Şarku’l Avsat, 7 Ekim saldırısının ayrıntılarını ortaya çıkardı: Aksa Tufanı Operasyonu’nu planlayan 5 yetkili kimdi?

Han Yunus’taki Filistinliler, Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen İsrail askeri aracının üzerinde (DPA)
Han Yunus’taki Filistinliler, Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen İsrail askeri aracının üzerinde (DPA)
TT

Şarku’l Avsat, 7 Ekim saldırısının ayrıntılarını ortaya çıkardı: Aksa Tufanı Operasyonu’nu planlayan 5 yetkili kimdi?

Han Yunus’taki Filistinliler, Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen İsrail askeri aracının üzerinde (DPA)
Han Yunus’taki Filistinliler, Aksa Tufanı Operasyonu kapsamında ele geçirilen İsrail askeri aracının üzerinde (DPA)

Hamas hareketinin silahlı kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları’nın liderliğine yakın Filistinli kaynaklar, 7 Ekim’de bölgenin çehresini değiştiren ve bir dönemi kapatıp yenisini açan Aksa Tufanı Operasyonu’na ilişkin yeni detayları ortaya çıkardı.

Hamas’ın başlattığı ani saldırı, Gazze çevresindeki yerleşim birimleri, kibbutzlar ve askeri bölgelerde bin 200’den fazla İsraillinin ölümüne ve 200’den fazla kişinin kaçırılmasına yol açtı.

Öte yandan İsrail, Aksa Tufanı Operasyonu’nun faillerinin çoğunu (en az bin 500 Hamas üyesini) öldürdüğünü iddia etti.

Bunlara ek olarak, İsrail’in Gazze Şeridi’nde devam eden misilleme savaşında 23 binden fazla Filistinli öldü.

Şarku’l Avsat’a konuşan Filistinli kaynaklar, Aksa Tufanı Operasyonu’nun, yalnızca 70 Hamas üyesinin (elit birimden) Gazze’nin kuzeyden güneye sınırları boyunca çeşitli bölgelerden sürpriz bir saldırı gerçekleştirmesiyle başladığını söyledi.

Kaynaklara göre, bu ekip, kalın bir duvarın zayıf noktalarını tespit ettikten sonra delikler açmak için özel olarak hazırlanan patlayıcıları patlatarak, İsrail sınır engelini ilk anlarda aşanlar oldu. Aynı zamanda planör ve paraşüt kullanarak İsrail mevzilerinin çevresine indiler.

FOTO: İsrail’in güneyi ile Gazze Şeridi’ni ayıran bariyerin yakınında İsrail Merkava tankı. Hamas hareketi, Aksa Tufanı Operasyonu sırasında bu çitleri deldi (Reuters)
İsrail’in güneyi ile Gazze Şeridi’ni ayıran bariyerin yakınında İsrail Merkava tankı. Hamas hareketi, Aksa Tufanı Operasyonu sırasında bu çitleri deldi (Reuters)

Kaynaklar, bu kişilerin Gazze Şeridi’nin çeşitli bölgelerinden, ‘Elit Birim’in yüzlerce üyesi arasından seçildiğini söyledi. Ayrıca, yıllar boyunca kapsamlı bir eğitim aldıklarını, yeteneklerini belirlemek ve savaş becerilerini geliştirmek için ara sıra özel testlere tabi tutuldukları ifade edildi.

Filistinli kaynaklara göre, Gazze Şeridi çevresindeki yerleşim birimlerine saldırı planı yeni değil, 2014 savaşından önce düşünüldü ve buna hazırlanıldı.

Ancak savaş çıkınca plan donduruldu ve bir yıl sonra bu konudaki çabalar yeniden başladı.

2021 yılında Seyfu’l Kuds savaşı gerçekleşir gerçekleşmez, Hamas’ın askeri kanadında buna hazırlık yapılması ve şartlar oluştuğunda uygulanmasına karar verildi.

Eğitim tatbikatlarının başlamasından kısa bir süre sonra, operasyon için seçilen en seçkin elit üyeler, liderleri önünde, eğitimleriyle ilgili hiçbir sırrı açıklamayacakları ve bu eğitimlerle ilgili herhangi bir plandan bahsetmeyecekleri konusunda yemin etti.

