Nijer… Sınırlı seçenekler ve alınan dersler

Nijer’deki darbe ülke içinde ve uluslararası alanda birbirinden farklı tepkilere neden oldu. (AFP)
Nijer’deki darbe ülke içinde ve uluslararası alanda birbirinden farklı tepkilere neden oldu. (AFP)
TT

Nijer… Sınırlı seçenekler ve alınan dersler

Nijer’deki darbe ülke içinde ve uluslararası alanda birbirinden farklı tepkilere neden oldu. (AFP)
Nijer’deki darbe ülke içinde ve uluslararası alanda birbirinden farklı tepkilere neden oldu. (AFP)

Halid Hamade

Nijer, Afrika’nın Sahil bölgesinde Batı’nın güvenlik yapısı için önemli bir rol oynamış ve hem Fransa hem de ABD için her zaman ortak bir ilgi odağı olmuştur. Bu iki ülkenin askerî üslerine ev sahipliği yapan Nijer, son yıllarda hem AB’den (2021 yılında 500 milyon euro) hem de Fransa’dan (2022’de 120 milyon euro) önemli bir uluslararası destek gördü. Bunun yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Mart 2023’te gerçekleştirdiği Niamey ziyareti esnasında duyurduğu 150 milyon dolarlık doğrudan bir yardım da var.

2021’den sonra tüm ECOWAS ülkelerinde ‘terörist saldırıların’ kurbanları artmasına rağmen Nijer, nispeten güvenli bir ortama sahipti. Nitekim sivil kayıpları, 2022 yılında yüzde 80 azaldı. ECOWAS Komisyonu Başkanı Omar Touray’ın Güvenlik Konseyi’ne sunduğu rapora göre 2023 yılının ilk altı ayında da terör saldırılarında toplam 4 bin 593 kişi arasından 77 sivil ölümü kaydedildi. Bununla beraber son üç yılda Mali’de (2020-2021), Gine’de (2021), Burkina Faso’da (2022) ve son olarak da Nijer’de (2023) görülen askerî darbeler hem ABD’nin hem de Fransa’nın bölgedeki geniş çaplı askerî müdahalesinin arkasında yatan stratejiye ilişkin soruları gündeme getirdi.

Hiç şüphe yok ki söz konusu askerî konuşlandırma, Afrika sahilinde Batı düşmanlığının pekişmesine katkı sağladığı gibi, Batı’nın stratejik rakipleri Rusya ile Çin’in nüfuzunun genişlemesine de olanak tanıdı. Diğer yandan ister devlet gözetimindeki sivil birlikler ister Mağrip El-Kaidesi, Cemaat-i Nusretü’l-İslam ve’l-Müslimin (Jama’at Nusrat al-Islam wal-Muslimin/JNIM) ve Büyük Sahra’daki İslam Devleti (Islamic State in the Greater Sahara/ISGS) gibi milisler ve örgütler olsun, gayri resmi silahlı gruplar (non-state armed groups) kendi nüfuzlarını pekiştirmeyi başardı. Batı yayılması ışığında bu örgütler, kontrol ettikleri bölgelerde fiili egemen otoriteye ya da proto-devletlere dönüştü.

Fransa ve ABD’nin yaklaşımları

Son üç yılda Afrika Kıtası’nda Batı karşıtlığına odaklanan ve Sahil ülkelerindeki askerî ve siyasi seçkin grupları harekete geçirmeyi başaran bir yönelime tanık olundu. Fransız karşıtı duygular, iktidarı ele geçirme girişimlerine gerekli meşruiyeti kazandırdı. Aynı şekilde Fransa’nın gerekli araçlara sahip olmasına rağmen aşırılık yanlısı silahlı gruplarla mücadele edememesi de Fransa ile yakın bağları olan liderlerin devrilmesine gerekçe sundu.

Fotoğraf Altı: 20 Ağustos’ta bir araya gelen göstericiler, Niamey’deki askerî darbe sebebiyle Nijer’e uygulanan yaptırımları protesto etti. (AFP)
20 Ağustos’ta bir araya gelen göstericiler, Niamey’deki askerî darbe sebebiyle Nijer’e uygulanan yaptırımları protesto etti. (AFP)

Etnik, sosyal ve ekonomik bağların kendilerine sunduğu başarı unsurlarını hesaba katmaksızın, askerî yeteneklerine bakıldığında Fransız güçleri, Sahil bölgesindeki silahlı gruplarla her zaman mücadele etti. Bu etkenler, aşırılık yanlısı gruplara koşullara uyum sağlama ve yerel halkla özdeşleşme yeteneği kazandırdı ve bu da onların, bölgesel ve uluslararası etkin odakların katıldığı askerî operasyonlara rağmen varlıklarını sürdürmeleri ve yeteneklerini geliştirmeleri için imkân sağladı.

