Nijer’deki askeri darbe, Elysee Sarayı için yeni bir yenilgi

Fransa-ABD hattında aksi görüşler mevcut. (Shutterstock)
Fransa-ABD hattında aksi görüşler mevcut. (Shutterstock)
TT

Nijer’deki askeri darbe, Elysee Sarayı için yeni bir yenilgi

Fransa-ABD hattında aksi görüşler mevcut. (Shutterstock)
Fransa-ABD hattında aksi görüşler mevcut. (Shutterstock)

Hattar Ebu Diyab

Nijer’deki askeri darbenin üzerinden yaklaşık bir ay geçti ve durum daha da vahim bir hal aldı. Diplomasi ve askeri müdahale seçenekleri arasında adeta bir rekabet söz konusu. Nijer’deki bu gelişme, Fransa’nın için yeni bir darbe olurken Batı'nın birbirinden tamamen farklı olan Kuzey Afrika ile Sahra Altı Afrika bölgelerini ayıran ve hassas bir jeopolitik konuma sahip olan Sahel bölgesindeki çıkarlarına yönelik yeni bir tehdit oluşturuyor.

ABD-Fransa anlaşmazlığı, Paris’in desteklediği Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu'nun (ECOWAS) Nijer’e olası askeri müdahalesine gölge düşürüyor. Washington, Batı'nın nüfuzunu Rusya lehine zayıflatacağına inandığından Nijer’e askeri müdahalede bulunulması konusunda fazla istekli değil. Bunun yanında Washington, böyle bir müdahalenin Burkina Faso ve Mali'nin Nijer’deki askeri darbeyi desteklemelerinden dolayı bölgede geniş çaplı bir savaşın fitilini ateşleyebileceğini de düşünüyor.

Fransa’nın hayal kırıklığı ve Sahel bölgesindeki başarısızlıkları

Paris, Nijer’de 26 Temmuz’da gerçekleşen askeri darbenin ve seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum'un alıkonulmasının ardından istisnai bir durumla karşı karşıya kaldı. Bu durum esasen Fransa’nın kara kıtadaki varlığı açısından belirleyici bir kriz. Elysee Sarayı'nın karar alma mercii, Bamako ve Vagadugu’dan sonra, hızlı gelişmelerin yaşandığı Niamey'de de yeni bir diplomatik başarısızlığa uğradı.

Fransa’nın ya kibir ya aşırı özgüven ya da siyasi ve sosyal anlamda tecrübe ve farkındalık düzeylerinin, kalkınma mekanizmalarının ve gizli güçlerinin gerilemesi ve durumu idare etme yönteminin bozulması nedeniyle söz konusu bu başarısızlıklara uğramasını önleyecek bir çaba sarf edememesi, darbeyi öngöremediğini ve yanlış hesap yaptığını gösteriyor. Fransa, Mali ve Burkina Faso’daki askerlerini geri çekmiş, Nijer’de konuşlu kalabalık askeri gücüne güvenmişti. Bu yüzden öngörü ve hesaplama konusunda yaşadığı bu başarısızlık oldukça garip.

Başarısızlığa yol açan ihmal ve aksaklığın sorumlusunun kim olduğu sorusunun yanıtına gelince burada Beşinci Fransa Cumhuriyeti döneminde Afrika politikasını belirleyenin Elysee Sarayı olduğu vurgulanabilir. Sorun, Fransa Anayasası’nın dış politika ve savunma konularında ayrıcalıklı karar alma yetkisi verdiği piramidin en tepesindeki cumhurbaşkanından kaynaklanıyor. Bunlar ülkenin egemen kararıyla ilgili meseleler olduğundan Dışişleri Bakanlığı'ndaki ve sahadaki diplomatların yanı sıra orduyla ve güvenlik teşkilatlarıyla etkileşim eksikliği ve kulak verilmemesi Elysee Sarayı’nı mevcut gerilemenin ve Sahel bölgesinden dışlanmanın sorumlusu haline getiriyor.

efrf
Nijer'in başkenti Niamey'de 2 Eylül'de düzenlenen protesto gösterisinde, Fransa'nın ülkeden çekilmesi talep edilen pankartlar açıldı. (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 28 Ağustos'ta Paris'te düzenlenen yıllık Büyükelçiler Konferansı sırasında yaptı açıklamada, Fransa'ya karşı provokasyon yapıldığını ve özellikle Rusya’yı kastederek yeni sömürgeci güçler tarafından hedef alındığını vurgulayarak bölgedeki Fransız askerlerinin geri çekilmesini savunmaya çalıştı.