Ancak bu unsurlar, herhangi bir saldırının gerçekleştirilmesine yönelik net ve acil bir planın varlığından haberdar değildi. Yalnızca yerleşim yerlerine saldırı konusunda özel eğitim aldılar.

FOTO: 7 Ekim’de Hamas tarafından Gazze Şeridi’ne kaçırılan İsraillilerin aileleri tarafından düzenlenen protestodan bir kesit (Reuters)
 7 Ekim’de Hamas tarafından Gazze Şeridi’ne kaçırılan İsraillilerin aileleri tarafından düzenlenen protestodan bir kesit (Reuters)

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre, Gazze Şeridi bölgesindeki tabur komutanlarının çoğu herhangi bir ayrıntıdan haberdar değildi.

Hatta yakın bir saldırı niyetinden haberleri yoktu, bazılarına ise görevleriyle ilgili sınırlı bilgi verildi.

Bu, daha sonra ‘7 Ekim’de yaşananları engelleyemediğini itiraf eden’ İsrail istihbaratının eline geçebilecek herhangi bir bilginin sızmasını engellemek için hazırlanan güvenlik planının bir parçasıydı.

Saldırının gerçekleştirilme kararı ve zamanlamasına gelince, aynı kaynaklara göre bu karar sadece beş kişi tarafından alındı.

Bunlar, Hamas’ın Gazze’deki lideri Yahya Sinvar, İzzeddin El Kassam Tugayları lideri Muhammed ed-Dayf, Muhammed Sinvar (Yahya’nın kardeşi), hareketin liderlerinden ve Sinvar’a yakın bir kişi olan Ruhi Muştaha ve Dayf’ın yakınlarından olan, İzzeddin el Kassam İstihbaratı’ndan sorumlu eski yetkili ve Kassam’ın Merkez Tugayı komutanı Eymen Nofal idi.

Nofal, İsrail’in ekim ayında Bureyc Mülteci Kampı’na yönelik saldırısında öldürüldü.

FOTO: Aksa Tufanı Operasyonu’nun arkasında olduğuna inanılan Hamas lideri Yahya Sinvar (Reuters)
Aksa Tufanı Operasyonu’nun arkasında olduğuna inanılan Hamas lideri Yahya Sinvar (Reuters)

Kaynaklara göre, operasyonu hazırlayanlar, daha sonra İzzeddin Kassam Tugayları komutanlarına, yerleştirilen teçhizat ve saldırı planı hakkında bilgi verdi.

Ancak zamanlama bildirilmedi ve yalnızca son hazırlıktan üç gün önce kendilerine bilgi verildi.

Daha sonra bölge tugay komutanlarıyla görüşerek, her komutana ‘sıfır noktası’ belirtmeden belirli görevler verdiler.

Tabur komutanları, seçtikleri kuvvetlerin görev için hazırlanmasında kendi rollerini oynarken, Gazze Şeridi’ndeki füze biriminin komutanı (yine bu savaş sırasında suikasta kurban giden) Eymen Siyam, operasyonun başında yüzlerce füzeyi fırlatmaya hazırlanmak için özel talimatlar aldı.

7 Ekim gününün nasıl belirlendiğine gelince, kaynaklara göre, gözlem birimlerinden gelen ve sınırda tam bir sessizlik halinin varlığını doğrulayan saha raporlarının ardından, beş yetkili en uygun zamanın cumartesi sabahı (İsrail’in resmi tatili/Şabat) olmasına karar verdi.

Buna hazırlık emri verilmesi sonrası Elit Birim’in saha komutanları ve unsurları talimatı alarak sabah saatlerine kadar hareket etmeye başladı ve ardından da operasyon başladı.

