Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Kaddafi ve Esed’in cezalandırılması… Chirac’a gönderilen para çantaları ve Danielle Mitterrand’a suikast girişimi

Irak’ın ‘Baas’a bağlı’ İstihbarat Servisi’nin eski ABD masası şefi Salim el-Cumeyli, Irak istihbaratının eski defterlerini Şarku’l Avsat için açtı (4)

(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)
(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)
TT

Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Kaddafi ve Esed’in cezalandırılması… Chirac’a gönderilen para çantaları ve Danielle Mitterrand’a suikast girişimi

(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)
(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)

Her ikisinin de tabiatından kaynaklanan sebeplerle Saddam Hüseyin ile Muammer Kaddafi arasında dostluk yoktu. Kaddafi, Arap dünyası liderliğinin kendisine verilmesi gerektiği yönünde bir yanılgıya sahipti. Libya’nın, İran-Irak savaşında İran’ın yanında durması da aradaki gerginliği artırdı. Saddam Hüseyin ile Hafız Esed arasında var olan ve Baasçı iki ülke ve iki başkent arasındaki şiddetli rekabetin yanı sıra Şam’ın Tahran’ın yanında yer almasından da kaynaklanan anlaşmazlık barizdi. İran’la savaşın sona ermesinden sonra Saddam, bu iki adamdan da intikam almaya çalışacaktı.

Öte yanda Saddam, eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile dostane ilişkiler kurdu ve bu dostluk, Chirac’ın seçim kampanyalarının finanse edilmesine kadar uzandı. Aynı şey, merhum Pakistan Başbakanı Benazir Butto ile olan ilişkisinde de yaşandı. Ancak eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın eşi Danielle Mitterrand’ın oynadığı rol, Irak makamlarını kızdırdı ve bu yüzden teşkilatın bombalarından birine hedef oldu ancak tesadüf eseri kurtuldu.

Irak İstihbaratı ABD Birimi Başkanı Salim el-Cumeyli, hafızasında uyuyan pek çok konu başlığını uyandırıp anlatıyor. 1970’li yıllarda Saddam Hüseyin, Irak’ı ziyaret eden Fransa Başbakanı Jacques Chirac ile samimi bir ilişki kurdu. Chirac, Saddam’ın kişiliğine hayran kalmış ve Arapların vaziyetini anlıyor, Ortadoğu’nun meseleleriyle de olumlu bir şekilde başa çıkabiliyor görüntüsü çizmişti. Bir kısmı hassas olmak üzere birçok alanda işbirliği yapıldı.

Bu ilişki çerçevesinde Cumhurbaşkanı istihbarat teşkilatına, Fransa seçimlerinde Chirac’ı desteklemesi için talimat verdi; teşkilat da 1980’li yıllardaki iki seçim kampanyasında ona mali destek sağladı. Konunun hassasiyetinden dolayı para transferi için bankaları kullanmak mümkün değildi tabi. Teşkilatın parayı bir çanta içerisinde göndermesi ve güvenlik servislerinin çantayı fark etmelerini önlemek için de teslim yerinin Paris metrosu olması gerekiyordu. Chirac’ın ekibi, şifreyi bilen birini metro istasyonuna gönderir ve çanta teslim alınırdı.

Bu dostluk ilişkisinin paralelinde Danielle Mitterrand, Irak’ı rahatsız eden faaliyetler içerisindeydi. İnsan hakları, sivil özgürlükler, etnik ve dinî azınlıkların durumu alanlarında aktivist olan Danielle Mitterrand, Kürt lider Celal Talabani ile güçlü bir ilişkiye sahipti ve bu yüzden Kürt meselesine geniş ilgi gösterdi. Kürdistan bölgesinin 1991’de “ayrılmasından” sonra Danielle’in Süleymaniye’ye yaptığı ziyaretler arttı ve rahatsızlık verici medya ve siyaset faaliyetleri yürütmeye başladı. Fransa’nın, BM Güvenlik Konseyi’nin uçuşa yasak bölgeler getirilmesine ilişkin 688 sayılı karar tasarısına verdiği destek de söz konusu faaliyetler kapsamındaydı. Halepçe meselesi ile Irak’ın kimyasal silah kullanımını çokça gündeme getirdi ve bu yüzden davranışlarına bir sınır konmasına karar verildi.

Temmuz 1992’de Süleymaniye bölgesine gerçekleştirdiği ziyaret esnasında Halepçe Şehitleri Anıtı’nı ziyaret etmeye niyetlendi ve yoluna bomba yerleştirildi. Ancak olaydan mucizevi bir şekilde kurtuldu, çünkü tesadüf eseri bomba ile arasından bir kamyon geçerek, ölmesini engelledi. Bu olay üzerine bir daha dönmemek üzere Süleymaniye’den ayrıldı.

