Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Bağdat'tan Londra'ya giden zehirli yüzük önce hedefi sonra taşıyanı öldürdü

Irak’ın ‘Baas’a bağlı’ İstihbarat Servisi’nin eski ABD masası şefi Salim el-Cumeyli, Irak istihbaratının eski defterlerini Şarku’l Avsat için açtı (5)

Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Bağdat'tan Londra'ya giden zehirli yüzük önce hedefi sonra taşıyanı öldürdü
TT

Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Bağdat'tan Londra'ya giden zehirli yüzük önce hedefi sonra taşıyanı öldürdü

Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Bağdat'tan Londra'ya giden zehirli yüzük önce hedefi sonra taşıyanı öldürdü

Irak’ın ‘Baas’a bağlı’ İstihbarat Servisi’nin eski ABD masası şefi Salim el-Cumeyli de dahil, ABD işgaliyle devrilen Irak rejiminin önemli isimlerinin tutulduğu Camp Cropper hapishanesindekiler perişan haldeydi. Birçoğu duyduklarına inanmama eğilimindeydi. Saddam Hüseyin'in elinde patlayıcı bir kemer veya silahında son bir mermi olduğuna ya da ABD askerlerinin eline geçmeden önce korumasına onu öldürmesini emredecek kadar cüretkâr olduğuna inanıyorlardı. Haber doğrulandığında, tutuklular onun cesaretini sorgulamadı. Aralarında, Saddam'ın işgalcileri ve müttefiklerini yargılamak için mahkemedeki duruşundan yararlanmak isteyebileceğine inananlar da vardı.

ABD güçleri daha sonra Saddam’a muhalif liderlerin onu hapishanede görmelerine izin verdi. Saddam’ın önde gelen iki muhalifi bunu yapmaktan kaçındı. Bu isimlerden biri, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani’ydi. Barzani, “boş yere böbürlenmenin erkekliğe sığmayacağını” söyleyerek Saddam rejimini muhalefetin değil, ABD güçlerinin devirdiğini açıkça kabul etti. Diğer isim ise vücudunda Saddam'ın Londra'da üzerine düşürdüğü baltanın izlerini taşıyan (rejimin devrilmesinden sonra başbakan olan) İyad Allavi’ydi. Allavi, Irak Cumhurbaşkanı'nın ABD’liler tarafından tutuklanmasını kabul edemedi. Anılarını bir kitapta toplamak üzere olan Cumeyli ile sohbet gayet heyecan verici ve zengindi. İşte Cumeyli ile sohbetimizin beşinci ve son bölümü.

Ona İran'ı, işgali, hesaplaşmayı sordum, o da anlatmaya başladı…

Salim el-Cumeyli:

“İran ajanları 50'den fazla istihbarat görevlisini öldürdü. İntikam, mezarları açma noktasına kadar geldi.”

Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabani (Getty Images)
Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabani (Getty Images)

İran, ABD'nin Irak işgalini kolaylaştırdı. Ahmed Çelebi aracılığıyla, elinde bulundurduğu Iraklı muhaliflerin iadesi karşılığında, ABD’lilerle işlerini kolaylaştıracak anlaşmalar yaptı. Tahran, Çelebi aracılığıyla işgali haklı çıkarmak için bir dezenformasyon faaliyeti başlattı ve Irak arşivlerinin bir kısmını onun aracılığıyla ele geçirdi. Anlaşmalara göre İran, ABD uçaklarının sınır şeridini ve Irak'a bitişik hava sahasını askeri amaçlarla kullanmasına izin verdi. ABD istihbaratı Süleymaniye'deki Celal Talabani'ye silah teslim edemedi. Çünkü Türkiye, Suriye veya İran hava sahasından geçmek zorundalardı. Bu yüzden General Kasım Süleymani silahları kendisine bizzat teslim etti.

O zamanlar Süleymani'nin rolü çok belirgin değildi. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) müdahaleleri zayıftı ve yalnızca güney Lübnan'la sınırlıydı. Suriye veya Yemen'de belirgin bir varlıkları yoktu. DMO’nun bölgedeki yoğun faaliyetleri, Irak rejiminin düşmesinden sonra başladı. Bunu bekliyorduk ve savaşı önlemek için yaptığımız temaslarda ABD’lilere de söyledik. Onlara, “İran'a kapıyı açacaksınız, bölgeye nüfuz edecek” dedik. Konuyla ilgilenmediler ve sonra olan oldu.

