Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Kaddafi ve Esed’in cezalandırılması… Chirac’a gönderilen para çantaları ve Danielle Mitterrand’a suikast girişimi

Irak’ın ‘Baas’a bağlı’ İstihbarat Servisi’nin eski ABD masası şefi Salim el-Cumeyli, Irak istihbaratının eski defterlerini Şarku’l Avsat için açtı (4)

(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)
(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)
TT

Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Kaddafi ve Esed’in cezalandırılması… Chirac’a gönderilen para çantaları ve Danielle Mitterrand’a suikast girişimi

(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)
(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)

Her ikisinin de tabiatından kaynaklanan sebeplerle Saddam Hüseyin ile Muammer Kaddafi arasında dostluk yoktu. Kaddafi, Arap dünyası liderliğinin kendisine verilmesi gerektiği yönünde bir yanılgıya sahipti. Libya’nın, İran-Irak savaşında İran’ın yanında durması da aradaki gerginliği artırdı. Saddam Hüseyin ile Hafız Esed arasında var olan ve Baasçı iki ülke ve iki başkent arasındaki şiddetli rekabetin yanı sıra Şam’ın Tahran’ın yanında yer almasından da kaynaklanan anlaşmazlık barizdi. İran’la savaşın sona ermesinden sonra Saddam, bu iki adamdan da intikam almaya çalışacaktı.

Öte yanda Saddam, eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile dostane ilişkiler kurdu ve bu dostluk, Chirac’ın seçim kampanyalarının finanse edilmesine kadar uzandı. Aynı şey, merhum Pakistan Başbakanı Benazir Butto ile olan ilişkisinde de yaşandı. Ancak eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın eşi Danielle Mitterrand’ın oynadığı rol, Irak makamlarını kızdırdı ve bu yüzden teşkilatın bombalarından birine hedef oldu ancak tesadüf eseri kurtuldu.

Irak İstihbaratı ABD Birimi Başkanı Salim el-Cumeyli, hafızasında uyuyan pek çok konu başlığını uyandırıp anlatıyor. 1970’li yıllarda Saddam Hüseyin, Irak’ı ziyaret eden Fransa Başbakanı Jacques Chirac ile samimi bir ilişki kurdu. Chirac, Saddam’ın kişiliğine hayran kalmış ve Arapların vaziyetini anlıyor, Ortadoğu’nun meseleleriyle de olumlu bir şekilde başa çıkabiliyor görüntüsü çizmişti. Bir kısmı hassas olmak üzere birçok alanda işbirliği yapıldı.

Bu ilişki çerçevesinde Cumhurbaşkanı istihbarat teşkilatına, Fransa seçimlerinde Chirac’ı desteklemesi için talimat verdi; teşkilat da 1980’li yıllardaki iki seçim kampanyasında ona mali destek sağladı. Konunun hassasiyetinden dolayı para transferi için bankaları kullanmak mümkün değildi tabi. Teşkilatın parayı bir çanta içerisinde göndermesi ve güvenlik servislerinin çantayı fark etmelerini önlemek için de teslim yerinin Paris metrosu olması gerekiyordu. Chirac’ın ekibi, şifreyi bilen birini metro istasyonuna gönderir ve çanta teslim alınırdı.

Bu dostluk ilişkisinin paralelinde Danielle Mitterrand, Irak’ı rahatsız eden faaliyetler içerisindeydi. İnsan hakları, sivil özgürlükler, etnik ve dinî azınlıkların durumu alanlarında aktivist olan Danielle Mitterrand, Kürt lider Celal Talabani ile güçlü bir ilişkiye sahipti ve bu yüzden Kürt meselesine geniş ilgi gösterdi. Kürdistan bölgesinin 1991’de “ayrılmasından” sonra Danielle’in Süleymaniye’ye yaptığı ziyaretler arttı ve rahatsızlık verici medya ve siyaset faaliyetleri yürütmeye başladı. Fransa’nın, BM Güvenlik Konseyi’nin uçuşa yasak bölgeler getirilmesine ilişkin 688 sayılı karar tasarısına verdiği destek de söz konusu faaliyetler kapsamındaydı. Halepçe meselesi ile Irak’ın kimyasal silah kullanımını çokça gündeme getirdi ve bu yüzden davranışlarına bir sınır konmasına karar verildi.

