10 yıldır tehdit ve takip ediliyordu: Salih el-Aruri kimdir?

Netanyahu, Aksa Tufanı’ndan önce Aruri’yi çatışmaların fitilini ateşleyen ve Tahran'dan Beyrut, Kudüs ve Gazze'ye kadar tüm temas hatlarını bir araya getiren kişi olarak tanımlamış ve tehdit etmişti.

Aruri'nin suikast tehdidine karşılık olarak yayınladığı fotoğraf (DPA)
Aruri'nin suikast tehdidine karşılık olarak yayınladığı fotoğraf (DPA)
TT

10 yıldır tehdit ve takip ediliyordu: Salih el-Aruri kimdir?

Aruri'nin suikast tehdidine karşılık olarak yayınladığı fotoğraf (DPA)
Aruri'nin suikast tehdidine karşılık olarak yayınladığı fotoğraf (DPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçtiğimiz Ağustos ayının sonlarında, Aksa Tufanı Operasyonu’ndan yaklaşık bir buçuk ay önce, Hamas Hareketi’nin Batı Şeria'daki altyapısını yeniden inşa eden ve Lübnan’da Hamas hücreleri oluşturan kişi olarak Hamas’ın üst düzey liderlerden Salih el-Aruri’ye karşı İsrail'de büyük bir öfke dalgasının yaşandığı bir dönemde Aruri’yi suikastla tehdit etmişti. Aruri, bu tehdide askeri üniforma giydiği bir fotoğrafla karşılık verdi. Zira Aruri, yaklaşık 2014 yılından bu yana suikastla tehdit ediliyordu. Aruri’nin önünde büyük bir silahla telefonla görüştüğü görülen bu fotoğraf ise uzun süredir karşılıklı tehditleri özetleyen bir sahneydi. Yaklaşık 10 yıldır devam eden tehditler, İsrail’in Aruri’yi planlayıcılarından biri olarak gördüğü Aksa Tufanı Operasyonu’ndan 3 ay sonra, 2 Ocak 2024 Salı günü işlenen bir suikastla sona erdi.

Salih el-Aruri kimdir?

Salih el-Aruri’nin adı İsrail hapishanelerinde yıllarca kaldıktan sonra 2010 yılının Mart ayında serbest bırakılana kadar pek bilinmiyordu. Ancak özellikle 2014 yılında İsrail’in Aruri’yi o yılki savaşın fitilini ateşleyenlerden biri olarak görmeye başlamasından sonra kendisi Hamas'ın en çok aranan liderlerinden biri haline geldi. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, Gazze Şeridi'ndeki son savaş öncesinde Aruri’ye yönelttiği suikast tehdidi uygulanana kadar da arananlar listesinin başındaki isimlerden biri olmaya devam etti.

Aruri'nin adı, Filistin topraklarından Şam'a gönüllü göçü kabul etmesi karşılığında İsrail hapishanelerinden serbest bırakılmasıyla daha fazla duyulmaya başladı. Ardından unutuldu. Ta ki Hamas Hareketi Siyasi Büro üyesi olana kadar. Aruri, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine karşı çıkan olaylar sırasında Hamas ile Suriye arasında yaşanan krizin ardından Türkiye'ye yerleşti.

Aruri'nin adı 2014 yılı boyunca birkaç kez daha gündeme geldi. İsrail, Aruri’yi o yıl Haziran ayında Batı Şeria'nın güneyindeki el-Halil şehrinde İsrailli üç yerleşimcinin kaçırılıp öldürülmesi olayının arkasında olmakla suçladı. Suçlama, Hamas'ın o dönemde bağlantısını inkar etmeye devam ettiği olaydaki sorumluluğunu bizzat kabul edene kadar tekrarlandı. İsrail, aynı yılın Ağustos ayında ise adı gündemden düşmeden Aruri’yi bu kez de Batı Şeria'da Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a karşı darbe düzenlemek için bir hücre oluşturmakla suçladı. Aruri, tüm bu suçlamalara Hamas heyetine kendisinin, Fetih Hareketi (El Fetih) heyetine ise Fetih Hareketi Merkez Komitesi Genel Sekreteri Cibril er-Rucub’un liderlik ettiği toplantılar sonucu elde edilen Hamas-El Fetih uzlaşıyla yanıt verdi.