İran intikamı

İranlıların Irak İstihbarat Servisi’nden intikamı korkunçtu. Tabii ki infazlar onların temsilcileri aracılığıyla yapıldı. Bir keresinde evlerinde olan 14 görevliyi öldürmeleri de dahil olmak üzere, İstihbarat Servisi’nin en az elli mensubunu öldürdüler. Bunlardan ikisi pilottu. İran-Irak Savaşı sırasında İran'daki hedefleri bombalamışlardı. İranlıların yaptıkları, savaşta şehit olan subayların mezarlarını açmaya kadar gitti.

İran İstihbaratı, Irak'ın işgal edilmesini kolaylaştırdı ama aynı zamanda başka bir tarafa da yöneldi. İşgalden önce istihbarat örgütü, Afganistan'dan ayrıldıktan sonra Irak'ta bulunacak olan Ebu Musab ez-Zerkavi'nin topraklarından geçişini kolaylaştırdı. El Kaide'nin İran'daki liderliğinin varlığı artık kanıt gerektirmiyordu. Çünkü İsrail, oradaki üyelerinden birine suikast düzenledi.

Cumeyli'ye Saddam'ın Irak'taki Kürt liderlerle dikenli ve zorlu olan, çatışmalar, anlaşmalar ve ateşkeslerle noktalanan ilişkilerini sordum. O da bu ilişkileri anlattı…

Saddam ile Talabani arasında müdür rütbesinde bir Irak istihbarat görevlisi tarafından yürütülen iletişim kanalı vardı. 2001 yılında Afganistan’daki El Kaide unsurları İran üzerinden Irak'a sızdığında Talabani, bu unsurların Kürt Ensar el-İslam örgütüyle iş birliğinden endişe duyuyordu. Örgüt, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) savaşçılarına saldırarak 40 kişiyi öldürdü. Bu yüzden Talabani Bağdat'tan askeri ve mali yardım istedi ve kendisine güvence verildi. Talabani, Saddam'a teşekkür mektubuyla cevap verdi. Mektupta “İnsanların onuru ve sorumluluğuyla size söz veriyorum ki; bu silah, Irak halkına karşı kullanılmayacak ve Irak düşmanlarına karşı bir diken olacak” ifadeleri yer alıyordu.

“Bu işe ne zaman son vereceksin?”

İran, ABD işgalinden önce Talabani'ye askeri destek sağlıyordu. Saddam ona, ‘hain’ ve ‘ajan’ ithamlarında bulunan sert bir mesaj göndererek, “Bu işe ne zaman son vereceksin?” diye sordu. Talabani, “Seni görevden alabilseydim yapardım ama korkarım alternatif senden daha kötü olacak” yanıtını verdi. Talabani, partisinden kimlerin Irak istihbaratında çalıştığını bildiğini söyledi ve isimleri belirterek “sizinle birlikte çalıştıkları bilgim dahilinde” dedi. Talabani istihbarat görevlisine, “Size söylediğimi Cumhurbaşkanı Saddam'a da söyleyin. Sadece yirmi gün sonra ajan Celal Talabani, Irak Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olacak.”

Bir gün Kürdistan bölgesini bağımsız bir devlet olarak tanıyıp, Türkiye ve İran'la karşı karşıya getirme önerisi ortaya çıktı, ancak orada bulunanların çoğu bu öneriye karşı çıktı. 1999 yılında Saddam'ın bazı liderlerle yaptığı özel bir toplantıda şunları söylediği aktarılmıştı: “Kürt halkını zorla bizimle yaşamaya zorlayamayız. Ayrılmak istiyorlarsa onlara bağımsızlık vermekte bir sakınca yok.”

Buna paralel olarak, Saddam ile Mesud Barzani arasındaki çatışma sert ve uzundu. Ancak Saddam, Barzani'yi yabancı bir ülkeye tabi olmakla suçlamadı. Onun, ‘Kürtlerin haklarını talep ederken Irak'ın çıkarlarını dikkate alacağına söz verdiği takdirde’ sözüne saygı duyulacak bir adam olduğunu gördü. Saddam belki de bu nedenle, Talabani'ye bağlı güçlerin İran'ın açık desteğiyle Erbil'e yönelik başlattığı saldırıya karşılık vermek için güçlerini göndermekten çekinmedi.

Cumeyli, Irak'ın tartışmalı siyasi rolüne de değindi. Kişi artık yanıt verme ve olayı açıklığa kavuşturma imkanına sahip olmadığından ve yasal sebeplerden dolayı ona ‘Falanca’ Bey diyeceğim:

İlk etapta Maliye Bakanlığı kisvesi altında Falanca Bey'e yönelik bir hamle yapıldı. Ardından, Amman'daki iş merkezinde tanıştığı Dış Hizmet Genel Müdürü Kazım Müslim aracılığıyla doğrudan ilişkiye dönüştü. İstihbarat şefi Faruk Hicazi tarafından denetlendi.