2021’den sonra tüm ECOWAS ülkelerinde ‘terörist saldırıların’ kurbanları artmasına rağmen Nijer, nispeten güvenli bir ortama sahipti. Nitekim sivil kayıpları, 2022 yılında yüzde 80 azaldı.

Washington’ın Nijer’deki askerî darbeye karşı kendine özgü bir yaklaşımı vardı. Şöyle ki Biden yönetimi resmî olarak, iktidarın askerler tarafından ele geçirilmesini bir darbe olarak tanımlamadı ve bunun yerine askerî seçeneği dışladığını, krizin diplomasi yoluyla ele alınması gerektiğini dile getirdi. Washington, Agadez Üssü’nün insansız hava araçları için yürüttüğü keşif ve bilgi toplama görevlerinin sürdürülebilirliğini temin etmek için sakin bir yol bulmaya çalışırken Fransa’nın Nijer’de yaşananlara yaklaşımı kolaylıkla aşılamayacak kritik etkenlere dayanıyor.

Enerji üretim tesislerinin ihtiyaçlarını karşılamak için Nijer’deki uranyum kaynaklarına güvenli erişim, Fransa’nın stratejik çıkarlarından biri. Köklü sömürgeci egemenliği sürdürme sorunu da Fransa’nın tutumunun şekillenmesinde rol oynuyor.

Buna karşılık Nijer de iki ülkeye farklı muamelelerde bulundu. Şöyle ki askerî konsey, Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’un devrilmesinin ardından Fransa ile askerî iş birliği anlaşmalarını iptal etti ve Fransa’ya güçlerini çekmesi çağrısı yaptı. Washington ise şu ana kadar güçlerini geri çekme çağrısı almadı; bunu yapmak zorunda kalacağına dair herhangi bir işaret de yok. Aksine insansız hava araçları da dahil olmak üzere ABD’nin askerî uçuşları darbeciler tarafından onaylandı.

Muhtemel senaryolar

Fransa ve ABD’nin Nijer’deki askerî darbeye yaklaşım konusundaki tutum farklılığı, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’na (ECOWAS) da yansıdı. Nitekim devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’un yeniden iktidara getirilmesi için gösterilen diplomatik çabaların başarısız olması halinde askerî çözüme işaret etse de ECOWAS, görünüşe bakılırsa darbenin bölge ülkelerinde sebep olduğu büyük ayrışma ve gerginlikler nedeniyle ortak bir karar alamayacak. Askerî konseyin artan desteği ve herhangi bir askerî müdahaleyle karşılaşma ihtimali, darbeyi planlayanları iktidara tutunma konusunda cesaretlendirdi. ECOWAS üyeleri, kapsamlı bir savaşın bölgenin kırılganlığını artıracağının farkında. Askerî seçeneğin ortaya atılması bile tek başına Batı Afrika ve Sahil bölgesi ülkelerini bölmek için yeterli oldu. Buna ek olarak, halihazırda ECOWAS’ın dönem başkanlığını üstlenen Nijerya gibi üye ülkeler, iç baskılara maruz kalıyor. Bu baskılar, Nijerya’nın kuzeyindeki en büyük şehir Kano’nun sokaklarında Nijer’e yönelik olası bir işgali protesto etmek için yapılan yoğun gösteriler üzerinden ifade edildi.

Fotoğraf Altı: Binlerce darbe destekçisi, 20 Ağustos’ta Niamey’de gösteri yaptı. (AFP)
Binlerce darbe destekçisi, 20 Ağustos’ta Niamey’de gösteri yaptı. (AFP)

AP’nin haberine göre ECOWAS’ın, Nijer’i işgal etmek ve demokratik olarak seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’u göreve geri getirmek için ‘Afrika İhtiyat Gücü’nü harekete geçirdiğini duyurmasından yalnızca birkaç gün sonra darbe destekçileri, olası bir askerî müdahaleye karşı savaşmak için gönüllü olarak seferber olmaya başladı.

Görünüşe göre ECOWAS’ın, Fransa ve ABD desteği olmadan tehditlerini yerine getirmesi giderek zorlaşıyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre askerî herhangi bir müdahaleyi yönetecek olan Nijerya’nın karşı karşıya kaldığı iç güvenlik sıkıntılarının yanı sıra, Burkina Faso ve Mali de bloğun ülkeyi işgal etmek için harekete geçirilmesi halinde Nijer’de darbecilerin yanında savaşacakları tehdidinde bulundu. Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden (IFRI) Elie Tenenbaum, “Esasında Afrika İhtiyat Gücü, darbenin gerçekleştiği bir ülkede anayasal düzeni geri getirmek için tasarlanmadı” diyor. Fransa, Nijer’e askerî olarak müdahale etmek için harekete geçer mi? Peki, ABD; Afganistan ve Irak’taki uzun savaş tecrübelerinden sonra dış politikasında hiçbir önceliği olmayan bir yere müdahale eder mi?