Ancak gerçekler, sorunun daha karmaşık olduğunu ve artık sadece çıkar sağlama alanı değil, özellikle barındırdığı zengin kaynakların yanı sıra uluslararası ve bölgesel taraflar arasında nüfuz için çılgın bir rekabetin yaşanması nedeniyle kendine uluslararası dengelerde yer edinmek isteyen genç bir kıta olarak gelecek vadeden Afrika’ya ayak uydurarak değişimi zamanında gerçekleştiremeyen Fransa'nın başarısızlığa uğramaktan kurtulamadığını gösteriyor.

Mali'nin başkenti Bamako'da 2021 yılından bu yana büyükelçisi bulunmayan Fransa’nın Burkina Faso’da iktidarı ele geçiren askeri cuntaya önerdiği büyükelçisi de reddedildi. Belki bundan sonra Nijer’de Fransa’nın büyükelçisi olmayacak.

Afrika'da son yıllarda Rusya’nın yanı sıra diğer muhaliflerin ya da rakiplerin manevralarıyla birlikte Fransa karşıtlığı artarken Fransa’nın siyasetiyle ilgili hayal kırıklığının daha derin nedenleri de var. Eleştiriler özellikle CFA frangıyla ilişkilendirilen yardım politikasına ve ekonomi politikasına odaklansa Fransa’nın Mali'de radikal örgütlere karşı mücadele için konuşlandırdığı ve 2014 yılından 2022 yılına kadar görev yapan ‘Barkhane Operasyonu’ adlı 4 bin 500 kişilik askeri birliğiyle ilgili yarattığı algı özellikle bardağı taşıran son damlaydı.

Aslında bir operasyonun sekiz yıl sürmesinin hiçbir anlamı yok. Tüm bunlar Fransa’ya karşı hoşnutsuzluğun körüklenmesinde rol oynadı. Çünkü terörle mücadelede elde edilen taktik başarılara rağmen kamuoyunun ve askeri kurumların gelişimini gözlemlemede stratejik bir hata söz konusuydu. Fransa’nın kullandığı askeri üsler, gerçeklikle örtüşmediği, etkili bir askeri iş birliği kurmaya uygun olmadığı ve yeni bir sömürgecilik eğilimi olarak görüldüğü için eleştiri oklarının hedefi oldu.  

Afrika’nın Fransa'nın dış ticaret hacminin en fazla yüzde 5'ini oluşturması ise ayrı bir ironidir. Bu yüzden Fransa’nın Afrika için yeni bir politika geliştirmesi gerekmiyor, çünkü eskisi zaten dar ve sınırlı bir politikaydı. Daha doğrusu Fransa'nın ekonomik çıkarlarının siyasi çıkarlarıyla örtüştüğü, dünyadaki jeo-ekonomik gelişmelerden sapmayan bir politika geliştirmesi ve bu politikayı uygulanması lazım.

zxscd
Nijer ordusu, Niamey'de Fransa’nın kullandığı askeri üssün önünde güvelik önlemleri aldı. (AFP)

Gözlemcilere göre her ne kadar farklı zamanlar, rejimler ve bağlamlar olsa da Fransa’nın müdahalelerinin sömürge döneminin gerçek bir uzantısından ibaret olduğu açık. Fransa, Afrika kıyısındaki sorunlarla mücadelede tamamen askeri bir strateji benimsemeye devam etti. Çok geçmeden doğrudan radikal grupların ‘isyanını’ bastırmaya odaklanmanın da bir hata olduğu anlaşıldı. Çünkü toplumsal faktörler ve kalkınma, her ülkenin özelliklerini ve gri alanlardaki ayrılıkçı ve isyancı grupların varlığını hesaba katmaz.

Darbeyle ilgili Fransa-ABD zıtlığı

İlk bakışta yeni durum karşısında Batı'nın bütünlüğüne dair bir iddia vardı. Ancak darbeyi takip eden ilk günlerde ABD'nin Fransa’dan farklı olarak askeri seçeneği konuşmaktan kaçındığı ortaya çıktı.

ABD’li çevreler darbenin yapıldığı sıralarda, Batı’nın Sahel bölgesindeki radikallere karşı stratejisinde kilit bir oyuncu olarak görülen Nijer’in akıbetiyle ilgili duydukları endişeleri dile getirdiler. Libya’da 2011 yılında yaşananlar gibi gerilimin artması durumunda ABD kuvvetlerinin (yaklaşık bin 100 asker) hedef alınması ve ‘Fransızların Washington’a müdahalesi’ korkusunu dile getirmekten çekinmediler.

