İsrail'in Halep'e düzenlediği hava saldırıları bölgeyi geniş çaplı bir çatışmaya sürükler mi?

Cuma günü sabaha karşı Halep'e düzenlenen hava saldırıları yıkıma neden oldu (Aleppo Now adlı internet sitesi)
Cuma günü sabaha karşı Halep'e düzenlenen hava saldırıları yıkıma neden oldu (Aleppo Now adlı internet sitesi)
TT

İsrail'in Halep'e düzenlediği hava saldırıları bölgeyi geniş çaplı bir çatışmaya sürükler mi?

Cuma günü sabaha karşı Halep'e düzenlenen hava saldırıları yıkıma neden oldu (Aleppo Now adlı internet sitesi)
Cuma günü sabaha karşı Halep'e düzenlenen hava saldırıları yıkıma neden oldu (Aleppo Now adlı internet sitesi)

İsrail, cuma günü Gazze Şeridi'nde savaşın başladığı 7 Ekim'den bu yana Suriye'ye en kanlı hava saldırısını gerçekleştirdi. Son gelişmeler, Ortadoğu’daki çatışmanın topyekûn bir savaşa dönüşebileceği yönündeki korkuları artırdı.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin (SOHR) aktardığına göre İsrail’in Halep Uluslararası Havalimanı yakınlarındaki bölgeleri hedef alan saldırılarında 7'si Lübnan Hizbullahı'ndan, 38'i Suriye rejimi güçlerinden ve 7'si İran destekli silahlı gruplardan olmak üzere 52 kişi öldü. Suriye Savunma Bakanlığı, İsrail’e ait savaş uçakları tarafından düzenlenen hava saldırısında sivil ve asker çok sayıda kişinin ölümüne yol açtığını açıklamakla yetindi.

SOHR, İsrail’in hava saldırılarını Suriye'ye yönelik son 3 yılın en ağır ve aynı zamanda Gazze'deki savaşın başlamasından bu yana gerçekleşen en ölümcül saldırılar olarak tanımladı.

Suriyeli siyasi analist Alaa el-Esferi Londra merkezli Arap Dünyası Haber Ajansı'na (AWP) yaptığı değerlendirmede, İsrail'in Suriye'yi hedef alan hava saldırılarının dozunu artırarak, ‘tüm bölgeyi topyekûn bir savaşa sürüklemek istediğini ve sıfır saatine yaklaşıldığını’ söyledi.

Esferi, sözlerini şöyle sürdürdü:

Cuma günü sabaha karşı düzenlenen hava saldırısının yıllardır eşi ve benzeri görülmemişti. Bu menfur saldırıda onlarca kişi hayatını kaybetti. Öte yandan hava saldırıları terör örgütlerinin eylemleriyle aynı döneme denk geldi. Bu da İsrail'in ABD liderliğindeki bu terör örgütleriyle tam bir koordinasyon içinde olduğunu gösteriyor.

dvbfr
Suriye'nin İsrail sınırı yakınlarına bomba bırakan bir savaş uçağı (Arşiv - Reuters)

Bölgenin büyük bir patlamanın eşiğinde olduğunu söyleyen ve bu tür eylemlerin tekrarlanmasının bölgede herkesin iyi hazırlandığı topyekûn bir savaşa yol açacağını düşünen Esferi, “İsrail'in direniş hareketlerini (İran destekli silahlı gruplar) silahlandırmasını engellemek için artık çok geç, dolayısıyla Suriye bu meselenin kalbi. İşlerin daha da karışacağına inanıyorum. Öncesi ile sonrası aynı değil” şeklinde konuştu.

Hamas'ın 7 Ekim'de İsrail'e saldırması sonrası Gazze’de savaşın başlamasından bu yana İsrail, Lübnan ve Suriye'de Hizbullah'ı hedef alan saldırılarını yoğunlaştırırken Suriye'deki İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üyelerini hedef aldı.

Hizbullah tarafından cuma günü yapılan açıklamada İsrail’in Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında, İsrail ordusunun Hizbullah’ın roket ve füze biriminin komutan yardımcısı olduğunu açıkladığı Ali Naim'in de aralarında bulunduğu yedi Hizbullah üyesinin öldürüldüğü duyuruldu. Açıklamada İsrail’e ait savaş uçaklarından birinin Naim'i Lübnan'ın güneyindeki Bazuriye bölgesinde hedef aldığı belirtildi.

