Tahran nükleer müzakerelerin Tokyo’da yapılacağı iddialarını yalanladı

İran Dışişleri Bakanlığı: “Umman girişimi tüm tarafların anlaşmaya dönme sürecidir”

Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi, geçen ay New York’ta Genel Kurul çalışmaları sırasında İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile bir
Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi, geçen ay New York’ta Genel Kurul çalışmaları sırasında İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile bir
TT

Tahran nükleer müzakerelerin Tokyo’da yapılacağı iddialarını yalanladı

Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi, geçen ay New York’ta Genel Kurul çalışmaları sırasında İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile bir
Umman Dışişleri Bakanı Bedir el-Busaidi, geçen ay New York’ta Genel Kurul çalışmaları sırasında İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile bir

İran, ABD ile doğrudan müzakereler yapılacağına dair dünya basınında yer alan iddiaları yalanladı. Tahran yönetimi öte yandan Umman’ın 2015 nükleer anlaşmasını yeniden canlandırmayı amaçlayan diplomatik süreçteki çıkmaza son verme girişiminden duyduğu memnuniyeti yineledi. İranlı parlamenter Şehriyar Haydari, Japonya’da müzakere masasına dönülebileceğini söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasıl Kenani, haftalık basın toplantısında Umman Sultanı Heysem bin Tarık’ın nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma planının Washington ile Tahran arasındaki görüşleri yakınlaştırmaya yönelik pratik bir girişim olduğunu söyledi. “Bu girişim ne yeni bir anlaşma ne de yeni bir projedir” diyen Kenani, “Defalarca belirttiğimiz gibi, Umman dahil dost ülkelerin tüm tarafları nükleer anlaşmaya döndürme yönündeki çabalarını ve girişimlerini memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.

İranlı yetkili, “Diplomatik süreç de mesaj alışverişi de açık. Bu süreç devam ediyor” diyerek, sözlerinin devamında ise “ABD ile doğrudan müzakere yapmayacağız ve doğrudan müzakere planımız da yok” şeklinde konuştu.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli Semaphore sitesi ve Londra merkezli Farsça yayın yapan Iran International kanalının hazırladığı araştırma haberinden aktardığına göre Sözcü, İran Uzmanlar Girişimi konusuna girmekten ise kaçındı. Haber, İran kökenli Amerikalı uzmanlar ile Devrim Muhafızları’yla yakından bağlantılı olan İran Dışişleri Bakanlığı Araştırma Dairesi yetkilisi arasındaki mesaj alışverişine de ışık tutuyor.

31 senatörün Pentagon’a mesajların içeriği, ABD çevrelerinde, özellikle de Kongre üyeleri arasında öfkeye yol açtı.

Mesajda, İran asıllı ABD’li bir araştırmacıya, nükleer müzakere ekibinden çıkarılması sonrasında bakanlıkta üst düzey bir pozisyonu üstlenmesi için nasıl güvenlik izni verildiği soruldu.

Konuyla ilgili olarak Kenani, “Özellikle bazılarının İran kartını oynamaya çalışması ve buna bağlı meseleler nedeniyle ABD’nin iç sorunları ve partiler arası rekabet çerçevesindeki bazı konulara girmek istemiyoruz” dedi.

Öte yandan İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin medya platformu Nour News, ‘İran ile savaş açmaya çağıranlar’ olarak adlandırdığı kişileri, İran’ın ABD’deki nüfuzu meselesini alevlendirmekle suçladı. Ajans, sosyal medya platformu X üzerinden “Onlar, esir takası anlaşmasına varıldıktan sonra, yaptırımların kaldırılmasına (nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması) yönelik müzakerelerde anlaşmaya varma şansının arttığına inanıyorlar. Bu nedenle Demokratların yaklaşan başkanlık seçimlerinde bunu kullanmasını engelleyecek bir ortam yaratmak ve yaptırımların kaldırılması konusunda olası bir atılımı engellemek istiyorlar” açıklamasında bulundu.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani’nin bugün düzenlediği haftalık basın toplantısından yayınlanan videodan bir görüntü
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani’nin bugün düzenlediği haftalık basın toplantısından yayınlanan videodan bir görüntü

Kitle imha silahları

Öte yandan Kenani, İran’ın bu bölgede oluşturduğu kalıcı tehdide ilişkin ABD’nin kitle imha silahlarıyla mücadeleye yönelik stratejik belgesindeki uyarıyı yalanladı. Kenani, “Bu iddialar asılsızdır. İran, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın bir üyesidir ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile kapsamlı bir koruma anlaşmasının imzacısıdır” dedi.

