Biden'ın İsrail'e mutlak desteğinin ABD'deki yansımaları neler?

Washington'u en çok korkutan şey, çatışmanın ABD'ye yayılması ve başkanın geleceğini etkilemesi

Öğrenciler New York'taki Columbia Üniversitesi'nde Filistinlilere destek protestosuna katıldı (Reuters)
Öğrenciler New York'taki Columbia Üniversitesi'nde Filistinlilere destek protestosuna katıldı (Reuters)
TT

Biden'ın İsrail'e mutlak desteğinin ABD'deki yansımaları neler?

Öğrenciler New York'taki Columbia Üniversitesi'nde Filistinlilere destek protestosuna katıldı (Reuters)
Öğrenciler New York'taki Columbia Üniversitesi'nde Filistinlilere destek protestosuna katıldı (Reuters)

Tarık eş-Şami 

ABD'nin 7 Ekim'de İsrail kentlerine yönelik Hamas saldırısının ardından İsrail'e açık bir şekilde destek veren tutumu nedeniyle Ortadoğu'da ve dünyada karşı karşıya olduğu tehlikeler tırmanırken, Başkan Joe Biden yönetimi ABD'de başka yansımalarla karşı karşıya kalıyor.

Bu yansımalar, terör saldırıları olasılığından, Yahudi karşıtlığı ve İslam düşmanlığının artmasına, bazı ABD yönetimi ve Kongre kanatlarında artan protestolara kadar uzanıyor.

Söz konusu protestolar Biden ve hükümetinin, ABD'ye sıçrayabilecek olası yansımaları ve zararları hesaba katmadan İsrail'i kesinlikle destekleme yönündeki aşırı eğiliminden oldukça rahatsız görünüyor.

Peki, bu yansımalar neler?

ABD yönetiminin pozisyonlarına nasıl yansıyabilir?

Çeşitli cepheler

Başkan Joe Biden yönetimi, 7 Ekim'de Hamas'ın İsrail kasabalarına saldırısının ardından, İsrail'in kendini savunma ve Gazze Şeridi'nden Hamas'ı çıkarma hakkını desteklediğini açıkça ilan etti.

Bu saldırılar, diğer Filistinli gruplarla birlikte hareket eden silahlı grup tarafından gerçekleştirildi ve bin 400'den fazla İsraillinin ölümüne neden oldu.

Bu açıklamanın ardından, ABD, İsrail'e açık askeri destek sağlamaya başladı. Bu destek, İsrail'e mühimmat ve teçhizat taşıyan onlarca askeri nakliye uçağının gönderilmesini içeriyordu.

Ayrıca, ABD, İsrail'e iki uçak gemisi ve bu gemilere bağlı savaş gemileri, muhripler ve diğer deniz unsurları gönderdi.

ABD, İsrail ile istihbarat iş birliğini genişletti ve destek ve koordinasyon sağlamak için askeri danışmanlar gönderdi.

Ayrıca, ABD, İsrail ve Hamas arasında ateşkes çağrısında bulunan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarını veto ederek siyasi ve diplomatik destek sağladı. 

Ancak, ABD'nin İsrail'e verdiği bu tarihi destek hem dış hem de içte bazı sonuçları beraberinde getirdi. Dışarıda, İran destekli milislerin fırlattığı insansız hava araçları saldırıları, Suriye ve Irak'taki ABD askeri üslerini hedef aldı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İran'ın vekilleri tarafından ABD güçlerine karşı bir tırmanış olasılığının olduğunu öngördü.

Bu nedenle, ABD Dışişleri Bakanlığı, Irak'ın Erbil kentindeki çoğu çalışanını bölgeden ayrılmaya çağırdı.

Terörizm, adam kaçırma, silahlı çatışma ve sivil kargaşayla ilgili tehditlere işaret ederek ABD'lileri Irak'a seyahat etmemeleri konusunda uyardı.

ABD, savaşın kapsamının genişlemesi ve yalnızca Ortadoğu'da değil, tüm dünyada ABD çıkarlarına karşı tehlikeli bir şekilde tırmanması ihtimaline karşı temkinli davranıyor.

İç zorluklar

Ancak, ABD içindeki yansımalar da özellikle son günlerde ve birden fazla düzeyde farklı bir yön almaya başladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı ve Kongre'de iktidar odalarında, ABD'nin pozisyonunu bir dereceye kadar reddetme tavrı ortaya çıkmaya başladı.

