Suriye’nin kuzeydoğusunda ideolojinin ekseninde üç dil

Bölgedeki eğitim sistemi Suriyeli diğer taraflarca tanınmıyor

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı’da bulunan Musa Bin Nasır İlköğretim Okulu'nda Kürtçe dersi yapılan bir sınıf, 31 Ocak 2016 (AFP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı’da bulunan Musa Bin Nasır İlköğretim Okulu'nda Kürtçe dersi yapılan bir sınıf, 31 Ocak 2016 (AFP)
TT

Suriye’nin kuzeydoğusunda ideolojinin ekseninde üç dil

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı’da bulunan Musa Bin Nasır İlköğretim Okulu'nda Kürtçe dersi yapılan bir sınıf, 31 Ocak 2016 (AFP)
Suriye'nin kuzeydoğusundaki Kamışlı’da bulunan Musa Bin Nasır İlköğretim Okulu'nda Kürtçe dersi yapılan bir sınıf, 31 Ocak 2016 (AFP)

Rüstem Mahmud

Suriye'nin kuzeydoğusunda yer alan bölgelerde yaklaşık on yıldır Suriye rejimi ya da muhalif gruplar tarafından kontrol edilen ülkenin kuzeyindeki ve batısındaki diğer bölgelerden bağımsız bir eğitim sistemi uygulanıyor.

Suriye’nin kuzeydoğusundaki bu eğitim sistemi, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (KDSÖY) bu bölgedeki deneyiminin başlıca sac ayağı olarak görülüyor. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, her ne kadar Suriye hükümeti ya da herhangi bir bölgesel veya uluslararası taraf yahut kurum tarafından tanınmasa da merkezi yönetimle aynı, ancak ondan tamamen bağımsız ve geniş kapsamlı ‘alternatif yerel kurumları’ yönetmeye devam ediyor.

Suriye’nin kuzeydoğu bölgesindeki eğitim kurumları, tıpkı diğer kamu kurumları gibi bölgenin kontrolünü elinde bulunduran askeri ve siyasi yapılar olan Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Halk Koruma Birlikleri (YPG), Suriye Demokratik Konseyi’nden (SDK) oluşan tarafların genel gündemi, ideolojik vizyonu ve siyasi bağlamı içinde yer alıyor.

Üç temel özellik

Suriye’nin kuzeydoğu bölgelerindeki eğitim süreci, bölgedeki yerel dillerin çeşitliliği nedeniyle başta çok dillilik ilkesine dayanmasından ötürü üç temel özelliğiyle ülkenin diğer bölgelerindeki eğitim sistemlerinden ayrılıyor. Arapça, Kürtçe ve Süryanice dillerinin KDSÖY’ün tüm kurumlarında temel ve resmi dil olarak kabul edilmesinden dolayı öğrenciler, ebeveynlerinin tercihlerine göre dünya dillerinden biriyle birlikte bu dilleri öğreniyorlar.

Bunun yanında bu eğitim sistemindeki eğitim müfredatları da ‘aynı toplumdaki kültür çeşitliliğini sürdürmeyi’ amaçlıyor. Örneğin Kürt öğrencilere okutulan tarih kitapları, bazı detaylarda örtüşmesine ve benzer olmasına rağmen Arap öğrencilere yönelik kitaplarla örtüşmüyor. Kürt öğrencilere okutulan edebiyat ve eğitim kitaplarında Kürt siyasi, sosyal ve kültürel kimliği yer alırken Arap öğrenciler için de Süryani öğrenciler için de edebiyat ve eğitim kitaplarında onların siyasi, sosyal ve kültürel kimliği yer alıyor.

Bu iki temel özelliğin yanı sıra uygulanan müfredatların çıktıları, din eğitiminin sadece ahlak dersi olarak öğretilmesi, kadının değerini ve kamusal hayattaki rolünü öne çıkarması, ‘ilkel milliyetçilik’ ve ‘dinin siyasileştirilmesi’ gibi meselelere karşı çıkan materyallerin yoğunluğu gibi Suriye’nin resmi eğitim müfredatında bulunmayan çeşitli hedeflere ulaşmayı amaçlıyor.  

