Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Bağdat'tan Londra'ya giden zehirli yüzük önce hedefi sonra taşıyanı öldürdü

Irak’ın ‘Baas’a bağlı’ İstihbarat Servisi’nin eski ABD masası şefi Salim el-Cumeyli, Irak istihbaratının eski defterlerini Şarku’l Avsat için açtı (5)

Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Bağdat'tan Londra'ya giden zehirli yüzük önce hedefi sonra taşıyanı öldürdü
TT

Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Bağdat'tan Londra'ya giden zehirli yüzük önce hedefi sonra taşıyanı öldürdü

Iraklı eski istihbarat yetkilisi Cumeyli Şarku'l Avsat'a konuştu: Bağdat'tan Londra'ya giden zehirli yüzük önce hedefi sonra taşıyanı öldürdü

Irak’ın ‘Baas’a bağlı’ İstihbarat Servisi’nin eski ABD masası şefi Salim el-Cumeyli de dahil, ABD işgaliyle devrilen Irak rejiminin önemli isimlerinin tutulduğu Camp Cropper hapishanesindekiler perişan haldeydi. Birçoğu duyduklarına inanmama eğilimindeydi. Saddam Hüseyin'in elinde patlayıcı bir kemer veya silahında son bir mermi olduğuna ya da ABD askerlerinin eline geçmeden önce korumasına onu öldürmesini emredecek kadar cüretkâr olduğuna inanıyorlardı. Haber doğrulandığında, tutuklular onun cesaretini sorgulamadı. Aralarında, Saddam'ın işgalcileri ve müttefiklerini yargılamak için mahkemedeki duruşundan yararlanmak isteyebileceğine inananlar da vardı.

ABD güçleri daha sonra Saddam’a muhalif liderlerin onu hapishanede görmelerine izin verdi. Saddam’ın önde gelen iki muhalifi bunu yapmaktan kaçındı. Bu isimlerden biri, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani’ydi. Barzani, “boş yere böbürlenmenin erkekliğe sığmayacağını” söyleyerek Saddam rejimini muhalefetin değil, ABD güçlerinin devirdiğini açıkça kabul etti. Diğer isim ise vücudunda Saddam'ın Londra'da üzerine düşürdüğü baltanın izlerini taşıyan (rejimin devrilmesinden sonra başbakan olan) İyad Allavi’ydi. Allavi, Irak Cumhurbaşkanı'nın ABD’liler tarafından tutuklanmasını kabul edemedi. Anılarını bir kitapta toplamak üzere olan Cumeyli ile sohbet gayet heyecan verici ve zengindi. İşte Cumeyli ile sohbetimizin beşinci ve son bölümü.

Ona İran'ı, işgali, hesaplaşmayı sordum, o da anlatmaya başladı…

Salim el-Cumeyli:

“İran ajanları 50'den fazla istihbarat görevlisini öldürdü. İntikam, mezarları açma noktasına kadar geldi.”

Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabani (Getty Images)
Kürt liderler Mesud Barzani ve Celal Talabani (Getty Images)

İran, ABD'nin Irak işgalini kolaylaştırdı. Ahmed Çelebi aracılığıyla, elinde bulundurduğu Iraklı muhaliflerin iadesi karşılığında, ABD’lilerle işlerini kolaylaştıracak anlaşmalar yaptı. Tahran, Çelebi aracılığıyla işgali haklı çıkarmak için bir dezenformasyon faaliyeti başlattı ve Irak arşivlerinin bir kısmını onun aracılığıyla ele geçirdi. Anlaşmalara göre İran, ABD uçaklarının sınır şeridini ve Irak'a bitişik hava sahasını askeri amaçlarla kullanmasına izin verdi. ABD istihbaratı Süleymaniye'deki Celal Talabani'ye silah teslim edemedi. Çünkü Türkiye, Suriye veya İran hava sahasından geçmek zorundalardı. Bu yüzden General Kasım Süleymani silahları kendisine bizzat teslim etti.

O zamanlar Süleymani'nin rolü çok belirgin değildi. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) müdahaleleri zayıftı ve yalnızca güney Lübnan'la sınırlıydı. Suriye veya Yemen'de belirgin bir varlıkları yoktu. DMO’nun bölgedeki yoğun faaliyetleri, Irak rejiminin düşmesinden sonra başladı. Bunu bekliyorduk ve savaşı önlemek için yaptığımız temaslarda ABD’lilere de söyledik. Onlara, “İran'a kapıyı açacaksınız, bölgeye nüfuz edecek” dedik. Konuyla ilgilenmediler ve sonra olan oldu.

