1967 Arap Zirvesi İsrail’in Ortadoğu’daki varlığının yolunu mı açtı? (2)

İngiliz belgeleri, Hartum Konferansı’nın Arapların diplomatik kanallar yoluyla siyasi çözüm aramaya hazır olduğunu doğrulayan dönüşümlere tanık olduğunu ortaya koydu.

1967’deki Hartum Zirvesi toplantısına katılan Arap ülkelerinin başkanları ve kralları. (AP)
1967’deki Hartum Zirvesi toplantısına katılan Arap ülkelerinin başkanları ve kralları. (AP)
TT

1967 Arap Zirvesi İsrail’in Ortadoğu’daki varlığının yolunu mı açtı? (2)

1967’deki Hartum Zirvesi toplantısına katılan Arap ülkelerinin başkanları ve kralları. (AP)
1967’deki Hartum Zirvesi toplantısına katılan Arap ülkelerinin başkanları ve kralları. (AP)

Altı Gün Savaşı olarak bilinen İsrail-Arap savaşı sonrasındaki ‘1967 Hartum Arap Zirvesi’nde Söylenmeyenler’in ikinci bölümünde İngiliz belgeleri, genel siyasi iklimdeki değişimlere tanık olan zirveye ilişkin ayrıntılara yer veriyor. Zirvenin, ‘saldırganlığın etkilerinin ortadan kaldırılması ve 5 Haziran’dan sonra İsrail kuvvetlerinin işgal altındaki Arap topraklarından çekilmesinin sağlanması’ için yürütülen Arap çabalarını uluslararası düzeyde ortak siyasi ve diplomatik eylemde birleştirmeye yönelik bir anlaşmayla nasıl sonuçlandığını ortaya koyuyor.

Arap kralları ve liderleri tarafından dile getirilen üç hayıra (uzlaşıya hayır, İsrail’i tanımaya hayır, İsrail ile müzakereye hayır) rağmen Hartum Konferansı, İngiliz belgelerinin belirttiğine göre en azından Ortadoğu’da bir arada yaşama olasılığına giden yolu açtı. Ancak bir arada yaşam, ‘Araplardan, savaşın ardından İsrail tarafından işgal edilen topraklardan vazgeçmelerinin istenmemesi’ veya ‘gelecekteki barış anlaşmalarının müzakere edilmesi’ şartına bağlandı.

Ev sahibi Sudan ise savaştan sonra devrimci söylemi benimseyenlerden biri olması nedeniyle bu belgelerden büyük yarar sağladı. Ancak zirvenin sonuçlarından biri de Hartum’un ılımlıların saflarına katılması oldu. Bu durum, ılımlı Araplar ve onların liderleri Kral Faysal bin Abdülaziz için bir başarı olarak nitelendirildi.

Arapların, Londra’nın Arap topraklarına yönelik saldırganlığında İsrail’in yanında olduğuna inanması sonucunda İngiltere ile diplomatik ilişkilerini kesme girişiminde bulunan Arap ülkelerinin başında Sudan geliyordu.

Arap zirvelerinde Arap- Arap anlaşmazlıklarını çözme fırsatları var. Belgelerde özellikle Yemen meselesi de dahil olmak üzere Suudi Arabistan- Mısır ilişkileriyle ilgili olarak bu konuya da değiniliyor. Öyle ki Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır, Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz ile Sudan lideri Muhammed Ahmed el-Mahcub’un evinde bir araya gelirken, burada gerçek ve tam bir anlaşmaya varıldı.