İki yöntem

KDSÖY’ün Suriye hükümetinde Milli Eğitim Bakanlığı düzeyindeki kurumu olan Eğitim Kurumu Eş Başkanı Samira Hac Ali, Majalla’ya yaptığı açıklamada, KDSÖY’ün eğitim alanında uyguladığı pratik stratejiye değindi. Şu anda Suriye'nin kuzeydoğusunda tamamen ayrı iki eğitim müfredatı bulunduğunu, bunlardan birinin Eğitim Kurumu'ndan gelen özel bir komite tarafından onaylandığını ve öğrencilere Arapça, Kürtçe ve Süryanice olmak üzere üç ayrı dilde okutulduğunu söyledi. Bu müfredatların Afrin, Fırat, el-Cezire ve Tabka bölgelerinde birinci sınıftan dokuzuncu sınıfa kadar bu dillerin tamamında okutulduğunu söyleyen Hac Ali, aynı bölgelerde onuncu sınıftan on ikinci sınıfa kadar ise Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından onaylanan başka bir müfredatın okutulduğunu belirtti.

Suriye’nin kuzeydoğu bölgesindeki eğitim sistemi, bölgeyi kontrol eden SDG yetkililerinin genel gündemi, ideolojik vizyonu ve siyasi bağlamı içinde yer alıyor

DEAŞ’ın elinden kurtarılan bölgelerdeki öğrenciler için yalnızca UNICEF müfredatı uygulanıyor ve eğitim-öğretim sadece Arapça dilinde yapılıyor. Ancak Hac Ali’nin aktardığına göre UNICEF’in müfredatı çok fazla basitleştirilmiş olduğundan ve eğitim sürecinden istenilen hedeflere ve çıktılara ulaşılamamasından dolayı özellikle birinci sınıftan altıncı sınıfa kadar öğrencilere KDSÖY’ün müfredatından bazı dersler veriliyor. Böylece öğrencilere birkaç temel doğa biliminin yanı sıra aritmetik işlemlerde bazı basit becerilerin öğretilmesi ve öğrencilerin Arapça okuma ve yazma öğrenmeleri amaçlanıyor.

Bu müfredatları KDSÖY’ün Eğitim Kurumu personeli hazırlıyor ve müfredat için gerekli tüm masraflar KDSÖY’ün bütçesinden karşılıyor. Bu yüzden KDSÖY, UNICEF müfredatlarını zaman aşımı nedeniyle kaldırmayı ve kendi müfredatlarını uygulamaya koymayı planlıyor.

“Ana diller”

KDSÖY’ün kontrol ettiği bölgelerdeki eğitim stratejisi, dil bakımından diğer yerel dillerin ve bir yabancı dilin öğretilmesi için ek eğitimin yanı sıra bölgedeki çeşitli etnik kökenlerden gelen çocukların ‘ana dillerini’ öğrenme hakkına dayanıyor. Kürt öğrenciler, eğitim sürecinin ilk üç yılında sadece Kürtçe bildikleri için ‘ana dilde’ eğitim görüyorlar. Aynı durum Arap ve Süryani öğrenciler için de geçerli. Özellikle el-Cezire ve Fırat bölgelerinde, çeşitli etnik kökenlerden karma okullar olmasına rağmen eğitim süreci bu şekilde gerçekleşiyor.

frg
Suriye’nin doğusundaki Deyrizor ilinde bulunan el-Ömer Petrol Sahası’nda düzenlenen askeri geçit törenine katılan SDG’nin kadın üyeleri, 23 Mart 2021 (AFP)

Müfredata dördüncü sınıftan itibaren ikinci bir yerel dil daha ekleniyor. Örneğin Kürt öğrenciler, dördüncü sınıftan itibaren dersleri yüzde 20'den az olmayacak şekilde Arapça olarak alıyor ve bunlar özellikle ‘zorunlu’ derslerden oluşuyor. Yani öğrencinin eğitim-öğretim yılını tamamlayabilmesi için bu derslerden başarılı olması gerekiyor.  Aynı durum diğer etnik kökenlerden gelen çocuklar için de geçerli. Arap öğrenciler Kürtçe, Süryani öğrenciler de Arapça ders alıyor.

Bu dillerin yanında İngilizce dersi ise beşinci sınıftan itibaren neredeyse ikinci yerel dille aynı oranda okutuluyor.

Dil uyumluluğu ve öğrenim zorlukları

Majalla’ya konuşan eğitim sosyolojisi araştırmacısı Maya Ahmed, Suriye’nin kuzeydoğu bölgesindeki eğitim sisteminde çok dilliliği ‘öğrenim zorluklarına rağmen kültür ve eğitim açısından olağanüstü bir fırsat’ olarak tanımladı.

