1967 Arap Zirvesi İsrail’in Ortadoğu’daki varlığının yolunu mı açtı? (2)

İngiliz belgeleri, Hartum Konferansı’nın Arapların diplomatik kanallar yoluyla siyasi çözüm aramaya hazır olduğunu doğrulayan dönüşümlere tanık olduğunu ortaya koydu.

1967’deki Hartum Zirvesi toplantısına katılan Arap ülkelerinin başkanları ve kralları. (AP)
1967’deki Hartum Zirvesi toplantısına katılan Arap ülkelerinin başkanları ve kralları. (AP)
TT

1967 Arap Zirvesi İsrail’in Ortadoğu’daki varlığının yolunu mı açtı? (2)

1967’deki Hartum Zirvesi toplantısına katılan Arap ülkelerinin başkanları ve kralları. (AP)
1967’deki Hartum Zirvesi toplantısına katılan Arap ülkelerinin başkanları ve kralları. (AP)

Altı Gün Savaşı olarak bilinen İsrail-Arap savaşı sonrasındaki ‘1967 Hartum Arap Zirvesi’nde Söylenmeyenler’in ikinci bölümünde İngiliz belgeleri, genel siyasi iklimdeki değişimlere tanık olan zirveye ilişkin ayrıntılara yer veriyor. Zirvenin, ‘saldırganlığın etkilerinin ortadan kaldırılması ve 5 Haziran’dan sonra İsrail kuvvetlerinin işgal altındaki Arap topraklarından çekilmesinin sağlanması’ için yürütülen Arap çabalarını uluslararası düzeyde ortak siyasi ve diplomatik eylemde birleştirmeye yönelik bir anlaşmayla nasıl sonuçlandığını ortaya koyuyor.

Arap kralları ve liderleri tarafından dile getirilen üç hayıra (uzlaşıya hayır, İsrail’i tanımaya hayır, İsrail ile müzakereye hayır) rağmen Hartum Konferansı, İngiliz belgelerinin belirttiğine göre en azından Ortadoğu’da bir arada yaşama olasılığına giden yolu açtı. Ancak bir arada yaşam, ‘Araplardan, savaşın ardından İsrail tarafından işgal edilen topraklardan vazgeçmelerinin istenmemesi’ veya ‘gelecekteki barış anlaşmalarının müzakere edilmesi’ şartına bağlandı.

Ev sahibi Sudan ise savaştan sonra devrimci söylemi benimseyenlerden biri olması nedeniyle bu belgelerden büyük yarar sağladı. Ancak zirvenin sonuçlarından biri de Hartum’un ılımlıların saflarına katılması oldu. Bu durum, ılımlı Araplar ve onların liderleri Kral Faysal bin Abdülaziz için bir başarı olarak nitelendirildi.

Arapların, Londra’nın Arap topraklarına yönelik saldırganlığında İsrail’in yanında olduğuna inanması sonucunda İngiltere ile diplomatik ilişkilerini kesme girişiminde bulunan Arap ülkelerinin başında Sudan geliyordu.

Arap zirvelerinde Arap- Arap anlaşmazlıklarını çözme fırsatları var. Belgelerde özellikle Yemen meselesi de dahil olmak üzere Suudi Arabistan- Mısır ilişkileriyle ilgili olarak bu konuya da değiniliyor. Öyle ki Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır, Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz ile Sudan lideri Muhammed Ahmed el-Mahcub’un evinde bir araya gelirken, burada gerçek ve tam bir anlaşmaya varıldı.

Sudan’ın memnuniyeti

Hartum’daki İtalyan Büyükelçiliği’nin İngiliz Çıkarları Bölümü tarafından 8 Eylül 1967’de İngiliz Dışişleri ve Milletler Topluluğu Ofisi’ne gönderilen İngiliz diplomatik raporu, Sudan halkının, konferans faaliyetlerine katılan Arap liderler ve heyetlerinin yanı sıra Arap ve yabancı medya heyetlerini sıcak bir şekilde karşıladığını anlatıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre raporda konuya dair şu ifadelere yer verildi:

“Sudanlılar, tüm devlet başkanlarını sıcak bir şekilde karşıladı. İngiltere’den gelen seçkin konuk gazetecilere eski dostlar gibi davranıldı. Konferansa verilen önem ve önemli İngiliz gazetelerinde Mahcub’a yönelik övgü, İngiltere- Sudan ilişkilerindeki sorunlu suları temizledi. Sudanlılar ayrıca, Kral Faysal’ı coşkulu değil kibar bir karşılamayla karşıladılar. Ancak kişiliği ve kararları onu ılımlıların tartışmasız lideri haline getirdi.”