Askerî seçeneğe doğru gidişin yansımaları

ECOWAS’ın askerî seçeneğe yönelmesi, Burkina Faso ile Mali ordularının darbeyi savunmak için Nijer’deki muadillerine katılmasına yol açacak. Bu da Cumhurbaşkanı Bazoum’un göreve geri getirilmesi krizini Sahil bölgesinde kapsamlı bir çatışmaya dönüştürecek. Bu bağlamda Çin ve Rusya destekli yabancı güçler ve güvenlik örgütleri, bölgedeki Fransız ve Amerikan çıkarlarına karşı çıkma adı altında savaşı uzatmak için silah ve para desteği sunmakta tereddüt etmeyecektir. Hiç şüphesiz askerî seçeneğe başvurmanın sonuçları ve yansımaları, bir bütün olarak Afrika’nın güvenliğine gölge düşürecek ve hatta mevcut krizleri daha da karmaşık hale getirecek:

Öncelikle, ilk olumsuz yansıma, teröre karşı bölgesel savaşa katılan ülkeler üzerinde olacaktır. Zira halihazırda bu savaşın sorumluluğunu üstlenen ülkeler, ordu ve kaynaklarının yönünü yeni önceliklere doğru çevirecek. Nijeryalı askerler şu an G5-Sahel Grubu ve Çok Uluslu Ortak Görev Gücü üzerinden Çad Gölü havzası ve ülkenin diğer bölgelerinde Boko Haram’a, Batı Afrika Eyaleti İslam Devleti’ne (ISWAP) ve diğer terörist gruplara karşı savaşıyor. ECOWAS’ın Nijer’e karşı yürüteceği herhangi bir saldırı, öncelikleri askerî konsey ile geçiş hükümetinin korunması yönünde yeniden düzenleyecek ve yeni savaşın sebep olduğu zayıflıklardan yararlanarak faaliyetlerini artıracak olan terörist gruplara karşı savaşa katılmaktan uzaklaştıracaktır.

ECOWAS’ın, Fransa ve ABD desteği olmadan tehditlerini yerine getirmesi giderek zorlaşıyor. Askerî herhangi bir müdahaleyi yönetecek olan Nijerya’nın karşı karşıya kaldığı iç güvenlik sıkıntılarının yanı sıra, Burkina Faso ve Mali de Nijer’de darbecilerin yanında savaşacakları tehdidinde bulundu.

İkinci olarak; silahlı çatışma Nijer’e sınırı olan yedi ülkeye büyük bir mülteci akınına yol açacak ki çok sayıda mültecinin Avrupa’ya gitmeye çalıştığı bir durumda bu, mevcut krizi daha da şiddetlendirecektir.

Üçüncü olarak; Nijer’le müttefik olan ülkeler ECOWAS’ın, Fransa ve onun müttefiklerinin çıkarlarını korumak için askerî bir operasyon yürüttüğünü düşünecek. Bu ise askerî müdahale uyarısında bulunan Rusya’ya yönelmek için bir teşvik olacaktır. Rusya, darbeye karşı çıkan Güney Afrika ve Namibya gibi Afrikalı müttefiklerini kızdırmamak için darbecilere destek vermemeye özen gösterdi göstermesine ama geniş çaplı bir askerî müdahale Moskova’ya, buna katılma ve komşu Mali’de aktif olarak bulunan Wagner örgütünü dahil ederek yeni müttefikler kazanma fırsatı sağlayacaktır.

Alınan dersler, Batı Afrika ülkelerine Batılı bakış açısını değiştiriyor mu?

Nijer’de ve onun öncesinde Batı Afrika’daki askerî darbeye karşı ortaya koyduğu tutumlara bakılırsa ABD, Batı demokrasisini güç yoluyla dayatmaya ilişkin bir güvenlik gücü olarak hareket etmeyecek gibi görünüyor. Aksine ABD’nin, Afrika’nın terörle mücadeleye katılımını teyit etme ve mevcut otoriteyle çatışmadan askerî üslerini sessizce konuşlandırmayı sağlama yönünde bir arzusu var. Gerçekleşirse şayet askerî çatışma, ABD’yi şu iki seçenekten birine itebilir:

Birincisi; ilgi odağının Gana ve Senegal gibi daha demokratik ve ekonomik açıdan daha ileri Batı Afrika ülkelerine kaydırılmasından sonra doğrudan çatışma dairesinden çıkmak ve yapıcı kaos teorisini tekrar etmek. Faaliyetlerin keşif ve uzaktan bilgi toplama operasyonlarıyla sınırlandırılması ve destek sunulması, geçiş seçeneğini Washington için mantıklı kılıyor.