Bu kişiye, bazı Iraklı muhalif figürlerin banka hesapları ile Arap cumhurbaşkanlarının kişisel hesapları hakkında bilgi toplamakla ilgili görevler verildi. Asıl görev ise silah tüccarlarının hesaplarını ve İran'a teçhizat ve silah tedarik etmek için gizli askeri sözleşmeleri kapsayan fon hareketini ortaya çıkarmaktı. Bu sayede İstihbarat Servisi muazzam bilgiler elde etti.

Kuveyt'in işgalinden sonra Falanca Bey, İstihbarat Servisi’ne sırtını döndü ve bir muhalefet partisi kurarak Amerikalılar ve İranlılarla iş birliği yaptı. İşgalden sonra aynı adamın ofisi, eski yetkilileri teslim olmaya ikna etmek için çalıştı. Ofisinin bir çalışanı, komşunun oğlunu beni izlemesi için görevlendirdikten sonra, Nisan 2003'te ABD askerlerini beni tutuklamaları için evime yönlendirdi.

“Talabani, istihbarat görevlisine ‘Saddam'a ajanın, Irak Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı olacağını söyle’ dedi.” Salim el-Cumeyli

Hüseyin Kâmil nükleer sırrı ifşa ediyor

Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in bir aile fotoğrafında Hüseyin Kâmil (ayakta sağdan birinci) (Getty Images)
Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in bir aile fotoğrafında Hüseyin Kâmil (ayakta sağdan birinci) (Getty Images)

1995 yılında bölge halkı şaşırtıcı bir haberle uyandı: Irak Cumhurbaşkanı’nın damadı Hüseyin Kâmil iltica etmiş, eşi Ragad ve kardeşi Saddam Kâmil ile birlikte Ürdün'e gitmişti. İltica, rejimin maruz kaldığı en ciddi şeydi. Cumeyli olayı hatırlıyor ve şöyle anlatıyor:

Hüseyin Kâmil, rejimin ve devletin tüm sırlarını bilen birkaç kişiden biriydi. Askeri sanayileşme direktörü, Savunma ve Sanayi Bakanlığı gibi hassas görevlerde bulundu ve diğer görevlerinin yanı sıra özel güvenlik servisini yönetti. Saddam, Hüseyin Kâmil’e güvendiği kadar kimseye güvenmiyordu. Bu yüzden onun kaçışı acı verici ve tehlikeliydi. Saddam, damadının hikayesi sona erdikten sonra bunalıma girdi.

Hüseyin Kâmil’in iltica etmesi, rejime ve güvenilirliğine büyük zarar verdi. Amman'a geldikten sonra, müfettişlerin varlığından bahsetmediği, hatta ima bile etmediği için sessiz kaldığımız bir nükleer tesisin varlığını ortaya çıkardı. Tesisin ifşa edilmesi, rejimin güvenilirliğini sarstı ve Irak'a yönelik ablukayı uzattı.

Cumhurbaşkanı, 1994 yılında özel operasyonların, yani suikastların durdurulması emrini vermişti. Ancak rejim, tüm bu bilgilere sahip olan ve Amman'da farklı istihbaratlardan insanlarla buluşan bir adamın varlığına sessiz kalamadı. İstihbarat Servisi, Hüseyin Kâmil’den kurtulma operasyonu için Cumhurbaşkanı’nın onayını aldı. Operasyon için üç infaz memuru ve iki kadının olduğu bir ekip oluşturuldu ve Amman'a doğru yola çıkıldı. Ekip, etrafındaki katı Ürdün prosedürleri nedeniyle Hüseyin Kâmil’e suikast düzenlemek için yaklaşamadı ve iki ay sonra hiçbir sonuç alamadan Irak'a geri dönmek zorunda kaldı.

Irak muhalefeti Hüseyin Kâmil’i hoş karşılamadı. Teftiş heyetleri ondan bilgi aldı ve sonra onu görmezden geldi. Geri dönme arzusunu yansıtan temaslar gerçekleşti ve geri döndü. Cumhurbaşkanı onu devletin kendisine yönelik tedbirlerinden muaf tutmaya hazır olduğunu söyledi. Uday Saddam Hüseyin, dönüşünde iki kız kardeşini kocalarından ayırma görevini üstlendi. Cumhurbaşkanı, Ali Hasan el-Mecid'e devletin hakkından feragat ettiğini ve meselenin artık ailenin elinde olduğunu söyledi. Böylece kuzenler arasında çıkan ve Hüseyin Kâmil’in öldürülmesiyle sonuçlanan savaşa Ali Hasan el-Mecid önderlik etti.

