Nijer’deki askeri darbe, Elysee Sarayı için yeni bir yenilgi

Fransa-ABD hattında aksi görüşler mevcut. (Shutterstock)
Fransa-ABD hattında aksi görüşler mevcut. (Shutterstock)
TT

Nijer’deki askeri darbe, Elysee Sarayı için yeni bir yenilgi

Fransa-ABD hattında aksi görüşler mevcut. (Shutterstock)
Fransa-ABD hattında aksi görüşler mevcut. (Shutterstock)

Hattar Ebu Diyab

Nijer’deki askeri darbenin üzerinden yaklaşık bir ay geçti ve durum daha da vahim bir hal aldı. Diplomasi ve askeri müdahale seçenekleri arasında adeta bir rekabet söz konusu. Nijer’deki bu gelişme, Fransa’nın için yeni bir darbe olurken Batı'nın birbirinden tamamen farklı olan Kuzey Afrika ile Sahra Altı Afrika bölgelerini ayıran ve hassas bir jeopolitik konuma sahip olan Sahel bölgesindeki çıkarlarına yönelik yeni bir tehdit oluşturuyor.

ABD-Fransa anlaşmazlığı, Paris’in desteklediği Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu'nun (ECOWAS) Nijer’e olası askeri müdahalesine gölge düşürüyor. Washington, Batı'nın nüfuzunu Rusya lehine zayıflatacağına inandığından Nijer’e askeri müdahalede bulunulması konusunda fazla istekli değil. Bunun yanında Washington, böyle bir müdahalenin Burkina Faso ve Mali'nin Nijer’deki askeri darbeyi desteklemelerinden dolayı bölgede geniş çaplı bir savaşın fitilini ateşleyebileceğini de düşünüyor.

Fransa’nın hayal kırıklığı ve Sahel bölgesindeki başarısızlıkları

Paris, Nijer’de 26 Temmuz’da gerçekleşen askeri darbenin ve seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum'un alıkonulmasının ardından istisnai bir durumla karşı karşıya kaldı. Bu durum esasen Fransa’nın kara kıtadaki varlığı açısından belirleyici bir kriz. Elysee Sarayı'nın karar alma mercii, Bamako ve Vagadugu’dan sonra, hızlı gelişmelerin yaşandığı Niamey'de de yeni bir diplomatik başarısızlığa uğradı.

Fransa’nın ya kibir ya aşırı özgüven ya da siyasi ve sosyal anlamda tecrübe ve farkındalık düzeylerinin, kalkınma mekanizmalarının ve gizli güçlerinin gerilemesi ve durumu idare etme yönteminin bozulması nedeniyle söz konusu bu başarısızlıklara uğramasını önleyecek bir çaba sarf edememesi, darbeyi öngöremediğini ve yanlış hesap yaptığını gösteriyor. Fransa, Mali ve Burkina Faso’daki askerlerini geri çekmiş, Nijer’de konuşlu kalabalık askeri gücüne güvenmişti. Bu yüzden öngörü ve hesaplama konusunda yaşadığı bu başarısızlık oldukça garip.

Başarısızlığa yol açan ihmal ve aksaklığın sorumlusunun kim olduğu sorusunun yanıtına gelince burada Beşinci Fransa Cumhuriyeti döneminde Afrika politikasını belirleyenin Elysee Sarayı olduğu vurgulanabilir. Sorun, Fransa Anayasası’nın dış politika ve savunma konularında ayrıcalıklı karar alma yetkisi verdiği piramidin en tepesindeki cumhurbaşkanından kaynaklanıyor. Bunlar ülkenin egemen kararıyla ilgili meseleler olduğundan Dışişleri Bakanlığı'ndaki ve sahadaki diplomatların yanı sıra orduyla ve güvenlik teşkilatlarıyla etkileşim eksikliği ve kulak verilmemesi Elysee Sarayı’nı mevcut gerilemenin ve Sahel bölgesinden dışlanmanın sorumlusu haline getiriyor.

efrf
Nijer'in başkenti Niamey'de 2 Eylül'de düzenlenen protesto gösterisinde, Fransa'nın ülkeden çekilmesi talep edilen pankartlar açıldı. (AFP)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 28 Ağustos'ta Paris'te düzenlenen yıllık Büyükelçiler Konferansı sırasında yaptı açıklamada, Fransa'ya karşı provokasyon yapıldığını ve özellikle Rusya’yı kastederek yeni sömürgeci güçler tarafından hedef alındığını vurgulayarak bölgedeki Fransız askerlerinin geri çekilmesini savunmaya çalıştı.

