İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

İkinci aşamanın uygulama adımlarının başlaması beklentisi

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
TT

İran ile savaş ihtimali Gazze anlaşmasının üzerinde bir gölge gibi duruyor

Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi'nin orta kesimindeki Deyr el-Balah'ın kuzeyinde bulunan Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, sırtında çuval taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçiş ihtimalleri tartışılırken, ABD ile İran arasında daha geniş çaplı bir çatışma olasılığı gündeme geliyor. Bu durum, bölgede dengeleri ve öncelikleri yeniden şekillendirebilecek bir tablo ortaya koyarken, İsrail’in hamleleri endişeleri artırıyor.

Gazze anlaşmasının tehdit altına girebileceği ihtimaline dikkat çeken uzmanlar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Tahran’a yönelik herhangi bir saldırının İsrail’i bilinçli şekilde sürece dahil edeceğini, bunun da anlaşmanın ikinci aşamasının uygulanmasını karmaşıklaştırmayı, İsrail’in eylemlerini örtbas etmeyi ve hatta anlaşmayı sabote etmeyi amaçlayabileceğini vurguladı. Uzmanlar, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin dün yaptığı ve olası sonuçlara karşı uyarılarda bulunduğu açık ve net açıklamalarına da dikkat çekti.

Bu kaygılar, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri yığınağını artırması ve Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırı tehditleriyle aynı döneme denk geliyor. Trump, bu tehditlere rağmen Tahran yönetimiyle diyaloğa kapıyı tamamen kapatmadığını ifade ediyor.

13 Haziran 2025’te İsrail, ABD’nin desteğiyle İran’a yönelik 12 gün süren bir saldırı başlattı. Saldırılarda askeri ve nükleer tesislerin yanı sıra sivil altyapılar hedef alındı, bazı komutanlar ve bilim insanları öldürüldü. Buna karşılık İran, İsrail’e ait askeri ve istihbarat merkezlerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) vurdu.

22 Haziran’da ise ABD, İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlediğini ve bu tesisleri devre dışı bıraktığını duyurdu. Tahran buna, Katar’daki ABD’ye ait el-Udeyd Hava Üssü’nü bombalayarak karşılık verdi. Ardından Washington, 24 Haziran’da Tel Aviv ile Tahran arasında ateşkes ilan edildiğini açıkladı.

Mısır'ın uyarıları

Sisi dün Kahire’nin doğusundaki Polis Akademisi öğrencilerine hitaben yaptığı konuşmada, “İran krizi tırmanıyor ve bunun bölge üzerinde etkileri olabilir… İran kriziyle ilgili gerilimi düşürmek için her ne şekilde olursa olsun diyaloğa ulaşmak amacıyla sessiz ama yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Krizin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi halinde bölgemiz açısından son derece ciddi sonuçlar ve ekonomik yansımalar doğurabileceğinden endişe ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Mısır Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamaları, İsrail basınında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İran konulu bir güvenlik toplantısı yaptığına dair haberlerin ertesi gününe denk geldi. Açıklamalar, İsrail Yayın Kurumu’nun dün ‘bir Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaştığını’ duyurmasıyla da eş zamanlı gerçekleşti.

rgty
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

İsrail medyası, Amerikan destroyerinin Eilat Limanı’na ulaşmasının önceden planlandığını ve bunun İsrail ile ABD orduları arasındaki iş birliği kapsamında gerçekleştiğini savundu.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan ise İsrail’in her türlü savaştan fayda sağladığını belirterek, Tel Aviv yönetiminin böyle bir çatışmayı Gazze Şeridi’ndeki yıkıcı planlarını genişletmek ve bunları örtbas etmek için kullanabileceğini, bunun da durumu daha karmaşık hale getireceğini ifade etti.