İkincisi; Batı’nın, Batı Afrika’da güvenliğin istikrarını sağlama ve devletin yeteneklerini geliştirme adına yeni bir yaklaşıma yönelmesine öncülük etmek. Brown Üniversitesi’nde Savaşın Maliyetleri Projesi’nin eş direktörü Stephanie Saville şu değerlendirmede bulundu:

Şu an ABD’de gerçekten yapmamız gereken şey, olup bitenlere farklı bir yaklaşımın gerekli olduğuna dair bir uyandırma çağrısı olarak bakmaktır… Gelin, şu ana kadar yaptıklarımızın başarısız olduğunu söyleyecek kadar cesur olalım.

Afrika Sahil ülkelerindeki rejimlerin askerî bir karaktere büründürülmesi eğilimi, demokratik olarak seçilen ve Batı hegemonyasının bir uzantısı olmaktan öteye geçmedikleri için devrilmesi şart olan yetkililerden kurtulmanın alternatif modeli haline geldi. Batı; Mali ve Burkina Faso’dan sonra Nijer’den alınan dersleri okur mu?

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



ABD'de ölü balina alarmı: Rekor seviyeler görülüyor

Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)
Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)
TT

ABD'de ölü balina alarmı: Rekor seviyeler görülüyor

Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)
Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)

ABD'nin kuzeybatı sahillerinde bu yıl yaklaşık iki düzine gri balina karaya vurarak öldü.

King 5 News'un pazartesi günü bildirdiği üzere bu yıl Washington kıyılarında ve eyaletin Puget Boğazı boyunca çarpıcı bir şekilde 22 gri balina ölü bulundu.

Washington Balık ve Yaban Hayatı Departmanı'na göre gri balinalar Washington'da "hassas" statüsünde; yani bu yerli memeliler "savunmasız veya sayıları azalan" konumunda yer alırken, eyalette nesli tükenmekte veya tehdit altındaki türler haline gelme olasılıkları yüksek.

King 5 News, balık ve yaban hayatı yetkililerine dayandırdığı haberinde daha geçen çarşamba günü Bremerton yakınlarında bir erkek gri balinanın bulunduğunu bildirmişti.

Cascadia Araştırma Kolektifi kurucusu ve araştırma biyoloğu John Calambokitis daha önce yayın kuruluşuna, "Bizim karaya vurma diye adlandırdığımız durumda, yani kıyıda ölü bulunan gri balina sayısında rekor seviyeler görüyoruz" demişti.

Cascadia Araştırma Kolektifi ve ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA) Balıkçılık Departmanı'ndan uzmanlara atıfta bulunan yayın kuruluşu, bu yıl incelenen balinalardaki en yaygın bulgunun yetersiz beslenme olduğunu bildirdi.

Uzmanlar, balinaların beslenmek için göç ettiği Arktika'daki avların iklim değişikliği nedeniyle azaldığına inanıyor.

Washington Balık ve Yaban Hayatı Departmanı'nın internet sitesinde şu ifadelere yer veriliyor: 

Okyanusların asit oranının artması, okyanus sıcaklıklarının yükselmesi ve diğer değişen oşinografik modellerin birleşimi, gri balinaların beslendiği küçük bentik omurgasızların sayısında azalmaya yol açabilir... Ayrıca avların zamanlaması ve dağılımını da bozabilir.

Geçen çarşamba günü Facebook'ta bir topluluk uyarısı yayımlayan NOAA Batı Kıyısı Balıkçılık Müdürlüğü, Puget Boğazı'nın orta kesimlerinde yetersiz beslenmiş bir veya iki gri balina görüldüğünü açıklamıştı.

King 5 News'un haberine göre o gün Bremerton yakınlarında bulunan erkek gri balina, yetersiz beslenme ve darbe sonucu oluşan yaralanma belirtileri sergiliyordu.