Fotoğraf Altı: Sudan halkı, konferans faaliyetlerine katılan Arap liderlerini ve heyetlerini nezaket ve memnuniyetle karşıladı. (İngiliz arşivi)
Sudan halkı, konferans faaliyetlerine katılan Arap liderlerini ve heyetlerini nezaket ve memnuniyetle karşıladı. (İngiliz arşivi)

İngiliz raporunda, Mahcub hakkında şu ifadeler kullanıldı:

“Konferansın ana kararları üzerinde çok az etkisi olmuş olabilir, ancak konferansı düzenleme ve prosedürleri yönetmedeki başarısıyla büyük takdir topladı. Kral Hüseyin ve Abdusslam Arif ilgi odağı değildi. Diğer Arap liderler aslında yarışı Kral Faysal ve Başkan Cemal Abdülnasır’a bırakmaktan memnundu. Sudanlılar ev sahibi olarak çok iyi bir iş çıkardılar.”

Raporda zirve öncesi atmosfere de yer verildi:

“Büyük, coşkulu kalabalıklar sokaklarda toplandı. Ancak Afro-Asya Halkları Dayanışma Örgütü’nün ABD Büyükelçiliği binasının dışındaki polis kordonunu aşarak, ‘Kahrolsun ABD’ sloganıyla düzenlenen gösterisi ve Mısır Büyükelçiliği dışında Abdülnasır-Faysal anlaşmasını protesto eden Yemenliler tarafından gerçekleştirilen bir başka gösteri hariç herhangi bir rahatsızlık verici olay yaşanmadı. Batı karşıtı belirgin bir duygu yoktu. Arap Zirvesi Konferansı, Hartum’da şiddetli yağışların yaşandığı zamana denk geldi. Ağustos ayındaki yağmurlar beklenmedik ve istisnai nitelikteydi. Olağanüstü yağmurlar, Hartum’a benzin, uçak yakıtı ve yiyecek tedarikini neredeyse kesti. Ancak konferans düzenlemeleri bu kıtlıktan ve nüfusun geri kalanına yönelik malzeme fazlalığından etkilenmedi.”

Tüm bu koşullara rağmen konferans, zirvenin benimsediği uzlaşma gündeminin yanı sıra Sudan hükümetinin o dönemde gösterdiği çabalar sayesinde Arap partilerinin görüşlerini birbirine yakınlaştırmayı başararak gerçekleşti. Öyle ki her iki konferansta da tartışmalar, Arapların o dönemde karşılaştıkları acil sorunlara çözüm bulmanın ve tartışmalı konularda karar vermenin gerekliliği etrafında dönüyordu. Bu durum, konferans katılımcılarının hedeflerine ulaşmalarını ve kararlı öneriler ve kararlar almalarını sağladı.

Devrimci söylemlerden uzak duruldu

İngiliz belgesi, Sudan meselelerine ilişkin olarak o dönemde Sudanlı siyasetçilerin devrimci söylemlerini yumuşatmaya ve ılımlı Arap çizgisine yaklaşmaya başladıklarını doğruluyor. Bu durum, ılımlı Araplar ve onların liderleri Kral Faysal tarafından bir başarı olarak değerlendirildi. Raporda şunlar aktarıldı:

“Savaşın başlangıcından bu yana Sudan’daki siyasi liderler devrimci söylemi benimsemiş ve Sudan’ı devrimci ülkelerden biri olarak tanımlamışlardır. Dolayısıyla özellikle de Sudan’ın bizimle (İngiltere) ilişkilerini kesen ve döviz rezervlerini Londra’dan uzaklaştırma konusunda şu an takip edilemeyecek şekilde inisiyatif alan ülkelerin başında yer aldığı göz önüne alındığında o gün ılımlıların kazanması pek çok kişi için şaşırtıcı ve tatmin edici değildi. Belki de hakim olan duygu, Sudan’ın inisiyatif alabileceği ve büyük bir uluslararası etkinliğe başkanlık edebildiği için duyulan gururdur.”