İran intikamı

İranlıların Irak İstihbarat Servisi’nden intikamı korkunçtu. Tabii ki infazlar onların temsilcileri aracılığıyla yapıldı. Bir keresinde evlerinde olan 14 görevliyi öldürmeleri de dahil olmak üzere, İstihbarat Servisi’nin en az elli mensubunu öldürdüler. Bunlardan ikisi pilottu. İran-Irak Savaşı sırasında İran'daki hedefleri bombalamışlardı. İranlıların yaptıkları, savaşta şehit olan subayların mezarlarını açmaya kadar gitti.

İran İstihbaratı, Irak'ın işgal edilmesini kolaylaştırdı ama aynı zamanda başka bir tarafa da yöneldi. İşgalden önce istihbarat örgütü, Afganistan'dan ayrıldıktan sonra Irak'ta bulunacak olan Ebu Musab ez-Zerkavi'nin topraklarından geçişini kolaylaştırdı. El Kaide'nin İran'daki liderliğinin varlığı artık kanıt gerektirmiyordu. Çünkü İsrail, oradaki üyelerinden birine suikast düzenledi.

Cumeyli'ye Saddam'ın Irak'taki Kürt liderlerle dikenli ve zorlu olan, çatışmalar, anlaşmalar ve ateşkeslerle noktalanan ilişkilerini sordum. O da bu ilişkileri anlattı…

Saddam ile Talabani arasında müdür rütbesinde bir Irak istihbarat görevlisi tarafından yürütülen iletişim kanalı vardı. 2001 yılında Afganistan’daki El Kaide unsurları İran üzerinden Irak'a sızdığında Talabani, bu unsurların Kürt Ensar el-İslam örgütüyle iş birliğinden endişe duyuyordu. Örgüt, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) savaşçılarına saldırarak 40 kişiyi öldürdü. Bu yüzden Talabani Bağdat'tan askeri ve mali yardım istedi ve kendisine güvence verildi. Talabani, Saddam'a teşekkür mektubuyla cevap verdi. Mektupta “İnsanların onuru ve sorumluluğuyla size söz veriyorum ki; bu silah, Irak halkına karşı kullanılmayacak ve Irak düşmanlarına karşı bir diken olacak” ifadeleri yer alıyordu.

“Bu işe ne zaman son vereceksin?”

İran, ABD işgalinden önce Talabani'ye askeri destek sağlıyordu. Saddam ona, ‘hain’ ve ‘ajan’ ithamlarında bulunan sert bir mesaj göndererek, “Bu işe ne zaman son vereceksin?” diye sordu. Talabani, “Seni görevden alabilseydim yapardım ama korkarım alternatif senden daha kötü olacak” yanıtını verdi. Talabani, partisinden kimlerin Irak istihbaratında çalıştığını bildiğini söyledi ve isimleri belirterek “sizinle birlikte çalıştıkları bilgim dahilinde” dedi. Talabani istihbarat görevlisine, “Size söylediğimi Cumhurbaşkanı Saddam'a da söyleyin. Sadece yirmi gün sonra ajan Celal Talabani, Irak Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olacak.”

Bir gün Kürdistan bölgesini bağımsız bir devlet olarak tanıyıp, Türkiye ve İran'la karşı karşıya getirme önerisi ortaya çıktı, ancak orada bulunanların çoğu bu öneriye karşı çıktı. 1999 yılında Saddam'ın bazı liderlerle yaptığı özel bir toplantıda şunları söylediği aktarılmıştı: “Kürt halkını zorla bizimle yaşamaya zorlayamayız. Ayrılmak istiyorlarsa onlara bağımsızlık vermekte bir sakınca yok.”

Buna paralel olarak, Saddam ile Mesud Barzani arasındaki çatışma sert ve uzundu. Ancak Saddam, Barzani'yi yabancı bir ülkeye tabi olmakla suçlamadı. Onun, ‘Kürtlerin haklarını talep ederken Irak'ın çıkarlarını dikkate alacağına söz verdiği takdirde’ sözüne saygı duyulacak bir adam olduğunu gördü. Saddam belki de bu nedenle, Talabani'ye bağlı güçlerin İran'ın açık desteğiyle Erbil'e yönelik başlattığı saldırıya karşılık vermek için güçlerini göndermekten çekinmedi.

Cumeyli, Irak'ın tartışmalı siyasi rolüne de değindi. Kişi artık yanıt verme ve olayı açıklığa kavuşturma imkanına sahip olmadığından ve yasal sebeplerden dolayı ona ‘Falanca’ Bey diyeceğim:

İlk etapta Maliye Bakanlığı kisvesi altında Falanca Bey'e yönelik bir hamle yapıldı. Ardından, Amman'daki iş merkezinde tanıştığı Dış Hizmet Genel Müdürü Kazım Müslim aracılığıyla doğrudan ilişkiye dönüştü. İstihbarat şefi Faruk Hicazi tarafından denetlendi.