Sudan’ın memnuniyeti

Hartum’daki İtalyan Büyükelçiliği’nin İngiliz Çıkarları Bölümü tarafından 8 Eylül 1967’de İngiliz Dışişleri ve Milletler Topluluğu Ofisi’ne gönderilen İngiliz diplomatik raporu, Sudan halkının, konferans faaliyetlerine katılan Arap liderler ve heyetlerinin yanı sıra Arap ve yabancı medya heyetlerini sıcak bir şekilde karşıladığını anlatıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre raporda konuya dair şu ifadelere yer verildi:

“Sudanlılar, tüm devlet başkanlarını sıcak bir şekilde karşıladı. İngiltere’den gelen seçkin konuk gazetecilere eski dostlar gibi davranıldı. Konferansa verilen önem ve önemli İngiliz gazetelerinde Mahcub’a yönelik övgü, İngiltere- Sudan ilişkilerindeki sorunlu suları temizledi. Sudanlılar ayrıca, Kral Faysal’ı coşkulu değil kibar bir karşılamayla karşıladılar. Ancak kişiliği ve kararları onu ılımlıların tartışmasız lideri haline getirdi.”

Fotoğraf Altı: Sudan halkı, konferans faaliyetlerine katılan Arap liderlerini ve heyetlerini nezaket ve memnuniyetle karşıladı. (İngiliz arşivi)
Sudan halkı, konferans faaliyetlerine katılan Arap liderlerini ve heyetlerini nezaket ve memnuniyetle karşıladı. (İngiliz arşivi)

İngiliz raporunda, Mahcub hakkında şu ifadeler kullanıldı:

“Konferansın ana kararları üzerinde çok az etkisi olmuş olabilir, ancak konferansı düzenleme ve prosedürleri yönetmedeki başarısıyla büyük takdir topladı. Kral Hüseyin ve Abdusslam Arif ilgi odağı değildi. Diğer Arap liderler aslında yarışı Kral Faysal ve Başkan Cemal Abdülnasır’a bırakmaktan memnundu. Sudanlılar ev sahibi olarak çok iyi bir iş çıkardılar.”

Raporda zirve öncesi atmosfere de yer verildi:

“Büyük, coşkulu kalabalıklar sokaklarda toplandı. Ancak Afro-Asya Halkları Dayanışma Örgütü’nün ABD Büyükelçiliği binasının dışındaki polis kordonunu aşarak, ‘Kahrolsun ABD’ sloganıyla düzenlenen gösterisi ve Mısır Büyükelçiliği dışında Abdülnasır-Faysal anlaşmasını protesto eden Yemenliler tarafından gerçekleştirilen bir başka gösteri hariç herhangi bir rahatsızlık verici olay yaşanmadı. Batı karşıtı belirgin bir duygu yoktu. Arap Zirvesi Konferansı, Hartum’da şiddetli yağışların yaşandığı zamana denk geldi. Ağustos ayındaki yağmurlar beklenmedik ve istisnai nitelikteydi. Olağanüstü yağmurlar, Hartum’a benzin, uçak yakıtı ve yiyecek tedarikini neredeyse kesti. Ancak konferans düzenlemeleri bu kıtlıktan ve nüfusun geri kalanına yönelik malzeme fazlalığından etkilenmedi.”

Tüm bu koşullara rağmen konferans, zirvenin benimsediği uzlaşma gündeminin yanı sıra Sudan hükümetinin o dönemde gösterdiği çabalar sayesinde Arap partilerinin görüşlerini birbirine yakınlaştırmayı başararak gerçekleşti. Öyle ki her iki konferansta da tartışmalar, Arapların o dönemde karşılaştıkları acil sorunlara çözüm bulmanın ve tartışmalı konularda karar vermenin gerekliliği etrafında dönüyordu. Bu durum, konferans katılımcılarının hedeflerine ulaşmalarını ve kararlı öneriler ve kararlar almalarını sağladı.

Devrimci söylemlerden uzak duruldu

İngiliz belgesi, Sudan meselelerine ilişkin olarak o dönemde Sudanlı siyasetçilerin devrimci söylemlerini yumuşatmaya ve ılımlı Arap çizgisine yaklaşmaya başladıklarını doğruluyor. Bu durum, ılımlı Araplar ve onların liderleri Kral Faysal tarafından bir başarı olarak değerlendirildi. Raporda şunlar aktarıldı:

“Savaşın başlangıcından bu yana Sudan’daki siyasi liderler devrimci söylemi benimsemiş ve Sudan’ı devrimci ülkelerden biri olarak tanımlamışlardır. Dolayısıyla özellikle de Sudan’ın bizimle (İngiltere) ilişkilerini kesen ve döviz rezervlerini Londra’dan uzaklaştırma konusunda şu an takip edilemeyecek şekilde inisiyatif alan ülkelerin başında yer aldığı göz önüne alındığında o gün ılımlıların kazanması pek çok kişi için şaşırtıcı ve tatmin edici değildi. Belki de hakim olan duygu, Sudan’ın inisiyatif alabileceği ve büyük bir uluslararası etkinliğe başkanlık edebildiği için duyulan gururdur.”

