Tahran: Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlenen saldırının sorumluluğu Washington’a ait

İsrail'in hava saldırısında Şam'daki İran Konsolosluğu binası yıkıldı (SANA)
İsrail'in hava saldırısında Şam'daki İran Konsolosluğu binası yıkıldı (SANA)
TT

Tahran: Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlenen saldırının sorumluluğu Washington’a ait

İsrail'in hava saldırısında Şam'daki İran Konsolosluğu binası yıkıldı (SANA)
İsrail'in hava saldırısında Şam'daki İran Konsolosluğu binası yıkıldı (SANA)

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, İsrail'in İran'ın Şam'daki konsolosluğuna düzenlediği saldırının ardından Dışişleri Bakanlığı Amerika İşleri Genel Müdürü'nün bugün (salı) şafak vakti İsviçre Büyükelçiliği yetkilisini ‘ABD çıkarlarının koruyucusu’ sıfatıyla çağırdığını söyledi.

Tesnim haber ajansının aktardığına göre Abdullahiyan X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Bu çağrıda terör saldırısının boyutları ve İsrail varlığının işlediği suç açıklığa kavuşturulmuş ve ABD hükümetinin olaydaki sorumluluğu vurgulanmıştır” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın Arap Dünyası Haber Ajansı'ndan (AWP) aktardığı habere göre Abdullahiyan sözlerini şöyle sürdürdü: “Siyonist varlığın destekçisi olarak ABD hükümetine önemli bir mesaj gönderilmiştir. ABD sorumluluk almalıdır.”

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), dün (pazartesi) İsrail'in Şam'daki İran konsolosluğuna yönelik saldırısında DMO'nun Suriye ve Lübnan'daki Kudüs Gücü Komutanı Tuğgeneral Muhammed Rıza Zahidi, yardımcısı Muhammed Hadi Rahimi ve onlara eşlik eden beş yetkilinin öldüğünü duyurdu.



İran saldırısında ağır yaralanan tek kişi, 7 yaşındaki Arap kızı oldu

Amina'nın evinin yakınlarındaki Nevatim askeri üssü de İran'ın hedefindeydi (AFP)
Amina'nın evinin yakınlarındaki Nevatim askeri üssü de İran'ın hedefindeydi (AFP)
TT

İran saldırısında ağır yaralanan tek kişi, 7 yaşındaki Arap kızı oldu

Amina'nın evinin yakınlarındaki Nevatim askeri üssü de İran'ın hedefindeydi (AFP)
Amina'nın evinin yakınlarındaki Nevatim askeri üssü de İran'ın hedefindeydi (AFP)

Cumartesiyi pazara bağlayan gece İran'ın İsrail'e düzenlediği saldırılara dair bilgiler netleşirken olayda ağır yaralandığı bildirilen tek kişinin kimliği açıklandı: Arap bedevilere ev sahipliği yapan Necef Çölü'nde yaşayan 7 yaşındaki Amina el Hasoni.

İran füzeleri ve drone'larını engellemek için füze fırlatılması sonucunda Arad adlı köydeki bir eve gece 2 sularında şarapnel düştüğü ve burada yaşayan kızın kafasından yaralandığı bildirildi. 

İsrail'in güneyindeki Beerşeba kentindeki Soroka Tıp Merkezi'nde ameliyat olan Amina, çocuk yoğun bakım servisinde tutuluyor. 

Akrabaları, İsrail'deki sistematik eşitsizlikler olmasaydı onun da bu saldırılardan yaralanmadan kurtulabileceğini söylüyor. 

Necef Çölü'nde 300 bin civarında bedevi Arap yaşıyor. Bunların dörtte birine yakını İsrail tarafından resmen tanınmayan köylerde. 

Devletin su, kanalizasyon ve elektrik gibi temel ihtiyaçları karşılamaktan kaçındığı bu yerleşimlerde planlama eksikliği de var. Bombalardan korunmak için diğer yerlere kurulan sığınaklar tüm taleplere rağmen bu köylerden esirgeniyor.

7 yaşındaki Amina'nın ailesi de bu köylerden el Furah'ta yaşıyor. Amcası İsmail, sirenler çalmaya başladığında kaçacak hiçbir yer olmamasının sıkıntısını çektiğini anlatıyor. 

38 yaşındaki İsmail, önleme füzelerinin sesinden sonra büyük bir patlama duyduğunu söylüyor. Ablasının çığlıkları kulağına ulaşınca o da koşmaya başlamış. Ablasının evine ulaştığında onu ve kucağında tuttuğu kafasından yaralı Amina'yı görmüş. 