Temmuz 1992’de Süleymaniye bölgesine gerçekleştirdiği ziyaret esnasında Halepçe Şehitleri Anıtı’nı ziyaret etmeye niyetlendi ve yoluna bomba yerleştirildi. Ancak olaydan mucizevi bir şekilde kurtuldu, çünkü tesadüf eseri bomba ile arasından bir kamyon geçerek, ölmesini engelledi. Bu olay üzerine bir daha dönmemek üzere Süleymaniye’den ayrıldı.

Benazir Butto ile bir üniversite arkadaşı üzerinden bağlantı kurma girişimi başladı. Sözü edilen arkadaş, eski bir Iraklı bakanın oğluydu ve 1970’li yıllarda Britanya’da Butto ile aynı üniversitede eğitim almıştı. Daha sonra bu ilişki, doğrudan ilişkiye dönüştü ve teşkilat ona, iki seçim turunu kazanmasına imkân sağlayacak şekilde büyük bir mali destek sundu.

Eritre Devlet Başkanı Isaias Afewerki ile ilişki, Eritre Halk Kurtuluş Cephesi’nin genel sekreteri olduğu günlerde başladı ve ona da destek sunuldu. Aslında Bereke Tefric adlı bir Cezayirli savaşçı aracılığıyla başlayan bu ilişki, Eritre bağımsızlığını kazanıp Afewerki devlet başkanı olana kadar devam etti.

İran, Bağdat’ı patlatabilecek füzeler arayışındaydı. Suriyeli yetkililer, bu rolü oynamak istemedi ve İranlılara, Libyalı yetkililerle iletişime geçmelerini tavsiye etti. Muammer Kaddafi, buna çok hevesli değildi, ancak “ikinci adam” Abdüsselam Callud’un ısrarı onu onaylamaya sevk etti. Kaddafi’nin pek çok nedenden ötürü İran’la ilişkileri sıkılaştırmak istediğini düşünenler var. Onlara göre bu sebeplerden biri, İmam Musa Sadr’ı saklamakla itham edildiği sayfayı çevirmektir. Hikâyeyi anlatması için sözü Cumeyli’ye bırakıyorum.

Kaddafi’den intikam alma hedefine matuf bir hava köprüsü

Bağdat 1985 yılında, İran-Irak savaşındaki askerî operasyonların doruk noktasında ilk İran füzesinin düşmesiyle dehşete uğradı. Bağdat’ın merkezine düşen bu füze, Merkez Bankası binasını hedef almıştı. İran, savaşın başladığı andan beri Bağdat’ı füzelerle bombalayamamıştı. Uzmanlar, füze parçalarını inceleyince bunun Rus yapımı bir Scud füzesi olduğu ve İran ordusunun silah listesinde yer almadığı ortaya çıktı. Meselenin peşine düşüldükten sonra Libya’nın İran’a bu türden füzeler tedarik ettiği anlaşıldı. Doğrusu, İran’ın bu tür füzelere sahip olması, o zamanlar “şehirler savaşı” olarak adlandırılan mücadelenin tırmanmasına katkı sağladı.

Bu pervasız hareketin, Kaddafi’nin Irak Cumhurbaşkanı’na duyduğu nefretin bir ifadesi olduğu açıktı. Saddam Hüseyin, Libya sınırlarında istihbari ve askerî varlık gösterilmesi için emir verdi. Libya-Çad sınırında Libya muhalefeti vardı. Irak, Çad Devlet Başkanı Hüseyin Habri’yi destekliyor ve onunla güçlü bir ilişki kuruyorken, Kaddafi’nin güçleri de Habri’ye muhalif silahlı hareketlere destek veriyordu.

Libya-Çad sınırında Libya muhalefetine ait bir kamp kuruldu ve Bağdat ve Çad’da bulunan Libyalı muhalif unsurlar askerî eğitim için oraya nakledildi. Irak’ın desteği ciddiydi. Bağdat’taki Reşid askerî üssünden Çad’ın başkenti Encemine’deki (N’Djaména) havalimanına bir hava köprüsü kuruldu. Hafif ve orta silahlar, havan topları ve tanksavarları içeren nakliye operasyonları, istihbarat görevlileri tarafından denetleniyordu. Siyasi yönden de dosyanın sorumlusu Tarık Aziz’di.