ABD, başından itibaren Fransa’dan farklı bir tutum sergiliyor. Özellikle olayı askeri bir darbe olarak tanımlamaktan kaçınan Washington, iktidara el koyan askerlerle iletişimi sürdürdü. ABD’nin özellikle Washington’ın çıkarları açısından hayati önem taşıyan Doğu Afrika ve Gine Körfezi'ndeki durumun izlenmesi ve takip edilmesi gibi faaliyetlerinin Batı Afrika’yı ve Sahel bölgesini kapsayan en önemli lojistik üssünün yer aldığı Nijer’le ortaklığında on yılı aşkın bir süredir gösterdiği çabalardan taviz vermemekte kararlı olduğu ortadaydı. Nijer, her ne kadar önemli bir uranyum zenginliğine sahip olsa da yedi milyonluk nüfusunun gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğu dünyanın en fakir ülkelerinden biri olması nedeniyle ABD’nin mali yardımına ve Washington'la ortak yürütülen kalkınma programlarına bağımlı olduğu da bir gerçek.

Fransa, 2013 yılında Mali’de terörle mücadele başlığı altında ‘Serval Operasyonu’nu başlattıktan sonra 2008 yılında kurulan ve merkezi Almanya’nın Stuttgart kentinde olan ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) aracılığıyla, ABD'den lojistik desteğin yanı sıra siyasi destek vermesi de talep edilmek zorunda kaldı.

Burada ABD’nin Soğuk Savaş yıllarında kara kıtadaki nüfuz alanlarını paylaşan Fransa ve İngiltere için koruma kalkanı olduğunu hatırlamakta fayda var. O yıllardan bu yana Sovyetler Birliğini yayılmasını ve Küba’nın nüfuzunu engellemek ortak hedef olduysa da modern çağda Çin’in kıtadaki varlığını güçlendirmesiyle kaygının ana başlığı ekonomiye dönüştü.

2000 yıllarla birlikte terörle mücadele, iç çatışmaların artması ve eski sömürgeci güçler ile onların yerine geçmek isteyen yeni güçler arasındaki nüfuz ve kaynakların paylaşımı mücadelelerinin yoğunlaşmasıyla işler başka bir boyuta ulaştı. Tüm bunlar, sözde ve pratikte ‘Afrika Afrikalılarındır’ sloganının henüz gerçeğe dönüşmekten uzak olduğunu gösteriyor.

Diğer yandan Paris ile Washington arasında Nijer’deki darbeyle ilgili yaklaşımda ve tutumda anlaşmazlıklar olduğu gün yüzüne çıktı. Fransa, darbeyi ve sonuçlarını şiddetle reddettiğini açıklayıp üstüne bir de bölgedeki müttefiklerini darbeye karşı seferber ederken, ABD daha sakin bir tutum sergileyerek askeri cuntayla anlaşma eğilimiyle diplomatik çözüm için tüm yollara başvurulmasında ısrar etti. Çünkü birçok nüfuz sahibi ülkenin kendileri için meşrulaştırdığı seçici bir mantığa göre çıkarların devam etmesi anayasal kurallara bağlı kalmaktan daha önemli.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın uzlaşmacı açıklamaları ve yardımcısı Victoria Nuland'ın Nijer'i ziyaret ederek darbecilerle görüşmesi, ABD’nin darbeciler üzerinde ciddi bir baskısının olmadığını yansıttı. Washington, Niamey’e yeni büyükelçisi olarak Kathleen FitzGibbon'u atadı.

Washington, Nijer ordusunun Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum iktidarını düşürmesini bir ‘darbe’ olarak tanımlamamasını, böyle bir açıklama yapmanın ABD’nin Orta ve Batı Afrika'nın Sahel ve Sahra Altı Afrika bölgelerinde terörle mücadele faaliyetlerini etkileyebilecek askeri yardımları ve eğitimleri sona erdireceğini ve yerine Rusya’nın geçmesine kapıyı aralayacağını gerekçe göstererek savundu.

ABD’nin Nijer'e verdiği askeri destek 2012'den 2021'e kadar neredeyse 500 milyon dolara ulaşırken Nijer'in kuzeyindeki Agadez şehrinde de insansız hava araçları (İHA) için bir askeri üssü bulunuyor.

