Avrupalı araştırmacılar, vücudun işlevlerini yerine getirmek için ürettiği kimyasal maddeleri analiz ederek bireylerin metabolik süreçlerine ilişkin ayrıntılı bir tablo sunan kişisel bir sağlık göstergesi geliştirdi. Yeni gösterge, özellikle orta yaştan itibaren sağlık durumunun değerlendirilmesini amaçlıyor.
Hollanda'daki Leiden Üniversitesi Tıp Merkezi'nden Joris Deelen, söz konusu göstergeyi 27-29 Ekim tarihleri arasında Hollanda'da düzenlenen FAPESP Haftası kapsamında tanıttı.
Orta yaş sağlığının genel bir göstergesi olarak tasarlanan yeni yöntem, sağlıklı yaşlanma sürecinde ilerleyen kişilerle ilerleyen yaşlarda işlevsel gerileme riski daha yüksek olan bireylerin erken dönemde belirlenmesine imkân sağlıyor.
Deelen, 65 yaşından sonra sağlıklı geçirilen yıl sayısının ülkeler arasında önemli farklılıklar gösterdiğine dikkat çekerek bu durumun başta sosyoekonomik koşullar, eğitim düzeyi, yaşam tarzı ve genetik faktörler olmak üzere çeşitli etkenlerle bağlantılı olduğunu belirtti.
Farklı ülkelerde gerçekleştirilen araştırmalar, 65 yaşın üzerindeki kişilerin yaklaşık yüzde 60'ının hâlihazırda iki veya daha fazla kronik hastalıkla yaşadığını ortaya koyuyor.
Biyolojik yaşlanmanın ölçülmesi
Biyolojik yaşlanmanın doğrudan ölçülememesi nedeniyle Almanya'nın Köln kentindeki Max Planck Yaşlanma Biyolojisi Enstitüsü'nden bilim insanlarının da yer aldığı araştırma ekibi, yanıtları 44 bin gönüllünün kan örneklerinde aradı.
Avrupa genelinde gerçekleştirilen 12 araştırma kapsamında gönüllüler birkaç yıl boyunca takip edildi. Ayrıntılı kan testleri aracılığıyla yağ ve şeker seviyeleri ile iltihaplanma göstergeleri de dahil olmak üzere 200'den fazla biyokimyasal madde ölçüldü.
Araştırma süresince gönüllüler arasında 5 bin 500 ölüm vakası kaydedildi. Bilim insanları, hayatını kaybeden kişilerin kan örneklerini analiz ederek ölüm riskindeki artışa işaret eden biyolojik göstergeleri belirledi. Ekip ayrıca geliştirdikleri göstergenin sonuçlarını iyileştirmek amacıyla Brezilyalı araştırmacılarla doğrudan iş birliği yaptı.
Araştırmacılara göre araç, üç aşamada güncellendi ve son aşamada hekimlerin rutin olarak değerlendirdiği yalnızca 10 göstergeye odaklanan bir yapıya dönüştürüldü.
Yeni versiyonun diyabet, kalp krizi ve felç gibi kalp-damar ve metabolizma hastalıklarını öngörmede daha etkili olduğu belirtildi.
Metabolik göstergenin vücudun genel işlevsel durumunu yansıtması nedeniyle bilişsel işlevler, akciğer kapasitesi ve genel kas fonksiyonlarını gösteren el kavrama gücü gibi sağlıklı yaşlanmayla bağlantılı farklı ölçütlerle de ilişkili olduğu kaydedildi.
Bilim insanları, bu göstergenin uygulanabilir müdahalelerle değiştirilip değiştirilemeyeceğini sınamak amacıyla gönüllü gruplarını yaşam tarzı değişikliklerine ve kas güçlendirme programlarına tabi tuttu.
Sonuçlar, söz konusu müdahalelerin özellikle sağlık durumu daha kötü olan kişilerde belirgin iyileşmeler sağladığını gösterdi.
Risk grubunda yer alan bu kişilerde davranış değişiklikleri ve egzersiz programları sayesinde açlık kan şekeriyle ilişkili insülin seviyeleri ve kandaki trigliserit miktarı önemli ölçüde azaldı. Ayrıca vücut kompozisyonunda da iyileşme görüldü.
Deelen, araştırma sonuçlarını değerlendirirken şu ifadeleri kullandı:
“Grubun sonuçlarındaki değişimi toplu olarak analiz ettiğimizde belirgin bir farklılık göremedik. Ancak katılımcıları başlangıçtaki sonuçlarına göre gruplandırdığımızda, yaşam tarzına yönelik müdahalelerin başlangıçta sıfırın altında sonuç alan, yani sağlık durumu daha kötü olan kişilerde özellikle etkili olduğunu gördük.”
Araştırma ekibinin analizleri, metabolik göstergenin yüzde 40 oranında genetik faktörler, yüzde 60 oranında ise yaşam tarzı ve çevresel etkenler tarafından belirlendiğini ortaya koydu.
İncelenen davranışlar arasında sigara kullanımı, metabolik göstergeyi olumsuz etkileyen önemli bir faktör olarak öne çıktı. Buna karşılık düzenli fiziksel aktivitenin artırılması, sağlık risklerini azaltırken metabolik göstergenin iyileşmesine katkı sağladı.