Suriye  lideri Şara, Hattab'ı Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı, Tahan'ı ise Genel İstihbarat Başkanı olarak atadı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (DPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (DPA)
TT

Suriye  lideri Şara, Hattab'ı Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı, Tahan'ı ise Genel İstihbarat Başkanı olarak atadı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (DPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (DPA)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, güvenlik kurumlarında aralarında üst düzey görevlerin de bulunduğu bir dizi yeni atama gerçekleştirdi.

Suriye'nin resmi haber ajansı SANA'nın haberine göre atamalar kapsamında mühendis Enes Hattab, İçişleri Bakanlığı görevine ek olarak Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanlığına getirildi. Hüseyin es-Selame, Ulusal Güvenlik Bürosu Başkan Yardımcısı, Mulhem eş-Şentut ise İçişleri Bakanı'nın Güvenlik İşlerinden Sorumlu Yardımcısı olarak atandı.

Atamalar kapsamında ayrıca Abdulkadir Tahan, Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı olarak görevlendirildi.



Şarku’l Avsat, Şara’nın yeni güvenlik atamalarının arka planını araştırdı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 7 Temmuz 2026'da Şam'daki Halk Sarayı’nda düzenlenen resmi sergi sırasında, 2010'dan bu yana Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü’ne ödünç verilen Suriye'ye ait tarihi eserleri inceliyor (SANA).
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 7 Temmuz 2026'da Şam'daki Halk Sarayı’nda düzenlenen resmi sergi sırasında, 2010'dan bu yana Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü’ne ödünç verilen Suriye'ye ait tarihi eserleri inceliyor (SANA).
TT

Şarku’l Avsat, Şara’nın yeni güvenlik atamalarının arka planını araştırdı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 7 Temmuz 2026'da Şam'daki Halk Sarayı’nda düzenlenen resmi sergi sırasında, 2010'dan bu yana Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü’ne ödünç verilen Suriye'ye ait tarihi eserleri inceliyor (SANA).
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 7 Temmuz 2026'da Şam'daki Halk Sarayı’nda düzenlenen resmi sergi sırasında, 2010'dan bu yana Paris'teki Arap Dünyası Enstitüsü’ne ödünç verilen Suriye'ye ait tarihi eserleri inceliyor (SANA).

Suriyeli güvenlik ve strateji araştırmacısı ve uzman İsmet el-Absi, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın pazar günü gerçekleştirdiği ve güvenlik alanındaki üst düzey birçok görevi kapsayan yeni atama paketini, Suriye güvenlik yapısının yeniden kurumsallaştırılması ve köklü biçimde yeniden yapılandırılması olarak değerlendirdi. Absi’ye göre bunun göstergelerinden biri, Savunma Bakanı Tümgeneral Merhef Ebu Kasra ile Adalet Bakanı Mazhar Luis’in Ulusal Güvenlik Ofisi bünyesinde yer alması. Absi, atamaların aynı zamanda kritik bir dönemde iç güvenlik kaynaklı baskılara ve siyasi-ekonomik nitelikteki dış baskılara verilen bir yanıt olduğunu belirtti.

Absi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, yeni atama paketinin güvenlik yetkisinin Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın elinde merkezileştirilmesine yönelik açık bir eğilimi yansıttığını söyledi. Bunun, Genel Güvenlik (polis ve iç güvenlik) ile Ulusal Güvenlik dosyalarının birleştirilerek tek bir kişinin yönetimine verilmesi yoluyla gerçekleştirildiğini ifade etti.

cdsfvfdb
Suriye güvenlik güçleri, 7 Temmuz 2026'da Şam'da meydana gelen iki patlamanın ardından Four Seasons Oteli yakınında (AFP)

Absi’ye göre bu durum, İçişleri ile İstihbarat arasında herhangi bir yetki ikiliğinin veya rekabetin sona ermesi ve Bakan Hattab’ın stratejik ve operasyonel güvenlik kararlarının alınmasında tek merkez haline gelmesi anlamına geliyor. Buna göre Hüseyin es-Selame, doğrudan Hattab’a bağlı olarak Ulusal Güvenlik dosyasında yardımcı bir icracı role getirilecek; Genel İstihbarat ise bu birleşik yapı içerisinde görev yapan Abdulkadir Tahan’ın yönetimine verilecek.