Aslında burada Barzan el-Tikriti'nin yıllar önce Hüseyin Kâmil’in tehlikeli bir adam olduğunu, hırslarının çok büyük olduğunu ve Saddam Hüseyin'in halefi olmak istediğini söylediğini hatırlıyorum. Cumhurbaşkanı, bu sözlerle pek tatmin olmadı. Özellikle de Hüseyin Kâmil'in Ragad ile evliliği, Barzan ve diğer aile bireylerinin öfkesinden sonra bir aile anlaşmazlığına neden olduğu için bunu kıskançlık ya da kişisel nefret olarak algıladı. Aslında, Cumhurbaşkanı’nın Hüseyin Kâmil'i yokluğunda halefi olarak görme eğilimini İstihbarat Servisi’nde görmedik. Bizim düşüncemiz, Cumhurbaşkanı’nın oğlu Kusay'ı özellikle Cumhuriyet Muhafızları Komutanı yapıp ardından Özel Güvenlik Teşkilatı'nın başına geçirdikten sonra böyle bir role hazırladığı yönündeydi. Üstelik onun sokaktaki adı, Uday'ın adı gibi tartışma konusu da değildi.

Hüseyin Kâmil ve Uday Saddam Hüseyin (Getty Images)
Hüseyin Kâmil ve Uday Saddam Hüseyin (Getty Images)

“Hüseyin Kâmil bir nükleer tesisin varlığını ifşa etti ve çalışmalarıyla rejimin güvenilirliğini baltaladı.” Salim el-Cumeyli

Fetih Hareketi- Devrimci Konseyi'nin kurucusu Sabri el-Benna'nın (Ebu Nidal) adı, terörizm ve inanılmaz miktarda suikast ve bombalama ile ilişkilendirildi. Ebu Nidal fenomeni Irak topraklarında doğdu ve rejimden mali, lojistik ve istihbarat desteği aldı. Ağustos 2002'de Ebu Nidal'ın Bağdat'ta intihar ettiği açıklandığında, birçok kişi bunu sorguladı ve onun intihar ettiğine ya da etmediğine inandı. El-Cumeyli, Ebu Nidal'ın aynı sonla biten ziyaretine bir meslektaşıyla birlikte katılan adamla ilgili anlattıklarını aktarıyor.

Ebu Nidal
Ebu Nidal

‘Kötü ruh’

Ebu Nidal, 1974 yılında Irak'taki ofisinin müdürü olduğu Fetih Hareketi’nden, İsrail ile herhangi bir anlaşmaya karşı olduğunu ilan ederek ayrıldı. Irak'ın tutumu anlaşmaya karşıydı ve bu yüzden Ebu Nidal her türlü desteği aldı. Ebu Nidal, Irak istihbaratının da desteğiyle Bağdat'ta İsrail ile normalleşme fikrini reddedenlerin birçoğunu içeren bir eğitim kampı kurdu. Ardından güçleri dünyayı dolaşarak normalleşmeyi destekleyen yüzlerce Filistinli şahsı hedef aldı. Ebu Nidal'ın grubu ayrıca ABD, Avrupa, Arap ve İsrail hedeflerine saldırdı. İran ile savaşın patlak vermesinden sonra istihbarat, Ebu Nidal'den operasyonlarını durdurmasını istedi. Ancak o reddetti ve Suriye'ye gitti.

Irak 1991 yılında, Kuveyt Savaşı'ndan önce ABD hedeflerine yönelik operasyonlar düzenlemeyi planlıyordu. Bu nedenle Ebu Nidal ile yeniden temas kurma ve onu Bağdat'a getirme ihtiyacı doğdu. Ancak Arapların farklılıklarından yararlanarak Kuveyt ve diğer ülkelerle temaslar kurdu ve çok büyük paralar elde ederek Libya'ya gitti.

İçinde bulunduğumuz yüzyılın başında Libya ondan topraklarını terk etmesini istedi ve o da Mısır'a gitti. Mısır istihbarat servisleri onun varlığını öğrenince, topraklarından çıkmasını talep ettiler, bu yüzden Mısır’dan İran'a geçti. Orada da fazla kalmayarak sahte Yemen pasaportuyla Irak topraklarına girdi. Filistin Caddesi'nde küçük bir ev kiraladı ve kısa bir süre sonra dost bir ülkenin istihbaratından Irak'ta olduğu bilgisi geldi. İstihbarat, alışverişe çıkması gerektiğinde fotoğrafını çekmeyi başardı. İstihbarat Servisi, Cumhurbaşkanı'na, yabancı ülke ve istihbarat servisleriyle ilişkilerini bilmek için ev hapsine benzer bir şekilde, onu Irak'ta tutmasını önerdi. Cumhurbaşkanı da bunu kabul etti.

