bağlı olabileceğini ortaya koydu.

Uzmanlar, en büyük faktörlerden birinin, yürüyüşünüzün kalp atış hızınızı kardiyo sayılabilecek kadar yükseltip yükseltmediği olduğunu söylüyor. Ohio'daki WAVE Fizik Tedavi ve Pilates'te fizyoterapist olan Molly Gearin, USA Today'e "Bu, kişinin antrenman ve sağlık geçmişine bağlı olarak değişecektir" diye konuştu.

"Tipik olarak, tempolu bir yürüyüş ve yokuşlu ya da eğimin değiştiği parkurlarda yapılan yürüyüşler kardiyo egzersizi olarak kabul edilebilir ancak rahat bir yürüyüş büyük olasılıkla kalp atış hızınızı aerobik antrenman bölgesine yükseltmeyecektir" diye ekledi.

Cleveland Clinic'e göre hedef kalp atış hızı 5 ana bölgeye ayrılıyor. Maksimum kalp atış hızınızı hesaplamak için yaşınızı 220'den çıkarın. Ve buradan, her bölge için hedef kalp atış hızınızı hesaplayabilirsiniz.

Bölge 1, maksimum kalp atış hızınızın yalnızca yüzde 50 ila yüzde 60'ını kullanan kolay, ısınma veya toparlanma egzersizi olarak kabul ediliyor. Bölge 2, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 60 ila yüzde 70'ini kullanan, dayanıklılığı artırmaya ve yağ yakmaya yardımcı olan hafif bir egzersizdir. Bölge 3, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 70 ila yüzde 80'i arasında olan, aerobik kondisyonu ve gücü artıran orta düzeyde bir egzersizdir. Bölge 4, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 80 ila yüzde 90'ını kullanarak hızı ve gücü artırır. Bölge 5, maksimum kalp atış hızınızın yüzde 90 ila yüzde 100'ü arasında olan ve yarışmalar veya kişisel rekor kırmaya en uygun zirve egzersizidir.

Gearin, "Stres atmak veya sosyal etkileşim için yürüyorsanız, düşük yoğunluklu, orta ila uzun süreli yürüyüş iyi bir seçenek olabilir" dedi.

Ancak kalp sağlığı açısından en yüksek faydayı elde etmek için, maksimum kalp atış hızınızın yaklaşık yüzde 80'ine ulaştığınız, 1 ila 4 dakika süren yüksek yoğunluklu egzersiz aralıklarını antrenmanınıza eklemeyi düşünebilirsiniz.

Alabama Üniversitesi'nde egzersiz bilimi yardımcı doçenti Dr. Elroy Aguiar da benzer şekilde yürüyüşlerde tempoyu artırmanın önemini vurguladı.

Dr. Aguiar, geçen yıl The Independent'ın fitness yazarı Harry Bullmore'a, "[British Journal of Sports Medicine'de yayımlanan] çalışmalarımız, dakikada yaklaşık 100 adım hızında yürümenin 'orta yoğunluk' diye adlandırılan seviyeye eşdeğer olduğunu gösteriyor" diye konuşmuştu.

Bu alandaki tüm araştırmalar, [yürümenin] faydalarının çoğunun orta veya daha yüksek yoğunlukta biriktiğini gösteriyor.

"Kısa süreli egzersizin bile anında etki gösterdiğini" ekleyen Dr. Aguiar, "Kan basıncı ve kan şekeri hemen düşüyor" diye açıklamıştı.

Dr. Aguiar, "Bu çalışmalar, çok uzun süre olmasa bile yürüyüşün, tüm nedenlere bağlı ölüm riskinde büyük azalmalara yol açtığını gösteriyor" demişti.

Independent Türkçe 


Neden derin uyku beyin sağlığı için bu kadar önemli?

İleri yaştaki kişiler, derin uyku evrelerinde daha az zaman geçirme eğiliminde oluyor (Pexels)
İleri yaştaki kişiler, derin uyku evrelerinde daha az zaman geçirme eğiliminde oluyor (Pexels)
TT

Neden derin uyku beyin sağlığı için bu kadar önemli?

