Rubio, Şam ile SDG arasındaki ilişkileri güçlendirmek için Münih'te Şeybani ve Abdi ile bir araya geldi

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynakları: Üçlü görüşmeler ABD tarafından koordine edildi

Marco Rubio ve Esad eş-Şeybani (SANA)
Marco Rubio ve Esad eş-Şeybani (SANA)
TT

Rubio, Şam ile SDG arasındaki ilişkileri güçlendirmek için Münih'te Şeybani ve Abdi ile bir araya geldi

Marco Rubio ve Esad eş-Şeybani (SANA)
Marco Rubio ve Esad eş-Şeybani (SANA)

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Bakan Marco Rubio'nun Münih Güvenlik Konferansı'nın oturum aralarında Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile bir araya geldiğini duyuruldu.

Açıklamaya göre Rubio, görüşmelerde kalıcı ateşkes anlaşmasının uygulanmasının ve Suriye'nin kuzeydoğusunda entegrasyonun önemini vurgularken Suriye hükümetinin ABD ile tam iş birliği yapma taahhüdünden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Şeybani ve Abdi'nin, SDG Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmed ile birlikte Münih Güvenlik Konferansı'nın oturum aralarında bir araya gelmesi, ilişkilerin gidişatı ve 30 Ocak anlaşmasının uygulanması açısından dikkate değer bir gelişme oldu. Zira anlaşmanın uygulanmasına ilişkin birçok ayrıntı, özellikle askeri ve güvenlik kurumlarının entegrasyonu ve bunun sonucunda ortaya çıkan yerel gerilimler konusunda halen bazı belirsizlikler söz konusu.

Şam hükümetine yakınlığıyla bilinen Jusoor Araştırma Merkezi Direktörü Vail Elvan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Abdi ve İlham Ahmed'in, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve Bakan Şeybani arasında yapılan koordinasyonun ardından Münih Güvenlik Konferansı’na davet edildiğini ve bu konferansta Abdi'nin Dışişleri Bakanlığı'nda, büyük olasılıkla bakan yardımcısı olarak atanması da dahil olmak üzere çeşitli konuların görüşüldüğünü söyledi. Elvan ayrıca, entegrasyon meselesinin ‘çetrefilli’ bir konu olmaya devam ettiğini ve birçok engelle karşı karşıya olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Suriye'deki Bağımsız Kürt Hareketi'nin Genel Koordinatörü Zed Safok, “Medyada yer alanlarla gerçek farklı” dedi. Safok, “Dışişleri bakanı Münih konferansına Dışişleri Bakanlığı temsilcisi olarak tek başına katılırken, Abdi ve İlham Ahmed ayrı ayrı katıldı... Her biri yönettikleri kurumu temsil ediyor ve aynı uçakta ya da uçuşta değillerdi” diye ekledi. Aynı masada onlarla bir araya gelerek ABD'nin üçünün tek bir heyet olduğunu ve durumu kontrol eden tek tarafın kendisi olduğunu göstermeye çalıştığını, ancak durumun böyle olmadığını belirten Safok’a, Fransa ve ABD'nin Suriye politikalarında fark vardır. Uluslararası güçler arasında Suriye durumuna ilişkin siyasi bir karışıklık olduğu açık.

Kongre üyeleriyle görüşme

Şeybani başkanlığındaki Suriye heyeti cumartesi günü, Münih Güvenlik Konferansı'nın kenarında, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed'in katılımıyla, Senatör Jeanne Shaheen başkanlığında ABD Kongresi'nin bazı üyeleriyle bir araya geldi.

Suriye haber ajansı SANA'nın haberine göre toplantıda Suriye ve bölgedeki son gelişmeler ele alınırken ‘güvenlik ve istikrarın sağlanması için siyasi süreci desteklemenin yanı sıra Suriye'nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunmasının önemi’ vurgulandı.

SDG ise toplantıda entegrasyon anlaşması, ateşkesin sağlanması ve mevcut aşamada istikrarın teşvik edilmesi konularının ele alındığını belirtti.

