İsrail'in Philadelphia Koridorunu işgal etmesinin ardından Mısır'ın önünde hangi stratejik seçenekler var?

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında konuşlandırılan tanklar, 9 Eylül 2024 (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında konuşlandırılan tanklar, 9 Eylül 2024 (AFP)
TT

İsrail'in Philadelphia Koridorunu işgal etmesinin ardından Mısır'ın önünde hangi stratejik seçenekler var?

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında konuşlandırılan tanklar, 9 Eylül 2024 (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında konuşlandırılan tanklar, 9 Eylül 2024 (AFP)

Amr İmam

Mısır ve İsrail arasında Philadelphia (Salahaddin) Koridoru'nun kontrolü konusunda yaşanan gerginlik, iki eski düşman arasında oynanan satrançta önemli hamlelerin yapılmasına neden oluyor. Bu hamlelerin arka planında ise Mısırlı liderlerin ve karar alıcıların en azından şu an görevde olanların, Mısır ve İsrail arasında 1979 yılında imzalanan barış anlaşmasına ilişkin derin çekinceleri yatıyor. İki ülke arasındaki savaşı sona erdiren ve Sina Yarımadası’nın Mısır'ın kontrolüne geçmesini sağlayan anlaşmanın askeri eki uyarınca Mısır, Sina Yarımadası’nın büyük bölümünde, özellikle de Gazze Şeridi ve İsrail sınırı boyunca uzanan kuzey kesiminde sınırlı sayıda asker konuşlandırıyor.

Milliyetçi Mısırlılar, anlaşmanın bu kısmını yoğun olarak eleştiriyor ve bunu ülkelerinin kendi toprakları üzerindeki egemenliğine yönelik ağır bir ihlal ve Mısır'ın ülkenin bu bölgesindeki güvenlik planlarının önünde büyük bir engel olarak görüyorlar.

Ancak İsrail'in 7 Mayıs'ta Gazze Şeridi'ni Mısır'dan ayıran ve batıda Akdeniz'den doğuda İsrail sınırına kadar uzanan 14 kilometrelik bir kara şeridi olan Philadelphia Koridoru'nu yeniden işgal etmesi ve burada kalmakta ısrar etmesi, Mısır'a Sina Yarımadası ile ilgili güvenlik ve stratejik kartlarını yeniden karması için eşine az rastlanır bir fırsat sunuyor. Mısır, bunu uzun zamandır istiyordu. Güvenlik ve stratejik kartlarını yeniden karmasının Mısır'ın kuzeydoğusundaki bu bölgenin güvenliği üzerinde uzun süreli etkileri olacağına şüphe yok.

Tam kontrol

Mısır Genelkurmay Başkanı Korgeneral Ahmed Fethi İbrahim Halife, 5 Eylül'de Gazze Şeridi ile sınır bölgesine sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi. Belki bu ziyaretle İsrail'e açık bir mesaj göndermek ve ‘siz orada olduğunuz sürece biz de buradayız’ demek istemiş olabilir.

Korgeneral Halife ziyareti sırasında Sina Yarımadası’nın Gazze Şeridi ile sınırı boyunca uzanan çeşitli bölgeleri teftiş etti. Mısır ordusu tarafından yayınlanan görüntülerde Genelkurmay Başkanı’nın bu bölgelerde konuşlu birliklerle yakından ilgili olduğu görüldü. Bir videoda Korgeneral Halife'nin askerlerle yemek yediği görülüyor. Bu da Philadelphia Koridoru üzerindeki anlaşmazlığın Mısır'ın Sina Yarımadası’da alınan güvenlik tedbirlerini güçlendirme ve buradaki askeri varlığını arttırma arzusunu nasıl pekiştirdiğini açıkça ortaya koyuyor.

Genelkurmay Başkanı, görüntülerde Akdeniz'in Sina Yarımadası kıyısından metrelerce uzağında oturuyordu. Sırtını Gazze sınırına dayamıştı, sınıra o kadar yakındı ki Philadelphia Koridoru'ndaki İsrail askerleri belki de onun askerleriyle birlikte yediği yemeğin kokusunu alabilirlerdi.