Filistinli siyaset analisti Nizar Nazzal da göstergelerin İran’a yönelik bir askeri operasyon ihtimaline işaret ettiğini, bu süreçte İsrail’in kışkırtma ve askeri yığınak yoluyla açık bir rol oynadığını ve Netanyahu’nun bu yönde bir isteği bulunduğunu söyledi. Nazzal, Mısır’ın bölgeye yönelik ciddi endişeler taşıdığına dikkat çekerek, olası gelişmelerden Gazze anlaşmasının hızlı şekilde zarar göreceğini vurguladı.

Netanyahu’nun ofisinden dün yapılan açıklamada, “Ateşkes anlaşması ve siyasi liderliğin talimatları doğrultusunda Refah Sınır Kapısı’nın önümüzdeki pazar günü (yarın), yalnızca sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verecek şekilde iki yönlü olarak açılacağı” bildirildi. Açıklamada ayrıca, İsrail ordusunun kontrolü altındaki bölgede yer alan bir güvenlik noktasında ek denetim yapılacağı kaydedildi.

Diğer yandan Sisi, dün yaptığı konuşmada İran’a yönelik bir saldırının sonuçlarına karşı uyarıda bulunarak, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu ve bunun ‘son derece önemli’ olduğunu söyledi.

Nazzal’a göre Netanyahu, İran’a yönelik olası bir saldırıyı, anlaşmanın ikinci aşamasının başlangıcını bozmak ya da süreci aksatmak için kullanabilir. Nazzal, saldırının önümüzdeki günler ya da haftalar içinde gerçekleşmesi ihtimali karşısında Netanyahu’nun süreci parçalara bölerek uygulamayı uzatabileceğini, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını geciktirmeye yönelik manevralar ve şartlar öne sürerek faydasını azaltmaya çalıştığını ve bu yolla Gazze Şeridi’nden çekilme gibi taahhütlerden uzaklaşabileceğini dile getirdi.

Gazze anlaşması bir nebze sekteye uğradı

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, siyasi ve güvenlik çevrelerinin, Netanyahu’nun şu aşamada kapsamlı bir savaşa girmeyi hedeflemediğini, ancak Trump yönetimiyle dolaylı bir eşgüdüm içinde İran liderliğinin seçeneklerini daraltmaya çalıştığını vurguladığını yazdı. Haberde, İsrail’in tüm senaryolara hazır olduğu izlenimini pekiştirmeye özen gösterdiği ve kararın her an alınabileceği mesajını verdiği aktarıldı.

Bu çerçevede Reha Ahmed Hasan, Tahran’da binlerce protestocunun öldürülmesinden duyulan endişeden söz eden ABD-İsrail söylemini sert şekilde eleştirerek, buna karşılık İsrail’in 75 bin Filistinliyi öldürmesine ve açlıktan etkilenen sivillere yardım ulaştırmak için Refah Sınır Kapısı’nın açılmamasına kayıtsız kalındığını dile getirdi. Hasan, Gazze anlaşmasının ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu, anlaşmaya yönelik herhangi bir tehdidin en büyük zararını Trump’a vereceğini ifade etti.

Nazzal ise Gazze anlaşmasının arabulucularının, İsrail’in olası bir saldırıdan fayda sağlamasını engellemek için harekete geçtiğini belirterek, saldırının durdurulmasının ya da etkilerinin hızla sınırlandırılmasının, İsrail’i anlaşmayı uygulamaya zorlamak açısından hayati önemde olduğunu söyledi. Netanyahu’nun böyle bir saldırıyı kendisi açısından kazançlı gördüğüne dikkat çeken Nazzal, savaşın başlaması halinde bunun İsrail’i de içine alacağını ve Gazze anlaşmasının görece sekteye uğrayacağını kaydetti.



