Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Usame bin Ladin, Turabi'nin arabuluculuğunun ardından Iraklı istihbarat yetkilisiyle görüştü

Irak’ın ‘Baas’a bağlı’ İstihbarat Servisi’nin eski ABD masası şefi Salim el-Cumeyli, Irak istihbaratının eski defterlerini Şarku’l Avsat için açtı (2)

TT

Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Usame bin Ladin, Turabi'nin arabuluculuğunun ardından Iraklı istihbarat yetkilisiyle görüştü

Salim el-Cumeyli (Şarku’l Avsat)
Salim el-Cumeyli (Şarku’l Avsat)

Irak, İran'la yaptığı uzun savaştan ‘galip’ çıktı. Saddam Hüseyin, Ayetullah Humeyni'nin Baas rejimini devirme hayalini gerçekleştiremeden ‘ateşkes kadehinden zehir içtiğini’ görene kadar yaşadığına seviniyordu. Bundan sonra Irak rejiminin, yaralarını sarmakla ve devasa borçlarını ödemekle meşgul olacağı izlenimi oluştu. Kimse Saddam Hüseyin’in Kuveyt’in işgalinin neden olduğu ağır yaptırımlar sonucunda intihar etmesini beklemiyordu. Dönemin Kuveyt Emiri Şeyh Cabir el-Ahmed, Irak Devlet Başkanı tarafından kendisine sunulan bir güvenlik anlaşması taslağını Bağdat'ta imzalamayı reddettiği için Kuveyt ile gerilim yaşandığını herkes biliyorduysa da birçok gözlemci, krizin tam bir işgal ve ilhak ilanı noktasına ulaşmasını beklemiyordu.

Bunun yaşandığına inanmak güç olsa da Irak Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı, 2 Ağustos 1990 sabahı, Genelkurmay Başkanlığı karargahına çağrılarak bir subay tarafından Özel Cumhuriyet Muhafızları birliklerinin gece Kuveyt'e girdiği yönünde bilgilendirildiler.

Aralarında ABD masası şefi Cumeyli’nin de olduğu İstihbarat Servisi yetkilileri Kuveyt’in işgali haberini radyodan duydular. İşgalin ne zaman yapılacağının sadece üç kişi tarafından bilinen bir sır olduğu anlaşıldı. Bu kişiler, Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, damadı Hüseyin Kamil el-Mecid ve onun akrabası Ali Hasan el-Mecid’den başkası değildi.

İstihbarat Servisi, tamamen yeni bir durumla karşı karşıyaydı. Cumeyli, Kuveyt'in işgalini, ‘Irak rejiminin belini büken ve ekonomisini yok eden, toplumda erozyona yol açan, kalkınmayı durduran ve rejimi tekrar tekrar yinelenen tehditlere ve teftiş komitelerine karşı savunmasız bırakan bir ablukaya sokan büyük bir hata’ olarak tanımlıyor.

Kuveyt'te koalisyon güçlerine teslim olan Iraklı askerler (Getty)
Kuveyt'te koalisyon güçlerine teslim olan Iraklı askerler (Getty)

Irak, etrafı uluslararası kararlar, yaptırımlar ve rejimin yaptıklarına dair bölgesel kategorik kınamalarla çevrili, tecrit edilmiş bir adaya dönüştü. ABD güçleri, Irak ordusuna ağır kayıplar verdirdi. Irak muhalefeti, daha önce asla hayalini dahi kuramayacakları bir fırsat yakaladı. Irak rejiminin Kuveyt'i işgal ederek siciline işlediği ağır suç, daha sonra ABD’nin eski Başkanı George W. Bush yönetiminin 11 Eylül 2001 saldırılarını bahane ederek 2003 yılının mart ayında Irak'ı işgalinin önünü açtı.

ABD yönetimi, işgali haklı göstermek amacıyla Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu ve Saddam Hüseyin rejiminin El Kaide ile ilişkileri olduğu şeklinde çeşitli bahaneler öne sürdü. Cumeyli, İran'ın tanınmış bir Iraklı muhalif aracılığıyla uydurma ve yanıltıcı bilgilerin aktarılmasında önemli bir rol oynadığını belirtti.

Yirmi yıldır Saddam Hüseyin rejimi ile El Kaide arasında bir bağ olup olmadığı konusunda süregelen bir tartışma söz konusu.