Mısır, geçtiğimiz yılın ekim ayından bu yana özellikle Gazze Şeridi’ndeki şiddetin bölgeye sıçrayabileceği endişesiyle Sina'da güvenlik önlemlerini arttırıyor.

İsrail'in Philadelphia Koridoru’nu işgal etmesi Mısır'a Sina Yarımadası ile ilgili güvenlik ve stratejik kartlarını yeniden karması için eşine az rastlanır bir fırsat sunuyor.

İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım savaşının Gazze Şeridi'ni yaşanmaz bir yer haline getirmesi Mısırlı güvenlik yetkililerini özellikle endişelendiriyor. Zira bu durum Gazze Şeridi’nin yaklaşık 2,4 milyonluk nüfusunu Sina Yarımadası’na itebilir.

Mısır bunun kalıcı bir durum haline geleceğini, bağımsız bir Filistin devleti kurma hayallerine ölümcül bir darbe indireceğini ve Sina Yarımadası’nı sonsuza dek bir Filistin mülteci kampına dönüştüreceğini düşünüyor.

Kahire'deki gözlemciler, İsrail'in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın başlamasından bu yana bölgede biriken güvenlik sorunları göz önüne alındığında, Sina'daki askeri varlığın artırılmasını haklı buluyor.

Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattaş, “İsrail'in Philadelphia Koridoru’nu işgal etmesi tüm bu zorlukları daha da arttırıyor” dedi. Al Majalla’ya konuşan Gattaş, “Bu yüzden İsrail'in bu bölgedeki askeri varlığına karşılık Mısır'ın Gazze Şeridi sınırı boyunca askeri varlığını arttırması gerekiyor” yorumunda bulundu.

Mısır, İsrail'in geçtiğimiz yıl ekim ayında Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşın başlamasından bu yana Sina Yarımadası’nda, özellikle de kuzey kesiminde konuşlandırdığı asker ve teçhizat sayısı konusunda yorum yapmaktan kaçınıyor. Ancak Mısır Genelkurmay Başkanı'nın 5 Eylül'de Gazze sınırına yaptığı ziyaretin görüntülerinde bölgeye asker taşıyıcılar, zırhlı araçlar ve tankların konuşlandırıldığı görüldü.

Zayıf bir nokta

Mısır ve İsrail arasında 1979 yılında imzalanan barış anlaşmasının askeri eki uyarınca Sina Yarımadası üçe ayrıldı ve her bir bölümde konuşlandırılacak asker sayısına sınırlama getirildi. Mısır'ın Gazze ile sınır bölgesini içeren C Bölgesi'nde 750 polis konuşlandırmasına izin veren ekte bu güçlerin hangi silahlarla donatılması gerektiği de belirtiliyor ve sadece hafif silahlara izin veriliyor.

Bu askeri konuşlanma, Sina Yarımadası yıllarca Mısır'ın kırılgan ve savunmasız bir bölgesi haline getirirken özellikle 2011 yılında eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek yönetiminin düşmesinden sonra radikallerce ele geçirilmesini kolaylaştırdı. Bu durum, daha önce benzeri görülmemiş bir güvenlik kaosuna yol açtı ve ülkenin güvenlik sisteminin dağılmasına neden oldu.

Sina Yarımadası’nın aşırılık yanlılarından kurtarılması, askerler ve polisler de dahil olmak üzere yüzlerce Mısırlının hayatına ve yaklaşık on yıl süren mücadele sürecinde büyük kaynakların harcanmasına neden oldu. Aynı on yıl içinde Mısır, İsrail'le, Mısır topraklarında asker konuşlandırılmasına ilişkin kısıtlamaların aksine, Sina'da daha fazla asker ve teçhizat konuşlandırılması konusunda anlaşmaya vardı.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 2017 yılının ocak ayında radikallerle mücadele için Sina Yarımadası’na 41 tabur konuşlandırdığını açıkladı.

