Ürdün ordusundan Suriye’deki İran mafyasına sınır operasyonu

Suriye’den sızmaya çalışan mafyayı hedef alan Ürdün hava saldırılarına ilişkin haberler

Tutuklanan dokuz kaçakçıdan sekizinin Suriye’nin güneyindeki çetelerle iş birliği yaptığı belirlendi (Ürdün Silahlı Kuvvetleri)
Tutuklanan dokuz kaçakçıdan sekizinin Suriye’nin güneyindeki çetelerle iş birliği yaptığı belirlendi (Ürdün Silahlı Kuvvetleri)
TT

Ürdün ordusundan Suriye’deki İran mafyasına sınır operasyonu

Tutuklanan dokuz kaçakçıdan sekizinin Suriye’nin güneyindeki çetelerle iş birliği yaptığı belirlendi (Ürdün Silahlı Kuvvetleri)
Tutuklanan dokuz kaçakçıdan sekizinin Suriye’nin güneyindeki çetelerle iş birliği yaptığı belirlendi (Ürdün Silahlı Kuvvetleri)

Bölgesel istihbarat kaynakları Şarku’l Avsat’a, Ürdün’ün, büyük bir kaçakçılık operasyonuna tepki olarak Suriye’nin kuzey komşusuyla olan sınırı boyunca, İran destekli uyuşturucu mafyasının saklandığı yerlere yönelik çok sayıda hava saldırısı düzenlediğini aktardı.

Ürdün Silahlı Kuvvetleri, daha önce kuzey sınırında Suriye topraklarından gelen ve sınırdan sızmaya çalışan silahlı unsurlarla çatışmaların devam ettiğini açıklamıştı.

Ürdün Genelkurmay Başkanlığı’ndan askeri bir kaynak, yaptığı basın açıklamasında, “Ürdün sınır muhafız kuvvetleri, pazartesi sabahı şafak vaktinden bu yana silahlı gruplarla çatışmalara devam ediyor. Bu sayede silahlı gruplara mensup 9 kaçakçıyı yakalayabildiler. Ayrıca 4 roketatar füzesi, 4 RPG füzesi, 10 adet anti-personel mayın, 1 adet G3 keskin nişancı tüfeği ve dürbünlü bir M16 tüfeği ele geçirildi. Çok büyük miktarlarda uyuşturucu madde ele geçirilmesinin yanı sıra bunların envanterinin çıkarılarak yetkili makamlara ulaştırılması çalışmaları da sürüyor” dedi.

sdef
Kuzeydeki Ürdün sınır muhafızları (Arşiv)

Kaynak, ön incelemelerin Ürdün ulusal güvenliğini hedef alındığını gösterdiğini, silahlı kuvvetlerin silahlı grupların hareketlerini ve ulusal güvenliği istikrarsızlaştırmaya yönelik girişimlerini takip ettiğini, onları nerede olursa olsun caydırmak ve takip etmek için gereken her şeyi yapacaklarını doğruladı. Aynı şekilde kaynak, “Silahlı kuvvetler, Ürdün sınırını geçip bu sınıra yaklaşmaya yönelik tüm girişimlere karşı koymak amacıyla gelişmiş, son derece hazırlıklı bir sınır güvenlik sistemiyle donatılmıştır” açıklaması yaptı.

Dün Ürdün ordusu, Suriye topraklarından gelen ve ele geçirilen gelişmiş füzeleri Ürdün’e sokmaya çalışan gruplarla silahlı çatışmaların meydana geldiğini duyurdu. Ordudan yapılan açıklamada, Sınır Muhafız Güçleri üyeleri arasında çok sayıda hafif ve orta düzeyli yaralanmanın kaydedildiği belirtildi.

Yerel gruplarla iş birliği

Yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada Ürdün Silahlı Kuvvetleri’nin hâlâ sınırı geçmeye çalışan terörist çeteleri püskürtmek için gerekli gücü kullandığını vurguladı. Kaynaklar, “Silah kaçakçıları ve uyuşturucu mafyası ile iş birliği yapan yerel gruplar ortaya çıkarıldı ve güvenlik servislerinin elindeki bilgiler, Ürdün içinden Sınır Muhafız Güçleri’ne ateş açan grupların yerlerini belirledi” dedi.