Mısır: “Rabia baskını” olaylarını yeniden anlamlandırma mücadelesi

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
TT

Mısır: “Rabia baskını” olaylarını yeniden anlamlandırma mücadelesi

2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)
2013 yazında Kahire'deki Müslüman Kardeşler genel merkezi yandı (Getty)

“Rabia baskını”, yaklaşık 13 yıl önce Kahire’de yaşanan olayların nasıl anlatılacağı konusunda her yıl yeniden alevlenen bir tartışmaya dönüşüyor. Olaylar, birbirinden oldukça farklı bakış açıları ve siyasi yaklaşımlarla aktarılıyor.

Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nda, hayatını kaybeden eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi yanlılarının düzenlediği oturma eyleminin dağıtılmasının yıl dönümünde, Mısır’ın “terör örgütü” olarak nitelendirdiği Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na mensup veya yakın isimlerle devlet yanlıları arasında son günlerde sosyal medya platformlarında ve çeşitli medya kuruluşlarında karşılıklı tartışmalar yaşandı. Her iki taraf da kendi anlatısını kabul ettirmeye çalıştı.

Oturma eylemi, yetkililerin katılımcılara defalarca eylemi sona erdirme çağrısı yapmasının ardından 14 Ağustos 2013’te dağıtıldı. Yetkililer, eylemcilerin silahlı olduğunu savunmuştu.

“Mağduriyet” anlatısı

Eylemin dağıtılmasını savunanlar, operasyonu devletin istikrarı ve toplumsal barışı koruma yetkisini güçlendiren bir adım olarak değerlendirirken, muhalifler ve Müslüman Kardeşler Teşkilatı’na yakın çevreler oturma eyleminin “barışçıl” olduğunu öne sürdü ve hayatını kaybeden eylemciler olduğunu savundukları kişilerin fotoğraflarını yayımladı.

İslamcı siyasi hareketler konusunda uzman bir isim, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Rabia baskını” tartışmasının her yıl, yıl dönümünde yeniden alevlenen bir anlatı mücadelesine dönüştüğünü söyledi. Uzman, tartışmanın Mısırlıların kolektif hafızası üzerinden yürütüldüğünü ve Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın sempati kazanabilmek amacıyla “mağduriyet” söylemini öne çıkarmakta ısrar ettiğini kaydetti.

Uzman ayrıca, devletin örgütün varlığını sürdürmek için kullandığı bu anlatıyı çürütmeye odaklanmasının önemini vurguladı.

Anlatı mücadelesi

Silahlı bir oturma eyleminin dağıtıldığı yönündeki devlet anlatısını destekleyen onlarca paylaşım arasında, operasyon hakkında bir belgesel hazırlayan yazar ve araştırmacı Mahir Fergali de X platformunda değerlendirmelerde bulundu.

Fergali, operasyonun karşıtlarının “örgütün mümkün olduğunca uzun süre varlığını sürdürmesine ve devletle çatışma alanlarının yeniden açılmasına katkı sağlayacak tarihsel bir mağduriyet anlatısı oluşturmayı iyi planladıklarını” savundu.

Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nın genel görünümü (Reuters)
Kahire’nin doğusundaki Rabia Meydanı’nın genel görünümü (Reuters)

Mısırlı televizyoncu Ahmed Musa ise “Onların suçlarını, ihanetlerini ve vefasızlıklarını unutmayacağız. Biz hepimiz suçlarına ve ihanetlerine tanık olmuşken tarihin çarpıtılmasına izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Musa, Müslüman Kardeşler’in devleti hedef aldığını ve Mısır’ı bölmek istediğini savunarak, Rabia’daki oturma eyleminin “silahlı bir operasyon merkezine dönüştürülmesinde ısrar edildiğini, buraya silah sevkiyatları yapıldığını ve örgüt mensuplarının el yapımı patlayıcılar kullandığını” öne sürdü.

Buna karşılık, Rabia’daki oturma eyleminin destekçileri, eylemin “barışçıl” olduğunu savunarak, hayatlarını kaybedenlere ait olduğunu söyledikleri fotoğrafları yayımladı ve yaşananların “hukuka aykırı” olduğunu ileri sürdü.