Libya muhalefeti, eğitimini tamamladığında Kaddafi’nin güçlerine beklenmedik bir saldırıda bulundu ve onları ağır hasarlara uğratarak savaştan geri çekilmelerine sebep oldu. Birkaç gün sonra Albay Kaddafi, yakını Ahmed Kaddaf ed-Dem’i Bağdat’a gönderdi. Ahmed Kaddaf ed-Dem’i, İstihbarat Teşkilatı Başkanı Dr. Fazıl el-Berrak ile Korgeneral Hüseyin Kamil karşıladı. Ziyaretin düzenlemelerini denetleyen kişi de bendim. İki taraf, Libya’nın İran’a desteğini kesmesi karşılığında Irak’ın Libya muhalefetine desteğini sonlandırması üzerine anlaştı.

Lübnan’da bir savaş

Irak-İran savaşının bitişi, Lübnan’ın geneline yayılan kargaşayla aynı zamana denk geldi. Kargaşa, eski Lübnan Devlet Başkanı Emin el-Cemayel’in Ordu Komutanı Mişel Avn’ı başbakan olarak atamasından sonra cumhurbaşkanı pozisyonunda doğan anayasal boşluktan kaynaklanıyordu. Mişel Avn, Mart 1989’da Suriye varlığına karşı “Kurtuluş Savaşı” adıyla savaş başlatan kişiydi. Avn, Lübnan’da Suriye askerî varlığına izin verilmesini öngören Taif Anlaşması’na itiraz etti ve seçildikten 16 gün sonra öldürülen Devlet Başkanı Röne Muavvad’ı ve onun halefi İlyas el-Heravi’yi tanımadı. İstihbarat teşkilatı, General Avn’la ve Samir Ca’ca ile Kerim Bakraduni’nin ekibinden olup Avn’ın yanında duran taraflarla sıkı ilişki içerisindeydi. Lübnan dosyası, Dış Hizmet Genel Müdürü Faruk Hicazi ve Birinci Uluslararası Müdürü Cabbar ez-Zübeydi tarafından yürütülüyordu.

O esnada İran’la savaşı biten Irak’ın, Hafız Esed’den intikam alması gerekiyordu. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, istihbarat teşkilatına Lübnan’a tüm gücüyle müdahale edip, Suriye varlığına karşı savaşında General Mişel Avn’ı maddi ve askeri olarak destekleme emri verdi. İstihbarat teşkilatının, Cumhurbaşkanı’nın emrini gecikmeden yerine getirmek için planlar hazırlaması gerekiyordu. Teşkilatın önemli kaynakları arasında, deniz taşımacılığı operasyonları, silah ve patlayıcı kaçakçılığı alanlarında uzman ve son derece yetenekli Filistinli R. H. R. de vardı; silahların Akabe limanı üzerinden ulaştırılması görevi ona verildi ve plan, onunla anlaşma sağlanarak yapıldı. Yetkili istihbarat görevlisi H. R. Z., Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı ile işbirliği yaparak Bakanlıktan “ez-Zevra” adını taşıyan sivil bir gemi kiraladı. Gemi, “Scorpion” adıyla tâbiiyetini Kıbrıs olacak şekilde değiştirmek üzere Yunanistan’a doğru yola çıktı.  

Askerî Hükümet Başkanı Mişel Avn, Eki 1989’da Lübnan Başkanlık Sarayı’nda… Saddam, Suriye ordusunu Lübnan’dan çıkarmak için bir savaş başlatan General’in kuvvetlerine askerî destek sağladı (Getty Images)
Askerî Hükümet Başkanı Mişel Avn, Eki 1989’da Lübnan Başkanlık Sarayı’nda… Saddam, Suriye ordusunu Lübnan’dan çıkarmak için bir savaş başlatan General’in kuvvetlerine askerî destek sağladı (Getty Images)

Irak Savunma Bakanlığı, Ürdün siyasi ve askerî yetkilileriyle koordineli olarak ekipman ve silahları Akabe limanına nakletti. Sevkiyat konvoyları, Akabe limanına yöneldi ve kamuflaj için silah kamyonlarının üzerine çimento konularak Kıbrıs gemisi Scorpion’a yüklendi.