Mütekabiliyet esası

Mısır, geçtiğimiz on yıl içinde Sina'da Mısır ordusuna karşı savaşan radikallerin Filistin topraklarından yeni üyeler edinmelerini ve silah tedarik etmelerini engellemek amacıyla Sina Yarımadası ile Gazze Şeridi arasındaki yüzlerce kaçakçılık tünelini imha etti.

Mısır’ın Sina Yarımadası’ndaki güvenlik hedefleri çerçevesinde bu tünelleri yok etmesi, bu topraklardaki radikalizm tehdidini tamamen ortadan kaldırma konusundaki kararlılığını ortaya koyuyordu. Mısır, Sina Yarımadası’nda ordusuna karşı savaşan aşırılık yanlıları ile ideolojik olarak Mısır'daki Müslüman Kardeşler'e yakın olan Hamas Hareketi ve Gazze'deki Selefi cihatçı gruplar arasında bağlantılar olduğuna inanıyordu.

Dolayısıyla İsrail'in Hamas Hareketi’nin Gazze’ye çıkan tüneller aracılığıyla Sina Yarımadası’ndan silah tedarik etmeye devam ettiği yönündeki iddiaları, mevcut Mısır yönetimi ile Hamas arasındaki ilişkilerin şeklini bilen Mısırlıları öfkelendiriyor.

Mısır, geçtiğimiz on yıl içinde Sina Yarımadası ile Gazze Şeridi arasındaki yüzlerce kaçakçılık tünelini imha etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İsrail ordusunun Philadelphia Koridoru'nda kalması planları da son derecede provakatif. İsrail askerlerinin Philadelphia Koridoru'ndaki varlığı sadece İsrail'in Gazze Şeridi’nin Mısır sınırı boyunca konuşlandırabileceği asker sayısını sınırlayan Mısır ile yapılan barış anlaşmasını değil, aynı zamanda İsrail'in 2005 yılında Filistin Yönetimi ile imzaladığı ve tek taraflı olarak Gazze Şeridi'nden geri çekilip ayrıldığı Philadelphia Anlaşmasını da ihlal ediyor.

Söz konusu anlaşma çerçevesinde Philadelphia Koridoru'nun kontrolü Filistin Yönetimi'ne devredildi. Ardından Hamas 2007 yılında Gazze Şeridi'nin kontrolünü kanlı bir şekilde ele geçirdi.

Bu ihlallere karşı temkinli davranan Mısır, bunların doğrudan bir çatışmaya yol açmasından ya da Gazze Şeridi sınırında konuşlu askerlerini dizginlemesini zorlaştırmasından çekiniyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Mısır'ın eski Savunma Bakanı Yardımcısı Nasır Salim, “Mısırlı yetkililer, İsrailli yetkililere, İsrail’in özellikle Gazze Şeridi sınır bölgesinde kontrolü devam ederken, gelecekte askerlerini dizginlemekte zorlanabileceğini anlatmak istiyorlar” ifadelerini kullandı. Geçtiğimiz mayıs ayı sonlarında Sina Yarımadası-Gazze Şeridi sınırında Mısır ve İsrail askerleri arasında çıkan çatışmada Mısırlı bir sınır muhafızı ölmüştü.

Öte yandan Mısır, İsrail'in barış anlaşmasının askeri ekini ihlal etmesine kendi yöntemleriyle karşılık veriyor gibi görünüyor. Bu çerçevede Mısır, söz konusu ekteki boşlukları gidermek için Sina Yarımadası’nda güvenlik tedbirlerini arttırdı. Ancak bu adımın Sina Yarımadası’na askeri takviyelerde bulunulmasını gerektirip gerektirmediği bilinmiyor.

Kahire'deki gözlemciler, Mısır'ın bu hamlesinin Sina Yarımadası’ndaki terör tehdidini ortadan kaldırmak için ödediği ağır bedele ve Sina Yarımadası’nın Mısır ve bölge için taşıdığı stratejik öneme dayandığını vurguladılar.