Irak İstihbarat Şefi Korgeneral Tahir Halil el-Habbuş, 21 Ağustos 2002'de Bağdat'ta ‘intihar eden’ Filistinli lider Ebu Nidal'ın kullandığı sahte pasaportu gösteriyor. (Getty Images)
Irak İstihbarat Şefi Korgeneral Tahir Halil el-Habbuş, 21 Ağustos 2002'de Bağdat'ta ‘intihar eden’ Filistinli lider Ebu Nidal'ın kullandığı sahte pasaportu gösteriyor. (Getty Images)

Batılı istihbarat servisleri, Ebu Nidal'ın Irak'taki varlığına dair haberleri sızdırdı. Bu nedenle onu kontrol etmek için harekete geçilmesi gerekiyordu. Teşkilattan iki memur, ona sürpriz bir ziyarette bulunarak kendilerine eşlik etmesini istediler. Yolun sonuna geldiğini anlayan Ebu Nidal, üzerini değişmek için izin verilmesini istedi ve yan odaya geçip kapıyı kapattı. İki görevlinin onun bir şey yapabileceğinden korktuğu sırada bir silah sesi duyuldu. Kapıyı açtılar ve onu ölü bir şekilde buldular. İntihar ettiğini doğrulayabilirim çünkü görevden sorumlu memur benim meslektaşım ve arkadaşımdı. Bana olayı anlattı. Kendisine ‘kötü ruh’ diyen adamın hikayesi böylece sona erdi.

İstifa, ölüm demektir

İstihbarat, mensubu olunan, sırları öğrenilip sonra da rahatça bırakılan bir siyasi parti değildir. Firar eden subay kaçmaya karar verdiğinde, idam kararına fiilen imza atmış olur. İstihbarat, muhalifleri esirgemeyecek ve onların izini sürecektir. Sahte isimleri ve bazen diplomatik pasaportları olan adamlar, eski yoldaşlarının peşine düşerek infazına kadar gideceklerdir. Bazı malumatlar almak için sözü yeniden Cumeyli'ye bırakıyorum.

Barzan İbrahim el-Tikriti, Irak İstihbarat Servisi Şefi görevini yürüttüğü süre zarfında istihbarat çalışmaları için bir cephe olarak Londra'da bir matbaa kurmuştu. Buraya devlet kurumlarından idari ve bankacılık yetenekleri yüksek bir kişiyi atamıştı. Londra'daki ‘o’ kişi, 1986 yılında görevinin sona ermesi üzerine Bağdat'a dönmeyi reddetti ve görevinde kalmakta ısrar etti. İstihbarat Servisi, Londra'ya ikisi adamın tanıdığı olan üç kişilik bir ekip gönderdi. İkisi adamın arkadaşı olduğundan onu ​​tasfiye etmeye gelmelerini beklemiyordu. Toplantının bir Londra restoranında olmasını önerdiler. Onu öldürecek olan zehir, zehri içeceğine dökecek bir ekip üyesinin yüzüğüne yerleştirildi. Ekip Bağdat'a döndü ve hedef adam iki hafta sonra öldü. İstihbarat görevlisi, döktüğü zehirli maddenin eline de değdiğini fark etmemiş ve kısa süre sonra hayatını kaybetmişti. Ekipteki ikinci kişi, Kuveyt'in işgali sırasında ortadan kayboldu ve üçüncü kişiyse 2020 yılında Irak dışında öldü.

Başka bir istihbarat görevlisinin faaliyetleri rahatsız edici görünüyordu. 1978'de İstihbarat Servisi’nden çıkarılmasına karar verildi. Bunu öğrenince sınırdan Suriye'ye kaçtı ve oradaki istihbarat servislerince uzun bir soruşturmaya tabi tutuldu. Bilgi edinme sürecini tamamladıktan sonra onun İsveç'e seyahatini kolaylaştırdılar. O, basına istihbaratın sırlarından bahsetmeye başladı, bunun üzerine Stockholm'deki istasyonumuz onun takibini devraldı ve ondan kurtulmak için bir karar verildi. O, hiç dikkatli değildi.