Teşkilat, İsrail’in sevkiyatı denizde durduracağından endişe ediyordu. Bundan dolayı gemiye, özel harekât biriminden intihar bombacıları yerleştirildi. Bunların görevi, İsrail’in karşı çıkması halinde gemiyi savunmak ya da içindekiler de dahil olmak üzere gemiyi patlatmaktı. Aynı zamanda Yemen’in Hudeyde limanı üzerinden Lübnan’a başka sevkiyatlar da yapıldı ve silahların kendi topraklarından veya sularından geçmesi gereken ülkelerin onayı alındı. Lübnan’a büyük miktarlarda silah, başarıyla aktarıldı ve Avn’a ve Samir Ca’ca gibi onunla ittifak halinde olan ekibe teslim edildi.

Mali desteğe gelince… Irak, Avn’a 11 milyon dolar nakit desteği sağladı. Bu destek, Lübnan’daki Suriye askerî varlığının baltalanması ve ağır kayıplara uğratılmasına katkıda bulundu. Bununla birlikte Irak’ın Kuveyt’i işgal edip siyasi, ekonomik ve askerî olarak kuşatılmasından sonra güç dengeleri bir anda değişti, mali ve askerî destek durduruldu, Suriye güçleri General Avn’ın güçlerini yenip onu kuşatmayı başardı. Bunun üzerine General Avn, Fransa Büyükelçiliğine sığındı ve sonra Fransa’daki sürgün yerine gitmek üzere ülkeden ayrıldı. 2002 yılında Beyrut’taki büyükelçiliğimizde bulunan irtibat görevlisi A. S., Paris’e gönderildi ve General Avn ile kendi konutunda bir araya geldi. Görevli, Avn’a liderliğin selamlarını iletti ve Irak’ın kendisine verdiği desteği gözden geçirdi. General, Lübnan’ın bağımsızlığı konusundaki tutumlarından dolayı Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’e minnettarlığını ve şükranlarını ifade etti.

Hizbullah’la ilişki

Lübnan Hizbullah’ı, İran ve Suriye’nin desteğiyle 1982’de kurulduğundan beri Lübnan’daki Irak varlığıyla bir düşmanlık halindeydi. Bu durum, Hizbullah’ın İsrail ordusunu tüketen bir gerilla savaşı başlatmasından sonra İsrail güçlerinin Lübnan’ın güneyinden tahliye edildiği 2000 yılına kadar böyle devam etti. Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, Hizbullah savaşçılarının kahramanlığından etkilenmişti. Basit silahlarla topraklarını kurtaran bir grup Lübnanlı gencin yetenekleri ile İsrail’in Arap topraklarını işgali karşısında hiçbir şey yapamamış Arap rejimlerinin orduları arasında kıyaslama yapıyordu.

Salim el-Cumeyli (Şarku’l-Avsat)
Salim el-Cumeyli (Şarku’l-Avsat)

2000 yılında Irak’ın Tahran ve Şam ile ilişkisi düzelmiş ve her şey geçmişte kalmıştı. Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, istihbarat teşkilatından, Hizbullah’la iletişime geçilip ihtiyaçlarının öğrenilmesini istedi. Lübnan’a iki kez bir üst düzey dış hizmet yetkilisi  gönderdi ve bu yetkili, Hizbullah’ın el-Emin ailesinden bir temsilcisiyle görüştü. Hizbullah, mali destek talebinde bulundu. Irak’ın petrol kuponları dışında para desteği sağlayacak mali gücü yoktu ve muhtemelen bu kuponlar da fayda sağlamadı, çünkü değeri rekor seviyelere düşmüştü. Hizbullah’ın bir temsilcisi, 2001 ve 2002 yıllarında olmak üzere Irak’ı iki kez ziyaret etti. Hizbullah, bir grup savaşçısını da gönderdi. Bunlar, Hizbullah adına faaliyet göstermiyordu; işgalden önce Irak’a giren ve Arap mücahitlerin yanında savaşa katılan Suriyeli savaşçılarla birlikteydi. Amerikan güçleri, grubun daha önce İmad Mugniye ile çalışmış olan lideri el-Hac M. Abdullah’ı tutuklamıştı.

