İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı: Özgürlüğün her ülkede farklı anlamları var

Independent Arabia’ya verdiği röportajda mevcut muhafazakâr hükümetteki tek kadın olan Ensiyeh Hazali, ahlak polisini savundu ve oğlunun Kanada’ya kaçtığı iddiasıyla kendisinin hedef alındığına dikkati çekti.

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ensiyeh Hazali (İran Kültür Devrimi Yüksek Konseyi)
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ensiyeh Hazali (İran Kültür Devrimi Yüksek Konseyi)
TT

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı: Özgürlüğün her ülkede farklı anlamları var

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ensiyeh Hazali (İran Kültür Devrimi Yüksek Konseyi)
İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ensiyeh Hazali (İran Kültür Devrimi Yüksek Konseyi)

Mustafa el-Ensari

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ensiyeh Hazali, İran’daki kadın hakları ihlalleriyle ilgili konuşmalara değinirken, bu suçlamaları ‘Amerikan ve Siyonist medya tarafından öne sürülen yalanlar’ olarak nitelendirdi.

Mevcut muhafazakâr hükümetteki tek kadın olan Hazali, Nobel Ödülü’nün siyasallaştırılmış olduğunu söylerken, ödülü kazanan iki İranlı Şirin Abadi ve Nergis Muhammedi’nin bu ödülü hak edecek hiçbir şey sunmadıklarını dile getirdi ve “Gazze’nin metanetli kadınları bunu daha çok hak ediyor” dedi.

Ensiyeh Hazali, Suudi Arabistan’ın yakın zamanda İslam İşbirliği Teşkilatı ülkelerinin katılımıyla Cidde’de düzenlediği Müslüman Kadınlar Konferansı’nda Independent Arabia’ya özel bir röportaj verdi. Hazali, İslam toplumlarında kadınların daha iyiye doğru ilerlemek için gösterdiği çabalar sayesinde konuşmalarında önceki yıllara kıyasla bir iyileşme olduğunu söyledi.

Bu konferansın Suudi kadınları yakından tanımasına, İslam ülkelerinden birçok kadınla tanışmasına ve onların başarılarını öğrenmesine yardımcı olduğunu anlatan Hazali, “Filistin meselesini ve Filistin’deki kadın konusunu ele aldık. Konuşmacıların çoğu Gazze’deki krize değindi. Uluslararası örgütlerden ateşkes sağlamak, dezavantajlı durumdakilere yardım sağlamak ve annelere, çocuklara ve bebeklere yardım etmek için cesur önlemler almalarını istediler. Refah kapısının açılmasını ve barış güçlerinin gönderilmesini istediler. Gazze halkı için hayati önem taşıyan bu kapının kapatılmasının engellenmesini istedik” dedi.

Suudi kadınlar beni şaşırttı

‘Duyduklarınızla kıyaslandığında Suudi Arabistan kadınları nasıl buldunuz?’ sorusuna yanıt veren Hazali, “Geçmiş yıllara göre durumun çok farklı olduğunu, bazı yasa ve mevzuatların da önceki döneme göre çok farklı olduğunu gördüm. İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Bayan Hala et-Tuveyciri ile görüştüm. Kadın hakları konusunda pek çok ortak noktamız var ve İslam ülkeleri açısından da pek çok ortak noktaya ulaştık” ifadelerini kullandı.

İranlı yetkili, mevcut anlaşmazlık konularına rağmen bunların ‘çok az ve önemsiz’ olduğuna dikkat çekerken, özellikle Batı’nın kendini aileye adamış kadınlara yönelik saldırılarının çok sık olması nedeniyle, konferansta hâkim olan dayanışmanın toplumlardaki kadınlar arasında giderek daha fazla öne çıkarılması gerektiğini vurguladı. Hazali, “Aramızda eskisinden daha fazla anlaşma olmalı” dedi.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Gazze’deki savaşın etkileri ışığında olağanüstü İslam zirvesine katılmak üzere geçen cumartesi günü Riyad’ı ziyaret etti. Bu, iki ülkenin geçen Mart ayında Pekin’le varılan uzlaşmanın ardından ilişkilerini normalleştirmeye ve büyükelçi ve heyet alışverişinde bulunmaya başlamasından bu yana türünün ilk örneği olan bir adım olarak sayılıyor.

İranlı kadınlara gelince bakan onun medyadaki imajından memnun değil. Hazali, Gençliğinin baharında olan Mahsa Amini adlı genç kadının hapishanede Eylül 2022’e öldürülmesinin ardından İran’ı kasıp kavuran gösterilere uluslararası basının verdiği tepkiye atıfta bulundu.

Ensiyeh Hazali, “Ne yazık ki İranlı kadınların başarılarının birçoğu medya tarafından çarpıtıldığı ve yayınlanmasına izin verilmediği için bilinmiyor. Birçok başarı gizlendi. Medya profesyonelleri olarak sizler, gerçekleri ortaya çıkararak ve gerçeklerle yayınlananlar arasında tutarsızlık oluşmasına izin vermeyerek, bu konunun ele alınmasına katkıda bulunabilirsiniz” dedi.