Yeni atamalar, farklı geçmişlere sahip birden fazla güvenlik birimi Heyet Tahrir eş-Şam, Suriye Demokratik Güçleri ve diğerleri arasında yetkilerin dağılmasına ilişkin daha önce yaşanan endişelerin ardından, karmaşık geçiş döneminin sona erdirilmesi ve merkezi, birleşik bir güvenlik yapısının oluşturulması çerçevesinde gerçekleşiyor.

dfvbg
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara (SANA)

Araştırmacı, Hattab’ın aynı anda hem Ulusal Güvenlik Ofisi’nin hem de İçişleri Bakanlığının başına getirilmesiyle güvenlik için tek bir genel sekreterlik oluşturulduğunu belirtti. Absi’ye göre bu model, başkanlık makamının doğrudan kontrolünü güçlendiriyor ve diğer askeri ya da güvenlik liderlerinin hareket alanını daraltıyor. Böylece yeni devletin kurumsal meşruiyetinin pekişmesine katkı sağlanıyor.

Şam’daki bombalı saldırılar ve sınır açıkları

Absi’ye göre atamaların bu dönemde gerçekleştirilmesinin arkasındaki temel faktörlerden biri, son dönemde Şam’da meydana gelen bombalı saldırıların ardından ortaya çıkan doğrudan ve artan güvenlik baskısı. Bunun yanı sıra Irak’tan Lübnan Hizbullahı’na gönderilmek üzere yola çıkarılan silah kaçakçılığı operasyonlarının ortaya çıkarılması ve engellenmesi de etkili oldu.

Absi, son bombalı saldırıların ve silah kaçakçılığı girişimlerinin engellenmesinin, güvenlik birimleri arasındaki koordinasyonda, sınırların denetlenmesinde ve kentsel bölgelerin kontrolünde bazı açıkları ortaya çıkardığına dikkat çekti.

Absi, “Hattab gibi güçlü bir ismin Ulusal Güvenlik Ofisi’nin başına getirilmesinin amacı, terör ve organize suçla daha etkin mücadele etmek için sahadaki birimler (İçişleri) ile istihbarat birimleri arasında daha sıkı denetim ve daha hızlı koordinasyon sağlamayı hedefliyor” dedi.

xsdvf
Şam'da Emevi Camii yakınlarındaki eski bir çarşıdan görünüm, 9 Temmuz 2026 (AFP)

Suriyeli güvenlik ve strateji araştırmacısı, başta ABD ve Avrupa Birliği olmak üzere Batı’nın, yardımların ve siyasi desteğin yeniden başlatılması için silahlı grupların değil, sivil ve hukuki denetim altında bulunan güvenlik kurumlarının oluşturulmasını şart koştuğuna işaret etti.

Ulusal Güvenlik Ofisi ile İçişleri Bakanlığının tek bir sivil/güvenlik bürokratının yönetimi altında birleştirilmesinin, uluslararası ortaklar açısından «güvenlik kurumunun modernleştirilmesi ve daha şeffaf ve hesap verebilir hale getirilmesi» yönünde olumlu bir adım olarak değerlendirildiğini belirten Absi, bunun daha fazla siyasi ve ekonomik desteğin önünü açabileceğini söyledi.

Absi değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı, “Potansiyel yatırımcıların öngörülebilir ve gerçek bir güvenlik istikrarı güvencesine ihtiyacı var. Güvenlik alanındaki kaos veya kurumlar arasındaki rekabet sermayeyi ürkütür. Dolayısıyla her şeyden sorumlu tek bir güvenlik liderinin bulunduğu mesajını vermek, küresel piyasalara Suriye devletinin hem kendi çıkarlarını hem de yatırımcıların çıkarlarını koruyabileceği yönünde güvence vermek anlamına geliyor. Bu da büyük ölçekli yeniden imar projelerinin başlatılması için temel şartlardan biri. Bu atamalar yalnızca isim değişikliğinden ibaret değil; Suriye güvenlik yapısının köklü biçimde yeniden kurumsallaştırılması anlamına geliyor. Bunun göstergesi, Savunma Bakanı Tümgeneral Merhef Ebu Kasra ile Adalet Bakanı Mazhar Luis’in Ulusal Güvenlik Ofisi bünyesinde yer almasıdır. Aynı zamanda bu adımlar, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Şam ziyaretinin ardından, kritik ve hassas bir dönemde ortaya çıkan iç güvenlik kaynaklı ve dış siyasi-ekonomik baskılara verilen bir yanıttır.”

dvfbgn
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, İçişleri Bakanı Enes Hattab, yardımcıları ve vilayetlerdeki güvenlik güçlerinin komutanlarıyla Kasım 2025'te toplantı düzenledi (SANA)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 6 Temmuz’da gerçekleştirdiği ve iki gün süren ziyareti, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın 2024 yılı sonunda iktidara gelmesinden bu yana Batılı büyük bir ülkenin devlet başkanı düzeyinde Suriye’ye gerçekleştirilen ilk ziyaret olma özelliğini taşıyor.