Fotoğraf Altı: Araplar, Hartum zirvesinde kısasa kısas misilleme politikasından çekildiler. (İngiliz arşivleri)
Araplar, Hartum zirvesinde kısasa kısas misilleme politikasından çekildiler. (İngiliz arşivleri)

Raporda, çözüm çabalarına ilişkin de ayrıntılara yer verildi:

“Sudanlılar sık ​​sık bizimle Araplar arasındaki anlaşmazlıklardan birinin, Arapların hala kısasa kısas doktrinine inanmaları olduğunu söylüyor. Dolayısıyla ilk tepki, İsraillilerden erken intikam almak için her türlü fırsattan mahrum kalan Arapların, İsrail’e yardım ettiği iddia edilen Batılı ülkelere karşı nefretlerini açığa vurma dürtüsüne direnmiş olmalarının verdiği rahatlamadır. Araplar artık diplomatik kanallardan siyasi çözüm aramaya istekli görünüyor. Doğrudan müzakere yoluyla herhangi bir çözüm söz konusu olamazken, ancak yeni konumlarının mantığı onları Doğu’nun yanı sıra Batılı ülkelerden de destek aramaya zorlayacak. Abdülnasır’ın konferans sırasında bunu söylediğini duydum.”

İngiliz-Arap ilişkilerinin geleceği

Raporda, İngiliz- Arap ilişkileri hakkında ise şu ifadelere yer verildi:

“Sudanlılar ve Araplar, bizim (İngiltere’nin) önümüzdeki Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul toplantılarında aldığımız tutumu her yerde çok dikkatli bir şekilde takip edecekler. Sudanlılar ve diğer Araplarla ilişkilerde hızlı bir gelişme yaşandı. Konferansın İsrail ile ilişkiler konusundaki tavizsiz kararına rağmen Araplar, pratik bir politika olarak dışlamadan uzaklaşıyor ve yavaş yavaş bir arada yaşama fikrine doğru ilerliyorlar. Topraklarından taviz vermeleri, doğrudan anlaşma yapmaları ya da herhangi bir kalıcı barış anlaşması müzakere etmeleri istenmediği sürece, Hartum Konferansı en azından Ortadoğu’da bir arada yaşama olanağına giden yolu açmıştır.”

Raporda Sudan’a ilişkin de değerlendirmelerde bulunuldu:

“Mevcut Sudan hükümeti muhtemelen Batı karşıtı bir politikaya aniden rota değiştiremeyecek kadar derinden bağlı. Kabinenin şeytani dehası Şerif Hüseyin el-Hindi, hükümetin ABD, İngiltere ve Batı Almanya ile ilişkileri yeniden başlatma niyetinde olmadığını doğrulayan bir açıklama yaptı. Ancak siyasi iklimde bir değişime dair açık işaretler var.”

Fotoğraf Altı: İngiliz raporu, Sudanlı lider Şerif Hüseyin el-Hindi’yi şeytani bir dahi olarak tanımlıyor. (İngiliz arşivleri)
İngiliz raporu, Sudanlı lider Şerif Hüseyin el-Hindi’yi şeytani bir dahi olarak tanımlıyor. (İngiliz arşivleri)

İngiliz raporuna eklenen ve ‘29 Ağustos- 1 Eylül 1967 tarihleri ​​arasında Hartum’da düzenlenen Arap Kralları ve Devlet Başkanları Konferansı’nın sonuç bildirisinde yer alan en önemli noktaların İngilizce tercümesi olan’ belgede şu bilgilere yer aldı:

“Konferans, saf bir koordinasyon ve uzlaşma atmosferinde Arap dayanışmasını ve birleşik ortak Arap eylemini doğruladı. Majesteleri, Ekselansları Krallar, Devlet Başkanları ve temsilcileri, Kasablanka’daki Üçüncü Arap Zirvesi Konferansı tarafından yayınlanan Arap Dayanışma Şartı’na bağlılıklarını yenilediler. İşgal altındaki tüm Arap topraklarının iadesinin tüm Arap ülkelerinin ortak sorumluluğu olduğu temelinde, saldırganlığın tüm izlerini ortadan kaldırmak için ortak çabalara da ihtiyaç var.”

Arap devletlerinin kralları ve başkanları, saldırganlığın etkilerini ortadan kaldırmak ve ‘İsrail’i tanımaya hayır, uzlaşıya hazır, onunla müzakereye hayır’ ilkesini ve Filistin halkının kendi topraklarındaki haklarına bağlılığı içeren temel Arap kararlılığı ve kanaati çerçevesinde, İsrail işgal güçlerinin 5 Haziran’dan sonra işgal altındaki Arap topraklarından çekilmesini sağlamak için uluslararası düzeyde ortak siyasi ve diplomatik eylem çabalarını birleştirme konusunda anlaştılar.

Fotoğraf Altı: 1967 yılında Hartum’da düzenlenen Arap Zirvesi Konferansı’nın sonuç bildirisinde birçok dikkat çekici nokta var. (İngiliz arşivi)
 1967 yılında Hartum’da düzenlenen Arap Zirvesi Konferansı’nın sonuç bildirisinde birçok dikkat çekici nokta var. (İngiliz arşivi)

Maliye, Ekonomi ve Petrol Bakanları da çatışmada petrolün silah olarak kullanılması olasılığını önerdi. Ancak zirve konferansı, dikkatli bir çalışmanın ardından, petrol ihracatının Arap hedeflerine hizmet edecek olumlu bir silah olarak kullanılabileceğine ve saldırıdan doğrudan etkilenen ve küresel kaynaklarını kaybeden ülkelere yardım etmeye katkıda bulunabileceğine karar verdi. Petrol üreten ülkeler, bu ülkelerin her türlü ekonomik baskıya dayanabilmelerini sağlamak için halihazırda bu ülkelere yardım etmeye katkıda bulunmuşlardır.

Konferans, Bağdat’ta düzenlenen Arap Maliye, Ekonomi ve Petrol Bakanları Konferansı’nın tavsiyeleri doğrultusunda, Kuveyt’in ekonomik ve sosyal kalkınma için bir Arap bankası kurma yönünde sunduğu planı onayladı. Ayrıca askeri hazırlığın artırılması, durumun tüm sonuçlarıyla yüzleşmek ve Arap ülkelerindeki yabancı üslerin tasfiyesinin hızlandırılması için gerekli tüm adımların atılması gerektiğine de karar verdi.

Mahcub’un evinde

İngiliz diplomatik raporu, Mısır-Suudi Arabistan ilişkileriyle ilgili olarak ise Kral Faysal bin Abdülaziz ve Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’ın Sudan’ın başkenti Hartum’a eş zamanlı gelişine dikkat çekti. Raporda, “Aralarındaki en önemli ihtilaflı konu olan Yemen meselesini görüşmek üzere ikametgahlarına varır varmaz bir araya geldiler” denildi.

Rapor, Mısır Devlet Başkanı ile Suudi Kralı’nı Sudan lideri Muhammed Ahmed el-Mahcub’un evinde bir araya geldiği ve üç saatlik görüşmenin ardından iki taraf arasında gerçek ve tam bir anlaşmaya varılmasıyla sonuçlanan toplantı gerçekleştiği kaydedildi Bunun üzerine Hartum’daki Mısır büyükelçiliği çevresinde Yemenlilerin anlaşmayı protesto etmek amacıyla düzenlediği gösteriye tanık olundu.

