Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Kaddafi ve Esed’in cezalandırılması… Chirac’a gönderilen para çantaları ve Danielle Mitterrand’a suikast girişimi

Irak’ın ‘Baas’a bağlı’ İstihbarat Servisi’nin eski ABD masası şefi Salim el-Cumeyli, Irak istihbaratının eski defterlerini Şarku’l Avsat için açtı (4)

(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)
(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)
TT

Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Kaddafi ve Esed’in cezalandırılması… Chirac’a gönderilen para çantaları ve Danielle Mitterrand’a suikast girişimi

(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)
(O zamanki Cumhurbaşkanı Yardımcısı) Saddam Hüseyin ve Fransa Başbakanı Jacques Chirac, 6 Eylül 1975’te Irak Temmuz (Osirak) reaktöründe (Getty Images)

Her ikisinin de tabiatından kaynaklanan sebeplerle Saddam Hüseyin ile Muammer Kaddafi arasında dostluk yoktu. Kaddafi, Arap dünyası liderliğinin kendisine verilmesi gerektiği yönünde bir yanılgıya sahipti. Libya’nın, İran-Irak savaşında İran’ın yanında durması da aradaki gerginliği artırdı. Saddam Hüseyin ile Hafız Esed arasında var olan ve Baasçı iki ülke ve iki başkent arasındaki şiddetli rekabetin yanı sıra Şam’ın Tahran’ın yanında yer almasından da kaynaklanan anlaşmazlık barizdi. İran’la savaşın sona ermesinden sonra Saddam, bu iki adamdan da intikam almaya çalışacaktı.

Öte yanda Saddam, eski Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile dostane ilişkiler kurdu ve bu dostluk, Chirac’ın seçim kampanyalarının finanse edilmesine kadar uzandı. Aynı şey, merhum Pakistan Başbakanı Benazir Butto ile olan ilişkisinde de yaşandı. Ancak eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın eşi Danielle Mitterrand’ın oynadığı rol, Irak makamlarını kızdırdı ve bu yüzden teşkilatın bombalarından birine hedef oldu ancak tesadüf eseri kurtuldu.

Irak İstihbaratı ABD Birimi Başkanı Salim el-Cumeyli, hafızasında uyuyan pek çok konu başlığını uyandırıp anlatıyor. 1970’li yıllarda Saddam Hüseyin, Irak’ı ziyaret eden Fransa Başbakanı Jacques Chirac ile samimi bir ilişki kurdu. Chirac, Saddam’ın kişiliğine hayran kalmış ve Arapların vaziyetini anlıyor, Ortadoğu’nun meseleleriyle de olumlu bir şekilde başa çıkabiliyor görüntüsü çizmişti. Bir kısmı hassas olmak üzere birçok alanda işbirliği yapıldı.

Bu ilişki çerçevesinde Cumhurbaşkanı istihbarat teşkilatına, Fransa seçimlerinde Chirac’ı desteklemesi için talimat verdi; teşkilat da 1980’li yıllardaki iki seçim kampanyasında ona mali destek sağladı. Konunun hassasiyetinden dolayı para transferi için bankaları kullanmak mümkün değildi tabi. Teşkilatın parayı bir çanta içerisinde göndermesi ve güvenlik servislerinin çantayı fark etmelerini önlemek için de teslim yerinin Paris metrosu olması gerekiyordu. Chirac’ın ekibi, şifreyi bilen birini metro istasyonuna gönderir ve çanta teslim alınırdı.

Bu dostluk ilişkisinin paralelinde Danielle Mitterrand, Irak’ı rahatsız eden faaliyetler içerisindeydi. İnsan hakları, sivil özgürlükler, etnik ve dinî azınlıkların durumu alanlarında aktivist olan Danielle Mitterrand, Kürt lider Celal Talabani ile güçlü bir ilişkiye sahipti ve bu yüzden Kürt meselesine geniş ilgi gösterdi. Kürdistan bölgesinin 1991’de “ayrılmasından” sonra Danielle’in Süleymaniye’ye yaptığı ziyaretler arttı ve rahatsızlık verici medya ve siyaset faaliyetleri yürütmeye başladı. Fransa’nın, BM Güvenlik Konseyi’nin uçuşa yasak bölgeler getirilmesine ilişkin 688 sayılı karar tasarısına verdiği destek de söz konusu faaliyetler kapsamındaydı. Halepçe meselesi ile Irak’ın kimyasal silah kullanımını çokça gündeme getirdi ve bu yüzden davranışlarına bir sınır konmasına karar verildi.