Suriye tarafı, cuma akşamı ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir toplantı düzenleyerek, entegrasyon ve DEAŞ ile mücadele çabalarının yanı sıra en önemli yerel ve bölgesel gelişmeleri görüştü.

Suriye Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre katılımcılar Suriye'nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünü teyit ederken, SDG Medya Merkezi toplantıda ‘entegrasyon ve siyasi süreçte tüm Suriyeli grupların, başta Kürtler ve Dürziler olmak üzere, haklarının güvence altına alınması konusunun’ ele alındığını belirtti.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Tommy Pigott ise dünkü basın açıklamasında, “ABD, komşularıyla barış içinde yaşayan ve tüm etnik ve dini grupların haklarının korunmasını garanti eden istikrarlı bir Suriye'yi destekliyor” ifadelerini kullandı.

Bakan Rubio, Suriye hükümetinin DEAŞ’a karşı ABD ve Uluslararası Koalisyon ile tam iş birliği yapma taahhüdünde bulunmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Suriye'nin kuzeydoğusunda kalıcı ateşkes anlaşması ve entegrasyon anlaşmasının uygulanmasının ve tüm Suriyelilerin haklarına ve güvenliğine tam saygı gösterilmesinin önemini vurguladı.

Abdi, ABD Dışişleri Bakanı ile yaptığı görüşmeyi ‘çok verimli’ olarak nitelendirerek, İlham Ahmed ve Şeybani ile Münih Güvenlik Konferansı’na katılımlarının ‘Suriye devletinin temsilcileri sıfatıyla’ gerçekleştiğini belirtti.

Fransa ile görüşme

Şeybani dün, Münih Güvenlik Konferansı'nın oturum aralarında Fransız mevkidaşı Jean-Noël Barrot ile bir araya geldi. İki taraf, ikili ilişkiler ve bölgesel gelişmelerin yanı sıra bölgede istikrarın sağlanması için diyalog ve iş birliğinin güçlendirilmesinin önemini ele aldı. SANA'nın aktardığına göre Suriye'de barış ve kalkınmanın sağlanması için yapılan çabaları da değerlendirdiler.

Öte yandan Abdi ve İlham Ahmed, geçtiğimiz cuma günü, yine konferansın oturum aralarında Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya geldi. Kürtçe basında yer alan haberlere göre geçtiğimiz ocak ayında Şam ile SDG arasında imzalanan anlaşmanın uygulanmasını ve hükümlerinin Suriye'de entegrasyon ve istikrar sürecine hizmet edecek şekilde tamamlanmasını sağlamak için uluslararası desteğin devam etmesinin önemini vurguladı.

Sahadaki gelişmelere gelince, Suriye hükümeti ve SDG, anlaşmanın şartlarını uygulamaya devam etti ve SDG güçleri, Haseke ilindeki Kamışlı ilçesi çevresindeki kırsal bölgelerden personelini ve ağır askeri teçhizatını anlaşmada belirtilen askeri üslere çekti.  SDG'nin iç güvenlik güçleri olan Asayiş, anlaşma uyarınca bölgenin güvenliğini devralmak üzere bölgeye konuşlanmaya başladı. Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi (KDSDÖY), kurumlarının yanı sıra askeri, güvenlik ve idari güçlerini, kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına ve güçlerine entegre etme sürecini başlattı.



Şera, NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da hangi konuları görüşecek?

(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Şera, NATO Zirvesi kapsamında Ankara’da hangi konuları görüşecek?

(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
(foto altı) Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de hazır bulunduğu bir toplantıda, bir grup Kongre üyesi ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Suriye, Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi’ne katılımını büyük önemle değerlendiriyor. Suriye medyasına göre bu katılım, ‘Şam’ın uluslararası sistemin yapısı içinde kendisi için oluşturduğu yeni stratejik konumlanmanın’ bir parçası olmanın yanı sıra, zirvenin bölge ve dünyada büyük jeopolitik dönüşümlerin yaşandığı bir dönemde gerçekleştirilmesi nedeniyle de ayrı bir önem taşıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 36’ncısı düzenlenen NATO Zirvesi’nin ikinci gününde (çarşamba) Ankara’ya ulaştı. Ankara, 2004 yılından bu yana ikinci kez NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor. Şera’nın zirveye davet edilmesi, Suriye’nin uzun yıllar süren uluslararası izolasyon ve siyasi tecridin ardından Şam’a yönelik uluslararası açılımın genişlediğine işaret eden derin siyasi anlamlar taşıyor.

