Gazze'deki savaş "insanlıktan çıkarma" teorisine dayanıyor

Soykırımın faillerinin belirli bir grup insanı ortadan kaldırma suçunu meşrulaştırma girişimi

Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nin önünde yakınlarının cenazelerini almayı bekliyor (AFP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nin önünde yakınlarının cenazelerini almayı bekliyor (AFP)
TT

Gazze'deki savaş "insanlıktan çıkarma" teorisine dayanıyor

Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nin önünde yakınlarının cenazelerini almayı bekliyor (AFP)
Filistinliler, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Nasır Hastanesi'nin önünde yakınlarının cenazelerini almayı bekliyor (AFP)

Fidel Sbeity 

İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşından gelen öldürme, yıkım ve bombalama sahneleri, ölü sayısı her geçen gün artarken ve belli bir sınırda durmazken, dünya çapında birçok kişi bu kadar çok sayıda çocuk ve kadının öldürülmesi ihtimali konusunda şaşkınlık yaşıyor.

Yıkıcı bombalama özellikle merkezi, konut binalarını, kiliseleri, camileri, hastaneleri ve ambulansları ve İsrail ordusunun yaralanmayı önlemek için güney Gazze Şeridi'ndeki "güvenli bölgeye" doğru ilerleme emrine uyan Filistin vatandaşlarını hedef alıyor.

Dünya çapında birçok sesin yükselmesine rağmen, topçular ve uçaklar, yerlerinden edilen insanların arabalarına füze ateşledi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, gerek Gazze'deki savaşın başlangıcından bu yana savaşın sona ermesini talep etmek için gösteri yapan dünyanın çeşitli ülkelerinin vatandaşları ya da siyasetçiler, ünlüler ve diğer insanlar, 10 yılı aşkın süredir harap olan ve kuşatma altında bulunan ama savaşın durmadan devam ettiği Gazze Şeridi'nde yaşayanlara insani yardım sağlanmasını talep ediyor.

Daha düşük dereceli insan hayvanlar

Dünyanın dört bir yanında, yaşamın, geçim kaynaklarının, sağlık ve gıdanın tüm sektörlerinin tamamen çöktüğü bir ortamda, dünya kameralarının gözü önünde, Gazze Şeridi'nde İsrail ordusunun ateşi altında neden sivillerin öldürülmeye ve yaralanmaya devam ettiğini merak edenler, çifte standart politikasının nedeni hakkındaki sorularına net bir cevap bulamadılar.

Çünkü çoğu dünya lideri Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik savaşına ve orada savunmasız sivillerin öldürülmesine karşı çıkıyor ancak Gazze Şeridi'ndeki Filistin durumuyla ilgili olarak dünya farklı bir tutum sergiliyor.

İsrail'in, 7 Ekim'de gerçekleştirilen "Aksa Tufanı" operasyonunda İsrailli sivillerin öldürülmesi ve kaçırılmasının ardından, Hamas operasyonuna verdiği tepkinin dengesiz olduğuna ve bu tepkinin çok daha fazla Filistinli sivilin öldürülmesine yol açtığına inanan sesler yükseldi.

Dünyanın dört bir yanındaki hukukçular ile Dünya Gıda Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi uluslararası kuruluşlar ve bazı Birleşmiş Milletler kuruluşları şu açıklamada bulundu:

İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı, uluslararası hukuk tanımına göre 'insanlığa karşı suç' olarak değerlendirilebilir ve 'zorla yerinden etme ve kapsamlı nakil' ve 'yakıp yıkma' taktiğine dayalı dayalı yıkım anlamına gelir.

Gazze'de Hamas'la savaşı yönetmek için kurulan mini İsrail hükümeti, İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant'ın Şeridi tamamen kuşatma emrini verdiğinde yaptığı açıklamayla ilişkilendirilebilir.

Yoav Galant, "Biz insan hayvanlarla savaşıyoruz ve buna göre hareket ediyoruz" dedi.