Kaynaklar, yaptıkları açıklamalarda, Ürdün Silahlı Kuvvetleri’nin çete saldırısını püskürtme konusunda ilerleme kaydetmesiyle çatışmanın gelişebileceğini de söylerken, çetelerin, ellerindeki kaçak silahları kullanarak Ürdün’deki saldırılara karşılık verdiği bir dönemde, devam eden çatışmalarda her türlü askeri güç kullanıma hazır olduklarını belirtti.

scwf
Ürdün’ün operasyonunda ele geçirilen silahlar (Ürdün Silahlı Kuvvetleri)

Ürdün, Suriye’nin güneyindeki silah kaçakçıları ve uyuşturucu mafyasının arkasında İran’ı doğrudan suçluyor. Ayrıca Ürdün’e göre insansız hava araçlarının kaçakçılık operasyonlarına dahil olmasının ardından büyük miktarlarda patlayıcı madde ele geçirilmesi ve yakın zamanda gelişmiş füzeler ele geçirilmesinin Tahran’ın Lübnan, Suriye ve Ürdün hattındaki uyuşturucu kartellerine silah desteğini kanıtlıyor.

scdef
17 Şubat 2022’de Mefrak Eyaleti’ndeki Vaşaş’ta doğu Ürdün- Suriye sınırı yakınında bir devriye (AP)

Ürdün protestosu

Ürdün hükümeti, Suriye iç savaşında bu ülkeye konuşlandırılan Şii  milislerin uyuşturucu ve silah kaçakçılığını durdurması konusunda Tahran rejimini bilgilendirdiğini açıkladı. Ürdün Enformasyon Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Muhannad el-Mubaidin, Al Arabiya TV kanalına yaptığı açıklamada Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi’nin İranlı mevkidaşına, “Ürdün’ün kaçakçılıkla mücadele ettiğini ne yazık ki Suriye’de konuşlanan İranlı milislerin kontrolündeki bölgelerden bu silah ve uyuşturucuların geçmemesi gerektiğini” söylediğini dile getirdi.

Ordudan yapılan açıklama silah kaçakçıları ve uyuşturucu mafyasının tekrarlanan bir dizi sınırı geçme girişiminin engellenmesi sonrası Ürdün-Suriye sınırında meydana gelen gelişmelerin boyutunu ortaya çıkardı. Çatışmalar sonrası çok sayıda otomatik silah, füze ve uyuşturucu ele geçirildi. Kaçakçılara vurulan darbe Suriye’nin güneyindeki bölgelerde yer alan İran’a bağlı milisler tarafından kontrol edilen suç ağınınn büyüklüğünü ortaya çıkardı.

Silahlı çatışmalar

Ürdün Genelkurmay Başkanlığı’ndan Şarku’l Avsat’a bilgi aktaran askeri kaynak, yaptığı açıklamada “Ürdün sınır muhafız kuvvetleri ile kuzey sınırında Doğu Askeri Bölge’nin sorumluluk alanı içerisinde yer alan silahlı gruplar arasında dün erken saatlerden itibaren silahlı çatışmalar yaşandı” ifadelerine yer verdi. Belirtilene göre bu çatışmalar, şu ana kadar büyük miktarda uyuşturucu, otomatik ve füze silah kaçakçılığının engellenmesiyle sonuçlandı.

sev
Kuzeydeki Ürdün sınır muhafızları (Arşiv)

Askeri kaynak, silahlı grupların şu anda Suriye’ye sınır dışı edildiğini doğrularken, Ürdün sınır muhafız güçleri arasında hafif ila orta dereceli yaralanmaların meydana geldiğini açıkladı.

Kaynak, son birkaç günde bu operasyonların sayısının arttığını ve bu operasyonların sızma ve kaçakçılık girişimlerinden, sınırı geçme amaçlı ve sınır muhafız güçlerini zorla hedef alarak silahlı çatışmalara dönüştüğünü açıkladı.

