Diplomatik dokunulmazlık: Koruma, ayrıcalık ve kötüye kullanma

Kimi diplomatlar, yasadışı yollardan sigara, dolar, cep telefonu ve külçe altın kaçırmaya çalıştılar

Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
TT

Diplomatik dokunulmazlık: Koruma, ayrıcalık ve kötüye kullanma

Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı
Diplomatik dokunulmazlık sonsuz değil ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı

Sevsan Mehanna 

İnsancıl Hukuk Sözlüğü (The Practical Guide to Humanitarian Law), diplomatik dokunulmazlığı, belirli kişilere (hükümet yetkililerine) yasal sınırlamalar da dahil olmak üzere herhangi bir kısıtlamaya ya da baskıya maruz kalmadan uluslararası düzeyde görevlerini yerine getirmelerini sağlamaları için verilen, ulusal ve uluslararası hukuk tarafından tanınan, hukuki bir ayrıcalık olarak tanımlıyor.

Dokunulmazlık aynı zamanda devletlerin ya da onların temsilcilerinin yabancı mahkemeler önünde yargılanmasını önleyen, devletlerin egemenlik ve bağımsızlığını koruyan bir araç.

Bu araç sayesinde, yargılanmama hakkı kazanan kişiler, ulusal ya da uluslararası mahkemeler karşısına çıkarılmaktan kaçınabiliyorlar.

Dokunulmazlık, diplomatlara, Birleşmiş Milletler (BM) çalışanlarına, parlamenterlere, hükümet üyelerine ve devlet başkanlarına tanınıyor.

Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi

Ülkeler arasındaki diplomatik çalışmalara ilişkin usul ve kontrolleri belirleyen 18 Nisan 1961 Tarihli Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi'ne göre halklar antik çağlardan beri diplomatik temsilcilerin statüsünü tanındı.

BM Şartı'nda yer alan tüm devletlerin egemenlik eşitliği, uluslararası barış ve güvenliğin sürdürülmesi ve uluslar arasında dostane ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin hedef ve ilkelerini tanımlayan diplomatik ilişkiler, ayrıcalıklar ve dokunulmazlıklar hakkındaki uluslararası sözleşme, anayasal ve sosyal sistemleri ne kadar farklı olursa olsun, ülkeler arasındaki dostane ilişkilerin geliştirilmesine yardımcı olacağını ve bu ayrıcalıkların ve dokunulmazlıkların amacının bireyleri ayrıştırmak değil, diplomatik misyonların ülkelerinin temsilcileri olarak görevlerini en iyi şekilde yerine getirmelerini sağlamak olduğunu vurguluyor.

Sözleşmede, ihtilaflı konularda geleneksel uluslararası hukuk kurallarının uygulanmaya devam edilmesinin gerektiğine işaret ediliyor.

Dokunulmazlıktan keyif alan insanlar

Aynı sözleşmeye göre diplomatik misyonun başındaki kişi, kabul eden (akredite olduğu) devlet tarafından bu sıfatla hareket etmek üzere görevlendirilen kişidir. 'Diplomatik misyon üyeleri' ifadesiyle bu diplomatik misyonun başkanı ve üyeleri, yani diplomatlar, yöneticiler, teknisyenler ve hizmet personeli kastediliyor.

Dokunulmazlık, diplomatik misyonun çalıştığı binaları ve ona bağlı arazileri de kapsıyor.

Ancak diplomatik dokunulmazlık sonsuza kadar sürmez ve kişinin resmi görevde bulunduğu süre içindeki resmi eylemleriyle sınırlı.

Hem ulusal hem de uluslararası hukukta genel olarak iki tür dokunulmazlığın olduğu kabul edilir.

Bunlardan birincisi görev dokunulmazlığı. Bu dokunulmazlık çeşitli devlet görevlilerinin belirli eylemlerini kapsar ve görev süresi sonuna kadar devam eder.