İleri yaştaki kişiler, derin uyku evrelerinde daha az zaman geçirme eğiliminde oluyor (Pexels)
İleri yaştaki kişiler, derin uyku evrelerinde daha az zaman geçirme eğiliminde oluyor (Pexels)

Yetersiz uyku, yaşlanmaya bağlı bilişsel gerilemenin yalnızca bir belirtisi değil, aynı zamanda nedenlerinden biri de olabilir. Ancak uzun vadede hem uyku kalitesini hem de beyin sağlığını iyileştirmek için atılabilecek adımlar bulunuyor.

Uyku eksikliği, birçok temel alanda olumsuz etki yaratıyor:

  • Beyin yaşlanması: Orta yaşta yetersiz uyku, zihinsel performansın düşmesi ve beynin daha hızlı yaşlanmasıyla ilişkilendiriliyor.
  • Hücre yenilenmesinin zayıflaması: Derin uyku sırasında vücut, doku ve hücre onarımını sağlayan büyüme hormonlarını salgılıyor.
  • Cilt sağlığının bozulması: Yetersiz dinlenme, stres hormonu kortizolün yükselmesine neden oluyor. Kortizol ise cildin gençliği ve elastikiyetinden sorumlu kolajenin parçalanmasını hızlandırıyor.
  • Yaşa bağlı hastalık riskinin artması: Kronik uykusuzluk, tip 2 diyabet, kalp hastalıkları ve yüksek tansiyon riskini artırıyor.

Yaş ilerledikçe uyku nasıl değişiyor?

Yaşlanmayla birlikte uyku düzeni de değişmeye başlıyor. Bu süreç orta yaşta başlıyor ve ileri yaşlarda daha belirgin hale geliyor. Şarku’l Avsat’ın Health dergisinden aktardığı habere göre yaşlı bireylerde iki temel değişiklik öne çıkıyor:

1- Uyku ve uyanma saatlerinin değişmesi

İleri yaştaki kişiler genellikle daha erken uyuyup daha erken uyanıyor. Ayrıca uykuya dalmakta daha fazla zorlanıyorlar. Sonuç olarak gece toplam uyku süreleri azalıyor ve önerilen 7-9 saatlik uyku süresine ulaşma olasılıkları düşüyor.

2- Uyku kalitesinin azalması

Yaşlı bireyler, en dinlendirici ve derin uyku evrelerinde daha az zaman geçiriyor ve gece boyunca daha sık uyanıyor.

Bu değişimlerin nedenleri

Uyku düzenindeki bazı değişiklikler beyindeki doğal yaşlanma sürecinden kaynaklanabiliyor. Ancak kullanılan ilaçlar, kronik ağrılar, uyku apnesi veya huzursuz bacak sendromu gibi rahatsızlıklar da kaliteli uykuyu zorlaştırıyor.

Kısa vadede uykusuzluk bilişsel işlevleri nasıl etkiliyor?

Uyku yoksunluğu beynin verimli çalışmasını engelliyor. Yeterli ve kaliteli uyku alınmadığında şu alanlar olumsuz etkileniyor:

  • Dikkat ve odaklanma
  • Yeni anılar oluşturma yeteneği
  • Duyusal ve motor beceriler
  • Duygular
  • Duygusal kontrol

Neyse ki bu değişimlerin önemli bir bölümü yeterli uyku alındığında geri dönebiliyor. Bu nedenle bazı yaşlı bireylerin yaşadığını düşündüğü bilişsel gerilemenin bir kısmı, aslında kalıcı yaşlanmadan değil, yetersiz uykudan kaynaklanabiliyor.

Uzun vadede uykusuzluk bilişsel gerilemeyi nasıl hızlandırıyor?

Uyku araştırmacıları, kronik uyku eksikliğinin uzun vadede beyin sağlığını bozarak hafif bilişsel bozukluk ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların riskini artırabileceğini düşünüyor.

7 saatten az uyku demans riskini artırabiliyor

Yaklaşık 60 yaşındaki 800 binden fazla kadının incelendiği bir araştırma, geceleri 7 saatten az uyuyanların, sonraki 20 yıl içinde demansa yakalanma riskinin hafif de olsa arttığını ortaya koydu.

Bir başka çalışmada ise 5 bin 600'den fazla yaşlı yetişkin takip edildi. Uyku sorunları yaşayan kişilerin birçok bilişsel testte daha düşük performans gösterdiği, ayrıca performanslarının sonraki dört yıl içinde daha hızlı gerilediği belirlendi.