Bu kişiye, bazı Iraklı muhalif figürlerin banka hesapları ile Arap cumhurbaşkanlarının kişisel hesapları hakkında bilgi toplamakla ilgili görevler verildi. Asıl görev ise silah tüccarlarının hesaplarını ve İran'a teçhizat ve silah tedarik etmek için gizli askeri sözleşmeleri kapsayan fon hareketini ortaya çıkarmaktı. Bu sayede İstihbarat Servisi muazzam bilgiler elde etti.

Kuveyt'in işgalinden sonra Falanca Bey, İstihbarat Servisi’ne sırtını döndü ve bir muhalefet partisi kurarak Amerikalılar ve İranlılarla iş birliği yaptı. İşgalden sonra aynı adamın ofisi, eski yetkilileri teslim olmaya ikna etmek için çalıştı. Ofisinin bir çalışanı, komşunun oğlunu beni izlemesi için görevlendirdikten sonra, Nisan 2003'te ABD askerlerini beni tutuklamaları için evime yönlendirdi.

“Talabani, istihbarat görevlisine ‘Saddam'a ajanın, Irak Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı olacağını söyle’ dedi.” Salim el-Cumeyli

Hüseyin Kâmil nükleer sırrı ifşa ediyor

Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in bir aile fotoğrafında Hüseyin Kâmil (ayakta sağdan birinci) (Getty Images)
Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in bir aile fotoğrafında Hüseyin Kâmil (ayakta sağdan birinci) (Getty Images)

1995 yılında bölge halkı şaşırtıcı bir haberle uyandı: Irak Cumhurbaşkanı’nın damadı Hüseyin Kâmil iltica etmiş, eşi Ragad ve kardeşi Saddam Kâmil ile birlikte Ürdün'e gitmişti. İltica, rejimin maruz kaldığı en ciddi şeydi. Cumeyli olayı hatırlıyor ve şöyle anlatıyor:

Hüseyin Kâmil, rejimin ve devletin tüm sırlarını bilen birkaç kişiden biriydi. Askeri sanayileşme direktörü, Savunma ve Sanayi Bakanlığı gibi hassas görevlerde bulundu ve diğer görevlerinin yanı sıra özel güvenlik servisini yönetti. Saddam, Hüseyin Kâmil’e güvendiği kadar kimseye güvenmiyordu. Bu yüzden onun kaçışı acı verici ve tehlikeliydi. Saddam, damadının hikayesi sona erdikten sonra bunalıma girdi.

Hüseyin Kâmil’in iltica etmesi, rejime ve güvenilirliğine büyük zarar verdi. Amman'a geldikten sonra, müfettişlerin varlığından bahsetmediği, hatta ima bile etmediği için sessiz kaldığımız bir nükleer tesisin varlığını ortaya çıkardı. Tesisin ifşa edilmesi, rejimin güvenilirliğini sarstı ve Irak'a yönelik ablukayı uzattı.

Cumhurbaşkanı, 1994 yılında özel operasyonların, yani suikastların durdurulması emrini vermişti. Ancak rejim, tüm bu bilgilere sahip olan ve Amman'da farklı istihbaratlardan insanlarla buluşan bir adamın varlığına sessiz kalamadı. İstihbarat Servisi, Hüseyin Kâmil’den kurtulma operasyonu için Cumhurbaşkanı’nın onayını aldı. Operasyon için üç infaz memuru ve iki kadının olduğu bir ekip oluşturuldu ve Amman'a doğru yola çıkıldı. Ekip, etrafındaki katı Ürdün prosedürleri nedeniyle Hüseyin Kâmil’e suikast düzenlemek için yaklaşamadı ve iki ay sonra hiçbir sonuç alamadan Irak'a geri dönmek zorunda kaldı.

Irak muhalefeti Hüseyin Kâmil’i hoş karşılamadı. Teftiş heyetleri ondan bilgi aldı ve sonra onu görmezden geldi. Geri dönme arzusunu yansıtan temaslar gerçekleşti ve geri döndü. Cumhurbaşkanı onu devletin kendisine yönelik tedbirlerinden muaf tutmaya hazır olduğunu söyledi. Uday Saddam Hüseyin, dönüşünde iki kız kardeşini kocalarından ayırma görevini üstlendi. Cumhurbaşkanı, Ali Hasan el-Mecid'e devletin hakkından feragat ettiğini ve meselenin artık ailenin elinde olduğunu söyledi. Böylece kuzenler arasında çıkan ve Hüseyin Kâmil’in öldürülmesiyle sonuçlanan savaşa Ali Hasan el-Mecid önderlik etti.