Galant, İsrail ordusunun Güney Komutanlığı toplantısında şunları ekledi:

O zaman Gazze Şeridi'nde elektrik, yiyecek, su ve ilaç olmayacak.

İnsanlıktan çıkarma ve insan hayvanlar

Düşmanı "insan hayvan" olarak tanımlamak onu insanlıktan çıkarmakta, askerin, onun başındaki subayın ve arkalarında duran vatandaşların bu düşman öldürüldüğü için kendilerini suçlu hissetmemelerini sağlıyor.

Düşenler insanlığın en alt kademesi ve onların ölümü insanlığın çıkarına olacak, dolayısıyla düzenli ordu, bu düşmanlara uygulanması gereken insani hükümleri ve uluslararası sözleşmeleri dikkate almadan sivilleri öldürmeye devam ediyor.

Siyaset biliminde buna "insanlıktan çıkarma" denir.

İnternette "insan hayvan" ifadesinin siyasi anlamını araştırırsak, bazı hayvan organlarına genetik hatalar nedeniyle sahip olan istisnai insanların biyolojik tanımlarını ya da film ve hayal dünyasında var olan insanların tanımlarını buluruz ki bunlar daha çok yaşayan ölülere, zombilere veya drakulaya benziyorlar.

Bir "insan-hayvan" grubunun kolektif bir politik veya psikolojik tanımı yok, ancak yapay zeka programı aşağıdakiler gibi çeşitli tanımlar verdi:

İnsanları hayvan olarak tanımlamak, bağlama göre farklı anlam ve amaçlara sahip olabileceği gibi, insana hayvan niteliğini, hayvanlara da insan niteliğini veren antropomorfizm veya kişileştirme gibi edebi bir araç olabilir. Ayrıca insanları ahlaksız, medeniyetsiz veya zeki olmayan hayvanlarla karşılaştırarak onlara karşı olumsuz veya aşağılayıcı görüşler ifade etmenin bir yolu da olabilir. Biyolojik olarak insanlar hayvandır, çünkü hayvanlar alemine aittirler ve memeliler ve diğer omurgalılarla ortak özelliklere sahiptirler.

Siyasi anlamda "insan-hayvan" deyiminin, bir grup insanı değersizleştirmek, aşağılamak anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

Siyaset biliminde böyle bir tanımlama, kitlesel katliamlarda tasfiyelerini kolaylaştırmak veya beyaz fosfor, farklı türde zehirli gazlar veya parça tesirli bombalar gibi uluslararası yasaklı silahlarla bombalanmalarını kolaylaştırmak için kullanılır.

İnsanlıktan çıkarma

Amerikalı düşünür Levi-Strauss şöyle diyor:

Hala yozlaşmış düşman imajının pekişmesinin sonucu olan katliamlarla karşı karşıyayız. Vakaların çoğu, soykırımın faillerinin belirli bir grup insanı ortadan kaldırma suçunu meşrulaştırma girişimi olan mağdurun insanlıktan çıkarılmasıyla ilgili.

Siyaset bilimciler, silahlı bir grubun veya başka bir grup üzerinde otorite sahibi olan birinin, uluslararası yasa ve sözleşmelerin sınıflandırmasına göre acımasız veya insanlık dışı suçlar işleme güdülerini ve yeteneğini açıklamaya ve yorumlamaya çalışırken, insanlıktan çıkarma terimini icat ettiler.

Aralarında dini veya etnik mensubiyetleri nedeniyle Yahudiler, çingeneler, eşcinseller ve komünistlerin yanında Almanların da bulunduğu Avrupalı sivillerden oluşan gruplar için esir kampları ve krematoryumların inşasını emreden Nazi ordusundaki lider ve subayları hedef alan Nürnberg duruşmalarına eşlik eden araştırmalar gösterdi ki Alman subaylarla yürütülen bu davalar ve soruşturmalar, suç niteliğindeki vahşetlerin failleri kurbanlarını insanlıktan çıkardıktan sonra bunu yapabiliyorlar.