Halkın reddi

Silahlı gruplar ve İslamcı siyasi hareketler konusunda uzman Ahmed Ban ise Rabia’daki oturma eyleminin temel amacının, özünde “örgütü Mısırlıların kolektif bilincinde yeniden meşrulaştırmak” olduğunu savundu.

Ban, örgütün bu amaç doğrultusunda Mısır halkının duygusal hassasiyetlerine güvendiğini ve insanların, hareketin hem iktidarda bulunduğu dönemde hem de daha önce işlediği öne sürülen suçları unutmasını sağlamaya çalıştığını söyledi.

Ban’a göre örgüt, tarihsel ve siyasi hesap verme fikrinden kaçmak amacıyla arkasına saklanabileceği duvar oluşturmak için bilinçli bir çaba yürüttü.

Ban, Rabia olayları sırasında gündeme gelen temel sorunun “Neredeydik ve nasıl bu hale geldik?” olduğunu belirterek, Müslüman Kardeşler’in bir dönem Arap dünyasının en büyük ülkesinin iktidarında olduğunu, daha sonra ise geniş çaplı halk hareket ve güçlü bir toplumsal reddiyeyle karşılaştığını söyledi.

Ban, devlet kurumları ile Mısır halkının sokağındaki açık iş birliğinin, sonunda örgütün ve projesinin reddedilmesine yol açtığını savundu.

Ban ayrıca Mısır devletinin, Rabia’da devlet içinde alternatif bir yapı oluşturma girişimi olarak nitelendirdiği sürecin bütün ayrıntılarını belgelemesine “acilen ihtiyaç duyduğunu” vurguladı. Şimdiye kadar ortaya konan ve yayımlanan bilgilerin, bu girişimin gerçek niteliği konusunda Mısır kamuoyunun bilmesi gerekenlerin gerisinde kaldığını ifade etti.


Gazzeliler, “barış planı”ndaki tıkanıklığa rağmen Gazze’ye dönmeye devam ediyor

Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
TT

Gazzeliler, “barış planı”ndaki tıkanıklığa rağmen Gazze’ye dönmeye devam ediyor

Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)
Gazze Şeridi'ne giren yardımlar şu anda sadece Kerem Ebu Salim üzerinden geçiyor. (Mısır Kızılayı)

Siyasi durumun gergin, Gazze’deki “barış planı”nın akıbetine ilişkin belirsizliğin sürdüğü bir dönemde, birkaç hafta önce Filistinli Fadi Ebu Kutta, savaşta yaralanmasının sonrasında tedavi için yaklaşık bir buçuk yıl kaldığı Mısır’dan Gazze Şeridi’ne döndü.

Kızımla karşılaştığımda kucaklayabilmeyi çok isterdim

Ebu Kutta, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ailesine kavuşmaktan ve her ne kadar yıkılmış halde olsa da topraklarına dönmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi. Daha fazla uzak kalamadığını belirten Ebu Kutta, iki kesilmiş elinin yerine protez takılması için gerekli masrafları karşılayacak bir bağışçı bulamadan dönmek zorunda kaldığını belirtti. Ebu Kutta, “Kızımla karşılaştığımda onu kucaklayabilmeyi çok isterdim” ifadelerini kullandı.

Otuzlu yaşlarındaki Ebu Kutta gibi Mısır’da bulunan binlerce Filistinli de dönüş için isimlerini kaydettirdikten sonra aylarca seyahat sıralarının gelmesini bekliyor. Bekleyiş, İsrail’in gerek sınır kapısındaki uygulamaları gerekse çıkmaza giren barış planının hayata geçirilmesi konusundaki tutumuyla daha da zorlaşıyor.