Fotoğraf Altı: Araplar, Hartum zirvesinde kısasa kısas misilleme politikasından çekildiler. (İngiliz arşivleri)
Araplar, Hartum zirvesinde kısasa kısas misilleme politikasından çekildiler. (İngiliz arşivleri)

Raporda, çözüm çabalarına ilişkin de ayrıntılara yer verildi:

“Sudanlılar sık ​​sık bizimle Araplar arasındaki anlaşmazlıklardan birinin, Arapların hala kısasa kısas doktrinine inanmaları olduğunu söylüyor. Dolayısıyla ilk tepki, İsraillilerden erken intikam almak için her türlü fırsattan mahrum kalan Arapların, İsrail’e yardım ettiği iddia edilen Batılı ülkelere karşı nefretlerini açığa vurma dürtüsüne direnmiş olmalarının verdiği rahatlamadır. Araplar artık diplomatik kanallardan siyasi çözüm aramaya istekli görünüyor. Doğrudan müzakere yoluyla herhangi bir çözüm söz konusu olamazken, ancak yeni konumlarının mantığı onları Doğu’nun yanı sıra Batılı ülkelerden de destek aramaya zorlayacak. Abdülnasır’ın konferans sırasında bunu söylediğini duydum.”

İngiliz-Arap ilişkilerinin geleceği

Raporda, İngiliz- Arap ilişkileri hakkında ise şu ifadelere yer verildi:

“Sudanlılar ve Araplar, bizim (İngiltere’nin) önümüzdeki Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul toplantılarında aldığımız tutumu her yerde çok dikkatli bir şekilde takip edecekler. Sudanlılar ve diğer Araplarla ilişkilerde hızlı bir gelişme yaşandı. Konferansın İsrail ile ilişkiler konusundaki tavizsiz kararına rağmen Araplar, pratik bir politika olarak dışlamadan uzaklaşıyor ve yavaş yavaş bir arada yaşama fikrine doğru ilerliyorlar. Topraklarından taviz vermeleri, doğrudan anlaşma yapmaları ya da herhangi bir kalıcı barış anlaşması müzakere etmeleri istenmediği sürece, Hartum Konferansı en azından Ortadoğu’da bir arada yaşama olanağına giden yolu açmıştır.”

Raporda Sudan’a ilişkin de değerlendirmelerde bulunuldu:

“Mevcut Sudan hükümeti muhtemelen Batı karşıtı bir politikaya aniden rota değiştiremeyecek kadar derinden bağlı. Kabinenin şeytani dehası Şerif Hüseyin el-Hindi, hükümetin ABD, İngiltere ve Batı Almanya ile ilişkileri yeniden başlatma niyetinde olmadığını doğrulayan bir açıklama yaptı. Ancak siyasi iklimde bir değişime dair açık işaretler var.”

Fotoğraf Altı: İngiliz raporu, Sudanlı lider Şerif Hüseyin el-Hindi’yi şeytani bir dahi olarak tanımlıyor. (İngiliz arşivleri)
İngiliz raporu, Sudanlı lider Şerif Hüseyin el-Hindi’yi şeytani bir dahi olarak tanımlıyor. (İngiliz arşivleri)

İngiliz raporuna eklenen ve ‘29 Ağustos- 1 Eylül 1967 tarihleri ​​arasında Hartum’da düzenlenen Arap Kralları ve Devlet Başkanları Konferansı’nın sonuç bildirisinde yer alan en önemli noktaların İngilizce tercümesi olan’ belgede şu bilgilere yer aldı:

“Konferans, saf bir koordinasyon ve uzlaşma atmosferinde Arap dayanışmasını ve birleşik ortak Arap eylemini doğruladı. Majesteleri, Ekselansları Krallar, Devlet Başkanları ve temsilcileri, Kasablanka’daki Üçüncü Arap Zirvesi Konferansı tarafından yayınlanan Arap Dayanışma Şartı’na bağlılıklarını yenilediler. İşgal altındaki tüm Arap topraklarının iadesinin tüm Arap ülkelerinin ortak sorumluluğu olduğu temelinde, saldırganlığın tüm izlerini ortadan kaldırmak için ortak çabalara da ihtiyaç var.”

Arap devletlerinin kralları ve başkanları, saldırganlığın etkilerini ortadan kaldırmak ve ‘İsrail’i tanımaya hayır, uzlaşıya hazır, onunla müzakereye hayır’ ilkesini ve Filistin halkının kendi topraklarındaki haklarına bağlılığı içeren temel Arap kararlılığı ve kanaati çerçevesinde, İsrail işgal güçlerinin 5 Haziran’dan sonra işgal altındaki Arap topraklarından çekilmesini sağlamak için uluslararası düzeyde ortak siyasi ve diplomatik eylem çabalarını birleştirme konusunda anlaştılar.