Buna karşın Fransa, ECOWAS’ın Nijer’e askeri müdahalede bulunmasını destekliyor. Ancak ABD yönetiminin bu müdahale için ECOWAS'a lojistik destek verip vermeyeceğini açıklamaması, Afrika'nın askeri müdahale ihtimalini zayıflattı.

Washington, siyasi açıdan Paris'in her ne pahasına olursa olsun seçilmiş yönetimin yeniden göreve gelmesini desteklemedeki ısrarcı tutumunu ihtiyatlı bir şekilde değerlendiriyor.

Washington, Paris'le Cumhurbaşkanı Bazoum'un serbest bırakılması konusunda aynı fikirde görünüyor, ama aradaki tek fark Washington, Bazoum'un yeniden iktidara gelmesiyle ilgilenmiyor. Fransız çevreler, ABD’nin darbeci komutan General Abdurrahman (Ömer) Tchiani ile güçlü ilişkilere sahip olduğunu söylüyorlar. Buna da Washington’ın ABD'de eğitim almış olan ve kısa bir süre önce yeni genelkurmay başkanı olarak atanan General Musa Salo Parmo’ya güveniyor olmasını gerekçe gösteriyorlar.

ABD, Soğuk Savaş yıllarında kara kıtadaki nüfuz alanlarını paylaşan Fransa ve İngiltere için bir koruma kalkanı oluşturuyordu.

Washington, Amerikan askerlerinin Nijer'den çekilmesinin istenmesi ihtimalinden kaçınmaya çalışırken askeri varlığını Fransa’nın ülkedeki askeri varlığıyla ilişkilendirmemeye özen gösteriyor. Zira ABD’nin Nijer’den çekilmesi demek Sahel bölgesindeki müttefikleri için hayati önem taşıyan istihbarat kazanımlarını kaybetmek demektir. Bu yüzden ABD hiçbir askeri çözümün kabul edilemez olduğunun altını özellikle çiziyor. Almanya ise Fransa ile aynı tutumu sergilerken İtalya, ABD’nin tutumuna önyargılı yaklaşıyor. Avrupa'nın Nijer’deki darbe karşısında ortak bir tutuma sahip olmaması, Rus paralı asker grubu Wagner'in daha fazla alana yayılmasına izin vermemek bahanesiyle Fransa'nın radikallerle mücadeledeki rolüne gölge düşürmeyi umursamayan ABD'nin işine yarıyor.

Herkes, ABD’nin darbecileri kontrol altına alma çabalarının, Rusları ABD’nin Afrika’daki hayati konumundan uzaklaştırma ve dikkatleri Ukrayna savaşına çekerek Batı ile Rusya arasında Afrika'da bir çatışma yaşanması ihtimalini sıfıra indirme girişimi olduğunun farkında.

Batı’nın Sahel bölgesinde tekrarlanan darbelerle yüzleşme konusundaki başarısızlığının (ki bu terörle mücadeledeki başarısızlığıyla aynı görülüyor) ardından Nijer’deki askeri darbe ve Fransa-ABD zıtlığı, önceliğin bölgede demokrasinin savunulması değil, Paris pahasına dahi nüfuzun devamlılığı ve çıkarların korunması olduğunu gösteriyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla’dan çevrildi.



Uygur kamplarını ifşa eden Çinli, ABD’de sığınma hakkı kazandı

Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
TT

Uygur kamplarını ifşa eden Çinli, ABD’de sığınma hakkı kazandı

Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)

Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde gizlice görüntü çeken Guan Heng'e ABD'de sığınma hakkı tanındı. 

New York şehrinde 28 Ocak'ta düzenlenen duruşmada yargıç Charles Ouslander, Guan'ın Çin'e geri gönderilmesi halinde zulüm göreceğine dair "haklı bir korkusu" olduğunu söyleyerek kendisine sığınma hakkı tanınmasına karar verdi. 

38 yaşındaki Çinli, Sincan'da Uygurların tutulduğu gözaltı merkezleriyle bölgedeki yoğun güvenlik uygulamalarının görüntülerini 2020'de çekmişti. 

Yaklaşık 20 dakikalık videoları yayımladıktan sonra tutuklanma korkusuyla ülkeyi 2021'de terk etmiş, Hong Kong'dan Ekvador'a oradan da Bahamalar'a geçip küçük bir şişme botla ABD'ye ulaşarak iltica başvurusunda bulunmuştu. 

Guan, geçen yıl ağustosta Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ekipleri tarafından New York'ta yakalanıp gözaltına alınmıştı. 