İsrail ve Hizbullah, aralarında 2006 temmuzunda patlak veren ve bir ay süren savaştan bu yana en büyük sürtüşmeyi yaşıyorlar. İsrail ve İran destekli Hizbullah, 7 Ekim'den bu yana İsrail-Lübnan sınırında karşılıklı olarak birbirlerine ateş açıyorlar.

İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmalarda şimdiye kadar 270'ten fazla Hizbullah üyesi ve 50 Lübnanlı sivilin yanı sıra İsrail'in kuzeyinde 10 İsrail askeri ve altı sivil öldü.

sdevre
İsrail’in Deyrizor'da düzenlediği hava saldırısında vurulan bir bina, 26 Mart 2024 (AFP)

Askeri ve siyasi analist Kemal el-Ceffa AWP'ye yaptığı açıklamada, Suriye topraklarını hedef alan hava saldırılarının bölgenin genelinde yaşananlardan ayrı tutulamayacağını belirterek, “Bu cepheler birbiriyle ve bölge genelinde güvenlik ve istikrarın temellerini sarsan tek bir merkezi sorunla ilişkili ki o da Arap bölgesindeki tüm savaşların ve yıkımın ana nedeni olan İsrail işgalidir” ifadelerini kullandı.

İsrail'in Suriye'ye düzenlediği hava saldırılarının, İranlı ya da Lübnanlı bir direniş grubuyla yahut Suriye rejimi güçleriyle ya da vekil güçlerle ilgili olmadığını, daha çok tüm kırmızı çizgileri bir kenara bırakarak çok ileri giden bir İsrail politikasından ibaret olduğunu vurguladı.

Ceffa, sözlerini şöyle sürdürdü:

İsrail'in bu büyük saldırısının zamanlaması, askeri operasyonların gerçekleştiği sahayla ilişkili. Bu operasyonlar tüm bölgeyi kasıp kavururken operasyonların kapsamının direniş ekseni gruplarının (İran destekli silahlı gruplar) cephelerine yayılması tehdidi söz konusu. Ayrıca Gazze meselesinde çıkmaza giren İsrail, Suriye'yi savaşın içine çekmek istiyor ve bu savaşın bir sonraki hedef Lübnan olabilir.

Ceffa, askeri operasyonların kapsamının genişlemesinin ölçüsünün İsrail'in sahadaki konumuyla ve savaşı Gazze'den Lübnan ya da Suriye'ye taşıma kabiliyetiyle bağlantılı olduğunu da sözlerine ekledi.

Öte yandan askeri operasyonların caydırıcılık ve hedef alma kapsamının genişletilip genişletilmeyeceğine ya da son aylarda çizilen angajman kuralları dahilinde kalıp kalmayacağına direniş ekseni gruplarının karar vereceğini söyleyen Ceffa, “Arap ülkeleri ve Suriye'nin müttefikleri, ABD'yi tüm bölgeyi yok edebilecek bölgesel bir savaşa dahil etmek isteyen İsrail'in aksine askeri operasyonların kapsamının genişlemesini istemiyor” diye konuştu.

Ceffa’ya göre İsrail'e herhangi bir karşılık verilmez ya da ağır bir darbe indirilmezse ister Suriye devletine ister İranlı destekli gruplara ya da Hizbullah'a ait hayati ve ekonomik üslere ve tesislere yönelik olsun ucu hayati öneme sahip alanlara ve altyapıya kadar uzanacak başka hava saldırılarının da gerçekleşeceğine şüphe olmadığını vurguladı.

Caydırıcılığın ve bu ihlallere son verilmesinin, direniş ekseni gruplarının ve Suriye'nin müttefiklerinin tepkilerine ve İsrail'in kendisi için maliyeti düşük olan ve bu yüzden durdurmasına gerek olmayan hava saldırıları sonucunda katlanabileceği acı eşiğine bağlı olduğunun altını çizen Ceffa, İsrail'in Suriye topraklarına yönelik saldırılarını ısrarla sürdürmesinin ve yoğunluğunu arttırmasının Suriye'nin müttefiklerini buna karşılık vermeye itebileceğini ifade etti.



Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan: Donald Trump bir zorba

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Londra Belediye Başkanı, ABD Başkanı Donald Trump'ın kendisi için "korkunç, acımasız, iğrenç" demesinden sadece birkaç hafta sonra, Trump'ın kendisine karşı uzun süredir devam eden çıkışları nedeniyle onu "zorba" diye niteledi.

Sör Sadiq Khan ayrıca, Trump'ı Birleşik Krallık'a (BK) "kin" kusmakla suçladı. Trump, Müslüman siyasetçinin şehirde "çok fazla" göçmen bulunduğu için başarılı olduğunu iddia etmişti.

Başkan Trump'ın kendisine "takıntılı" olduğunu da iddia eden Sör Sadiq, "ister oyun alanında ister Beyaz Saray'da olsun, bir zorbayla başa çıkmanın en iyi yolunun ona karşı durmak olduğunu" 9 yaşındayken öğrendiğini söyledi:

Bir zorbanın karşısında sinecek olursanız daha fazla saygı kazanamazsınız.

Politico'ya verdiği röportajda, "Ve birisi şehrime, vatandaşlarımıza, değerlerimize, yaşam tarzımıza saldırdığında, birisi bir inancın mensupları hakkında belirli genellemeler yaptığında, bence onlara karşı durmak zorunludur" dedi.

Ayrıca Zohran Mamdani, New York belediye başkanı seçildiğinde Trump'ın odağını ona çevireceğini düşündüğünü de şaka yollu söyledi.

Seçim öncesinde Trump onu "komünist" diye nitelendirirken, Mamdani de başkanın faşist olduğunu öne sürmüştü.

Ancak Oval Ofis'teki olağanüstü bir görüşmede, iki politikacı hakaretleri gülerek geçiştirmiş ve bir tür yakınlık geliştirmiş gibi görünmüştü.

axscdfvgt
Sör Sadiq, Trump'ın odağını New York'un yeni belediye başkanı Zohran Mamdani'ye çevireceğini düşündüğünü şaka yollu söyledi (AP)

Sör Sadiq şaka yollu şöyle dedi:

Başkan Trump'ın bana karşı duyduğu düşmanlığı, nefreti ve kini göz önünde bulundurduğunuzda, Zohran seçildiğinde Başkan Trump'ın benim yerine onu hedef alacağını varsaymıştım.

Ancak Khan, ilk görüşmelerinin gerçek bir fikir birliğinden ziyade bir tür "taktik diplomasi" olduğunu öne sürdü.

Trump'ın BK'deki göç politikasına yönelik eleştirilerine gelince, yorumlarını "sadece bana değil, aynı zamanda göçmen politikası ve seçimlerin nasıl yapıldığı ve kazanıldığı konusunda ülke hakkında genellemeler içeren bir nefret" diye nitelendirdi.

Gerçekten de takıntılı olduğunu düşünüyorum. Ve korkunç şeyler söylediği birçok dönem oldu ve ben de cevap vermedim çünkü dedikoduya ve bu zavallı isim takma işine karışacak kadar vaktim yok.

Geçen ay Trump, Sör Sadiq'le uzun süredir devam eden çekişmesini yeniden alevlendirmiş ve şehrin, ebeveynleri Pakistan'dan gelen ilk Müslüman belediye başkanı hakkında şunları söylemişti:

Çok sayıda insan [BK'ye] geldiği için seçiliyor. Şimdi ona oy veriyorlar.

Ayrıca onu "korkunç, acımasız, iğrenç bir belediye başkanı" diye nitelemiş ve "berbat bir iş" yaptığını söylemişti.

Mayısta Galler, İskoçya ve İngiliz belediye meclislerinde yapılacak seçimlerde İşçi Partisi'nin ağır kayıplar yaşayacağı öngörülürken, Sör Sadiq, partisinin Londra'daki başarısından ders çıkarabileceğini belirterek, "Önderlik etmekten ve onların beni takip etmesinden oldukça memnunum" dedi.

