Filistinli mahkumlar ve İsrailli kadın gardiyanlar arasındaki yakın ilişkiler

El Fetih hareketi mensubu hapishane içinde beş kadın gardiyanla ilişki yaşadı. Bu olay nedeniyle Tel Aviv kadın gardiyanların hizmet vermesini yasakladı

İsrail Kamu Güvenliği Bakanı, Filistinli mahkumlar için Gilboa hapishanesine kadın gardiyanlar gönderen bir memuru görevden aldı (AFP)
İsrail Kamu Güvenliği Bakanı, Filistinli mahkumlar için Gilboa hapishanesine kadın gardiyanlar gönderen bir memuru görevden aldı (AFP)
TT

Filistinli mahkumlar ve İsrailli kadın gardiyanlar arasındaki yakın ilişkiler

İsrail Kamu Güvenliği Bakanı, Filistinli mahkumlar için Gilboa hapishanesine kadın gardiyanlar gönderen bir memuru görevden aldı (AFP)
İsrail Kamu Güvenliği Bakanı, Filistinli mahkumlar için Gilboa hapishanesine kadın gardiyanlar gönderen bir memuru görevden aldı (AFP)

Halil Musa 

Filistinliler ile İsrailliler arasındaki düşmanlığa rağmen, özellikle İsrail hapishanelerindeki mahkumlar ve gardiyanlar arasında insani ilişkiler, hatta cinsel ilişkiler kurulabiliyor.

Özellikle Filistinli mahkumlar ve İsrailli kadın gardiyanlar arasında bu tür ilişkilere yol açan birçok neden bulunuyor.

Her iki tarafın da bu ilişkideki nedenleri çok çeşitli: Bunlar kişisel çıkarlara dayalı, hapishane koşullarının iyileştirilmesi ve mahkumların cep telefonu gibi bazı yasaklanmış ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla olabilir.

Ayrıca, cinsel arzu veya bilgi elde etme motivasyonları da bu ilişkileri tetikleyebilir.

Her ne kadar bu vakalar bireysel kalsa ve yaygın bir fenomene dönüşmemiş olsa da kişisel ilişkilerin ve insani ihtiyaçların ulusal mücadele meselelerinden ve hatta mesleki görevlerden üstün olduğunu yansıtıyor.

İsrailli yetkililer, İsrail'in Ramon hapishanesinde bir Filistinli mahkûm ile beş İsrailli kadın gardiyan arasındaki cinsel ilişkiyi sadece nadir görülen tuhaf bir kişisel durum olarak açıkladı.

Independent Arabia'nın edindiği bilgilere göre beş İsrailli kadın gardiyan ile cinsel ilişkiye girmekle suçlanan Filistinli mahkûm, İkinci İntifada sırasında İsraillileri öldürme suçundan hüküm giymesi nedeniyle iki kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Çıkar ilişkisi

İsrail Ramon Hapishanesi kaynakları, Filistinli mahkûmun Ramallah şehrinden olduğunu, El Fetih hareketine mensup olduğunu ve 20 yılı aşkın süredir tutuklu bulunduğunu söyledi.

İsrail hapishane yetkilileri tarafından yapılan bir soruşturma sırasında, İsrailli bir kadın gardiyan Filistinli mahkumla cinsel ilişki yaşadığını itiraf etti ve bu itiraftan sonra diğer dört meslektaşıyla da benzer ilişkiler yaşandığı ortaya çıktı.

Soruşturma, Filistinli mahkûmun hapishanede akıllı bir cep telefonu bulundurduğunu ve bu telefon aracılığıyla gardiyanlarla iletişim kurduğunu ve hapishane içerisinden fotoğraflar paylaştığını gösterdi.

İsrailli kadın gardiyanların hapishanelerde görev yapmaya başlaması, İkinci İntifada sırasında Filistinli mahkumların İsrail hapishanelerindeki sayısının 12 binden fazla olması ve bu nedenle insan kaynağına ihtiyaç duyulması nedeniyle oldu.