Benazir Butto ile bir üniversite arkadaşı üzerinden bağlantı kurma girişimi başladı. Sözü edilen arkadaş, eski bir Iraklı bakanın oğluydu ve 1970’li yıllarda Britanya’da Butto ile aynı üniversitede eğitim almıştı. Daha sonra bu ilişki, doğrudan ilişkiye dönüştü ve teşkilat ona, iki seçim turunu kazanmasına imkân sağlayacak şekilde büyük bir mali destek sundu.

Eritre Devlet Başkanı Isaias Afewerki ile ilişki, Eritre Halk Kurtuluş Cephesi’nin genel sekreteri olduğu günlerde başladı ve ona da destek sunuldu. Aslında Bereke Tefric adlı bir Cezayirli savaşçı aracılığıyla başlayan bu ilişki, Eritre bağımsızlığını kazanıp Afewerki devlet başkanı olana kadar devam etti.

İran, Bağdat’ı patlatabilecek füzeler arayışındaydı. Suriyeli yetkililer, bu rolü oynamak istemedi ve İranlılara, Libyalı yetkililerle iletişime geçmelerini tavsiye etti. Muammer Kaddafi, buna çok hevesli değildi, ancak “ikinci adam” Abdüsselam Callud’un ısrarı onu onaylamaya sevk etti. Kaddafi’nin pek çok nedenden ötürü İran’la ilişkileri sıkılaştırmak istediğini düşünenler var. Onlara göre bu sebeplerden biri, İmam Musa Sadr’ı saklamakla itham edildiği sayfayı çevirmektir. Hikâyeyi anlatması için sözü Cumeyli’ye bırakıyorum.

Kaddafi’den intikam alma hedefine matuf bir hava köprüsü

Bağdat 1985 yılında, İran-Irak savaşındaki askerî operasyonların doruk noktasında ilk İran füzesinin düşmesiyle dehşete uğradı. Bağdat’ın merkezine düşen bu füze, Merkez Bankası binasını hedef almıştı. İran, savaşın başladığı andan beri Bağdat’ı füzelerle bombalayamamıştı. Uzmanlar, füze parçalarını inceleyince bunun Rus yapımı bir Scud füzesi olduğu ve İran ordusunun silah listesinde yer almadığı ortaya çıktı. Meselenin peşine düşüldükten sonra Libya’nın İran’a bu türden füzeler tedarik ettiği anlaşıldı. Doğrusu, İran’ın bu tür füzelere sahip olması, o zamanlar “şehirler savaşı” olarak adlandırılan mücadelenin tırmanmasına katkı sağladı.

Bu pervasız hareketin, Kaddafi’nin Irak Cumhurbaşkanı’na duyduğu nefretin bir ifadesi olduğu açıktı. Saddam Hüseyin, Libya sınırlarında istihbari ve askerî varlık gösterilmesi için emir verdi. Libya-Çad sınırında Libya muhalefeti vardı. Irak, Çad Devlet Başkanı Hüseyin Habri’yi destekliyor ve onunla güçlü bir ilişki kuruyorken, Kaddafi’nin güçleri de Habri’ye muhalif silahlı hareketlere destek veriyordu.

Libya-Çad sınırında Libya muhalefetine ait bir kamp kuruldu ve Bağdat ve Çad’da bulunan Libyalı muhalif unsurlar askerî eğitim için oraya nakledildi. Irak’ın desteği ciddiydi. Bağdat’taki Reşid askerî üssünden Çad’ın başkenti Encemine’deki (N’Djaména) havalimanına bir hava köprüsü kuruldu. Hafif ve orta silahlar, havan topları ve tanksavarları içeren nakliye operasyonları, istihbarat görevlileri tarafından denetleniyordu. Siyasi yönden de dosyanın sorumlusu Tarık Aziz’di.

Libya muhalefeti, eğitimini tamamladığında Kaddafi’nin güçlerine beklenmedik bir saldırıda bulundu ve onları ağır hasarlara uğratarak savaştan geri çekilmelerine sebep oldu. Birkaç gün sonra Albay Kaddafi, yakını Ahmed Kaddaf ed-Dem’i Bağdat’a gönderdi. Ahmed Kaddaf ed-Dem’i, İstihbarat Teşkilatı Başkanı Dr. Fazıl el-Berrak ile Korgeneral Hüseyin Kamil karşıladı. Ziyaretin düzenlemelerini denetleyen kişi de bendim. İki taraf, Libya’nın İran’a desteğini kesmesi karşılığında Irak’ın Libya muhalefetine desteğini sonlandırması üzerine anlaştı.