Kaliteli uyku da en az uyku süresi kadar önemli

Özellikle derin uyku evresi büyük önem taşıyor. Sabah uyandığında kendini dinlenmiş hisseden kişilerde bilişsel gerileme ve demans gelişme riski daha düşük bulunuyor.

Uyku bozuklukları da önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Orta yaşın başlarından 40'lı yaşların sonlarına kadar olan bireyler üzerinde yapılan bir araştırmada, ciddi uyku bozukluğu yaşayanların yaklaşık 10 yıl sonra bilişsel testlerde daha düşük performans sergilediği görüldü.

Bu nedenle kaliteli uyku, özellikle orta yaş ve sonrasında bilişsel gerileme döngüsünü önlemede kritik önem taşıyor.

Uyku beyniniz için neden bu kadar önemli?

Uyku sırasında beyin, bilişsel sağlığın korunması açısından birçok hayati görevi yerine getiriyor.

1- Beynin atıkları temizleniyor

Beynin, glimfatik sistem adı verilen kendine özgü bir atık temizleme mekanizması bulunuyor. Sıvıyla dolu kanallardan oluşan bu sistem, uyku sırasında toksik proteinleri adeta gece çalışan bir bulaşık makinesi gibi temizliyor.

Temizlenen proteinlerin bir kısmı, Alzheimer hastalarının beyninde biriken proteinlerle aynı özellikleri taşıyor. Glimfatik sistem özellikle derin uyku sırasında bu proteinleri çok daha etkili biçimde uzaklaştırıyor.

Bu sistemin yeterince çalışmadığı kişilerde demans riski daha yüksek oluyor. Kalitesiz veya yetersiz uyuyan kişilerde ise beyin, bu zararlı proteinleri gece boyunca yeterince temizleyemiyor. Uzmanlara göre orta yaş ve sonrasında görülen uyku eksikliğinin demans riskini artırmasının nedenlerinden biri de bu olabilir.

2- İltihabı azaltıyor

Yeterli uyku, vücuttaki iltihaplanmanın azalmasına yardımcı oluyor.

Her yaş grubunda kronik uyku yoksunluğu iltihaplanmayı artırıyor ve bu durum beyni de olumsuz etkiliyor.

Uzun vadede kronik iltihaplanma, Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların riskini yükseltebiliyor. Daha düşük düzeyde olsa da yaşlanmaya bağlı hafif bilişsel bozukluk gelişme olasılığını da artırabiliyor.

Uzmanlara göre yeterli ve kaliteli uyku, iltihaplanmayı azaltarak bu risklerin düşürülmesine katkı sağlayabiliyor.


500 bin kişilik araştırma: Demans riskini azaltan basit yöntemler belirlendi

Katılımcılar, demans hastaları için özel olarak tasarlanan ve türünün ilk örneği olan performans temelli "Lincoln Center Moments" programına katılıyor (AFP)
Katılımcılar, demans hastaları için özel olarak tasarlanan ve türünün ilk örneği olan performans temelli "Lincoln Center Moments" programına katılıyor (AFP)
TT

500 bin kişilik araştırma: Demans riskini azaltan basit yöntemler belirlendi

Katılımcılar, demans hastaları için özel olarak tasarlanan ve türünün ilk örneği olan performans temelli "Lincoln Center Moments" programına katılıyor (AFP)
Katılımcılar, demans hastaları için özel olarak tasarlanan ve türünün ilk örneği olan performans temelli "Lincoln Center Moments" programına katılıyor (AFP)

Yeni bir araştırmaya göre fiziksel aktiviteyi artırmak, sigarayı bırakmak ve sosyal izolasyonu aşmak, dünya çapındaki demans vakalarının yarısından fazlasında bu nörolojik rahatsızlığa yakalanma riskini azaltabilir.

Avustralya'daki Curtin Üniversitesi'nden araştırmacılar, demansın önlenmesine yönelik sağlık farkındalığı kampanyaları geniş kitlelere ulaşmasına rağmen, bunların davranışlara etkisinin kısıtlı olduğunu belirtiyor.

Bu nedenle 8 ülkedeki halk sağlığı kampanyalarını ve programlarını analiz etmek üzere yeni bir araştırma yürüttüler.