Aruri, ilerleyen dönemde de pek çok tartışmanın konusu olmaya devam etti. 2015 yılında dönemin İsrail Savunma Bakanı Moşe Ya'alon, Türkiye'yi hedef alarak “Salih el-Aruri’ye de bakın! Geçtiğimiz Haziran ayında 3 İsrailli gencin kaçırılıp öldürülmesinden sorumlu olan kişi, orada (İstanbul'da) yaşıyor. Dünya nerede?” açıklamasında bulundu.

İsrail, Aruri’nin adını hiçbir zaman unutmadı. İsrailli yetkililer, son birkaç yıldır Hamas’ın Batı Şeria’daki altyapısının yeniden inşasının arkasında Aruri’nin olduğunu söylüyorlardı. Son iki yıldır Batı Şeria ve Kudüs’te gerilimin fitilini ateşleme girişimi de dahil olmak üzere Batı Şeria'daki her saldırıyı ona atfetmeye başladılar. Ardından Aruri’yi ‘Lübnan'daki yeni Hamas yapılanmasının arkasında olmakla ve bölgeleri birleştirmek için çalışmakla’ suçladılar.

İsrail, Aksa Tufanı Operasyonu’ndan hemen sonra Aruri’nin kellesini istemeye başladı. İsrailli yetkililer, onun bundan kısa bir süre önce yakında birçok cephede bir çatışma yaşanacağı konusunda uyarıda bulunduğunu keşfettiler.

İsrail'in Gazze Şeridi'nde savaş başlatmasının ardından İsrail güçleri, Aruri’nin Ramallah’ın kuzeyindeki memleketi Arura’da bulunan evine baskın düzenledi. Ev, İsrail iç istihbarat servisi Şin-Bet için bir soruşturma merkezine ve askeri kışlaya dönüştürüldü. Bu hamle, kasıtlı ve intikamcı bir hareket olarak görüldü.

İsrail basını, geçtiğimiz üç ay boyunca Aruri'ye odaklandı. Daha önce üç kez hükümette askeri sekreterlik görevini üstlenen İsrailli Yedek General Eitan Dangot, “Onun (Aruri) bugün Hamas içindeki en tehlikeli isim olduğuna inanıyorum. Daha fazla İsrailliyi öldürmeyi amaçlayan en aşırılık yanlısı isim olduğu için kanının akıtılması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

ABD merkezli günlük gazete USA Today, Aksa Tufanı Operasyonu sonrası İsrail’in Hamas Hareketi’nin saldırısının ayrıntıları hakkında önceden bilgi sahibi olduğu düşünülen ve aynı zamanda Hamas ile İran ve Hizbullah arasındaki bağlantıyı kuran kişi olduğu için Aruri'yi hedef almak için uluslararası bir insan avı başlattığını yazdı.

Aruri’nin savaş öncesi açıklamalarına değinen gazete, ABD ve İsrail'deki mevcut ve eski istihbarat yetkililerinden alıntılar yaptı. Gazete, resmi belgelerin Aruri'nin Hamas, Hizbullah ve İran arasında stratejik bir bağlantı kurduğunu gösterdiğini aktardı.

İsrail basını, Hamas’ın yurtdışındaki en karizmatik isimlerinden biri olduğu ve ‘İsrail'e her alanda saldırı’ hedefine ulaşmak için Tahran'dan Beyrut’a, Kudüs’ten ve Gazze Şeridi'ne kadar tüm bağlantıları bir araya getirdiği için Aruri’yi sık sık suikast listesinin en çok aranan ismi olarak lanse etti.

Aruri'nin kellesini isteyen sadece İsrail değildi. Washington da Aruri’yi ABD'nin terörizmle bağlantılı yaptırım uygulanan kişiler listesine eklemişti. ABD Dışişleri Bakanlığı, Aruri’nin öldürülmesine ya da tutuklanmasına yol açacak bilgileri sağlayan herkese 5 milyon dolarlık para ödülü vaadinde bulundu.

Aruri, Ramallah'ın kuzeybatısındaki memleketi Arura’da 19 Ağustos 1969'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini köy okullarında okudu. Lise öğrenimini Ramallah'ta tamamladı. Üniversiteyi El Halil (Hebron) Üniversitesi Şeriat Bilimleri Fakültesi’nde okudu. Aruri, 1987'de Hamas'ın kuruluşunun hemen ardından İslami Blok’un ‘emiri’ oldu.