Şera, Ankara’ya varışının hemen ardından, Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani’nin de katılımıyla ABD Kongresi’nden bir heyet ve ABD Başkanı’nın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile bir araya geldi. Suriye Cumhurbaşkanlığı’nın açıklamasına göre görüşme, Şera’nın ABD Başkanı Donald Trump ile gerçekleştireceği buluşma öncesinde yapıldı.

dfgthy
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, NATO Zirvesi’nin ikinci gününde Ankara’ya gelen Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’yı karşıladı. (SANA)

Şera’nın zirve kapsamında gerçekleştireceği temaslarda birçok başlık ele alınacak. Suriye’nin es-Sevra gazetesi dün yayımladığı haberde, görüşmelerde terörle mücadele, Hizbullah’ın geleceği, milis grupların silahsızlandırılması, sınır güvenliği ve Lübnan’ın bölgesel hesaplaşmaların sahası haline gelmesinin önlenmesi gibi konuların masaya yatırılacağını belirtti. Gazete, bu hedeflerin ‘açık mutabakatlar, güçlü bir Lübnan devleti ve dengeli bir Suriye rolü’ çerçevesinde ele alınacağını ifade etti.

Görüşmelerde ayrıca, sınır güvenliğinin güçlendirilmesi, kaçakçılık faaliyetlerinin önlenmesi, uyuşturucuyla mücadelede iş birliği, Suriye ekonomisi üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, ülkede istikrarın desteklenmesi ve Suriye devlet kurumlarının görevlerini etkin şekilde yerine getirebilmesi için atılacak adımların da değerlendirilmesi bekleniyor.

Gazetenin görüştüğü siyaset analistleri ise “Ortadoğu haritasını okumak isteyen hiç kimse Suriye’yi görmezden gelemez. Akdeniz’in güvenliği, Lübnan, Irak, sınırlar, terörle mücadele, milis gruplar ve bölgesel dengenin yeniden tesisi gibi başlıklar Şam devre dışı bırakılarak tartışılamaz. Suriye, harita üzerinde yalnızca bir geçiş noktası değil, bölgenin ve dünyanın merkezindeki stratejik bir düğüm noktasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye... Stratejik bir konum

NATO, Suriye’yi daha geniş kapsamlı güvenlik düzenlemelerine entegre ederek bölgede gerilimin tırmanma riskini azaltmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, özellikle Washington ile Tahran arasında Hürmüz Boğazı’nda yeniden yükselen askerî gerilim nedeniyle önem kazanıyor. Şera da salı günü Şam’da Fransa Cumhurbaşkanı ile gerçekleştirdiği görüşmede bu konuya değinerek, “Hürmüz Boğazı krizinin ardından dünya, güvenli ve istikrarlı ulaşım koridorlarının değerini daha iyi anladı” ifadesini kullandı. Şera, bu değerlendirmeyi yaparken Suriye’nin Akdeniz’i Körfez bölgesi ve Irak’a bağlayan stratejik bir konuma sahip olduğunu vurguladı. Ayrıca ülkenin, deniz yoluyla Fransa’nın Marsilya kentine yalnızca birkaç saatlik mesafede bulunduğuna dikkat çekti.

scdvfbgh
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)

Bağımsız yerel gazete Enab Baladi ise NATO Zirvesi’nin gündeminin ağırlıklı olarak kolektif savunma, askerî kapasitenin güçlendirilmesi ve Avrupa güvenliğinin geleceğine odaklandığını, ancak zirve kapsamında yürütülen diplomatik temasların, özellikle de Suriye’nin katılımı ve Şera’nın çeşitli liderlerle gerçekleştirmesi beklenen görüşmelerin Suriye dosyasını zirvenin önemli başlıklarından biri haline getirebileceğini yazdı. Gazete, zirveden Şam’ın başta Washington, Ankara ve Paris olmak üzere etkili başkentlerle gelecekteki ilişkilerine dair yeni işaretlerin çıkmasının beklendiğini belirtti.