Lübnan’da bir savaş

Irak-İran savaşının bitişi, Lübnan’ın geneline yayılan kargaşayla aynı zamana denk geldi. Kargaşa, eski Lübnan Devlet Başkanı Emin el-Cemayel’in Ordu Komutanı Mişel Avn’ı başbakan olarak atamasından sonra cumhurbaşkanı pozisyonunda doğan anayasal boşluktan kaynaklanıyordu. Mişel Avn, Mart 1989’da Suriye varlığına karşı “Kurtuluş Savaşı” adıyla savaş başlatan kişiydi. Avn, Lübnan’da Suriye askerî varlığına izin verilmesini öngören Taif Anlaşması’na itiraz etti ve seçildikten 16 gün sonra öldürülen Devlet Başkanı Röne Muavvad’ı ve onun halefi İlyas el-Heravi’yi tanımadı. İstihbarat teşkilatı, General Avn’la ve Samir Ca’ca ile Kerim Bakraduni’nin ekibinden olup Avn’ın yanında duran taraflarla sıkı ilişki içerisindeydi. Lübnan dosyası, Dış Hizmet Genel Müdürü Faruk Hicazi ve Birinci Uluslararası Müdürü Cabbar ez-Zübeydi tarafından yürütülüyordu.

O esnada İran’la savaşı biten Irak’ın, Hafız Esed’den intikam alması gerekiyordu. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, istihbarat teşkilatına Lübnan’a tüm gücüyle müdahale edip, Suriye varlığına karşı savaşında General Mişel Avn’ı maddi ve askeri olarak destekleme emri verdi. İstihbarat teşkilatının, Cumhurbaşkanı’nın emrini gecikmeden yerine getirmek için planlar hazırlaması gerekiyordu. Teşkilatın önemli kaynakları arasında, deniz taşımacılığı operasyonları, silah ve patlayıcı kaçakçılığı alanlarında uzman ve son derece yetenekli Filistinli R. H. R. de vardı; silahların Akabe limanı üzerinden ulaştırılması görevi ona verildi ve plan, onunla anlaşma sağlanarak yapıldı. Yetkili istihbarat görevlisi H. R. Z., Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı ile işbirliği yaparak Bakanlıktan “ez-Zevra” adını taşıyan sivil bir gemi kiraladı. Gemi, “Scorpion” adıyla tâbiiyetini Kıbrıs olacak şekilde değiştirmek üzere Yunanistan’a doğru yola çıktı.  

Askerî Hükümet Başkanı Mişel Avn, Eki 1989’da Lübnan Başkanlık Sarayı’nda… Saddam, Suriye ordusunu Lübnan’dan çıkarmak için bir savaş başlatan General’in kuvvetlerine askerî destek sağladı (Getty Images)
Askerî Hükümet Başkanı Mişel Avn, Eki 1989’da Lübnan Başkanlık Sarayı’nda… Saddam, Suriye ordusunu Lübnan’dan çıkarmak için bir savaş başlatan General’in kuvvetlerine askerî destek sağladı (Getty Images)

Irak Savunma Bakanlığı, Ürdün siyasi ve askerî yetkilileriyle koordineli olarak ekipman ve silahları Akabe limanına nakletti. Sevkiyat konvoyları, Akabe limanına yöneldi ve kamuflaj için silah kamyonlarının üzerine çimento konularak Kıbrıs gemisi Scorpion’a yüklendi.

Teşkilat, İsrail’in sevkiyatı denizde durduracağından endişe ediyordu. Bundan dolayı gemiye, özel harekât biriminden intihar bombacıları yerleştirildi. Bunların görevi, İsrail’in karşı çıkması halinde gemiyi savunmak ya da içindekiler de dahil olmak üzere gemiyi patlatmaktı. Aynı zamanda Yemen’in Hudeyde limanı üzerinden Lübnan’a başka sevkiyatlar da yapıldı ve silahların kendi topraklarından veya sularından geçmesi gereken ülkelerin onayı alındı. Lübnan’a büyük miktarlarda silah, başarıyla aktarıldı ve Avn’a ve Samir Ca’ca gibi onunla ittifak halinde olan ekibe teslim edildi.

Mali desteğe gelince… Irak, Avn’a 11 milyon dolar nakit desteği sağladı. Bu destek, Lübnan’daki Suriye askerî varlığının baltalanması ve ağır kayıplara uğratılmasına katkıda bulundu. Bununla birlikte Irak’ın Kuveyt’i işgal edip siyasi, ekonomik ve askerî olarak kuşatılmasından sonra güç dengeleri bir anda değişti, mali ve askerî destek durduruldu, Suriye güçleri General Avn’ın güçlerini yenip onu kuşatmayı başardı. Bunun üzerine General Avn, Fransa Büyükelçiliğine sığındı ve sonra Fransa’daki sürgün yerine gitmek üzere ülkeden ayrıldı. 2002 yılında Beyrut’taki büyükelçiliğimizde bulunan irtibat görevlisi A. S., Paris’e gönderildi ve General Avn ile kendi konutunda bir araya geldi. Görevli, Avn’a liderliğin selamlarını iletti ve Irak’ın kendisine verdiği desteği gözden geçirdi. General, Lübnan’ın bağımsızlığı konusundaki tutumlarından dolayı Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’e minnettarlığını ve şükranlarını ifade etti.

