Savaşın sesi: Muhammed ed-Dayf

Teknolojiyi kullanmayan ve son halini kimsenin bilmediği hayalet, 30 yıldır hedef listesinin başında yer alıyor.

Dayf’ı ailesi ve Hamas’ın küçük bir grubu dışında kimse tanımıyor
Dayf’ı ailesi ve Hamas’ın küçük bir grubu dışında kimse tanımıyor
TT

Savaşın sesi: Muhammed ed-Dayf

Dayf’ı ailesi ve Hamas’ın küçük bir grubu dışında kimse tanımıyor
Dayf’ı ailesi ve Hamas’ın küçük bir grubu dışında kimse tanımıyor

Hamas’ın silahlı kanadı El-Kassam Tugayları Komutanı Muhammed ed-Dayf (Ebu Halid) karanlık bir görüntü içerisinde net, yüksek ve doğrudan bir sesle İsrail’e karşı ‘Aksa Tufanı’ operasyonunu başlattıklarını ve 1973 yılında Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı geçip İsrail ile olan ateşkes hatlarını aşmasından beri İsrail’i yaşamadığı bir pozisyona sokarak birkaç saat içinde ateş altına aldıklarını duyurdu. Füzeler Tel Aviv ve Kudüs’e, yerleşim yerlerine, Kibbutzlar bölgesine, İsrail bölgelerine düştü ve bu yerler tamamen Kassam savaşçıları, yani Dayf’ın askerleri tarafından kontrol altına alındı.

Dayf’ın talimatlarıyla karadan, denizden ve havadan Hamas Hareketi mensupları harekete geçti, İsrail bölgelerini kontrol altına aldı, İsraillileri öldürdü ve bir kısmını da Gazze Şeridi’ne götürdü. Buradan bir savaşın başlatılmasında veya sonlandırılmasında Dayf’ın ciddi derecede söz sahibi olduğu bir kez daha anlaşılıyor.

FOTOĞRAF ALTI: İsrail, arananlar listesinin başında gelen Dayf’ın yıllardır peşinde
 İsrail, arananlar listesinin başında gelen Dayf’ın yıllardır peşinde

Peki Dayf kim?

Ailesi ve Hamas’ın küçük bir grubu dışında kimse kendisini tanımıyor. Büyük olasılıkla, bir noktada hepsi, İsrail’in on yıllardır peşinde olduğu ve arananlar listesinin başında geldiği adamın nerede olduğunu bilmiyor.

Dayf’ın üç fotoğrafı var; biri çok eski, ikincisi maskeli, üçüncüsü de gölgesinin fotoğrafı. Dünyanın en güçlü istihbaratına sahip olmakla övünen İsrail’in bile elinde Dayf’ın yeni bir fotoğrafı yok.

Ocak 2011’de annesi vefat ettiğinde tüm Hamas liderleri cenaze törenine katıldı. Kendisi geldi mi gelmedi mi bilinmiyor. O dönem kimileri geldiğini ama hiç kimsenin bilmediğini söyledi. Bazıları güvenlik nedeniyle hiç gelmediğini öne sürdü. Bir kısmı da yaşlı bir adam kılığına girerek annesine veda edip gittiğini iddia etti.

FOTOĞRAF ALTI: Dayf’ın üç fotoğrafı var; biri çok eski, ikincisi maskeli, üçüncüsü de gölgesinin fotoğrafı.
Dayf’ın üç fotoğrafı var; biri çok eski, ikincisi maskeli, üçüncüsü de gölgesinin fotoğrafı.

Teknolojiyi kullanmıyor. Akıllı ve kıvrak zekalı biri. Görünmeyi sevmiyor. İsrail ile yeni bir çatışmanın başlayacağını duyuracağı zamanlarda nadiren sesli mesajlar yayınlamak zorunda kalıyor.

Yaklaşık 30 yıldır Dayf ortalarda görünmüyor. Ya da durum, Gazze’deki insanların Şarku’l Avsat’ın sorusuna verdiği cevaptaki gibi “Ona baksaydık da tanımazdık” noktasında.