FOTO: 17 Aralık’ta İsrail ordusu tarafından servis edilen, Yahya’nın kardeşi Muhammed el-Sinvar’ın, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Erez kapısı yakınındaki Hamas tünellerinden birinin içindeki bir arabada çekilmiş bir fotoğrafı (İsrail ordusu-Reuters)
17 Aralık’ta İsrail ordusu tarafından servis edilen, Yahya’nın kardeşi Muhammed el-Sinvar’ın, Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Erez kapısı yakınındaki Hamas tünellerinden birinin içindeki bir arabada çekilmiş bir fotoğrafı (İsrail ordusu-Reuters)

Kassam yetkililerinin gizli hareket etmesi, görünüşe göre Hamas’taki siyasi yetkilileri de kapsıyordu.

Aynı kaynaklara göre, Gazze Şeridi içi ve dışındaki Hamas liderleri, operasyondan saatler önce brifing aldı ve acil durumlarda izlenen güvenlik adımları gereğince tamamen ortadan kaybolmaları istendi.

Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ve yardımcısı Salih El Aruri de (geçtiğimiz hafta Beyrut'ta öldürülen) dahil olmak üzere üst düzey liderler, olağanüstü bir saldırı planının varlığından haberdar edildi.

Ancak kesin ayrıntılar veya zamanlama verilmedi. Onlar da diğerleri gibi zamanlamayı birkaç saat önceden öğrendi.

Planın öncelikli hedefi, ‘büyük bir niteliksel saldırı’ gerçekleştirip, bir grup İsrail askerini rehin almaktı. Ancak saldırıyı daha da genişleten sürprizler yaşandı.

Hamas üyeleri, çok sayıda askerin anında öldürülmesine, yaralanmasına ve yakalanmasına yol açan, İsrail kuvvetlerinin savunma hatlarının kolayca düşmesi karşısında şaşırdı.

İlk saldırıdan bir buçuk saat sonra, İzzeddin Kassam’ın Elit Birimler’inde görevli diğer üyelerinin de seferber edilmesine karar verildi. Çeşitli noktalarda toplanmaları yönünde mesajlar alındı ve destek güçleri olarak yola çıktılar.

Daha sonra, Kassam Tugayları’nın askeri kanadının koordinatörü, grupların geri kalan silahlı birlikleri operasyona katılma olasılığı konusunda bilgilendirdi ve her gruba belirli görevler verdi.

FOTO: Bir Hamas üyesi (EPA)
Bir Hamas üyesi (EPA)

Ardından saldırı genişledi ve İsrail güçlerinin çökmesinin ardından yüzlerce unsur, vatandaş ve hatta gazeteci, gizli yerleşim birimlerine girmeyi başardı.

Yaşanan büyük bir kaosun ortasında düzinelerce İsraillinin yakalanmasının ardından İzzeddin Kassam liderliği, yerleşim birimlerindeki unsurlardan mümkün olduğunca çok sayıda İsrail askerini rehin almalarını istedi.

Bunun ardından kaçırılan insanları toplama ve saklama sürecine odaklandı.

Hamas ve diğer Filistinli gruplar, kaçırdıkları İsrailli ve İsrailli olmayan (Taylandlı işçiler gibi) yaklaşık 240 kişiyi Gazze Şeridi’ne nakletmeyi başardı.

Rehine ve tutuklu takasının ardından Hamas’ın elinde şu anda yaklaşık 136 kişi kaldı.

Gazze Şeridi’nde devam eden kara operasyonları sırasında İsrail ordusu, kaçırılan bazı kişilerin cesetlerini bularak İsrail’e götürdü.



Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
TT

Mısır'da yüzlerce mahkum cumhurbaşkanlığı affından yararlandı

Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, çeşitli davalardan hüküm giymiş 602 mahkum hakkında af kararı aldı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Sina Yarımadası'nın kurtuluş yıl dönümü kutlamaları vesilesiyle ve Cumhurbaşkanı Sisi'nin af koşullarını karşılayan bazı mahkûmlar hakkında aldığı af kararı doğrultusunda Toplumsal Koruma Dairesi (eski adı Cezaevleri Dairesi), af hakkını kazanan mahkumları belirlemek amacıyla ülke genelindeki cezaevlerinde tutuklu dosyalarını incelemek üzere komisyonlar kurdu" ifadelerine yer verildi.