Hizbullah’la ilişki

Lübnan Hizbullah’ı, İran ve Suriye’nin desteğiyle 1982’de kurulduğundan beri Lübnan’daki Irak varlığıyla bir düşmanlık halindeydi. Bu durum, Hizbullah’ın İsrail ordusunu tüketen bir gerilla savaşı başlatmasından sonra İsrail güçlerinin Lübnan’ın güneyinden tahliye edildiği 2000 yılına kadar böyle devam etti. Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, Hizbullah savaşçılarının kahramanlığından etkilenmişti. Basit silahlarla topraklarını kurtaran bir grup Lübnanlı gencin yetenekleri ile İsrail’in Arap topraklarını işgali karşısında hiçbir şey yapamamış Arap rejimlerinin orduları arasında kıyaslama yapıyordu.

Salim el-Cumeyli (Şarku’l-Avsat)
Salim el-Cumeyli (Şarku’l-Avsat)

2000 yılında Irak’ın Tahran ve Şam ile ilişkisi düzelmiş ve her şey geçmişte kalmıştı. Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, istihbarat teşkilatından, Hizbullah’la iletişime geçilip ihtiyaçlarının öğrenilmesini istedi. Lübnan’a iki kez bir üst düzey dış hizmet yetkilisi  gönderdi ve bu yetkili, Hizbullah’ın el-Emin ailesinden bir temsilcisiyle görüştü. Hizbullah, mali destek talebinde bulundu. Irak’ın petrol kuponları dışında para desteği sağlayacak mali gücü yoktu ve muhtemelen bu kuponlar da fayda sağlamadı, çünkü değeri rekor seviyelere düşmüştü. Hizbullah’ın bir temsilcisi, 2001 ve 2002 yıllarında olmak üzere Irak’ı iki kez ziyaret etti. Hizbullah, bir grup savaşçısını da gönderdi. Bunlar, Hizbullah adına faaliyet göstermiyordu; işgalden önce Irak’a giren ve Arap mücahitlerin yanında savaşa katılan Suriyeli savaşçılarla birlikteydi. Amerikan güçleri, grubun daha önce İmad Mugniye ile çalışmış olan lideri el-Hac M. Abdullah’ı tutuklamıştı.

Saddam ve Esed arasında yaz ve kış

Iraklı ve Suriyeli Baasçılar arasındaki ilişkilerde temel kaide, gerilim hattıydı. Her iki taraf da diğer tarafın muhaliflerine ev sahipliği yaptı. Suriye’nin Irak’la olan savaşında İran’ın yanında durması, birkaç ateşkesle giderilemeyen şüpheler bıraktı. Cumeyli’den bazı durakları hatırlamasını istedim; o da bu duraklara geri döndü.

1991 yılı sonlarında Suriye’nin Madrid’de İsrail’le barış müzakerelerine katıldığı esnada, Suriye içinde özellikle İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) tarafından bir gerginlik meydana geldi. Müslüman Kardeşler, halkın Suriye’nin Irak’a karşı savaşa katılması ve Amerika’nın gözetiminde İsrail’le ikili müzakerelere dahil olmasından duyduğu hoşnutsuzluktan yararlanarak, Esed rejimine karşı ikinci bir silahlı devrim yapma kararı aldı.

Hafız el-Esed (Getty Images)
Hafız el-Esed (Getty Images)

Müslüman Kardeşler, er-Remadi şehri yakınlarındaki bir kampta eğitim alan yaklaşık 300 savaşçıya sahipti. Başta Ali Sadreddin el-Beyanuni olmak üzere liderleri, bu savaşçıların silahlandırılmasını ve Türkiye’ye sızıp oradan da silahlı isyan ilan etmek üzere Suriye’ye girmeleri için izin verilmesini talep etti. Onlarla bu maceradan doğacak tehlikeleri tartıştık ve en az 30 bin Suriyelinin öldürülmesine yol açan 1982 İhvan Devrimi senaryosunun tekrarlanmasından korktuğumuzu dile getirdik. Ancak Müslüman Kardeşler liderliği, koşulların farklı olduğunu ve geçmişte olanların tekrarlanmayacağını vurguladı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığına, Müslüman Kardeşler’in planını bildirdik ve taleplerinin onaylanmasını tavsiye ettik ama Cumhurbaşkanı’nın cevabı farklı oldu: “Onaylamıyorum… Koşullar uygun değil… Suriye rejimi, İsrail’le müzakerelere girdi ve varlığını tehdit eden bir iç tehlike karşısında zayıflık hissederse, Amerika ile Batı’dan himaye talep edecek ve İsrail lehine şu an vermek istemediği tavizler verecek.”