Kuzey Pasifik'teki gri balinalar, Doğu Kuzey Pasifik ve Batı Kuzey Pasifik popülasyonları olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Balık ve yaban hayatı yetkilileri, Doğu Kuzey Pasifik popülasyonunda 2016'da yaklaşık 26 bin 960 balina yaşadığını söylüyor.

aXSDWEF
Uzmanlar, balinaların beslenmek için göç ettiği Arktika bölgesindeki iklim değişikliği sonucu avların sayısının azaldığını düşünüyor (AFP)

Federal düzeyde nesli tükenme tehlikesi altında sınıflandırılan Batı Kuzey Pasifik popülasyonunda ise 2016'da yaklaşık 271 ila 311 balina vardı.

Balık ve yaban hayatı yetkilileri, gri balinaların iklim değişikliğinin yanı sıra "balık ağlarına ve deniz çöplerine takılma", gemilerle çarpışma ve "insan kaynaklı deniz sesleri" gibi tehditlerle de karşı karşıya olduğunu ifade ediyor.

King 5 News'a göre bu yıl Washington'da karaya vuran en az 4 balinada gemi çarpması sonucu oluştuğu düşünülen yaralar görülürken, birinde de yakın zamanda ağlara takıldığına dair izler vardı.

Yayın kuruluşunun aktardığı üzere 2019'da Washington'da karaya vuran 35 gri balina kaydedilirken araştırmacılar, bu yılki toplam sayının rekor kırılan o senenin aynı dönemindeki sayıyı şimdiden aştığını belirtiyor.

Independent Türkçe


Tahran: Kalibaf, Katar’da 12 milyar dolarlık fonun serbest bırakılmasını görüşüyor

Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)
Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)
TT

Tahran: Kalibaf, Katar’da 12 milyar dolarlık fonun serbest bırakılmasını görüşüyor

Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)
Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı, müzakere heyetine yakın bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Katar’da, olası mutabakatın ilk aşamasında 12 milyar doların serbest bırakılması mekanizmasını görüştüğünü aktardı. Haberde, 14 maddeden oluşan mutabakat zaptının, müzakereler sürecinde dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını öngördüğü, söz konusu meblağın yaklaşık 24 milyar dolar olduğu belirtildi.

Kaynak, Tahran’ın mutabakat zaptının açıklanmasıyla birlikte bu miktarın yarısının erişime açılmasında ısrarcı olduğunu, kalan kısmın ise 60 gün içinde aktarılmasının planlandığını söyledi. Kaynak ayrıca, Kalibaf’ın Katar ziyaretinin, bu talebin uygulanma mekanizmasını, ilk aşamada 12 milyar dolara erişim yollarını ve buna ilişkin engellerin kaldırılmasını görüşmek amacıyla gerçekleştirildiğini ifade etti.

Kaynak, Güney Kore ve Katar’daki İran fonlarının daha önce serbest bırakılması sürecinde yaşanan deneyimin, Tahran’ı uygulama adımlarını yakından takip etme konusunda daha hassas davranmaya yönelttiğini belirtti. Böylece geçmişte yaşanan karmaşık süreçlerin tekrarının önlenmesinin hedeflendiği kaydedildi.

Aynı kaynak, ziyaret sırasında önceki deneyimlerden yararlanılarak fonlara erişimde herhangi bir aksaklık yaşanmamasının amaçlandığını ve bu konuda ‘iyi sonuçlar’ elde edildiğini söyledi. Kaynak, “Katar’daki müzakereler genel olarak olumlu geçti ve genel müzakere sürecinde ilerleme sağlanmasına katkıda bulundu” ifadesini kullanırken, Tahran’ın dosyaya büyük bir temkinle yaklaştığını, çünkü ABD’nin ‘taahhütlerine bağlı kalmayan bir taraf olarak bilindiğini’ öne sürdü.

Tesnim Haber Ajansı’nın bilgi sahibi bir başka kaynağa dayandırdığı haberde, Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün Doha yönetiminin İran ile ABD arasındaki mutabakat muhtırasına garanti sağlamak amacıyla herhangi bir ödeme yapmadığı yönündeki açıklamalarına yanıt verildi. Kaynak, “Katarlı yetkililerin açıklamaları genel hatlarıyla yanlış değil” ifadesini kullanarak, Doha’da görüşülen paranın İran’a ait olduğunu ve mutabakata garanti sağlanmasıyla ilgisinin bulunmadığını söyledi.

Kaynak ayrıca, Tahran’ın geçmiş deneyimleri nedeniyle söz konusu fonları geri almak için ‘tam bir hassasiyet ve kararlılıkla’ hareket ettiğini belirtti.

Tesnim, Kalibaf’ın, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti ile birlikte gerçekleştirdiği Katar ziyaretinin, olası mutabakat muhtırasının ilk aşamasında dondurulmuş İran varlıklarının bir kısmının serbest bırakılması amacı taşıdığını yazdı.