Dayf’ın bu yüksek güvenlik hassasiyeti, İsrail’in kendisine defalarca ulaşamamasını açıklayabilir.

1990’ların ortasından beri İsrail Dayf’ın başını istiyor. Hatta 1996’da dönemin Başbakanı Şimon Peres bile Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’tan Dayf’ı tutuklamasını istemiş ve Arafat da sanki neyden bahsedildiğini bilmiyormuş gibi bu ismi duyunca garipsemişti. Daha sonra Peres Arafat’ın Dayf’ı koruduğunu, sakladığını ve onun hakkında yalan söylediğini fark ettiğini söylemişti. İsrail onu birden fazla kez öldürmeye çalıştı, iki kez de yaraladı.

Gerçek adı Muhammed Diyab İbrahim el-Masri ise de Dayf lakabıyla biliniyor. 1965 yılında, El-Kubeybe beldesinden Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kampına yerleşen Filistinli bir mülteci ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çok fakir bir ailede büyüyen Muhammed ailesini desteklemek için geçici olarak okulu bırakmak zorunda kaldı. Babasıyla birlikte iplikçilik ve döşemecilik yaptı ve ardından kümes hayvanlarından geçimini sağlamak için küçük bir yer kurdu. Ayrıca İsrail tarafından aranmadan önce şoför olarak çalıştı.

Büyüdüğü mahalledeki arkadaşları onun nazik olduğunu, iyi bir mizah anlayışına sahip olduğunu, iyi kalpli olduğunu ve içine kapanmaya meyilli olduğunu söylüyor. Dayf, camilerle olan ilişkisi sayesinde 1987’nin sonunda Hamas Hareketi’ne katıldı. Eğitimine geri dönen Dayf, Gazze İslam Üniversitesi’ne gidip 1988 yılında lisans diplomasını alarak mezun oldu.

Bu süre zarfında Dayf, tiyatro işleriyle ilgilenen El-Aidun (Dönenler) adlı İslami bir sanat ekibi oluşturdu. Oyunculuğa olan tutkusuyla bilinen Dayf, tiyatroda tarihi şahsiyetler de dahil olmak üzere birçok rol üstlendi. Dayf, İslam Üniversitesi Öğrenci Konseyi’ndeki faaliyetleri sırasında sanat komitesinden sorumluydu.

1989 yılında İsrail tarafından tutuklandı ve Hamas’ın askeri koluna çalıştığı suçlamasıyla 16 ay boyunca işgal hapishanelerinde yargılanmadan tutuklu kaldı. Dayf hapishaneden çıktıktan sonra beraberindekilerle Kassam’ı kurdu. 1990’lı yıllarda İsrail’e karşı sayısız operasyonun başında bulundu ve bunlara katıldı.

Filistin Yönetimi Dayf’ı Mayıs 2000’de İsrail'in talebi üzerine tutukladı. Yetkililerle ilişkileri gelişmiş ve iyi olup anlaşmalar kapsamında tutuklanmıştı.

2002 yılında başkomutan Salah Şehade’nin öldürülmesinin ardından Kassam Tugayları’nın komutasını devraldı. İlk suikast girişimine 2001 yılında maruz kaldı ancak hayatta kaldı. Bir yıl sonra bir Apache helikopterinin Dayf’ın aracına iki füze fırlatmasıyla ikinci bir girişime maruz kaldı. İçlerinden biri Dayf’ı yaraladı ve Hamas lideri doktor Abdulaziz er-Rantisi (2004’te suikaste kurban gitti) tarafından bilinmeyen bir yerde tedavi edildi.

2003 yılında bir İsrail uçağı Gazze şehrindeki bir evde Dayf’a ve bazı Hamas liderlerine suikast girişiminde bulundu. Ancak füze yanlış yere çarptı. Üç yıl sonra, 2006’da Dayf’ın Kassam liderleriyle buluştuğu eve yüksek patlayıcılı bir füze isabet etti ve Dayf bir kez daha hayatta kaldı. Ancak İsrail Dayf’ın ciddi şekilde yaralandığını söyledi. İsrailli yetkililer, Dayf’ın kötürüm kaldığını ve bir gözünü kaybettiğini öne sürüyor. Ancak Hamas bunun doğru olup olmadığına dair herhangi sinyal vermedi.