Aruri, ilk kez 1990 yılında tutuklandı. Daha sonra Hamas Hareketi’nin askeri kanadı İzzeddin el Kassam Tugayları’nın kurucularından olmakla suçlanan Aruri, 2010 yılında yurt dışına gönüllü göç ettirilene kadar sık sık İsrail hapishanelerine girip çıktı.

Hamas Hareketi’nin üst düzey isimlerinden Aruri, 2021 yılında Hamas’ın Batı Şeria'daki liderliğine ve Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcılığına seçildi.



Grönland'dan Ukrayna'ya... Trump'ın merkeziyetçi diplomasisi müttefikleri şaşırtıyor

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
TT

Grönland'dan Ukrayna'ya... Trump'ın merkeziyetçi diplomasisi müttefikleri şaşırtıyor

ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump (Reuters)

Reuters’a konuşan birden fazla bilgi sahibi kaynak, geçtiğimiz ay ABD, Danimarka ve Grönland yetkililerinin Arktik’teki ada başkenti Nuuk’ta gerçekleştirdiği toplantının son derece olağan ve sakin geçtiğini, görüşmede ABD’nin Danimarka’ya bağlı bölge üzerinde askerî ya da mali kontrol kurmasına ilişkin herhangi bir başlığın gündeme gelmediğini belirtti.

Ancak bu tablo, ABD Başkanı Donald Trump’ın, geniş bir coğrafyaya yayılan ada için Jeff Landry’yi özel temsilci olarak atadığını açıklamasından yaklaşık iki hafta sonra değişti.

Landry, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, ‘Grönland’ı ABD’nin bir parçası haline getirmeye yardımcı olacağını’ ifade etti.

Kaynaklara göre bu atama ve mesaj, Kopenhag yönetimini hazırlıksız yakalarken, ABD yönetiminde Avrupa ve NATO konularında çalışan üst düzey yetkililer arasında da şaşkınlığa yol açtı.

Trump’ın diplomatları devre dışı bırakan bu yaklaşımının, dış politikada izlediği yönetim tarzıyla örtüştüğü belirtiliyor. Bu tarz, çeşitli başlıklarda keskin değişimlere sahne olurken, çoğu zaman önceki başkanlık dönemlerinde politikalara yön veren ulusal güvenlik yetkililerine danışılmadan şekillendirildi.

s6jı
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

Buna karşılık, Trump ve yakın çevresindeki sınırlı sayıdaki danışmanın, ABD yönetiminin hamlelerini yönlendirdiği görüldü. Bu hamleler arasında, Grönland’ın ele geçirilmesine yönelik örtülü bir tehdit, ABD’nin müttefiklerine yeni gümrük vergileri uygulanmasına dair bir planın açıklanması ve Grönland’ı yöneten Danimarka’dan taviz koparma girişimleri yer aldı.

Reuters, geçen hafta söz konusu danışmanlar arasında gümrük vergileri fikrini ortaya atan Ticaret Bakanı Howard Lutnick’in yanı sıra Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun bulunduğunu, ayrıca bazı isimlerin Trump’ı askerî güç kullanımından vazgeçirmeye çalıştığını bildirdi.

Bu yaklaşım, Washington’daki bürokrasiye duyduğu güvensizlik ve kararlarını hızla hayata geçirme isteği nedeniyle Trump’ın yönetim tarzıyla birçok açıdan örtüşüyor. Ancak ani açıklamalar ve hızlı geri adımların, ABD’nin başlıca müttefikleriyle ilişkilerde kalıcı zararlara yol açabileceği değerlendiriliyor.

dfer
22 Ocak 2026'da Grönland'ın Nuuk kentinde, karla kaplı tepelerden sabahın ilk ışıkları doğarken kıyı şeridindeki evler aydınlanıyor. (AFP)

Beyaz Saray Sözcü Yardımcısı Anna Kelly’den, Grönland ve Ukrayna dahil olmak üzere çeşitli başlıklarda diplomatları şaşırtan Beyaz Saray hamlelerine ilişkin örnekler hakkında yorum yapması istendi. Kelly, Reuters’a bilgi sızdıran kişilerin ‘müzakerelerden haberdar olmadığını’ savunarak, ‘Trump’ın ulusal güvenlik ekibinin başarılarının zaten ortada olduğunu’ söyledi.