75’inci kafile

Gazze Şeridi’ne dönen Filistinlilerden oluşan 75’inci kafile, dün sabah Refah Sınır Kapısı’na ulaştı. Mısır tarafında sürece vakıf bir kaynak, işlemlerin tamamlanmasının “saatler” sürdüğünü belirterek, dönüş yapanların sabahın erken saatlerinde Kahire’deki Filistin Büyükelçiliği’nden bir temsilci eşliğinde sınır kapısına geldiklerini ve Mısır ile İsrail makamları arasındaki koordinasyonun tamamlanmasını saatlerce beklediklerini kaydetti.

Adının açıklanmasını istemeyen kaynak, bazı kişilerin ilk denemede geçiş yapamadığını ve İsrailliler tarafından bir sonraki kafileye kadar geri çevrildiğini belirtti. Bir sonraki kafilenin geçişi ise birkaç gün sürebiliyor. Bu nedenle bazı Mısırlı ailelerin, söz konusu kişileri Sina’da misafir ederek Kahire’ye dönmek ve aynı yolu yeniden katetmek zorunda kalmalarını önlediğini ifade etti.

Kaynak ayrıca, “İsrail tarafı hem yardımların hem de Filistinlilerin geçişinde hâlâ zorluk çıkarıyor. Bu durum ister Mısır’dan Gazze’ye dönenler ister tedavi için Gazze’den Mısır’a gidenler için geçerli” dedi.

Mısır’ın Şuruk gazetesinin internet sitesine göre, son kafileyle Gazze’ye dönenlerin sayısı 90 kişiye ulaştı. Buna karşılık 38 hasta ile onlara eşlik eden 36 refakatçi Mısır’a kabul edildi.

Mısır Kızılayı tarafından Gazze’ye geçiş öncesinde hazırlanan yardım kamyonlarından biri.
Mısır Kızılayı tarafından Gazze’ye geçiş öncesinde hazırlanan yardım kamyonlarından biri.

Ebu Kutta, geçen temmuz ayında Kahire’den Kuzey Sina’ya uzanan uzun yolculuğunun ayrıntılarını hâlâ hatırlıyor. Sınır kapısının önünde uzun süre beklediğini ve geçişine izin verilmeyeceği endişesiyle saatler boyunca kaygı içinde kaldığını anlatıyor.

Geri dönme konusundaki kararlılık

Filistinli İsrail meseleleri uzmanı ve eski Filistinli tutuklu Usame el-Eşkar, İsrail’in engellemelerine ve Gazze’deki ağır koşullara rağmen Mısır’dan Gazze’ye dönüşlerin sürmesinin, Filistinlilerin topraklarına bağlılığının ve koşulların tehlikesine ya da Netanyahu hükümetinin yaşadığı siyasi kriz nedeniyle İsrail operasyonlarının ve ihlallerinin genişleme ihtimaline rağmen geri dönme konusundaki kararlılıklarının en büyük göstergesi olduğunu belirtiyor.

İsrail, ekim ayında “barış planı” olarak bilinen ateşkes anlaşmasının imzalanmasından bu yana Gazze Şeridi’nde günlük ihlallerini sürdürüyor. 15 maddeden oluşan anlaşmanın uygulanmaya başlamasından bu yana bin 200’den fazla Filistinlinin öldürüldüğü, yüzlerce kişinin de yaralandığı bildiriliyor.

25 binden fazla Filistinli dönüş için kayıt yaptırdı

Eşkar, büyükelçilik kaynaklarına göre dönüş için bilgilerini kaydettiren Filistinlilerin sayısının 25 binden fazla olduğunu belirtiyor.

Filistin kaynaklarının tahminlerine göre savaş sırasında yaralılar ve onlara eşlik eden kişiler dahil olmak üzere 100 binden fazla Filistinli Gazze Şeridi’nden Mısır’a geçti.

Eşkar, İsrail’in ateşkes anlaşmasının maddelerini uygulama konusundaki mevcut tutumunun, İsrail’deki iç siyasi dengelerle bağlantılı olduğunu savunarak, “İç kamuoyu yoklamalarının çoğunun ortaya koyduğu üzere Netanyahu ve hükümetinin desteğinin gerilemesi”nin bu tutumda etkili olduğunu belirtti.