Yasal olan kişisel dokunulmazlık, dokunulmazlıktan yararlanan kişinin yaptığı ve ilgili kişi görevde olduğu sürece devam eden tüm fiilleri kapsar.

Siyasi ya da hukuki makamlarda görevli kişilerin ciddi ihlaller gerçekleştirmeleri durumunda dokunulmazlıkları kaldırılabilir. 

Diplomatlara verilen yargı dokunulmazlığı

Sözleşmenin 29'uncu maddesi, diplomatların dokunulmazlığı olduğunu, hiçbir şekilde ne gözaltına alınabileceğini ne de tutuklanabileceğini, kabul eden devletin, kendisine gereken saygıyı göstermesi ve şahsına, özgürlüğüne ya da onuruna yönelik herhangi bir saldırının yapılmasını önlemek için gerekli tüm önlemleri alması gerektiğini vurgular.

Sözleşmenin 31'inci maddesi ise diplomatın, kabul eden devletin ceza adaleti açısından yargı dokunulmazlığından yararlandığını belirtir.

Buna göre diplomatın bir suça karışması halinde bu suç diplomatik göreviyle hiçbir ilgisi olmayan şahsi bir eylemle ilgili bile olsa akredite olduğu ülkede yargı karşısına çıkarılamaz.

Diplomatik dokunulmazlık, diplomatın resmi misyonuyla ya da özel hayatıyla ilgili olarak işlediği ve sabit olan ya da olmayan her türlü suçu kapsar.

Dokunulmazlık nedeniyle diplomatın şahsının, evinin ve misyon binasının dokunulmazlığına saygı gösterilmesi gerektir.  

Diplomat, akredite olduğu ülkede gözaltına alınamaz, tutuklanamaz, yargılanamaz ve hatta ifadesi dahi alınmaz.

Ancak diplomatik dokunulmazlık, diplomatın tamamen cezadan muaf olduğu anlamına da gelmese de yargılama hakkı akredite olduğu ülkeye değil, kendi ülkesine aittir. 

Sözleşmeye adli ve idari dokunulmazlıkla ilgili olarak ise diplomat, aşağıdaki durumlar dışında da dokunulmazlıktan yararlanır.

Sözleşme bu durumları şöyle sıralıyor:

a- Kabul eden devletin topraklarında bulunan ve gönderen devlet adına ve misyon amaçları doğrultusunda kullanılmayacak bir taşınmazla ilgili bir aynî hak davası ya da davaları.

b- Diplomatın kendisin gönderen devlet adına değil de bir özel kişi olarak mirasın idarecisi, mirasçı ya da vasiyet olunan kişi sıfatıyla ilgili dahil olduğu mirasa ilişkin dava ya da davalar.

c- Diplomatın akredite olduğu ülkede resmi görevleri dışında icra ettiği herhangi bir meslekî ya da ticarî faaliyet ile ilgili dava ya davalar.

Bir diplomat, yukarıdaki maddelerde öngörülen haller dışında hiçbir şekilde yargılanamaz.

Söz konusu durumlarda dahi diplomatın şahsının ya da konutunun dokunulmazlığı ihlal edilemez.

Eski BM Cenevre Ofisi Nezdinde Özbekistan Daimi Temsilciliği görevini yıllarca yürüten ve diplomat kimliğiyle dünyayı dolaşan Gülnara Kerimova'nın hakkındaki gözden kaybolduğuna dair çıkan söylentilerin ardından polisle karşı karşıya geldiğinde gergin bir görüntüsünün yansıdığı bir fotoğraf (Eurasianet)
Eski BM Cenevre Ofisi Nezdinde Özbekistan Daimi Temsilciliği görevini yıllarca yürüten ve diplomat kimliğiyle dünyayı dolaşan Gülnara Kerimova'nın hakkındaki gözden kaybolduğuna dair çıkan söylentilerin ardından polisle karşı karşıya geldiğinde gergin bir görüntüsünün yansıdığı bir fotoğraf (Eurasianet)

Diplomatın aile üyeleri de kabul eden devletin vatandaşı olmadıkları sürece, diplomatın sahip olduğu ayrıcalıklardan ve dokunulmazlıklardan yararlanırlar.

zamanda özel evi, misyon binası ve özel ya da resmi aracı aranamaz ya da el konulamaz.