Kelly ayrıca, “Başkan, ‘Önce Amerika’ ilkesine dayalı bir dış politika uygulamak üzere seçildi ve bunu kapsamlı yaklaşımı sayesinde daha etkili bir şekilde hayata geçirdi” ifadesini kullandı.

Son birkaç haftada gerçekleşen askeri operasyonlar, bu merkeziyetçi yaklaşımın tehlikesini ortaya koydu

Grönland konusunda Atlantik’in iki yakasında öfke giderek arttı. Bu durum, Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Yardımcısı Stephen Miller’ın 5 Ocak’ta CNN’e verdiği röportajın ardından daha da belirginleşti. Miller, röportajdan iki gün önce Venezuela’da gerçekleştirilen askerî operasyonun ardından, Beyaz Saray’ın Grönland’ı ele geçirmek için askerî bir müdahaleyi dışlayıp dışlamadığı sorusuna doğrudan yanıt vermekten kaçındı.

Trump ve yönetimindeki yetkililerin, mülakatlar ve sosyal medya paylaşımları yoluyla ABD’nin Grönland’da güç kullanma ihtimalini gündemde tuttukları görüldü.

Bu açıklamalar, Washington’da ve ABD’nin müttefikleri arasında kafa karışıklığına ve endişeye yol açtı. Konuya yakın iki kaynak, Kongre’deki Demokrat ve Cumhuriyetçi üyelerin kaygı duyduğunu belirterek, ABD yönetiminin Senato ve Temsilciler Meclisi’ne danışmadan bir kez daha büyük çaplı bir askerî operasyona yöneliyor izlenimi verdiğini aktardı.

Kaynaklardan biri, bazı temsilcilerin Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray’daki üst düzey yetkililerle telefon görüşmeleri yaparak endişelerini dile getirdiğini ve yönetimi bu yönde ilerlememesi konusunda uyardığını söyledi.

Aynı kaynaklara göre, bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri de yönetim yetkililerine, Grönland’a yönelik olası bir askerî işgalin başkanın azline yönelik bir soruşturmanın önünü açabileceğinden endişe ettiklerini iletti.

Trump ise son günlerde tansiyonu düşüren adımlar atarak, Grönland’ı destekleyen müttefiklere gümrük vergisi uygulama tehdidini geri çekti ve adanın geleceğine ilişkin NATO ile bir anlaşmanın ana hatları üzerinde mutabakata vardığını açıkladı.

fgbtrbh
ABD Başkanı Donald Trump, Davos'ta Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile birlikte (Reuters)

Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile Davos’ta yaptıkları görüşmeler sırasında, yalnızca Grönland’ı değil, Arktik bölgesinin tamamını kapsayan geleceğe dönük bir anlaşma çerçevesi oluşturduklarını söyledi.

Ancak ABD yönetimine yakın iki kaynak, askerî seçeneğin hiçbir zaman ciddi biçimde değerlendirilmediğini belirtti. Daha önce Pentagon ve Beyaz Saray’da görev yapan, halen Amerikan Girişimcilik Enstitüsü’nde (American Enterprise Institute) çalışan Kori Schake ise Trump’ın Grönland’ı güç kullanarak ele geçirme tehdidiyle zaten ciddi bir zarar verdiğini ifade etti.

Schake, “Trump tehditlerinde istikrarsız. Sözünü geri almayacağını ve bunu yeniden yapmayacağını kanıtlamanın bir yolu yok. En yakın dostlarımız nezdinde ABD’yi güvenilmez hale getirdi” dedi. Miller’ın açıklamaları da dahil olmak üzere konuyla ilgili değerlendirme talebine yanıt veren Kelly ise, “Bu anlaşma hayata geçirilirse, ABD Grönland’a ilişkin tüm stratejik hedeflerine son derece düşük bir maliyetle ve kalıcı olarak ulaşacaktır” ifadesini kullandı.