“İran defalarca nükleer silahların askeri ve savunma doktrininde yeri olmadığını ilan etti” diyen Nasır Kenani, “İran bu tür kitle imha silahlarının kullanımını ve kullanım tehdidini reddediyor” ifadelerini kullandı. Kenani ayrıca, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın İran’ın Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ne uymamasına ilişkin yıllık raporunu da protesto ederken, “Şiddetle reddediyoruz” dedi. Kenani ayrıca, bunların asılsız suçlamalar olduğunu söyledi.

Nükleer müzakereler, geçen yıl son zamanlarda sekteye uğradı. Öncesinde ise Tahran, UAEA’nın insan yapımı uranyum izleri bulduğu iki gizli bölgede nükleer faaliyetlere ilişkin uluslararası bir soruşturmayı kapatmak da dahil olmak üzere şartlarına bağlıydı. Batılı diplomatlar, Tahran’ın geçen yıl anlaşmayı tamamlamaya yönelik en az iki taslağı reddettiğini söylüyor.

UAEA, İran’ın yüzde 60 zenginleştirilmiş uranyumdan oluşan üç bomba geliştirmeye yetecek kadar güce sahip olduğunu tahmin ediyor. Ajansa göre İran, yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş daha büyük miktarlarda uranyuma sahip. Tahran ayrıca, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması yönündeki görüşmelerin Nisan 2021’de başlatılmasına paralel olarak yüzde 60 oranında uranyum zenginleştirmeye başladı.

Tokyo arabuluculuğu

Milletvekili Şehriyar Haydari, geçen pazar günü Dideban İran internet sitesinden yaptığı açıklamada, Japonya’da nükleer müzakerelerin yeniden başlatılabileceğini belirtti.

Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi üyesi Haydari, nükleer anlaşmanın tarafları arasında üçüncü bir ülkede toplantı yapılmasının planlandığını söylerken, “Son zamanlarda Batı ve ABD mesajları açıklandı. Japonya’nın hazır olduğunu beyan etmesiyle nükleer anlaşma için toplantı yapılmasına yönelik mekanizmanın bir ölçüde hazırlandığını ve bunun üçüncü bir ülkede yapılabileceğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

“Nükleer anlaşma sonuca ulaşsa da ulaşmasa da bunun diyalog ve toplantı çerçevesinde yapılması gerekiyor” diyen Milletvekili, “Nükleer anlaşma, şu anda hem Avrupa’da hem de ABD’de gündemde. Ancak ABD’nin bu konudaki politikası ve yaklaşımı farklı” şeklinde konuştu.

Geçen hafta İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Japon arabuluculuğunun varlığını açıklamadan önce, Umman Sultanı’nın nükleer müzakere masasına dönme yönünde önerdiği bir girişimden bahsetti.

Abdullahiyan, Japon Kyodo ajansı tarafından geçen çarşamba günü yayınlanan bir açıklamada Tokyo’nun teklifinin İran’ın çıkarlarını karşıladığını, ilgiyi hak ettiğini ve olumlu olarak değerlendirilebileceğini söyledi. Batılı tarafları abartılı taleplerde bulunmakla suçlayan Abdullahiyan, ülkesinin Japonya’nın nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılmasında oynadığı her türlü yapıcı role desteğini ifade etti.