Temmuz 1992’de Süleymaniye bölgesine gerçekleştirdiği ziyaret esnasında Halepçe Şehitleri Anıtı’nı ziyaret etmeye niyetlendi ve yoluna bomba yerleştirildi. Ancak olaydan mucizevi bir şekilde kurtuldu, çünkü tesadüf eseri bomba ile arasından bir kamyon geçerek, ölmesini engelledi. Bu olay üzerine bir daha dönmemek üzere Süleymaniye’den ayrıldı.

Benazir Butto ile bir üniversite arkadaşı üzerinden bağlantı kurma girişimi başladı. Sözü edilen arkadaş, eski bir Iraklı bakanın oğluydu ve 1970’li yıllarda Britanya’da Butto ile aynı üniversitede eğitim almıştı. Daha sonra bu ilişki, doğrudan ilişkiye dönüştü ve teşkilat ona, iki seçim turunu kazanmasına imkân sağlayacak şekilde büyük bir mali destek sundu.

Eritre Devlet Başkanı Isaias Afewerki ile ilişki, Eritre Halk Kurtuluş Cephesi’nin genel sekreteri olduğu günlerde başladı ve ona da destek sunuldu. Aslında Bereke Tefric adlı bir Cezayirli savaşçı aracılığıyla başlayan bu ilişki, Eritre bağımsızlığını kazanıp Afewerki devlet başkanı olana kadar devam etti.

İran, Bağdat’ı patlatabilecek füzeler arayışındaydı. Suriyeli yetkililer, bu rolü oynamak istemedi ve İranlılara, Libyalı yetkililerle iletişime geçmelerini tavsiye etti. Muammer Kaddafi, buna çok hevesli değildi, ancak “ikinci adam” Abdüsselam Callud’un ısrarı onu onaylamaya sevk etti. Kaddafi’nin pek çok nedenden ötürü İran’la ilişkileri sıkılaştırmak istediğini düşünenler var. Onlara göre bu sebeplerden biri, İmam Musa Sadr’ı saklamakla itham edildiği sayfayı çevirmektir. Hikâyeyi anlatması için sözü Cumeyli’ye bırakıyorum.

Kaddafi’den intikam alma hedefine matuf bir hava köprüsü

Bağdat 1985 yılında, İran-Irak savaşındaki askerî operasyonların doruk noktasında ilk İran füzesinin düşmesiyle dehşete uğradı. Bağdat’ın merkezine düşen bu füze, Merkez Bankası binasını hedef almıştı. İran, savaşın başladığı andan beri Bağdat’ı füzelerle bombalayamamıştı. Uzmanlar, füze parçalarını inceleyince bunun Rus yapımı bir Scud füzesi olduğu ve İran ordusunun silah listesinde yer almadığı ortaya çıktı. Meselenin peşine düşüldükten sonra Libya’nın İran’a bu türden füzeler tedarik ettiği anlaşıldı. Doğrusu, İran’ın bu tür füzelere sahip olması, o zamanlar “şehirler savaşı” olarak adlandırılan mücadelenin tırmanmasına katkı sağladı.

Bu pervasız hareketin, Kaddafi’nin Irak Cumhurbaşkanı’na duyduğu nefretin bir ifadesi olduğu açıktı. Saddam Hüseyin, Libya sınırlarında istihbari ve askerî varlık gösterilmesi için emir verdi. Libya-Çad sınırında Libya muhalefeti vardı. Irak, Çad Devlet Başkanı Hüseyin Habri’yi destekliyor ve onunla güçlü bir ilişki kuruyorken, Kaddafi’nin güçleri de Habri’ye muhalif silahlı hareketlere destek veriyordu.