Maya Ahmed, değerlendirmesinde şunları söyledi:

"Bu deneyim, Suriye tarihinde dil eşitliği açısından bir ilk. Bölgede her ne kadar dini konuları kendi dillerinde öğreten bazı özel dini okullar olsa da Kürtler de tıpkı Süryaniler ve Ermeniler gibi her zaman zulme ve dil olarak inkara maruz kaldılar. Bugün ise durum bambaşka. Öğrenciler ve veliler, eğitim sistemi adaletinin daha çok farkına varmaya başladı. Ayrıca çeşitli yerel dillerde eğitim alan öğrencilerle yapılan anketler, dil öğretiminin çeşitliliği ve aynı okul içindeki günlük etkileşim nedeniyle, özellikle ortak ders dışındaki etkinliklerde ve günlük hayatta farklı dillere ne kadar hakim olduklarını gösteriyor. Dil çeşitliliği, önceki dönemlerin aksine, öğrencilerin bir arada yaşamaları ve diğer kesimlere ilişkin olumlu bir düşünceye sahip olmaları bakımından da katkı sağladı."

KDSÖY bağlı alanlardaki eğitim stratejisi, bölgedeki ulusal bileşenlerin çocuklarının kendi çocuklarına ana dillerini öğretme hakkını temel alıyor

Ancak Ahmed, Kürtçenin edebiyatta ve sosyal bilimlerde bir dereceye kadar, temelde ise biyoloji, fizik, kimya, matematik ve teknoloji gibi derslerde ‘bilgi açısından fakir’ bir dil olarak sınıflandırıldığını ifade etti. Yerel dillerin ana dilleri haline gelmesinden dolayı başta Süryani ve Kürt öğrenciler olmak üzere tüm öğrencileri etkileyebilecek ‘öğrenim eksikliği’ korkusuna dikkati çekti.

Ahmed’e göre öğrencilerin Arapça ve İngilizce gibi diğer dillerdeki yetenekleri ise sadece Kürtçe veya Süryanice dilinde eğitim görmesi, araştırma yapması ve bilgi edinmesi için yeterli değil. Üstelik Kürtçenin bir dilin taşıması gereken tüm özellikleri taşımasına rağmen bu durumun böyle olduğuna işaret eden Ahmed, Kürtçenin son yüzyılda bölge ülkelerinin Kürtçeyi yasaklama ve önleme politikaları sonucunda bilimsel açıdan fakirleştiğini de sözlerine ekledi.

Dilleri destekleme kuruluşları

Suriye’nin kuzeydoğu bölgelerindeki bakanlık düzeyindeki kurumlar, Kürtçenin yakın zamanda bu bölgelerde eğitim ve resmi dile dönüşmesi ve Arapçanın çeşitli eğitim, kültür, idari ve ekonomik alanlardaki ‘geleneksel hegemonyası’ nedeniyle Kürtçe eğitim gören öğrencilerin karşılaşabileceği öğrenim zorluklarının olduğunu kabul ediyor.

Bu yüzden çeviri aracılığıyla Kürtçeyi güçlendirmek, Kürtçe edebiyat ve bilgi üretimini artırmak amacıyla birçok yardımcı kurum kuruldu.

Kürtçe ile ilgili çeşitli bilgi alanlarında çalışmalar yapan Kürt Dili Kurumu (Saziya Ziman a Kurdî ya Rojava/SZK) öncü bir model olarak örnek verilebilir. SZK, Kürtçe gramerini tanımlayarak, dilin yapısını geliştirerek ve daha bilimsel bir terminoloji sağlayarak, Kürt öğrencileri ve tüm vatandaşları anadillerinde konuşmaya ve yazmaya cesaretlendiren, farkındalık yaratan günlük görsel ve işitsel materyaller üretiyor. Aynı zamanda tüm modern uluslararası bilimsel terimleri, kavramları ve makaleleri içeren kapsamlı bir Kürtçe dil sözlüğü üzerinde de çalışan SZK, bu sözlüğün Kürtçe olarak hazırlanmış büyük bir ansiklopedi haline gelmesini amaçlıyor.

Öte yandan KDSÖY, Suriye'nin kuzeydoğusundaki tüm eğitim kurumlarında görev yapan ve 9 bin 681'i Kürtçe öğretmeni olan toplam 41 bin 182 kişilik eğitimci kadrosunu da geliştirmeye çalışıyor.

Majalla’nın edindiği özel bir bilgiye göre, Kürtçe eğitim ilk olarak 2014-2015 eğitim-öğretim yılında onaylandı ve Suriye Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan eski öğretmenler kadroya alındı. Bu öğretmenler, altı ay boyunca yoğunlaştırılmış Kürtçe kurslarına katıldılar ve daha sonra eğitim kadrosuna dahil edildiler.

Zamanla Kamışlı'daki Rojava Üniversitesi ve Kobani'deki Kobani Üniversitesi’nden çeşitli alanlarda uzman binlerce yeni öğretmen mezun oldu. Sosyal bilimler, eğitim, edebiyat ve bilim derslerini Kürtçe alan yeni mezun öğretmenler eğitim kadrosuna katıldılar.