Macron’un ziyareti sırasında, Fransa Cumhurbaşkanı’nın kaldığı Four Seasons Oteli’nin birkaç yüz metre uzağında iki el yapımı patlayıcı infilak etti. Suriye güvenlik makamları, iki saldırıdan sorumlu hücrenin yakalandığını açıklarken, ilk soruşturmaların hücrenin DEAŞ’a bağlı olduğunu ortaya koyduğu belirtildi.

Suriye meselesi üzerine çok sayıda eseri bulunan akademisyen ve siyasi araştırmacı Dr. Abdurrahman el-Hac ise güvenlik alanındaki değişimleri akademik ve siyasi bir perspektiften değerlendirdi.

El-Hac, gelişmeleri güvenlik kurumunun inşası ve kapasitesinin güçlendirilmesi yönünde önemli bir adım olarak nitelendirdi. El-Hac, “Ulusal Güvenlik Ofisi, farklı kaynaklardan gelen bilgilerin koordinasyonunu ve entegrasyonunu sağlayan bir merkez olarak faaliyet gösteriyor” dedi.

El-Hac, “Yakın zamana kadar koordinasyon sistematik olmayan bir şekilde yürütülüyordu. Ancak şimdi güvenlik tablosunu bütünlüklü biçimde görmek mümkün. Bu yeni yapı, Ulusal Güvenlik Konseyi’nin görevini yerine getirebilmesi için gerekli bir adım. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde, muhtemelen kapsamlı bir güvenlik stratejisine ve bu stratejiyi hayata geçirmek üzere uygun bir metodolojiyle hazırlanmış politikalara tanık olacağız” ifadelerini kullandı.

sdvrgth

Bu gelişmenin devlet kurumlarının inşasına yönelik iç ihtiyaç ile güvenlik tehdidiyle mücadele etme gereksiniminin bir bileşimi olduğunu belirten El-Hac, “Savaştan yeni çıkmış ve ciddi güvenlik kırılganlıkları yaşayan bir ülkenin geçiş döneminde bu iki faktörü birbirinden ayırmak zor. Aynı şekilde bu süreci Uluslararası Koalisyon ile ilişkilerden ve özellikle Uluslararası Koalisyon ile Türkiye bağlantılı bölgesel güvenlik sorunundan bağımsız değerlendirmek de mümkün değil. Başka bir ifadeyle, bu faktörleri birbirinden ayırmak mümkün değil. Ancak ilk adım, devletin ve kurumlarının inşasını tamamlamaya yönelik çabayla başlıyor. Diğer faktörler ise bu sürecin hızlandırılması ve geliştirilmesi için itici güç oluşturuyor” dedi.

Yatırımları çekmek için güvenli ortam

Ekonomi araştırmacısı ve akademisyen Dr. Firas Şabu ise bu adımların amaçlarından birinin güvenli ve istikrarlı bir ortam oluşturmak olduğunu belirtti. Şabu, bunun yatırımları çekmek ve yatırımcılara güven vermek için temel ve ön koşul olduğunu ifade etti.

Şabu’ya göre yapılan değişiklikler, üst düzey güvenlik yönetiminin birleştirilmesini ve güvenlik birimleri arasındaki dağınıklık ile yetki karmaşasının azaltılmasını amaçlıyor.

Güvenlik alanındaki bu adımların, Suriye ekonomisinin hem iç hem de uluslararası düzeyde olumlu ekonomik göstergeler sergilediği bir dönemde atıldığına dikkat çeken Şabu, “Bu nedenle değişiklikler ekonomik vizyonun ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ulusal Güvenlik Ofisi, tüm güvenlik birimlerini denetleme konusunda geniş yetkilere sahip. Dolayısıyla kalkınma ve yeniden imar planlarının önündeki engellerin kaldırılması için istikrarın temellerinin sağlamlaştırılmasına katkı sağlayabilir” dedi.