Abdullahiyan ayrıca, İran resmi medyasına Sultan Heysem bin Tarık’ın nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmaya çalıştığını belirterek, “Önerilen Umman girişimi, tüm tarafları hızlandırmanın ve yükümlülüklerine geri döndürmenin bir yoludur. Ancak bu, Umman Sultanı’nın yeni bir planı veya metni olduğu anlamına gelmiyor” dedi.

İbrahim Reisi hükümeti, bölgesel ve uluslararası izolasyonunu kırmak için arabuluculuğa güveniyor. Arabuluculuk, İran ile büyük güçler arasındaki nükleer müzakerelerin 2013 yılında yeni haliyle başlatılmasının ve 2015 yazında nükleer anlaşmayla sona ermesinin anahtarıydı.

Geçen Nisan ayında İran Dışişleri Bakanı, Japon mevkidaşı Yoshimasa Hayashi ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından, Hayashi’nin bozulan nükleer görüşmeleri tamamlamak için Tahran’a yardım teklif ettiğini söyledi.

Geçen Ağustos ayının ilk haftasında Abdullahiyan, Tokyo’yu ziyaret ederek Japon yetkililere, Tahran’ın tüm tarafların nükleer anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerine geri dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Japonya, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesinin ardından gerginliği azaltmak için ABD ile İran arasında arabuluculuk yapmaya çalıştı. Ancak eski Japonya Başbakanı Şinzo Abe’nin girişimi, 2019’da başarısız oldu. Bu, Şah rejimini deviren 1979 devriminden bu yana bir Japon başbakanının İran’a yaptığı ilk ziyaretti.

Abe, Trump’ın İran rejim lideri Rehber Ali Hamaney’e mesajını iletirken, Devrim Muhafızları deniz kuvvetleri Umman Körfezi’nde bir Japon petrol tankerini alıkoydu.



İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
TT

İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026

Ömer Önhon

İranlılar, 1979 devriminden sonra iktidarı ele geçiren rejimi protesto etmek için sayısız kez sokaklara döküldüler; bu, İslam Cumhuriyeti tarihinde çok tanıdık bir sahne haline geldi. Ancak bu kez, protestolar daha derin ve daha tehlikeli anlamlar taşıyor.

Protestoların itici gücü artık rejimin ideolojik ve baskıcı doğasıyla sınırlı değil; günlük yaşamın her yönünü etkileyen boğucu bir ekonomik krizi de içerecek şekilde genişledi. Öfke yayılırken, dikkat çekici bir gelişme yaşandı; geleneksel olarak rejimin destekçileri olarak kabul edilen ve daha önce protestolardan uzak duran Tahran Kapalı Çarşı tüccarlarının da protestolara dahil olması. Onların dahil olması, rejim için endişe verici bir değişimi temsil ediyor, ancak bu, rejimin yakın zamanda yıkılacağının kesin bir göstergesi değil.

Bu harekete karşılık olarak, İran makamları protestoları bastırmak için rejim güvenlik güçlerini, Devrim Muhafızlarını ve Besic olarak bilinen sadık milisleri büyük sayılarda sokaklarda konuşlandırdı. Tahminler, yaklaşık üç bin kişinin öldürüldüğüne, binlerce kişinin de yaralandığına ve tutuklandığına, gerçek can kaybının ise resmi rakamlardan üç veya dört kat daha yüksek olabileceğine işaret ediyor.

Krizi açıklarken, İran rejimi yaşananları ülkeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan yabancı müdahaleye ve ekonomiye olan ciddi etkisinden dolayı uluslararası yaptırımlara bağlıyor. Bu iddialar bir miktar doğruluk payı içerse de, krizin kökenleri çok daha derine iniyor ve esas olarak rejimin kendi içindeki yapısal dengesizliklerden kaynaklanıyor gibi görünüyor.

Enflasyon yüzde 45 ile 50 arasında seyrediyor, İran tümeni yabancı para birimleri karşısında değerinin önemli bir kısmını kaybetti, emekli maaşlarını ödeme sorunu kötüleşiyor ve İranlılar genel bir tükenmişlik ve bitkinlik duygusu yaşıyor. Halk her geçen gün daha da fakirleşirken, rejimin elitleri ve fırsatçıları, adaletsizlik duygusunu daha da artıran yaygın yolsuzluk ortamında servet biriktirmeye devam ediyor.