Stockholm'de ölümcül randevu

İstihbarat Servisi’nde hedef yakalayıcıları vardı. Bunlardan biri hedeflenen adamın yoluna koyuldu. Adam, kendisini şahsen tanıyan operasyon görevlisinin varlığına şaşırmış, bu yüzden bir tuzağa düştüğünü anlamış ve ona “Beni tasfiye etmen için buraya geldin ha” demişti. İstihbarat görevlisi onu infaz etti ve parçalarını şafak vakti bir ormana attı. Daha sonra arkadaşıyla birlikte huzur içinde Stockholm'den ayrıldı.

Türkiye'deki istasyona bir memur gönderildi. Barzan onu güzelliklerin tuzağına düşmemesi konusunda uyardı. 1982 yılında adam aniden ortadan kayboldu ve ardından bir Türk kadınla Almanya'ya gittiği ortaya çıktı. Kaybedilen kişi bir süre sonra Türkiye'ye döndü. Daha sonra özel bir yere çekildiğini ve gizemli bir şekilde tasfiye edildiğini öğrendik. İstihbarat, benzer bir eylemde bulunmak için kendisine yalvaran herkes için caydırıcı bir önlem olarak, bu olayların İstihbarat mensupları arasında yayılmasına izin verdi.

Teşkilattan memurların, Amerikan kuvvetlerine karşı intihar bombacıları tarafından kullanılan bubi tuzaklı arabalar gönderdiği ortaya çıktı. İçlerinden bir subay bu yüzden 15 yıl hapis yattı. İngiltere topraklarında yaptığı bir operasyon nedeniyle daha uzun süre tutuklu kalan subay için Irak'ın tutuklu Observer muhabiri gazeteci Farzad Bazoft'u değiştirmeyi teklif ettiğini, ancak İngiliz yetkililerin teklifi reddettiğini belirtti. Iraklı yetkililer daha sonra Bazoft'u casusluktan mahkûm ettikten sonra idam etti.



İsrail ve Suriye arasındaki görüşmeler ABD'nin arabuluculuğunda Paris'te yeniden başlıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)
TT

İsrail ve Suriye arasındaki görüşmeler ABD'nin arabuluculuğunda Paris'te yeniden başlıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)

Axios'a konuşan bir İsrailli yetkili ve başka bir bilgili kaynağa göre üst düzey Suriyeli ve İsrailli yetkililer bugün Paris'te bir araya gelerek yeni bir güvenlik anlaşması için müzakereleri yeniden başlatacaklar.

Bu çabalar, yeni müzakere turunda arabuluculuk yapacak olan Başkan Trump'ın Suriye özel temsilcisi Tom Barrack tarafından yönetiliyor. Toplantılar, Suriye'nin güneyinde silahsızlanma ve Esed rejiminin düşüşünden sonra İsrail'in işgal ettiği Suriye bölgelerinden çekilmesini içeren bir güvenlik anlaşmasına varılmasını amaçlıyor.

 Eş-Şeybani (sağda) ve ABD elçisi Tom Barrack, geçen temmuz ayında Paris'te Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile birlikte (SANA)Eş-Şeybani (sağda) ve ABD elçisi Tom Barrack, geçen temmuz ayında Paris'te Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile birlikte (SANA)

Görüşmelerin iki gün sürmesi bekleniyor ve Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, yeni bir İsrail müzakereci grubuyla görüşmelere katılacak.

Bu, yaklaşık iki ay sonra yapılacak beşinci tur görüşmeler olacak. Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığına göre bu haberin önemi, Trump yönetiminin hem İsrail'e hem de Suriye'ye, sınırlarındaki güvenlik durumunu istikrara kavuşturacak ve gelecekte diplomatik ilişkilerin normalleşmesi yolunda ilk adım olabilecek bir anlaşmaya varmaları için baskı uygulamasında yatıyor.

Kaynağa göre Trump, Netanyahu'dan görüşmeleri yeniden başlatmasını ve mümkün olan en kısa sürede bir anlaşmaya varmak için ciddi müzakereler yürütmesini istedi. Üst düzey bir İsrailli yetkiliye göre Netanyahu bunu kabul etti, ancak herhangi bir anlaşmanın İsrail'in kırmızı çizgilerine uyması gerektiğini vurguladı.

 İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer (Getty)İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer (Getty)

İki taraf arasındaki büyük anlaşmazlıklar ve İsrail'in baş müzakerecisi Ron Dermer'in istifası nedeniyle görüşmeler çıkmaza girmişti.