Donald Trump yönetimi, Guan'ın Uganda'ya sınır dışı edileceğini duyurmuş, insan hakları örgütleri de karara tepki göstermişti. 

New York Times'ın aktardığına göre Guan henüz serbest bırakılmadı. İç Güvenlik Bakanlığı'nın mahkeme kararına itiraz etmeyi planladığı, bu süre zarfında Çin vatandaşının gözaltında tutulacağı belirtiliyor. 

Guan, videokonferans yöntemiyle katıldığı duruşmada Bahamalar'dan Florida'ya geçerken yaşamını yitirebileceği için videoyu YouTube'dan yayımlama kararı aldığını söyledi. Görüntüleri paylaşmasının ardından, Çin'de yaşayan babasının polis tarafından üç kez sorgulandığını ifade etti. 

Guan'ın avukatı Chen Chuangchuang, ABD'nin müvekkiline sığınma hakkı sağlamakta "ahlaki ve hukuki bir sorumluluğu" olduğunu vurguladı. 

Göçmenlere karşı sert uygulamalarıyla gündemden düşmeyen Trump yönetiminde iltica başvuruları da iyice zorlaştı. 

ABD merkezli kâr amacı gütmeyen Mobile Pathways'in derlediği federal verilere göre, sığınma başvurularının onaylanma oranı 2010-2024'te yüzde 28 iken, bu oran geçen yıl yüzde 10'a kadar geriledi. 

Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde zorla çalıştırma, işkence ve "yeniden eğitim kampı" adı altında alıkoyma suçlamalarıyla karşı karşıya.

İnsan hakları örgütleri, bölgedeki yaklaşık 1 milyon kişinin zorla toplama kamplarına ve hapishanelere yerleştirildiğini öne sürüyor. ABD de Uygurlara yönelik muameleyi "soykırım" diye niteliyor.

Pekin yönetimiyse iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.

Independent Türkçe, Guardian, New York Times


Rusya-Ukrayna savaşının geleceğine dair üç senaryo

Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
TT

Rusya-Ukrayna savaşının geleceğine dair üç senaryo

Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)

ABD arabuluculuğundaki ateşkes müzakerelerinden henüz sonuç çıkmazken, Rusya ve Ukrayna karşılıklı saldırıları sürdürüyor. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) raporuna göre, Rusya'nın Şubat 2022'deki saldırısıyla başlayan savaşta yaklaşık 2 milyon kişi öldü, yaralandı ya da kayboldu. 

Çalışmada, Rusya'nın yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiği ifade ediliyor. Ukrayna içinse bu rakam 600 bin civarında. 

Rus ordusunda 275 bin ila 325 bin askerin hayatını kaybettiği, Ukrayna ordusundaysa 100 bin ila 140 bin askerin yaşamını yitirdiği aktarılıyor.

Wall Street Journal, bu yıl savaşın gidişatını değiştirebilecek üç senaryoyu inceledi.

Savaş sürecek, müzakereler devam edecek

Analize göre en muhtemel senaryo, görüşmelerin sonuçsuz kalırken savaşın 5. yılında da devam etmesi. 

Trump yönetimi, müzakereler kapsamında Donbas’ın geri kalanının Rusya’ya verilmesi halinde ateşkes sağlanabileceğini savunuyor ancak Kiev yönetimi toprak tavizine yanaşmıyor. 

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Andriy Zahorodniyuk, “Ukrayna halkı, ABD öncülüğündeki görüşmelere büyük şüpheyle yaklaşıyor” diyor. 

Rusya'daki her askeri, endüstriyel ve siyasi gelişmenin savaşın süreceğini işaret ettiğini, Donbas’ın Moskova tarafından işgali tekrar başlatmak için kullanılabileceğini savunuyor. 

Ukrayna geri adım atacak

Yıllardır savaşan Ukrayna ordusunun gücünün nihayetinde tükenmesi de savaşın gidişatını belirleyecek olasılıklar arasında yer alıyor. 

Ukrayna ordusu, piyade açığını drone geliştirerek kapatmaya çalışsa da bu, Rusya’nın yıpratma taktikleri ve yoğun cephe saldırılarına karşı yeterli olmayabilir. 

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Rusya Avrasya Merkezi'nin direktörü Alexander Gabuev, şu değerlendirmeleri paylaşıyor: 

Yıpratma savaşları önce yavaş yavaş, sonra da aniden kaybedilebilir.