Libya-Çad sınırında Libya muhalefetine ait bir kamp kuruldu ve Bağdat ve Çad’da bulunan Libyalı muhalif unsurlar askerî eğitim için oraya nakledildi. Irak’ın desteği ciddiydi. Bağdat’taki Reşid askerî üssünden Çad’ın başkenti Encemine’deki (N’Djaména) havalimanına bir hava köprüsü kuruldu. Hafif ve orta silahlar, havan topları ve tanksavarları içeren nakliye operasyonları, istihbarat görevlileri tarafından denetleniyordu. Siyasi yönden de dosyanın sorumlusu Tarık Aziz’di.

Libya muhalefeti, eğitimini tamamladığında Kaddafi’nin güçlerine beklenmedik bir saldırıda bulundu ve onları ağır hasarlara uğratarak savaştan geri çekilmelerine sebep oldu. Birkaç gün sonra Albay Kaddafi, yakını Ahmed Kaddaf ed-Dem’i Bağdat’a gönderdi. Ahmed Kaddaf ed-Dem’i, İstihbarat Teşkilatı Başkanı Dr. Fazıl el-Berrak ile Korgeneral Hüseyin Kamil karşıladı. Ziyaretin düzenlemelerini denetleyen kişi de bendim. İki taraf, Libya’nın İran’a desteğini kesmesi karşılığında Irak’ın Libya muhalefetine desteğini sonlandırması üzerine anlaştı.

Lübnan’da bir savaş

Irak-İran savaşının bitişi, Lübnan’ın geneline yayılan kargaşayla aynı zamana denk geldi. Kargaşa, eski Lübnan Devlet Başkanı Emin el-Cemayel’in Ordu Komutanı Mişel Avn’ı başbakan olarak atamasından sonra cumhurbaşkanı pozisyonunda doğan anayasal boşluktan kaynaklanıyordu. Mişel Avn, Mart 1989’da Suriye varlığına karşı “Kurtuluş Savaşı” adıyla savaş başlatan kişiydi. Avn, Lübnan’da Suriye askerî varlığına izin verilmesini öngören Taif Anlaşması’na itiraz etti ve seçildikten 16 gün sonra öldürülen Devlet Başkanı Röne Muavvad’ı ve onun halefi İlyas el-Heravi’yi tanımadı. İstihbarat teşkilatı, General Avn’la ve Samir Ca’ca ile Kerim Bakraduni’nin ekibinden olup Avn’ın yanında duran taraflarla sıkı ilişki içerisindeydi. Lübnan dosyası, Dış Hizmet Genel Müdürü Faruk Hicazi ve Birinci Uluslararası Müdürü Cabbar ez-Zübeydi tarafından yürütülüyordu.

O esnada İran’la savaşı biten Irak’ın, Hafız Esed’den intikam alması gerekiyordu. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, istihbarat teşkilatına Lübnan’a tüm gücüyle müdahale edip, Suriye varlığına karşı savaşında General Mişel Avn’ı maddi ve askeri olarak destekleme emri verdi. İstihbarat teşkilatının, Cumhurbaşkanı’nın emrini gecikmeden yerine getirmek için planlar hazırlaması gerekiyordu. Teşkilatın önemli kaynakları arasında, deniz taşımacılığı operasyonları, silah ve patlayıcı kaçakçılığı alanlarında uzman ve son derece yetenekli Filistinli R. H. R. de vardı; silahların Akabe limanı üzerinden ulaştırılması görevi ona verildi ve plan, onunla anlaşma sağlanarak yapıldı. Yetkili istihbarat görevlisi H. R. Z., Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı ile işbirliği yaparak Bakanlıktan “ez-Zevra” adını taşıyan sivil bir gemi kiraladı. Gemi, “Scorpion” adıyla tâbiiyetini Kıbrıs olacak şekilde değiştirmek üzere Yunanistan’a doğru yola çıktı.  