Ancak Keir Starmer'ın geleceğiyle ilgili spekülasyonlar artarken, İşçi Partisi lideri olmak istemediğini ısrarla vurguladı. "Hayır, hayır, hayır, hayır. Hiçbir niyetim, planım yok, İşçi Partisi lideri veya başbakan olmak da istemem" dedi.

Independent Türkçe


ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
TT

ABD’nin Maduro'yu tutuklayan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz?

Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)
Delta Gücü dünya çapında terörist tehditlerin artmasının ardından 1970'lerde kuruldu (ABD ordusu)

Ahmed Abdulhekim

ABD’nin Venezuela'da askeri operasyon başlatmasıyla birlikte, Başkan Donald Trump dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini tutuklayarak Venezuela'dan sınır dışı ettiğini’ duyurdu. ABD basınında yer alan haberlerde koşulları hala belirsiz olan tutuklamayı gerçekleştiren ve ABD özel askeri grubu Delta Gücü’nün (Delta Force) adı bir kez daha ortaya çıktı.

Karakas, Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez aracılığıyla, hükümetin Devlet Başkanı Maduro ve eşi Cilia Flores'in nerede olduklarını bilmediğini doğruladı. Rodríguez, devlet televizyonunda yayınlanan bir ses kaydında “Başkan Maduro ve First Lady Cilia Flores'in hayatta olduklarına dair acil kanıt talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Peki, 1977 yılında kurulan, ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan ve özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmış, terörle mücadele ve rehine kurtarma operasyonlarına uzun yıllardır katılan Delta Gücü hakkında ne biliyoruz? Bu birim, son on yıllarda çok ses getiren cinayetlerde ve tutuklamalarda rol aldı.

Delta Gücü ve tehlikeli görevler

1977 yılının kasım ayında, dünya genelinde artan terör tehdidine yanıt olarak ABD ordusu bünyesinde Delta Gücü kuruldu. Çünkü dönemin ABD’li liderleri, orduda ‘küçük ve uyarlanabilir’ bir hassas saldırı gücü ihtiyacı olduğunu düşündüler. Bu birim, hava indirme ve çatışma operasyonlarına dayanan doğrudan eylem ve terörle mücadele görevleri için çok çeşitli özel becerilere sahipti ve üyeleri son derece yetkin kişilerdi.

Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli raporlardan aktardığına göre kod adı “The Unit” olan Delta Gücü’nün kurulması fikri 1970'lerde sona eren Vietnam Savaşı'ndaki deneyimin ardından, ABD'nin terörle mücadele birimini geliştirmek için askeri değişim programı kapsamında İngiliz Özel Hava Servisi (SAS) ile çalıştıktan sonra, bu birimin deneyimlerinden yararlanmak isteyen ABD ordusu Özel Kuvvetleri subayı Charlie Beckwith'in talebiyle ortaya çıktı.

csdfrgthy
Delta Gücü üyesi Amerikan askerleri (ABD ordusu)

ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) resmi internet sitesine göre, Delta Gücü ‘gizlilik örtüsü’ altında faaliyet gösteriyor. Örgütsel olarak ABD ordusu Özel Harekat Komutanlığı'na (USAOC) bağlı olan Delta Gücü, Ortak Özel Harekat Komutanlığı (JSOC) tarafından kontrol ediliyor. Ana görevi, ‘terörist hücreleri’ çökertmek, stratejik keşif yapmak ve savaş operasyonlarına hazırlanmak, ayrıca Merkezi İstihbarat Teşkilatı ile rehine kurtarma operasyonlarına ve gizli görevlere katılmak olarak tanımlanıyor ve karargahı Kuzey Carolina'daki Fort Bragg'da bulunuyor.

ABD’nin seçkin askerleri, Delta Gücü’ne kayıt olduklarında, koruma prosedürleri, casusluk teknikleri, nişancılık, patlayıcı üretim, rehine kurtarma simülasyonları ve binalarda ve kaçırılan uçaklarda teröristlerle çatışma konularında özel eğitim alırlar. Ayrıca Delta Gücü üyelerine alçak irtifa paraşütle atlama ve dalış ekipmanlarıyla derin deniz dalışı gibi serbest senaryolar konusunda da eğitim verilir.