Amerikan internet sitesi, Netanyahu'nun Paris'teki toplantı öncesinde, yakın arkadaşlarından biri olan İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter'ın başkanlığında yeni bir müzakere ekibi atadığını bildirdi. Netanyahu'nun askeri danışmanı, Mossad başkanlığı adayı General Roman Gofman ve Netanyahu'nun ulusal güvenlik danışmanı Gil Reich'ın da toplantıya katılması bekleniyor.

İsrail'in Washington Büyükelçiliği konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındı.


Kuzey Darfur eyaletinde hastane ve pazarda bombalı saldırı sonucu en az 64 kişi öldü

30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)
30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)
TT

Kuzey Darfur eyaletinde hastane ve pazarda bombalı saldırı sonucu en az 64 kişi öldü

30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)
30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)

Çeşitli kaynaklar, cumartesi günü Kuzey Darfur eyaletinin Zerk ve Ghurair bölgelerinde bir hastane ve bir pazarı hedef alan bombalı saldırıda 64'ten fazla sivilin öldürüldüğünü doğrularken, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) dün Sudan ordusunu saldırının arkasında olmakla suçladı ve saldırının bir insansız hava aracı (İHA) tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. Sivil koalisyon Sumud, el-Zerk Hastanesi ve Ghurair pazarının bombalanmasını kınadı ve bağımsız bir soruşturma yapılması çağrısında bulunarak, acil insani ateşkes çağrısını yineledi.

Öte yandan, Sudan Elektrik Şirketi, Kuzey Kordofan Eyaleti'nin başkenti el Ubeyd'deki termik santralin dün sabah erken saatlerde İHA’larla saldırıya uğradığını, yangın çıktığını ve elektrik kesintisine yol açtığını doğruladı. Görgü tanıkları, HDK’ne ait İHA’ların, termik santralin yanı sıra el Ubeyd'deki el Emel Hastanesi ve el Ubeyd Uluslararası Havalimanı da dahil olmak üzere diğer yerleri de hedef aldığını ve santralin binalarında yangın çıktığını belirtti. Sivil Savunma güçleri yangına müdahale etti.


Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
TT

Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)

Yemen’de güneyli siyasi çevreler, gerek liderlik düzeyinde gerekse yapı ve kurumlar bazında, Suudi Arabistan’ın Başkent Riyad’da kapsamlı bir Güney Konferansı düzenlenmesi çağrısına olumlu yanıt verdi. Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad Muhammed el-Alimi’nin talebiyle gündeme gelen konferansın, Güney ve Doğu Yemen vilayetlerinin iradesini yok saymadan, tek taraflılığa kapı aralamadan Güney meselesine yönelik yol haritasını belirlemesi hedefleniyor.

Söz konusu uzlaşının; Hadramut, el-Mahra, Abyan, Lahic, Şebve ve Sokotra’daki yerel yönetimleri, önde gelen güneyli siyasi isimleri, danışma organlarını ve etkin bileşenleri kapsadığı; Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) de sürece dahil olduğu belirtildi. Girişimin Körfez, Arap ve uluslararası düzeyde destek gördüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan’ın çağrısı ve buna eşlik eden resmî, halk ve uluslararası düzeydeki memnuniyetin; güney diyaloğunu kapsayıcılık temelinde yeniden düzenlemeye, dışlayıcı yaklaşımları aşmaya ve Güney meselesini adil bir çerçevede ele alacak ulusal-bölgesel bir zemine oturtmaya yönelik kritik bir adım olarak değerlendirildiği ifade edildi.

zx
Güney Geçiş Konseyi’nin, Hadramut ve el-Mehra’da tek taraflı askeri adımlar atarak sahadaki gerilimi tırmandırdı. (AP)

Bu çerçevede Başkanlık Konseyi Üyesi Dr. Abdullah el-Alimi, Suudi tutuma duyduğu derin takdiri dile getirerek, başta Güney Geçiş Konseyi olmak üzere tüm güneyli bileşenleri, Güney’in çıkarlarını her türlü mülahazanın üzerinde tutan kapsayıcı bir diyaloğa yapıcı biçimde katılmaya çağırdı. El-Alimi, ciddi bir diyaloğun görüşleri yakınlaştırmanın, ortaklık esaslı çözümler üretmenin, halk iradesine saygı göstermenin ve güney saflarındaki birliği güçlendirmenin tek yolu olduğunu vurguladı.

Yemen Şura Meclisi Başkanı Ahmed bin Değir ise Riyad Konferansı’nın önemine dair en net değerlendirmelerden birini yaptı. Bin Değir, güney diyaloğunun Güney meselesini yeniden sahiplerine iade edeceğini, güney vilayetleri arasında derinleşen ve istikrarsızlığa yol açan fitne ve gerilimlerin önünü keseceğini söyledi. Konferansın; iktidar, kaynak paylaşımı ve siyasi sistemin geleceğine ilişkin sorunların, Ulusal Diyalog Konferansı çıktıları, Riyad Anlaşması ve yetki devri bildirisi gibi açık referanslar çerçevesinde ele alınması için gerçekçi bir giriş kapısı oluşturduğunu belirtti.