Ancak gerçekler, sorunun daha karmaşık olduğunu ve artık sadece çıkar sağlama alanı değil, özellikle barındırdığı zengin kaynakların yanı sıra uluslararası ve bölgesel taraflar arasında nüfuz için çılgın bir rekabetin yaşanması nedeniyle kendine uluslararası dengelerde yer edinmek isteyen genç bir kıta olarak gelecek vadeden Afrika’ya ayak uydurarak değişimi zamanında gerçekleştiremeyen Fransa'nın başarısızlığa uğramaktan kurtulamadığını gösteriyor.

Mali'nin başkenti Bamako'da 2021 yılından bu yana büyükelçisi bulunmayan Fransa’nın Burkina Faso’da iktidarı ele geçiren askeri cuntaya önerdiği büyükelçisi de reddedildi. Belki bundan sonra Nijer’de Fransa’nın büyükelçisi olmayacak.

Afrika'da son yıllarda Rusya’nın yanı sıra diğer muhaliflerin ya da rakiplerin manevralarıyla birlikte Fransa karşıtlığı artarken Fransa’nın siyasetiyle ilgili hayal kırıklığının daha derin nedenleri de var. Eleştiriler özellikle CFA frangıyla ilişkilendirilen yardım politikasına ve ekonomi politikasına odaklansa Fransa’nın Mali'de radikal örgütlere karşı mücadele için konuşlandırdığı ve 2014 yılından 2022 yılına kadar görev yapan ‘Barkhane Operasyonu’ adlı 4 bin 500 kişilik askeri birliğiyle ilgili yarattığı algı özellikle bardağı taşıran son damlaydı.

Aslında bir operasyonun sekiz yıl sürmesinin hiçbir anlamı yok. Tüm bunlar Fransa’ya karşı hoşnutsuzluğun körüklenmesinde rol oynadı. Çünkü terörle mücadelede elde edilen taktik başarılara rağmen kamuoyunun ve askeri kurumların gelişimini gözlemlemede stratejik bir hata söz konusuydu. Fransa’nın kullandığı askeri üsler, gerçeklikle örtüşmediği, etkili bir askeri iş birliği kurmaya uygun olmadığı ve yeni bir sömürgecilik eğilimi olarak görüldüğü için eleştiri oklarının hedefi oldu.  

Afrika’nın Fransa'nın dış ticaret hacminin en fazla yüzde 5'ini oluşturması ise ayrı bir ironidir. Bu yüzden Fransa’nın Afrika için yeni bir politika geliştirmesi gerekmiyor, çünkü eskisi zaten dar ve sınırlı bir politikaydı. Daha doğrusu Fransa'nın ekonomik çıkarlarının siyasi çıkarlarıyla örtüştüğü, dünyadaki jeo-ekonomik gelişmelerden sapmayan bir politika geliştirmesi ve bu politikayı uygulanması lazım.

zxscd
Nijer ordusu, Niamey'de Fransa’nın kullandığı askeri üssün önünde güvelik önlemleri aldı. (AFP)

Gözlemcilere göre her ne kadar farklı zamanlar, rejimler ve bağlamlar olsa da Fransa’nın müdahalelerinin sömürge döneminin gerçek bir uzantısından ibaret olduğu açık. Fransa, Afrika kıyısındaki sorunlarla mücadelede tamamen askeri bir strateji benimsemeye devam etti. Çok geçmeden doğrudan radikal grupların ‘isyanını’ bastırmaya odaklanmanın da bir hata olduğu anlaşıldı. Çünkü toplumsal faktörler ve kalkınma, her ülkenin özelliklerini ve gri alanlardaki ayrılıkçı ve isyancı grupların varlığını hesaba katmaz.