Bağımsız güvenlik uzmanı Faruk el-Migrahi, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:

“Mısır, Sina Yarımadası’nı terörizmden kurtarmak için ordusu ve polisiyle ağır bedeller ödedi. Dolayısıyla Mısır, uygun gördüğü takdirde bu bölgedeki güçlerinin konuşlandırılmasında değişiklik yapmaktan çekinmeyecektir.”



Suriye’de geçiş döneminin ilk yılı: Başarılar ve sonraki aşamanın önceliklerine bir bakış

Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
TT

Suriye’de geçiş döneminin ilk yılı: Başarılar ve sonraki aşamanın önceliklerine bir bakış

Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)

Hayed Hayed

Suriye geçiş hükümetinin göreve başlamasının üzerinden bir yıl geçti; bu aşamada genellikle hükümetlerin performansı, verdikleri sözlerle değil, başardıkları ve belirledikleri yönle ölçülür. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yakın zamanda kapsamlı bir değerlendirme yapma niyetinde olduğunu belirtti. Fakat hükümetin yalnızca sınırlı sayıda şeffaf veri açıklaması, yeterince açık planlar sunmaması ve performansının güvenle ölçülebileceği genel kriterleri neredeyse hiç belirlememesi nedeniyle, dış gözlemciler için adil bir değerlendirme yapmak daha zor olmaya devam ediyor.

Bununla birlikte, iktidarda geçen bir yıl, hükümetin insanların yaşamları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesine, yönetim modellerinin belirlenmesine, yapısal zayıflıkların ortaya çıkarılmasına ve Suriye'nin daha verimli ve hesap sorulabilir devlete doğru ilerleyip ilerlemediğinin değerlendirilmesine olanak tanıdığı için önemli bir göstergedir. Bu bağlamda, tablo karışık görünüyor. Kamuoyuna açık kanıtlar, hizmetlerde, geçim kaynaklarında ve güvenlikte kısmi kazanımlar olduğunu gösterse de bu kazanımlar eşit olarak dağıtılmamış ve toplumun tüm kesimlerini aynı derecede etkilememiştir.

Sorun sadece düşük performansla sınırlı kalmayıp, hükümetin tutarlı bir yönetim modeline sahip olmamasına kadar uzanıyor. Kayıtları sadece kaynak kıtlığı ve acil ihtiyaçlardan değil, aynı zamanda zayıf yönetimden, yetersiz koordinasyondan, sınırlı şeffaflıktan ve stratejik olmaktan çok reaktif bir yönetim tarzından da etkilenmiştir. Kabine değişikliği ile ilgili artan konuşmalarla birlikte, bu yapısal kusurlar daha da belirgin hale geliyor. Bakanların değiştirilmesi performansta hafif bir iyileşmeye yol açabilir, ancak hükümetin çalışmalarını engelleyen köklü zayıflıkları gidermeyecektir.

Değerlendirmek zor ancak hissetmek kolay

30 Mart'ta göreve gelmesinden bu yana hükümet medyada yüksek bir varlık gösterdi, ancak somut şeffaflık konusunda sınırlı kaldı. Medyada varlık göstermek, sorumlu yönetişim anlamına gelmez ve temel değerlendirme araçlarının yokluğunda ciddi bir değerlendirme yapmak zorlaşır.

Net bir genel strateji, ulusal önceliklere bağlı bakanlık çerçevesi, performansı değerlendirmek için bir dizi temel göstergenin yokluğu devam ediyor. Ayrıca, bütçe verileri, politika gerekçeleri ve uygulama kriterleri büyük ölçüde şeffaf değil.

Ancak Suriyeliler, hükümeti planlama belgelerine veya kurumsal yapılara göre değil, yapısal kısıtlamalar ve sınırlı kaynaklara rağmen devlet politikalarının günlük yaşamları üzerindeki etkisine göre değerlendiriyorlar. Yaşam koşulları, hizmetler ve güvenlik, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilme gücünü, sürekli elektrik tedarikini, serbestçe hareket edebilmeyi, geçimini sağlayabilmeyi, evde ve toplum içinde güvende hissedebilmeyi belirlediği için son derece önemlidir.