Kadın asker "dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma" suçlamasıyla yargılanıncaya kadar ev hapsinde tutulurken, Filistinli tutuklu hakkında soruşturma sürüyor.

Eski Filistinli mahkûm ve İsrail Uzmanı İsmet Mansur, kameralar aracılığıyla yapılan yoğun gözetim nedeniyle mahkumlar ve kadın gardiyanlar arasında tam anlamıyla cinsel ilişkinin mümkün olmadığını, ancak bazı durumların mümkün olabileceğini belirtti.

Mansur, hapsedildiği süre boyunca aşk, ilişki ve bazen de tecavüz vakalarına tanık olduğunu belirterek, kadın gardiyanların yaklaşık 18 yaşında olduğunu ve deneyimsiz olduklarını kaydetti.

Filistinli Mahkumlar ve Eski Mahkumlar İşleri Dairesi Başkanı Kaddura Faris, Filistinli mahkûm ile İsrailli kadın gardiyanlar arasında cinsel ilişki olasılığını dışlasa da, "davanın bir güvenlik açığını yansıttığını ve bir aşk hikayesi olmadığını" belirtti.

Faris, esirlerin gardiyanlarla ilişki kurarak cep telefonları gibi eşyaları hapishaneye sokma amacı taşıdığını söyledi.

İsrail hapishane sistemi ile ilgili olarak, İsrail Ceza ve İnfaz Hizmetleri Başkanı Katy Perry, son aylarda geniş çaplı bir asker alım kampanyasının başlatıldığını ve bin yeni gardiyanın İsrail ordusundaki askerlerin yerini alacağını açıkladı.

Bu olaylar ve tekrarı, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in, kadın askerlerin cezaevlerinde görev yapmasını yasaklayan ve mahkumlarla temaslarını engelleyen bir karar çıkarmasına neden oldu.

Ben-Gvir, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

Belirlediğimiz politika doğrultusunda, 2025 yılının ortalarına kadar hapishane koğuşlarında tek bir kadın asker bile kalmayacak. Bu olay, kadın askerlerin güvenlik mahkûmlarından uzaklaştırılmasının gerekliliğinin bir başka kanıtıdır.

Göreve başladıktan sonra İsrail hapishanelerinden sorumlu olan Ben-Gvir, asker kadınların hapishanelerde hizmet vermesini yasaklama kararı aldı, bu nedenle o zamandan bu yana kadınların varlıkları azaldı.

Kadın askerlerin uzaklaştırılması

Geçtiğimiz şubat ayında İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, altı ay içinde uygulanacak kararla, Filistinli tutukluların bulunduğu hapishanelerdeki zorunlu askerlik hizmetini durdurma kararı almıştı.

Bu adım, kadın gardiyanların cezaevi hizmetinde görev yaparken Gilboa Hapishanesi'nde o zamanlar "Kavade" olarak bilinen eylemle cinsel saldırıya uğramasının ardından geldi.

İsrailli kadın askerler, İsrail'in Gilboa hapishanesindeki subayları, kendilerini Filistinli mahkumlara teslim etmeleri ve askerlik hizmetleri sırasında cinsel saldırıya uğramalarıyla suçladılar.

Bu durum, dönemin İsrail Kamu Güvenliği Bakanı Omer Barlev'in, birkaç yıl önce Filistinli mahkumları memnun etmek amacıyla Gilboa Hapishanesi'ne kadın gardiyanlar göndermedeki rolü nedeniyle bir memuru görevden almasına yol açtı.

Kadın askerler, "cinsel pazarlık aracı olarak mahkumlarla yakın temas kurmaya zorlandıklarını ve bu nedenle tacize ve saldırılara maruz kaldıklarını" belirtti.

Bir İsrail raporu emniyet, sınır güvenliği ve hapishane hizmetlerinde görev yapan birçok kadın askerin, zorunlu ulusal hizmetleri sırasında cinsel tacize veya kötü muameleye maruz kaldığını ortaya koyuyor.