İş, onlara isim yerine numara verilmesi ve dayanıklılıklarını azaltmak için çeşitli psikolojik ve fiziksel işkencelerin uygulanmasıyla başlıyor.

Bu işkenceler, kendilerinden istenileni yapma konusunda, bu kendilerini boğacak gazlı fırına girmek bile olsa, onları itaatkâr hale getirir.

Kurbanların işkencecilerin emirlerine karşı bu uysallığı, IŞİD kurbanlarının kafaları kesilmeden önceki son anlarında çekilen fotoğraflarında da açıkça görülüyordu.

Kurbanlar, sanki uyuşturulmuşlar gibi, başlarına geleceklere hiçbir tepki göstermiyorlar.

Kamboçya'da, Irak'ta, Çekoslovakya'da, Yugoslavya'da, Sudan'da Darfur'da, Uganda'da Hutu ve Tutsi kabilelerinin savaşlarında, dünya çapında yaşanan tüm kitlesel katliamlarda bu durum tekrarlandı.

Başlarından tek tek vurulan mahkumlar, toplu mezar haline gelen büyük bir çukurun önünde dururken, kendilerinden öncekilerin ölüp çukura düştüğünü görmelerine rağmen başlarına geleceklere hiçbir tepki göstermeden duruyorlar.

Toplu cinayet

Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi ve Avrupa Sosyoloji ve Siyaset Bilimi Merkezi'nde kıdemli araştırmacı olan Fransız Ecolas Marriott, aralarında "Baskıyla Yüzleşmek"in de bulunduğu çok sayıda kitap yayımladı.

Kitapta, cellatların kurbanlarının insandan aşağı olduğunu ve varlıklarının ortadan kaldırılması gerektiğini düşünmesiyle birlikte, "insanlıktan çıkarmanın" toplu katliamda temel bir rol oynadığı sonucuna vardı.

Araştırmacı, 1941-1944 yılları arasında Doğu'daki savaşa katılanların faillerinden gelen mektuplardan ve Alman adli sorgularından yararlandı.

Fransız araştırmacının kullandığı ifadelerden biri de asker Richard Tuggle'ın 31 Ocak 1942'de yaşanan bir katliamla ilgili verdiği ifadelerdi.

Tuggle, günlüğüne şunları yazmıştı:

Son bir saat içinde köyde yaşayan herkesi, 962 erkek, kadın, yaşlı ve çocuğu idam ettik. Önce çocuklarla başlıyoruz, sonra yaşlıları, sonra da kadınları öldürüyoruz. Böylece vebayı ortadan kaldırıyoruz.

Araştırmacı şöyle diyor:

Bu asker infazlar hakkında yazıyordu ve sonra aniden kamptaki eğlence faaliyetleri hakkında konuşmaya başladı. Örneğin Johann Kramer'in gazla öldürülmesini denetleyen doktor günlüğüne yemekler ve Auschwitz'deki SS garnizonu için organize edilen partilerin kalitesi hakkında yazmıştı.

Araştırmacı Marriott, toplu katliamların failleriyle yaptığı araştırmalar sonucunda, cellatların öldürmeleri gerekenlerin insan olduğunun anlaşılmasını engellemeyi başardıkları yönündeki temel fikre ulaştı.

Bu, "bizim insanlığımız paylaşılmaz, bizim insanlığımız onların insanlığından üstün" şeklindeki kolektif kavramların teyit edilmesiyle yapıldı.

Yehuda Bauer, Otto Kulka, Israel Gutmann ve diğerleri gibi pek çok bilim adamı, katliamların işlenmesini kolaylaştırmada radikal "Yahudi karşıtlığı" ideolojisinin etkisi konusunda hemfikirdi.

İdeoloji ve köklü inançlar, herhangi bir suçluluk duygusu olmaksızın insanlığa karşı suç işlemeye yönelik birincil bir teşvik olabilir.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.