Rojava Üniversitesi ve Kobani Üniversitesi’nde sosyal bilimler, edebiyat, hukuk, tıp, fizik ve kimya olmak üzere çeşitli bölümler bulunurken dersler sadece Kürtçe olarak veriliyor. Bunun yanında bazı bölümlerde ise dersler Arapça ve İngilizce görülüyor. Rakka’daki eş-Şark Üniversitesi’nde ise aynı fakültelerdeki dersler Arapça işleniyor.

Kürtçenin ‘bilgi açısından fakir’ bir dil olarak sınıflandırıldığı bir dönemde yerel dillerin ana dilleri haline gelmesinden dolayı başta Süryani ve Kürt öğrenciler olmak üzere tüm öğrencileri etkileyebilecek ‘öğrenim eksikliği’ korkusu söz konusu

Elbette Suriye'nin kuzeydoğusundaki ‘alternatif devlet kurumlarının’ Kürtçeye olan ilgisinin sembolik bir boyutu da var. Örneğin her yıl 15 Mayıs Kürt Dili Günü olarak kutlanıyor. Ayrıca onlarca Kürtçe yayın yapan medya kuruluşu da faaliyet gösteriyor. Baas rejiminin yönetimi sırasında Araplaştırılan köyler, beldeler ve sokaklar Kürtçe adlarını geri kazandı. Kürtçe resmi belgelerde ve bürokratik kurumlarda kullanılmaya başlandı.

Kürtçe yayınlanan kitapların sayısında büyük bir artış, son yıllarda Kürtçenin Suriye'nin kuzeydoğusunda eğitim ve kültür açısından yaygınlaştığının açık bir göstergesidir. Son kitap fuarında Kürtçe 3 bin 35 kitap okuyucularıyla buluştu. Bu sayı, geçtiğimiz yüzyılda Suriye'de basılan tüm Kürtçe kitapların sayısının yaklaşık on katı.

Köklü siyasi mücadele

Öte yandan Suriyeli taraflardan hiçbiri, ülkenin kuzeydoğu bölgelerindeki eğitim sistemini tanımıyor. Verilen diplomalar ve belgeler Suriye’nin geri kalanında ya da başka herhangi bir ülkede geçerli değil. Bu durum, Suriye Eğitim Bakanlığı ve hatta diğer ülkeler tarafından yayınlanan belgelerde Suriye'nin kuzeydoğu bölgesindeki eğitim sistemini tanınmasıyla tezat oluşturuyor.

KDSÖY ile Suriye hükümeti arasında yapılan çeşitli müzakere turları sırasında, Suriye hükümeti KDSÖY’ün eğitim sistemini tanımayı ve hatta okullarından mezun olan öğrencileri, ülkenin diğer bölgelerindeki üniversitelere kabul etmeyi reddetti.

Kürt müzakereciler, Suriye hükümetinin en fazla özel kurumlarda Kürtçenin öğretilmesine izin verilmesi gibi ‘Kürtlerin bazı kültürel hakları’ olduğunu ve Kürtçenin sadece birinci sınıflarda sembolik ve isteğe bağlı olarak öğretilmesini kabul ettiğini açıkladılar. Kürt müzakereciler, Suriye hükümetinin bunu da ancak SDK ve SDG'nin özyönetim projesinden tamamen vazgeçmesi ve Eğitim Kurumu da dahil tüm kurumları Suriye hükümetine devretmesi şartıyla kabul ettiğini de sözlerine eklediler.

Afrin bölgesinde 2019 savaşı sırasında ve sonrasında yaşananlar, Suriyeli Kürtler için ‘eğitimsel

Majalla’nın edindiği bilgilere göre Suriye'nin kuzeydoğusunda KDSÖY tarafından uygulanan eğitim sisteminde bu yıl eğitim ve öğretim gören öğrenci sayısı 832 bin 125’e ulaştı. Bu öğrencilerin çoğunluğunu Arap öğrenciler oluştururken KDSÖY Eğitim Kurumu tarafından denetlenen bin 500'den fazla okulda eğitim görüyorlar.

*Bu çeviri Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden yapılmıştır.



Libya ordusunun birleştirilmesi... Flintlock 2026 anahtar mı olacak?

Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)
Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)
TT

Libya ordusunun birleştirilmesi... Flintlock 2026 anahtar mı olacak?

Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)
Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)

Libya’nın Sirte kentinde ay ortasında düzenlenmesi planlanan Flintlock 2026 tatbikatına yönelik hazırlıklar hız kazanırken, ülkenin doğu ve batısından askeri birliklerin katılımı dikkat çekiyor. Siyasi ve askeri bölünmüşlüğün sürmesine rağmen, her iki taraftan askeri yetkililerin son dönemde yaptığı açıklamalar, tatbikatın orduyu birleştirme sürecine yaklaşmak için bir platform olarak değerlendirildiğine işaret ediyor.

Son 48 saat içinde verilen bu mesajlar, ABD Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) himayesinde gerçekleştirilen tatbikatın yalnızca sahadaki askeri yönüyle sınırlı kalmayıp daha geniş anlamlar kazanıp kazanmayacağı sorusunu gündeme getirdi. Gözlemciler, tatbikatın, Muammer Kaddafi rejiminin çöküşünden bu yana gerçekleştirilemeyen birleşik bir Libya ordusu oluşturma hedefi için ‘anahtar bir adım’ haline gelebileceğini değerlendiriyor.

2019-2020 yıllarında Trablus savaşı sırasında karşı karşıya gelen taraflar arasında söylemde dikkat çekici bir yumuşama gözleniyor. Doğu Libya’da bu değişim, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’in açıklamalarında öne çıktı. Hafter, tatbikata ilişkin değerlendirmelerinde ‘Libya gençliğinin birlik olma kapasitesine’ ve ‘askeri kurumun profesyonelliğine’ vurgu yaparken, Trablus ve diğer tüm Libya şehirlerinden askerlerin katılımına dikkat çekerek doğu ile batı arasındaki bölünmenin aşılmasına yönelik mesajlar verdi.

fbfr
Batı Libya Savunma Bakan Vekili Abdusselam ez-Zubi, geçtiğimiz mart ayında askeri komutanlarla birlikte (Batı Libya Savunma Bakanlığı)

Aynı mesaj, LUO Genelkurmay Başkanı Halid Hafter tarafından da vurgulandı. Hafter, Flintlock 2026 tatbikatının askerlerin ‘ülkenin birliğine’ olan bağlılığını yansıttığını belirterek, doğu, batı ve güneydeki askeri personelin eğitilmesi ve kapasitesinin artırılmasının, ‘Libya ordusunun yeniden birleşmesine gerçek bir destek’ anlamına geldiğini ifade etti. Hafter, bu sürecin ülkenin korunması ve güvenliğinin sağlanması açısından önemli olduğunu dile getirdi.

Batı Libya’da ise Savunma Bakan Vekili Abdusselam ez-Zubi, tatbikata sembolik bir anlam yükledi. Zubi, tatbikatı ‘uzun süredir ayrı düşmüş silahların buluşması’ olarak nitelendirirken, bunun yıllar süren çatışmaların ardından geldiğine dikkat çekti. Ayrıca tatbikatı, ‘askeri kurumun birleştirilmesi iradesinin somut bir yansıması’ olarak değerlendirdi.

Gözlemciler, taraflar arasında verilen bu karşılıklı mesajları temkinli bir iyimserlikle karşıladı. Daha önce Sirte’nin tatbikat için seçilmesi de bu iyimserliği destekleyen bir unsur olarak görülüyor. Libya’nın orta kesiminde, kıyı hattında yer alan kent, doğu ile batı arasında coğrafi bir denge noktası olması nedeniyle ‘nispeten tarafsız’ bir alan olarak değerlendiriliyor ve farklı bölgelerden güçlerin katılımına imkân tanıyor.

fdvfd
Libya Ulusal Ordusu’na (LUO) bağlı birlikler, Sirte’de düzenlenecek Flintlock 2026 tatbikatı için hazırlık çalışmaları yürütüyor. (LUO Genel Komutanlığı Basın Bürosu)

Resmî söylemde Sirte, birkaç yıl önce DEAŞ’ın en önemli kalelerinden biri iken Bunyan el-Mersus Operasyonu ile örgütün tasfiye edilmesinin ardından, bir çatışma merkezinden eğitim ve uluslararası iş birliği platformuna dönüşümün örneği olarak sunuluyor. Doğu Libya’daki askeri liderlik söyleminde şehir ‘terörizme karşı kazanılmış bir zafer’ olarak öne çıkarılırken, batıdaki yetkililer ise Sirte’yi yıllar süren bölünmenin ardından bir buluşma noktası olarak yeniden tanımlıyor.

Ancak bu mesajlara rağmen, bazı uzmanlar yaşanan sürecin hâlâ ‘sembolik bir birleşme’ çerçevesinde kaldığı görüşünde. Libya’nın eski Savunma Bakanı Muhammed el-Bergusi, Sirte’de doğu ve batıdan birliklerin yanı sıra AFRICOM unsurlarının katılımıyla düzenlenen bir tatbikatın, Libya’daki askeri kurumun birleştiği anlamına gelmeyeceğini söyledi.