Eşkol, Arapları kışkırtıyor

Hartum’daki Arap Zirvesi Konferansı’nın sonuçlanmasından, İsrail Başbakanı Levi Eşkol’un ‘hükümetinin işgal altındaki Arap topraklarına bağlılığını ve İsrail’in Arap ılımlılık çizgisini reddettiğini ilan ettiği provokatif bir hareketle’ sunum yapmasına kadar yalnızca birkaç gün geçmişti.

Fotoğraf Altı: İsrail Başbakanı Levi Eşkol, Arap Zirvesi Konferansı’nın kararlarına karşı çıktı. (İngiliz arşivleri)
İsrail Başbakanı Levi Eşkol, Arap Zirvesi Konferansı’nın kararlarına karşı çıktı. (İngiliz arşivleri)

Fas’ın başkenti Rabat’taki İngiltere Büyükelçiliği tarafından yayınlanan telgrafta, İsrail Başbakanı’nın, Çalışma Bakanı ve çok sayıda üst düzey yetkiliyle birlikte 6 Eylül’de helikopterle Sina Yarımadası’nı gezdiği belirtildi.

Eşkol, Kuneytire’de, Hartum Konferans’nın sorumsuzca ama kesin bir şekilde İsrail ile barış olmayacağına karar vermesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Ayrıca ona göre, şu an üzerinde mutabakata varılan bir çözüme varılamadığı için sınır çizgisi oluşturmanın tek yolu doğal sınırlara uymaktı. Bunun yanı sıra Süveyş Kanalı’ndan daha doğal bir sınır yoktu.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Independent Arabia’dan çevrildi.



İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti

İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti
TT

İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti

İsrail, Gazze'deki savaşı yeniden alevlendirdi ve en az 31 Filistinli hayatını kaybetti

Gazze Şeridi sakinleri, yaklaşık iki yıl süren savaş günlerini hatırlatan kanlı bir gün yaşadı. İsrail’in, Gazze’nin farklı bölgelerinde birçok hedefi vuran bir dizi hava saldırısı düzenlemesi sonucu, aralarında Hamas ve İslami Cihad mensuplarının aile bireylerinin de bulunduğu onlarca kişi hayatını kaybetti ve çok sayıda kişi de yaralandı. Bu saldırılar, 10 Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının yeni bir ihlali olarak değerlendirildi.

Gazze halkına, Gazze Şeridi'ndeki yaklaşık iki yıllık savaş sırasında yaşadıkları zor anları hatırlatan İsrail hava saldırıları; evleri, apartman dairelerini, yerinden edilmiş kişilerin kaldığı çadırları ve Hamas hükümetine bağlı bir polis merkezini hedef aldı.

Bu dağınık hava saldırılarında, aralarında 6 çocuk ve 3 kadının da bulunduğu en az 31 Filistinli hayatını kaybetti. Bazıları ağır olmak üzere Çok sayıda kişi ise çeşitli derecelerde yaralandı. Bu durum, can kaybının ilerleyen saatlerde artabileceğini gösteriyor.


İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

TT

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

İsrail'in ateşkesin ardından Gazze Şeridi'ne düzenlediği en şiddetli hava saldırısında onlarca kişi hayatını kaybetti

Yerel medya kaynaklarına göre İsrail’in bugün Gazze Şeridi’ne düzenlediği bir dizi hava saldırısında 28 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi de yaralandı. Hamas, saldırıların ateşkes anlaşmasını kasıtlı olarak baltalamayı amaçladığını öne sürdü.

Bu bilanço, çatışmaları durdurmayı hedefleyen ateşkes anlaşmasından bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak kayda geçti.

Filistin Enformasyon Merkezi, “İsrail işgal güçlerinin Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde sivillere yönelik gerçekleştirdiği çok sayıda katliam sonucu bugün şehit olanların sayısının 28’e yükseldiğini” duyurdu. Merkez, İsrail savaş uçaklarının sabah saatlerinde Gazze kentinin kuzeybatısında yer alan Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni hedef aldığını, saldırıda ilk belirlemelere göre 16 kişinin hayatını kaybettiğini ve çok sayıda kişinin yaralandığını bildirdi.