The Lancet Health Longevity'de yayımlanan çalışmanın yazarlarından Blossom Stephen, "Demansın yaşlanmanın kaçınılmaz bir parçası olduğu yönünde hâlâ yaygın bir inanç var ancak durum böyle değil" diyor.

Dr. Stephen, "Fakat insanlar risklerin farkında olsa bile zaman, maliyet ve motivasyon gibi engeller, yaşam tarzlarında değişiklik yapmalarını engelleyebiliyor" diye ekliyor.

Bulgular, insanların bildikleriyle yaptıkları arasında belirgin bir uçurum olduğunu gösteriyor.

Sonuçlar, demansın değiştirmeye açık belirli risk faktörlerinin önemine dair daha fazla kanıt sunuyor.

Çalışmanın yazarlarından Mario Siervo, "Demans vakalarının yaklaşık yüzde 45'i, yaşam tarzımız, sağlık durumumuz ve çevremiz gibi değiştirebileceğimiz faktörlerle ilişkili" diyor.

Dr. Siervo şu ifadeleri kullanıyor: 

Ancak insanlara bu risklerin neler olduğunu söylemek tek başına yeterli değil; farkındalık kampanyaları önemli ancak tek başlarına nadiren anlamlı veya kalıcı bir davranış değişikliğine yol açıyorlar.

Bilim insanları çalışma kapsamında 10 yılı aşkın bir süre boyunca yaklaşık 500 bin yetişkini takip etti.

Araştırmacılar, kas gücü düşük ve vücut yağ oranı fazla olan, yani sarkopenik obezite diye bilinen rahatsızlıktan muzdarip kişilerin demans geliştirme riskinin daha yüksek olduğunu tespit etti.

Ancak kas gücünün korunduğu durumlarda, obezitenin tek başına demans riskinde artışla ilişkili olmadığı görüldü.

scdfgthyj
Katılımcılar, demans hastaları için özel olarak tasarlanan ve türünün ilk örneği olan performans temelli "Lincoln Center Moments" programına katılıyor (AFP)

Bu da kas gücü ve vücut bileşiminin demans riskinde önemli bir rol oynadığını ortaya koyarak sözkonusu değişiklikleri hedef alan önleme yaklaşımlarının faydalı olabileceğine işaret ediyor.

Bilim insanları, orta yaşta işitme kaybı, yüksek kolesterol, depresyon, hipertansiyon, fiziksel hareketsizlik, diyabet, sigara kullanımı, obezite, aşırı alkol tüketimi, ileri yaşlarda sosyal izolasyon, tedavi edilmeyen görme kaybı ve hava kirliliğine maruz kalma gibi diğer risk faktörlerinin de demans riskini artırabileceği uyarısında bulunuyor.

Ancak araştırmacılar, farkındalığın tek başına risk altındaki kişilerin yaşam tarzı değişikliklerine uzun vadeli bir bağlılık göstermesine yol açmayabileceğine dair uyarıyor.

Bunun yerine daha ilgi çekici, kişiselleştirilmiş ve toplum odaklı bir yaklaşımın davranışları gerçekten etkileyebileceğini ve demans riskini azaltabileceğini söylüyorlar.

Araştırmada şu ifadelere yer veriyorlar: 

En umut verici müdahale, risk değerlendirmesini yapılandırılmış eğitimle birleştirerek, 3 yıl boyunca değiştirilebilir risk faktörlerinin durumunda yüzde 26'lık bir iyileşme sağladı.

Araştırmacılar bazı interaktif yaklaşımların, risk altındaki kişilerin belirli yaşam tarzı değişiklikleri yapmaları açısından daha tutarlı bir etki yaratabileceğini belirtiyor.

Bunlar arasında çevrimiçi eğitim programları, kişiselleştirilmiş risk değerlendirmeleri ve toplum düzeyindeki güvenilir yerel figürler tarafından sunulan programlar yer alıyor.

Dr. Stephan, "Gelecek onyıllarda demans oranlarının kayda değer derecede artması beklendiğinden, önleme elimizdeki en güçlü araçlardan biri ancak bunu başarmak için, riski nasıl aktardığımızı ve halkın bu konuda harekete geçmesini nasıl desteklediğimizi yeniden düşünmemiz gerekiyor" diyor.

Independent Türkçe