Darbeyle ilgili Fransa-ABD zıtlığı

İlk bakışta yeni durum karşısında Batı'nın bütünlüğüne dair bir iddia vardı. Ancak darbeyi takip eden ilk günlerde ABD'nin Fransa’dan farklı olarak askeri seçeneği konuşmaktan kaçındığı ortaya çıktı.

ABD’li çevreler darbenin yapıldığı sıralarda, Batı’nın Sahel bölgesindeki radikallere karşı stratejisinde kilit bir oyuncu olarak görülen Nijer’in akıbetiyle ilgili duydukları endişeleri dile getirdiler. Libya’da 2011 yılında yaşananlar gibi gerilimin artması durumunda ABD kuvvetlerinin (yaklaşık bin 100 asker) hedef alınması ve ‘Fransızların Washington’a müdahalesi’ korkusunu dile getirmekten çekinmediler.

ABD, başından itibaren Fransa’dan farklı bir tutum sergiliyor. Özellikle olayı askeri bir darbe olarak tanımlamaktan kaçınan Washington, iktidara el koyan askerlerle iletişimi sürdürdü. ABD’nin özellikle Washington’ın çıkarları açısından hayati önem taşıyan Doğu Afrika ve Gine Körfezi'ndeki durumun izlenmesi ve takip edilmesi gibi faaliyetlerinin Batı Afrika’yı ve Sahel bölgesini kapsayan en önemli lojistik üssünün yer aldığı Nijer’le ortaklığında on yılı aşkın bir süredir gösterdiği çabalardan taviz vermemekte kararlı olduğu ortadaydı. Nijer, her ne kadar önemli bir uranyum zenginliğine sahip olsa da yedi milyonluk nüfusunun gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğu dünyanın en fakir ülkelerinden biri olması nedeniyle ABD’nin mali yardımına ve Washington'la ortak yürütülen kalkınma programlarına bağımlı olduğu da bir gerçek.

Fransa, 2013 yılında Mali’de terörle mücadele başlığı altında ‘Serval Operasyonu’nu başlattıktan sonra 2008 yılında kurulan ve merkezi Almanya’nın Stuttgart kentinde olan ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) aracılığıyla, ABD'den lojistik desteğin yanı sıra siyasi destek vermesi de talep edilmek zorunda kaldı.

Burada ABD’nin Soğuk Savaş yıllarında kara kıtadaki nüfuz alanlarını paylaşan Fransa ve İngiltere için koruma kalkanı olduğunu hatırlamakta fayda var. O yıllardan bu yana Sovyetler Birliğini yayılmasını ve Küba’nın nüfuzunu engellemek ortak hedef olduysa da modern çağda Çin’in kıtadaki varlığını güçlendirmesiyle kaygının ana başlığı ekonomiye dönüştü.

2000 yıllarla birlikte terörle mücadele, iç çatışmaların artması ve eski sömürgeci güçler ile onların yerine geçmek isteyen yeni güçler arasındaki nüfuz ve kaynakların paylaşımı mücadelelerinin yoğunlaşmasıyla işler başka bir boyuta ulaştı. Tüm bunlar, sözde ve pratikte ‘Afrika Afrikalılarındır’ sloganının henüz gerçeğe dönüşmekten uzak olduğunu gösteriyor.