Yerel yönetimlerden destek

Suudi çağrısına yerel yönetimlerden de art arda destek açıklamaları geldi. Lahic Valiliği, Riyad’da kapsayıcı bir Güney Konferansı’na ev sahipliği yapılmasını, “Güney halkının davalarının adaletini koruma yolunda doğru yönde ilerlediğinin göstergesi olan olumlu bir adım” olarak niteledi. Lahic Valisi Ahmed Türki, resmî açıklamasında yerel yönetimin meşru siyasi liderlik ve meşruiyeti destekleyen koalisyonun yanında durduğunu, devlet kurumlarının korunmasının güvenlik ve istikrarın temel dayanağı olduğunu vurguladı.

Tarihsel ve siyasi ağırlığıyla Hadramut da sürece güçlü destek verdi. Hadramut Valisi Salim el-Hanbeşi, Suudi Arabistan’ın çağrıya yanıtının Yemen ile stratejik ilişkilerin derinliğini ve siyasi diyalog yoluyla ihtilafları aşma iradesini yansıttığını belirterek, Hadramut’un güney saflarını birleştiren her türlü çabanın dayanağı ve istikrarın temel unsuru olmaya devam edeceğini söyledi.

El-Mehra Valisi Muhammed Ali Yasir ise vilayetinin Riyad Konferansı’na tam destek verdiğini, kapsamlı diyaloğun çatışmayı sona erdirmenin ve birlik ile güvenliği güçlendiren adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın en doğru yolu olduğunu ifade etti. Abyan Valisi Ebu Bekir Hüseyin Salim de konferansın, Güney meselesinin ulusal bir çerçevede, dışlama ve tekelleşmeye izin vermeden ele alınması açısından önemli bir adım olduğunu kaydetti.

yfrgty
Aden’de, Yemen’den ayrılma çağrılarıyla bilinen Güney Geçiş Konseyi’nin destekçileri arasında yer alan bir kişi (AFP)

Gözlemciler, bu geniş coğrafi mutabakatın güney sahnesini yeniden şekillendirdiğini; vilayetlerin seslerinin görmezden gelinmesinin ya da Güney’in tek bir yapı veya tek sesli bir söylemle sınırlandırılmasının artık zorlaştığını belirtiyor.

Şartlı memnuniyet

Güney Geçiş Konseyi, Suudi çağrıyı diyaloğu esas alan yaklaşımıyla uyumlu bularak memnuniyetini açıkladı. Ancak bu tutum; “Güney halkının iradesinin” vurgulanması, uluslararası garantiler, net bir takvim ve nihai aşama olarak halk oylaması gibi siyasi şartlarla birlikte dile getirildi.

Gözlemcilere göre, GGK’nin bu şartları konumunu koruma çabası olarak görülse de, yıllar süren tek taraflı yaklaşımların ardından kapsayıcı bir müzakere masasına oturmayı kabul etmesi; Güney meselesinin herhangi bir bileşenden daha geniş olduğunun ve bölgesel-uluslararası koşulların tek taraflı süreçlere artık izin vermediğinin bir göstergesi.

Suudi davetin, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine geldiği; daha önce GGK’nin bazı adımlarını reddeden ve bunların Güney meselesinin özüne zarar verdiğini, dış ajandalara hizmet ettiğini savunan güneyli bileşenler ve siyasi isimlerden gelen çağrıların bu süreci güçlendirdiği belirtildi. Bu durumun, yaklaşan konferansın meşruiyetini ve olası sonuçlarını pekiştirdiği ifade edildi.

Öte yandan Yemen Dışişleri Bakanlığı ile İstişare ve Uzlaşı Heyeti, Suudi rolünün güney diyaloğu için bir “emniyet supabı” oluşturduğunu vurgulayarak, Riyad’ın taraf değil, tarafsız bir kolaylaştırıcı olarak zemini hazırladığını ve diyaloğun yeni çatışmalara sürüklenmesini engellemeyi amaçladığını kaydetti. Körfez, Arap ve İslam dünyasından gelen destekle girişimin uluslararası bir boyut kazandığı; Güney meselesine ilişkin herhangi bir çözümün Yemen’de kapsamlı siyasi çözümün parçası olması gerektiği vurgulandı.