Diplomatik dokunulmazlığın yalnızca diplomatik misyon üyelerine özgü olduğunu belirtilmeli.

Akredite olduğu ülkedeki Başsavcılık, diplomatın ortakları hakkında soruşturma başlatma hakkına sahiptir.

Diplomatik misyon binasının dokunulmazlığı, diplomatik statüye sahip olmayan, müdahale eden, kışkırtan ya da saklanan kişiler için de geçerlidir.

Diplomat aynı zamanda ilgili üçüncü ülke nezdinde dokunulmazdır.

Bu dokunulmazlık gereği diplomatın başka bir ülkeye ya da bu ülke üzerinden diğer bir ülkeye geçişi garanti altına alınmalıdır.

İnsani yardım kuruluşları çalışanları ise bazı yanlış anlamaların aksine dokunulmazlığa sahip değildir.  

İnsani dokunulmazlık ifadesi, çatışma zamanlarında sivillere, yardım ve sağlık personeline yönelik kasıtlı saldırıların yasak olduğu anlamına gelir. 

Diplomatik dokunulmazlığın kötüye kullanılması

İngiltere merkezli Financial Times gazetesi, 28 Eylül'de İsviçreli yetkililerin Özbekistan'ın eski demir yumruklu lider İslam Kerimov'un milyarder kızı Gülnara Kerimova'ya karşı ciddi suçlamalarda bulunduğunu bildirdi.

Suçlamalarda Kerimova'nın uluslararası bir suç çetesine liderlik ettiği iddiası da yer alıyordu.

Gazete, 2014 yılından bu yana Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te tutuklu bulunan Kerimova'nın (51) çeşitli suçlamalarla karşı karşıya olduğunu yazdı.

Haberde suçlamalar arasında Özbekistan'dan yüz milyonlarca doların yağmalanması ve dünyanın dört bir yanından yöneticilere ve hükümet yetkililerine sistematik olarak rüşvet teklif edildiği iddialarının da olduğu bildirilirken Kerimova ayrıca İsviçre'deki bir grup şirket ve banka hesapları aracılığıyla elde edilen yasadığı kazancı aklama suçlamasıyla da karşı karşıya kaldı.

İsviçreli savcılar, Özbek milyarder Kerimova'nın giyim markasını tanıtmak ve ünlülerin arasına karışmak amacıyla yıllarca Özbekistan'ın BM Daimi Temsilcisi olarak dünyayı dolaştığı ve diplomatlık dokunulmazlığından yararlandığı iddiasıyla İsviçre Federal Ceza Mahkemesi'nde Kerimova hakkında dava açtı.

Kerimova, mahkemede 'Büro' olarak bilinen bir suç örgütüne liderlik etmekle suçlandı.

Onlarca kişiden ve 100'den fazla şirketten oluşan suç örgütünün, çalınan fonları örtbas etmek ve üyelerini zenginleştirmek için gizlice uyum içinde çalıştığı belirtildi.

Diplomatik dokunulmazlığın kötüye kullanıldığı yerler arasında otopark ücretlerinin ödenmemesi, alkollü araç kullanılması ve ölüme neden olan trafik kazalarına karışılması, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, adam kaçırma ve cinayet gibi küçük ve büyük idari suçlar da yer alıyor.

Öne çıkan ihlaller

1984 yılının nisan ayında Libya'nın Londra Büyükelçiliği önünde bir protesto gösterisi sırasında göstericilerin üzerimde ateş açılması sonucu bir İngiliz kadın polisin ölmüş, Libyalı göstericilerden bazıları yaralanmıştı.