Aslında burada Barzan el-Tikriti'nin yıllar önce Hüseyin Kâmil’in tehlikeli bir adam olduğunu, hırslarının çok büyük olduğunu ve Saddam Hüseyin'in halefi olmak istediğini söylediğini hatırlıyorum. Cumhurbaşkanı, bu sözlerle pek tatmin olmadı. Özellikle de Hüseyin Kâmil'in Ragad ile evliliği, Barzan ve diğer aile bireylerinin öfkesinden sonra bir aile anlaşmazlığına neden olduğu için bunu kıskançlık ya da kişisel nefret olarak algıladı. Aslında, Cumhurbaşkanı’nın Hüseyin Kâmil'i yokluğunda halefi olarak görme eğilimini İstihbarat Servisi’nde görmedik. Bizim düşüncemiz, Cumhurbaşkanı’nın oğlu Kusay'ı özellikle Cumhuriyet Muhafızları Komutanı yapıp ardından Özel Güvenlik Teşkilatı'nın başına geçirdikten sonra böyle bir role hazırladığı yönündeydi. Üstelik onun sokaktaki adı, Uday'ın adı gibi tartışma konusu da değildi.

Hüseyin Kâmil ve Uday Saddam Hüseyin (Getty Images)
Hüseyin Kâmil ve Uday Saddam Hüseyin (Getty Images)

“Hüseyin Kâmil bir nükleer tesisin varlığını ifşa etti ve çalışmalarıyla rejimin güvenilirliğini baltaladı.” Salim el-Cumeyli

Fetih Hareketi- Devrimci Konseyi'nin kurucusu Sabri el-Benna'nın (Ebu Nidal) adı, terörizm ve inanılmaz miktarda suikast ve bombalama ile ilişkilendirildi. Ebu Nidal fenomeni Irak topraklarında doğdu ve rejimden mali, lojistik ve istihbarat desteği aldı. Ağustos 2002'de Ebu Nidal'ın Bağdat'ta intihar ettiği açıklandığında, birçok kişi bunu sorguladı ve onun intihar ettiğine ya da etmediğine inandı. El-Cumeyli, Ebu Nidal'ın aynı sonla biten ziyaretine bir meslektaşıyla birlikte katılan adamla ilgili anlattıklarını aktarıyor.

Ebu Nidal
Ebu Nidal

‘Kötü ruh’

Ebu Nidal, 1974 yılında Irak'taki ofisinin müdürü olduğu Fetih Hareketi’nden, İsrail ile herhangi bir anlaşmaya karşı olduğunu ilan ederek ayrıldı. Irak'ın tutumu anlaşmaya karşıydı ve bu yüzden Ebu Nidal her türlü desteği aldı. Ebu Nidal, Irak istihbaratının da desteğiyle Bağdat'ta İsrail ile normalleşme fikrini reddedenlerin birçoğunu içeren bir eğitim kampı kurdu. Ardından güçleri dünyayı dolaşarak normalleşmeyi destekleyen yüzlerce Filistinli şahsı hedef aldı. Ebu Nidal'ın grubu ayrıca ABD, Avrupa, Arap ve İsrail hedeflerine saldırdı. İran ile savaşın patlak vermesinden sonra istihbarat, Ebu Nidal'den operasyonlarını durdurmasını istedi. Ancak o reddetti ve Suriye'ye gitti.

Irak 1991 yılında, Kuveyt Savaşı'ndan önce ABD hedeflerine yönelik operasyonlar düzenlemeyi planlıyordu. Bu nedenle Ebu Nidal ile yeniden temas kurma ve onu Bağdat'a getirme ihtiyacı doğdu. Ancak Arapların farklılıklarından yararlanarak Kuveyt ve diğer ülkelerle temaslar kurdu ve çok büyük paralar elde ederek Libya'ya gitti.

İçinde bulunduğumuz yüzyılın başında Libya ondan topraklarını terk etmesini istedi ve o da Mısır'a gitti. Mısır istihbarat servisleri onun varlığını öğrenince, topraklarından çıkmasını talep ettiler, bu yüzden Mısır’dan İran'a geçti. Orada da fazla kalmayarak sahte Yemen pasaportuyla Irak topraklarına girdi. Filistin Caddesi'nde küçük bir ev kiraladı ve kısa bir süre sonra dost bir ülkenin istihbaratından Irak'ta olduğu bilgisi geldi. İstihbarat, alışverişe çıkması gerektiğinde fotoğrafını çekmeyi başardı. İstihbarat Servisi, Cumhurbaşkanı'na, yabancı ülke ve istihbarat servisleriyle ilişkilerini bilmek için ev hapsine benzer bir şekilde, onu Irak'ta tutmasını önerdi. Cumhurbaşkanı da bunu kabul etti.