Kaynak, bu çatışmaların silahlı grupların günlerdir yaptıklarının devamı olduğunu belirtti. Bu süre zarfında çok sayıda kaçakçı öldürülmüş, biri tutuklanmış, bir silahlı kuvvetler mensubu ölmüş ve bir diğeri de yaralanmıştı.

Kaynak ayrıca, silahlı kuvvetlerin bu grupların hareketlerini ve ulusal güvenliği istikrarsızlaştırmaya yönelik girişimlerini takip ettiğini, mafya kartellerini nerede olursa olsun caydırmak ve takip etmek için gereken her şeyi yapacaklarını vurguladı.



Samarra'daki gerilim silahların devlet tekelinde toplanması planını sınayabilir

Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)
Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)
TT

Samarra'daki gerilim silahların devlet tekelinde toplanması planını sınayabilir

Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)
Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam mensupları, Samarra'da düzenlenen bir askerî geçit töreni sırasında. (AFP)

Irak'ta Mukteda es-Sadr'a bağlı Seraya es-Selam grubu, salı günü yaptığı açıklamada Haşdi Şabi'nin komutası altında faaliyet göstermeyi kesin olarak reddettiğini duyurdu. Bu gelişme, Başbakan Ali ez-Zeydi hükümetinin Haziran 2026 başında uygulamaya koyduğu "silahların yalnızca devletin elinde toplanması" planı açısından erken bir sınav olarak değerlendiriliyor.

Seraya es-Selam'ın itirazı, Samarra kentinde güvenlikten sorumlu yeni bir komutanın görevlendirildiğine ilişkin haberlerin ardından geldi. Atanan komutanın, Sadr hareketinin etkin olduğu kentte Asaib Ehl el-Hak Hareketi'ne yakın bir isim olduğu öne sürülüyor.

Koordinasyon Çerçevesi'nin önde gelen liderlerinden Kays el-Hazali'nin liderlik ettiği Asaib Ehl el-Hak ile Sadr Hareketi ve lideri Mukteda es-Sadr arasında, gözlemcilerin "siyasi ve ideolojik" olarak nitelendirdiği nedenlerden dolayı uzun süredir dostane ilişkiler bulunmuyor.

"Samarra'da ciddi bir gerilim var"

Sadr Hareketi'nden bir yetkili, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Samarra'da "son derece ciddi bir gerilim ortamı" oluştuğunu söyledi.

Yetkili, Haşdi Şabi bünyesindeki bazı komutanlar ve grupların Seraya es-Selam mensuplarına yönelik "kasıtlı sürtüşme ve taciz girişimlerinde" bulunduğunu iddia etti.

vbf
Bağdat sokaklarından birinde yürüyen bir Iraklı, Mukteda es-Sadr'ın Seraya es-Selam üniformasıyla yer aldığı bir posterin önünden geçiyor. (AFP)

Aynı kaynak, anlaşmazlığın temelinde Haşdi Şabi Başkanı Falih el-Feyyad'ın Samarra'daki Haşdi Şabi Operasyonları Komutanı Ali el-Akili'yi görevden alması ve yerine Asaib Ehl el-Hak'a yakın ya da ona bağlı bir ismi atamasının bulunduğunu belirtti.

Sadr Hareketi mensubu olan Akili'nin görevden alınmasının Seraya es-Selam savaşçıları arasında ciddi rahatsızlık yarattığı ifade edildi.

Yetkili ayrıca Başbakan ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali ez-Zeydi'yi "konuya derhal müdahale etmeye" çağırarak, "Seraya es-Selam artık doğrudan başbakanın komutası altındadır" dedi.

Entegrasyon süreci başlatılmıştı

Başbakan Ali ez-Zeydi, bu ayın başında yayımladığı bir kararnameyle Seraya es-Selam'ın devlet güvenlik güçlerine entegrasyonunu denetleyecek üst düzey bir komite kurulmasını kararlaştırmıştı.