Çoğunluğunu İngiltere'de okuyan Libyalı öğrenciler oluşturduğu göstericiler, dönemin Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi'nin Libya'da kendi görüşüne katılmayan herkese karşı uyguladığı baskı, işkence ve infaz politikasına karşı gösteri yapmak ve 7 Nisan 1976'yı anmak üzere Libya'nın Londra Büyükelçiliği önünde toplanmıştı.

Kaddafi, o sıralar Libya'daki üniversitelerde rejim karşıtı üniversite öğrencileri ve profesörleri temizlemek için bir kampanya başlatmış, bunu Trablus ve Bingazi üniversitelerinde idamlar takip etmişti.

Kalabalık öğrenci grupları, korku salmak amacıyla halen darağacında asılı olan öğrencilerin ve öğretim görevlilerinin cesetlerini görmeye götürüldü.

Gösterilerin barışçıl bir atmosferde yapılmasına ve büyükelçiliğin kapısına yaklaşılmamasına rağmen kimliği belirsiz kişiler tarafından büyükelçilik binasından dışarıya rastgele ateş açıldı.

İnsancıl Hukuk Sözlüğü, diplomatik dokunulmazlığı belirli kişilere tanınan yasal bir ayrıcalık olarak tanımlıyor (International Diplomacy)
İnsancıl Hukuk Sözlüğü, diplomatik dokunulmazlığı belirli kişilere tanınan yasal bir ayrıcalık olarak tanımlıyor (International Diplomacy)

Açılan ateş sonucunda 10'dan fazla gösterici yaralandı, bir İngiliz kadın polis memuru öldürüldü.

Dönemin Birleşik Krallık İçişleri Bakanı, Libya'dan İngiliz polisinin delil toplamak ve silahlı saldırıdaki şüphelileri tespit etmek için binaya girmesine izin vermesini talep etti.

Ancak Libyalı yetkililer bunu diplomatik dokunulmazlık yasasına dayanarak reddetti.

Bu yüzden ateş açan kişiler hakkında hiçbir adli işlem yapamayan Birleşik Krallık, Libyalı diplomatları istenmeyen kişiler ilan etmekle ve onları ülkeden sınır dışı etmekle yetinmek zorunda kaldı. İngiltere, Libya ile ilişkileri kesti.

İki ülke arasındaki ilişkiler neredeyse İngiliz hükümetinin Libya rejiminden İngiliz kadın polisin öldürülmesinin sorumluluğunu üstlendiğine dair bir onay alabildiği ve öldürülen kadın polisin ailesine 250 bin sterlin tazminat ödediği 1999 yılına kadar bu halde kaldı.

Tunus polisi, 2013 kasımında, Moritanya'dan gelen bir diplomatı Kartaca Uluslararası Havaalanı'nda 500 paket sigarayla yakalamış, diplomatik pasaport taşıması nedeniyle Moritanyalı diplomat hakkında soruşturma açılamamıştı.

2014 yılının temmuz ayında Hartum'dan Mısır'a gelen Sudanlı bir diplomat, bir çöp torbasında 175 bin doları kaçırmaya çalıştı.

Havaalanındaki güvenlik yetkilileri paranın Mısır'a girişini engelledi. Diplomata ne taşıdığı sorulduğunda çantada 100 bin dolar olduğunu söyleyen diplomat, bu paranın Sudan'ın Kahire Büyükelçiliği çalışanlarının maaşları olduğunu iddia etti.

Ancak çantada 175 bin dolar olduğu ortaya çıktı. Bu da 10 bin doları aşan tutarların beyan edilmesi gerektiğinden yasanın ihlali anlamına geliyor.

Sudan merkezli Al-Rakoba gazetesinin haberine göre Sudanlı yetkililer, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) için para kaçakçılığı yapıldığı şüphesine ilişkin bir rapor yazıp olayı Mısır Dışişleri Bakanlığı'na bildirdiler.