Irak İstihbarat Şefi Korgeneral Tahir Halil el-Habbuş, 21 Ağustos 2002'de Bağdat'ta ‘intihar eden’ Filistinli lider Ebu Nidal'ın kullandığı sahte pasaportu gösteriyor. (Getty Images)
Irak İstihbarat Şefi Korgeneral Tahir Halil el-Habbuş, 21 Ağustos 2002'de Bağdat'ta ‘intihar eden’ Filistinli lider Ebu Nidal'ın kullandığı sahte pasaportu gösteriyor. (Getty Images)

Batılı istihbarat servisleri, Ebu Nidal'ın Irak'taki varlığına dair haberleri sızdırdı. Bu nedenle onu kontrol etmek için harekete geçilmesi gerekiyordu. Teşkilattan iki memur, ona sürpriz bir ziyarette bulunarak kendilerine eşlik etmesini istediler. Yolun sonuna geldiğini anlayan Ebu Nidal, üzerini değişmek için izin verilmesini istedi ve yan odaya geçip kapıyı kapattı. İki görevlinin onun bir şey yapabileceğinden korktuğu sırada bir silah sesi duyuldu. Kapıyı açtılar ve onu ölü bir şekilde buldular. İntihar ettiğini doğrulayabilirim çünkü görevden sorumlu memur benim meslektaşım ve arkadaşımdı. Bana olayı anlattı. Kendisine ‘kötü ruh’ diyen adamın hikayesi böylece sona erdi.

İstifa, ölüm demektir

İstihbarat, mensubu olunan, sırları öğrenilip sonra da rahatça bırakılan bir siyasi parti değildir. Firar eden subay kaçmaya karar verdiğinde, idam kararına fiilen imza atmış olur. İstihbarat, muhalifleri esirgemeyecek ve onların izini sürecektir. Sahte isimleri ve bazen diplomatik pasaportları olan adamlar, eski yoldaşlarının peşine düşerek infazına kadar gideceklerdir. Bazı malumatlar almak için sözü yeniden Cumeyli'ye bırakıyorum.

Barzan İbrahim el-Tikriti, Irak İstihbarat Servisi Şefi görevini yürüttüğü süre zarfında istihbarat çalışmaları için bir cephe olarak Londra'da bir matbaa kurmuştu. Buraya devlet kurumlarından idari ve bankacılık yetenekleri yüksek bir kişiyi atamıştı. Londra'daki ‘o’ kişi, 1986 yılında görevinin sona ermesi üzerine Bağdat'a dönmeyi reddetti ve görevinde kalmakta ısrar etti. İstihbarat Servisi, Londra'ya ikisi adamın tanıdığı olan üç kişilik bir ekip gönderdi. İkisi adamın arkadaşı olduğundan onu ​​tasfiye etmeye gelmelerini beklemiyordu. Toplantının bir Londra restoranında olmasını önerdiler. Onu öldürecek olan zehir, zehri içeceğine dökecek bir ekip üyesinin yüzüğüne yerleştirildi. Ekip Bağdat'a döndü ve hedef adam iki hafta sonra öldü. İstihbarat görevlisi, döktüğü zehirli maddenin eline de değdiğini fark etmemiş ve kısa süre sonra hayatını kaybetmişti. Ekipteki ikinci kişi, Kuveyt'in işgali sırasında ortadan kayboldu ve üçüncü kişiyse 2020 yılında Irak dışında öldü.

Başka bir istihbarat görevlisinin faaliyetleri rahatsız edici görünüyordu. 1978'de İstihbarat Servisi’nden çıkarılmasına karar verildi. Bunu öğrenince sınırdan Suriye'ye kaçtı ve oradaki istihbarat servislerince uzun bir soruşturmaya tabi tutuldu. Bilgi edinme sürecini tamamladıktan sonra onun İsveç'e seyahatini kolaylaştırdılar. O, basına istihbaratın sırlarından bahsetmeye başladı, bunun üzerine Stockholm'deki istasyonumuz onun takibini devraldı ve ondan kurtulmak için bir karar verildi. O, hiç dikkatli değildi.

Stockholm'de ölümcül randevu

İstihbarat Servisi’nde hedef yakalayıcıları vardı. Bunlardan biri hedeflenen adamın yoluna koyuldu. Adam, kendisini şahsen tanıyan operasyon görevlisinin varlığına şaşırmış, bu yüzden bir tuzağa düştüğünü anlamış ve ona “Beni tasfiye etmen için buraya geldin ha” demişti. İstihbarat görevlisi onu infaz etti ve parçalarını şafak vakti bir ormana attı. Daha sonra arkadaşıyla birlikte huzur içinde Stockholm'den ayrıldı.