Röportajı yaptığım Cumeyli’nin Suriye’deki Müslüman Kardeşleri kullanarak o sıra Sudan'da olan El Kaide lideri Usame bin Ladin'e ilk sözlü mesajı gönderen kişi olması tamamen bir tesadüftü. İlk girişim sekteye uğramıştı, ancak İslamcı lideri ve Ömer el-Beşir rejiminin kurucu babası Şeyh Hasan el-Turabi'nin arabuluculuğu Usame bin Ladin'in, ABD işgalinden sonra başka bir davada idam edilen Irak İstihbarat Servisi Şefi Faruk Hicazi ile görüşmesinin önünü açtı.

Sözü Cumeyli’ye bırakıyorum:

Kuveyt’in işgalinden önce Suudi Arabistan ile aramızda taraflardan hiçbirinin diğerinin iç işlerine karışmamasını ve topraklarında casusluk faaliyetleri ve operasyonlar yürütmemesini öngören bir güvenlik anlaşma vardı. İlişkilerimiz iyiydi, ama bu anlaşma resmen değilse de Kuveyt'in işgaliyle fiilen sona erdi. Suudi Arabistan ile Irak muhalefeti arasındaki görüşmeler yapıldığına dair duyumlar almaya başladık. Başkana (Saddam Hüseyin) Suudi Arabistan ile güvenlik anlaşmasını iptal etmeyi önerdiğimiz bir rapor yazdık, ama o bu öneriyi reddetti. Daha sonra kendisine bu konuda aylık olarak rapor vermemizi istedi. Daha sonra Suudi Arabistan’ın rejim değişikliğini desteklemeye başladığı sonucuna vardı. Bu doğrultuda Iraklı kurumların ‘özellikle ABD’nin askeri varlığını baltalamak için tüm gücüyle çalışması’ talimatı verdi.

Başkan tarafından bizzat böyle bir talimat yayınlandığında, ilgili tüm kurumların bu talimatın uygulanmasına katkıda bulunabilecek tüm belgeleri araştırması gerekir. O dönemde İstihbarat Servisi’nin Suriye Masası şefiydim. Suriye’de Adnan Ukla'nın liderliğindeki Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) ile ilişkilerimiz vardı. Adnan'ın kardeşi Abdulmelik, İhvan'ın Usame bin Ladin ile bağlantıları olduğunu ve ona mesajımızı iletebileceklerini söyledi. Onu çağırdım ve Bağdat'ta bir otelde onunla görüştüm. Bunu yapmaya hazır olduğunu bir kez daha yineledi. Usame bin Ladin’e artık ABD güçlerini Arap Yarımadası'ndan ve bölgeden çıkarma gibi ortak bir hedefimiz olduğuna ve bu konuda iş birliği yapabileceğimize dair sözlü bir mesajı iletti. Abdulmelik’e 10 bin dolar kadar yol harçlığı verdik.

Hasan Turabi (ortada) Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin (sağda) rejimi ile El Kaide Lideri Usame bin Ladin (solda) arasında bir görüşmeye arabuluculuk yaptı  (Reuters / Getty)
Hasan Turabi (ortada) Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin (sağda) rejimi ile El Kaide Lideri Usame bin Ladin (solda) arasında bir görüşmeye arabuluculuk yaptı  (Reuters / Getty)

Yaklaşık bir ay kadar sonra geri döndü ve bize bin Ladin'in oldukça katı bir tutum sergilediğini ve Irak'taki rejimin kafir bir rejim olduğunu defalarca kez tekrarladığını bildirdi. Onun ABD güçlerinin gelişine de bunun sebep olduğunu, (Irak rejimi) temsilcileriyle herhangi bir görüşmeye ya da onunla iş birliğine yer olmadığını söylediğini aktardı. Tabii burada 1990’lı yılların başlarından bahsediyoruz. Henüz El Kaide 11 Eylül saldırılarının gerçekleştirmemişti. O gün İstihbarat Servisi yetkililerinden Faruk Hicazi'den Usame bin Ladin'den başka bir kanal üzerinden benzer bir yanıtın daha geldiğini duydum. Hicazi'nin daha sonra Hartum'u ziyaret ettiğini ve görüşmeye katıldığı öğrenilen Sudanlı bir siyasetçi ve din adamının (Dr. Hasan et-Turabi) arabuluculuğunun ardından Usame bin Ladin ile görüştüğünü anladım. Hicazi, Başkana görüşmeler hakkında bilgi verdi. El Kaide ile herhangi bir iş birliği yoktu. George W. Bush’un Başkanın Usame bin Ladin'e temsilci gönderdiğini söylediğinde kastettiği buydu. Bence El Kaide ile Irak arasında herhangi bir iş birliği olmadığını biliyordu, ama işgali haklı göstermek amacıyla bundan bahsetmekten kaçındı.