Geçen yıllarda Dayf yalnızca iki kez kayıtlarda göründü. Bunlarda karanlık bir görüntüsü olan ve yalnızca yarısı görünen bir hayalet gibiydi. Ardından yıllar sonra ayakları üzerinde dururken maskeli olarak göründü.

Filistinliler Dayf’ı Savunma Bakanı olarak adlandırmayı severken, İsrail’de yılanın başı olarak addediliyor.



Şera'nın Suriye vilayetlerini ziyaretleri, yönetimine olan halk desteğini güçlendiriyor

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Humus vilayetinde Daru’s Selam proje paketinin temelini attı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Humus vilayetinde Daru’s Selam proje paketinin temelini attı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Şera'nın Suriye vilayetlerini ziyaretleri, yönetimine olan halk desteğini güçlendiriyor

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Humus vilayetinde Daru’s Selam proje paketinin temelini attı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Humus vilayetinde Daru’s Selam proje paketinin temelini attı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Suriye'nin orta kesiminde yer alan Hama kenti, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’ya yönelik halk desteğinin merkezi gibi görünüyordu. Ahmed eş-Şera, cuma günü sürpriz bir ziyaret gerçekleştirerek Humus, Hama ve İdlib olmak üzere üç Suriye vilayetini kapsayan bir tur yaptı. Bu ziyaret sırasında kendisini coşkuyla karşılayan binlerce kişinin oluşturduğu kalabalığın spontane bir şekilde bir araya gelmesi dikkat çekiciydi. Bu durum, yeni Suriye yönetiminin halk desteğinde düşüş yaşandığını öne süren bazı medya raporlarını çürüten bir adım olarak değerlendirildi. Söz konusu raporlar, temmuz ayında yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği Suveyda olaylarının ardından ortaya çıkmıştı. Ülkede artan iç sorunlar, bazı bölgelerde yükselen bağımsızlık ya da kendi kaderini tayin etme çağrılarıyla daha da ciddi bir hâl alırken, İsrail’in Suriye topraklarına yönelik saldırılarını sürdürmesi de bu karmaşık tabloya eklenmiş durumda.

Anonim kalmayı tercih eden hükümete yakın kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Şera'nın yönetiminin ülkedeki beş şehir (Dera, Deyrizor, Humus, İdlib ve ülkenin merkezi olarak kabul edilen Hama) üzerine kurulu olduğunu söyledi. Bu şehirlerin homojen ve uyumlu bir yapıya sahip olduğunu ve sağlam bir temel oluşturduğunu belirten kaynaklar, Humus ve Hama'da halkın aşırı coşkusuna dikkat çekti. İdlib, son yıllarda Beşşar Esed rejimine karşı mücadelede Şera'nın ana üssüydü.

Kaynaklar, Şera'nın tüm Suriye illeriyle, özellikle başkent Şam ve ekonomik başkent Halep ile ilgilendiğini, ancak yeni hükümetin bu beş şehri devlet otoritesini inşa etmek için güvenebileceği temel bir kuluçka merkezi olarak gördüğünü bildirdi.

cdfvghy
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, cuma günü Hama vilayetinden gelen üst düzey yetkililer ve önemli şahsiyetlerle bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Şera, cuma günü Humus ve Hama vilayetlerinin sakinlerini ziyaret ederek sürpriz yaptı. İdlib sakinleri ise cuma günü vilayetin kırsal kesimindeki kasabaları ziyaret ettikten sonra turunu kendileriyle bir toplantıyla sonlandıracağını umduklarını söylediler. Şera'nın turunun önceden duyurulmamış olması, insanların onu karşılamak için toplanmasını engellemedi. Humus'ta cuma sabahı sokaklar ve meydanlar kalabalıktı; çekilen video görüntülerinde yaşlı kadınlar görülüyordu. Bu kadınlardan biri, Suriye Cumhurbaşkanı’nı görmek için sabırsızlandıklarını söyledi. Humuslu genç erkekler de onu korumak için Hama şehrine doğru yola çıktıktan sonra konvoyuna eşlik ettiler. Şera, Humus'un karşılamasına sıcak bir şekilde yanıt verdi ve konuşma yapmaya hazırlıklı olmasa da kalabalığa şöyle seslendi: “Humus halkı, bana iyi bakın, çünkü ben sizin damadınızım.”