Trump ve destekçileri, ABD’nin Arktik’te Rusya ve Çin kaynaklı tehditleri bertaraf etmek için Grönland’a ihtiyaç duyduğunu ve Danimarka’nın adanın güvenliğini tek başına sağlayamayacağını savunuyor. Ancak ABD’nin halihazırda adada bir askeri üssü bulunuyor ve Danimarka ile 1951 yılında yapılan anlaşma kapsamında buradaki varlığını genişletme imkânına sahip olduğu biliniyor.

Merkezi karar alma

Trump’ın ikinci başkanlık döneminin öne çıkan özelliklerinden biri, dış politikaya ilişkin karar alma süreçlerinin merkezileşmesi, güvenilen dar bir danışman grubuna dayanılması ve uzmanların fiilen devre dışı bırakılması oldu. Bu durum, Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirmeye yönelik müzakereler sırasında da birçok kez yaşandı. Geçtiğimiz sonbaharda, ABD’li özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner’in, Rusya’nın en büyük egemen varlık fonlarından biri olan Rusya Doğrudan Yatırım Fonu Başkanı Kirill Dmitriev ile yaptığı görüşmeler sonucunda, savaşı sona erdirmeye yönelik 28 maddelik bir plan ortaya çıktı.

Söz konusu plan hakkında konuşan bilgi sahibi iki kaynak, normal şartlarda böyle bir girişimin seyrinden haberdar olması beklenen Dışişleri Bakanlığı ve Ulusal Güvenlik Konseyi içindeki birçok üst düzey ABD’li yetkilinin süreç hakkında bilgilendirilmediğini belirtti.


Axios: Netanyahu, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un Barış Konseyi imza törenine katılmasını isteyen Washington'ın talebini reddetti

TT

Axios: Netanyahu, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un Barış Konseyi imza törenine katılmasını isteyen Washington'ın talebini reddetti

Axios: Netanyahu, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un Barış Konseyi imza törenine katılmasını isteyen Washington'ın talebini reddetti

ABD merkezli haber sitesi Axios dün, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nun yan etkinliği olarak gerçekleştirilen Gazze Barış Konseyi'nin imza törenine İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un katılmasını isteyen Beyaz Saray'ın talebini reddettiğini bildirdi.

Axios, diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde, geçtiğimiz salı ve çarşamba günü Beyaz Saray'ın Netanyahu'nun ofisine ulaşarak Herzog'un İsrail'i temsil etmesini, diğer liderlerle birlikte imza masasında oturmasını ve Gazze Barış Konseyi tüzüğünü imzalamasını önerdiğini aktardı.

Kaynaklar, İsrail'in Gazze Barış Konseyi tüzüğünün imza törenine katılmamasının, konseyin kurulmasından duyduğu memnuniyetsizliği ve belki de Trump'ın barış planına tam olarak bağlı olmadığını gösterdiğini söylediler.

Axios, Beyaz Saray'ın Netanyahu'nun Davos'ta Barış Konseyi’nin kuruluşu için düzenlenen imza törenine İsrail’in katılımını reddetmesi konusunda onunla yüzleşmekten kaçındığını, bunun yerine Refah Sınır Kapısı’nı açması için ona baskı yapmaya odaklandığını ortaya çıkardı.

Netanyahu'nun Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından hakkında çıkarılan tutuklama emri nedeniyle Davos'a gitmemesi dikkati çekerken İsrail Cumhurbaşkanı Herzog Dünya Ekonomi Forumu’na katılan isimler arasında yer aldı.


Trump, Starmer tarafından açıklamalarının eleştirmesinin ardından İngiliz askerlerinin Afganistan'daki rolünü övdü

2021 yılında Afganistan'dan ayrılan İngiliz askerleri (Reuters)
2021 yılında Afganistan'dan ayrılan İngiliz askerleri (Reuters)
TT

Trump, Starmer tarafından açıklamalarının eleştirmesinin ardından İngiliz askerlerinin Afganistan'daki rolünü övdü

2021 yılında Afganistan'dan ayrılan İngiliz askerleri (Reuters)
2021 yılında Afganistan'dan ayrılan İngiliz askerleri (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, ‘NATO ülkelerinin ordularını cephe hatlarından uzak tuttuğu’ şeklindeki sözlerinin müttefikler arasında öfkeye yol açmasının ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in de gerçekleştirdikleri telefon görüşmesinde bunu eleştirmesinin ardından Afganistan'daki İngiliz askerlerinin ‘fedakarlıklarına’ övgüde bulundu.