Türkiye'deki istasyona bir memur gönderildi. Barzan onu güzelliklerin tuzağına düşmemesi konusunda uyardı. 1982 yılında adam aniden ortadan kayboldu ve ardından bir Türk kadınla Almanya'ya gittiği ortaya çıktı. Kaybedilen kişi bir süre sonra Türkiye'ye döndü. Daha sonra özel bir yere çekildiğini ve gizemli bir şekilde tasfiye edildiğini öğrendik. İstihbarat, benzer bir eylemde bulunmak için kendisine yalvaran herkes için caydırıcı bir önlem olarak, bu olayların İstihbarat mensupları arasında yayılmasına izin verdi.

Teşkilattan memurların, Amerikan kuvvetlerine karşı intihar bombacıları tarafından kullanılan bubi tuzaklı arabalar gönderdiği ortaya çıktı. İçlerinden bir subay bu yüzden 15 yıl hapis yattı. İngiltere topraklarında yaptığı bir operasyon nedeniyle daha uzun süre tutuklu kalan subay için Irak'ın tutuklu Observer muhabiri gazeteci Farzad Bazoft'u değiştirmeyi teklif ettiğini, ancak İngiliz yetkililerin teklifi reddettiğini belirtti. Iraklı yetkililer daha sonra Bazoft'u casusluktan mahkûm ettikten sonra idam etti.



Dibeybe, Katar Başbakanı ve İtalya Dışişleri Bakanı'nın huzurunda Misrata Serbest Ticaret Bölgesi'ni genişletmek için uluslararası ortaklık anlaşması imzaladı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)
TT

Dibeybe, Katar Başbakanı ve İtalya Dışişleri Bakanı'nın huzurunda Misrata Serbest Ticaret Bölgesi'ni genişletmek için uluslararası ortaklık anlaşması imzaladı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani, 18 Ocak'ta Misrata'da yaptıkları toplantı öncesinde (Dibeybe'nin ofisi)

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani ve İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ile Misrata Serbest Ticaret Bölgesi Limanı’nın genişletilmesi, konteyner terminallerinin işletilmesi, geliştirilmesi ve yeni yatırımlar yapılmasına yönelik bir ortaklık anlaşması imzaladı.

Dün akşam başkent Trablus’un 200 kilometre doğusunda bulunan Misrata’da gerçekleştirilen imza töreni öncesinde Dibeybe, Tajani’nin başkanlık ettiği İtalyan heyetiyle bir araya geldi. Görüşmede, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle ekonomi ve hizmet alanlarında geliştirilmesi ele alındı. Ayrıca Akdeniz bölgesinde ortak bir meydan okuma olarak öne çıkan düzensiz göç dosyası da gündeme geldi.

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, dün Misrata'da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani’yi karşıladı. (Dibeybe'nin ofisi)Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, dün Misrata'da Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani’yi karşıladı. (Dibeybe'nin ofisi)

Dibeybe, imza törenine katılmak üzere Misrata Serbest Ticaret Bölgesi Limanı’na gelen Katar Başbakanı’nı karşılayanlar arasında yer aldı. Dibeybe, Libya ile Katar arasındaki ilişkilerin önemine dikkat çekti.

Dibeybe, Katar Başbakanı ile yaptığı resmi görüşmede iki ülke arasındaki ikili iş birliğinin güçlendirilmesi, yatırım ortaklıklarının geliştirilmesi ve ortak çıkarlara hizmet edecek adımların ele alındığını, ayrıca karşılıklı ilgi alanına giren çeşitli dosyaların görüşüldüğünü belirtti.

Dibeybe’nin ofisi, Katar’ın Libya halkına verdiği destekten duyulan memnuniyeti dile getirerek, iki ülke arasındaki kardeşçe ilişkilerin altyapı, enerji ve hizmet sektörü alanlarında somut program ve projelere dönüştürülmesinin önemini vurguladı.

Misrata'da Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile yapılan toplantı sırasında Katar heyeti (Dibeybe’nin ofisi)Misrata'da Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile yapılan toplantı sırasında Katar heyeti (Dibeybe’nin ofisi)

Dibeybe ile Katar Başbakanı arasında yapılan görüşmede, petrol sektöründeki iş birliği olanaklarının yanı sıra ulaştırma projeleri de ele alındı. Bu alanlardaki iş birliğinin, hizmetlerin verimliliğinin artırılmasına, altyapının hazırlık seviyesinin iyileştirilmesine ve ulusal ekonominin desteklenmesine katkı sağlayacağı vurgulandı.