Kararın ardından Ortak Operasyonlar Komutanlığı, Seraya es-Selam'a bağlı tüm birliklerin personel, silah ve teçhizat bilgilerini içeren listelerin teslim alındığını açıklamıştı. Böylece örgüte bağlı tüm oluşumların Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı'na bağlı güvenlik kurumlarına katılım ve entegrasyon sürecinin tamamlanmasının hedeflendiği belirtilmişti.

dbdrb
Seraya es-Selam mensupları, 4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kentinde Irak devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin başlaması dolayısıyla düzenlenen törende slogan atıyor. (AP)

Seraya es-Selam, Haşdi Şabi bünyesinde 313, 314 ve 315'inci tugaylar aracılığıyla faaliyet gösteriyor ve başta Samarra olmak üzere çeşitli bölgelerde güvenlik görevleri yürütüyor.

Örgüt, Haziran 2007'de Samarra'daki İmam Askerî Türbesi'ne yönelik saldırının ardından kentte konuşlandırılmıştı.

Mukteda es-Sadr, 27 Mayıs'ta yaptığı açıklamada silahlı kanadı Seraya es-Selam'ın devlet kurumlarına entegre edileceğini duyurmuş ve diğer Haşdi Şabi gruplarını da silahlarını teslim etmeye çağırmıştı.

Her ne kadar Seraya es-Selam resmen Haşdi Şabi bünyesinde yer alsa da, grup uzun yıllardır büyük ölçüde bağımsız hareket ediyor; Haşdi Şabi komutasından emir almıyor ve birçok grup ile de yakın ilişki kurmuyor.

"Silahların devlet tekelinde toplanması" planına ilk sınav

Haşdi Şabi yönetimi, Seraya es-Selam ile yaşanan gerilime ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı.

Buna karşılık Seraya es-Selam, yayımladığı bildiride Mukteda es-Sadr ve Başbakan Ali ez-Zeydi'ye seslenerek Haşdi Şabi komutası altında kalmayı reddettiğini vurguladı.

Grup, kararname doğrultusunda devletin güvenlik kurumlarına gönüllü olarak entegre olma sürecini hatırlatarak bunu "silahların devletin elinde toplanması politikasının pratik bir modeli" olarak nitelendirdi.

Açıklamada, Haşdi Şabi tarafından bazı komutanların görevden alınmasına yönelik son kararların, "komuta kademelerinin, sorumluluk alanlarının ve birliklerin değiştirilmesi yoluyla entegrasyon ve silahların devlet tekelinde toplanması sürecinin ruhuna aykırı olduğu" savunuldu.

Yeni güvenlik komutanının atanmasının da entegrasyona ilişkin kararname komitesinin çalışmalarına aykırı olduğu belirtilerek, bunun Seraya es-Selam mensuplarını hedef alan "gerekçesiz bir girişim" olduğu ifade edildi.

Grup, "Haşdi Şabi komutası altında görev yapmayı kesin olarak reddettiğini" yineledi.

Geçen cumartesi günü Samarra'daki aşiret liderleri ve din adamları da Seraya es-Selam'ın yerine başka silahlı grupların getirilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulunmuştu. Yerel liderler, Başbakan Ali Falih ez-Zeydi'nin bizzat kente gelerek durumu yerinde incelemesini talep etmiş, ayrıca böyle bir değişiklik planlanıyorsa güvenlik dosyasının İçişleri Bakanlığı'na devredilmesini istemişti.

Gözlemciler, Seraya es-Selam ile Haşdi Şabi arasındaki gerilimin, hükümetin "silahların devlet tekeline alınması" planının gerçekten ciddi ve uygulanabilir olup olmadığını ortaya koyacak önemli bir sınav niteliği taşıdığını belirtiyor. Ayrıca bu durumun, devlet kurumlarına entegre olduklarını açıklayan silahlı gruplar arasındaki anlaşmazlıkları çözme konusunda Başbakan'ın yetkilerini nasıl kullanacağının da bir testi olduğu değerlendiriliyor.