Pentagon, Delta Gücü’nün yapısının ABD Özel Harekat Birimi, Ortak Özel Harekat Birimi ve ABD Kara Kuvvetleri Özel Harekat Birimi olmak üzere üç ana birimden oluştuğunu açıklarken, ABD merkezli raporlara göre ABD Ordusu'ndaki bu birimin üyelerinin çoğu, 75. Ranger Alayı, SEALs ve Deniz Piyadeleri başta olmak üzere diğer Amerikan özel kuvvetler gruplarından geliyor. Çünkü bu güce katılım şartları, başvuru sahiplerinin erkek olması gerektiğini şart koşuyor. Üyeleri özel bir komite tarafından kabul edildikten sonra, tehlikeli senaryolarla başa çıkma becerisini geliştirmeye odaklanan altı aylık fiziksel, savaş ve lojistik eğitimden geçiyorlar. Üyeler ayrıca bir yabancı dil bilmek zorundalar.

xcdfvgh
ABD’nin Venezuela'ya düzenlediği hava saldırılarından sonra geride kalan yıkımdan bir kare (AFP)

Delta Gücü ve Navy SEALs, son birkaç on yılda, ABD ordusu içinde en önde gelen iki özel kuvvet birimi haline gelirken üyelerinin ileri düzeydeki yetkinlikleri ve görev yürütme kabiliyetleri nedeniyle en karmaşık ve tehlikeli askeri görevlerin emanet edildiği iki birim oldu. Sean Naylor'un Delta Gücü hakkındaki kitabına göre birim yaklaşık bin askerden oluşuyor.

Delta Gücü’nün başlıca operasyonları

Delta Gücü, 1977 yılındaki kuruluşundan bu yana, dünyanın dört bir yanında bazı gizli ve özel operasyonlar gerçekleştirdi. Bunların başında, 1989 yılında Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanması, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i tutuklamak için yürütülen Kızıl Şafak Operasyonu ve ondan önce, 2003 yılında Saddam Hüseyin’in oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesi geliyor. Ayrıca 2019 yılında DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'nin ortadan kaldırılması da bu operasyonlar arasında yer alıyor. Ancak Delta Gücü’nün tarihinde birkaç başarısız operasyon da bulunuyor. Bunların başında, 1980 yılında ABD’nin Tahran'daki Büyükelçiliğinden rehinelerin kurtarılması operasyonu geliyor. Jimmy Carter'ın başkanlığı döneminde gerçekleştirilen ve kod adı ‘Eagle Claw’ (Kartal Pençesi) olan bu operasyon başarısızlıkla sonuçlandı.

Delta Gücü’nün kuruluşundan bu yana tarihine bakıldığında, İran'daki rehineleri kurtarmadaki başarısızlığının ardından bazı başarılı operasyonlar gerçekleştirdiği görülüyor. Bunlardan biri ABD’nin 1983 yılında Grenada'ya gerçekleştirdiği askeri işgaliydi. Delta Gücü ayrıca, 1989 yılında ABD'nin Panama'yı işgalinde ve Panama Devlet Başkanı Manuel Noriega'nın tutuklanmasında rol aldı. 1993 yılında ise Kolombiya güçlerine Kolombiyalı uyuşturucu baronu Pablo Escobar'ın tutuklanmasına yardım etti.

dfvgt
ABD ordusunun seçkin üyelerinden oluşan Delta Gücü, özel kuvvetler arasında ‘yüksek riskli’ görevleri yerine getirme konusunda uzmanlaşmıştır (ABD ordusu)

Delta Gücü, Ortadoğu'da da bazı askeri operasyonlara katıldı veya gerçekleştirdi. Bunların başında, 1982 yılında Güney Sudan'da, Güney Sudan Kurtuluş Cephesi'nin (SPLA) silahlı unsurları tarafından alıkoyulan ve aralarında Amerikalıların da olduğu beş rehinenin kurtarılmasıydı.

Delta Gücü, 1991 yılında Irak ordusunu Kuveyt'ten çıkarmak için ‘Çöl Fırtınası’ operasyonuna katıldı ve bu operasyonda başarılı oldu.

Ancak Somali'deki bir sonraki operasyonu başarısızlıkla sonuçlandı. Bu, 1993 yılında ABD ordusunun Somali Ulusal Ordusu'nun lideri General Muhammed Ferah Aidid'i tutuklamaya çalıştığı, ancak başarısız olduğu ünlü operasyondu.