Ajans, İran’ın ABD tarafına güvenmemesi nedeniyle bu fonların bir bölümünün süreç içinde serbest bırakılmasında ısrar ettiğini, böylece somut sonuç ve doğrudan fayda elde etmeyi hedeflediğini aktardı.

Haberde, dosyanın öneminin Kalibaf’ı, müzakere heyeti başkanı sıfatıyla, Katar Emiri ile yapılacak görüşmeleri bizzat takip etmek üzere Doha’ya gitmeye yönelttiği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Tesnim’den aktardığına göre, ziyaret sırasında ‘ilerleme’ sağlandı ve görüşmelerde ‘ileri yönlü adımlar’ atıldı.


Gazze, kısım kısım yeniden inşa ile ABD’nin zorlu iddiası arasında

Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla
Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla
TT

Gazze, kısım kısım yeniden inşa ile ABD’nin zorlu iddiası arasında

Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla
Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla

Amr İmam

ABD, Hamas'ın kontrolü dışındaki bölgelerde Gazze'nin yeniden inşasına ve yönetilmesine ilişkin planlarını hayata geçirme yolunda ilerliyor. Bu durum, savaşın harap ettiği bölge sakinleri için nadiren açılan bir umut penceresi aralasa da planların önünde ciddi engeller bulunuyor.

Öte yandan bu planlar, Mısır'ı da ince hesaplar yapmaya zorluyor. Çünkü Mısır, Gazze’de ateşkese ulaşılmasındaki kilit rolü ve savaş sonrası toparlanma ile yönetim sürecinde üstlenmek istediği işlev nedeniyle kritik bir konumda.

Planın özü, Gazze içinde yönetilebilir cep bölgeler oluşturmayı, bu bölgelerde geçici sivil bir yönetimin sorumluluk üstlenmesini, yeterli miktarda yardımın sağlanmasını ve yeniden yapılanma çalışmalarının başlatılmasını öngörüyor. Bu planlar, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği Gazze Barış Konseyi'nin Hamas'ın silah bırakma taahhüdünü yerine getireceği umudunu yitirdiğinin görülmesinin ardından netlik kazandı.

Gazze Barış Konseyi, haftalarca süren müzakerelerin ve Kahire'de Hamas temsilcileri ve diğer muhataplarla gerçekleştirilen toplantıların ardından Hamas’ın silahlarından vazgeçmeyeceği ve tünel ağını dağıtmayacağı sonucuna vardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hamas'ın silah bırakmayı reddetmesi, bir bakıma sürecin tamamına duyduğu güvensizliği yansıtıyor. İsrail'in geçtiğimiz ekim ayında Şarm eş-Şeyh'te açıklanan Trump'ın on maddelik ateşkes planı kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirme isteğine ya da kapasitesine ilişkin kuşkular da bu güvensizliğin bir parçası.

Gazze'deki ateşkes resmi olarak yürürlükte kalmaya devam etse de büyük ölçüde kâğıt üzerinde kalıyor gibi görünüyor.

İsrail ordusu Gazze'nin çeşitli bölgelerini vurmayı sürdürüyor; bu saldırılar iki yıldır devam eden savaşta 70 bini aşan can kaybına yenilerini ekliyor ve Gazze'nin ayakta kalan binalar ile sivil altyapısını tahrip ediyor.

İsrail ayrıca Gazze'deki işgal alanını genişletmeye devam ederek İsrail askeri bölgesini belirleyen ‘sarı hattı’ Gazze’nin derinliklerine doğru ilerletiyor. Başbakan Netanyahu daha önce İsrail ordusunun, Gazze'nin yüzde 60'ından fazlasını, yani 365 kilometrekaresini kontrol ettiğini açıkladı. Bu oran daha önce yüzde 53'tü.

İsrail'in askeri varlığının bu denli genişlemesi, Hamas'ın bazı kaygılarını haklı çıkarır nitelikte. Filistinlilerin yeniden iskânına yönelik İsrail çağrıları ve sahil bölgesini parlak bir uluslararası tatil köyüne dönüştürmeyi amaçlayan kalkınma önerileri ise bu kaygıları daha da derinleştiriyor.

Planın özü, Gazze içinde yönetilebilir cep bölgeler oluşturmayı, bu bölgelerde geçici sivil bir yönetimin sorumluluk üstlenmesini, yeterli miktarda yardımın akmasını ve yeniden yapılanma çalışmalarının başlatılmasını öngörüyor.

Kırılgan bir umut kıvılcımı

Gazze'deki 2 milyonu aşkın Filistinli için ateşkes, acılarını hafifletmek bakımından son derece sınırlı kaldı.