‘Boş oy pusulaları’ turunun ardından... Hamas başkanlık seçimlerine yeniden başlıyor

Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
TT

‘Boş oy pusulaları’ turunun ardından... Hamas başkanlık seçimlerine yeniden başlıyor

Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)
Hamas liderleri... (Sağdan sola) Ruhi Müşteha, Salih el-Aruri, İsmail Heniyye, Halid Meşal ve Halil el-Hayye (Arşiv – Hamas medyası)

Hamas, hareketin en üst düzey liderlik makamı olan Siyasi Büro Başkanlığı seçimlerini ikinci tur oylamayla yeniden başlattı. Geçtiğimiz ay gerçekleştirilen ilk turda yeni liderin belirlenememesi ve bazı seçmenlerin aday ismi yazılmamış ‘boş oy pusulaları’ kullanması nedeniyle sonuç alınamamış, seçim süreci ertelenmişti.

Siyasi Büro Başkanlığı için daha önce bu görevi yürüten Halid Meşal ile Gazze’de Hamas’ın liderliğini üstlenen ve halen Gazze’de ateşkes görüşmelerini yürüten müzakere heyetine başkanlık eden Halil el-Hayye yarışıyor.

Gazze’deki Hamas kaynaklarının Şarku’l Avsat’a verdiği bilgiye göre, ikinci tur oylama Gazze Şeridi’nde başladı. Kaynaklardan biri, güvenlik koşullarının zorluğu ve devam eden suikastlar nedeniyle oy kullanma hakkına sahip isimlerin daha gizli ve karmaşık yöntemlerle oylamaya katıldığını söyledi.

Hamas, 1987’deki kuruluşundan bu yana en ciddi krizlerinden biriyle karşı karşıya bulunuyor. Hareket, 7 Ekim 2023 saldırısının ardından İsrail’in başlattığı operasyonlarda siyasi ve askeri kanatları dahil olmak üzere farklı kademelerde ağır kayıplar verdi. Bu durumun örgüt içinde çeşitli idari ve mali sorunlara yol açtığı belirtiliyor.

İki kaynak, birbirinden bağımsız olarak yaptıkları açıklamalarda, oy verme işleminin ‘seçim hakkına sahip kişilere ulaştırılan kapalı zarf veya mühürlü mektuplar’ aracılığıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Kaynaklar, seçmenlerin tercih ettikleri adayı belirledikten sonra oyların, hareketin hem seçmenlerin hem de seçim sürecini yöneten kişilerin güvenliğini korumak amacıyla uyguladığı özel güvenlik prosedürleri çerçevesinde geri gönderildiğini ifade etti.

Hamas’ta Siyasi Büro Başkanı, hareketin üç faaliyet bölgesini (Gazze Şeridi, Batı Şeria ve yurt dışı) temsil eden 71 üyeli Şura Meclisi tarafından seçiliyor. Yaklaşık 10 yıl önce 50 üyeden oluşan meclisin üye sayısı, hareketin iç tüzük ve yönetmeliklerinde yapılan değişikliklerin ardından artırılmıştı.

Kaynaklar, seçimlerin Batı Şeria ve yurt dışı teşkilatlarında da mevcut dönemde yapılmasının öngörüldüğünü belirtirken, her iki bölgede seçim sürecinin fiilen başlayıp başlamadığına ilişkin kesin bir bilgi vermedi.

‘Daha gizli bir tur’

Hamas, 16 Mayıs’ta yaptığı açıklamada, Siyasi Büro Başkanlığı seçimlerinin ilk turunda herhangi bir adayın gerekli desteği sağlayamaması nedeniyle sonucun belirlenemediğini duyurmuştu. Hareket, iç tüzük ve yönetmelikleri doğrultusunda seçimlerin ikinci turunun daha ileri bir tarihte gerçekleştirileceğini bildirmişti.