Fotoğraf Altı: 1967 yılında Hartum’da düzenlenen Arap Zirvesi Konferansı’nın sonuç bildirisinde birçok dikkat çekici nokta var. (İngiliz arşivi)
 1967 yılında Hartum’da düzenlenen Arap Zirvesi Konferansı’nın sonuç bildirisinde birçok dikkat çekici nokta var. (İngiliz arşivi)

Maliye, Ekonomi ve Petrol Bakanları da çatışmada petrolün silah olarak kullanılması olasılığını önerdi. Ancak zirve konferansı, dikkatli bir çalışmanın ardından, petrol ihracatının Arap hedeflerine hizmet edecek olumlu bir silah olarak kullanılabileceğine ve saldırıdan doğrudan etkilenen ve küresel kaynaklarını kaybeden ülkelere yardım etmeye katkıda bulunabileceğine karar verdi. Petrol üreten ülkeler, bu ülkelerin her türlü ekonomik baskıya dayanabilmelerini sağlamak için halihazırda bu ülkelere yardım etmeye katkıda bulunmuşlardır.

Konferans, Bağdat’ta düzenlenen Arap Maliye, Ekonomi ve Petrol Bakanları Konferansı’nın tavsiyeleri doğrultusunda, Kuveyt’in ekonomik ve sosyal kalkınma için bir Arap bankası kurma yönünde sunduğu planı onayladı. Ayrıca askeri hazırlığın artırılması, durumun tüm sonuçlarıyla yüzleşmek ve Arap ülkelerindeki yabancı üslerin tasfiyesinin hızlandırılması için gerekli tüm adımların atılması gerektiğine de karar verdi.

Mahcub’un evinde

İngiliz diplomatik raporu, Mısır-Suudi Arabistan ilişkileriyle ilgili olarak ise Kral Faysal bin Abdülaziz ve Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’ın Sudan’ın başkenti Hartum’a eş zamanlı gelişine dikkat çekti. Raporda, “Aralarındaki en önemli ihtilaflı konu olan Yemen meselesini görüşmek üzere ikametgahlarına varır varmaz bir araya geldiler” denildi.

Rapor, Mısır Devlet Başkanı ile Suudi Kralı’nı Sudan lideri Muhammed Ahmed el-Mahcub’un evinde bir araya geldiği ve üç saatlik görüşmenin ardından iki taraf arasında gerçek ve tam bir anlaşmaya varılmasıyla sonuçlanan toplantı gerçekleştiği kaydedildi Bunun üzerine Hartum’daki Mısır büyükelçiliği çevresinde Yemenlilerin anlaşmayı protesto etmek amacıyla düzenlediği gösteriye tanık olundu.

Eşkol, Arapları kışkırtıyor

Hartum’daki Arap Zirvesi Konferansı’nın sonuçlanmasından, İsrail Başbakanı Levi Eşkol’un ‘hükümetinin işgal altındaki Arap topraklarına bağlılığını ve İsrail’in Arap ılımlılık çizgisini reddettiğini ilan ettiği provokatif bir hareketle’ sunum yapmasına kadar yalnızca birkaç gün geçmişti.

Fotoğraf Altı: İsrail Başbakanı Levi Eşkol, Arap Zirvesi Konferansı’nın kararlarına karşı çıktı. (İngiliz arşivleri)
İsrail Başbakanı Levi Eşkol, Arap Zirvesi Konferansı’nın kararlarına karşı çıktı. (İngiliz arşivleri)

Fas’ın başkenti Rabat’taki İngiltere Büyükelçiliği tarafından yayınlanan telgrafta, İsrail Başbakanı’nın, Çalışma Bakanı ve çok sayıda üst düzey yetkiliyle birlikte 6 Eylül’de helikopterle Sina Yarımadası’nı gezdiği belirtildi.

Eşkol, Kuneytire’de, Hartum Konferans’nın sorumsuzca ama kesin bir şekilde İsrail ile barış olmayacağına karar vermesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Ayrıca ona göre, şu an üzerinde mutabakata varılan bir çözüme varılamadığı için sınır çizgisi oluşturmanın tek yolu doğal sınırlara uymaktı. Bunun yanı sıra Süveyş Kanalı’ndan daha doğal bir sınır yoktu.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Independent Arabia’dan çevrildi.