Şabu ayrıca, ulusal düzeyde güvenli bir ortamın oluşturulmasının yabancı yatırımların çekilmesine ve yerel ekonominin canlandırılmasına imkân sağlayacağını belirterek, bunun uluslararası topluma ve bölgesel ortaklara da devletin iç istikrarı koruma kapasitesine sahip olduğu yönünde güvence vereceğini ifade etti.


Hürmüz Boğazı çatışması, Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendiriyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı çatışması, Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendiriyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ABD’nin Houston kentindeki şirket merkezinde Exxon Mobil CEO’su Darren Woods ve yönetim kurulu üyeleriyle görüşmelerde bulundu. (Reuters)

Ortadoğu’da jeopolitik dengeler bir kez daha sert yüzünü gösteriyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına ve Arap Körfezi’nde deniz trafiğinin durmasına yol açan çatışmalar sürerken, OPEC’in ikinci büyük petrol üreticisi olan Irak, ekonomisinin neredeyse tek can damarı niteliğindeki ihracat hattını güvence altına almak için kritik bir sınavla karşı karşıya bulunuyor.

Irak normal şartlarda günlük yaklaşık 3,4 milyon varil petrol ihraç ediyor. Ancak Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla, ülkenin ihracat altyapısının neredeyse tamamen bu stratejik deniz yoluna bağımlı olması nedeniyle petrol ihracatının yaklaşık yüzde 95’i durma noktasına geldi. Bu durum, Irak bütçesinde aylık milyarlarca dolarlık gelir kaybına yol açtı.

Bu gelişmeler üzerine, yıllarca fizibilite aşamasında kalan alternatif ihracat güzergâhı projeleri Bağdat yönetimi açısından stratejik öncelik haline geldi. Irak, petrol ihracatını kara koridorları ve Kızıldeniz ile Akdeniz’e uzanacak boru hatları üzerinden gerçekleştirecek yeni rotalar oluşturmak için çalışmalarını hızlandırırken, Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin dün sona eren Washington ziyareti sırasında da ivme kazandı. Ziyarette, ABD’li yetkililerle yapılan görüşmelerin gündeminde ‘enerji güvenliği ve ihracat güzergâhlarının çeşitlendirilmesi’ başlığı öne çıktı.

En hızlı alternatifler

Dev boru hatlarının inşasının yıllar alması nedeniyle Bağdat yönetimi, sahada kısa sürede uygulanabilecek en hızlı çözüme yöneldi: Kara yolu üzerinden petrol taşıyan tanker ve kamyon konvoyları. Irak, Nisan 2026’nın sonlarından itibaren karmaşık ve yüksek maliyetli kara lojistik hatlarını devreye alarak, petrol tankerlerini el-Velid ile Rabia-Yarubiye sınır kapıları üzerinden doğrudan Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Baniyas Limanı’na sevk etmeye başladı. Buradan gemilere yüklenen petrol, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimden etkilenmeyen deniz güzergâhları üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırılıyor.

xcsdfvgthy
Irak’ın Kerkük vilayetindeki ed-Dibs bölgesinde bulunan bir petrol sahası (Reuters)

Irak Devlet Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO), Nisan-Haziran 2026 döneminde bu acil güzergâh üzerinden aylık 650 bin ton akaryakıt taşınması için sözleşme yaptı. Son saha verilerine göre, Baniyas Limanı’ndan ihraç edilen Irak menşeli akaryakıt miktarı mayıs ayında günlük 122 bin varile ulaştı. Haziran ayının başında ise bu rakam, her gün yüzlerce tankerin milyonlarca varil petrol taşımasıyla günlük 140 bin varile yükseldi.

Bu güzergâhın sağladığı başarı, Irak hükümetini kullanım alanını genişletmeye teşvik etti. Bağdat yönetimi, Suriye üzerinden günlük 50 bin varil ham petrol ile nafta ihracatını başlatmayı planlarken, Şam yönetimi de artan sevkiyatı karşılayabilmek amacıyla Baniyas Limanı’nın kapasitesini günlük yaklaşık 900 tankere çıkaracak çalışmalar yürütüyor.