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre ziyareti sırasında Şera, ‘devletin vatandaşlarıyla doğrudan iletişim kurma ve onların isteklerini dinleme konusundaki istekliliğini vurgulamak’ amacıyla Humus vilayetinden üst düzey yetkililer ve önemli şahsiyetlerle bir araya geldi. Humus gezisi sırasında Şera, Vali Abdurrahman el-Ama'nın da katılımıyla Daru’s Selam proje paketinin temelini attı. Şera ayrıca, yeniden inşa planlarının yeni aşamasının başlangıcını ve eyaletteki yatırımların teşvikini müjdeledi.

Hama şehrinde halk Şera’yı şehrin girişinde yedi deve keserek karşıladı. Hama'daki yerel kaynaklar Şarku’l Avsat'a, Hama'nın Suriye'nin en önemli koyun eti üretim merkezi olduğunu söylediler. Ancak, deve seçilmesinin nedeni, Hama halkının ‘Baas rejiminin baskısı karşısında develer kadar sabırlı olduklarını ve son nefeslerine kadar sabırlı olup Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera'nın yanında durmaya hazır olduklarını’ göstermekti. Şera'nın Hama'nın ileri gelenleriyle yaptığı toplantıya katılan kaynaklara göre Suriye Cumhurbaşkanı, Hama halkına üç yıl önce İdlib'te Hama’dan gelen bir heyetle yaptığı toplantıyı hatırlattı. O toplantıda heyet ona bir kılıç ve Hama'yı kurtarma sözü vermişti. Şera, o zaman onlara Şam'ın kurtarılmasına katılmaya hazır olup olmadıklarını sorduğunu ve onların ‘sözlerini yerine getirip onunla birlikte Şam'a girdiklerini’ belirtti. Hama halkı cuma günü, 2012 yılında Beşşar Esed rejimine karşı en büyük gösterilere sahne olan el-Asi Meydanı'nda Şera'yı karşılamak için toplandı ve İsrail aleyhine sloganlar attı.

sdfrgt
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Hama vilayetinin önde gelen isimleriyle bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Aynı durum Şera'nın vilayetin kırsal kesimindeki Maarat en-Numan ve Serakib'te vatandaşlarla yaptığı toplantı sırasında İdlib vilayetinde de yaşandı. İdlib şehrinin es-Saat Meydanı'nda da çok sayıda vatandaş onu karşılamak için toplandı.

Gözlemciler, 6 Mart'ta kıyı kesiminde yaşanan olaylardan önce başladığı ziyaret turlarına devam eden Şera'nın, Suriye vatandaşlarını yeni bir Suriye inşa etme projesine devam etmek için bir araya getirmeye çalıştığını söyledi. Şera'nın, Arap kabilelerinin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile anlaşmazlığın çözülmesindeki gecikmeden dolayı öfkeli olduğu doğudaki Deyrizor ve kuzeydoğudaki Rakka vilayetlerini de ziyaret etmesi bekleniyor.

Suriye Cumhurbaşkanı’nın bu hamlesi, eylül ayı ortasında yapılacak Halk Meclisi seçimleri ve Birleşmiş Milletler (BM) toplantılarına katılmak üzere New York'a yapacağı seyahatten önce geldi. Bu gelişmelerin arka planında, ABD'nin İsrail ile bir güvenlik anlaşması veya mutabakat imzalanması için baskı yaptığına dair haberler yer alıyor.


Husi milisleri İsrail’in bakanları katlettiğini kabul etti

Ahmed El-Rehavi (AFP)
Ahmed El-Rehavi (AFP)
TT

Husi milisleri İsrail’in bakanları katlettiğini kabul etti

Ahmed El-Rehavi (AFP)
Ahmed El-Rehavi (AFP)

İsrail'in perşembe günü düzenlediği saldırının ardından üç gün süren elektrik kesintisinden sonra Husi grubu dün yaptığı açıklamada, saldırıda Başbakan Ahmed el-Rehavi ve bazı bakanların öldüğünü, çok sayıda kişinin de yaralandığını doğruladı.