Bergusi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Farklı iki komutana bağlı güçler arasında gerçekleştirilen bir askeri tatbikat, tek bir komuta altında birleşmiş bir Libya ordusu görüntüsü vermez… Ordu birliği, tek bir komuta yapısının varlığını ve tüm askeri oluşumların, başkomutan olarak bilinen tek bir kişinin emrine girmesini gerektirir” ifadelerini kullandı.

Sirte’de yaşananların, farklı güçler arasında bir askeri iş birliği modeli olarak değerlendirilebileceğini belirten Bergusi, bunun Libya ordusunun birleştiğine dair bir kanıt olmadığını vurguladı. Gerçek bir askeri birliğin sağlanması için öncelikle komuta yapısı ve askeri karar mekanizmasının birleştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Eski bakanın değerlendirmeleri, Libyalı araştırmacıların daha önce işaret ettiği yapısal engellerle de örtüşüyor. Bu engeller arasında, Muammer Kaddafi döneminden miras kalan karmaşık yapı, ortak bir askeri doktrinin bulunmaması ve doğu ile batı arasında farklı komuta sistemlerinin varlığı yer alıyor. Doğuda genel komutanlık yapısı bulunurken, batıda genelkurmay sisteminin geçerli olması bu ayrışmanın başlıca unsurları arasında sayılıyor.

vefv
Doğu Libya’daki Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genelkurmay Başkanı Halid Hafter (LUO Genel Komutanlığı Basın Bürosu)

Libya’daki bu gelişmeler, Trablus’ta Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile Temsilciler Meclisi (TM) tarafından görevlendirilen ve Bingazi merkezli Usame Hammad başkanlığındaki hükümet arasındaki siyasi bölünme ortamında yaşanıyor. Doğu Libya’daki LUO ise Halife Hafter komutasında bulunuyor ve bu yapıya bağlı silahlı gruplar da sahada varlık gösteriyor.

2005’ten bu yana düzenlenen Flintlock tatbikatı, Afrika’daki en büyük yıllık özel kuvvetler eğitimi olarak biliniyor ve terörle mücadele kapasitesinin artırılması ile katılımcı ülkeler arasında iş birliğinin güçlendirilmesini hedefliyor.

Askerî niteliğine rağmen bazı değerlendirmelere göre Flintlock 2026, daha geniş stratejik anlamlar taşıyan bir dönüm noktası olarak görülüyor. Tatbikatın, doğu ve batıdaki Libyalı tarafların ABD arabuluculuğunda genel bütçeyi birleştirme konusunda anlaşmaya varmasından günler sonra düzenlenmesi dikkat çekiyor. Bu süreç, yıllardır süren tıkanıklığın ardından gerçekleşti.

Bu bağlamda, Libya ulusal güvenliği üzerine çalışan araştırmacı Faysal Ebu er-Rayika, yaşananları ABD’nin Libya ve bölgede yeniden konumlanmasına yönelik ‘bütüncül bir yaklaşım’ olarak değerlendirdi. Rayika, bu gelişmelerin zamanlaması nedeniyle özel bir önem taşıdığını ifade etti.

Rayika’ya göre Libya sahnesi, güvenlik düzenlemeleri ile mali uzlaşmaların birbirine paralel ilerlediği ‘bütünleşik bir sürece’ dönüşmüş durumda.

Bu paralel ilerleyişin, ülkenin karar alma mekanizmasının yeniden şekillendirilmesine ve yürütme yapısının güvenlik ve mali boyutları kapsayan bir çerçevede birleştirilmesine zemin hazırlayabileceği belirtiliyor.

Atlantik Konseyi tarafından yayınlanan makaleler de dahil olmak üzere bazı araştırma değerlendirmeleri, Libya’nın Flintlock 2026 ev sahipliğinin, ülkenin Batı güvenlik mimarisine entegrasyonuna yönelik mesajlar içerdiğini ve bunun Rusya’nın bölgedeki etkisine karşı bir denge arayışıyla paralel ilerlediğini ortaya koyuyor.

Gözlemcilere göre, tatbikatla birlikte verilen birlik mesajları askeri kurumun birleştirilmesine yönelik bir irade ortaya koysa da temel zorluk, bu söylemin somut adımlara dönüşerek Libya ordusunun tek bir komuta yapısı altında yeniden yapılandırılmasına dönüşüp dönüşmeyeceği noktasında yoğunlaşıyor.