İsrail'in iki yıl boyunca sürdürdüğü savaşa damgasını vuran toplu katliamlar ve bombardımanların kısmen azaldığı doğru, ancak günlük yaşam, çatışmalar sırasındaki kadar ağır koşullarda sürüyor. Gazzeliler yaz sıcağını ve kış soğuğunu hâlâ açık havada geçiriyor.

Evlerinin, sokaklarının ve sivil kurumlarının enkazıyla ve İsrail ateşinde hayatını kaybeden sevdiklerinin acı anılarıyla kuşatılmış durumda olan Gazzelilerin gidecekleri bir yer yok. Havadan bakıldığında Trump'ın daha önce, Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un Ortadoğu'ya gerçekleştirdiği en az iki ziyaretinde söylediği sözlerine dayanarak ‘yıkım sahnesini’ andıran bir toprakta yaşıyorlar.

sacddsc
Gazze şehrinde, yıkılmış evlerin enkazları arasında, kucağında bir kız çocuğu taşıyarak yürüyen Filistinli bir çocuk, 11 Mayıs 2026 (Davud Ebu el-Kas/Reuters)

İnsani yardımlar Gazze'ye hâlâ sınırlı miktarlarda ulaşıyor. Yaygın açlığı ya da önceki düzeylerde kalmaya devam eden yetersiz beslenme oranlarını fiilen hafifletemiyor. Faaliyetlerini sürdüren az sayıdaki tıbbi tesis ise sonu gelmeyen bir temel malzeme ve ekipman listesiyle boğuşuyor.

İsrail'in iki yıldır sürdürdüğü savaşa damgasını vuran toplu katliamlar ve bombardımanların kısmen azaldığı doğru olsa da günlük yaşam, çatışmalar sırasındaki kadar ağır koşullarda sürüyor.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) mayıs ayı ortalarında yayımladığı raporda belirtildiği gibi Gazze'deki askeri bölgenin genişlemesi insani müdahaleleri sekteye uğratacak, halk üzerindeki baskıyı artıracak ve şiddetten kaynaklanan riskleri yükseltecek. UNRWA ayrıca hastalık taşıyan kemirgen ve böceklerin beslediği halk sağlığı krizinin derinleşmesiyle birlikte Gazze'nin sağlık sisteminin neredeyse çöküşünün eşiğine geldiği ve zaten kötüleşmekte olan yaşam koşullarının daha da kırılgan bir hal aldığı konusunda da uyardı.

Bu bağlamda Gazze'nin ateşkes planı çerçevesinde toparlanma, yeniden yapılanma ve sivil yönetim aşamasına geçmesi, artık yalnızca diğer insanlar gibi güvenlik ve huzur içinde yaşama fırsatı isteyen bölge sakinlerine umut aşılayacak.

Gazzeliler, yeniden yapılanmanın ve normale dönüşün bir gecede gerçekleşemeyeceğinin farkında. Bu geçiş döneminin pratik karmaşıklıklarının da bilincindeler. Bununla birlikte herhangi bir değişim ihtimali, her türlü olumlu değişim, onlara bir ölçüde onur ve güvenlik içinde yaşayabilmek için yeniden can bulmuş bir fırsat sunacak.

Kahire'nin pragmatik hesapları

Mısır, Trump'ın ateşkes planının ilk aşamasının 16 Ekim 2025'te tamamlanmasının ardından planın sonraki aşamalarının uygulamaya konulması için baskı uyguluyor.

Kahire'nin, Hamas'ın kontrolü dışındaki bölgelerde yeniden yapılanma ve yönetim aşamasına geçişe itiraz etmesi pek olası değil. Bunun ardında Mısır'ın harekete ilişkin ideolojik tutumu ve kendine özgü güvenlik kaygıları yatıyor.

Mısır uzun süredir Gazze için Hamas'ı dışlayan bir yönetim anlayışını tercih ediyor. Resmi adıyla ‘Gazze'yi Yönetmek için Filistin Ulusal Komitesi’ olarak bilinen, Gazze'yi yönetmek üzere partili olmayan Filistinli teknokratlardan oluşan bir komite kurulması fikri de geçtiğimiz yıl mart ayında Kahire'de hayata geçirildi. Bu komitenin en belirgin özelliği Hamas'ın dışarıda bırakılmasıydı.

sxcds
Netanyahu, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta görev yapan İsrailli askerleri ziyaret ederken, 18 Temmuz 2024 (AFP)

Mısır, bu öneriyi Hamas'a yönelik bir adım olarak sunmadı. Ancak Kahire ile on iki yıldır Gazze'yi yöneten hareket arasındaki ilişkiyi takip eden herkes iki taraf arasındaki derin ideolojik uçurumun farkında. Hamas, Mısır'ın hem iç hem de dış cephede karşı çıktığı ve mücadele ettiği siyasal İslam akımını temsil ediyor.