Batı başarılarımızı örtüyor

Hazali, “Örneğin, İran’da son yıllarda kadınların kaydettiği ilerlemeye ilişkin bazı istatistiklere işaret ettiğimde, geçen yıl Amerikan ve Siyonist medya makinesinin yayınladığı yalanların miktarıyla İranlı kadınları çarpıttıkları göz önüne alındığında, bana bunu duymadığınızı söyleyeceksiniz. Ancak gerçekte İran’daki istatistikler kadınların son yıllarda kaydettiği ilerlemeyi gösteriyor. İranlı kadınlar, okuma yazma bilmeme oranını yüzde 95’ten fazla oranda ortadan kaldırmayı başardılar. Üniversiteye giren kadınların oranı erkeklere göre yüzde 61’ken, üniversite profesörlerinin yüzde 40’ı da kadın” açıklamasında bulundu.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı, teknik ve sportif açıdan ise “Kadınlar, televizyon ekranlarında gördüğünüz üzere İslami usullere göre giyinmeyi korurken, erkekler gibi onlar da erkeklerin elde ettiği madalyalara rakip olan, hatta bazen ekonomik sektörler gibi bazı alanlarda erkeklerden bile daha iyi olan çok sayıda madalya aldılar” dedi.

Bu başarılardan bazılarının üzerlerinin örtülmesinin, eğer doğruysa, radikallerin, aralarında Şirin Abadi ve Nergis Muhammedi gibi Nobel Ödülü kazananların da bulunduğu bağımsız kadınlara hakaret etmesinden kaynaklanıyor olabilir. Bu bağlamda Hazali, Nobel Ödülü alan söz konusu isimlere karşı ön yargıyla yaklaştı ve zaferlerini tamamen hak edilmemiş olarak nitelendirdi.

İran’daki Nobel kadınları İsrail’e bağlıdır!

Ensiyeh Hazali, “Bu durum, tamamen siyasi nedenlerle alakalıdır. Liyakatle, bilgiyle, zayıfa yardımla alakası yoktur. Mesele siyasidir ve öyle de planlanmıştır. Müslüman kadınlara odaklanıyorlar. Bu ödül, bu kadınların (Şirin Abadi ve Nergis Muhammedi) kendi konumlarına ulaşmaları için bir araç oldu. İslam Cumhuriyeti’nde yetimlere bakan çok sayıda kadın olmasına ve bunların ekonomik sorunların çözülmesine ve savunmasız insanlara yardım edilmesine katkıda bulunmasına rağmen bu ödül, ABD ve İsrail’in yolunu izlemeye çalışanlara veriliyor. Ödülü alan bu kadınlara sormak lazım, Gazze’de Filistinli kadınlara ve çocuklara olup bitenlere önem gösteriyorlar mı veya ses çıkardılar mı? Neden? Çünkü tamamen İsrail’e bağlılar!” dedi.

2023 Nobel Barış Ödülü’nün sahibi İranlı insan hakları aktivisti Nergis Muhammedi (AFP)
2023 Nobel Barış Ödülü’nün sahibi İranlı insan hakları aktivisti Nergis Muhammedi (AFP)

Hazali, “Gazze’deki metanetli kadınlar bu ödüle daha çok layık oldukları gibi, Gazze’deki hasta ve güçsüzlere yardım eden kadınlar da şüphesiz bu ödüle daha çok layıktır. İran’da da bilimsel alanlarda ihtiyaç sahiplerine yardım eden çok sayıda kadın var. İş alanında çok fazla kadın girişimci var ve bu ödülü fazlasıyla hak ettiklerini söyleyebiliriz” dedi.

Independent Arabia, İranlı Avukat Şirin Abadi’den hem kendisi hem de tutuklu arkadaşı Muhammedi adına bu konuda bir açıklama talep etti. Ancak bu haber yayınlanana kadar, henüz kedisinden yanıt alınamadı. (Yanıt alındığı taktirde haberde güncelleme yapılacak.) Öte yandan daha önceki açıklamalarında Abadi, Mahsa Amini'nin öldürülmesinden bu yana ülkesine karşı oldukça eleştirel bir tavır takındı. Nobel Ödülü kazanmasına rağmen Tahran’ın Nergis’i serbest bırakmayı reddetmesinin ardından yakın zamanda bu eleştirilerini yineledi. Abadi ayrıca, Muhammedi’nin ödülü kazanmasının ‘İslam Cumhuriyeti’nde ne yazık ki telafisi mümkün olmayan kadın hakları ihlallerine ışık tutacağını’ dile getirdi.

Reuters’a göre hala İran’da tutuklu bulunan kadın hakları savunucusu Nergis, ‘Tahran liderlerine bir sitem ve hükümet karşıtı göstericilere destek’ olarak görülen bir girişimle 2023 Nobel Barış Ödülü’nü kazandı.

Eski bir akademisyen olan İranlı yetkiliye, hükümette kadınların sesi olması gereken bir dönemde, ülkesinde kadın haklarını ihlal edenleri savunup savunmadığını sorduğumuzda, kendi pozisyonunu savunarak her şeyin yolunda gitmediğini kabul etti.

İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı, “Kadınların haklarını tam olarak kazandığına inanmıyoruz. Ama kadın haklarını tam olarak tesis etme hedefimize bizi zorlayan bir yoldayız ve ilerlemeye devam edeceğiz. Ancak bazı İslam ülkelerinde ve hatta Batılı ülkelerde garanti altına alınan hakların birçoğu İran’da da mevcuttur. Daha önce de belirttiğim gibi eğitim hakkı var, okuma yazma bilmemeyle mücadele var” dedi.

Ancak öte yandan Avrupa ülkelerinde olduğu gibi bazı işlerin kadınlara uygun olmadığını da kabul ederken, “Bazı Avrupalılarla konuşuyorum, kadınların yaptığı daha kötü işler olduğunu ama bunu değiştiremeyeceklerini söylüyorlar. Mesela bizim ülkemizde kadının onuruna inanıyoruz ve onların askerlikten muafiyet gibi bazı ayrıcalıkları var” şeklinde konuştu. Aynı şekilde bağımsız İran basını, reşit olmayan kızların evlenmesini destekleyen ve bazı ailelerin doğum kontrolünü kınayan muhafazakâr görüşlerden bahsediyor.