Ayrıca, New York, Illinois, Minnesota ve Florida gibi eyaletlerde ve Washington DC'de, Gazze'nin bombalanmasına karşı protestolar patlak verdi.

Sosyal medya platformları, İsrail ve Hamas arasındaki çatışma, Filistin-İsrail çatışmasının arka planı ve ABD'nin rolü hakkında birbiriyle çatışan görüntüler, haberler ve yorumlarla doldu.

Tüm bunlar, ABD yönetimine artan bir baskı oluşturdu ve onu pozisyonunu nispeten değiştirmeye zorladı.

ABD, İsraillilerle iletişim kurarak Gazze Şeridi'ne yardım malzemelerinin girişine izin verdi ve Gazze'nin işgalini erteledi.

Biden, Netanyahu hükümetinden 'savaş hukuku' olarak bilinen uluslararası insani hukuka uymasını istedi.

Bu hukuk, sivillerin ve askeri olmayan tesislerin hedef alınmasını yasaklıyor.

Başkan ilk kez Filistinli mültecilere para teklif etti ve ABD'nin 11 Eylül 2001 saldırılarından sonra yaptığı hataları tekrarlamaması gerektiğini uyardı.

Ancak, savaşın ve beklenen İsrail kara işgalinin yansımaları, ABD içinde öncelikli bir yer tutmaya devam etti.

İsrail yanlısı öğrenciler New York'ta Gazze'de devam eden çatışmanın ortasında düzenlenen protestoya katıldı (Reuters)
İsrail yanlısı öğrenciler New York'ta Gazze'de devam eden çatışmanın ortasında düzenlenen protestoya katıldı (Reuters)

Kongre'de reddeden cephe

İktidar mahfillerinde ABD'nin İsrail'e verdiği açık desteği eleştiren bir ses, yükselmeye başladı.

Özellikle, İsrail'in Gazze'ye yönelik hava saldırıları ve olası bir kara işgalinin ardından, Demokrat Parti'nin sol kanadında öfke arttı.

Demokratik Parti'nin ilerici üyeleri, Biden'ı, binlerce Filistinlinin ölümüne yol açan bir savaşı kışkırtmakla suçladı.

Bu öfke, Gazze'deki Protestan Hastanesi'nin bombalanması sonrasında daha da arttı.

Kongre Üyesi Jasmine Crockett, öfke ve kafa karışıklığının Biden'ın ne kadar tehlikeli bir konumda olduğunu gösterdiğini söyledi.

Crockett, ilerici üyelerin, İsrail'e destek ve Filistinlilerin haklarını savunmak arasında bir denge bulmak zorunda kaldıklarını belirtti.

Cumhuriyetçiler, Biden'ın Hamas saldırısına verdiği tepkiyi övdü ve savaşı büyük ölçüde iyilik ve kötülük arasındaki bir mesele olarak tasvir etti.

Demokratik seçmenlerin geniş kesimleri, özellikle gençler, İsrail'in Filistinlilere yönelik politikalarına karşı şüpheci, hatta düşmanca görünüyordu.

Hamas saldırısında bin 400'den fazla İsraillinin ölümüne rağmen, savaşı desteklemeye istekli görünmüyorlardı.

Bu hoşnutsuzluk, iki belgede açıkça görülüyordu. 55 ilerici Kongre üyesi, İsrail'in Gazze'ye kestiği gıda, su, yakıt ve diğer malzemelerin geri verilmesini talep eden bir mektup imzaladı.

13 Demokrat tarafından hazırlanan başka bir Temsilciler Meclisi karar tasarısıyla, İsrail ve Filistin topraklarında acil bir ateşkes ve gerilimin durdurulması talep edildi.

Bazıları temsilcilerin yardımcısı olan, Müslüman ve Yahudilerden oluşan 411 kongre personeli, Kongre üyelerini ülke genelinde artan anti-Semitizm (Yahudi karşıtlığı), İslamofobi, Müslüman karşıtlığı ışığında İsrail ile Hamas arasında ateşkesi desteklemeye çağrısında bulunan bir bildiriye imza attı.

Manidar istifa

Biden yönetiminin krize yaklaşımına yönelik itirazlar, ABD Dışişleri Bakanlığı'na kadar ulaştı.