Trump'ın Gazze’yi ‘Ortadoğu’nun rivierası’ yapma önerisine karşın geçtiğimiz yıl mart ayında kendi Gazze yeniden yapılanma planını hazırlayan Mısır, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ulusal güvenlik meselesi olarak değerlendiriyor. Gazze’nin yeniden inşası Kahire açısından, Gazze ile İsrail'e sınır olan Mısır toprağı Sina'ya Gazze sakinlerinin yerinden edilmesine karşı zorunlu bir set işlevi de görüyor.

Yeniden yapılanma sürecinin başlatılması, Gazze'yi Yönetmek için Filistin Ulusal Komitesi’nin operasyonlarını Kahire'den Filistin topraklarının bizzat içine taşımasına olanak tanıyacak. Bu da geçiş döneminin daha etkin biçimde yönetilmesine imkân sağlayacak.

Bununla birlikte Mısırlı yetkililer, Hamas'ın dışarıda tutulmasının Gazze'de güvenlik boşluğu yaratıp bölgenin Sina'ya açılan sınırı üzerindeki denetimi zayıflatabileceği kaygısını taşımaya devam ediyor.

Edinilen haberlere göre yüzlerce Filistinli polis memuru, yeniden yapılanma döneminde güvenlik işlerini üstlenmek üzere Gazze'ye konuşlandırılmaya hazırlık kapsamında Mısır'da eğitim görmeye başladı.

Kısım kısım yeniden inşanın riskleri

Ne var ki Hamas'ın kontrolü dışındaki bölgelerde yeniden inşa ve yönetim sürecini başlatmak, tasavvur etmekten çok daha güç.

Gazze'nin bir bölümünün Hamas kontrolünde kalması, bölgenin farklı kesimleri arasındaki hareket özgürlüğünü kısıtlayacak ve yeniden yapılanma çabalarını sekteye uğratacak. Gazze'nin yeniden imarının toplam maliyeti daha önce yaklaşık 70 milyar dolar olarak tahmin edilmişti.

Bu yılın 19 Şubat'ında Barış Konseyi'nin dokuz üyesi yeniden yapılanma planını finanse etmek amacıyla milyarlarca dolar katkı sağlama taahhüdünde bulundu. Ancak bu fonların yalnızca küçük bir bölümü Konsey'e ulaşabildi.

ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş, Gazze'nin yeniden imarını finanse etme umutlarının büyük bölümünü söndürdü. Zira savaş, bu finansmanın büyük kısmını üstlenmesi beklenen Körfez ülkelerinin ekonomilerine ciddi zararlar verdi. Savaşın uluslararası ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri de başka ülkelerin Gazze'nin yeniden imarı için bağış yapma ihtimalini zayıflattı.

sdvv
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye’de yıkılmış binaların enkazının dağıldığı bir caddede yerinden edilmiş Filistinliler, 6 Mayıs 2026 (AFP)

Savaşın ötesinde uluslararası bağışçıların büyük çoğunluğu olası katkılarını Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin geleceğinden dışlanması koşuluna bağlıyor.

Bu koşullar, Hamas için adeta bir idam hükmüne benziyor.

Siyasi liderliğinin hâlâ istikrar kazanmadığı hareket, elinde kalan silahların, Gazze genelinde işlettiği tünel ağının ve kontrolündeki bölgelerin son kozu olduğunun farkında.

Hamas'ın bu kozu sıkıca tutmaya devam edeceği anlaşılıyor. Bunu yaparken Gazze'ye ve Filistin davasının tamamına verdiği zararın farkında; zira 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlenen saldırılar, kırk yıllık hareket tarihinin en ağır stratejik ve askeri yanlış hesabı olarak Filistinliler nezdinde hareketin popülaritesine derin izler bıraktı.

Öte yandan Gazze'nin bir bölümünün Hamas kontrolünde kalmaya devam ettiğini kabul ederek bazı kesimlerinin yeniden inşasına başlamak, bağımsız bir Filistin devleti hayalinin yolunda atılan bir adım olarak Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria'da birleşik bir Filistin sivil yönetimi kurulmasına ilişkin kalan umutlara ağır bir darbe vuracak.

Kısmi yeniden yapılanmanın beraberinde getirebileceği tüm yararlarına karşın bu süreç, Gazze Barış Konseyi yerle bir olmuş bu topraklar için yeni bir yol çizerken dikkatle değerlendirilmesi gereken riskler barındırıyor.