Ahlak Polisi

Peki, ya İran’daki Ahlak Polisi, onların da kadın kovalamayı bırakması gerektiğini düşünmüyor musunuz?

Hazali, verdiği yanıtta “Aslında emniyet mensupları, sosyal güvenlikle ilgili pek çok konuyu önleyerek, kadına yönelik şiddetin her türünü, toplumda nasıl bulunacağını, giyim ve sosyal davranışla ilgili yasaların uygulanmasını da yürütmektedir. Her toplum, kendisini ilgilendiren konularda karar verme özgürlüğüne sahip olmalıdır ve bunlar kültürümüzle ve çoğunluğun görüşüyle ​​ilgili konulardır. Güvenlik polisi, Batı medyasının onları yansıttığı gibi değil. Onlarla ilgili algıların ve filmlerin çoğu sahte” ifadelerini kullandı.

Ona göre neyin sahte olmadığına gelince Hazali, “Kadınların, toplumun, kişilerin ve ailelerin haklarını korumak için İslami Şura Konseyi tarafından kanunlaştırılan ve onaylanan yasalar aracılığıyla toplumdaki normatif hususlar dikkate alınmalıdır. Güvenlik ve Ahlak Polisi, yalnızca halkın seçtiği üyelerden oluşan Şura Meclisi’nin onayladığı bu yasaları uygulamak istiyor. Onlar, bu yasaları yapmak ve uygulamak için görevlendiriliyorlar” dedi.

Bu yasaların, örneğin, benzer polislerin bulunduğu ve etkileri sınırlı olan Suudi Arabistan’da olduğu gibi gelecekte yeniden gözden geçirilmesi mümkün müdür?

Bu soruya cevabında Hazali, belki de Tahran’ın daha zayıf bir konumda görünmemesi için daha esnek görünüyordu. Öyle ki “Evet polisin sınırları var, sınırı geçemezler. Standartlar konusunda aslında biz bunların uygulanmasından, yasa çıkarılmasından yanayız. Ancak özgürlüğün her ülkede ve her kültürde farklı bir anlamı olduğunun farkına varmamız gerekiyor. Örneğin özgürlük, her istediğini yapmak anlamına gelmez. Bu, bu terimleri nasıl tanımladığımız açısından çok önemlidir. Her kültürün, her coğrafyanın farklı yönlerini, boyutlarını bir kez daha bilmemiz gerekiyor; bir ülkedeki algılar tüm dünyaya genellenemez” şeklinde konuştu.

Peki ya Batı’ya kaçan oğlu?

Ancak Independent Arabia, oğlunun bir Batı ülkesi olan Kanada’ya kaçtığı yönündeki söylentileri sorarak onu şaşırtınca, Batı’ya yönelik eleştirisi daha az sesli hale geldi. Ensiyeh Hazali, “Oğlumun kaçmadığını, kalıcı olarak göç etmediğini, geçici olarak çalışıp geri döndüğünü, Kanada’da yerleşiminin olmadığını açıkladım. Maalesef tüm dünyaya yayılan yalanlardan biri de bu. Hatta oğlumun bilime dayalı bir şirketi var ve kendi alanında ödül aldı. İran üniversitesindeki öğrencilerle ilgili bir şirketi var, o da diğer insanlar gibi gider ve geri döner” dedi.

Kendisine, bunun amacının, tıpkı Ali Şemhani’nin ailesi ve onunla çalışanlar üzerinden hedef alınması gibi, İran’daki bazı partiler tarafından size siyasi suikast düzenlemek mi olduğunu sorduk. “Ali Şemhani ile yaşananların ayrıntılarını bilmiyorum” diyen Hazali’nin yanıtı biraz kafa karıştırıcıydı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı röportaja göre Hazali, yaptığı açıklamada “Kamuoyunu yetkililerin aleyhine çevirmek isteyenler var. Ama biz, yurtdışında öğrenmenin ve öğretmenliğin, Doğu’da da Batı’da da normal olduğuna inanıyoruz. Batı ve kültürü karşısında duygusal ve çatışmacı olmamalıyız. Evet, onların bilgilerinden yararlanıyoruz, onlara da fayda sağlıyoruz. Çocuklarımız, öğrencilerimiz ve profesörlerimiz birçok başarıda Batı’yı geride bırakıyor. Bu etkileşimin, ticaret ve bilgi alışverişinin ve fayda alışverişinin yapılabilirliğine inanıyoruz. Bu göç, yurttan kaçış vb. anlamına gelmez” dedi.

Hazali ayrıca, “Evet, yetkilileri itibarsızlaştırmaya çalışanlar, ekonomik veya bilimsel alanda faaliyet gösteren ve dış ilişkileri olan kişilere ihanet edenler var” şeklinde konuştu.

Kutuplaşma ve zehirlenme mevsimi

İran’daki uluslararası ve yerel haberler, İran’daki rejimin kanatları arasındaki kutuplaşmanın tırmandığına, cumhuriyetin yaşadığı krizlerde suç ve sorumluluğun bazı grupların aleyhine komplo kurma noktasına kadar vardığına işaret ediyor.

Bu konudaki son söylenti, Tahran’daki tarafların İran’ı sorumlu tutulmaması yönündeki uyarıları ve diğerlerinin daha fazla adım atması yönündeki talepleri üzerine devam eden Gazze Savaşı dosyasına ilişkin yaklaşımdı.