Talib es-Süheyl’in katillerinin serbest bırakılması

1996’da bir büyükelçi ve istihbarat yetkilisinin de bulunduğu küçük bir Iraklı heyet, Şam’ı ziyaret ederek Esed’e Saddam’dan sözlü bir mesaj iletti. Mesajın ilk noktası şuydu: Suriye ve Irak, Amerika’nın hedef aldığı ülkeler listesinde yer alıyor; ilişkileri yeniden tesis etmek ve sınırları açmak için çalışmak, Arap ulusal güvenliğinin çıkarınadır. İkinci olarak ise Esed’den, Şeyh Talib es-Süheyl’e suikast suçundan hüküm giyen iki istihbarat subayı M. C. ve H. H.’nin serbest bırakılması için Lübnanlı yetkililere müdahale etmesi istendi. İkinci talep, Esed’in ne kadar ciddi olduğunu test etme mahiyetindeydi. Esed, kabul etti; Lübnanlı yetkililer o iki mahkûmu serbest bıraktı ve Suriye istihbaratı onları güzel ağırladı.

Saddam Hüseyin (Getty Images)
Saddam Hüseyin (Getty Images)

Esed, siyasi ilişkiler hakkında, “Ebu Uday, sevdi mi tam sever, nefret etti mi tümden nefret eder.” dedi ve ilişkilerin yeniden kurulmasının daha fazla zaman gerektirdiğini, Suriye’nin halihazırda baskılara maruz kaldığını belirtti. Esed, “İki ülkede büyükelçilik açsak bile Irak istihbarat yetkililerini gönderecek, Suriye de aynısını yapacak ve dolayısıyla ilişki depreşecek.” ifadelerini dile getirdikten sonra önceliğin, iki ülke liderliği arasındaki güveni artırmak olduğuna işaret etti. Bizce Esed, Körfez ülkelerinden elde ettiği mali kazanımları olabildiğince korumak istiyordu.

Türkiye, Şam’ın Abdullah Öcalan’ı sınır dışı etmemesi halinde Suriye topraklarını işgal etmekle tehdit ettiğinde Saddam, Esed’e sözlü bir mesaj gönderdi. Bu mesajda Irak’ın, Suriye’yi işgal etmeleri halinde Türk güçleriyle savaşmak üzere tüm Cumhuriyet Muhafızlarını Esed’in emrine vermeye hazır olduğu belirtiliyordu. Buna karşılık Suriye istihbaratı yetkilisi Muhammed Mansura da şu mesajı iletti: “Cumhurbaşkanı Hafız Esed, tutumundan dolayı Irak liderliğine müteşekkirdir. Ancak Suriye, topraklarımızın bir kısmını işgal etse bile Türkiye’yle bir savaşa girmeye hazır değil. Böyle bir şey gerçekleşirse de Suriye, BM’ye şikayette bulunacak.”

Daha sonra Suriye, Öcalan’dan Suriye topraklarından ayrılmasını istedi. Öcalan, Yunanistan’a gitti ve Suriye istihbaratı, onun gittiği yer ve kullandığı pasaport hakkında Türkiye istihbaratına bilgi verdi.

Öcalan, Yunanistan’dan ayrılıp Kıbrıs pasaportuyla Kenya’ya gitti; orada ABD, Türkiye ve Kenya istihbaratları arasında gerçekleşen işbirliği ile tutuklandı ve Türk yetkililere teslim edildi.

Irak istihbaratı, Suriyeli birkaç güvenlik yetkilisiyle ilişki kurmak istedi ve ara sıra onların akrabaları ya da yakınlarına Irak’ta ticari faaliyetler için yardım etmekten geri durmadı. Suriye’yi, Amerikan işgalinden sonra teşkilatın hiç de azımsanmayacak sayıda subayını ağırlamaya sevk eden şey bu olabilir. Bununla birlikte Suriye, teşkilatın Dış Gizli Servis Genel Müdürü Faruk Hicazi (Usame bin Ladin ile Hartum’da görüşen adam), Askerî Sanayi Bakanı Abdüttevvab Molla Huveyş, eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Sebaavi İbrahim el-Hasan, Ticaret Bakanı Dr. Muhammed Mehdi Salih, Kurmay Korgeneral Kemal Mustafa, Teşkilat Güvenliği Müdürü Halid Necm ve Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in damadı Cemal Mustafa gibi aranan birçok üst düzey ismi Amerikalılara teslim etti.



Lübnan ordusu güneydeki mevzilerini boşaltıyor... İsrail sınır ötesi operasyon düzenliyor

İsrail’in kuzey sınırına yakın Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail’in kuzey sınırına yakın Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

Lübnan ordusu güneydeki mevzilerini boşaltıyor... İsrail sınır ötesi operasyon düzenliyor

İsrail’in kuzey sınırına yakın Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail’in kuzey sınırına yakın Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (AFP)

Lübnan ordusu bugün, İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki konuşlanmasını güçlendirdiğini açıklamasının ardından bazı ileri mevzilerini tahliye etti.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), ordunun işgal altındaki Filistin ile sınır hattındaki bazı ileri mevzilerini başka noktalara taşıdığını duyurdu.

Reuters’a konuşan görgü tanıkları, Lübnan ordusunun sınır hattında en az yedi ileri operasyon mevzisinden çekildiğini aktardı.