Enab Baladi, Trump ile Şera arasında yapılması beklenen görüşmede, Washington ile Şam arasındaki ilişkilerin geleceği ile Suriye’ye ilişkin siyasi ve güvenlik dosyalarının ele alınmasının öngörüldüğünü aktardı. Haberde, son aylarda Suriye’de yaşanan gelişmeler ışığında iki taraf arasındaki iletişim kanallarının genişletilmesi imkânlarının da masaya yatırılmasının beklendiği ifade edildi.

Gazete ayrıca, ikili görüşmelerde Suriye-Türkiye koordinasyonunun da öne çıkacağını; özellikle sınır güvenliği ve ekonomik iş birliği başlıklarının ele alınacağını kaydetti. Haberde, Şam yönetiminin Batılı ve bölge ülkeleriyle diplomatik açılımını genişletme çabalarını sürdürdüğüne dikkat çekildi.

Suriye resmi haber ajansı SANA ise NATO Zirvesi’nin, Suriye ile ABD arasındaki ilişkilerin ‘yaptırımlar ve kopuş döneminden yapıcı diyalog ve stratejik iş birliği aşamasına geçiş’ sürecinde düzenlendiğini belirtti. Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre zirve, ‘Suriye'nin bölgede güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesindeki merkezi rolünü pekiştiren geniş kapsamlı uluslararası ve bölgesel diplomatik hareketliliğin bir parçası olması ve kapsamlı ekonomik toparlanma çabalarını ileri taşıması’ nedeniyle özel önem taşıyor.


Rapor: Irak, İran destekli gruplara dolar akışını durdurmayı kabul etti

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)
TT

Rapor: Irak, İran destekli gruplara dolar akışını durdurmayı kabul etti

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (Reuters)

ABD gazetesi Wall Street Journal (WSJ), ABD’li ve Iraklı yetkililere dayanarak Irak'ın dolar akışını İran ve müttefiki silahlı gruplara yönlendirmeyi önlemeye yönelik yeni denetim mekanizmalarını hayata geçirmeyi kabul ettiğini aktardı. Bu adım, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin dört aydır Bağdat'a Amerikan doları transferini askıya alma kararının kaldırılması karşılığında atıldı.

Irak hükümeti pazartesi günü, Tahran'a yakın silahlı grupların 30 Eylül'e kadar silahlarını devlete teslim etmesi için süre tanıdığını açıkladı. Bu tarih, bazı grupların silahlarını elinde tutmak için öne sürdüğü gerekçe olan DEAŞ terör örgütüne karşı Uluslararası Koalisyonun misyonunun sona ereceği tarihe denk geliyor.

Bu açıklama, Başbakan Ali ez-Zeydi'nin geçtiğimiz ay göreve gelmesinden bu yana yapacağı ilk yurt dışı ziyaret olması beklenen temmuz ayı ortalarındaki Washington turu öncesinde yapıldı. ABD’nin artan baskısıyla Zeydi, Washington'ın ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırdığı grupların silahlarını devlet tekeline alma taahhüdünde bulunmuştu.

Bu ay Asaib Ehlil Hak ve İmam Ali Tugayları, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) bünyesindeki silahlı tugaylarının yönetimini Irak hükümetine devretti.

Haşdi Şabi 2014 yılında DEAŞ’a karşı savaşmak amacıyla Iraklı silahlı gruplardan oluşturuldu ve daha sonra askeri kurumun bir parçası haline getirildi.

Ancak bünyesinde aynı zamanda Tahran yanlısı grupların bağımsız hareket eden tugaylarını da barındırıyor. Bu gruplar özellikle Orta Doğu savaşı sırasında Amerikan çıkarlarına yönelik saldırılar düzenledi; Washington da buna ağır saldırılarla karşılık verdi.

Bu saldırılar gerekçesiyle Washington, ABD işgalinin ardından imzalanan anlaşma kapsamında yönettiği Irak petrol gelirlerinin nakit ödemelerini ve güvenlik yardımlarını askıya aldı.