Bu bağlamda eski İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada “Geçtiğimiz günlerde ve çeşitli sohbetlerde İsrail’in saldırgan hedeflerini, insanlığa karşı işlediği suçları, Filistin halkının 70 yıl süren işgal ve zulme karşı haklarını dile getirmeye ve çeşitli soruları yanıtlamaya çalıştım. Ne yazık ki bazı cevaplar dikkatle seçilip, sorulara bakılmadan kesilip çıkarıldı ve bazı durumlarda siyasi oyunların temeli haline geldi. Ne yazık ki, sadece benim görüş ve sözlerime aykırı olmayan, aynı zamanda ulusal çıkarlara da aykırı olan algılar, bazılarının mizacına karışmış durumda.Umarım bölünmeler, kutuplaşmalar ve toplumdaki zehirlenmeler sona erer” ifadelerini kullandı.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli The Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Macron, Hürmüz'de 6 aylık ateşkes formülü arıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
TT

Macron, Hürmüz'de 6 aylık ateşkes formülü arıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Élysée Sarayı'nda düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun eylül ayının son haftasında düzenlenen geleneksel “Liderler Haftası”na son kez katılmak üzere New York'a giderken gündeminde çok sayıda dosya taşıyor. Fransa ayrıca bu ay Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dönem başkanlığını yürütüyor.

Macron'un New York'ta çok sayıda mevkidaşıyla görüşmesi planlanıyor. Ancak bunlar arasında enerji krizi ve bunun yol açtığı sonuçlarla bağlantılı olması nedeniyle üç görüşme öne çıkıyor. Macron'un ABD Başkanı Donald Trump, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve New York'a gelecek bazı Körfez ülkeleri liderleriyle bir araya gelmesi bekleniyor.

Macron, Batılı liderler arasında Pezeşkiyan'la görüşecek belki de tek isim olacak. Fransa ile İran arasındaki ilişkilerde gerilim hakim olsa da iki taraf arasındaki telefon görüşmeleri ve temaslar kesilmiş değil.

Macron'un girişiminin içeriği

Macron, New York'a belirli bir öneriyle gidiyor. Ancak Hürmüz Boğazı'ndaki durum ve genel olarak bölgedeki savaş konusunda tarafların, yani ABD ve İran'ın tutumları dikkate alındığında bu girişimin başarıya ulaşacağına şimdiden dair herhangi bir öngörüde bulunmak mümkün değil.

FGRTHY
Umman Sultanlığı'ndaki Musandam Valiliği'nden Hürmüz Boğazı yakınlarındaki gemiler (Arşiv - Reuters)

Paris, Husilerin Babülmendep Boğazı, Yemen'in Kızıldeniz'e bakan kıyıları ve Kızıldeniz'deki bazı önemli adalar üzerindeki kontrolünü göz ardı etmiyor. Ancak Fransız kaynaklarına göre Paris, Hürmüz dosyasına odaklanmak ve bir anlamda bu konuyu İran dosyasındaki diğer anlaşmazlıklardan ayırmak istiyor.

Başka bir ifadeyle Paris, Hürmüz Boğazı'ndan geçişin güvenli şekilde sürdürülmesi meselesinin İran'ın nükleer programı, füze ve balistik kapasitesi ya da bölgesel müdahaleleri gibi diğer başlıklardan bağımsız olarak ele alınmasını istiyor.

Paris'e göre bugün acil mesele enerji dosyası ve petrol ile doğal gaz tedarikinin dünya piyasalarına ulaştırılması. Bu konu, ABD dahil tüm tarafları doğrudan ilgilendiriyor. Dolayısıyla enerji meselesinin diğer sorunlarla ilişkilendirilmesinin mevcut durumu daha da ağırlaştıracağı değerlendiriliyor.

Bu açıdan bakıldığında Macron'un BM Genel Kurulu çalışmaları kapsamında gerçekleştireceği belirtilen üç görüşmenin önemi daha iyi anlaşılıyor.

6 aylık geçiş dönemi

Paris, ilgili tarafları Hürmüz Boğazı'nda güvenli deniz ulaşımının 6 aylık “geçici bir geçiş dönemi” boyunca serbest bırakılmasını kabul etmeye ikna etmek istiyor.

Paris'e göre böyle bir hedefe ancak iki paralel koşulun yerine getirilmesiyle ulaşılabilir. Bunlardan ilki, ABD'nin İran limanlarına uyguladığı ve ablukayı aşmaya çalışan İran gemilerinin hedef alınmasını da içeren sıkı deniz ablukasını hafifletmesi. İkinci koşul ise İran'ın boğazdan geçen tankerlere herhangi bir askeri yöntemle saldırmayacağına dair açık bir taahhütte bulunması.

Başka bir ifadeyle Fransa, Washington ile Tahran arasında şu anda askeri ve ekonomik olmak üzere çok yönlü biçimde devam eden ve bedelini dünyanın çok sayıda ülkesinin ödediği savaşın “dondurulmasını” öneriyor.

Buna paralel olarak Paris, bu yıl Fransa'nın başkanlığını yürüttüğü G7'nin önümüzdeki haftalarda enerji dosyasına odaklanacak bir toplantı düzenlemesi için çalışıyor.

GTHYJU
Fransa'da elektrik üretiminde en büyük paya sahip nükleer santral (Reuters)

Macron geçen cuma günü düzenlediği basın toplantısında amaçlarının “işbirliğini güçlendirmek, grup ülkeleri ile başlıca ortaklarımız arasında gereksiz gerilimlerden kaçınmak ve birkaç ay önce yaptığımız gibi stratejik rezervlerin olası kullanımına ya da kısıtlamaların kaldırılmasına yönelik seçenekleri ele almak” olduğunu söyledi.

Fransa'da enerji endişesi büyüyor

Enerji krizinin dünya ekonomilerinin büyük bölümünü olumsuz etkilemesinin yanı sıra krizin derinleşmesi Fransa'da da ciddi endişelere yol açıyor. Özellikle 2018 ve 2019 yıllarında enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle başlayan ve geniş çaplı protestolara dönüşen “Sarı Yelekliler” gösterileri sırasında yaşanan çatışma ve yangın görüntüleri yeniden hatırlanıyor.