2016 martında Batı Şeria ile Ürdün arasındaki Allenby Sınır Kapısı'nda polis, Ürdün'den İsrail'e gelen Ürdünlü bir diplomat aracılığıyla yaklaşık 300 cep telefonu, onlarca kilogram külçe altın, sanat eserleri ve mücevherlerin kaçırıldığı bir kaçakçılık girişimini önledi.

Gümrükte eşyalara derhal el koyulurken diplomat da Amman'a geri döndü.

Dönemin Ürdün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sabah er-Rafii yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanlığı'nın diplomatı derhal sorguladığını ve hakkında idari bir karar aldığını söyledi.

Ancak kararın ne olduğuyla ilgili bilgi vermekten kaçındı. İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, söz konusu kişinin diplomat olması nedeniyle hakkında işlem yapılamadığını bildirirken Ürdün büyükelçiliğinde idari çalışan olduğu yönünde bazı gazetelerde yer alan haberlerin aksine eğer bu kişi gerçekten idari çalışan olsaydı hakkında başka işlemlerin yapılacağının altını çizdi. 

Swissinfo adlı haber sitesi, geçen ağustos ayında Irak'ın Cenevre'deki diplomatik misyonunun iki çalışanına, büyük bir sigara kaçakçılığı olayına karışmaları nedeniyle ağır para cezaları verildiğini aktardı.

Üç yıldır şüpheli faaliyetlerde bulundukları öğrenildikten sonra Fransa'nın kuzeybatısındaki karaborsada vergi ödemeden 600 bin paket sigara sattıkları ve yasayı ihlal ettikleri gerekçesiyle çalışanlardan biri 177 bin dolar, ikincisi ise 124 bin dolar para cezasına çarptırıldı.

İsviçre Federal Gümrük İdaresi, Iraklı diplomatların ceza indirimi talebini reddetti.

İki çalışanın, sigaraları önce İsviçre'ye ardından karaborsada satılmak üzere Fransa'ya götürdükleri tespit edildi.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.


İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
TT

İran'da Ayetullah’ın sonu mu geliyor?

Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)
Trump ile İran arasındaki belirleyici çatışma (The Independent Arabia)

John Bolton

Cenevre'de devam eden müzakerelerde hiçbir ilerleme kaydedilemediği için dünya, ABD'nin İran'daki Ayetullah rejimi konusunda ne yapacağını bekliyor. İran’daki son protesto gösterileri sırasında ABD Başkanı Donald Trump, Ayetullahlar ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) karşı kırmızı çizgi çekti. Trump, İran muhalefetine hitaben yaptığı konuşmada, “İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızın kontrolünü ele geçirin, yardım yolda, İran'ı yeniden büyük yapalım” dedi.

Trump, geçtiğimiz yıl haziran ayında da Tahran'da rejim değişikliğini desteklediğini açıkça ilan etti ve bu tutumunu birkaç gün önce de yineledi. ABD Başkanı, kırmızı çizgisini korumak ve güvenilirliğini sürdürmek istiyorsa, şimdi İran'a karşı güç kullanmak zorunda. Aksi takdirde, Suriye'de kimyasal silah kullanımına karşı harekete geçmekle tehdit eden, ardından geri adım atan ve Beşşar Esed rejimine karşı koyamayan diplomatik yolu seçen eski ABD Başkanı Barack Obama'nın yeni versiyonu gibi görünecekti.

Donald Trump böylece, biri ‘hızlı ve kararlı’ bir saldırı emri vermek olmak üzere iki farklı seçenekle karşı karşıya. Trump, sıklıkla bu seçeneği tercih ediyor. Ardından, haklı olsun ya da olmasın, zaferini ilan edip yaklaşımının doğru olduğunu savunuyor.