Burada başka bir kaynaktan alıntı yapmak için Cumeyli röportajına biraz ara vereceğim. Kaynak, Usame bin Ladin'in görüşmede, El Kaide’nin Irak'a taşınması ve orada bir kamp kurması ihtimalini sorduğunu söyledi. Saddam Hüseyin’in Hicazi'ye bu konuda ne düşündüğünü sorduğunu aktaran kaynak, Hicazi’nin El Kaide’yi kontrol etmenin zor olacağı ve onlara ev sahipliği yapmanın büyük bir bedel ödemeye yol açacağı yanıtını verdiğini ve bu yüzden Saddam Hüseyin’in, Bin Ladin'in mesajına cevap verilmemesi talimatı verdiği ve bağlantıların kesildiğini belirtti.

Cumeyli, Turabi'nin Saddam Hüseyin rejimiyle güçlü ilişkileri olduğunu teyit ederken Sudanlı İslamcı liderin Irak'tan destek alıp almadığını bilmediğini söyledi.

George Bush yönetimi, 11 Eylül 2001 saldırılarını 2003’te Irak’ın işgalini haklı göstermek için kullanmaya çalıştı (Getty)
George Bush yönetimi, 11 Eylül 2001 saldırılarını 2003’te Irak’ın işgalini haklı göstermek için kullanmaya çalıştı (Getty)

Batı ülkelerinin istihbarat servisleri, 11 Eylül saldırılarından sonra saldırıların faillerinden biri olan Muhammed Atta ile Irak İstihbarat Servisi’nden bir yetkili arasında Prag yakınlarındaki bir otelde bir görüşme yapıldığını bildirdi. Iraklı istihbaratçının adı İbrahim el-Ani idi ve Ahmed el-Ani kod adını kullanıyordu.

Böyle bir görüşme yapıldığını inkar eden Ani ile birlikte soruşturmaya katılan Cumeyli, Ani’nin kaynaklarından biriyle görüşmek için otele gittiğini, ancak otelde garip bir hareketlilik hissedince geri döndüğünü, Muhammed Atta'yı görmediğini ve onunla tokalaşmadığını söylediğini aktardı. ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra hapishanede Ani ile görüşerek soruyu ona tekrar sorduğunu söyleyen Cumeyli, daha önce söylediklerinin harfi harfine doğru olduğunu ve İstihbarat Servisi’nden hiçbir şey saklamadığını söylediğini anlattı.

Abdurrahman Yasin'in hikayesi

1990'lı yıllarda ABD ile Irak arasındaki ilişkilerinde soruna yola açan bir diğer çetrefilli dosya ise Abdurrahman Yasin dosyasıydı. Yasin Irak'ta hapse atılan Irak asıllı bir ABD vatandaşıydı. ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra ortadan kayboldu ve daha sonra izine rastlanmadı.

New York'taki Dünya Ticaret Merkezi, 1993 yılında, iki Iraklı kardeşin de aralarında bulunduğu bir grup El Kaide üyesi tarafından bombalı saldırıya uğradı. ABD’li yetkililer, bu iki kardeşi tutukladı, fakat delil yetersizliğinden Abdurrahman Yasin adlı kişiyi serbest bırakmak zorunda kaldılar. O günlerde yasalar bugünkü kadar katı değildi. Yasin, Ürdün'e gitmek üzere ABD’den ayrıldı ve ardından Irak'a geçti.

Abdurrahim Yasin’in 1993'te Dünya Ticaret Merkezi’ni havaya uçurmaya teşebbüsten ABD makamlarında arandığını gösteren ilan. Yasin daha sonra Felluce’de hapishanedeyken ortadan kayboldu (Şarku’l Avsat)
Abdurrahim Yasin’in 1993'te Dünya Ticaret Merkezi’ni havaya uçurmaya teşebbüsten ABD makamlarında arandığını gösteren ilan. Yasin daha sonra Felluce’de hapishanedeyken ortadan kayboldu (Şarku’l Avsat)