Diğer yandan Paris ile Washington arasında Nijer’deki darbeyle ilgili yaklaşımda ve tutumda anlaşmazlıklar olduğu gün yüzüne çıktı. Fransa, darbeyi ve sonuçlarını şiddetle reddettiğini açıklayıp üstüne bir de bölgedeki müttefiklerini darbeye karşı seferber ederken, ABD daha sakin bir tutum sergileyerek askeri cuntayla anlaşma eğilimiyle diplomatik çözüm için tüm yollara başvurulmasında ısrar etti. Çünkü birçok nüfuz sahibi ülkenin kendileri için meşrulaştırdığı seçici bir mantığa göre çıkarların devam etmesi anayasal kurallara bağlı kalmaktan daha önemli.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın uzlaşmacı açıklamaları ve yardımcısı Victoria Nuland'ın Nijer'i ziyaret ederek darbecilerle görüşmesi, ABD’nin darbeciler üzerinde ciddi bir baskısının olmadığını yansıttı. Washington, Niamey’e yeni büyükelçisi olarak Kathleen FitzGibbon'u atadı.

Washington, Nijer ordusunun Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum iktidarını düşürmesini bir ‘darbe’ olarak tanımlamamasını, böyle bir açıklama yapmanın ABD’nin Orta ve Batı Afrika'nın Sahel ve Sahra Altı Afrika bölgelerinde terörle mücadele faaliyetlerini etkileyebilecek askeri yardımları ve eğitimleri sona erdireceğini ve yerine Rusya’nın geçmesine kapıyı aralayacağını gerekçe göstererek savundu.

ABD’nin Nijer'e verdiği askeri destek 2012'den 2021'e kadar neredeyse 500 milyon dolara ulaşırken Nijer'in kuzeyindeki Agadez şehrinde de insansız hava araçları (İHA) için bir askeri üssü bulunuyor.

Buna karşın Fransa, ECOWAS’ın Nijer’e askeri müdahalede bulunmasını destekliyor. Ancak ABD yönetiminin bu müdahale için ECOWAS'a lojistik destek verip vermeyeceğini açıklamaması, Afrika'nın askeri müdahale ihtimalini zayıflattı.

Washington, siyasi açıdan Paris'in her ne pahasına olursa olsun seçilmiş yönetimin yeniden göreve gelmesini desteklemedeki ısrarcı tutumunu ihtiyatlı bir şekilde değerlendiriyor.

Washington, Paris'le Cumhurbaşkanı Bazoum'un serbest bırakılması konusunda aynı fikirde görünüyor, ama aradaki tek fark Washington, Bazoum'un yeniden iktidara gelmesiyle ilgilenmiyor. Fransız çevreler, ABD’nin darbeci komutan General Abdurrahman (Ömer) Tchiani ile güçlü ilişkilere sahip olduğunu söylüyorlar. Buna da Washington’ın ABD'de eğitim almış olan ve kısa bir süre önce yeni genelkurmay başkanı olarak atanan General Musa Salo Parmo’ya güveniyor olmasını gerekçe gösteriyorlar.

ABD, Soğuk Savaş yıllarında kara kıtadaki nüfuz alanlarını paylaşan Fransa ve İngiltere için bir koruma kalkanı oluşturuyordu.

Washington, Amerikan askerlerinin Nijer'den çekilmesinin istenmesi ihtimalinden kaçınmaya çalışırken askeri varlığını Fransa’nın ülkedeki askeri varlığıyla ilişkilendirmemeye özen gösteriyor. Zira ABD’nin Nijer’den çekilmesi demek Sahel bölgesindeki müttefikleri için hayati önem taşıyan istihbarat kazanımlarını kaybetmek demektir. Bu yüzden ABD hiçbir askeri çözümün kabul edilemez olduğunun altını özellikle çiziyor. Almanya ise Fransa ile aynı tutumu sergilerken İtalya, ABD’nin tutumuna önyargılı yaklaşıyor. Avrupa'nın Nijer’deki darbe karşısında ortak bir tutuma sahip olmaması, Rus paralı asker grubu Wagner'in daha fazla alana yayılmasına izin vermemek bahanesiyle Fransa'nın radikallerle mücadeledeki rolüne gölge düşürmeyi umursamayan ABD'nin işine yarıyor.

Herkes, ABD’nin darbecileri kontrol altına alma çabalarının, Rusları ABD’nin Afrika’daki hayati konumundan uzaklaştırma ve dikkatleri Ukrayna savaşına çekerek Batı ile Rusya arasında Afrika'da bir çatışma yaşanması ihtimalini sıfıra indirme girişimi olduğunun farkında.