Öte yandan bir Lübnanlı yetkili Reuters’a, İsrail güçlerinin Lübnan sınırının bazı kesimlerinde ilerleme girişiminde bulunduğunu söyledi.

Kuzey kasabalarının ‘ön cephe savunması’

Diğer yandan İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, ordunun kuzeydeki kasabaları korumak amacıyla ‘ileri savunma’ olarak nitelendirdiği bir operasyon başlattığını duyurdu. Bu adımın, saha koşullarına dayalı bir değerlendirme sonucunda alındığını belirtti.

X platformunda yayımlanan açıklamasında, 91. Tümen’in şu anda Güney Lübnan’da stratejik noktalara konuşlandığını ve bu hareketin sınır hattındaki savunma sistemini güçlendirme çerçevesinde yürütüldüğünü, eş zamanlı olarak da ‘Aslanın Kükremesi’ operasyonlarının devam ettiğini söyledi.

Adraee, İsrail ordusunun kuzeydeki yerleşimlerin güvenliğini sağlamak için ek bir güvenlik katmanı oluşturduğunu, bu amaçla Hizbullah’a ait altyapılara yönelik geniş çaplı hava saldırıları düzenlediğini ve olası tehditleri bertaraf ederek İsrail topraklarına sızma girişimlerini engellemeyi hedeflediğini ifade etti.

‘İlerleme ve kontrol’ talimatları

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Hizbullah’ın İsrail’in kuzeyine düzenlediği saldırıların ardından askerlerine Lübnan’daki yeni mevzileri ‘kontrol altına almak’ için talimat verdiğini açıkladı.

Katz, Başbakan Binyamin Netanyahu ile kendisinin, İsrail ordusunun Lübnan’daki stratejik yeni mevzilere ilerleyerek sınır bölgelerine yönelik saldırıları engellemesini onayladığını söyledi.

Katz, Hizbullah’ın çatışmaya İran talimatıyla girdiğini ve bunun tüm sonuçlarından sorumlu olduğunu belirtti. Katz, İsrail ordusunun vatandaşlarını korumak için gerekli tüm önlemleri almaya devam edeceğini vurguladı.

İsrail ordusu Rıza Hazai’nin ölümünü duyurdu

Adraee, İsrail Deniz Kuvvetleri’nin dün Askeri İstihbarat Teşkilatı talimatıyla Beyrut’a bir saldırı düzenlediğini duyurdu. Operasyon sonucunda, Hizbullah’ın ‘askeri kapasite geliştirme sorumlusu’ olduğu öne sürülen Rıza Hazai öldürüldü.

Açıklamada Hazai, Hizbullah’ın kapasite inşasında merkezi bir isim olarak tanımlandı. Hazai’nin, özellikle askeri ihtiyaçları Tahran’ın sağladığı kaynaklarla uyumlu hale getirme sorumluluğunu üstlendiği belirtildi.

Açıklamada, Hazai’nin geniş çaplı silah temini operasyonlarını denetlediği, İran menşeli silah ve ekipmanların Lübnan’a getirilmesini sağladığı ve askeri kapasiteyi artırmaya yönelik planları uyguladığı; ayrıca Kuzey Okları Operasyonu sonrasında zarar gören altyapıyı yeniden inşa ettiği vurgulandı.

Hazai’nin, İran’dan Lübnan’a silah sevkiyat yollarını sağlamlaştırmak ve ülkede silah üretim planlarını takip etmekte de rol oynadığı ifade edildi.

İsrail ordusu Dahiye bölgesini bombalamaya devam ediyor

İsrail ordusu bu sabah Güney Beyrut’un Haret Hreik bölgesini hava saldırılarıyla hedef alarak önceki tehditlerini gerçekleştirdi. Saldırılardan biri, Hizbullah’a ait Nur Radyosu binasını vurdu.

Adraee, X platformu üzerinden Güney Beyrut’taki tüm sakinlere uyarı mesajı gönderdi. Uyarıda, Haret Hreik ve Ghobeiry bölgelerindeki haritalarda işaretli iki bina ve çevresindeki yapılar için tahliye çağrısı yapıldı. Adraee, “Siz Hizbullah’a ait tesis ve hedeflerin yakınındasınız. Ordumuz yakın zamanda bu hedeflere operasyon düzenleyecek. Kendi güvenliğiniz ve ailenizin güvenliği için bu binaları ve çevresindekileri hemen boşaltın ve en az 300 metre uzak durun” ifadelerini kullandı.

Arapça yayımlanan resmî açıklamada, yaklaşık 50 köyün isimlerinin yer aldığı bir liste ile “Acil uyarı: Söz konusu köylerde yaşayanlar, güvenliğiniz için evlerinizi derhal boşaltın” denildi.

dfrgt
Bu sabah erken saatlerde Beyrut’un güney banliyölerini hedef alan İsrail hava saldırısında hasar gören binalarda yangın çıktı. (AFP)

Ayrıca, Haret Hreik ve Ghobeiry bölgelerindeki sakinlere yönelik ayrı bir uyarıda, “Siz Hizbullah’a ait tesis ve hedeflerin yakınındasınız; İsrail ordusu yakın zamanda bu hedeflere operasyon düzenleyecek” ifadesi yer aldı.