Gazze Şeridi’ndeki İçişleri ve Ulusal Güvenlik Bakanlığı da İsrail savaş uçaklarının, Gazze kentinin batısındaki Şeyh Rıdvan Polis Merkezi’ni vurduğunu, saldırı sonucu çok sayıda polis memuru ve personelin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Öte yandan İsrail uçaklarının, Gazze kentindeki Şeyh Rıdvan mahallesinde bir evi de bombaladığı, saldırıda ölü ve yaralıların olduğu bildirildi.

fevefv
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgeyi inceleyen Filistinliler, 31 Ocak 2026 (Reuters)

Daha önce Nasır ve Şifa hastanelerinden yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzey ve güneyini hedef aldığını, bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu bildirmişti. Saldırılarda, iki ayrı aileden iki kadın ve altı çocuk hayatını kaybetti.

sdfvgt
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen bir Filistinli (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının yaşamını yitirdiğini açıkladı. Nasır Hastanesi ise bir çadır kampını hedef alan hava saldırısının yangına yol açtığını, saldırıda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

İsrail ordusu saldırıyı gerekçelendirdi

İsrail ordusunun ilk açıklaması ise Ordu Sözcüsü Avichay Adraee’den geldi. Adraee, X platformunda yaptığı paylaşımda, İsrail ordusu ile iç istihbarat servisi Şin-Bet’in (Şabak), Gazze Şeridi’nde Hamas ve İslami Cihad hareketlerine ait liderleri ve altyapıları hedef aldığını belirtti. Adraee, bunun, ‘dün ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesine yanıt’ olduğunu savunarak, Refah bölgesinde ‘yer altındaki bir tünelin içinden sekiz militanın çıktığını’ öne sürdü.

Adraee, “İsrail ordusu ve Şin-Bet, geçtiğimiz gece ve bu sabah Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinde Hamas ve İslami Cihad’a mensup dört lideri ve unsuru hedef aldı. Ayrıca Gazze’nin orta kesiminde Hamas’a ait bir silah deposu, bir silah üretim tesisi ve roket fırlatma için kullanılan iki altyapı noktası vuruldu” ifadelerini kullandı.

Açıklamasının sonunda Adraee, İsrail ordusu ve Şin-Bet’in ateşkes anlaşmasının ihlal edilmesini ‘son derece ciddi’ gördüğünü belirterek, Gazze Şeridi’ndeki örgütlerin İsrail ordusuna ve İsrail vatandaşlarına yönelik saldırı girişimlerine karşı harekete geçmeyi sürdüreceklerini kaydetti.

Hamas ‘tehlikeli tırmanışı’ kınadı

Hamas, ‘işgal güçlerinin katliamlarını sürdürmesini ve yerinden edilmiş sivillerin kaldığı çadırları hedef almasını tehlikeli bir tırmanış ve ateşkes anlaşmasının kasıtlı biçimde baltalanması’ olarak değerlendirdi.

Hamas, bugün yayımladığı basın açıklamasında, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik aralıksız bombardımanını sürdürdüğünü, savaş uçaklarının Han Yunus’ta yedi kişilik yerinden edilmiş bir ailenin kaldığı çadırı hedef alması sonucu tamamının hayatını kaybettiğini bildirdi. Açıklamada, son saatlerde Gazze Şeridi’nin farklı bölgelerinde yaşamını yitirenlerin sayısının altısı çocuk olmak üzere 12’ye yükseldiği belirtilerek, bunun ‘vahşi bir suç ve ateşkes anlaşmasının açık ve tekrarlanan bir ihlali’ olduğu vurgulandı.

Hamas, sivillerin, ailelerin ve çocukların sığındığı çadırların hedef alınmasının, İsrail hükümetinin Gazze Şeridi’ne yönelik ‘soykırım niteliğindeki savaşı’ sürdürdüğünü ortaya koyduğunu ifade etti. Açıklamada, ateşkes anlaşmasının imzalanmasının üzerinden yaklaşık dört ay geçmesine rağmen bu saldırıların devam etmesinin, İsrail’in anlaşmayı ciddiye almadığını, arabulucuların ve garantör ülkelerin çabalarını hiçe saydığını gösterdiği kaydedildi.