Bugün enerji fiyatları rekor seviyelere ulaşırken benzinin litre fiyatının 3 avroya kadar çıkabileceğini öngörenler bulunuyor.

Fransız hükümeti de mali açıdan zor bir dönemden geçiyor. Devletin borcu 3,5 trilyon avroyu aşarken hükümet 2027 bütçesini hazırlamakta zorlanıyor ve harcamalarda 54 milyar avroluk tasarruf sağlamaya çalışıyor.

Bütün bunlar hükümetin fiyatların vatandaşlar üzerindeki yükünü hafifletmek için güçlü biçimde müdahale etme kapasitesini sınırlıyor. Bu nedenle Macron cumartesi günü siyasi parti liderleri ve yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarını olağanüstü bir toplantıya çağırdı. Macron toplantıda ülkenin içinde bulunduğu durumun gerçek boyutlarını anlatırken derinleşen krizi kontrol altına alma çabaları hakkında da bilgi verdi.

İran ve ABD'nin karşılıklı şartları

Paris, girişimin başarılı olup olmayacağı konusunda bir değerlendirme yapmıyor. Bu nedenle girişimin akıbetini görmek için New York'taki temasların gerçekleşmesini beklemek gerekiyor. Ancak iki tarafın mevcut tutumlarına bakıldığında iyimserlik için fazla alan bulunmuyor.

İran tarafı, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için gerekli şartları arabulucular aracılığıyla Washington'a ilettiğini belirtiyor. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai'ye göre bu şartlar arasında tüm cephelerde savaşın sona erdirilmesi, İran'ın yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması, İran'a uygulanan deniz ablukasının kaldırılması ve İran halkının meşru haklarının tanınması bulunuyor.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığı habere göre Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, Hürmüz Boğazı, Washington’un Tahran'ın tüm şartlarını yerine getirmeden yeniden açılamayacağını ifade etti.

Kalibaf, “Mesajlar iletildi ve şartlarımız arabulucular aracılığıyla karşı tarafa açıkça aktarıldı” dedi.

Başka bir ifadeyle Tahran, Washington'ın geçen haziranda Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda iki taraf arasında varılan ve daha sonra Trump'ın çekildiği mutabakata yeniden bağlı kalmasını ve bu mutabakatı uygulamasını istiyor.

İran'ın taleplerine karşılık Washington'ın bunları kabul etmeye hazır olduğuna dair bir işaret bulunmuyor. Başkan Trump'ın açıklamaları bir günden diğerine değişebilse de Trump son olarak İran'ı ortadan kaldırmakla tehdit etti.

Axios'a yaptığı açıklamada İran konusunda bir “karar” vermesi gerektiğini söyleyen Trump “Onları ortadan kaldırmalı mıyım, kaldırmamalı mıyım? Bu kritik bir karar ve benimle her şey mümkün” dedi.

SAXDFRGT
ABD Hazine Bakanı Scott Bisent, 24 Ağustos'ta İran'a yönelik yaptırımların sıkılaştırılmasını duyurduğu basın toplantısından bir kare (Reuters)

Trump son dönemde savaşın gelecek kasım ayında yapılması planlanan ara seçimlerin ardından sona ereceğini vurguluyor. Çok sayıda analist ise seçimlere kadar “yoğun” savaşa dönülmeyeceği görüşünde. Bu analistlere göre savaşın yeniden yoğunlaşması ABD'de enerji fiyatlarını daha da yükseltecek ve Cumhuriyetçi adayların seçimlerde başarı şansını azaltacak.

Bugün itibarıyla Tahran ile Washington arasındaki durumun “çıkmaz” olarak nitelendirilebileceği görülüyor. Ancak arabuluculuk girişimleri sürüyor. Bunlardan biri Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi'nin İran'ın başkentine gerçekleştirdiği ziyaret oldu.

New York'ta da üst düzey diplomatik temasların yoğunlaşması bekleniyor. Bu temaslar, kapalı görünen diplomatik süreçte dar da olsa yeni bir fırsat penceresi açabilir.


İranlı casuslardan muhaliflere yeni tuzak: Sahte MR sonuçları kullandılar

Cheltenham'deki GCHQ binası (AFP)
Cheltenham'deki GCHQ binası (AFP)
TT

İranlı casuslardan muhaliflere yeni tuzak: Sahte MR sonuçları kullandılar

Cheltenham'deki GCHQ binası (AFP)
Cheltenham'deki GCHQ binası (AFP)

Britanya istihbaratı, İranlı casusların muhalifleri hareketlerinin izlenmesine imkan tanıyan bir casus yazılımla hedef aldığını tespit ettikten sonra uyarı yayımladı.

GCHQ bünyesindeki Birleşik Krallık (BK) Ulusal Siber Güvenlik Merkezi (NCSC), devlet bağlantılı aktörlerin mesajlaşma uygulamalarında tanıdıkları kişilerin kimliğine bürünerek muhalifleri, aktivistleri ve gazetecileri Chosen Brick adlı casus yazılımı indirmeleri için kandırdığı uyarısında bulundu.

Kötü amaçlı yazılım, kişinin rehberine, e-postalarına ve sosyal medya mesajlarının yanı sıra cihazın mikrofonuna ve ekrandaki içeriğe de erişim sağladı.

ABD ve Hollanda'daki müttefikleriyle birlikte BK, hem Britanyalı muhalifleri hem de çeşitli ülkelerden diğer kişileri hedef alan bu komployu ortaya çıkardı. Kaç kişinin kötü amaçlı yazılımdan etkilendiği belirsizliğini korurken FBI, siber aktörlerin yazılımı 2023 sonbaharından beri kullandığını öne sürdü.