Askerî Hükümet Başkanı Mişel Avn, Eki 1989’da Lübnan Başkanlık Sarayı’nda… Saddam, Suriye ordusunu Lübnan’dan çıkarmak için bir savaş başlatan General’in kuvvetlerine askerî destek sağladı (Getty Images)
Askerî Hükümet Başkanı Mişel Avn, Eki 1989’da Lübnan Başkanlık Sarayı’nda… Saddam, Suriye ordusunu Lübnan’dan çıkarmak için bir savaş başlatan General’in kuvvetlerine askerî destek sağladı (Getty Images)

Irak Savunma Bakanlığı, Ürdün siyasi ve askerî yetkilileriyle koordineli olarak ekipman ve silahları Akabe limanına nakletti. Sevkiyat konvoyları, Akabe limanına yöneldi ve kamuflaj için silah kamyonlarının üzerine çimento konularak Kıbrıs gemisi Scorpion’a yüklendi.

Teşkilat, İsrail’in sevkiyatı denizde durduracağından endişe ediyordu. Bundan dolayı gemiye, özel harekât biriminden intihar bombacıları yerleştirildi. Bunların görevi, İsrail’in karşı çıkması halinde gemiyi savunmak ya da içindekiler de dahil olmak üzere gemiyi patlatmaktı. Aynı zamanda Yemen’in Hudeyde limanı üzerinden Lübnan’a başka sevkiyatlar da yapıldı ve silahların kendi topraklarından veya sularından geçmesi gereken ülkelerin onayı alındı. Lübnan’a büyük miktarlarda silah, başarıyla aktarıldı ve Avn’a ve Samir Ca’ca gibi onunla ittifak halinde olan ekibe teslim edildi.

Mali desteğe gelince… Irak, Avn’a 11 milyon dolar nakit desteği sağladı. Bu destek, Lübnan’daki Suriye askerî varlığının baltalanması ve ağır kayıplara uğratılmasına katkıda bulundu. Bununla birlikte Irak’ın Kuveyt’i işgal edip siyasi, ekonomik ve askerî olarak kuşatılmasından sonra güç dengeleri bir anda değişti, mali ve askerî destek durduruldu, Suriye güçleri General Avn’ın güçlerini yenip onu kuşatmayı başardı. Bunun üzerine General Avn, Fransa Büyükelçiliğine sığındı ve sonra Fransa’daki sürgün yerine gitmek üzere ülkeden ayrıldı. 2002 yılında Beyrut’taki büyükelçiliğimizde bulunan irtibat görevlisi A. S., Paris’e gönderildi ve General Avn ile kendi konutunda bir araya geldi. Görevli, Avn’a liderliğin selamlarını iletti ve Irak’ın kendisine verdiği desteği gözden geçirdi. General, Lübnan’ın bağımsızlığı konusundaki tutumlarından dolayı Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’e minnettarlığını ve şükranlarını ifade etti.

Hizbullah’la ilişki

Lübnan Hizbullah’ı, İran ve Suriye’nin desteğiyle 1982’de kurulduğundan beri Lübnan’daki Irak varlığıyla bir düşmanlık halindeydi. Bu durum, Hizbullah’ın İsrail ordusunu tüketen bir gerilla savaşı başlatmasından sonra İsrail güçlerinin Lübnan’ın güneyinden tahliye edildiği 2000 yılına kadar böyle devam etti. Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, Hizbullah savaşçılarının kahramanlığından etkilenmişti. Basit silahlarla topraklarını kurtaran bir grup Lübnanlı gencin yetenekleri ile İsrail’in Arap topraklarını işgali karşısında hiçbir şey yapamamış Arap rejimlerinin orduları arasında kıyaslama yapıyordu.