Saddam ve Esed arasında yaz ve kış

Iraklı ve Suriyeli Baasçılar arasındaki ilişkilerde temel kaide, gerilim hattıydı. Her iki taraf da diğer tarafın muhaliflerine ev sahipliği yaptı. Suriye’nin Irak’la olan savaşında İran’ın yanında durması, birkaç ateşkesle giderilemeyen şüpheler bıraktı. Cumeyli’den bazı durakları hatırlamasını istedim; o da bu duraklara geri döndü.

1991 yılı sonlarında Suriye’nin Madrid’de İsrail’le barış müzakerelerine katıldığı esnada, Suriye içinde özellikle İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) tarafından bir gerginlik meydana geldi. Müslüman Kardeşler, halkın Suriye’nin Irak’a karşı savaşa katılması ve Amerika’nın gözetiminde İsrail’le ikili müzakerelere dahil olmasından duyduğu hoşnutsuzluktan yararlanarak, Esed rejimine karşı ikinci bir silahlı devrim yapma kararı aldı.

Hafız el-Esed (Getty Images)
Hafız el-Esed (Getty Images)

Müslüman Kardeşler, er-Remadi şehri yakınlarındaki bir kampta eğitim alan yaklaşık 300 savaşçıya sahipti. Başta Ali Sadreddin el-Beyanuni olmak üzere liderleri, bu savaşçıların silahlandırılmasını ve Türkiye’ye sızıp oradan da silahlı isyan ilan etmek üzere Suriye’ye girmeleri için izin verilmesini talep etti. Onlarla bu maceradan doğacak tehlikeleri tartıştık ve en az 30 bin Suriyelinin öldürülmesine yol açan 1982 İhvan Devrimi senaryosunun tekrarlanmasından korktuğumuzu dile getirdik. Ancak Müslüman Kardeşler liderliği, koşulların farklı olduğunu ve geçmişte olanların tekrarlanmayacağını vurguladı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığına, Müslüman Kardeşler’in planını bildirdik ve taleplerinin onaylanmasını tavsiye ettik ama Cumhurbaşkanı’nın cevabı farklı oldu: “Onaylamıyorum… Koşullar uygun değil… Suriye rejimi, İsrail’le müzakerelere girdi ve varlığını tehdit eden bir iç tehlike karşısında zayıflık hissederse, Amerika ile Batı’dan himaye talep edecek ve İsrail lehine şu an vermek istemediği tavizler verecek.”

Talib es-Süheyl’in katillerinin serbest bırakılması

1996’da bir büyükelçi ve istihbarat yetkilisinin de bulunduğu küçük bir Iraklı heyet, Şam’ı ziyaret ederek Esed’e Saddam’dan sözlü bir mesaj iletti. Mesajın ilk noktası şuydu: Suriye ve Irak, Amerika’nın hedef aldığı ülkeler listesinde yer alıyor; ilişkileri yeniden tesis etmek ve sınırları açmak için çalışmak, Arap ulusal güvenliğinin çıkarınadır. İkinci olarak ise Esed’den, Şeyh Talib es-Süheyl’e suikast suçundan hüküm giyen iki istihbarat subayı M. C. ve H. H.’nin serbest bırakılması için Lübnanlı yetkililere müdahale etmesi istendi. İkinci talep, Esed’in ne kadar ciddi olduğunu test etme mahiyetindeydi. Esed, kabul etti; Lübnanlı yetkililer o iki mahkûmu serbest bıraktı ve Suriye istihbaratı onları güzel ağırladı.

Saddam Hüseyin (Getty Images)
Saddam Hüseyin (Getty Images)

Esed, siyasi ilişkiler hakkında, “Ebu Uday, sevdi mi tam sever, nefret etti mi tümden nefret eder.” dedi ve ilişkilerin yeniden kurulmasının daha fazla zaman gerektirdiğini, Suriye’nin halihazırda baskılara maruz kaldığını belirtti. Esed, “İki ülkede büyükelçilik açsak bile Irak istihbarat yetkililerini gönderecek, Suriye de aynısını yapacak ve dolayısıyla ilişki depreşecek.” ifadelerini dile getirdikten sonra önceliğin, iki ülke liderliği arasındaki güveni artırmak olduğuna işaret etti. Bizce Esed, Körfez ülkelerinden elde ettiği mali kazanımları olabildiğince korumak istiyordu.