Askeri tarihçiler de I. Dünya Savaşı'nın sonunda Alman ordusunun, çatışmanın büyük bir bölümünde taktiksel üstünlüğüne rağmen yorgun düştüğünü hatırlatıyor.

Rusya saldırıları durduracak 

Analize göre Rus ekonomisi hem Batı yaptırımlarının hem de savaşın etkisiyle güçlük çekiyor.

Ukrayna’nın petrol rafinerilerine yönelik uzun menzilli saldırıları ve ABD’yle Avrupa’nın “gölge filoya” karşı aldığı önlemler de Kremlin’in enerji sektöründen elde ettiği gelirlere darbe vurdu. 

Rus iş insanları da savaşın ekonomiyi kötü etkilediğini, Moskova’yı parça tedariki ve petrol alımında Çin’e bağımlı hale getirdiğini söylüyor. 

Analizde, daha sıkı yaptırımlarla ekonomiye yük bindirilmesi halinde Rusya’nın savaşı uzatma kapasitesinin de zayıflayabileceği yorumu yapılıyor. 

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times


Trump, İran’da “rejim değişikliği” planlıyor

Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
TT

Trump, İran’da “rejim değişikliği” planlıyor

Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'da rejim değişikliği planladığı öne sürülüyor. 

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Washington'ın protestolardan sorumlu tuttuğu İranlı güvenlik kurumları ve komutanlara saldırı planladığını iddia ediyor. 

Bu saldırılarla protestoları kışkırtarak İran'da "rejim değişikliğinin önünü açacak koşulların oluşturulmasının" hedeflendiği savunuluyor. 

Yetkililer, İran'ın misilleme kapasitesini azaltmak için balistik füze tesislerine geniş çaplı saldırıların da masadaki seçenekler arasında yer aldığını söylüyor. Buna ek olarak uranyum zenginleştirilen nükleer tesislerin hedef alınabileceği aktarılıyor.

Diğer yandan kaynaklar, Beyaz Saray'ın askeri harekat da dahil henüz bir eylem planında karar kılmadığını belirtiyor. 

Trump, dünkü açıklamasında Tahran yönetimine nükleer anlaşma için müzakere çağrısı yapmış, herhangi bir saldırının hazirandaki askeri harekattan daha şiddetli olacağı tehdidinde bulunmuştu.

İran ve İsrail arasında Gazze savaşı nedeniyle tırmanan gerginlik haziranda sıcak çatışmaya dönüşmüştü. İsrail'in 13 Haziran'daki saldırısıyla başlayan çatışmalarda İran vakit kaybetmeden misilleme yapmıştı.

Çatışmalarda ABD'ye ait bombardıman uçakları İran'daki İsfahan, Fordo ve Natanz tesislerine 22 Haziran'da hava saldırısı düzenlemiş, operasyonda 14 "sığınak delici" GBU-57 bombası kullanılmıştı.

Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen İranlı bir üst düzey yetkili, Tahran yönetiminin "hem çatışmaya hazırlandığını hem de diplomatik diyaloğu sürdürdüğünü" söylüyor.

Diğer yandan İsrailli bir üst düzey yetkiliyse Tahran yönetiminin sadece hava saldırılarıyla devrilemeyeceğine dikkat çekiyor: 

Rejimi devirmek istiyorsanız, asker göndermeniz gerekir.

Kaynak, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesi durumunda Tahran yönetiminin onun yerine birini geçireceğini belirtiliyor. Yalnızca dış baskı ve ülke içinde örgütlenmiş bir muhalefetin birlikte hareket ederek rejimi yıkabileceğini savunuyor.

"İran hâlâ ölümcül bir güç"

Wall Street Journal'ın analizinde, olası bir saldırıya karşı İran'ın kuvvetli misilleme yapabileceği yazılıyor. 

Devrim Muhafızları'nın elinde İsrail'e ulaşabilecek yaklaşık 2 bin adet orta menzilli balistik füze ve önemli miktarda kısa menzilli füze stoku bulunduğu belirtiliyor. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı'nın İran programının kıdemli direktörü Behnam Ben Taleblu, "Tahran zayıf olabilir ancak füze gücü sayesinde hâlâ ölümcül bir güç" diyor. 

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta yapmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda 6 bin 373 kişinin hayatını kaybettiğini, 42 bin 486 kişinin gözaltına alındığını savunmuştu.

BBC'nin aktardığına göre eylemlerde yakalananlar, polis tarafından gözaltına alınma endişesiyle hastanelere tedavi olmaya bile gidemiyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Times of Israel, BBC