İhracat haritasının yeniden çizilmesi

Geçici çözümler önem taşısa da bunlar, Irak’ın Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığını kalıcı olarak azaltmayı hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin yalnızca geçiş aşamasını oluşturuyor. Bu stratejinin temelini ise Bağdat’a farklı ihracat çıkış noktaları sağlayacak ve Hürmüz Boğazı krizinin ortaya çıkardığı jeopolitik riskleri azaltacak sınır aşan petrol boru hatları ağı oluşturuyor.

Bu kapsamda, Zeydi’nin Washington'da Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile ABD’nin himayesinde gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından Basra-Akabe Petrol Boru Hattı Projesi yeniden güçlü bir ivme kazandı. Taraflar, projenin uygulama sürecinin hızlandırılması konusunda anlaşmaya vardı.

Yaklaşık 18 milyar dolar maliyetle hayata geçirilmesi planlanan proje, bölgenin en büyük petrol altyapı yatırımlarından biri olarak görülüyor. Yaklaşık bin 600 kilometre uzunluğundaki boru hattının, Irak’ın güneyindeki Basra petrol sahalarından başlayarak Suudi Arabistan’ın Hadise bölgesinden geçip Ürdün’ün Kızıldeniz kıyısındaki Akabe Limanı’na ulaşması ve günlük 2,25 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olması öngörülüyor.

csdvfgbthyju
Chevron şirketinin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mark Nelson, ABD’nin Houston kentindeki şirket genel merkezinde Iraklı hükümet yetkilileriyle yaptığı toplantıda (Reuters)

Öte yandan, 1982’den bu yana faaliyette olmayan Kerkük-Baniyas Petrol Boru Hattı’nın yeniden işler hale getirilmesine yönelik proje de Zeydi’nin Washington ziyaretinin ardından yeni bir siyasi destek kazandı. ABD, Irak’ın petrol ihracatını Akdeniz’e yönlendirecek stratejik güzergâhlardan biri olarak gördüğü projeye destek verirken, bunu Bağdat ile ekonomik ortaklığı güçlendirmeyi ve Irak’ın risk altındaki deniz yollarına bağımlılığını azaltmayı amaçlayan daha geniş bir vizyonun parçası olarak değerlendiriyor.

Günlük yaklaşık 300 bin varil taşıma kapasitesiyle yeniden faaliyete geçirilmesi hedeflenen hat, Irak petrolü için Hürmüz Boğazı dışında ilave bir ihracat koridoru sağlayacak. ABD Dışişleri Bakanlığı da Irak ile Suriye arasında projeye ilişkin varılan mutabakatı memnuniyetle karşılarken, bunu bölgesel enerji güvenliğini güçlendirecek önemli bir adım olarak nitelendirdi. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise bu koridorların geliştirilmesinin, Hürmüz Boğazı’nı bölgedeki petrol akışı açısından ‘yalnızca ikincil önemde bir unsur’ haline getireceğini söyledi.

Hürmüz sonrası koridorları güçlendirmeye yönelik yatırımlar

Zeydi’nin Washington ziyareti, yalnızca siyasi temaslarla sınırlı kalmadı. Ziyaret kapsamında enerji, altyapı, telekomünikasyon ve sağlık sektörlerini kapsayan, toplam değeri yaklaşık 60 milyar dolara ulaşan kapsamlı anlaşmalar imzalandı. Anlaşmaların en büyük bölümünü ise Bağdat’ın petrol ihracat güzergâhlarını çeşitlendirme ve Arap Körfezi’ne bağımlılığı azaltma hedefi doğrultusunda enerji sektörü oluşturdu.

Bu çerçevede ABD’li enerji şirketi Chevron ile Irak hükümeti arasında üç anlaşma imzalandı. Bunlardan ikisi Irak’ın güneyindeki petrol sahalarının geliştirilmesini kapsarken, üçüncü anlaşma güneydeki petrol sahalarını Hadise bölgesine, oradan da Akdeniz kıyısına bağlayacak yeni bir boru hattı ağının fizibilite çalışmasını öngörüyor. Projenin, Hürmüz Boğazı’na alternatif bir petrol ihracat koridoru oluşturması hedefleniyor.

Zeydi, Houston’da Chevron yöneticileriyle yaptığı görüşmede, Irak’ın ‘yalnızca yükleniciler değil, uzun vadeli ortaklar ve yatırımcılar’ aradığını belirtti. Bu açıklama, yeni hükümetin Irak’ın petrol ihracat haritasını yeniden şekillendirecek stratejik altyapı yatırımlarına öncelik verme yaklaşımını yansıttı.