Salim el-Cumeyli (Şarku’l-Avsat)
Salim el-Cumeyli (Şarku’l-Avsat)

2000 yılında Irak’ın Tahran ve Şam ile ilişkisi düzelmiş ve her şey geçmişte kalmıştı. Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, istihbarat teşkilatından, Hizbullah’la iletişime geçilip ihtiyaçlarının öğrenilmesini istedi. Lübnan’a iki kez bir üst düzey dış hizmet yetkilisi  gönderdi ve bu yetkili, Hizbullah’ın el-Emin ailesinden bir temsilcisiyle görüştü. Hizbullah, mali destek talebinde bulundu. Irak’ın petrol kuponları dışında para desteği sağlayacak mali gücü yoktu ve muhtemelen bu kuponlar da fayda sağlamadı, çünkü değeri rekor seviyelere düşmüştü. Hizbullah’ın bir temsilcisi, 2001 ve 2002 yıllarında olmak üzere Irak’ı iki kez ziyaret etti. Hizbullah, bir grup savaşçısını da gönderdi. Bunlar, Hizbullah adına faaliyet göstermiyordu; işgalden önce Irak’a giren ve Arap mücahitlerin yanında savaşa katılan Suriyeli savaşçılarla birlikteydi. Amerikan güçleri, grubun daha önce İmad Mugniye ile çalışmış olan lideri el-Hac M. Abdullah’ı tutuklamıştı.

Saddam ve Esed arasında yaz ve kış

Iraklı ve Suriyeli Baasçılar arasındaki ilişkilerde temel kaide, gerilim hattıydı. Her iki taraf da diğer tarafın muhaliflerine ev sahipliği yaptı. Suriye’nin Irak’la olan savaşında İran’ın yanında durması, birkaç ateşkesle giderilemeyen şüpheler bıraktı. Cumeyli’den bazı durakları hatırlamasını istedim; o da bu duraklara geri döndü.

1991 yılı sonlarında Suriye’nin Madrid’de İsrail’le barış müzakerelerine katıldığı esnada, Suriye içinde özellikle İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) tarafından bir gerginlik meydana geldi. Müslüman Kardeşler, halkın Suriye’nin Irak’a karşı savaşa katılması ve Amerika’nın gözetiminde İsrail’le ikili müzakerelere dahil olmasından duyduğu hoşnutsuzluktan yararlanarak, Esed rejimine karşı ikinci bir silahlı devrim yapma kararı aldı.

Hafız el-Esed (Getty Images)
Hafız el-Esed (Getty Images)

Müslüman Kardeşler, er-Remadi şehri yakınlarındaki bir kampta eğitim alan yaklaşık 300 savaşçıya sahipti. Başta Ali Sadreddin el-Beyanuni olmak üzere liderleri, bu savaşçıların silahlandırılmasını ve Türkiye’ye sızıp oradan da silahlı isyan ilan etmek üzere Suriye’ye girmeleri için izin verilmesini talep etti. Onlarla bu maceradan doğacak tehlikeleri tartıştık ve en az 30 bin Suriyelinin öldürülmesine yol açan 1982 İhvan Devrimi senaryosunun tekrarlanmasından korktuğumuzu dile getirdik. Ancak Müslüman Kardeşler liderliği, koşulların farklı olduğunu ve geçmişte olanların tekrarlanmayacağını vurguladı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığına, Müslüman Kardeşler’in planını bildirdik ve taleplerinin onaylanmasını tavsiye ettik ama Cumhurbaşkanı’nın cevabı farklı oldu: “Onaylamıyorum… Koşullar uygun değil… Suriye rejimi, İsrail’le müzakerelere girdi ve varlığını tehdit eden bir iç tehlike karşısında zayıflık hissederse, Amerika ile Batı’dan himaye talep edecek ve İsrail lehine şu an vermek istemediği tavizler verecek.”