Türkiye, Şam’ın Abdullah Öcalan’ı sınır dışı etmemesi halinde Suriye topraklarını işgal etmekle tehdit ettiğinde Saddam, Esed’e sözlü bir mesaj gönderdi. Bu mesajda Irak’ın, Suriye’yi işgal etmeleri halinde Türk güçleriyle savaşmak üzere tüm Cumhuriyet Muhafızlarını Esed’in emrine vermeye hazır olduğu belirtiliyordu. Buna karşılık Suriye istihbaratı yetkilisi Muhammed Mansura da şu mesajı iletti: “Cumhurbaşkanı Hafız Esed, tutumundan dolayı Irak liderliğine müteşekkirdir. Ancak Suriye, topraklarımızın bir kısmını işgal etse bile Türkiye’yle bir savaşa girmeye hazır değil. Böyle bir şey gerçekleşirse de Suriye, BM’ye şikayette bulunacak.”

Daha sonra Suriye, Öcalan’dan Suriye topraklarından ayrılmasını istedi. Öcalan, Yunanistan’a gitti ve Suriye istihbaratı, onun gittiği yer ve kullandığı pasaport hakkında Türkiye istihbaratına bilgi verdi.

Öcalan, Yunanistan’dan ayrılıp Kıbrıs pasaportuyla Kenya’ya gitti; orada ABD, Türkiye ve Kenya istihbaratları arasında gerçekleşen işbirliği ile tutuklandı ve Türk yetkililere teslim edildi.

Irak istihbaratı, Suriyeli birkaç güvenlik yetkilisiyle ilişki kurmak istedi ve ara sıra onların akrabaları ya da yakınlarına Irak’ta ticari faaliyetler için yardım etmekten geri durmadı. Suriye’yi, Amerikan işgalinden sonra teşkilatın hiç de azımsanmayacak sayıda subayını ağırlamaya sevk eden şey bu olabilir. Bununla birlikte Suriye, teşkilatın Dış Gizli Servis Genel Müdürü Faruk Hicazi (Usame bin Ladin ile Hartum’da görüşen adam), Askerî Sanayi Bakanı Abdüttevvab Molla Huveyş, eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Sebaavi İbrahim el-Hasan, Ticaret Bakanı Dr. Muhammed Mehdi Salih, Kurmay Korgeneral Kemal Mustafa, Teşkilat Güvenliği Müdürü Halid Necm ve Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in damadı Cemal Mustafa gibi aranan birçok üst düzey ismi Amerikalılara teslim etti.



Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.


Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
TT

Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)

Gazze'den bir grup gönüllü, Filistin topraklarındaki en eski ve en büyük kütüphanelerden birinin arazisinde, savaşın bedelini ödeyen ve zengin kültürel mirasın değerli bir parçasını temsil eden paha biçilmez eski kitapları kurtarmak için yoğun bir şekilde çalışıyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre diğer kültürel ve dini mekanlar gibi, Gazze Şeridi'nin en büyük ve en eski camisi olan Gazze Eski Şehri'ndeki Ömeri Camii'nin kütüphanesi de İsrail'in bombardımanında ciddi şekilde hasar gördü.

Bir zamanlar kilise olan 12’nci yüzyıldan kalma cami ise büyük ölçüde yıkıntıya dönüşmüş durumda.

Britanya Kütüphanesi'nin desteklediği bir miras koruma fonunu yöneten Hanin el-Umusi şunları söyledi:

“Kütüphanenin aldığı hasarın boyutunu görünce şok oldum. Çok acı bir manzaraydı. Kitapları kurtarmak için acele etmenin benim görevim olduğunu hissettim.”

AFP’ye konuşan Umusi, bir grup gönüllüyle birlikte kütüphaneyi kurtarmak için bir girişim başlattığını açıkladı.

Umusi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kütüphanenin batı kısmı, İsrail ile Hamas arasında 2023 yılının ekim ayında Hamas'ın daha önce eşi ya da benzeri görülmemiş saldırısının ardından iki yıl süren savaş sırasında Büyük Ömeri Camii'nin üç kez bombalanması sonucu yandı.”