Bu nedenle, bu göstergeler hükümetin performansını yansıtmada en acil ve politik olarak en önemli olanlardır. Bunlar aynı zamanda hükümetin performansının değişken göründüğü alanlardır. Bu üç sektörde kayda değer iyileşmeler görülmüş olsa da bunlar genellikle daha yüksek maliyetler, düzensiz uygulama veya insanların yaşamları üzerindeki etkilerini sınırlayan kısıtlamalarla birlikte gelmiştir.

Hizmetler daha erişilebilir hale geldi ancak genellikle aşırı pahalı

Yaşam standartlarını iyileştirme konusunda hükümetin aldığı en önemli önlem, kamu sektöründe maaşları artırmaktı. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Haziran 2025'te yüzde 200'lük bir zam ve ardından Mart 2026'da yüzde 50'lik bir zam daha sağlayan kararnameler yayınladı. Bu önlemler, asgari ücreti 250 bin Suriye lirasından 1.256 bin Suriye lirasına yükselterek toplamda yüzde 400'ün üzerinde bir artış sağladı. Devletin sınırlı gelirleri ve sayısız ihtiyacı göz önüne alındığında, bu zamların hem hızı hem de büyüklüğü dikkat çekici görünüyordu.

Ancak etkileri sınırlı kaldı. Hatta bu zamlar, kendisinden faydalananların bile temel ihtiyaçlarını karşılamalarına yetmedi, enflasyon ve artan yaşam maliyeti karşısında hızla eridi. Bu kısıtlamalar, Suriyelilerin çoğunun tamamen dışında kaldığı ve zamlardan faydalanamadığı kamu sektörü dışında daha da belirgindi. İş fırsatları yaratma, üretici sektörleri destekleme ve piyasayı istikrara kavuşturma yönünde daha geniş önlemler alınmadığı takdirde, bu politika sadece bazılarına sınırlı bir rahatlama sağlarken, iyileşme sürecine çok az katkıda bulunacaktır.

sdv
Şam'ın merkezindeki döviz bürosunun önünde yeni Suriye para birimi banknotlarını tutan bir Suriyeli, 4 Ocak 2026 (Reuters)

Aynı durum hizmetler için de geçerli. Hükümet ekmek ve yakıt konusunda yaşanan sıkıntıları hafifletti ve en önemlisi elektrik tedarikini iyileştirdi. Ancak bu kazanımların etkisi sınırlı kaldı, çünkü sübvansiyonların kaldırılmasının ardından keskin fiyat artışları yaşandı. Eskiden rejimin kontrolünde olan bölgelerde ekmek fiyatları neredeyse on kat artarken, elektrik faturaları tüketim seviyelerine bağlı olarak 60 ila 190 kat arasında dramatik bir şekilde yükseldi.

Bugün birçok Suriyeli çarpıcı bir paradoksla karşı karşıya; hizmetler daha kolay erişilebilir hale gelirken, aynı zamanda aşırı pahalı hale de geldi. Hükümetin gelir kaynaklarının azlığı göz önüne alındığında, eski sübvansiyon modelini sona erdirmek mantıklı görünüyordu. Ancak, fiyatların yeniden yapılandırılması tek seçenek değildi; gelir artışına bağlı ve en savunmasız gruplara yönelik hedefli desteklerle birleştirilmiş kademeli bir yaklaşım, sosyal yükü hafifletebilirdi.

Güvenlik de benzer bir durumda. Hükümetin önemli kısmi kazanımlar elde ettiğini iddia edebileceği alan burası, ancak bu kazanımların sınırlarının en belirgin olduğu alan da burası. Büyük şehir merkezlerinde günlük istikrarın arttığına dair işaretler var ve bazı bölgelerde suç oranlarının azaldığı görülüyor. Ancak bununla ülke çapında güvenliğin sağlanması birbirine karıştırılmamalı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre güvenlik koşulları bölgeler arasında son derece dengesiz ve bazı bölgeler hâlâ tekrarlanan istikrarsızlık, yerel gerilimler ve mezhepsel şiddete karşı savunmasız.