Görüşmenin sonunda taraflar, önümüzdeki dönemde koordinasyonun sürdürülmesi ve ortak iş birliği kanallarının güçlendirilmesi konusunda mutabık kaldı. Açıklamada, bu sürecin istikrar ve kalkınmayı destekleyeceği ve iki kardeş halkın çıkarlarına hizmet edeceği ifade edildi.

Öte yandan Dibeybe, hastaneden taburcu olmasının ardından dün sabah gerçekleştirdiği ilk toplantıda Roma ve Avrupa Birliği’nden (AB), düzensiz göçle mücadelede UBH’ye doğrudan ve açık destek verilmesini talep etti. Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre Dibeybe, Libya’nın bu konuda hem güvenlik hem de insani açıdan ağır yükler taşıdığını belirtti.

Dibeybe’nin ofisinden yapılan açıklamada, Libya’nın düzensiz göç için bir yerleşim ülkesi ya da göçmenler için kalıcı bir durak olmayı reddettiği vurgulandı. Açıklamada, krizin çözümü için temel bir yol olarak sınır dışı ve geri dönüş planının desteklenmesi gerektiği, bunun sorumlulukların adil şekilde paylaşılmasını sağlayacağı ve Libya kentleri üzerindeki baskıyı azaltacağı kaydedildi.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani için dün Misrata'da düzenlenen karşılama töreninden (Dibeybe’nin ofisi)Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman bin Casim Al Sani için dün Misrata'da düzenlenen karşılama töreninden (Dibeybe’nin ofisi)

Ekonomik iş birliği kapsamında Dibeybe, devam eden stratejik ortaklıklara ilişkin son gelişmeleri değerlendirdi. Dibeybe, Misrata kentinde serbest ticaret bölgesi liman terminalinin geliştirilmesi ve genişletilmesine yönelik, toplam 2,7 milyar dolara ulaşan yatırımla bir anlaşmanın imzalandığını belirtti. Anlaşmaya Katarlı, İtalyan ve İsviçreli şirketlerin katıldığını kaydeden Dibeybe, İtalyan MSC şirketinin de projede yer aldığını ifade etti. Proje kapsamında limanın yıllık kapasitesinin 4 milyon konteynıra çıkarılmasının hedeflendiği, yıllık yaklaşık 500 milyon dolar işletme geliri öngörüldüğü ve 8 bin 400’ü doğrudan olmak üzere toplam 62 bin kişilik istihdam sağlanmasının beklendiği aktarıldı.

Dibeybe dün sabah X platformundaki hesabından yaptığı açıklamada, söz konusu projenin hayata geçirildiğini duyurdu. Açıklamasında projenin, Libya’nın bölgedeki en büyük limanlar arasında kapasite ve ölçek açısından konumunu güçlendirmekle kalmayacağını, aynı zamanda entegre bir uluslararası ortaklık çerçevesinde doğrudan yabancı yatırım finansmanına dayandığını vurguladı.

Dibeybe, söz konusu projenin açık geliştirme ve işletme düzenlemeleri çerçevesinde doğrudan yabancı yatırım finansmanlarıyla hayata geçirildiğini, böylece devlet bütçesine ilave yük getirmeden uygulanmasının güvence altına alındığını söyledi.

Dibeybe, İtalyan heyetiyle yaptığı görüşmelerde enerji sektöründeki mevcut iş birliğini de ele aldı. Bu kapsamda, İtalyan enerji şirketi ENI’nın, Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC), BP ve Libya Yatırım Ajansı ortaklığıyla, Sirte Körfezi’nin derin sularında ilk keşif kuyusunun sondaj çalışmalarına iki gün önce başladığını açıklamasını memnuniyetle karşıladığını ifade etti.

Görüşmenin sonunda taraflar, istikrar ve kalkınmaya hizmet edecek şekilde Libya-İtalya ortaklığının güçlendirilmesi ve koordinasyonun sürdürülmesinin önemini vurguladı. Açıklamada, düzensiz göç başta olmak üzere ortak zorlukların ele alınmasına katkı sağlanacağı kaydedildi.

Bu arada Dibeybe, dün Misrata kentinde Birleşik Krallık’ın Libya Büyükelçisi Martin Reynolds’u kabul etti. Reynolds, ülkesinin selamlarını ileterek UBH Başbakanı’na sağlık ve esenlik dileklerini sundu.

Görüşmede, Libya ile Birleşik Krallık arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi ve karşılıklı ilgi alanına giren çeşitli dosyalarda eş güdümün artırılması ele alındı.