Batı’nın Sahel bölgesinde tekrarlanan darbelerle yüzleşme konusundaki başarısızlığının (ki bu terörle mücadeledeki başarısızlığıyla aynı görülüyor) ardından Nijer’deki askeri darbe ve Fransa-ABD zıtlığı, önceliğin bölgede demokrasinin savunulması değil, Paris pahasına dahi nüfuzun devamlılığı ve çıkarların korunması olduğunu gösteriyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla’dan çevrildi.



Birleşmiş Milletler: DEAŞ'ın oluşturduğu tehdit arttı ve "daha karmaşık" bir hal aldı

Suriye'nin kuzeyindeki Rakka şehrinde bulunan bir hapishanede DEAŞ mahkumları (Arşiv-Şarku'l Avsat)
Suriye'nin kuzeyindeki Rakka şehrinde bulunan bir hapishanede DEAŞ mahkumları (Arşiv-Şarku'l Avsat)
TT

Birleşmiş Milletler: DEAŞ'ın oluşturduğu tehdit arttı ve "daha karmaşık" bir hal aldı

Suriye'nin kuzeyindeki Rakka şehrinde bulunan bir hapishanede DEAŞ mahkumları (Arşiv-Şarku'l Avsat)
Suriye'nin kuzeyindeki Rakka şehrinde bulunan bir hapishanede DEAŞ mahkumları (Arşiv-Şarku'l Avsat)

Birleşmiş Milletler dün yaptığı açıklamada, DEAŞ'ın oluşturduğu tehdidin 2015 ortalarından bu yana istikrarlı bir şekilde arttığını ve "daha karmaşık" hale geldiğini belirtti.

Terörle Mücadeleden Sorumlu Genel Sekreter Vekili Alexander Zuev, BM Güvenlik Konseyi'ne verdiği brifingde, DEAŞ ve bağlantılı grupların Batı Afrika ve Sahel bölgesindeki varlıklarını genişletmeye devam ederken DEAŞ, Irak ve Suriye'de de saldırılar düzenlemeyi sürdürdüğünü kaydetti.

Zuev, “Afganistan'da, grubun Horasan Vilayeti, bölge ve ötesi için en ciddi tehditlerden biri olmaya devam ediyor” dedi.

Zuev ayrıca, aralık ayında Avustralya'nın Sidney kentindeki Bondi Plajı'na düzenlenen ve 15 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırının DEAŞ ideolojisinden esinlendiğini belirtti.

Geçtiğimiz ay, grup Nijer'in ana havaalanını hedef alan nadir bir saldırının sorumluluğunu üstlenerek, Sahel bölgesindeki artan gücünü vurguladı.

Birkaç gün önce, grup Kabil'deki bir Çin restoranına düzenlenen ve 7 kişinin ölümüne yol açan saldırının sorumluluğunu üstlenmişti.

Zuev'e göre, Suriye'de "Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) 21 Ocak'ta el-Hol kampından çekilmesi, yeni operasyonel ve insani zorluklar yarattı."

Kampta yaklaşık 24 bin kişi barınıyor; bunların yaklaşık 15 bini Suriyeli, 42 farklı uyruktan yaklaşık 6 bin 300 yabancı kadın ve çocuk bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu kişilerin çoğunun ülkeleri tarafından geri gönderilmeleri reddediliyor.

Kaçmalarından korkan Amerika Birleşik Devletleri, bu tutukluları Irak'a transfer etmeye başladı.

Zuev, “örgüt ve ona bağlı kuruluşların, devam eden terörle mücadele baskısına rağmen uyum sağlamaya ve direnç göstermeye devam ettiğini” ifade etti.

Birleşmiş Milletler Terörle Mücadele Komitesi Yürütme Direktörlüğü Başkanı ise DEAŞ'ın taktiklerini nasıl güncellediğinden bahsetti.