Siyasi işler ve askeri işler ofisinin kıdemli bir yetkilisi olan Josh Paul, çatışmaya yönelik yaklaşım ve İsrail'e sürekli olarak ölümcül silahlar tedarik etme konusundaki siyasi anlaşmazlık nedeniyle istifa etti.

Paul, Hamas'ın saldırısını vahşi ve korkunç olarak nitelendirse de İsrail'in yanıtının, ABD desteği ve 'işgalin mevcut durumu' ile birlikte hem İsrailliler hem de Filistinliler için daha fazla ve daha derin acıya yol açacağından endişe duyuyor.

Bunun Washington'un uzun vadeli çıkarına olmadığını düşünüyor.

Paul, Biden yönetiminin ve Kongre'nin önemli bir kısmının yanıtını eleştirdi.

Silah göndermeyi içeren siyasi kararların kısa görüşlü, yıkıcı ve adaletsiz olduğunu, ABD'nin sahip olduğu değerlerle çeliştiğini savundu.

Çünkü bu politikalar aceleci, önyargılı ve siyasi uygunluk üzerine kurulu.

Bu durum, entelektüel iflas ve bürokratik donukluğu yansıtıyor. Bir tarafın körü körüne desteklenmesi, her iki tarafın halkı için de uzun vadede yıkıcı.

Sokak mücadelesi

Biden yönetiminin çatışmaya yönelik politikası, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Kongre'de de tartışmalara yol açtı.

ABD'nin onlarca şehrinde, İsrail ve Gazze arasında ateşkes çağrısında bulunan gösteriler düzenlendi.

Bu gösterilere karşılık, Hamas'ın rehin tuttuğu rehinelerin serbest bırakılmasını talep eden gösteriler de düzenlendi.

Ateşkes çağrısı yapan gösteriler, Kongre binası ve çevresinde de gerçekleşti. Bu gösterilere yüzlerce Yahudi ve Müslüman öğrenci ile birlikte diğer gruplardan insanlar da katıldı.

Çatışma tarafında düzenlenen protestolar ve yürüyüşler binlerce insanı çekti. Yahudilere ve Müslümanlara yönelik nefret saldırıları, huzursuzluğu artırdı.

Bu arada, İsrail, Gazze'ye karadan girmeye hazırlanıyor. New York'ta düzenlenen dört eş zamanlı protestoda, binlerce kişi Filistin bayrakları açtı.

Polis, trafik akışını engellemek suçlamasıyla onlarca kişiyi tutukladı. ABD'nin onlarca başka şehrinde de benzer gösteriler düzenlendi.

Ancak New York, İsrail dışındaki en büyük Yahudi nüfusuna ve ülkenin en büyük Müslüman topluluklarından birine ev sahipliği yapması nedeniyle özel bir önem taşıyor.

Çatışmayla ilgili farklı görüşler, kültürel alanda da tartışmalara yol açtı.

New York'taki bir kültürel dernek, İsrail'i eleştiren açık bir mektubu imzalayan yazar Viet Thanh Nguyen'in etkinliğini aniden iptal etti.

New York City Queens Meclis Üyesi Robert Holden, evsizlere hizmet veren kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan WIN'i, Filistinlilere destek veren bir yürüyüşte görülen bir çalışanını cezalandırmaya çağırdı.

Buna karşılık, Bronx için Filistin Dayanışması Örgütü, Demokrat Partili Temsilci Richie Torres'in fotoğrafını taşıyan ve üzerinde "Soykırım suçlamasıyla aranıyor" yazan bir afiş dağıttı.

Torres, X platformunda şu ifadelerin yer aldığı bir paylaşımda bulundu:

Yahudi seçmenleri için, Holokost'tan bu yana Yahudilere karşı en kanlı katliam tehdidi altında hissettikleri için savaşmaktan utanmayacağım.

Yahudi ve Müslüman karşıtları

Hamas'ın İsrail'in güneyine düzenlediği saldırılar ve İsrail'in buna cevabı, Gazze ve İsrail'den gelen görüntüler sayesinde anti-semitizm ve İslamofobi'nin hızla artmasına neden oldu.

Çatışma ne kadar uzun sürerse, ABD'deki Yahudiler ve Müslümanlar için tehdit o kadar artar.