Tüm bu yönelimler daha geniş bir sonuca işaret ediyor: Hükümetin sorunu, hiçbir ilerleme kaydetmemek değil, sınırlı kazanımların yönetim tarzı sebebiyle sürekli olarak aşınmasıdır.

Bu nedenle daha derin sorun, herhangi bir sektördeki eksikliklerde değil, yönetim modelinin kendisinde yatıyor. Hükümetin ilk yılında, çeşitli politika alanlarında yapısal zayıflıklar ortaya çıktı ve bu da gerçek kazanımların neden sınırlı kaldığını kısmen açıklıyor.

Kabine değişikliği performansı biraz iyileştirebilir, ancak yapısal kusurları gidermeyecektir

 Bunlardan ilki, zayıf koordinasyondur. Bakanlıklar genellikle birleşik bir stratejinin bileşenleri olarak değil, izole bir şekilde çalışıyor gibi görünüyorlar. Politikalar parçalı, kopuk ve yeterince tutarlı değil gibi. Sonuç yalnızca zayıf bürokratik verimlilik değil, aynı zamanda hükümetin tutarlı bir ulusal plan uygulamak yerine, olaylara tepki verdiğine dair daha geniş bir izlenimdir.

İkinci sorun ise şeffaflık eksikliğidir. Geçiş aşamasında şeffaflık sadece bir formalite değil, hükümetin zayıf kurumların gölgesinde güvenilirliğini inşa edebileceği birkaç yoldan biridir. Kararlar belirsiz olduğunda, bu sadece vatandaşları bilgiden mahrum bırakmakla kalmaz, aynı zamanda gücün başka yerlerde, gayri resmi olarak veya hesap sorma olmadan kullanıldığına dair şüpheleri de besler.

dvfdv
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Şam'da Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri arasında ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını imzalıyor, 18 Ocak 2026 (SANA)

Nitekim bu algı, şeffaflıktan yoksun bir yönetim tarzına ilişkin daha geniş çaplı endişeleri körükledi. Zira fiili karar alma süreci dar bir çevrede yoğunlaşırken, resmi kurumlar sadece kapalı kapılar ardında alınan kararları uyguluyor. Bu tanımlama doğru olsun ya da olmasın, yaygınlığı ciddi bir meşruiyet sorununa işaret ediyor.

Üçüncü zayıflık noktası ise hem bakanlıklar içinde hem de hükümetin genelinde belirgin olan darboğazlar ile karakterize edilen yönetim tarzıdır. Birçok karar dar kanallardan geçiyor gibi görünüyor, bu da hem süreci hem de ilerlemeyi yavaşlatıyor.

Etkin bir kamu katılımı eksikliği var. Kritik kararlar, sınırlı kamusal istişare ve politikaları şekillendirmede topluma küçük bir alan bırakılarak, en tepede alınmaya devam ediyor. Kırılgan bir geçiş döneminde, bir dereceye kadar merkezileşme kaçınılmaz olabilir. Ancak merkezileşme kamu katılımının yerini aldığında, meşruiyete en çok ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yöneten ve yönetilen arasındaki uçurumu genişletme riski taşır.

Bu uçurumlar işe alım sorunları sebebiyle daha da kötüleşiyor. Deneyimli memurların dışlanması, daha önce işten çıkarılan bazı çalışanların yetersiz bir şekilde yeniden entegrasyonu ve sadakate dayalı atamalar yapıldığına dair suçlamalar, devletin liyakate mi yoksa daha dar güven ağlarına dayalı temellere göre mi yeniden inşa edildiği konusunda soruları gündeme getirdi. Bu konu çok önemli çünkü etkili yönetim yalnızca otoriteye değil, aynı zamanda idari yetkinliğe de dayanır.

Kriz yönetiminin ötesinde

Bir yılın ardından Suriye hükümeti gerçekçi olmayan beklentilere veya ilerleme iddialarına göre değerlendirilmemelidir. Yıkılmış bir devlet, çökmüş bir ekonomi ve parçalanmış bir toplum devraldığı doğru ve hiçbir hükümet bu koşulları on iki ayda temelden değiştiremez. Ancak bu, yönetimdeki yapısal zayıflıklar için bir bahane olamaz.