Anlaşmanın ikinci aşaması, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesini, Hamas’ın silahlarını bırakmasını ve Barış Konseyi tarafından Gazze’nin yönetilmesini öngörüyor.

Mısır Kızılayı, tedavi amacıyla Mısır’a getirilen yeni Filistinli kafilesini karşılıyor.
Mısır Kızılayı, tedavi amacıyla Mısır’a getirilen yeni Filistinli kafilesini karşılıyor.

Filistinli uzman Eşkar, Mısır, Katar ve ABD’deki arabulucuların Netanyahu’yu dizginlemek ve durumun kontrolden çıkarak yeniden çatışmaya dönüşmesini önlemek için çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti.

Gazze Anlaşması, geçen temmuz ayı sonunda, arabulucular ile «Hamas» hareketi ve Filistinli gruplar arasında, «İran Savaşı»nın patlak vermesiyle uygulaması aksayan anlaşmanın ikinci aşamasının yürütülmesine ilişkin düzenlemeler konusunda mutabakat sağlanmasının ardından yeni bir aşamaya girdi.

Trump ise geçen ay, İsrail ve Hamas’ın geçen yıl kabul ettiği Gazze savaşını sona erdirme planında ilerleme sağlandığını açıkladı. Plan, İsrail güçlerinin Gazze’den çekilmesini, Hamas’ın silahsızlandırılmasını, Gazze’nin güvenliğini sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte uluslararası bir istikrar gücünün oluşturulmasını öngörüyor.


İsrail'de yaşayan Lübnanlılar af kararını ciddiye almıyor

Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
TT

İsrail'de yaşayan Lübnanlılar af kararını ciddiye almıyor

Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf
Times of Israel’in yayımladığı, Lübnanlıların burada yaşadığını gösteren fotoğraf

İsrail’de yaşayan Lübnanlılar, Lübnan Parlamentosu’nun geçen hafta kabul ettiği genel af ve ceza indirimini ciddiye almadı. Yasa, 1 Mart 2026’dan önce işlenen suçlar nedeniyle hüküm giyen, tutuklanan veya haklarında adli işlem yürütülen binlerce kişiyi kapsıyor. Bunların arasında 2000 yılından beri İsrail’de yaşayan yaklaşık 3 bin 500 Lübnanlı da bulunuyor.

Güney Lübnan Ordusu komutanı Antoine Lahd’ın eski ofis müdürü Claude İbrahim, “Af kararı bizim için çıkarılmadı. Bizi de sonradan buna dahil ettiler ki kararın yalnızca Sünni ve Şii Müslümanları kapsadığı söylenmesin, Hristiyanları da kapsasın. Biz burada Lübnan halkının bütün kesimlerinden insanlarız; aramızda Sünniler ve Şiiler de var, ancak çoğunluğumuz Hristiyan. Bizi son anda kapsama aldılar. Fakat bu karar, 2001, 2006 ve 2011 yıllarında çıkarılan af kararlarından özünde farklı değil ve bizim için herhangi bir umut vaad etmiyor” ifadelerini kullandı.

Af ve para cezaları

İbrahim, “Söz konusu kararlar kapsamında da İsrail’e, Hizbullah’ın baskısından kaçmak için sığınan çok sayıda Lübnanlı ülkeye döndü ve önemli bir bölümü, özellikle çocuklar ve kadınlar, aftan yararlandı. Bazıları ise Hizbullah’a para cezası ödedi ve bunun karşılığında daha hafif hapis cezalarına çarptırıldı. Para cezası ne kadar yüksekse, Hizbullah’ın nüfuzundaki mahkemenin verdiği ceza da o kadar azaltılıyordu” diye konuştu.

İbrahim, “İsrail o dönemde bu düzeni fark etti ve geri dönenlere askerlik hizmetleri karşılığında ödenmesi gereken miktarın üç katı tutarında tazminat verdi. Hizbullah da onları büyük bir memnuniyetle kabul etti” ifadelerini kullandı.