Bakanlığın açıklaması şöyle devam etti:

“Komisyon çalışmaları, 602 tutukluya af kapsamında tahliye kararının uygulanabilir olduğu sonucuyla tamamlandı.”

Mısır, her yıl 25 Nisan'da Sina Yarımadası’nın kurtuluşunu kutluyor. Bu tarih, 1982 yılında İsrail'den geri alınan Sina Yarımadası'nda Mısır bayrağının göndere çekildiği ve barış antlaşması gereği son İsrail askerinin de bölgeden çekildiği tarih.

vfgthyj
Mısır'da cumhurbaşkanlığı affı kapsamında tahliye edilen mahkumlar (Mısır İçişleri Bakanlığı)

İçişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, tutukluların tahliyesinin Bakanlığın modernite anlayışıyla ceza politikasını uygulamaya, Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri sakinlerine çeşitli bakım hizmetleri sunmaya ve topluma yeniden kazandırılmaya hazır hale getirilen mahkûmların serbest bırakılması yöntemlerini etkin biçimde uygulamaya verdiği önemin bir yansıması olduğu vurgulandı.

Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, tüm Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri'nin, ceza sisteminde uluslararası insan hakları standartlarının en üst düzeyine uygun olarak gerçekleştirilen gelişme ve modernleşme süreci çerçevesinde tahliye olan hükümlülere eksiksiz yaşam ve sağlık imkânları sunduğunu ve bu merkezlerin yargı denetimine tabi olduğunu teyit edilmişti.


Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
TT

Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)

ABD’nin Iraklı yetkililere silahlı grupları dizginleme ve dağıtma yönündeki süregelen çağrılarına rağmen, gözlemciler bu dosyanın Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin toplantılarında neredeyse tamamen gündem dışı kaldığına dikkat çekiyor. Bu durumun, yeni hükümetin ABD desteğini kaybetme riski doğurabileceği belirtilirken, uzmanlar ülkenin en karmaşık güvenlik-siyasi dosyalarından birinin çözümü için beş adımlı bir yaklaşım öneriyor.

ABD’nin milis güçlerinin tasfiyesine yönelik ısrarı, son dönemde atılan bir dizi cezai adımla daha da belirgin hale geldi. Bu kapsamda Washington, Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi hakkında bilgi sağlayanlara 10 milyon dolar ödül koydu. Ardından yedi farklı grup yaptırım ve terör listesine alınırken, son olarak Ketaib Seyyid eş-Şuheda lideri Ebu Ala el-Velai hakkında bilgi verenler için de benzer bir ödül açıklandı.

Öte yandan, yaklaşık üç ay önce silahlı grupların silahsızlandırılması ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılması yönündeki tartışmaların aksine, Koordinasyon Çerçevesi bileşenleri sessizliğini koruyor. Bu durum, söz konusu grupların İran’la yürütülen çatışmalara fiilen katılması ve Irak içinde ve Körfez ülkeleri dahil olmak üzere dış hedeflere yönelik yüzlerce roket saldırısı gerçekleştirmesiyle aynı döneme denk geliyor.

Savaş, çabaları baltaladı

Koordinasyon Çerçevesi içinden üst düzey bir kaynak, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ‘silahlı grupların entegrasyonu olarak adlandırılabilecek çabaları zayıflattığını’ söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Koordinasyon Çerçevesi, dosyanın ele alınmasına yönelik mekanizmalar hakkında ilk tartışmaları başlatmıştı. Ancak savaş tüm bu süreci ortadan kaldırdı. Çünkü bu durum, gruplara silah bırakmayı reddetmeleri için uygun bir gerekçe sundu; zira savaş, onlar açısından varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor” ifadelerini kullandı.

bfrrb
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargâhını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Aynı kaynak, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin ABD taleplerinin taşıdığı risklerin ve ciddiyetin farkında olduğunu, ancak silahlı gruplar ve İran’ın etkisi nedeniyle bu konuyu görmezden gelmek zorunda kaldıklarını belirtti. Kaynak ayrıca, bazı siyasi güçler ve silahlı gruplara sahip aktörlerin unsurlarını orduya entegre etme ve Halk Seferberlik Güçleri’ni yeniden yapılandırma yönünde gerçek bir isteğe sahip olduğunu, ancak hızla değişen bölgesel gelişmeler ve hükümet kurma sürecindeki tıkanıklık nedeniyle somut adım atmakta zorlandıklarını ifade etti.