Hamas’ın ‘koşullu yanıtı’, Kahire görüşmelerini ‘zorlu bir sınava’ tabi tutuyor

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)
TT

Hamas’ın ‘koşullu yanıtı’, Kahire görüşmelerini ‘zorlu bir sınava’ tabi tutuyor

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)

Mısır’ın başkenti Kahire’de, Gazze Şeridi’nde geçen yıl ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasının uygulanmasının tamamlanmasına yönelik yürütülen görüşmeler, Hamas’ın ve diğer grupların silahlarının geleceği ile İsrail’in bölgeden tam çekilme maddesini geciktirmesi gibi kritik başlıkların tartışılacağı önemli bir aşamaya geldi. İsrail’in, anlaşmanın ilk aşamasındaki yükümlülükleri de tam olarak yerine getirmediği belirtiliyor.

Uzmanlara göre söz konusu başlıklar, Kahire görüşmelerini ‘zorlu bir sınavla’ karşı karşıya bırakıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Hamas’ın anlaşmada ilerleme sağlanması ve İsrail’in taahhütlerini yerine getirmesine bağlı şartlı bir tutum benimsediğini ifade etti. Aynı uzmanlar, arabulucuların barış planını ilerletebilmek için gerçek tavizler elde etmeye ve güçlü güvenceler oluşturmaya çalışacağını öngörüyor.

Hamas’a yakın bir kaynak ise dün Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, heyetin Kahire’ye varmasının ardından Mısırlı yetkililerle gerçekleştirilen görüşmelerde İsrail’in ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğinin vurgulandığını aktardı. Kaynak ayrıca, anlaşmanın ilk aşamasında yer alan diğer maddelerin uygulanmasının, özellikle saldırıların ve ihlallerin sona erdirilmesi, insani yardımların girişine izin verilmesi ve Hamas’a bağlı çalışanların teknokratlar komitesi yönetimine entegre edilmesi konularının ele alındığını belirtti.

rfbfrgb
Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı Ali Şaas, komitenin görev tanımını imzalarken (X)

Kaynak, ‘heyetin silahların teslimine tamamen karşı olmadığını, ancak bunun, anlaşmanın tüm maddelerinin eksiksiz uygulanması, Filistin meselesine kapsamlı bir çözüm bulunması ve Batı Şeria ile Kudüs’ün günlük ihlaller karşısında korunmasına yönelik güvencelerin sağlanması şartına bağlı olduğunu’ belirtti. Aynı kaynak, ‘sunulan yanıtın ne tam bir kabul ne de kesin bir ret anlamına geldiğini’ ifade etti.

Öte yandan AFP tarafından aktarılan bilgilere göre, hareketten bir yetkili, Hamas’ın tüm İsrail saldırı ve ihlallerinin durdurulması gerektiğini vurguladığını söyledi. Yetkili ayrıca, işgal güçlerinin ‘sarı hattın’ batısında kurduğu tüm askeri noktaların kaldırılması, sınır kapılarının açılması, yolcu ve mal geçişlerinin artırılması ve Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere kurulan ulusal komitenin görevine başlaması gerektiğini dile getirdi. Söz konusu komitenin, ABD Başkanı Donald Trump başkanlığındaki Barış Kurulu gözetiminde, Gazze Şeridi’nin geçici yönetimini üstlenmek üzere oluşturulan 15 Filistinli uzmandan meydana geldiği ifade edildi.

Gruplarla istişareler

Bilgili bir Hamas kaynağı da AFP’ye yaptığı açıklamada, hareket heyetinin Kahire’de bulunan çeşitli Filistinli grupların temsilci ve liderleriyle görüşmeler gerçekleştireceğini, ayrıca aynı konuları ele almak üzere Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile bir araya geleceğini belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması, Mladenov’un geçtiğimiz mart ayı sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde açıkladığı planın en önemli maddeleri arasında yer alıyor. Söz konusu plan, Filistinli hareketin tünel ağını imha etmesini ve sekiz ay içinde kademeli olarak silah bırakmasını öngörürken, Gazze’nin tamamen silahsız olduğunun nihai olarak doğrulanmasının ardından İsrail güçlerinin tamamen çekilmesini içeriyor. İsrail ise Hamas silahsızlandırılmadan Gazze Şeridi’nden çekilmeyeceğini belirtiyor.

trhtr
Han Yunus’taki yerinden edilmiş kişiler için kurulan geçici kampta çadırlar arasında yürüyen Filistinliler (AFP)

Mısır Stratejik Düşünce ve Araştırmalar Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Tümgeneral Muhammed İbrahim ed-Duveyri, ABD Başkanı’nın planının gecikmeden uygulanmaya başlanmasının önemli olduğunu belirtti. Duveyri, özellikle İran’a yönelik savaşın sona ermesinin ardından bu adımın daha da kritik hale geldiğini vurgulayarak, “Mısır, ikinci aşamanın başlatılması için güçlü bir şekilde hareket ediyor ve bu nedenle Hamas, diğer gruplar ve Mladenov dahil tüm taraflarla koordinasyon sağlıyor” dedi.