Güney Yemenliler yaklaşan diyalogun sonuçlarına uymayı kabul etti

Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)
Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)
TT

Güney Yemenliler yaklaşan diyalogun sonuçlarına uymayı kabul etti

Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)
Riyad'da güneyli liderler arasında yürütülen diyalogun Yemen tarihinde yeni bir sayfa açması bekleniyor (Reuters)

Yemen'de yeni bir siyasi gelişme olarak, Suudi Arabistan'ın himayesinde, güneyli liderlerin ve önde gelen isimlerin geniş katılımıyla dün Riyad'da ‘Güney Danışma Toplantısı’ düzenlendi. Bu toplantı, diyalogu temel seçenek olarak benimseyen ortak bir vizyonun oluşturulmasının teyit edilmesi üzerine, ‘Güney Diyalog Konferansı’na hazırlık amacıyla gerçekleştirildi. Bu vizyon, şiddetten ve iç kutuplaşmadan uzak olup, güneydeki tüm bileşenlerin haklarını garanti altına alıyor.

Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman el-Mehrami tarafından okunan nihai bildiride, yaklaşan Güney Diyalog Konferansı'nın, güney halkının dış müdahale ya da tek taraflı temsil olmaksızın siyasi geleceğini belirleme hakkına saygı göstererek, güney meselesine adil ve sürdürülebilir bir çözüm getirmeyi amaçladığını vurguladı. Mehrami, Suudi Arabistan'ın kapsamlı siyasi, ekonomik ve güvenlik desteğine dikkati çekti.

Bildiride ayrıca güney güçlerine yaklaşan diyaloga sorumlu bir şekilde katılmaları çağrısı yapılırken, halk protestolarını kişisel çıkarlar için kullanmamaları konusunda uyarıda bulunuldu. Suudi Arabistan'ın desteğinin, siyasi süreci yeniden düzenlemek ve güneyde, Yemen'de ve bölgede güvenlik ve istikrarı korumak için tarihi bir fırsat sunduğu vurgulandı. Şarku’l Avsatın aldığı bilgiye göre Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) bölünmeleri ve kaosu daha da şiddetlendiren müdahaleleri eleştirildi.


Suriye: Ateşkes, SDG entegrasyonunun önünü açıyor

Yol kenarında sıralanarak, Rakka’daki Tabka ilçesine giren Suriye güvenlik güçlerine el sallayan Suriyeliler (EPA)
Yol kenarında sıralanarak, Rakka’daki Tabka ilçesine giren Suriye güvenlik güçlerine el sallayan Suriyeliler (EPA)
TT

Suriye: Ateşkes, SDG entegrasyonunun önünü açıyor

Yol kenarında sıralanarak, Rakka’daki Tabka ilçesine giren Suriye güvenlik güçlerine el sallayan Suriyeliler (EPA)
Yol kenarında sıralanarak, Rakka’daki Tabka ilçesine giren Suriye güvenlik güçlerine el sallayan Suriyeliler (EPA)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara dün akşam düzenlediği basın toplantısında, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye hükümeti arasında entegrasyon ve ateşkes konusunda bir anlaşma imzalandığını duyurdu. Şara, SDG ile ilgili tüm sorunların çözüleceğini vurguladı.

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan belge, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve SDG lideri Mazlum Abdi'nin imzalarını taşıyordu. Suriye’nin resmi haber ajansları, Şara'nın “SDG ile ilgili çözülmemiş tüm sorunlar çözülecek” dediğini aktardı.

Suriye Cumhurbaşkanlığı tarafından yayınlanan belge, ateşkes anlaşmasının tüm SDG savaşçılarının Fırat Nehri'nin doğusuna çekilmesiyle birlikte uygulanacağını gösterdi.

Şarku’l Avsat’ın belgeden aktardığına göre ‘Suriye hükümet güçleri ile SDG arasındaki tüm cephelerde ve temas noktalarında kapsamlı ve acil bir ateşkesin sağlanması ve bunun yanında yeniden konuşlandırma için bir ön adım olarak tüm SDG askeri birliklerinin Fırat Nehri'nin doğusuna çekilmesi’ öngörülüyor.

Öte yandan ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşma ve ateşkesin ‘eski düşmanların bölünme yerine ortaklığı tercih etmesiyle birlikte önemli bir dönüm noktası’ olduğu değerlendirmesinde bulundu. Barrack, ‘Birleşik Suriye için yeniden diyalog ve iş birliğinin önünü açtığını’ söylediği bu anlaşmayı imzalamak için her iki tarafın da ‘yapıcı’ çabalarda bulunmasını övdü.