Ekonomik krizin yanı sıra, İran makamları yıllardır Tahran'daki hava kirliliği de dahil olmak üzere kronik sorunlarla başa çıkmayı başaramadı; bu sorunlara şimdi kuraklık krizi de eklendi. Bu arada, ülkenin kıt kaynakları, çoğu ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırılarla büyük ölçüde yok edilen çok sayıda silahlanma programına yönlendirildi.

İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor.

Suriye krizinin yankıları bölge ve dünya genelinde hâlâ tazeyken, nüfus ve doğal kaynaklar açısından Suriye'den çok daha büyük bir ülke olan İran'ın çöküşünün potansiyel etkileri düşünüldüğünde endişe daha da artıyor. Bu olasılık, bölgenin çok ötesine uzanan sarsıntılara neden oluyor. Dolayısıyla ilk soru şu: Rejim gerçekten devrilecek mi ve böyle bir değişimin maliyeti ne olacak? Bunu daha ağır bir soru izliyor: Eğer böyle bir durum yaşanırsa, sonrasında sahne nasıl görünecek?

Bu bağlamda, ABD ve İsrail, İranlı protestoculara açık desteklerini açıkladılar. Doğu ve Batı arasındaki ticaret ve enerji yollarında stratejik bir konuma ve yine dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip olan İran, ABD Başkanı Donald Trump için Gazze, Venezuela ve Grönland'a benzer bir başka cazip yatırım fırsatı olarak öne çıkıyor.

Trump, rejim protestocuları öldürürse müdahale tehdidinde bulundu ve İranlılara gösterilerinin ivmesini artırma çağrısı yaptı. Ancak, ölümlerin durduğuna ve rejimin protestocuları infaz etme planlarının olmadığına dair bilgilere sahip olduğuna dair son açıklamaları, gerçek niyetleri konusunda bazı belirsizlikler yarattı.

cdfgthy
İran'ın Tahran şehrinde bir kadın sokakta yürüyor, 15 Ocak 2026 (Reuters)

Buna paralel olarak, arka kapı diplomasisi yoluyla İran'ın bazı ABD talepleri karşısında geri adım attığına dair iddialar dolaşıyor. ABD kaynakları ve bilgi sahibi medya kuruluşları, ABD Başkanı’nın hâlâ seçeneklerini değerlendirdiğini ve olası bir askeri müdahalenin tam ölçekli bir işgalden ziyade sınırlı ve belirli olacağını bildiriyor.

Ancak, Venezuela ve başka yerlerde zaten yük altında olan ABD, herhangi bir çatışmanın kontrolden çıkabileceğini kabul ediyor. İran direnir ve karşı saldırı başlatırsa, Washington, bölgeye ve ötesine yayılacak öngörülemeyen sonuçları olan uzun süreli bir çatışmaya sürüklenebilir.

Bu bağlamda, üst düzey bir İranlı yetkilinin, ABD tarafından saldırıya uğramaları durumunda ülkelerinin Suudi Arabistan, BAE ve Türkiye'deki ABD üslerine saldırı düzenleyeceğini söylediği aktarıldı. Önlem olarak, ABD, Ortadoğu'daki en büyük ABD askeri üssü olan Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'nden bazı askeri personelini geri çekti.

İsrail ise, İran'da açıkça rejim değişikliği arayışında olup, yerine Şah dönemini anımsatan dost bir yönetimin gelmesini umuyor. Buna karşılık, Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman ve bölgedeki diğer ülkeler, askeri müdahale veya savaşın olumsuz sonuçları korkusuyla itidal çağrısında bulundular, topraklarının herhangi bir askeri operasyon için kullanılmasına izin vermeyeceklerini vurguladılar.

En çok endişe duyan ülkeler arasında Türkiye öne çıkıyor. İran ile ekonomik ve sosyal bağlarına rağmen, iki ülke Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'da bölgesel rakiplerdir; bu rekabet, Suriye'deki kriz ve iç savaş sırasında özellikle belirgin hale geldi.