Hamas’ın iç düzenlemelerine göre ikinci turun 20 gün içerisinde yapılması gerekiyordu. Ancak hareket içinden kaynaklar, Gazze’deki güvenlik ve siyasi koşulların yanı sıra devam eden suikastlar ile yurt dışındaki Hamas liderlerinin arabulucular ve çeşitli taraflarla yürüttüğü temas ve görüşmeler nedeniyle sürecin ertelendiğini belirtti. Kaynaklar, seçimlerin ilk tura kıyasla çok daha gizli bir şekilde yürütüldüğünü, bunun da olası güvenlik açıklarının ve medya sızıntılarının önüne geçmeyi amaçladığını ifade etti.

sdvdf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda İsrailli rehinelerin cesetlerini arayan İzzeddin el-Kassam Tugayları savaşçılarının yanında duran Filistinli bir çocuk, 1 Aralık 2025 (EPA)

Hamas yönetimi, gelecek yılın başında Siyasi Büro, Şura Meclisi ve diğer idari organlar için kapsamlı seçimler yapılıncaya kadar yalnızca hareketin Siyasi Büro Başkanı’nın seçilmesi konusunda uzlaşıya vardı.

İsrail, Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi Temmuz 2024’te Tahran’da düzenlediği operasyonla öldürmüş, aynı yılın ekim ayında ise yerine geçen Yahya Sinvar Gazze’de hayatını kaybetmişti.

Yaklaşık bir buçuk yıldır Hamas’ın işlerini bir ‘Liderlik Konseyi’ yürütürken, hareket içerisinde bu yılın başında yeni bir lider seçilmesine yönelik süreç yeniden başlatıldı. Seçilmesi planlanan yeni başkanın, görev süresi bir yıl uzatılan mevcut Siyasi Büro döneminin kalan kısmında hareketi yönetmesi ve ardından yıl sonu ya da gelecek yılın başında yapılması planlanan genel seçimlere kadar görevde kalması öngörülüyor.

Şarku’l Avsat’ın 21 Mayıs’ta Hamas kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, ilk tur oylamada bazı seçmenler iki adaydan herhangi birini desteklemediklerini göstermek amacıyla boş oy kullandı. Bu adaylar, Hamas’ın Gazze sorumlusu Halil el-Hayye ile hareketin yurt dışı teşkilatının liderlerinden Halid Meşal’di. Kaynaklar, Siyasi Büro Başkanlığı seçimlerinde bu ölçekte boş oy kullanımının ilk kez görüldüğünü belirtti.

Söz konusu kaynaklar, boş oy kullanımının, hareket içinde iki adaydan da memnun olmayan bir kesimin varlığına işaret ettiğini değerlendirdi. Kaynaklara göre bu durum, Hamas’ın bazı dosyalardaki politikalarına yönelik bir tepkinin yanı sıra daha genç bir liderlik kadrosunun önünün açılması yönündeki talepleri de yansıtıyor olabilir. Buna karşılık diğer kaynaklar ise boş oyların doğrudan adaylara yönelik bir protesto olarak yorumlanmaması gerektiğini belirtti. Bu görüşe göre, boş oylar daha çok hareketin çeşitli konularda izlediği bazı politikalara yönelik itirazları veya geçici bir başkan seçmek yerine kapsamlı seçimlerin yapılmasını bekleme ve mevcut Liderlik Konseyi’nin görevini sürdürmesi yönündeki tercihleri ifade ediyor. Kaynaklar, bu eğilimin Hamas içerisinde gelecekteki liderlik yapısı ve hareketin siyasi yönelimine ilişkin farklı yaklaşımların bulunduğunu ortaya koyduğunu kaydetti.


Hizbullah’ın finans kolu Lübnan yargısı önünde

2024 savaşında İsrail’in bombardımanına maruz kalan Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ı Hasen şubelerinden biri (Arşiv – Şarku’l Avsat)
2024 savaşında İsrail’in bombardımanına maruz kalan Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ı Hasen şubelerinden biri (Arşiv – Şarku’l Avsat)
TT