İranlı ajanlar, büründükleri sahte kimlikleri hedeflerinin ilgi alanlarına ve önem verdiği konulara göre uyarlamak için sosyal mühendislik yöntemlerinden yararlandı. Bir vakada sahte MR sonuçları, kurbanın tuzağa düşmesini sağladı.

Windows işletim sistemlerini hedef alan kötü amaçlı yazılım, cihaz yeniden başlatıldığında bile etkinliğini sürdürüyor. NCSC, çalınan bazı kişisel bilgilerin İran yanlısı sızıntı sitelerinde yayımlandığını belirtti.

NCSC Operasyon Direktörü Paul Chichester, bu siber kampanyanın İran'ın muhalifleri hedef almak için dijital gözetimi acımasızca kullandığını gösterdiğini söyledi.

Chichester, "Bu siber kampanyanın ayrıntıları, İran'ın rejimi eleştirenleri bastırmak amacıyla e-postaları ve mesajları çalarak ve cihazlara erişerek dijital gözetimi ne kadar acımasızca kullandığını ortaya koyuyor" dedi.

Uluslararası ortaklarımızla birlikte, risk altındaki bireyleri, uyarıda açıklanan sosyal mühendislik tekniklerini öğrenmeye ve risk azaltma tavsiyelerine uymaya şiddetle çağırıyoruz. İran devleti tarafından yürütülen kötü niyetli siber faaliyetleri ifşa etmeyi sürdüreceğiz ve topluluklara çevrimiçi kişisel güvenliklerini güçlendirmeleri için pratik tavsiyelerde bulunarak destek vereceğiz.

FBI da kendi uyarısını yayımlayarak İran hükümetinin İstihbarat ve Güvenlik Bakanlığı'nın (VAJA) bu kötü amaçlı yazılımı "istihbarat toplamak, veri sızdırmak ve hedefledikleri kişilerde itibar kaybına yol açmak" amacıyla kullandığını iddia etti.

Kötü amaçlı yazılımla ilgili ayrıntılı teknik tavsiyeler ve bu yazılımların kurbanı olmamak için alınması gereken önlemler, NCSC'nin internet sitesinde yayımlandı.

NCSC Başkanı Richard Horne, Rusya, Çin ve İran gibi düşman devletlerin BK'nin kritik sistemlerini giderek daha fazla hedef aldıklarına dair yazın uyarıda bulunmuştu.

Horne, son bir yılda BK'nin kritik altyapısı kapsamındaki kuruluşları etkileyen siber saldırıların 4'te üçünün düşman devlet aktörleriyle bağlantılı olabileceğini söylemişti.

Independent Türkçe


Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Trump, Grönland üzerinde kalıcı kontrol deklare etti: ABD ne elde etti?

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

İnci Mecdi

ABD Başkanının defalarca Amerikan kontrolünde olması gerektiğinden bahsettiği Grönland Adası meselesindeki göreceli bir sakinlik döneminden sonra, Donald Trump, Danimarka ve Grönland ile ülkesine adanın güvenliği üzerinde “kalıcı kontrol” sağlayan bir anlaşmaya varıldığını duyurarak dünyayı şaşırttı. Grönland, Danimarka toprakları içinde özerk bir bölge sayılıyor.

Sürpriz bir duyuru yapan Trump, cuma günü Truth Social platformundan şu paylaşımda bulundu: “Amerika Birleşik Devletleri, Danimarka Krallığı ve Grönland ile Amerika Birleşik Devletleri'ne Grönland'daki güvenlik ve diğer tüm ihtiyaçlar üzerinde kalıcı kontrol sağlayan, ülkemizin endişelerinin tamamını gideren bir anlaşma imzaladı. Söz konusu anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri’ne hiçbir maliyeti de yok!” Düzenlemeyi “süresiz bir anlaşma” olarak nitelendiren Trump, böylece Arktik bölgesindeki Amerikan nüfuzunu genişletme konusundaki uzun süredir devam eden çabasında bir zafer elde etti.

Anlaşma, Trump'ın yaklaşık 56 bin nüfuslu bölgeyle ilgili dile getirdiği güvenlik endişelerine çözüm arayışı ile ABD, Grönland ve Danimarka yetkilileri arasında aylar süren perde arkası görüşmelerin ardından geldi.

Geçtiğimiz yıl boyunca ve bu yılın ilk aylarında, Trump'ın açıklamaları Danimarka'da öfkeye neden olmuş ve ABD’nin NATO’daki müttefiklerinin güçlü muhalefeti ile karşılaşmıştı. Sonra konuya olan ilgi azaldı ve Washington'un bir dizi krizle, özellikle de İran rejimiyle devam eden çatışmayla meşgul olmasıyla birlikte, son haftalarda ABD Başkanının açıklamalarında ve paylaşımlarında yer bulmaz oldu.

Trump, Grönland üzerinde “kalıcı kontrol” mü elde etti?

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen'in “iyi bir anlaşma” olarak nitelendirdiği anlaşmanın resmi metni henüz yayınlanmadı. Grönland liderliğiyle yapılan ortak açıklamada, anlaşmanın “Arktik ve Kuzey Atlantik'teki ortak güvenliğimizi güçlendirdiği ve bu nedenle NATO ve Avrupa için de faydalı olduğu” belirtildi. Aynı zamanda, anlaşmanın Danimarka Krallığı’nın egemenliği ile toprak bütünlüğünü ve Grönland halkının kendi kaderini tayin etme hakkını eş zamanlı olarak tanıyan bir anlaşma olduğu da ifade edildi.