Stimson Center'dan Barbara Slavin, "Biden, İsrail'i destekleyen birkaç konuşma yaptı ve İsrail'e seyahat ederek, dünyanın dört bir yanındaki birçok Yahudi'nin rahatlık ve dayanışma ihtiyacını karşılamak için İsrail'e olan yakın desteğini teyit etti. Ancak Gazze'deki ölü sayısının artması ve Araplar ve Müslümanların İsrail ve ABD'ye yönelik öfkesinin artması nedeniyle, Washington'un Gazze halkına insani yardım sağlamaktan daha fazlasını yapması gerekiyor" dedi.

Çatışma sırasında 'İslamofobi' olgusunun artmasından duyulan endişeler arttı.

Bu endişeler, Illinoisli bir adamın altı yaşındaki Filistinli Müslüman bir çocuğu bıçaklayarak öldürmesi ve annesini ağır yaralamasıyla perçilendi.

Bu olaydan sonra Biden, Beyaz Saray'dan yaptığı bir konuşmada İslamofobi ve anti-semitizme karşı olduğunu ilan etti.

Ancak ABD'li Müslüman toplumu, 11 Eylül 2001 olaylarının ardından ABD'de yaşanan güvensizlik ikliminin geri dönmesinden korkuyor.

Bu korku, Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi'nin (CAIR) yayınladığı açıklamada da görülüyor.

CAIR, Filistinlilere yönelik iddia edilen saldırıları kınadı ve hükümet yetkililerini ve medyayı, onları hedef alan provokasyonu durdurmaya çağırdı.

Ayrıca, New York City'de anti-semitik faaliyeti izleyen bir grubun başkanı, 7 Ekim'den bu yana nefret olaylarının iki katına çıktığını söyledi.

Bu olaylar, yaklaşık her gün bir olaydan günde birden fazla olaya yükseldi.

Bu olaylar arasında hakaretler, Yahudi erkeklere ateş açma ve Nazi sembolü olan 'swastika' (gamalı haç) çizilmesi yer alıyor.

Son krizden önce bile, ABD'de Yahudilere yönelik nefret suçları, 2022'de yüzde 37'lik bir orana ulaştı. FBI'a göre bu, yaklaşık üç on yıl içinde kaydedilen en yüksek rakam.

Detroit'teki Yahudi cemaatinin önde gelen isimlerinden biri olan Samantha Wall'un, evinin önünde bıçaklanarak öldürülmesi, ABD'ndeki Yahudiler arasında büyük endişelere yol açtı.

Ancak Detroit yetkilileri, Wall'un öldürülmesinin şu ana kadar nefret suçu olduğunu gösteren hiçbir kanıt olmadığını bildirdi.

Terör korkusu

Ancak son olaylar, ABD ve Batı'da, yakın zamana kadar düşüşe geçtiği görünen terörist eylemlerin yeniden ortaya çıkma endişelerini yeniden gündeme getirdi.

Özellikle, ABD tarafından terörist olarak tanımlanan gruplar, Afrika'dan Pakistan'a kadar, bu ayın başlarında Hamas'ın saldırısını övdü.

FBI Direktörü Christopher Wray, ABD'de Avrupa'da meydana gelenlere benzer saldırılar yaşanabileceği konusunda uyardı.

Bu saldırılardan birinde, kendisini IŞİD'e mensup olarak tanımlayan bir adam, Brüksel'de iki İsveçliyi vurarak öldürdü.

Terörizm ve isyanı önleme uzmanları, Hamas'ın gerçekleştirdiği gibi başarılı saldırıların, benzer düşünen diğer grupları ve bireyleri başka eylemler yapmaya teşvik etme eğiliminde olduğunu söylüyor.

Bu, grupların güçlerini kanıtlama ve daha fazla para ve eleman çekme girişimleridir. Ayrıca, yeni grupların ortaya çıkması da mümkün.

Georgetown Üniversitesi'nde profesör ve terör tarihçisi Bruce Hoffman, "Tarihsel olarak, teröristler olayla ilgileri olsun olmasın, kendilerini gündeme getirmeye çalışırlar. Hamas'ın saldırısı, İsrail'e karşı herhangi bir silahlı grup için eşi görülmemiş bir başarıydı. Bu, diğer gruplar için önemlerini kanıtlamak, dayanışmalarını ifade etmek ve tekrar oyuna girmek için inanılmaz bir fırsat sunuyor" diyor.

ABD'deki hükümet kurumları, Los Angeles, Detroit ve Chicago gibi büyük Filistin diasporası olan şehirleri izliyor.