İkinci seçenek ise İran'daki Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını devirmek amacıyla askeri bir operasyon başlatmak. Bu seçenek, ABD Kara Kuvvetleri’nin bölgeye konuşlandırılmasını gerektirmese de İran'daki iktidar kurumlarını hedef alan bir hava harekâtını desteklemek için özel harekat yetenekleri kullanılabilir. Böylece Besic milisleri ve diğer dış genişleme ve iç baskı araçları da dahil olmak üzere DMO'yu kararlı bir şekilde zayıflatarak, Tahran rejimi çökebilir ve muhaliflerinin iktidara gelmesinin önü açılabilir. Aşağıda, ABD başkanı ikinci seçeneğe başvurursa Beyaz Saray'ın üstlenebileceği görevlerin kısmi de olsa kısa bir listesi yer alıyor.

Eylemsel değil, stratejik düşünüp hareket etmek

Bu, haftalar hatta aylar sürebilecek uzun bir süreç olabilir. Bu yüzden mevcut sonuçsuz müzakereleri sona erdiren ve İran'a bir son tarih belirleyen sistematik bir yaklaşım sergilenmesi gerekiyor. Bu, belki eski Başkan George H. W. Bush'un 1991 yılının ocak ayında dönemin Dışişleri Bakanı James Baker'ı Cenevre'ye gönderdiği gibi, mevcut Dışişleri Bakanı Marco Rubio'yu Cenevre'ye göndererek İran'a bu durumu bildirmek olabilir. Ardından İran'ın hava savunma sistemleri, DMO karargahları ve üsleri, Besic milisleri, Tahran'ın nükleer ve balistik füze programları, deniz kuvvetleri ve bölgedeki ABD güçleri ve müttefikleri için tehdit oluşturan diğer her şey hedef olarak belirlenmeli ve ortadan kaldırılmalı.

Sonra İsrail'in kampanyaya katılıp katılmaması sorusu var. Bu sorunun yanıtı açıkça ‘evet’. Çünkü İsrail'in İran'daki askeri ve istihbarat kapasitesi en üst düzeyde kullanılmalı. Bu operasyona katılmak isteyen Arap ülkeleri olup olmadığını araştırılabilir. Bu gerçekleşmeyebilir, ancak onlara bu seçeneğin sunulması önemli. Her halükârda, onların desteği sağlanmalı ve İran'ın herhangi birini hedef alması durumunda uygun bir yanıt verileceğine dair onlara açık garantiler verilmeli. Özellikle, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı Körfez ülkelerine kapatmasına izin verilemez.

Askeri planın yanı sıra siyasi bir plan da olmalı

Ayetullahların iktidarını devirmek ve çöküş sonrası dönemin başarısını sağlamak açısından İran muhalefet güçleriyle yakın iş birliği çok önemlidir. Rejim hiç bu kadar popüler olmamıştı ve halk her zamankinden daha fazla harekete geçmeye hazır. İran içinde reddetme ve direniş yaygınlaşıyor, ancak bu hareket hala yeterli örgütlenmeye sahip değil. Bu duruma, örneğin devam eden gösteriler sırasında 6 bin adet ‘Starlink’ cihazı sağlanacağına dair açıklanan karar gibi önlemlerle yardımcı olunabilir. İran muhalefet güçleriyle iş birliği yaparak rejim içindeki ayrılmaları teşvik etmek gibi çok daha fazlası da yapılabilir.

Öte yandan, İran'ın gelecekteki liderlerinin isimlerine takılmamalıyız, çünkü bu konu daha sonra tartışılabilir. Bu aşamada odak noktası, Ayetullahların ve DMO'nun iktidarını ortadan kaldırmak olan birincil hedef olmalı. Ayrıca, diplomatik beceri göstererek ABD'nin Avrupalı müttefiklerinden İran'a karşı askeri harekâta katılmalarını istemek de gerekir. Onlar mutlaka yanıt vermeyebilirler, ancak İran'da başarı elde edilmesi, onların dikkatini ABD'nin Grönland'a yönelik son askeri tehditlerinden başka yöne çeker.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin ve Rusya, İran'ın kendileri için yasak bölge haline geldiği ve Tahran'a askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilerek ekonomik ve diplomatik olarak marjinalleştirilmeli. Rejim devrilene kadar, askeri veya başka türlü hiçbir destek sağlamamaları gerektiği bildirilmelidir. Tahran'ın nükleer veya balistik füze programlarına yardım eden tüm personelini geri çekmeli ve mevcut rejimden yeni petrol alımlarını durdurmalı.