Lübnan, İran büyükelçisinin ikamet iznini uzattı

Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)
Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)
TT

Lübnan, İran büyükelçisinin ikamet iznini uzattı

Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)
Beyrut tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilen İran’ın Lübnan Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani (Arşiv– İran medyası)

Lübnan makamları dün, eski İran Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani’ye “diplomat olarak değil, İran vatandaşı olarak” altı aylık yasal oturma izni verdi. Karar, Lübnan Dışişleri Bakanlığı’nın mart ayında Şeybani’yi “istenmeyen kişi” ilan ederek 72 saat içinde ülkeyi terk etmesini istemesinden aylar sonra geldi. Şeybani bu talebe uymamıştı. ا

Bir güvenlik kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kamu Güvenliği Genel Müdürü Tümgeneral Hasan Şukeyr’in kendisine yasal yetkileri çerçevesinde oturma izni verilmesini önerdiğini belirtti. Kaynağa göre Şukeyr, izin belgesini imzalamadan önce konuyla ilgili siyasi makamları, yani cumhurbaşkanı, başbakan ve içişleri bakanını bilgilendirdi. 

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları ise bakanlığın Şeybani’ye oturma izni verildiğinden haberdar olmadığını söyledi. Kaynaklar, Dışişleri Bakanı Yusuf Recci’nin tutumunun net olduğunu belirterek, “Bu dosya uzlaşmaya açık değil; İran kararın gereğini yerine getirmeli” ifadelerini kullandı. 

Verilen oturma izni Şeybani’ye herhangi bir diplomatik statü veya dokunulmazlık tanımıyor; Lübnan’da yalnızca İran vatandaşı olarak yasal biçimde kalmasına olanak sağlıyor. Kararın, Şeybani’nin mevcut vizesinin sona erdiği 24 Ağustos’ta alındığı bildirildi.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'yi "terörizmi destekleyen devletler" listesinden çıkardı

ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'yi "terörizmi destekleyen devletler" listesinden çıkardı

ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı (Reuters)

ABD Hazine Bakanlığı tarafından yayımlanan bir bildirime göre ABD Dışişleri Bakanlığı, dün Suriye’yi ABD’nin “teröre destek veren ülkeler” listesinden çıkardı. Daha önce bu yılın başlarında duyurulan karar, Kongre’nin incelemesine tabi tutulmuştu.

Bir ülkenin “teröre destek veren ülkeler” listesine alınması, ABD’nin dış yardımlarına, savunma ekipmanı ihracatına ve bazı finansal işlemlere kısıtlamalar getirilmesine yol açıyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Suriye’nin listeden çıkarılmasıyla ABD, 47 yıldır uygulanan bu sınıflandırmaya son vermiş oldu.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yaptığı açıklamada, kararın “Suriye’ye daha fazla yatırım yapılmasını teşvik ederek ülkedeki siyasi ve ekonomik istikrarın güçlenmesine yardımcı olacağını” söyledi. Karar, eski Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden yaklaşık iki yıl sonra geldi.

Suriye Merkez Bankası Başkanı Safvet Raslan da Washington’un ülkesini teröre destek veren devletler listesinden çıkarmasını memnuniyetle karşıladı.

Raslan, X platformundaki paylaşımında ABD’nin kararını “Suriye’nin ‘teröre destek veren devlet’ olarak sınıflandırılmasına son verilmesi, ülkeyi küresel ekonomi sistemindeki doğal konumuna döndüren tarihi bir adım” olarak nitelendirdi. Merkez Bankası’nın “tüm fırsatlara uyum sağlayabilecek ve bunlardan yararlanabilecek modern ve güvenilir bir finansal sistem kurmak için çalıştığını” belirtti.

Karar kapsamında ayrıca El Nusra Cephesi’nin “Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terör Örgütü” statüsü de kaldırıldı.


İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği hava saldırılarında 2'si çocuk 5 Filistinli öldü

Han Yunus'taki Nasır Hastanesi'nde çadırında vurularak hayatını kaybeden 10 yaşındaki Amal Ebu Hatır'ın büyükannesi, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu (Reuters)
Han Yunus'taki Nasır Hastanesi'nde çadırında vurularak hayatını kaybeden 10 yaşındaki Amal Ebu Hatır'ın büyükannesi, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu (Reuters)
TT

İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği hava saldırılarında 2'si çocuk 5 Filistinli öldü

Han Yunus'taki Nasır Hastanesi'nde çadırında vurularak hayatını kaybeden 10 yaşındaki Amal Ebu Hatır'ın büyükannesi, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu (Reuters)
Han Yunus'taki Nasır Hastanesi'nde çadırında vurularak hayatını kaybeden 10 yaşındaki Amal Ebu Hatır'ın büyükannesi, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu (Reuters)

Gazze Şeridi’ne dün düzenlenen bir dizi İsrail hava saldırısında, aralarında iki çocuğun da bulunduğu en az 5 Filistinli hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Bilgi, sağlık kaynakları ve sivil savunma ekipleri tarafından paylaşıldı.

Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Basal, “Şafaktan bu yana Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail saldırılarında, aralarında iki çocuğun da bulunduğu en az 5 şehit verildiğini” açıkladı.

Şafak saatlerinde Gazze Şeridi’nin merkezindeki Deyr el-Belah kentinde bir çadırın İsrail hava saldırısında hedef alınması sonucu 2 Filistinli hayatını kaybetti. Basal’ın yanı sıra Aksa Şehitleri Hastanesi de iki kişinin cansız bedenlerinin kendilerine ulaştırıldığını doğruladı.

Şeridin güneyindeki Han Yunus kentinde ise Nasır Hastanesi, “Han Yunus’un kuzeyinde işgal güçlerinin açtığı ateş sonucu 10 yaşındaki Amal Nişat Ebu Hatır’ın hayatını kaybettiğini” duyurdu.

Gazze’deki Ambulans ve Acil Durum Servisi daha sonra, Gazze Şeridi’nin merkezindeki Bureyc Mülteci Kampı’na düzenlenen İsrail hava saldırısında 4 yaşındaki bir çocuğun hayatını kaybettiğini ve çok sayıda kişinin yaralandığını açıkladı.

Sivil Savunma da yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nin merkezindeki Bureyc Kampı’nın doğusunda bir evin hedef alınmasının ardından bir çocuğun cansız bedeninin enkazdan çıkarıldığını, bir anne ile çocuğunun ise enkaz altından kurtarıldığını bildirdi.

Filistinliler, Gazze Şeridi'ndeki Şeyh Radvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmek için çalışıyor (EPA)
Filistinliler, Gazze Şeridi'ndeki Şeyh Radvan mahallesine İsrail'in düzenlediği hava saldırısı sonucu çıkan yangını söndürmek için çalışıyor (EPA)

Öte yandan Han Yunus’un batısına düzenlenen İsrail hava saldırısında bir kişinin daha hayatını kaybettiği, çok sayıda kişinin yaralandığı belirtildi. Sivil Savunma ve Nasır Hastanesi, saldırının can kaybına yol açtığını doğruladı.

Gazze Şifa Hastanesi ise en az 7 kişinin, iki ayrı saldırıda yaralandığını bildirdi. Saldırılardan biri Gazze kentinin batısındaki bir su arıtma tesisini, diğeri ise yakındaki Şati Mülteci Kampı’ndaki bir mescidi hedef aldı.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım ise yaptığı açıklamada, “yerinden edilmiş kişilerin yoğun olarak bulunduğu bölgelere yönelik artan bombardımanın ve çadırlarının imha edilmesinin, ateşkes anlaşmasına rağmen işgal güçlerinin tehcir planını hâlâ gündeminde tuttuğunu gösterdiğini” savundu.

Kasım, söz konusu saldırıların “ABD Başkanı Donald Trump ile Mısır, Türkiye ve Katar liderlerinin imzaladığı ateşkes anlaşmasına yönelik açık bir umursamazlığın doruk noktası” olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Gazze’de ateşkesin geçen yıl 10 Ekim’de yürürlüğe girmesinden bu yana, İsrail saldırılarında en az bin 286 Filistinli hayatını kaybetti. Hamas tarafından yönetilen Gazze Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre hazırlanan bu rakamların Birleşmiş Milletler tarafından güvenilir kabul edildiği belirtildi.

Buna karşılık İsrail ordusu, aynı dönemde 5 askerinin öldüğünü açıkladı.

Hamas, geçen temmuz ayının sonunda, savaşın ikinci aşamasına geçilmesini öngören ABD öncülüğündeki yol haritasını kabul etmişti. Plan, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi’nin yüzde 60’ından fazlasını kontrol eden İsrail güçlerinin bölgeden çekilmesini öngörüyordu. Ancak İsrail planı kabul etmedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Gazze Şeridi’nden herhangi bir çekilme gerçekleşmeden önce Hamas’ın tamamen silahsızlandırılmasını şart koşuyor.