Wall Street Journal gazetesine konuşan bir Amerikan istihbarat yetkilisine göre, bu kurumlar, toplu ölümlere yol açabilecek büyük bir kamusal etkinliğe yönelik saldırı tehdidini gösteren sosyal medya trafiğini arıyor.

Terörizm uzmanları, İsrail-Filistin çatışmasının şiddetinin ve saldırıların artmasının kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

Bu artışın şiddeti, İsrail'in askeri operasyonlarının süresi, Gazze'ye verilen zarar ve çatışmanın yayılması gibi faktörlere bağlı olacaktır.

Ortadoğu araştırmacısı Ken McCallum, Ortadoğu'daki derin olayların hem hedeflenen şeyler hem de insanları nasıl motive ettiği açısından tehdidin boyutunu artırabileceğini veya biçimini değiştirebileceğini belirtiyor.

Georgetown Üniversitesi'nden Hoffman ise, İsrail'in cevabının uzun sürmesi durumunda, diğer terörist grupların daha fazla zaman toplayacağını ve aralarındaki farklı mezhepsel rekabetlerin, saldırılarını koordine etmeye başladıklarında ortadan kalkabileceğini söylüyor.

Biden'ı etkilemek

ABD'nin tüm endişelerine rağmen, Başkan Biden için en önemli soru, Ortadoğu savaşı, geçen aylarda onay oranlarının düşmesinin ardından seçmenlerin ona karşı tutumunu değiştirecek mi?

Biden, kriz sırasında küresel bir lider olarak kendini gösterdi.

Ancak stratejistler, yeniden seçilmesinin daha çok ekonomi gibi yerel konulara bağlı olabileceği konusunda uyarıyor.

Quinnipiac Üniversitesi tarafından yapılan bir ankete göre, seçmenlerin yüzde 76'sı İsrail'in desteklenmesinin ABD'nin ulusal çıkarına olduğunu düşünüyor.

Ancak, seçmenlerin yalnızca yüzde 42'si Biden'ın çatışmayla ilgili tutumunu onaylarken, yaklaşık yüzde 37'si onaylamadığını söyledi.

Hamas ve İsrail arasındaki çatışma, haftalarca ve aylarca haberlere hâkim olmaya devam ederse, başkanlık kampanyasının doğası değişebilir.

Biden, kendisini savaş zamanında bir başkan olarak sunabilir. Ancak, bu durum uzun sürmeyebilir.

George H. W. Bush'un 1991 Körfez Savaşı'ndan sonra yaşadığı durum buna örnek. Bu savaş hızlı bir şekilde başladı ve bitti.

O zamanlar açık bir zafer gibi görünüyordu. Ancak, Bush yine de ekonomi nedeniyle Bill Clinton'a karşı seçimleri kaybetti. Bu durum, Biden için de siyasi riskler taşıyor.

Buna ek olarak, Biden, kendi partisinin sol kanadından pek çok kişinin tepkisini çekme riskiyle karşı karşıya.

Bu kesim, Gazze'deki Filistinli sivil ölümlerinin artmasından dolayı rahatsız. Bu ölümlerin, İsrail'in saldırıları devam ettikçe daha da artması muhtemel.

Biden ise, kontrolünün çok az olduğu bir çatışmada tarafını seçti.

En önemlisi, daha genç ve daha aktif olan ilerici Demokratlar, Biden'a savaştan fayda sağlamaya daha az istekli.

Quinnipiac Üniversitesi'nin anketine göre, 18-34 yaş arası seçmenlerin çoğunluğu İsrail'e silah ve askeri teçhizat gönderilmesine karşı çıkıyor.

Bazı stratejistler, Biden'ın İsrail'e verdiği desteğin, genç Müslüman ve ilerici seçmenleri, daha açık bir şekilde savaş karşıtı bir programla seçimlere giren bağımsız başkan adayı Cornell West'e oy vermeye itebileceğini belirtiyor.

Bu hoşnutsuzluğa dair bir örnek, geçen salı günü Arizona'da yaşandı.

Bir grup üniversite öğrencisi, Başkan Yardımcısı Kamala Harris'i, Biden yönetiminin İsrailliler ve Filistinlilerin barış, güvenlik ve kendi kaderini tayin hakkı için çalıştığını belirten konuşmasını yaptığında alaycı bir şekilde karşıladı.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.