Trump'ın paylaşımında sunulanlara göre anlaşmanın ana hatları, kasım ayında yapılacak ara seçimlerden önce kendisine övünebileceği bir zafer sunan bir orta yol gibi görünüyor. Aynı zamanda, Frederiksen'in açıklamasından, anlaşma, ABD'nin adayı resmen ilhak etme çabasıyla ilgili olarak Danimarka ve Grönland'ın korkularını yatıştırıyor gibi görünüyor.

csgbhnj
Grönland bayrağı, başkent Nuuk’un kıyılarında dalgalanıyor (AFP)

Trump, paylaşımında anlaşmayla övünerek, “Bundan böyle hiçbir ABD düşmanı, bizim açık yazılı onayımız olmadan asla Grönland’da üs kuramaz, Grönland’da askeri varlık gösteremez veya Grönland’da hassas yatırımlar yapamaz” dedi. Bu gelişme, Trump'ın dış çatışmalardan kaçınma vaadini temelden sarsan, İran ile altı aydır süren çatışmanın seçim yarışını yeniden şekillendirdiği ve Kongre'de az farkla çoğunluğu elinde tutan Cumhuriyetçiler için bir meydan okuma oluşturduğu bir dönemde yaşandı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıkladığına göre, anlaşma Washington'un adaya ilişkin ulusal güvenlik endişelerini “kalıcı bir şekilde ve tamamen” gideriyor. Rubio, “Grönland, sonsuza dek Kuzey Amerika Stratejik Savunma Alanı'nın bir parçası olarak kalacak ve çevresindeki bölge gibi herhangi bir düşmandan korunacaktır” diye ekledi.

1951 Antlaşması

Grönland, Kanada'nın kuzeydoğu kıyısının karşı yakasında yer alıyor ve topraklarının üçte ikisinden fazlası Kuzey Kutup Dairesi içinde. Bu konum, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Kuzey Amerika'nın savunmasında kendisine hayati bir önem kazandırıyor; bu nedenle ABD, Nazi Almanyası'nın eline geçmesini önlemek ve Kuzey Atlantik'teki hayati önemdeki nakliye yollarını korumak için savaş döneminde adayı işgal etmişti.

Trump'ın Grönland konusunda Danimarka'ya sürekli yönelttiği sert açıklamalara rağmen, Danimarkalı yetkililer, adadaki Amerikan askeri varlığını genişletmek ve Amerikan ticari çıkarlarını artırmak için Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği yapmaya istekli olduklarını defalarca dile getirdiler.

Bu anlaşmanın, ABD ve Danimarka arasında 1951’de imzalanan ve adada ciddi bir ABD askeri varlığına izin veren anlaşmadan ne farkı olduğu halen belirsiz. Amerika Birleşik Devletleri, Grönland Savunma Anlaşması'nın imzalanmasından bu yana Grönland'ın kuzeybatısındaki Pituffik Uzay Üssü’nü işletiyor. Bu askeri üs, Amerika Birleşik Devletleri ve NATO için füze erken uyarı, füze savunma ve uzay gözetleme operasyonlarını destekliyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN'den aktardığı habere göre bir ABD’li yetkili, anlaşmanın Amerika Birleşik Devletleri'ne adada “kalıcı erişim, askeri üs kurma ve ada üzerinde uçuş yapma hakkı” verdiğini belirtti. “Bundan önce var olan statükoya göre, düşman ülkeler de dahil olmak üzere herhangi bir ülkenin Grönland'da askeri üs kurmasına veya asker göndermesine izin verilebilirdi” diye açıklamada bulunan yetkili, anlaşmanın “hassas sektörlere yatırım yapılmasını önleme mekanizmaları” içerdiğini de sözlerine ekledi.

Ayrılık durumunda kontrolün güvence altına alınması

Varılan anlaşma, yalnızca NATO üyesi devletlerin Grönland'da askeri üs kurabileceğini ve yalnızca NATO ve AB üyesi devletlerin hassas yatırımlar yapabileceğini öngörüyor. Washington Post'a konuşan ve görüşmeler hakkında bilgili kaynaklara göre, anlaşma Grönland'ın Danimarka'dan ayrılması durumunda bile yürürlükte kalacak şekilde tasarlandı, ancak Trump'ın öne sürdüğünün aksine, ABD'ye Grönland'ın kararları üzerinde veto yetkisi vermeyecek.

Bu kaynaklar, anlaşmanın ABD Başkanının zafer deklare etmesine olanak sağlarken aynı zamanda hem Danimarka hem de Grönland'ın toprak üzerindeki egemenliklerini koruma konusundaki endişelerini de giderecek şekilde formüle edildiğini açıkladı.

 Grönland'ın bağımsızlığı olasılığı, Trump'ın herhangi bir anlaşmanın kalıcılığını sağlamaya odaklanmasının nedenlerinden biriydi. Ancak Danimarkalı ve Grönlandlı yetkililer, bir ülkenin diğerinin topraklarındaki güvenlik meseleleri ile askeri üsleri kapsayan ve kendisinden çekilme imkanı olmayan herhangi bir anlaşmanın egemenlik konusunda da soru işaretleri doğurduğuna dikkat çekti. Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen, “Anlaşma, Grönland'ın çıkarlarını ve uluslararası iş birliği çerçevesindeki konumumuzu dikkate alıyor; çünkü herkesin çıkarına” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı'nda Grönland ile ilgili konularda Atlantik Konseyi'nde çalışan eski müsteşar Imran Bayoumi, gazeteye yaptığı açıklamada anlaşmanın Grönland'da halk tarafından kabul görme şansına dair şüphelerini dile getirerek, “Grönlandlıların tepkisi ne olacak?” diye sordu. “Washington iyi bir izlenim bırakmadı ve Grönlandlılara söz hakkı vermeden ABD varlığını genişleten bu anlaşmanın, ABD medyasında şimdiye kadar yansıtıldığı gibi, kamuoyu tarafından iyi karşılanması olası görünmüyor” diye de ekledi.