ABD merkezli Military.com internet sitesine göre bu operasyon sırasında Delta Gücü’nün çabaları, 18 üyesinin öldürülmesi ve 73 üyesinin yaralanmasıyla büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı. Somali'deki silahlı gruplar, Delta Gücü’nün en önemli başarısızlığı olarak kabul edilen bir üyesini ele geçirmeyi de başardı.

ABD’nin, 11 Eylül 2001 olaylarının ardından, aynı yıl Afganistan'ı ve 2003 yılında Irak'ı işgal ederek terörle mücadeleyi başlatmasının ardından Delta Gücü, ABD ordusunun bir parçası olarak bu savaşa katıldı.

En dikkat çekici operasyonu, eski Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'i, oğulları Kusay ve Uday'ın öldürülmesinden birkaç hafta sonra yakaladığı ‘Kızıl Şafak’ operasyonuydu.

Delta Gücü, 2005 eylülünde 311 gün süren esaretin ardından Irak'ta tutulan ABD’li müteahhit Roy Helmets'i kurtarmayı başardı.

Delta Gücü, 2011 yılında birçok Arap ülkesinde yaşanan Arap Baharı olaylarının ardından 2012 yılında Libya’nın Bingazi şehrindeki saldırısı sırasında ABD Büyükelçiliği’nin tahliyesine müdahale etti ve bu saldırı, dönemin ABD Libya Büyükelçisi Christopher Stevens'ın ölümüne yol açtı.

Ardından, 2013 ekiminde ABD’li yetkililer, Libya'daki El Kaide liderlerinden biri olarak gördüğü Ebu Enes el-Libi'yi tutuklamayı başardı.

2016 yılında Meksikalı uyuşturucu baronu El Chapo'nun tutuklanmasına katkıda bulunan Delta Gücü, 2019 yılında Suriye'de DEAŞ lideri Ebu Bekir el-Bağdadi'yi öldüren ABD güçleri arasında yer alırken 2020 yılında Irak'ta İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürdü.

ABD merkezli bazı raporlarda, İsrail'in Gazze Şeridi'nde yürüttüğü savaş sırasında, Washington'ın Delta Gücü’nü İsrail'e göndererek Hamas'ın 7 Ekim 2023’te kaçırdığı ‘rehineleri’, özellikle de ABD vatandaşlarını kurtarmaya yardım ettiği belirtildi.


SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
TT

SDG heyeti askeri entegrasyonu görüşmek üzere Şam’da

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 10 Mart’ta Şam’da SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon anlaşmasını, SDG Genel lideri Mazlum Abdi ile imzalarken (EPA)

Ana omurgasını YPG’nin oluşturduğu Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG), bugün (pazar) yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetin Şam’da merkezi hükümet yetkilileriyle “askerî entegrasyon sürecini” görüştüğünü bildirdi.

SDG’nin açıklamasına göre heyette, SDG lideri Mazlum Abdi ile Genel Komutanlık üyeleri Suzdar Derik ve Sipan Hemo bulunuyor. Kuzeydoğu Suriye’de geniş bir alanı kontrol eden SDG, görüşmelerin askerî alandaki entegrasyonun çerçevesine odaklandığını kaydetti.

SDG, 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile imzalanan anlaşma kapsamında, kendisine bağlı tüm sivil ve askerî kurumların 2025 yılı sonuna kadar Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesini kabul etmişti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, 10 Mart tarihli anlaşmaya tam uyulması ve eksiksiz uygulanması gerektiğini vurgularken, anlaşma maddelerinin sahada hayata geçirilmesi için diyalog ve müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu.

SDG ile Suriye hükümeti arasındaki temaslar, Halep’te iki taraf arasında günler önce patlak veren ve onlarca kişinin ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan kanlı çatışmaların ardından gerçekleşti.

Suriye hükümeti, SDG’yi Halep’te hükümete bağlı iç güvenlik güçlerinin noktalarına saldırmakla suçlarken; SDG ise Savunma Bakanlığı’na bağlı silahlı grupların kendi güçlerine saldırdığını ileri sürdü.