Finansman sisteminin çökertilmesi

Siyasi analist ve araştırmacı Dr. Basil Hüseyin, silahlı grupların tasfiyesinin ‘finansman sistemi’ olarak adlandırdığı yapıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Hüseyin, Koordinasyon Çerçevesi’nin ‘tek parça ve uyumlu bir blok olmadığını, aksine farklı çıkarların kesiştiği ve çeşitli görüşlerin çekiştiği kırılgan bir koalisyon’ olduğunu ifade etti.

Hüseyin’e göre silahlı gruplar, yalnızca siyasi partilerin bir uygulama aracı değil; çoğu zaman bu partilerin ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan belkemiğini oluşturuyor. Bu çerçevede müteahhitlik ağları, sınır kapıları, paralel limanlar ve sözleşmelerin bu gruplarla ‘organik biçimde iç içe geçtiğini ve ayrılmasının mümkün olmadığını’ vurguladı.

Herhangi bir ciddi tasfiye girişiminin, söz konusu finansman ağının bütünüyle çözülmesi anlamına geleceğini belirten Hüseyin, bunun da böyle bir adımı atanlar için ‘siyasi intihar’ anlamına gelebileceğini söyledi. Bu nedenle tasfiye çabalarının eksik ve seçici kalacağını, milis yapıların nüfuzunun temelini oluşturan unsurlara dokunmaktan kaçınacağını dile getirdi.

Hüseyin ayrıca, silahlı grupların tasfiyesinin yalnızca Irak’a ait bir karar olmadığını, bunun aynı zamanda İran’ın stratejik yaklaşımıyla bağlantılı olduğunu ifade etti. Tahran’ın bu grupları uzun süredir ileri savunma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüğünü belirten Hüseyin, İran’ın bu karttan ancak Washington ile olası kapsamlı bir uzlaşma çerçevesinde vazgeçebileceğini kaydetti.

Son olarak Hüseyin, ABD baskısının artması ve hareket alanının daralması durumunda grupların gönüllü değil zorunlu olarak geri adım atabileceğini belirterek, bu durumda ‘biçimsel çözümlere’ yönelinebileceğini ifade etti. Buna göre gruplar isim değiştirip yapıyı koruyabilir, görünürde devlet kurumlarına entegre olurken gerçekte kendi ağlarını, silahlarını ve bağlılıklarını denetim dışı şekilde sürdürmeye devam edebilir.

Çözüm için 5 adım

Musul Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi ve İran çalışmaları uzmanı Firas İlyas, silahlı grupların tasfiyesi için beş aşamalı bir yaklaşım önerdi. İlyas, Irak’taki silahlı fraksiyonların geleceğinin doğrudan Tahran ile Washington arasındaki savaşın seyrine bağlı olacağını belirterek, bu grupların ‘savaşın sonucundan doğrudan etkileneceğini’ ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan İlyas, silahlı gruplarla başa çıkmanın pratik yollarının, savaş sonrası döneme uygun yeni bir yaklaşım gerektirdiğini vurgulayarak, çözümün ‘ani bir tasfiye değil, devlet üzerinden kademeli bir güç yeniden mühendisliği’ olduğunu söyledi.

vfevbf
2 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda İran'ı destekleyen bir gösteri sırasında nöbet tutan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları (AFP)

İlyas’a göre Koordinasyon Çerçevesi hükümeti kurmayı başarır ve ABD baskısı artarsa, beş temel hat üzerinden hareket edebilir. Buna göre ilk adım, Halk Seferberlik Güçleri’nin resmi bir kurum olarak silahlı gruplardan ayrıştırılması olacak. Devletten maaş alan yapının yalnızca başkomutana bağlı olması sağlanırken, bağımsız karar alma veya dış bağlantılarını sürdüren unsurlar devlet dışı aktör olarak değerlendirilecek.