Örgütün ve diğer grupların “kripto para birimleri de dahil olmak üzere sanal varlıkların yanı sıra internet araçları, insansız hava aracı sistemleri ve gelişmiş yapay zeka uygulamalarının kullanımını genişlettiğini” söyledi.

Şöyle devam etti: “Yapay zeka, aşırıcılığı ve terörist eleman devşirmeyi teşvik etmek için giderek daha fazla kullanılıyor ve özellikle gençler ve çocuklar hedef alınıyor.”


Alman istihbaratı: Rusya'nın askeri harcamaları, kamuoyuna açıklananın çok üzerinde

Taktik nükleer silah konuşlandırma tatbikatları sırasında Rus askeri araçları görüntülendi (Arşiv- Reuters)
Taktik nükleer silah konuşlandırma tatbikatları sırasında Rus askeri araçları görüntülendi (Arşiv- Reuters)
TT

Alman istihbaratı: Rusya'nın askeri harcamaları, kamuoyuna açıklananın çok üzerinde

Taktik nükleer silah konuşlandırma tatbikatları sırasında Rus askeri araçları görüntülendi (Arşiv- Reuters)
Taktik nükleer silah konuşlandırma tatbikatları sırasında Rus askeri araçları görüntülendi (Arşiv- Reuters)

Almanya'nın dış istihbarat teşkilatı BND, dün yaptığı açıklamada, Rusya'nın askeri harcamalarının kamuoyuna açıklanandan çok daha fazla olduğunu belirterek, Moskova'nın NATO'nun doğu sınırlarına yönelik bir tehdit oluşturduğu uyarısında bulundu.

BND, Rus bütçe verilerinin analizinin, Rusya'nın 2022 ve 2023 yıllarındaki askeri harcamalarının resmi olarak açıklanan rakamdan yaklaşık %66 daha yüksek olduğunu gösterdiğini açıkladı. "Bu rakamlar, Rusya'nın Avrupa'ya yönelik artan tehdidinin somut bir göstergesidir" ifadelerini kullandı.

Rusya'nın savunma harcaması tanımının NATO'nunkinden farklı olduğunu, Moskova'nın askeri personele yapılan sosyal yardım ödemeleri, askeri inşaat ve bilişim projeleri gibi harcamaları hariç tuttuğunu belirtti. Bu ve diğer "gizli" miktarlar hesaba katılırsa, Rusya'nın 2024 yılındaki toplam askeri harcamasının resmi olarak açıklanan 140 milyar avro yerine 202 milyar avroya ulaşacağını ifade etti.

BND'ye göre 2025 yılının ilk üç çeyreğindeki toplam harcamaların, resmi rakam olan 118 milyar avroya kıyasla 163 milyar avroya çıkması bekleniyor. Alman istihbarat teşkilatı, 2025 yılındaki toplam askeri harcamaların Rusya'nın ekonomik çıktısının yaklaşık %10'unu ve toplam bütçesinin yarısını temsil ettiğini bildirdi.

BND’ye göre “Bu fonlar sadece Ukrayna’ya karşı savaşta değil, özellikle NATO’nun doğu kanadı boyunca askeri kapasiteleri güçlendirmek ve genişletmek için de kullanılıyor.”  Ekim ayında, Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı başkanı Martin Jaeger, Bundestag’a Rusya’nın Avrupa’da batıya doğru nüfuzunu genişletmeye kararlı olduğunu söylemişti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Jaeger, “Bu hedefe ulaşmak için Rusya, gerekirse NATO ile doğrudan askeri çatışmaya girmekten çekinmeyecektir” uyarısında bulunmuştu.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Rusya'yı Almanya ve diğer Avrupa ülkelerini hedef alan siber saldırılar, casusluk ve sabotaj operasyonları yürütmekle suçladı. Merz, son zamanlarda Avrupa havaalanları üzerinde gerçekleştirilen ve geniş çaplı aksamalara neden olan tanımlanamayan insansız hava araçları (İHA) uçuşlarının arkasında Moskova'nın olduğundan şüphelendiğini söyledi.