Hizbullah’ın finans kolu Lübnan yargısı önünde

2024 savaşında İsrail’in bombardımanına maruz kalan Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ı Hasen şubelerinden biri (Arşiv – Şarku’l Avsat)
2024 savaşında İsrail’in bombardımanına maruz kalan Beyrut’un güney banliyösündeki Karz-ı Hasen şubelerinden biri (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Yargısal, mali ve siyasi boyutlar taşıyan bir adım atan Lübnan Adalet Bakanı Adil Nassar, Hizbullah’ın finans kolu olarak bilinen Karz-ı Hasen kurumunu faaliyetleri hakkında soruşturma açılması talebiyle Temyiz Başsavcılığı’na sevk etti. Karar, Hizbullah ile devlet kurumları arasında, Lübnan bankacılık sistemine paralel şekilde yürütülen mali faaliyetler ve bu faaliyetlerin yürürlükteki yasa ve düzenlemelere uygunluğu konusundaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Söz konusu girişim, Karz-ı Hasen’in mali işlemlerinin yasal çerçevede incelenmesini hedeflerken, aynı zamanda Hizbullah’ın resmi finans sisteminin dışında oluşturduğu ekonomik ağların denetlenmesi konusundaki uzun süredir devam eden tartışmalara da yeni bir boyut kazandırdı.

dcvdv
Lübnan Adalet Bakanı Adil Nassar (Lübnan Ulusal Haber Ajansı/NNA)

Bu sevk kararı, Lübnan’ın kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda artan uluslararası baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Aynı zamanda ülkede yürütülen tüm mali faaliyetlerin, Lübnan Merkez Bankası ile ilgili denetim kurumlarının resmi gözetimine tabi tutulması yönündeki çağrılar da son dönemde yoğunlaşmış durumda.

Nassar, söz konusu adımın bakanlık tarafından yürütülen bir inceleme sonucunda atıldığını belirterek, “Yapılan çalışma neticesinde elimizde oluşan kanaat ve gerekçeler doğrultusunda dosyanın gerekli işlemleri yürütmesi için savcılığa sevk edilmesine karar verdik” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan Nassar, birden fazla başlık üzerinde çalışma yürütüldüğünü ve dosyanın yargıya taşınmasını gerektirecek yeterli nedenlerin tespit edildiğini ifade etti. Nassar, “Bir suç unsurunun bulunup bulunmadığına karar vermek Temyiz Başsavcılığı’nın yetkisindedir. Savcılık gerekli değerlendirmeleri yapacak ve uygun gördüğü adımları atacaktır” dedi. Bakanlıklarının rolünün, soruşturma açılmasını gerektirecek verilerin ortaya çıkması halinde dosyayı yetkili mercilere sevk etmekle sınırlı olduğunu vurgulayan Nassar, bundan sonraki sürecin tamamen yargı makamlarının sorumluluğunda olduğunu kaydetti.

İç rol… Dış talep yok

Karz-ı Hasen kurumu, uzun yıllardır ABD Hazine Bakanlığı tarafından uygulanan yaptırımlara tabi bulunuyor. Washington, kurumu Hizbullah’a ve örgütün yasa dışı faaliyetlerine mali destek sağlayan bir yapı olarak değerlendirmekle suçluyor. Öte yandan kurumun faaliyetleri, Lübnan’daki resmi bankacılık otoriteleri tarafından tanınmıyor ve herhangi bir lisansa sahip bulunmuyor. Lübnan Merkez Bankası da daha önce yayımladığı genelgelerde, lisanslı bankalar ve finans kuruluşlarının Karz-ı Hasen ile herhangi bir işlem yapmasını yasakladığını duyurmuştu. Söz konusu gelişmeler, Hizbullah’ın finansal ağlarının resmi mali sistemle ilişkisi ve bu yapıların yasal statüsü konusundaki tartışmaların yeniden gündeme gelmesine yol açarken, kurumun faaliyetlerinin yargı makamlarınca incelenmesi yönündeki sürece de yeni bir boyut kazandırdı.