Duveyri, Hamas’ın silahsızlandırılması konusunun önümüzdeki dönemde geniş yer tutacağını ve Mısır’ın bu konuda Hamas ile bir uzlaşı sağlamaya çalışacağını ifade etti. Mısırlı uzmana göre Kahire, İsrail’in Hamas’ın tutumunu gerekçe göstererek yeniden savaşa başlama ihtimalinden endişe ediyor.

Mevcut görüşmelerin tüm taraflar için zorlu bir sınav olduğunu belirten Duveyri, Mısır’ın İran savaşı sonrasında Gazze’de çatışmaları sürdürmeye hazır görünen İsrail’in önüne geçmek için tüm gerekçeleri ortadan kaldırmaya çalıştığını söyledi. Duveyri, ana güvencenin ise istisnasız tüm tarafların planın ikinci aşamasını uygulamaya bağlı kalması olduğunu, böylece siyasi sürece ilişkin adımların da hayata geçirilebileceğini kaydetti.

Netanyahu’nun istediği şey ‘kriz’

Filistinli siyaset analisti Dr. Abdulmehdi Mutava ise Hamas’ın beklenen şartlı yanıtlarının ‘bir kriz yarattığını’ ve bunun da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yaklaşan seçim yılı bağlamında istediği bir durum olduğunu savundu. Mutava, bu durumun kimsenin arzu etmediği bir tırmanma senaryosuna kapı aralayabileceğini ve anlaşmanın tamamını tehdit edebileceğini ifade etti.

Kahire görüşmelerinden yeni sonuçlar beklenirken, Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü yetkilileri cumartesi günü, Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yer alan el-Bureyc Mülteci Kampı yakınındaki bir polis noktasına düzenlenen İsrail hava saldırısında 7 Filistinlinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Duveyri, Hamas’a, ‘yalnızca hareketin değil, Filistin halkının çıkarlarına odaklanması ve İsrail’e savaşı yeniden başlatma gerekçesi vermemesi’ çağrısında bulundu. Duveyri, Gazze’deki insani durumun son derece ağır olduğuna dikkat çekti.

Mutava, Kahire’deki mevcut görüşmelerin başarı şansının Hamas’ın atacağı adımlara bağlı olduğunu belirterek, hareket içindeki ‘İran kanadı’ olarak nitelendirdiği kesimin ABD ile İran arasındaki müzakerelerde ilerleme sağlanmasına bel bağladığını ifade etti. Mutava, gerçek tavizler ve güçlü güvenceler görülmediği sürece yakın vadede bir çözüm ihtimalinin şüpheli kalacağını sözlerine ekledi.


Barzani'nin partisi Irak’ın yeni cumhurbaşkanıyla iletişim kurmayacak

Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesud Barzani’nin ile Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesud Barzani’nin ile Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani (Arşiv – Rudaw)
TT

Barzani'nin partisi Irak’ın yeni cumhurbaşkanıyla iletişim kurmayacak

Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesud Barzani’nin ile Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Başkanı Mesud Barzani’nin ile Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani (Arşiv – Rudaw)

Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP), Nizar Amidi’nin Irak’ın cumhurbaşkanı olarak seçilmesine itiraz etmesi, özellikle Kürt siyasi sahnesinde ve genel olarak Irak siyasetinde daha fazla kaosa ve belirsizliğe yol açtı. Parti, hükümet ve federal meclisteki temsilcilerini ‘istişare’ amacıyla Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY) çağırdı.

Amidi'nin meclis tarafından cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından cumartesi akşamı bu kararı tanımayacağını açıklayan KDP, meclisteki ve federal hükümetteki temsilcilerine istişare amacıyla IKBY’ye dönmeleri talimatı verdi. Parti tarafından yapılan açıklamada, seçim sürecinin ‘Meclis'in onaylanmış iç tüzüğüne aykırı bir şekilde yürütüldüğü’ belirtildi.

Irak meclisi, başlıca iki Kürt partisi arasındaki uzlaşmazlığın yanı sıra IKBY hükümetinin oluşumu konusunda ortaya çıkan çok sayıda anlaşmazlık nedeniyle 4 aydan fazla süren bir çıkmazın ardından, üçte iki çoğunlukla Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) adayı Nizar Amidi'yi cumhurbaşkanı olarak seçti.