İsrail’de yaşayan Lübnanlıların büyük bölümünün, Güney Lübnan Ordusu olarak bilinen yapının mensupları olduğu biliniyor. Bu oluşum, 1984’te kanser nedeniyle hayatını kaybeden Binbaşı Saad Haddad tarafından sınırdaki Mercayun kasabasında kurulmuş, onun yerine General Antoine Lahd geçmiş ve yapı 2000 yılında dağıtılana kadar Lahd tarafından yönetilmişti.

İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın 2000 yılında Lübnan’dan hızlı ve ani biçimde çekilme kararı alması ve bu kararı Güney Lübnan Ordusu’na bildirmemesi üzerine, örgüt mensupları ve aileleri İsrail sınırına yöneldi. İsrail’le birlikte savaşmış ve İsrail’den maaş almışlardı.

İsrail başlangıçta bu kişilerin ülkeye girişini engellemeye çalışsa da sınırda günlerce beklemeleri ve yaşadıkları mağduriyet, İsrail’in uluslararası kamuoyundaki itibarına zarar verdi. İsrail bunun üzerine, bu kişileri kabul etmek zorunda kaldı. Daha sonra çeşitli yöntemlerle onları ülkeden çıkarmaya çalışan İsrail, grubun yaklaşık yarısının Lübnan’a dönmesini sağladı.

3 bin 500 Lübnanlı

İbrahim, İsrail’e hizmet etmeleri konusundaki soruya ise şu yanıtı verdi:

“Güney Lübnan Ordusu, Lübnan ordusunun kararıyla kuruldu. Saad Haddad, 1976’da Lübnan devletinin kararıyla İsrail üzerinden, Hayfa yoluyla güneye geldi. 1976’dan 1990’a kadar devlet, bu kişilere Lübnan ordusunun bir parçası olarak düzenli şekilde maaş ödedi.”

İbrahim, “Ancak o dönemde Lübnan, önce Hafız Esed ve ardından Beşşar Esed yönetimindeki Suriye’nin, daha sonra da İran ve Hizbullah’ın nüfuzunun etkisi altında kaldı. Bu çevreler bize karşı düşmanca bir tutum benimsedi ve bizi ihanetle suçlamaya başladı. Oysa biz Filistinli örgütlere karşı Güney Lübnan’ı korumaya yönelik ulusal bir görev yürütüyorduk. Lübnanlılar bu tarihi araştırmayacaksa, umarım tarih yaptıklarının hesabını onlardan sorar” dedi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bugün İsrail vatandaşlığına sahip Lübnanlıların sayısının yaklaşık 3 bin 500 olduğu belirtiliyor. Bunların önemli bir bölümü, 2000 yılında Lübnan’dan ayrılmalarının ardından İsrail’de doğdu. Bu kişilerin Lübnan’ın resmi nüfus kayıtlarında yer almadığı ifade ediliyor.

İbrahim, “Bu kayıt dışı kişilerin de geri dönmesine izin verilecek mi? DEAŞ ve Nusra Cephesi mensupları için af çıkarılıyor da biz hâlâ onların gözünde İsrail ajanı olarak mı kalacağız?” diye sordu.

İbrahim sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün İsrail’de dünyanın diğer ülkelerindeki Lübnan diasporaları gibi yaşıyoruz. Başarılı insanlarız; aramızda yüzlerce doktor, avukat, mühendis ve teknoloji sektöründe çalışan kadın ve erkek var. Lübnan devletinin bize, dünyanın diğer ülkelerindeki Lübnanlı topluluklara davrandığı gibi davranması gerekiyor. Bunun gerçekleşmesi için de İsrail ile Lübnan arasında, statümüzün açıkça tanımlandığı bir barış anlaşmasının imzalanması gerekiyor.”