İlk yıl, mevcut yaklaşımın potansiyelini ve sınırlarını ortaya koydu. Kısmi iyileştirmelerin mümkün olduğunu, ancak devletin işleyiş biçiminde daha derin reformlar olmadan sürdürülebilir olmalarının mümkün olmadığını gösterdi.

Şimdi asıl soru kabinede bir değişikliğin olup olmayacağı değil, gelecek yılın farklı bir yönetim tarzı; daha net öncelikler, daha güçlü koordinasyon, daha fazla şeffaflık ve daha etkili bir kurumsal karar alma süreci getirip getirmeyeceğidir.

Bu olmadan, Suriye kriz yönetimi döngüsünde sıkışıp kalma riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Böylece çöküşü önlemek için yeterli ilerleme kaydedecek, ancak güven inşa etmek için yeterli reformu gerçekleştiremeyecektir. Buna rağmen ikinci yıl, sadece hayatta kalma mücadelesinden ziyade, devlet inşası için gerçek bir sıçrama tahtası gibi görünebilir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergidinden çevrilmiştir.


İsrail, Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü bombaladı

İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

İsrail, Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü bombaladı

İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye kentine düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (Reuters)

Reuters’a konuşan üst düzey bir Lübnanlı güvenlik yetkilisi, İsrail’in bugün düzenlediği saldırının Güney Lübnan’ı ülkenin geri kalanına bağlayan son köprüyü hedef aldığını ve köprünün onarılamayacak şekilde yıkıldığını söyledi.

Öte yandan, iki gün önce Washington’da Lübnan ve İsrail büyükelçilerinin ABD Dışişleri Bakanlığı’nda bir araya gelerek ateşkes ilanı ve müzakerelerin ne zaman başlayacağı konusunu, ABD arabuluculuğunda ele aldığı bildirildi.

Lübnan Cumhurbaşkanı, 9 Mart’ta tüm İsrail saldırılarının durdurulmasını içeren tam bir ateşkes, orduya destek sağlanması, güvenlik bölgelerinde ordunun kontrolü ele alması ve silahların toplanması ile İsrail’le müzakerelere başlanmasını öngören bir girişim başlatmıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise görüşmelerin, Hizbullah’ın silahsızlandırılması ve iki komşu ülke arasında barışçıl ilişkilerin kurulması konularına odaklanacağını belirtti.


Sudan Başbakanı: Berlin Konferansı'nın sonuçlarıyla ilgilenmiyoruz

Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
TT

Sudan Başbakanı: Berlin Konferansı'nın sonuçlarıyla ilgilenmiyoruz

Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)
Sudan Başbakanı Kamil Idris dün Hartum'da düzenlediği basın toplantısında (Hükümet Medyası)

Sudan Başbakanı Kamil İdris dün yaptığı açıklamada, hükümetinin Sudan'daki insani durumla ilgili uluslararası "Berlin Konferansı"nın sonuçlarıyla ilgilenmediğini ve konferansa katılmak için davet almadıklarını vurguladı.

Başkent Hartum'da düzenlediği basın toplantısında, Sudan hükümetinin konferanstan dışlanmasının organizatörler tarafından yapılan "ciddi bir hata" olduğunu belirten İdris, Avrupa başkentlerinde Sudanlı grupların konferansın tavsiyelerini ve hükümetin dışlanmasını reddettiklerini ifade eden protestolarına dikkat çekti.

"Sudan'daki durumla ilgili bütün gerçekleri açıklığa kavuşturmak için Berlin konferansına katılmaya davet edilmeyi umuyorduk" ifadesini kullandı.

Hükümetinin, Sudan'da adil ve kapsamlı bir barışa ulaşmayı amaçlayan bölgesel ve uluslararası taraflarla her türlü girişime ve diyaloğa açık olduğunu teyit etti.