ervg
İsrail, Ekim 2024’te Beyrut’un güney banliyölerindeki Karz-ı Hasen binasını hedef aldı. (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Nassar, söz konusu adımın herhangi bir dış kurumdan gelen yazışma ya da talep üzerine atılıp atılmadığı yönündeki sorulara ilişkin olarak, işlemin tamamen bakanlığın kendi yürüttüğü belirli bir çalışma kapsamında gerçekleştirildiğini ve herhangi bir dış başvuru ya da talebin sonucu olmadığını vurguladı. Nassar, bu sürecin yalnızca Karz-ı Hasen ile sınırlı olmadığını, başka bazı kuruluşları da kapsadığını ifade etti. Bakanlık içinde yapılan iç incelemeler sonucunda bu yapıların faaliyetlerinin niteliğine ve bunlardan doğabilecek mali işlemlere ilişkin bazı soru işaretleri ve bulgular tespit edildiğini söyledi. Nassar ayrıca, yürütülecek adli soruşturmanın bu faaliyetlerin herhangi bir ihlal ya da suç teşkil edip etmediğini ortaya koyacağını belirterek, bu değerlendirmenin tamamen yargının bağımsızlığı çerçevesinde yapılacağını ve Adalet Bakanlığı dahil hiçbir makamın bu konuda belirleyici olamayacağını kaydetti.

Soruşturma ve dosyanın incelenmesi

Gözler, yargı sürecinin nasıl ilerleyeceğine ve bunun kurum ya da sorumluları hakkında herhangi bir somut karar ya da hukuki tedbire yol açıp açmayacağına çevrilmiş durumda. Bir yargı kaynağı, Temyiz Başsavcısı Rami el-Hac’ın Adalet Bakanı’nın sevk yazısını dün teslim aldığını ve konuya ilişkin soruşturma oturumları için tarih belirlemeden önce dosyayı incelemeye devam ettiğini aktardı. Aynı kaynak, soruşturmanın ‘çok yönlü’ olabileceğini ifade etti. Şarku’l Avsat’a konuşan yargı kaynağına göre dosyanın bir bölümünün Genel Güvenlik Müdürlüğü’nün yetki alanına girebileceği, bir diğer kısmının ise İçişleri Bakanlığı kapsamında değerlendirilerek Karz-ı Hasen’in ruhsatının halen geçerli olup olmadığı ya da askıya alınıp alınmadığının tespit edilebileceği belirtildi. Kaynak ayrıca, mali ihlallerin tespit edilmesi halinde soruşturmanın bir bölümünün Lübnan Merkez Bankası ve Özel Soruşturma Komitesi’ne devredilerek para kaynaklarının inceleneceğini aktardı.

sxdvdfv
Sosyal medyada dolaşan bir fotoğrafta, 2018 yılında Dahiye’de kurulan Karz-ı Hasen ATM’si görülüyor. (Arşiv)

Bu adım, 2019’dan bu yana bankacılık sektörünü derinden sarsan mali çöküşün ardından, alternatif finans ağlarının genişlemesi ve devletin finansal denetim kapasitesi açısından önemli bir sınav olarak değerlendiriliyor. Özellikle Karz-ı Hasen gibi yapıların, ABD yaptırımlarını aşma imkânı sunduğu ve zamanla kendi içinde bir finansal sistem haline gelerek Hizbullah ve tabanına hizmet verdiği, binlerce kişiye mücevher ve gayrimenkul karşılığında kredi sağladığı ifade ediliyor.

ATM ve para transferleri durduruldu

Öte yandan dosyanın geniş çaplı bir siyasi tartışma yaratması ve Hizbullah’tan karşı bir siyasi tepki gelmesinin beklendiği ifade ediliyor. Hizbullah, bu kuruma yönelik artan baskıları, kendisine ve destek tabanına yıllardır uygulanan yaptırımlar ve mali kuşatma sürecinin bir devamı olarak değerlendiriyor. Özellikle savaş süreci ve yerinden edilen geniş bir kesime yönelik yardımların da bu çerçevede ele alındığı belirtiliyor.

Yargı kaynağı, Hizbullah’ın bu dosya kapsamında yargı ile iş birliği yapmasının ve kurumun herhangi bir yasa dışı faaliyet yürütmediğini kanıtlamaya yönelik deliller sunmasının beklendiğini ifade etti. Aynı kaynak, Hizbullah milletvekillerinden oluşan bir heyetin iki hafta önce Temyiz Başsavcısı ile görüştüğünü aktardı.