Talib es-Süheyl’in katillerinin serbest bırakılması

1996’da bir büyükelçi ve istihbarat yetkilisinin de bulunduğu küçük bir Iraklı heyet, Şam’ı ziyaret ederek Esed’e Saddam’dan sözlü bir mesaj iletti. Mesajın ilk noktası şuydu: Suriye ve Irak, Amerika’nın hedef aldığı ülkeler listesinde yer alıyor; ilişkileri yeniden tesis etmek ve sınırları açmak için çalışmak, Arap ulusal güvenliğinin çıkarınadır. İkinci olarak ise Esed’den, Şeyh Talib es-Süheyl’e suikast suçundan hüküm giyen iki istihbarat subayı M. C. ve H. H.’nin serbest bırakılması için Lübnanlı yetkililere müdahale etmesi istendi. İkinci talep, Esed’in ne kadar ciddi olduğunu test etme mahiyetindeydi. Esed, kabul etti; Lübnanlı yetkililer o iki mahkûmu serbest bıraktı ve Suriye istihbaratı onları güzel ağırladı.

Saddam Hüseyin (Getty Images)
Saddam Hüseyin (Getty Images)

Esed, siyasi ilişkiler hakkında, “Ebu Uday, sevdi mi tam sever, nefret etti mi tümden nefret eder.” dedi ve ilişkilerin yeniden kurulmasının daha fazla zaman gerektirdiğini, Suriye’nin halihazırda baskılara maruz kaldığını belirtti. Esed, “İki ülkede büyükelçilik açsak bile Irak istihbarat yetkililerini gönderecek, Suriye de aynısını yapacak ve dolayısıyla ilişki depreşecek.” ifadelerini dile getirdikten sonra önceliğin, iki ülke liderliği arasındaki güveni artırmak olduğuna işaret etti. Bizce Esed, Körfez ülkelerinden elde ettiği mali kazanımları olabildiğince korumak istiyordu.

Türkiye, Şam’ın Abdullah Öcalan’ı sınır dışı etmemesi halinde Suriye topraklarını işgal etmekle tehdit ettiğinde Saddam, Esed’e sözlü bir mesaj gönderdi. Bu mesajda Irak’ın, Suriye’yi işgal etmeleri halinde Türk güçleriyle savaşmak üzere tüm Cumhuriyet Muhafızlarını Esed’in emrine vermeye hazır olduğu belirtiliyordu. Buna karşılık Suriye istihbaratı yetkilisi Muhammed Mansura da şu mesajı iletti: “Cumhurbaşkanı Hafız Esed, tutumundan dolayı Irak liderliğine müteşekkirdir. Ancak Suriye, topraklarımızın bir kısmını işgal etse bile Türkiye’yle bir savaşa girmeye hazır değil. Böyle bir şey gerçekleşirse de Suriye, BM’ye şikayette bulunacak.”

Daha sonra Suriye, Öcalan’dan Suriye topraklarından ayrılmasını istedi. Öcalan, Yunanistan’a gitti ve Suriye istihbaratı, onun gittiği yer ve kullandığı pasaport hakkında Türkiye istihbaratına bilgi verdi.

Öcalan, Yunanistan’dan ayrılıp Kıbrıs pasaportuyla Kenya’ya gitti; orada ABD, Türkiye ve Kenya istihbaratları arasında gerçekleşen işbirliği ile tutuklandı ve Türk yetkililere teslim edildi.

Irak istihbaratı, Suriyeli birkaç güvenlik yetkilisiyle ilişki kurmak istedi ve ara sıra onların akrabaları ya da yakınlarına Irak’ta ticari faaliyetler için yardım etmekten geri durmadı. Suriye’yi, Amerikan işgalinden sonra teşkilatın hiç de azımsanmayacak sayıda subayını ağırlamaya sevk eden şey bu olabilir. Bununla birlikte Suriye, teşkilatın Dış Gizli Servis Genel Müdürü Faruk Hicazi (Usame bin Ladin ile Hartum’da görüşen adam), Askerî Sanayi Bakanı Abdüttevvab Molla Huveyş, eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Sebaavi İbrahim el-Hasan, Ticaret Bakanı Dr. Muhammed Mehdi Salih, Kurmay Korgeneral Kemal Mustafa, Teşkilat Güvenliği Müdürü Halid Necm ve Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in damadı Cemal Mustafa gibi aranan birçok üst düzey ismi Amerikalılara teslim etti.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.