Bu, Pekin ve Moskova'nın hoşuna gitmeyebilir, ancak ABD'nin düşmanlarına karşı güç kullanmasının ardındaki nedenleri anlayacaklardır, çünkü başka bir otoriter rejimin, özellikle de Pekin ve Moskova arasında büyüyen eksenle bağlantılı bir rejimin devrilmesi, onlar için caydırıcı bir etki yaratacak ve bu da ek bir avantaj olacak.

Sabırlı olmak gerekir

Bu süreç biraz zaman alabilir, bu nedenle ABD’nin askeri harekatını durdurup müzakerelere başlama baskısına kapılmamalı veya bu konuda endişelenmemeliyiz. Ayetullahlara fırsat verildi, ancak onlar da başka hiçbir taraf da yeni fikirler ortaya koymadı. Bu çabalar sırasında başarısızlıklar ve hatalar olabilir, ancak kısa vadeli aksilikler, odak noktasından uzaklaşmamıza veya uygulama sürecini aksatmamıza sebep olmamalı.

İran rejiminin düşüşüyle birlikte, sonraki gelişmelerin öngörülmesi gerekir. Hizbullah, Hamas, Husiler, Irak'taki Şii milisler ve diğerleri gibi Tahran'la bağlantılı terörist gruplar, Ayetullah rejiminin devrilmesinden sonra en büyük kaybedenler arasında yer alacak ve finansal destekçilerinin ortadan kalkmasıyla bu gruplar daha da zayıflayacak. ABD İsrail, Lübnan, Irak ve diğer ülkelerle iş birliği yaparak bu tehditleri ortadan kaldırmaya yardımcı olmak için eşi görülmemiş bir fırsata sahip olacak. Bizler de o an için hazırlıklı olmalıyız.

Bu sadece bir başlangıç olsa da Tahran'daki liderlere karşı kararlı bir eylem otomatik olarak gerçekleşmez, ama bazılarının riske değer gördüğü bir siyasi miras oluşturabilir.


İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
TT

İranlı yetkili: Mart ayı başında yapılacak yeni nükleer görüşmeler geçici bir anlaşmaya yol açabilir

İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)
İran’ın Buşehr nükleer reaktörü (Reuters)

İranlı üst düzey bir yetkili bugün Reuters’a yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında ülkesine yönelik yaptırımların kaldırılmasının kapsamı ve mekanizması konusunda görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti.

Yetkili, nükleer programla ilgili yeni görüşmelerin mart ayı başında yapılmasının planlandığını söyledi.

Yetkili, İran’ın yüksek zenginleştirilmiş uranyum stokunun bir kısmını ihraç etme, saflığını düşürme ve uranyum zenginleştirme konusunda bölgesel bir birlik oluşturma seçeneğini ciddi şekilde değerlendirebileceğini ifade etti. Karşılığında ise İran’a barışçıl amaçlarla uranyum zenginleştirme hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

“Görüşmeler sürecek ve geçici bir anlaşmaya varma imkânı mevcut” diyen yetkili, sürecin devam edeceğini kaydetti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, geçen hafta ABD ile yapılan nükleer görüşmelerin ardından birkaç gün içinde karşı öneri taslağı hazırlanmasını beklediğini açıklamıştı. Öte yandan Başkan Donald Trump, İran’a sınırlı askeri saldırılar düzenlemeyi değerlendirdiğini belirtmişti.

Yetkili, İran’ın petrol ve maden kaynaklarının kontrolünü Washington’a teslim etmeyeceğini, ancak Amerikan şirketlerinin İran’daki petrol ve gaz sahalarında her zaman faaliyet gösterebileceğini de ifade etti.