Ankara, diğer bölgesel güçler gibi, askeri müdahalenin olumsuz sonuçlar doğuracağına inanıyor. Yeni bir kitlesel göç dalgası, Irak ve Suriye'dekine benzer bir Kürt sorununun ortaya çıkması ve enerji arzında aksamalardan korkuyor. Buna ek olarak, İsrail ile dost yeni bir İran yönetiminin kurulması endişesi de var; bu durum Türkiye için son derece rahatsız edici bir olasılık.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor

Bu bağlamda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, özellikle İsrail'i işaret ederek, bir dış müdahale olduğunu belirtti. İsrail’in İran'daki protestolardan istediği sonucu alamayacağını varsayması, rejimin çökmesi olasılığından şüphe duyduğu şeklinde yorumlanabilir.

Fidan, 24 saat içinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile iki telefon görüşmesi yaptı ve ayrıca ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile de temasa geçti. Bu, Türkiye'nin gerilimi kontrol altına alma ve durumu yatıştırma yönündeki diplomatik çabaları olarak görülebilir.

sdvfd
Lahey'de düzenlenen ve İran'daki kitlesel protestoları destekleyen bir mitingde göstericiler İran bayrakları ve pankartlar taşıdı, 10 Ocak 2026 (AFP)

Bu Türk yaklaşımı, Ankara'nın 2011'deki Suriye'ye yönelik tutumunu hatırlatıyor; o zaman da komşu ülke olarak Esed rejimini reformları uygulamaya, protestocuların taleplerini dinlemeye ve güç kullanmayı bırakmaya çağırmıştı. Ancak rejim o dönemde oyalamayı tercih etmişti.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor.

Buna karşılık, İran muhalefeti cesur ve kararlı görünüyor, ancak birleşik bir siyasi cephe ve tek bir birleştirici lider yokluğundan muzdarip. Bu boşlukta, bazı göstericiler, İran'ın son Şahı'nın oğlu ve ABD'de ikamet eden, son zamanlarda kendisini lider ve kurtarıcı olarak göstermeye çalışan Rıza Pehlevi'nin geri dönmesini talep ettiler.

Rıza Pehlevi’nin bir rolü olabilir, ama İranlıların çoğunluğunun, hatta rejime karşı olanların bile, Mollalar yönetimini 46 yıl önce devirdikleri ve nefret ettikleri bir monarşi sistemi ile değiştirmek isteyeceğine inanmak zor. Bununla birlikte, iç ve uluslararası güç mücadelelerinin karmaşık ağı göz önüne alındığında, tüm senaryolar muhtemel olmayı sürdürüyor.


Netanyahu, Gazze'deki Yürütme Kurulu’nun yapısına itirazının ardından iktidar koalisyonuyla bir araya geldi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
TT

Netanyahu, Gazze'deki Yürütme Kurulu’nun yapısına itirazının ardından iktidar koalisyonuyla bir araya geldi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bugün iktidardaki koalisyon ortaklarını toplantıya çağırdı. Bu adım, Netanyahu’nun Beyaz Saray tarafından Gazze Şeridi’nin yönetimini denetleyecek Barış Konseyi kapsamında ilan edilen Yürütme Kurulu’nun yapısına itiraz etmesinin ertesi günü geldi.

Beyaz Saray dün, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde savaşı sona erdirmeyi hedefleyen 20 maddelik planı çerçevesinde, başkanlığını Trump’ın üstleneceği Barış Konseyi’nin çatısı altında faaliyet gösterecek Yürütme Kurulu’nun kurulduğunu duyurmuştu.

Danışma niteliğinde olduğu belirtilen Yürütme Kurulu’nda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Katarlı diplomat Ali ez-Zavadi’nin yanı sıra çeşitli bölgesel ve uluslararası yetkililerin yer aldığı kaydedildi.