Bu saldırı, İran yanlısı grubun İsrail ile çatışmaya girmesinden bu yana siyasi unsurlar açısından uğradığı en ağır kayıp oldu. Gözlemciler Tel Aviv'in, Husi'ler tarafından Tel Aviv'e fırlatılan bir insansız hava aracı (İHA) tarafından ilk İsrailli'nin öldürülmesinden bir yıldan fazla bir süre sonra, istihbarat alanında önemli bir atılım gerçekleştirdiğine inanıyor.

Husi grubu, daha sonra yaptığı açıklamada, kurumlarının kayıplara rağmen işlevini sürdüreceğini sadık destekçilerine güvence vermek amacıyla, el-Rehavi'nin birinci yardımcısı Muhammed Ahmed Miftah'ı onun görevlerini yerine getirmek üzere atadığını duyurdu.

Husi'ler açıklamasında, ölen ve yaralananlarla ilgili ayrıntı vermedi, ancak Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre ölenlerin arasında savunma ve güvenlikten sorumlu başbakan yardımcısı Celal el-Ruveyşan, ulaştırma, ticaret ve enformasyon bakanları ile bazı bakanların da bulunuyor.

Geçen perşembe akşamı gerçekleştirilen saldırılar, kaçırılan Yemen'in başkenti Sana'da, Hadda yerleşim bölgesinin yakınındaki bir ev, Cebel Atan'daki bir yer ve liderlik toplantıları için kullanılan başkanlık sarayının yakınındaki üçüncü bir yer olmak üzere üç hassas noktayı hedef aldı. Görgü tanıkları, patlamaların şiddetli olduğunu ve binaları tamamen tahrip ettiğini doğrularken, grup ertesi sabaha kadar çevredeki sokakları kapattı.


Husiler, İsrail ile çatışmalarındaki en ağır kayıplarını verdi

Yemen'in başkenti Sana'da miting düzenleyen Husiler (EPA)
Yemen'in başkenti Sana'da miting düzenleyen Husiler (EPA)
TT

Husiler, İsrail ile çatışmalarındaki en ağır kayıplarını verdi

Yemen'in başkenti Sana'da miting düzenleyen Husiler (EPA)
Yemen'in başkenti Sana'da miting düzenleyen Husiler (EPA)

Üç gün süren sessizliğin ardından Husiler dün, 28 Ağustos’ta Yemen'in başkenti Sana’da düzenledikleri toplantıyı hedef alan İsrail saldırısı sonucu darbeci hükümetin lideri Ahmed Galib er-Rehavi ile beraberindeki bazı bakanların ölümünü, ayrıca çok sayıda kişinin de yaralandığını kabul etti.

Bu saldırı, İran yanlısı örgütün İsrail ile çatışmaya girmesinden bu yana siyasi unsurlar açısından uğradığı en ağır kayıp oldu. Gözlemciler, Tel Aviv'in, Husilerin Tel Aviv'e fırlattığı bir insansız hava aracı (İHA) tarafından ilk İsraillinin öldürülmesinden bir yıldan fazla bir süre sonra, istihbarat alanında önemli bir atılım gerçekleştirdiğine inanıyor.

Örgüt tarafından yapılan resmî açıklamada, Başbakan Ahmed Galib er-Rehavi ile beraberindeki bazı bakanların, 28 Ağustos Perşembe günü Sana'yı hedef alan İsrail hava saldırısında öldürüldüğü duyuruldu. Bu saldırı, örgüte karşı misilleme hava saldırılarının başlamasından bu yana en şiddetli saldırılardan biri oldu.