Karşılıklı çıkarlar

Bu projelerin kapsamı, Irak’ın petrol ihracatı ihtiyaçlarının ötesine geçerek komşu ülkelerin siyasi ve ekonomik çıkarlarıyla da örtüşüyor. Suriye açısından Irak petrolünün yeniden akmaya başlaması, ülkeye transit geçiş ücretlerinden düzenli gelir sağlayacak. Aynı zamanda yerel rafinerilere ham petrol temin edilerek ağır yakıt sıkıntısının hafifletilmesine katkıda bulunulacak ve bu gelirlerin yeniden imar çalışmalarının finansmanında kullanılması hedeflenecek. ABD’nin bu ekonomik entegrasyona verdiği destek ise Şam’ın bölgesel ekonomik sisteme daha hızlı entegre olmasının önünü açıyor.

dfrgthy
Suriye’deki Baniyas Petrol İstasyonu’nda Irak’tan gelen tankerlerden petrol boşaltan bir işçi (Reuters)

Ürdün ise proje sayesinde Kızıldeniz’deki Akabe Limanı üzerinden uluslararası enerji hatları için güvenli ve istikrarlı bir lojistik merkez konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu sayede ülke hem istikrarlı enerji tedariki sağlayacak hem de transit gelirleriyle, çevresindeki bölgesel krizlerin gölgesinde ekonomik istikrarını destekleyecek ek kaynak elde edecek.

ABD ise söz konusu projeleri, bölgesel ekonomik entegrasyonu güçlendirmeyi, enerji koridorlarını çeşitlendirmeyi ve Amerikan şirketlerinin Irak enerji sektöründeki varlığını genişletmeyi hedefleyen daha kapsamlı bir stratejinin parçası olarak değerlendiriyor.

Uygulamadaki zorluklar

Bu strateji güçlü bir siyasi destek görse de, önünde hâlâ önemli engeller bulunuyor. Önerilen kara koridorlarının, DEAŞ hücrelerinin halen faaliyet gösterdiği bölgelerden geçmesi, boru hatları ve diğer enerji altyapısının korunması için kapsamlı güvenlik tedbirlerini zorunlu kılıyor.

Öte yandan, petrolün Akdeniz üzerinden taşınması, Arap Körfezi güzergâhına kıyasla nakliye maliyetlerini artırıyor. Irak petrolünün başlıca pazarlarının Çin ve Hindistan’ın başını çektiği Asya ülkelerinde bulunması nedeniyle, Akdeniz rotası deniz taşımacılığı süresini Körfez güzergâhına göre yaklaşık 10 gün uzatıyor.

Buna rağmen Bağdat’taki karar alıcılar, ihracat güzergâhlarını çeşitlendirmenin maliyetinin, jeopolitik gelişmelerin herhangi bir anda tüm Irak ekonomisini tehdit eden bir darboğaza dönüşebileceğini gösterdiği tek bir geçiş noktasına bağımlı kalmanın doğuracağı bedelden çok daha düşük olduğu görüşünü savunuyor.


Mali'nin kuzeyinde ayrılıkçıların düzenlediği saldırıda 50 asker öldü

Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
TT

Mali'nin kuzeyinde ayrılıkçıların düzenlediği saldırıda 50 asker öldü

Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde saldırının düzenlendiği bölgede yükselen duman (AP)

Tuareg ayrılıkçılarının bugün, Mali ordusuna ait ve kuzeydeki stratejik El Nefis kentinden ayrılmakta olan bir konvoya düzenlediği saldırıda 50 asker öldü.

Saldırı, Batı Afrika ülkesi Mali'de çatışmaların başlamasından 15 ay sonra, Mali ordusu saflarında en fazla can kaybına yol açan saldırılardan biri oldu.

xcdfvgthy
Mali'nin kuzeyindeki Gao kentinde ayrılıkçı militanların düzenlediği saldırının ardından geride kalanlar (AP)

Ülkenin kuzeyinde, iktidardaki askeri cuntaya yakın bir yerel yetkili, AFP'ye yaptığı açıklamada, "Saldırının ilk bilançosu çok ağır; 50'den fazla asker öldürüldü ve en az 24 asker esir alındı" dedi.