Independent Arabia - Independent Türkçe



İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
TT

İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Arap diplomat George Deek’i “Hristiyan dünyaya özel temsilci” olarak atama kararı aldı. Saar, bu adımın “İsrail’in dünya genelindeki Hristiyan topluluklarla ilişkilerini derinleştirmeyi” amaçladığını belirtirken, söz konusu kararın, Hristiyan dini sembollere yönelik artan saldırılar nedeniyle zedelenen ülke imajını düzeltmeye yönelik olduğu değerlendiriliyor.

Son olarak Lübnan’ın güneyindeki Dibl köyünde bir Hristiyan heykelinin tahrip edilmesi uluslararası tepkilere yol açmıştı. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan İtalyan birliğinin desteğiyle köydeki Hz. İsa heykeli yeniden dikildi.

Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Kudüs’te Paskalya yürüyüşünün yasaklanmasının ardından Hristiyan dünyasında İsrail’e yönelik öfke ve kınamanın zirveye ulaştığını belirtti. Vatikan ise Kudüs’te Müslüman ve Hristiyan Filistinlilerin ibadet özgürlüğünün kısıtlandığını ifade ederek, din adamlarına ve rahibelere yönelik hakaretler, Batı Şeria’daki Tayibe kentinde bir kiliseyi yakma girişimi, çeşitli kilise ve mezarlıklarda tahribat ile Gazze’de üç kilisenin yıkılmasına dikkat çekti.

İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik operasyonları sırasında da yerel halk benzer saldırılardan şikâyet etti. Geçtiğimiz hafta Dibl köyünde bir İsrail askerinin bir heykelin başını çekiçle kırdığı anlara ait görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

Başlangıçta sorumluluğu reddeden İsrail ordusu, askerlerin görüntüleri paylaşması ve övünmesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Sosyal medyada yaklaşık 10 milyon kişi tarafından izlenen görüntüler, küresel ölçekte tepki çekti. Pek çok kullanıcı, İsrailli yetkililerin “Hristiyanların ibadet özgürlüğüne sahip olduğu tek ülke” yönündeki açıklamalarıyla alay ederek, Hristiyan kutsallarına ve din adamlarına yönelik saldırıların yanı sıra Mescid-i Aksa’daki olaylara ait görüntüler paylaştı.

İsrail ordusu olayda sorumluluğu kabul ederken, Başbakan Binyamin Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Saar kamuoyundan özür diledi ve sorumluların cezalandırılacağını açıkladı. Ordu, heykeli tahrip eden asker ile görüntüleri kaydedip paylaşan askerin yakalandığını, bir ay hapis cezasına çarptırıldıklarını ve ordudan ihraç edildiklerini bildirdi.

Olay sırasında müdahale etmeyen sekiz asker de cezalandırıldı. Ordu ayrıca heykelin yeniden inşa edilmesini sağladı ve kırılan haçın yerine yeni bir haç yerleştirdi. Ancak İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Dibl sakinlerinin bu tür bir saldırıyı affetmeyi reddettiğini yazdı.

Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre George Deek, 1948 Filistinlilerinden olup Yafa’da yaşamaktadır. Yaklaşık 18 yıldır İsrail diplomasi teşkilatında görev yapan Deek, son olarak İsrail’in Azerbaycan Büyükelçisi olarak görev yapmış ve bu unvanla ilk Arap Hristiyan büyükelçi olmuştur.


Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
TT

Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)

ABD’nin Irak üzerindeki baskısı, yeni hükümetin kurulma sürecindeki tıkanmayla eş zamanlı olarak artıyor. Konuya yakın kaynaklar, Washington’ın silahlı milisler dosyası üzerinden gelecek yönetimi erken bir sınavla karşı karşıya bırakabilecek ‘daha sert’ talepler için zemin hazırladığını belirtiyor.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bazı silahlı grup liderlerine önde gelen isimler hakkında bilgi vermeleri karşılığında mali ödüller teklif edilmesinin ‘yalnızca geleneksel bir istihbarat yöntemi olmadığını, aynı zamanda sonraki aşamada yeni hükümetten bu liderlerin tutuklanmasının talep edilebileceği bir sürecin hazırlığı’ olduğunu ifade etti. Bu taleplerin, ABD ile güvenlik iş birliğinin sürdürülmesine bağlanabileceği kaydedildi.