Kütüphanede yaklaşık 20 bin kitap bulunduğunu, bunlardan sadece üç veya dört bin tanesinin kurtulduğunu belirten Umusi, “Büyük Ömeri Camii kütüphanesi, El-Aksa Camii Kütüphanesi ve Ahmed Paşa el-Cezar Kütüphanesi'nden sonra Filistin'in üçüncü büyük kütüphanesiydi. Hukuk, tıp, İslam fıkhı, edebiyat ve çeşitli diğer konularda çok çeşitli kitaplar içeren önemli bir tarihi kütüphaneydi” ifadelerini kullandı.

Gazze'nin uzun bir geçmişe sahip. Bu da Filistin topraklarını Kenan, Mısır, Pers ve Yunan gibi ardışık medeniyetlerin eserlerinin hazinesi haline getiriyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) geçtiğimiz yılın ekim ayı itibarıyla, savaşın patlak vermesinden bu yana 114 bölgede hasar olduğunu belgeledi. İsrail, iki yıllık savaş boyunca Gazze Şeridi'ne abluka uygulayarak, yıkıma uğramış Filistin topraklarında felaket boyutunda bir insani kriz ve gıda ve temel ihtiyaç maddelerinde kıtlığa neden oldu.

“Küf ve barut”

Eski taş kütüphanenin odalarından birinde, bir grup gönüllü, bazı kısımları yanmış, sayfaları sararmış bir kitabın kalıntılarını toplarken, içlerinden biri ‘küf ve barut kokusunun’ yükseldiğini belirtiyor. Bitişik odada ise Hanin eski bir kitabın tozlarına üfleyerek, “Bu nadir ve tarihi kitapların durumu içler acısı. Çünkü 700 ila 800 günden fazla bir süredir terk edilmiş durumdalar. Kitaplarda büyük hasar ve barut izleri görebiliyoruz” diye ekliyor.

BM’den bağımsız bir komisyon, 2025 yılının haziran ayında yayınladığı bir raporda, İsrail'in Gazze'deki okullara, dini ve kültürel mekanlara yönelik saldırılarının savaş suçu teşkil ettiğini açıkladı.

BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Hakkında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu raporunda, “İsrail, Gazze'deki eğitim sistemini tahrip etmiş ve Gazze Şeridi'ndeki dini ve kültürel mekanların yarısından fazlasına zarar vermiştir” ifadeleri yer aldı.

Bu rapora, BM komisyonunu ‘BM İnsan Hakları Konseyi'ne (BMİHK) bağlı, önyargılı ve siyasallaşmış bir mekanizma’ olarak nitelendirerek yanıt veren İsrail, raporu ‘Gazze savaşı hakkındaki yanlış anlatısını desteklemek için yapılan bir başka girişim’ olarak değerlendirdi.


İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)

Gazze Şeridi'nin çeşitli bölgelerinde İsrail güçlerinin bugün düzenlediği topçu ateşi ve silahlı saldırıda bir Filistinli vatandaş öldü, birçok kişi ise yaralandı.

Filistin Haber Ajansı (WAFA) tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberinde, Han Yunus'un güneyindeki Ard el-Limon bölgesini hedef alan bombalı saldırıda 27 yaşında bir adamın öldüğünü ve naaşının Nasır Tıp Kompleksi'ne kaldırıldığını bildirdi.

Ayrıca, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Ebu Hüseyin Okulu yakınlarında İsrail insansız hava aracı (İHA) ateşiyle bir Filistinli yaralandı; Han Yunus'un güneyindeki Kizan Ebu Reşvan bölgesinde ise bir kız çocuğu İsrail'in açtığı ateş sonucu yaralandı.

 Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)

İsrail uçakları, Gazze şehrinin doğusunda ve Han Yunus'un doğusundaki "sarı hat"ın doğusunda hava saldırıları düzenledi. Bu saldırılar, savaş uçaklarının yoğun alçak irtifa uçuşlarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. İsrail güçleri, Han Yunus'un doğusundaki yerleşim binalarını yıktı ve Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye mahallesinin doğusundaki ve Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc kampının doğusundaki bölgeleri bombaladı.

Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)

İsrail güçleri ayrıca Gazze şehrinin güneydoğusundaki Zeytun mahallesinin doğusunda da defalarca ateş açtı, ancak şu ana kadar bu bölgede herhangi bir yaralanma veya ölüm bildirilmedi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA'dan aktardığına göre 11 Ekim'deki ateşkesin ardından İsrail güçleri 615 Filistinliyi öldürdü ve bin 658 Filistinliyi de yaraladı.