NATO memnuniyetle karşıladı

ABD Başkanının Grönland'ı Amerikan kontrolüne alma talepleri, özellikle kolektif güvenlik ilkesi üzerine kurulmuş ittifakın bir üyesi olan Danimarka başta olmak üzere NATO müttefiklerinin güçlü muhalefet ile karşılaşmıştı. Ancak Trump, adayı savunma ve mineral kaynaklar açısından hayati öneme sahip bir yer olarak göstererek bu endişeleri küçümsemişti.

Trump'ın ocak ayında ABD'nin adayı ele geçirmesini hızlandırmayı amaçlayan açıklamaları, Avrupa'da ABD'nin adayı zorla ele geçirmeye çalışabileceği korkusunu uyandırdı. Bu, NATO'nun en güçlü üyesinin aynı ittifakın başka bir üyesinin topraklarını işgal etmesi anlamına geleceği için eşi benzeri görülmemiş bir hareket olurdu. İngiltere, Danimarka, Fransa, Finlandiya, Almanya, Hollanda, Norveç ve İsveç, örtük bir önleyici caydırıcılık sağlamaya yönelik bir çabayla, bölgeye askeri tatbikatlar için güç konuşlandırdı. Endişeli Avrupalı ​​diplomatlar, ABD ile savaşın eşiğine geldikleri için korkarak Washington'da hızla temaslarda bulundular.

NATO Sözcüsü cumartesi günü yaptığı açıklamada, ittifakın ABD, Danimarka ve Grönland arasındaki anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ve bunun “bu hayati bölgede güvenliği, istikrarı ve iş birliğini artırmaya yardımcı olacağını” belirtti.

Grönland'ın maden zenginliği

Soğuk Savaş'tan sonra, Arktik bölgesi büyük ölçüde bir uluslararası iş birliği alanıydı. Rusya, on yıllardır Arktik'teki askeri varlığını genişletmeye çalışırken, Çin de oradaki varlığını güçlendirdi. Ancak iklim değişikliği bölgedeki buzları inceltiyor, uluslararası ticaret için bir “Kuzeybatı Koridoru”nun açılmasına zemin hazırlıyor ve bölgenin zengin maden kaynaklarına erişim için Rusya, Çin ve diğer ülkelerle rekabeti yeniden alevlendiriyor.

Dolayısıyla Trump'ın Grönland'a olan ilgisi askeri güvenlikle sınırlı değil. Ada, önümüzdeki on yıllarda küresel ekonomiyi yönlendirmesi beklenen cep telefonları, bilgisayarlar, bataryalar ve diğer yüksek teknoloji cihazlarda kullanılan temel bileşenler olan nadir toprak mineralleri açısından zengin bir bölge. Bu durum, Çin'in bu hayati mineraller pazarındaki hakimiyetini sınırlamaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri ve diğer Batılı güçlerin dikkatini çekiyor.

İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House'a göre, Grönland, ileri teknoloji endüstrileri için hayati önem taşıyan zirkonyum ve niyobyum açısından dünyanın ikinci büyük yataklarına sahip.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bölgesel sözcüsü, daha önce Independent Arabia'ya yaptığı açıklamalarda, ABD Başkanının dış politika girişimleri ile yönetiminin maden stratejisi arasındaki bağlantıya da değinmişti: “Son on yıldır Grönland ile kritik mineraller konusunda iş birliği yapıyoruz ve bu iş birliğini güçlendirmeyi umuyoruz. Geçtiğimiz yıl boyunca Trump yönetimi anlaşmalar imzaladı ve çok sayıda ortak girişim başlattı. Tüm ekonomilerimizin gelişebilmesi için kritik mineral kaynaklarının çeşitlendirilmesini ve dünya çapında güvenli, dayanıklı tedarik zincirlerinin sağlanmasını istiyoruz.”

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, ortak ülkelere bu anlaşmaların karşılıklı yarar sağladığı ve sömürücü nitelikte olmadığı konusunda verilen güvenceler ile ilgili soruya verdiği yanıtında, uluslararası kritik mineraller pazarının şu anda ciddi şekilde kusurlu olduğuna işaret etti. “Yerel pazarlar yaratmakta veya işgücü için onurlu işler sağlamakta başarısız oluyor ve uluslarımızın güvenliğini garanti altına alamıyor” dedi. “Bu nedenle, Trump yönetimi bu sorunların ele alınması gerektiğine inanıyor ve bunları birlikte ele almak istiyoruz. Kritik minerallerde küresel arzı çeşitlendirmeyi ve bu ortak çabaya katkıda bulunan ülkelerle ortaklıklarımızı güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Amacımız güvenli ve istikrarlı bir küresel pazar oluşturmaktır. Herkese, her ülkeye makul fiyatlarla erişilebilir sürdürülebilir bir küresel arz istiyoruz. Bu, Trump yönetimi için en önemli önceliklerden biridir” diye ekledi.

Washington Post, Trump'ın sık sık Grönland'ı ele geçirmeye çalıştığını, Çin ve Rusya'nın oradaki emellerinden endişe duyduğunu ve bölgenin maden kaynaklarını kontrol etme arzusunu dile getirdiğini bildiriyor. Bu fikrin kökenleri, New York'tan bir arkadaşı olan Ronald Lauder’ın, ona Grönland'ın büyük bir kısmı buz tabakalarının altında yatan ve işletilmesi zor muazzam maden zenginliğinden bahsettiği ilk başkanlık dönemine dayanıyor.