Aynı kaynaklara göre, şu aşamada Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi ile Seyyid eş-Şuheda Tugayları lideri Ebu Ala el-Velai’yi de kapsayan bu talepler, hedef alınan isimlerin siyasi ve askeri yapı içindeki hassas konumları nedeniyle herhangi bir yeni hükümet için ‘en zorlu sınavlardan biri’ olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusuABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusu

Gözlemciler, bu yönelimin ABD’nin stratejisinde ‘çevreleme’ politikasından Bağdat ile yeni angajman kuralları dayatma girişimine doğru bir değişimi yansıttığını belirtiyor. Özellikle Washington ile Tahran arasındaki gerilimle bağlantılı bölgesel tansiyonun artması, çoğu zaman Irak sahasında silahlı gruplar üzerinden etkisini gösteriyor.

Bu çerçevede üst düzey bir güvenlik yetkilisi, ABD’nin Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan uluslararası koalisyonun teknik toplantısını iptal ettiğini ve mevcut hükümetle rutin dışı tüm iletişim kanallarını, yeni hükümetin şeklinin netleşmesini bekleyerek askıya aldığını bildirdi.

Öte yandan Amerikan basınında daha önce yer alan haberlerde, Washington’ın Irak petrol gelirlerinden yaklaşık 500 milyon dolar değerindeki bir mali transferin Bağdat’a ulaştırılmasını engellemiş olabileceği öne sürülmüştü. Bu adımın, Irak hükümetinin İran’a yakın grupları dağıtma yönündeki çabalarında yaşanan tıkanmayla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kaynaklara göre ABD, başbakanlık için belirli bir adayı desteklemiyor; ancak daha geniş kapsamlı siyasi ve güvenlik iş birliğini, silahlı milislerin etkisini sınırlamaya yönelik ‘somut ve ciddi’ adımların atılması şartına bağlıyor.

Özel düzenlemeler

Bu mesajlar, derinleşen iç siyasi krizle de örtüşüyor. Şii siyasi güçler, hükümeti kurmak için öngörülen anayasal süreleri uzlaşı sağlayamadan tüketirken, bu durum ülkeyi karmaşık senaryolarla karşı karşıya bırakıyor. Bu senaryolar arasında istisnai düzenlemelere başvurulması ya da mevcut geçici hükümetin daha uzun süre görevde kalması ihtimali yer alıyor. Ancak bu seçenek, Muhammed Şiya es-Sudani’nin muhalifleri tarafından reddediliyor.

Son günlerde Koordinasyon Çerçevesi toplantılarında da belirgin bir gerilim yaşandı. Özellikle Nuri el-Maliki ile Sudani arasındaki anlaşmazlık dikkat çekerken, taraflar başbakanlık için bir aday üzerinde uzlaşmaya varamadı. Siyasi kaynaklara göre, ihtilaflar artık yalnızca isimlerle sınırlı değil; aynı zamanda seçim mekanizması ve kurulacak hükümetin yapısı konusunda da derinleşmiş durumda. Taraflardan bazıları kapsamlı bir uzlaşıdan yana tavır alırken, diğerleri sürecin oylama yoluyla sonuçlandırılmasını savunuyor.

24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)

Müzakereler sırasında Haydar el-İbadi, Adnan ez-Zurfi ve Muhammed Sahib ed-Deraci gibi isimler gündeme gelirken, özellikle ABD ile İran arasındaki dengelerin gözetilmesi ihtiyacı çerçevesinde, iç ve dış kabul görebilecek ‘uzlaşı adayları’ üzerinde de duruluyor.