Hizbullah, İsrail askeri üslerini hedef alıyor

Hizbullah, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarına karşılık olarak üç askeri üssü hedef aldığını duyurdu.

Hizbullah tarafından yapılan açıklamada, bu sabah saat 06:30’ta, işgal altındaki Filistin topraklarında bulunan Miron Hava Kontrol ve Operasyon Merkezi’ne insansız hava araçlarından (İHA) oluşan bir filo ile saldırı düzenlendiği belirtildi.

Saldırının, üs içindeki bir radar ve komuta binasında hasara yol açtığı ifade edildi.

Hizbullah, operasyonun Güney Beyrut dahil olmak üzere onlarca Lübnan şehri ve kasabasına yönelik İsrail saldırılarına yanıt olarak gerçekleştirildiğini vurguladı.

Öncesinde Hizbullah, Lübnan’dan Kuzey Golan’a iki İHA göndermiş ve Kuzey İsrail’e doğru 15 füze fırlatmıştı. Bugün yapılan saldırının, kuzey İsrail’de radar ve komuta merkezlerini hedef aldığı belirtildi.

Hizbullah açıklamasında, “İşgalci devletteki bir askeri üsse karşı direnişin cevabı savunma eylemidir ve meşru bir haktır. İlgililer ve yetkililer, Lübnan’da yaşanan her şeyin doğrudan sebebi olan bu saldırıları durdurmalıdır” ifadelerine yer verildi.

Öte yandan İsrail ordusu, gece saat 01:15 civarında, Güney Beyrut’ta daha önce hedef alacağını duyurduğu bölgeyi bombalayarak yoğun duman bulutlarının yükselmesine yol açtı.


Sudan'ın el Ubeyd şehrine düzenlenen İHA saldırısı sonucu elektrik kesintisi yaşandı

Kuzey Kordofan'daki el Ubeyd'de bir İHA saldırısında bir çocuk ve bir kadın yaralandı (Arşiv-Reuters)
Kuzey Kordofan'daki el Ubeyd'de bir İHA saldırısında bir çocuk ve bir kadın yaralandı (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan'ın el Ubeyd şehrine düzenlenen İHA saldırısı sonucu elektrik kesintisi yaşandı

Kuzey Kordofan'daki el Ubeyd'de bir İHA saldırısında bir çocuk ve bir kadın yaralandı (Arşiv-Reuters)
Kuzey Kordofan'daki el Ubeyd'de bir İHA saldırısında bir çocuk ve bir kadın yaralandı (Arşiv-Reuters)

Elektrik şirketinden bir yetkilinin açıklamasına göre Hızlı Destek Kuvvetlerine (HDK) ait bir insansız hava aracı (İHA), bu sabah erken saatlerde Sudan'ın Kuzey Kordofan eyaletinin başkenti el Ubeyd'deki ana elektrik santralini bombalayarak şehirde elektrik kesintisine neden oldu.

Yetkili, AFP'ye yaptığı açıklamada, HDK’ne ait bir İHA’nın istasyona saldırarak yangına neden olduğunu söyledi. Hasarın boyutunun hala değerlendirildiğini ifade etti.

HDK ve Sudan ordusu, yaklaşık üç yıldır kanlı bir çatışma içinde bulunuyor; bu çatışma, ülkenin etki alanlarına bölünmesine, altyapının tahrip edilmesine, yaygın kıtlığa ve on binlerce insanın ölümüne yol açtı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre el Ubeyd'deki Karima mahallesinde yaşayan Avad Ali şunları söyledi: "Saat 02:00'de bir patlama sesi duydum ve elektrik santrali yönünden alevler yükseldiğini gördüm. Saat 09:00'ı geçti, elektrik hala verilemedi."

HDK, ordunun kontrolünde olan el Ubeyd'e yeniden kuşatma uygulamaya çalışıyor. Bu arada, HDK'nin komşu Darfur bölgesinin kontrolünü tamamen ele geçirmesinin ardından Güney Sudan'ın Kordofan bölgesi en şiddetli cephe hattı haline geldi.

Kordofan, Darfur bölgesi, başkent Hartum ve ordu kontrolündeki doğu Sudan şehirleri arasında hayati bir geçiş noktasıdır; ancak bu şehirlerden bazılarında son zamanlarda HDK ile ittifak kurmuş yerel güçlerin ilerlemeleri gözlemlenmektedir.