Trump, Hamaney'i uyardı ve Arakçi, görüşmelerin Maskat'ta yapılacağını doğruladı

Trump dün Beyaz Saray'da gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
Trump dün Beyaz Saray'da gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
TT

Trump, Hamaney'i uyardı ve Arakçi, görüşmelerin Maskat'ta yapılacağını doğruladı

Trump dün Beyaz Saray'da gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)
Trump dün Beyaz Saray'da gazetecilere açıklama yaptı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, bu hafta ABD ile İran arasında olası görüşmelerin belirsizliği ortamında İran Lideri Ali Hamaney'e uyarıda bulundu.

Trump, dün NBC News'e verdiği demeçte, Hamaney'in "çok endişelenmesi gerektiğini" belirtti.

Geçtiğimiz hafta Trump, İran'ı zamanın daraldığı ve gelecekteki bir saldırıyı önlemek için anlaşmaya varması gerektiği konusunda uyardı; bu saldırıyı geçen yaz ABD'nin İran'a yaptığı saldırıdan "çok daha kötü" olarak nitelendirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD ile nükleer görüşmelerin cuma günü saat 10:00 civarında Maskat'ta yapılmasının planlandığını söyledi.

X platformunda yaptığı bir paylaşımda, görüşmelerin ev sahipliği için gerekli lojistik düzenlemeleri sağlama konusunda Umman Sultanlığı'nın rolünü takdir ettiğini ifade etti.

Bu arada, resmi Mehr Haber Ajansı, bilgili bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İran'ın karşılıklı saygıya dayalı tanımlanmış bir çerçeve içinde nükleer konuda müzakereye hazır olduğunu ve ABD'yi, anlaşmanın kapsamı dışında kalan talepler ve konuları gündeme getirme konusundaki ısrarı nedeniyle görüşmelerin olası bir çöküşünden sorumlu tuttuğunu belirtti.

Axios haber sitesi, ABD'li yetkililere atıfta bulunarak, ABD'nin dün İran'a cuma günü yapılması planlanan görüşmelerin yerini ve formatını değiştirme taleplerini reddettiğini bildirmesinin ardından, Washington ile Tahran arasındaki görüşme planlarının çökme noktasına geldiğini bildirdi.

İki ABD'li yetkili, İran'ın görüşmeleri yalnızca nükleer meseleyle sınırlamak ve füze programı da dahil olmak üzere diğer konuları dışlamak konusunda ısrar etmesinin ardından, yönetimin görüşmeleri İstanbul'dan Umman'a taşımayı ve ikili olarak yapmayı reddettiğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığına göre üst düzey bir ABD yetkilisi "Onlara, üzerinde anlaşılan formüle bağlı kalmak ya da hiçbir şey yapmamak arasında seçim yapmaları gerektiğini söyledik ve yanıtları 'o zaman hiçbir şey yapmamak' oldu" dedi. Yetkili ayrıca, Tahran'ın orijinal düzenlemelere geri dönmeyi kabul etmesi halinde, Washington'un bu hafta veya önümüzdeki hafta görüşmeye hazır olduğunu belirtti.

Yetkili, ABD'nin "gerçek ve hızlı bir anlaşma" aradığını belirtirken, Başkan Donald Trump'ın askeri harekâta başvurma tehditlerine atıfta bulunarak, diğer seçeneklerin de masada olduğu konusunda uyardı.

Axios’a göre Beyaz Saray elçisi Steve Wittkoff, başkanın damadı ve danışmanı Jared Kushner ile birlikte bugün Katar'a giderek Katar Başbakanı ile İran konusunda istişarelerde bulunacak. Wittkoff'un daha sonra İranlı yetkililerle görüşmek yerine Miami'ye dönmesi bekleniyor.

Trump dün, ABD yönetiminin Tahran'ı izole etmek için Pekin ve diğer ülkelere yönelik baskıyı yoğunlaştırdığı bir dönemde, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yaptığı kapsamlı telefon görüşmesinde İran'daki durumu görüştü.