Netanyahu’nun ofisi cumartesi gecesi geç saatlerde, Yürütme Kurulu’nun yapısına itiraz etti. İsrail Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada, “Trump tarafından kurulan ve başkanlığını bizzat üstlendiği Barış Konseyi’ne bağlı Yürütme Kurulu’nun yapısının ilanı, İsrail ile herhangi bir koordinasyon sağlanmadan yapılmış olup, İsrail’in politikalarıyla çelişmektedir” ifadesi kullanıldı. Açıklamada, Başbakan Netanyahu’nun, İsrail’in çekincelerini ele almak üzere Dışişleri Bakanı’na ABD Dışişleri Bakanı ile temasa geçmesi talimatını verdiği belirtildi.

Açıklamada itirazın gerekçeleri ayrıntılandırılmadı. Ancak Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre İsrail, Ekim 2023’te savaşın başlamasından bu yana iki ülke arasındaki ilişkilerin ciddi şekilde bozulması nedeniyle, savaş sonrası Gazze Şeridi’nde Türkiye’nin herhangi bir rol üstlenmesine daha önce de sert biçimde karşı çıkmıştı.

Trump’ın, Hakan Fidan’ı Yürütme Kurulu’na dahil etmenin yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da Barış Konseyi’ne katılmaya davet ettiği bildirildi. İsrail medyasında yer alan haberlere göre, iktidar koalisyonu liderleri bugün Yürütme Kurulu’nun yapısını görüşmek üzere bir araya geldi.

Netanyahu’nun liderliğini yaptığı Likud Partisi’nin Sözcüsü, “Koalisyonun saat 10.00’da bir toplantısı planlanıyor” açıklamasını yaptı, ancak toplantının içeriğine ilişkin ayrıntı vermedi.


İranlı yetkili: Protestolarda 500 güvenlik görevlisi dahil 5 bin kişi hayatını kaybetti

 ‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
TT

İranlı yetkili: Protestolarda 500 güvenlik görevlisi dahil 5 bin kişi hayatını kaybetti

 ‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)

İranlı bir yetkili bugün yaptığı açıklamada, ülkede yaşanan protestolarda en az 5 bin kişinin hayatını kaybettiğinin tespit edildiğini, yaşamını yitirenler arasında yaklaşık 500 güvenlik görevlisinin de bulunduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre yetkili, ‘teröristler ve silahlı kışkırtıcıların’ masum İranlıların ölümünden sorumlu olduğunu ileri sürdü.

Konuya ilişkin hassasiyet nedeniyle adının açıklanmasını istemeyen yetkili, en şiddetli çatışmaların ve en yüksek can kaybının, ayrılıkçı Kürt grupların faaliyet gösterdiği ülkenin kuzeybatısındaki bölgelerde yaşandığını ifade etti.

Yetkili, nihai can kaybı sayısının keskin biçimde artmasının beklenmediğini belirterek, ‘İsrail ve yurt dışındaki silahlı grupların’ sokaklara çıkanlara destek ve silah sağladığını iddia etti.

Aynı bağlamda, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai de bugün yaptığı açıklamada, Avrupa Troykası’nın büyükelçilerinin doğrudan ‘terör unsurlarının’ yanında yer aldığını ve olayların yönlendirilmesinde etkin rol oynadığını savundu.

Rızai, İran’daki ilgili kurumların, bazı Batılı ülkelerin İran içinde cinayetler işlemek üzere terör gruplarını organize etmek amacıyla dolar ve yabancı para transferleri yaptığını gösteren belgelere sahip olduğunu öne sürdü.

Diğer yandan İran Yargı Erki Sözcüsü Asgar Cihangir ise ülkede yaşanan son olayların sıradan karışıklıklar olmadığını, Batılı ülkeler tarafından yönlendirilen terör eylemleri olduğunu söyledi. Cihangir, içerideki terör hücrelerinin liderleri ve yurt dışındaki bağlantılarının ortaya çıkarıldığını belirterek, yargı sürecinde şiddet olaylarına kandırılarak katılan kişiler ile yabancı istihbaratlara çalışan teröristler arasında ayrım yapılacağını kaydetti.