SDG’den üç tugay, 60. Tümen’e katıldı

Suriye Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, Haseke Valisi Nureddin Ahmed ve bir dizi askeri liderin huzurunda Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile bir araya geldi. (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, Haseke Valisi Nureddin Ahmed ve bir dizi askeri liderin huzurunda Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile bir araya geldi. (SANA)
TT

SDG’den üç tugay, 60. Tümen’e katıldı

Suriye Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, Haseke Valisi Nureddin Ahmed ve bir dizi askeri liderin huzurunda Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile bir araya geldi. (SANA)
Suriye Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, Haseke Valisi Nureddin Ahmed ve bir dizi askeri liderin huzurunda Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile bir araya geldi. (SANA)

Suriye Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Haseke Valisi Nureddin Ahmed ve bir dizi güvenlik yetkilisinin huzurunda bir araya geldi. Görüşmede, 29 Ocak tarihli anlaşma doğrultusunda askeri kurumların entegrasyon mekanizması ele alındı ve uygulamaya yönelik adımlar değerlendirildi.

El-Ayiş, Haseke Valiliği Enformasyon Müdürlüğü’ne yaptığı açıklamada, SDG’ye bağlı üç tugayın, ocak ayı başında Halep’te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin kontrolünü sağlayan operasyonun komutanı Tuğgeneral Avad Muhammed el-Casim’in liderliğindeki 60. Tümen bünyesine entegre edileceğini belirtti.

Tutuklular dosyasına ilişkin olarak ise haklarında herhangi bir suçlama ya da suç bağlantısı kanıtlanmamış 60 kişinin serbest bırakılması için çalışmalara başlanacağını ifade etti. Daha önce devrim faaliyetlerine katılmış tutukluların isim listelerinin de durumlarının incelenmesi ve serbest bırakılmalarına zemin hazırlanması amacıyla teslim edileceğini kaydetti.

rtgt5
Suriye Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, Haseke Valisi Nureddin Ahmed ve bir dizi askeri liderin huzurunda Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile bir araya geldi. (Haseke Valiliği Enformasyon Müdürlüğü)

Haseke kentine ulaşımı sağlayan yolların da uluslararası M4 kara yolu tam olarak güvence altına alınıncaya kadar hariç tutulmak üzere, beş ayrı güzergâhtan trafiğe açılacağı bildirildi.

El-Ayiş ayrıca, yerinden edilenlerin bölgelerine güvenli dönüşünü sağlamak amacıyla uzman komisyonlar oluşturulduğunu ve Rumeylan ile Suveydiye petrol sahalarının devralınması için teknik bir ekibin kurulduğunu duyurdu.

rvfrt
Suriye hükümetinden bir heyetin, petrol sahalarını incelemek ve Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan anlaşmaları sonuçlandırmak üzere 9 Şubat’ta doğu Suriye’deki Rumeylan şehrini ziyaret etmesi sırasında şehirdeki petrol kuyuları görülüyor. (Reuters)

Cumhurbaşkanlığı, 29 Ocak’ta SDG ile varılan anlaşmanın uygulanması, entegrasyon sürecinin hayata geçirilmesi, devlet otoritesinin güçlendirilmesi, engellerin aşılması ve kamu hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş’i Cumhurbaşkanlığı Özel Temsilcisi olarak görevlendirdi.

Suriye hükümeti 29 Ocak’ta SDG ile kapsamlı bir anlaşma çerçevesinde ateşkes sağlandığını duyurmuştu. Anlaşma, askeri ve idari güçlerin aşamalı biçimde entegrasyonunu, güvenlik güçlerinin Haseke ve Kamışlı şehir merkezlerine girmesini ve tüm resmî kurumlar ile sınır kapılarının devlet kontrolüne devredilmesini öngörüyor.

Anlaşma maddelerinin uygulanmasından sorumlu el-Ayiş, Haseke Valiliği Enformasyon Müdürlüğü’ne yaptığı açıklamada, dün SDG lideri Mazlum Abdi ile Haseke Valisi Nureddin Ahmed ve vilayetteki güvenlik yetkililerinin katılımıyla geniş kapsamlı bir toplantı düzenlendiğini belirtti. El-Ayiş, yerinden edilenlerin güvenli dönüşünü sağlamak üzere uzman komisyonların oluşturulduğunu, ayrıca Rumeylan ve Suveydiye petrol sahalarının devralınması için teknik ekiplerin kurulduğunu açıkladı.

Bu kapsamda bir hükümet heyeti, Haseke Petrol Sahaları Müdürlüğü’ne ulaştı. Heyete Haseke Valiliği Siyasi İşler Müdürü Abbas Hüseyin, Cumhurbaşkanlığı Heyeti Sözcüsü Ahmed el-Hilali ile Suriye Petrol Şirketi (SPC) bünyesindeki teknik ekipler eşlik etti. Heyetin, petrol sahalarında gerekli idari ve teknik işlemleri takip etmek ve imzalanan anlaşma maddelerinin uygulanmasını tamamlamak üzere toplantılara başladığı, bu çerçevede sahaların hazır olma durumunun değerlendirilmesi ve idari yapısının entegrasyonunun sağlanmasının hedeflendiği bildirildi.