Analistler, ABD’nin baskısının başbakan seçimi sürecini dolaylı biçimde etkileyebileceğini belirtiyor. Bu çerçevede bazı siyasi aktörlerin, söz konusu taleplerle başa çıkabilecek ve geniş siyasi ile askeri nüfuza sahip silahlı gruplarla iç çatışmaya sürüklenmeden süreci yönetebilecek bir ismi desteklemeye yönelebileceği ifade ediliyor.

Buna karşılık Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı gruplar, ABD’nin şartlarına tam uyum sağlanmasının iktidar ittifakının dağılmasına ya da iç gerilimlerin tırmanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle alınacak adımların büyük siyasi güçlere yakın liderleri hedef alması halinde bu riskin artabileceği dile getiriliyor.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, yeni hükümetin önünde karmaşık bir denge arayışı bulunuyor. Artan uluslararası baskılarla başa çıkma zorunluluğu ile iç siyasi bütünlüğün korunması ihtiyacı arasında kurulacak denge, bölgesel gerilimlerin yoğun olduğu bir ortamda Irak’ı karşıt çıkarların kesiştiği bir alan haline getiriyor.


Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
TT

Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkilileri bugün yaptıkları açıklamada, yaklaşık iki ay boyunca bölgenin farklı noktalarını hedef alan yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısında 20 kişinin hayatını kaybettiğini, 123 kişinin yaralandığını bildirdi. Açıklamada, bölgesel gerilimlerin arttıığı bir dönemde saldırıların yoğunlaştığına dikkat çekildi.

Yetkililerin yayımladığı resmi verilere göre 28 Şubat’tan geçtiğimiz pazartesi gününe kadar toplam 809 saldırı gerçekleşti. Bunların 701’inin İHA’larla, 108’inin ise roketlerle düzenlendiği belirtildi.

Hayatını kaybedenlerin 10’unun Erbil’de, 3’er kişinin Süleymaniye ve Halepçe’de, 7 kişinin ise Soran bölgesinde olduğu ifade edildi. Saldırıların en yoğun yaşandığı yer 477 saldırıyla Erbil olurken, Süleymaniye ve Halepçe 235 saldırıyla ikinci sırada yer aldı. Duhok’ta 29, Soran’da ise 68 saldırı kaydedildi.

Açıklamada, saldırıların “asılsız gerekçelerle sivil alanları, vatandaşların mülklerini ve özel sektörü hedef aldığı” vurgulanarak, bölgedeki şehirlerin tarafsız kalmalarına rağmen ciddi can ve mal kaybı yaşadığı ifade edildi.

Kendisini “Irak’ta İslami Direniş” olarak adlandıran bir grup ise son dönemde neredeyse her gün yaptığı açıklamalarda, Erbil’de ABD güçlerinin bulunduğu noktalar başta olmak üzere petrol tesisleri, oteller ve çeşitli hedeflere İHA ve roketlerle düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenaze töreninden (AFP)7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenazede yas tututanlar (AFP)

Öte yandan, İranlı Kürt muhalif bir grup olan Kürdistan Özgürlük Partisi’nden bir yetkili, perşembe akşamı Erbil vilayetinde “İran Kürdistan Ulusal Ordusu”na ait bir merkezin üç İHA ile hedef alındığını açıkladı. Yetkili, saldırının saatler sürdüğünü ancak kayıplara ilişkin net bilgi bulunmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre aynı gece ilerleyen saatlerde Erbil’e bağlı Baserma ve Xebat bölgelerine iki İHA düştü, olayda herhangi bir can kaybı ya da hasar meydana gelmedi.

IKBY Başkanlığı, daha önce Bölge Başkanı Neçirvan Barzani’nin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Görüşmede bölgedeki gelişmeler ele alınırken, taraflar gerilimin düşürülmesi ve istikrarın korunmasının önemine vurgu yaptı. Ayrıca İran, Irak ve IKBY arasındaki ilişkiler ile ortak konular da görüşüldü.

Arakçi’nin, Pakistanlı yetkililerle de benzer telefon görüşmeleri yaptığı, ancak görüşmelerin detaylarının paylaşılmadığı belirtildi.