ABD güvenlik servisleri bir süre sonra Yasin’in patlamada kullanılan ve bir kamyona yerleştirilen devasa bombanın yapımına karıştığını kanıtladılar. ABD’li yetkililer, Yasin’in Irak'ta olduğunu ve bunun Irak istihbarat servislerinin bilgisi dahilinde olduğunu öne sürdüler. (Yasin’in) Irak'ta olduğunu biliyorduk, ama nerede olduğunu bilmiyorduk. Onu 6 ay boyunca aradık. Ardından onu Bağdat'ın ünlü eş-Şiya semtinde bir otomobil tamirhanesinde çalışırken bulduk. Yasin’i tutuklayıp hapse attık ve Yasin’in Irak'ı terör olaylarına karıştırmak için gönderildiğinden çekinen Başkan’a haber verdik. Daha sonra ABD’li yetkililere Yasin’in Irak’ta olduğunu bildirme kararı alındı. New York'taki istihbarat şubesi müdüründen ABD istihbaratıyla temasa geçip Yasin’i yakaladığımızı ve Dünya Ticaret Merkezi'ne bombalı saldırı olayıyla ilgili tüm bilgileri edindiğimizi bildirmesini istedik. Sorgulaması sırasında her şeyi itiraf eden Yasin, olayı anlattı ve 1991 yılında (1990-1991 Körfez Savaşı'nda) ABD ordusunun Irak güçlerini Kuveyt'ten püskürtmesine misilleme olarak saldırı girişiminde bulunduklarını söyledi. Adam ABD vatandaşıydı ve suç ABD topraklarında işlenmişti.

ABD’liler, bilgilerin kendilerine yazılı olarak gönderilmesini talep ettiler. Başkanın yanıtı açıktı: “Onlar için rapor yazmıyoruz. Eğer durumu anlamamızı istiyorlarsa konuyu doğrudan bizimle konuşsunlar” dedi. Böylece, sorun 1993 yılından 2001 yılına kadar sürüncemede kaldı. Adamı Kazımiye'de güvenlikli küçük bir binada tutuyorduk. Binanın en üst katında İran'la yaşanan savaştan önce Irak semalarında uçarken uçağı düşürülen İranlı pilot vardı.

ABD’liler 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından yeniden Irak'ın terörü desteklediği meselesini gündeme getirdiler. Biz de İstihbarat Servisi’nde Yasin’in ABD’ye teslim edilmesi konusunu yeniden değerlendirmeye karar verdik. Mısır istihbaratını devreye soktuk. ABD’liler Yasin’in teslim alınması için bir uçak göndermeyi kabul ettiler, ancak Başkan ABD’den bir uçağın Irak’a gelişini kabul etmedi. ABD’li yetkililerin Mısır’a ait bir uçakla gelmelerini önerdik. Başkan buna itiraz etmedi. Fakat daha sonra ABD’lilerin Yasin’i teslim aldıklarına dair belgeyi imzalamak istememeleri yüzünden yeni bir düğüm ortaya çıktı. Başkan daha sonra Yasin’i başka bir şekilde aldıklarını iddia edeceklerinden ve Irak'ı suçlayacaklarından çekindi. Böylece adam Irak’ta tutuklu kalmaya devam etti. İşgalden sonra Felluce'deki bir hapishaneye nakledildi ve orada ortadan kayboldu. O günden beri de ona ne olduğu hakkında hiçbir şey bilinmiyor.

Burada röportajımızın seyrini Irak ve İran’ın birbirlerine karşı gerçekleştirdikleri darbelere yönlendirmeyi teklif ettim ve Cumeyli bunu kabul etti.

Karaçi’de kıyasıya bir mücadele

İran ile Irak arasındaki savaşın 1986 yılında zirveye çıktığı dönemde İran istihbaratı, Karaçi'de Irak İstihbarat Servisi Şube Müdürü N. Abdusselam’ı hedef aldı. Abdusselam, arabasının camı açık olduğu halde kalabalık bir pazardan geçiyordu. İranlı ajanlardan biri ona yaklaştı ve arabaya bir el bombası attı. Abdusselam, kendini arabadan atamadı ve patlama sonucunda öldü. Dönemin Irak İstihbarat Servisi Şefi Fazıl el-Burak şehidin annesini teselli etmeye gittiğinde o kadar etkilendi ki, ona katillerin başlarını Bağdat'a getireceğinin sözünü verdi.

İstihbarat Servisi, dört failin de kimliğini belirlemek için büyük çaba sarf etti. İstihbarat üyeleri K.B. ve M.C. liderliğinde özel bir operasyon timi Karaçi'ye gönderildi. İyi düşünülmüş bir planla infazcılardan ikisi intikam için donatılmış ve özel olarak kiralanmış bir daireye çekildi. Daireye girer girmez pusuya düşürüldüler ve ölüme mahkum edildiler. O sıra başlarının diplomatik postaya ait bir çanta içinde Bağdat'a getirildiği bildirildi.