İkinci adımın ‘silah öncesi finansal kontrol’ olacağını belirten İlyas, maaşlar, sözleşmeler, sınır kapıları, şirketler ve mali transferler üzerinde denetimin artırılmasının kritik olduğunu ifade etti. Gayriresmi gelir kaynaklarının kesilmesiyle birlikte grupların hareket kabiliyetinin azalacağına dikkat çekti.

Üçüncü aşamada ise liderlik yapısının yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bu kapsamda Halk Seferberlik Güçleri içindeki kritik görevlerin değiştirilmesi, bazı birliklerin sınır bölgelerinden uzaklaştırılması, seçili unsurların ordu veya federal polise entegre edilmesi ve disiplinsiz komutanların emekliye sevk edilmesi ya da sembolik görevlere atanması planlanıyor.

Dördüncü adımın ‘çatışma yerine içeriden çözülme’ yaklaşımına dayandığını belirten İlyas, hükümetin grupları üç kategoriye ayırabileceğini söyledi: entegrasyona açık olanlar, siyasi olarak kontrol altına alınabilecek olanlar ve tamamen karşı çıkanlar. Buna göre disiplinli gruplara teşvikler sağlanırken, karşı çıkanlar izole edilecek ve yasa dışı faaliyetlere karışanlara hukuki baskı uygulanacak.

Beşinci ve son aşama ise ABD baskısının iç politikada bir kaldıraç olarak kullanılması. İlyas’a göre hükümet, silahlı gruplara ‘ya devlet içinde disipline olma ya da yaptırımlar, mali ve güvenlik izolasyonuyla karşı karşıya kalma’ mesajını verebilir. Bu çerçevede ABD’nin sert tutumu, dış baskıdan ziyade hükümetin elini güçlendiren bir araca dönüşebilir.

Tüm bu senaryolara rağmen İlyas, Koordinasyon Çerçevesi’nin silahlı grupları tek hamlede tasfiye etmesinin beklenmediğini vurguladı. Bunun yerine, bu yapıların askeri ve mali bağımsızlığının kademeli olarak zayıflatılması ve Halk Seferberlik Güçleri çatısı altında daha disiplinli ve kurumsal bir yapının korunmasının hedeflenebileceğini ifade etti.


Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
TT

Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart

Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)

Lübnan, İsrail ile herhangi bir doğrudan müzakereye girmeden önce ateşkesin kalıcı hale getirilmesini temel koşul olarak öne sürmekteki kararlılığını sürdürüyor. Bu tutum, diplomatik hareketliliğe temkinli bir bekleyiş ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn arasında Washington'da gerçekleşmesi olası görüşmeye ilişkin çelişkili bilgilerin gölgesinde şekilleniyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan bakanlık kaynakları ateşkesin kırılganlığının devam ettiğini ve askeri operasyonlar ile tahribatın tamamen sona erdirilmesinin henüz sağlanamadığını belirtirken ‘ateşkesin kalıcı hale getirilmesinin her türlü müzakere süreci için zorunlu başlangıç noktası’ olduğunu vurguladılar.

Kaynaklar ayrıca ‘Hizbullah'ın hareketini İsrail’in ihlallerine bağladığına’ dikkati çekerek müzakerelerin başlatılabilmesi ve uygun siyasi ve güvenlik koşullarının oluşturulabilmesi için bu gerekçenin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ettiler.

Öte yandan milletvekili ve bakanlık kaynakları ile siyasi çevreler, Arap ülkelerinin, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam başta olmak üzere üst düzey yetkililerle gerçekleştirilen temaslar ve görüşmeler aracılığıyla iç istikrarı desteklemeye ve Lübnan'ın tutumunu birleştirmeye yönelik kayda değer bir destek sağladıklarını teyit ettiler. Bu diplomatik hareketlilik, devletin temel kurumları arasındaki uyumu güçlendirmeyi ve anayasal mekanizmaları işler kılmayı hedefliyor. Böylece hem iç gerilimin azaltılması hem de istikrarın yeniden tesisi ve İsrail'in Lübnan topraklarından geri çekilmesi için bir daha ele geçmeyebilecek müzakere pozisyonunun sağlamlaştırılması amaçlanıyor.