Hamas, ateşkes anlaşmasının garantör ülkelerine ve ABD yönetimine çağrıda bulunarak, “İsrail’in ateşkesi baltalamaya yönelik politikasını durdurmak, sivillere yönelik savaş ve katliamları sona erdirmek ve varılan anlaşmanın oyalama ya da manevra olmaksızın uygulanmasını sağlamak için derhal harekete geçilmesi” gerektiğini belirtti.

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun gerçekleştirdiği bin 300’ü aşkın ihlal sonucu bin 850’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ya da yaralandığı bildirildi.

vfedvf
Gazze şehrine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından enkaz altında kalanları arayan Filistinliler (Reuters)

İsrail, ateşkes anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana dört askerinin öldürülmesinden Filistinli silahlı grupları sorumlu tutuyor. İsrail ordusu bir gün önce, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta bir tünelden sekiz militanın çıktığını tespit ettiklerini, bunlardan üçünün öldürüldüğünü, dördüncü kişinin ise bölgede Hamas’ın önde gelen liderlerinden biri olarak tutuklandığını açıklamıştı.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’ndeki savaşı sona erdirmeye yönelik yirmi maddelik planının ikinci aşamasının uygulanması hazırlıklarıyla eş zamanlı olarak yaşanıyor. Planın ilk duyurusu, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından bu ayın başında, bölgede teknokrat bir Filistin hükümeti kurulmasıyla birlikte yapılmıştı.

Planın ikinci aşaması, Hamas’ın silahsızlandırılması gibi hassas konuları içeriyor. Ayrıca, İsrail’in Gazze Şeridi’nin bazı bölgelerinden çekilmesi ve barışı koruma amaçlı uluslararası bir gücün konuşlandırılması öngörülüyor.

Söz konusu plan kapsamında, savaş boyunca büyük bölümü kapalı kalan Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nın yarın yeniden açılması bekleniyor.


İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
TT

İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırılarda 12 Filistinli hayatını kaybetti

Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)
Filistinliler, bugün İsrail’in Gazze kentine düzenlediği saldırının ardından hedef alınan noktayı inceliyor. (Reuters)

Sağlık yetkilileri, İsrail’in bugün (Cumartesi) şafak vaktinden bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 Filistinlinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Bu rakam, çatışmaların durdurulmasını hedefleyen Ekim ayında varılan anlaşmadan bu yana kaydedilen en yüksek günlük can kaybı olarak dikkat çekti.

Nasser ve Şifa hastanelerindeki yetkililer, saldırıların Gazze’nin kuzeyi ve güneyini hedef aldığını; bunlar arasında Gazze kentinde bir daire ile Han Yunus’ta bir çadırın da bulunduğunu aktardı. Hayatını kaybedenler arasında iki kadın ve iki farklı aileden altı çocuk yer aldı.

Associated Press (AP) haberine göre Şifa Hastanesi, Gazze kentini hedef alan saldırıda bir anne, üç çocuğu ve bir akrabasının öldüğünü açıklarken; Nasser Hastanesi ise bir çadır kampına düzenlenen saldırının yangına yol açtığını, bunun sonucunda bir baba, üç çocuğu ve üç torunu olmak üzere yedi kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Görsel kaldırıldı.
Gazze kentinde İsrail saldırısının vurduğu alanı inceleyen bir Filistinli. (Reuters)

11 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana, İsrail ordusunun anlaşmayı 1300’den fazla kez ihlal etmesi sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’de savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve yirmi maddeden oluşan planının ikinci aşamasının uygulanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü bir dönemde yaşandı. Plan, ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından ay başında açıklanmış; Gazze’de teknokratlardan oluşan bir Filistin hükümetinin kurulmasını da öngörmüştü.