İran Beyrut'ta Irak’ı hedef aldı

Şarku'l Avsat gazetesi, 1981 yılında Irak’ın Beyrut'taki Büyükelçiliğinin bombalanması olayını manşetten duyurdu
Şarku'l Avsat gazetesi, 1981 yılında Irak’ın Beyrut'taki Büyükelçiliğinin bombalanması olayını manşetten duyurdu

Beyrut, 1981 yılında, İran istihbaratının Irak’ın Beyrut Büyükelçiliğine yönelik şiddetli bir saldırısına tanık oldu. Patlamada, aralarında şair Nizar Kabbani'nin eşi Belkıs er-Ravi’nin de olduğu onlarca insan hayatını kaybetti.

Cumeyli, olayı şöyle anlattı:

Lübnan, 1975 yılından itibaren iç savaşa girdi ve Suriye için tam bir nüfuz alanı haline geldi. Irak’ın Lübnan’da diplomatik ve istihbarat varlığı Suriye’yi rahatsız ediyordu. Ancak Irak, İran'la yaşanan savaşla meşgul olduğundan Suriye ile karşı karşıya gelmedi.

 

Suriyeli istihbarat servisleri, 1981’deki bombalı saldırıdan önceki gün arabaların bina giriş izni almak için durmak zorunda oldukları demir bariyerin mekanizmasını bozarak Irak’ın Beyrut Büyükelçiliğinin bombalanması olayında aktif rol aldı. Mekanizmanın bozulması İslami Dava Partisi'nden Ebu Meryem el-Karadi adlı canlı bombanın büyükelçilik ana binasına girip binayı tamamen havaya uçurmasının önünü açtı.

Muhammed Mehdi el-Hekim'in Hartum'da öldürülmesi

Daha sonra Irak ile İran arasında özellikle 1988 yılında yoğunlaşan karşılıklı darbeler Sudan'a kadar uzanacaktır. İslami Dava Partisi'nin kurucularından Muhammed Bakır el-Hekim'in kardeşi Muhammed Mehdi el-Hekim, Irak'tan kaçmayı başardıktan sonra yurt dışında İran yanlısı muhalefet içinde aktif bir rol üstlendi. Irak rejiminin düşmesi ve İran'la iş birliği içinde olan İslami bir rejim kurulması çağrısında bulunuyordu. Sudan’da Dr. Hasan et-Turabi ile de görüştüğü bir konferansa katıldığı sırada hedef alınmasına karar verildi.

Saldırı, kaldığı otelde düzenlendi. Saldırıyı düzenleyen istihbarat üyelerinden biri Hartum Uluslararası Havaalanı’na giderek yeni gelen ve Bağdat'a dönmek üzere olan Irak Havayolları uçağına son anda binmeyi başardı. Saldırıyı gerçekleştiren ikinci istihbarat üyesi, bıraktığı pasaportunu almak için Irak’ın Hartum Büyükelçiliğine gitmişti. Bu esnada Sudanlı güvenlik güçleri büyükelçiliğin etrafını sardı ve büyükelçilik binasından ayrılanların kimliklerini kontrol etmeye başladı. İstihbaratçının önce büyükelçilik binasından çıkması, ardından Irak Havayolları’nın haftalık uçuş gerçekleştiren uçağıyla Irak'a kaçması için bir plan yapılması gerekiyordu.

Büyükelçinin arabasıyla büyükelçilikten kaçırılarak büyükelçinin rutin prosedürlerinden geçirilmeden Hartum Uluslararası Havaalanı yakınlarına civarına götürülen istihbaratçı, Sudanlı üst düzey bir güvenlik yetkilisi tarafından gece saat 21.00 sularında havaalanının dış çitinden havaalanına sokuldu. Öncesinde Saddam Uluslararası Havaalanı’nda (şimdiki adı Bağdat Uluslararası Havaalanı) özel harekat görevlileri ile Hartum'a giden Irak uçağının pilotu arasında bir toplantı yapılmıştı. Pilot, görev hakkında hiçbir şey bilmiyordu.

Pilottan piste inerken uçağın ışıklarıyla bir sinyal vermesi istendi. Işıkları dönüşümlü olarak üç kez kapatıp açacaktı. Böylece istihbaratçı ve onu kaçıran kişi mesajı alacaktı. Ayrıca pilottan pistin başında birkaç dakika durması, arka kapının (acil durum kapısı) açılmasına izin vermesi ve arka kapı kapanıp kalkış için sinyal alana kadar hareket etmemesi istendi. Tüm bunların yapılabilmesi için iki istihbarat üyesi uçuş görevlisi ve uçuş ekibinin bir üyesi olarak uçakta kimlikleri gizlenerek yer aldı. Plan başarılı oldu ve istihbaratçı, ne pilot ne de yolcular neler olduğunu anlamadan Bağdat'a geri döndü.



Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.