ABD’li bir yetkili geçtiğimiz ay, yardımların yeniden başlatılabilmesi için Washington'ın Zeydi'den silahlı grupların devlet kurumlarından uzaklaştırılması yönünde ‘somut adımlar’ beklediğini açıkladı.


İsrail, Batı Şeria'nın "fiili ilhakını" hızlandırıyor

Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'daki Filistinlilerin mülklerine sık sık saldırı düzenliyor (AFP)
Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'daki Filistinlilerin mülklerine sık sık saldırı düzenliyor (AFP)
TT

İsrail, Batı Şeria'nın "fiili ilhakını" hızlandırıyor

Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'daki Filistinlilerin mülklerine sık sık saldırı düzenliyor (AFP)
Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'daki Filistinlilerin mülklerine sık sık saldırı düzenliyor (AFP)

Yahudi yerleşimciler, Batı Şeria'da el koydukları toprakların resmen kendilerine devredilmesi için baskıyı artırıyor.

Guardian'ın analizinde, ekimde yapılması öngörülen seçimler öncesi, Binyamin Netanyahu'nun radikal sağcı koalisyonunda yerleşimcilere destek veren siyasetçilerin, Batı Şeria'daki arazi işgallerini “fiilen ilerletecek adımları” hızlandırmaya çalıştığı yazılıyor.

Batı Şeria'daki toprak gasplarını belgeleyen hak örgütleri Kerem Navot ve Peace Now'ın pazartesi yayımladığı ortak rapora göre, Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilere ait tarım bölgelerinde kurduğu karakolların sayısı giderek artıyor.

Bu karakolların 100 bin hektardan fazla alana yayıldığı, bunun da Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 18'ine denk geldiğine dikkat çekiliyor. Rapora göre bu alanların yaklaşık üçte biri yalnızca 2025'te ele geçirildi.

Çalışmada, İsrail hükümetinin "fiili ilhakı eşi görülmemiş bir hızla ilerlettiği" belirtilirken, bunun yasadışı yerleşim bölgelerinin genişletilmesi, kaçak karakolların geriye dönük şekilde yasallaştırılması ve Filistinlilerin yerinden edilmesiyle gerçekleştirildiği vurgulanıyor.

Buna ek olarak hakaretten cinayete kadar uzanan ve çoğu resmi kayıtlara geçmeyen binlerce yerleşimci saldırısına da işaret ediliyor. Araştırmada şu ifadelere yer veriliyor:

Bu şiddet, Filistinlileri bölgeden kovmak ve topraklarına el koymak amacıyla kurulmuş, finansal destek alan ve kurumsallaşmış bir sistemin parçasıdır.

Analizde, sözkonusu sistemin merkezinde radikal sağcı İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in bulunduğu belirtiliyor. Kaçak yerleşimlere onay yetkisini Savunma Bakanlığı'ndan devralan Smotrich'in, Maoz Tzur gibi yasadışı yerleşimci karakollarını geriye dönük yasallaştırdığı aktarılıyor.

Yerleşimci şiddeti Filistinli toplulukları birbirinden koparmayı da amaçlıyor. Filistinlilerin yaşadığı bölgeler arasındaki yollar çelik kapılar ve beton bloklarla kapatılırken, yalnızca yerleşimcilerin kullanabildiği yeni yollar inşa edilerek Batı Şeria'nın ulaşım ağı baştan şekillendiriliyor.

Ramallah'ın 7 kilometre batısındaki Ein Arik'te yaşayan Ahmed Ebu Mayala, arazilerini hukuki yollardan geri alamadıklarını söylüyor. Filistinli, görüştüğü avukatların kendisine "Belki seçimden sonra hükümet değişirse bir şey yapılabilir" yanıtını verdiğini belirtiyor.

Ein Arik Belediye Başkanı Mohannad Othman ise hükümet değişse bile tablo hakkında iyimser olmadığını ifade ediyor:

Ortadoğu'da işler öyle yürüyor ki Smotrich'ten daha kötüsü bile gelebilir.

Independent Türkçe, Guardian, Haaretz