Mehdi el-Meşat liderliğindeki Yüksek Siyasi Konsey Başkanlığı, er-Rehavi’nin perşembe günü öğleden sonra ‘rutin bir çalıştay sırasında bir dizi bakan arkadaşıyla birlikte’ öldürüldüğünü, çok sayıda kişinin ise orta ve ağır derecede yaralandığını ve tıbbi bakım altında olduğunu bildirdi.

olp
İsrail saldırısında öldürülen Husi Başbakanı Ahmed Galib er-Rehavi (AFP)

Husiler, daha sonra yaptıkları açıklamada, kayıplara rağmen kurumlarının işleyişinin devam edeceğini sadık destekçilerine garanti etmek amacıyla, er-Rehavi'nin birinci yardımcısı Muhammed Ahmed Miftah'ı onun görevlerini yerine getirmek üzere atadığını duyurdu.

Husiler, ölü ve yaralılarla ilgili ayrıntı vermedi. Yerel kaynaklar, bunların arasında savunma ve güvenlikten sorumlu başbakan yardımcısı Celal er-Ruveyşan, ulaştırma, eğitim, sanayi ve enformasyon bakanlarının bulunduğunu, ancak darbe hükümetinde içişleri bakanı olarak atanan Husi liderinin amcası Abdulkerim el-Husi'nin bulunmadığını söyledi.

Geçtiğimiz perşembe akşamı gerçekleştirilen saldırılar, Yemen'in başkenti Sana'da, Hadda yerleşim bölgesi yakınındaki bir ev, Cebel Atan'daki bir yer ve liderlik toplantıları için kullanılan Başkanlık Sarayı yakınındaki üçüncü bir yer olmak üzere üç hassas bölgeyi hedef aldı.

Görgü tanıkları, patlamaların şiddetli olduğunu ve binaları tamamen tahrip ettiğini doğrularken, örgüt ertesi sabaha kadar çevredeki sokakları kapattı.

Detayların gizlenmesi

Ölüm ilanı yayınlanmasına rağmen Husiler, önde gelen liderlerin ölümüne dair haberler arasında, diğer kayıpların boyutuna ilişkin bilgi saklamaya devam ediyor. Bunlar arasında İçişleri Bakan Yardımcısı Abdulmecid el-Murtaza ve Savunma Bakanlığı'nın askeri denetçisi, Ebu Sahr lakaplı Esad eş-Şarkabi de bulunuyor.

İsrail askeri kaynakları, saldırıların 24 saat önce istihbarat bilgisi alınmasının ardından ‘hassas bir şekilde gerçekleştirildiğini’ ifade etti. Hedef alınan binada, Genelkurmay Başkanı Muhammed el-Gamari dahil 10'dan fazla önde gelen askeri ve siyasi liderin bulunduğunu doğruladılar. Husiler, el-Gamari'ye atfedilen bir açıklama yayınlayarak onun saldırıdan sağ kurtulduğunu duyurdu.

vfrg
Sana'daki Yemenli fotoğrafçı, İsrail'in bir benzin istasyonuna düzenlediği saldırının ardından alanı fotoğraflıyor. (EPA)

Husilerin siyasi ofisi, sivil şahsiyetleri hedef aldığını belirterek, ‘hain Siyonist saldırganlık’ olarak nitelendirdiği olayı kınadı. Husi liderleri saldırıların, Gazze Şeridi'ni desteklemek için roket ve İHA’lar fırlatmaya devam etmelerini engellemeyeceğini vurguladı.

Gözlemciler, er-Rehavi'nin pozisyonunun liderlikten çok idari olmasına rağmen, onun öldürülmesinin gruba siyasi bir darbe olduğunu, ancak lideri Abdulmelik el-Husi ve Saada'dan üst düzey güvenlik komutanları, özellikle de onun soyuna mensup olanlar tarafından yönetilen askeri ve ideolojik yapısını etkilemeyeceğini düşünüyor.

Gözlemcilerin tahminlerine göre İsrail, misilleme saldırılarına başlamasından bir yıldan fazla bir süre sonra, Husi örgütüne sızma amaçlı istihbarat çalışmalarının meyvelerini toplamaya başladı. İsrail, daha önceki 14 saldırı dalgasında, Hudeyde'deki limanlar, Sana Havalimanı ve enerji santralleri gibi grubun kontrolü altındaki hayati tesisleri hedef almakla sınırlı kalmıştı.