İngiltere Başbakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, “Başbakan, Afganistan'da omuz omuza savaşan ve çoğu eve dönemeyen cesur ve kahraman İngiliz ve Amerikan askerlerinden bahsetti” denildi. Sözcü, ayrıca “Onların fedakarlıklarını asla unutmamalıyız” diye ekledi.

Fransız Haber Ajansı AFP’nin haberine göre Trump ve Starmer, Kuzey Kutbu bölgesinde güvenliğin güçlendirilmesi gerektiğini ve iki ülke arasındaki ilişkilerin ‘önemine’ de değindiler.

ljoj
NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Yardım Gücü (ISAF) bünyesindeki ABD askerleri, Afganistan'ın başkenti Kabil’in batısındaki Şindand'da yürüyüş yaparken, arka planda bir ABD Chinook helikopteri görülüyor, 28 Ocak 2012 (AP)

Donald Trump ise, Başbakan Keir Starmer'ın Washington'ın müttefikleri tarafından kınayan açıklamaların yapılmasına neden olan önceki açıklamalarını eleştirmesinden sonra İngiliz askerlerinin Afganistan'daki rolünü övdü.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social’dan yaptığı paylaşımda “Birleşik Krallık'ın büyük ve cesur askerleri her zaman ABD'nin yanında olacak” diye yazdı.

ABD Başkanı, “Afganistan'da 457 asker öldü, birçoğu ağır yaralandı ve onlar en büyük savaşçılar arasındaydı. Bu, asla kopmayacak kadar güçlü bir bağdır” diye ekledi.

“Şaşırdım”

Öte yandan İtalya Başbakanı Giorgia Meloni dün ABD Başkanı Donald Trump'ın Afganistan'daki NATO güçleri hakkındaki yorumları karşısında ‘şaşırdığını’ ifade etti.

vfrvgfe
ABD askerlerinin çekilmesinden önce Afganistan'da bulunan İngiliz askerleri (AP)

Meloni yaptığı açıklamada, “İtalyan hükümeti, Başkan Trump'ın NATO ülkelerinin ‘Afganistan'daki operasyonlarda geri kaldığı’ yönündeki açıklaması karşısında şoke oldu” dedi.

Ülkesi ile ABD’nin güçlü bir dostluk bağıyla birbirine bağlı olduğunu belirten İtalya Başbakanı, “Ancak dostluk saygı gerektirir ve bu da NATO'nun temelini oluşturan dayanışmayı sürdürmek için vazgeçilmezdir” diye ekledi.

“Kabul edilemez”

Diğer taraftan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ofisi tarafından dün yapılan açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘kabul edilemez’ olarak nitelendirilen sözlerinin ardından, Afganistan'da hayatını kaybeden Fransız askerlerin ailelerine ülkenin bir kez daha minnettar olduğu ifade edildi.

wsd
Afganistan'ın Helmend eyaletindeki Bastion Kampı'nda günlük askeri geçit törenini izleyen Avustralya Ordusu askerleri ve İngiliz Ordusu Paraşüt Alayı askerleri, 30 Temmuz 2008 (Getty)

Fransa Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nden yapılan açıklamada, “Bu kabul edilemez sözler herhangi bir yorum gerektirmez. Cumhurbaşkanı, ölen askerlerin ailelerini teselli etmek ve ulusun minnettarlığını ve saygı dolu anılarını bir kez daha minnetle anıyor” dedi.

Trump, geçtiğimiz perşembe günü 2001 yılında ABD öncülüğünde Afganistan'ın işgaliyle başlayan 20 yıllık çatışmada NATO üyesi diğer ülkelerin rolünü eleştirerek Washington'ın ‘onlara asla ihtiyaç duymadığını’ ve müttefik güçlerin ‘cepheden uzak durduğunu’ söyledi.

Trump'ın Afganistan konusundaki tutumu, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Washington'ın yanında El Kaide'yi ortadan kaldırmayı amaçlayan ve Taliban rejimini deviren işgale katılan müttefiklerinin eleştirilerine yol açtı.

Fransız ordusunun Afganistan'daki müdahalesi 2001'den 2014'e kadar sürdü. Bu dönemde 89 Fransız askeri öldü ve 700'den fazlası yaralandı.