Olayı haberleştiren New York Times, patlamadan hemen önce ailenin ön kapıdan kaçma kararı aldığını ve Amina'nın kelebeklerle süslü pembe duvarlı odasında uyuduğunu aktardı. 

Evin ince metal tavanından giren füze parçası tam da kapının civarına düşmüş. İsmail, "Bence kaçarken ona çarptı" diyor. 

Kardeşinden yaralı Amina'yı alan İsmail, 40 dakikadan fazla otomobil sürerek hastaneye ulaşmış. 

Olayı anlatırken "Çok zor" deyip ekliyor:

Burada sığınaklar inşa edebilirdik. Politikaları böyle, biz bir şey yapamıyoruz.

Polisler bölgede 150'yi aşkın füze parçası buldu. Evi vuran şarapnel de incelenmek üzere götürüldü. 

İsrailli yetkililer, köyün yakınlarındaki Nevatim askeri üssünün hafif hasar aldığını bildirdi. 

49 yaşındaki baba Muhammed, Amina'nın çizim yapmayı sevdiğini ve arada bir yaramazlık yaptığını belirterek şöyle diyor:

Sürekli gülmeyi ve eğlenmeyi sever. Güçlü bir kişiliği olan iyi bir öğrenci.

Muhammed'in İran'ın eylemlerini "insanlık dışı" olmakla suçladıktan sonra tereddütsüzce "Allah onları mahvetsin" dediği Amerikan gazetesinin haberinde bildirildi. 

İran, Şam'daki konsolosluk binasına 1 Nisan'da hava saldırısı düzenlenmişti. İsrail'in resmen üstlenmediği saldırıda İran Devrim Muhafızları Ordusu'ndan 2'si general toplam 7 kişi ölmüştü.

Tahran, İsrail'in konsolosluk saldırısının ülkesinin topraklarına saldırı anlamına geldiğini ve misillemede bulunacaklarını duyurmuştu.

İran, 13 Nisan'da İsrail'e yüzlerce kamikaze insansız hava aracı, balistik ve seyir füzesiyle saldırı başlatmış, bazı askeri hedeflerin vurulduğunu açıklamıştı.

İsrail'se saldırıların çoğunun hava savunma sistemlerince önlendiğini ancak Necef Çölü'ndeki askeri üsse füze isabet ettiğini belirtmişti.

Independent Türkçe, New York Times, Times of Israel, AA


İran saldırısında hangi ülkeler İsrail'in yardımına koştu?

ABD Başkanı Joe Biden'ın Kaptan Amerika olarak tasvir edildiği grafiti de İran saldırılarının ardından gündem oldu (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden'ın Kaptan Amerika olarak tasvir edildiği grafiti de İran saldırılarının ardından gündem oldu (AFP)
TT

İran saldırısında hangi ülkeler İsrail'in yardımına koştu?

ABD Başkanı Joe Biden'ın Kaptan Amerika olarak tasvir edildiği grafiti de İran saldırılarının ardından gündem oldu (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden'ın Kaptan Amerika olarak tasvir edildiği grafiti de İran saldırılarının ardından gündem oldu (AFP)

İsrail, İran'ın misilleme saldırısına karşı yaptığı savunmada ABD, Birleşik Krallık (BK), Ürdün ve Fransa'dan destek aldı.

İran'ın cumartesiyi pazara bağlayan gece yaklaşık 360 drone, seyir füzesi ve balistik füzeyle düzenlediği saldırılarda ABD, BK, Ürdün ve Fransa'nın koordineli şekilde İsrail ordusuna destek sağladığı bildirildi. 

İsrail Savunma Kuvvetleri'nden (IDF) dün yapılan açıklamada, füze ve drone'ların yaklaşık yüzde 99'unun hava savunma sistemleriyle etkisiz hale getirildiği belirtilmişti. 

IDF ayrıca İran'ın gönderdiği füze ve drone'ların etkisiz hale getirilmesi için toplamda 4 milyar ila 5 milyar İsrail Şekeli (yaklaşık 35 milyar ila 43,5 milyar TL) harcandığını duyurdu. 

Amerikalı yetkililerin CNN'le paylaştığı bilgilere göre İran'dan fırlatılan en az üç balistik füze ve 70 kamikaze drone'u, ABD donanmasının İsrail'e konuşlandırdığı iki muhrip tarafından vuruldu. Bu gemilerden birinde Amerikalı teknoloji devi Lockheed Martin'in ürettiği Aegis füze savunma sistemi yer alıyor.

BK Başbakanı Rishi Sunak ise Suriye ve Irak'tan havalanan Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne (RAF) ait jetlerin füze ve drone'ları vurduğunu söyledi. 

Sunak, dün yaptığı açıklamada kaç füzenin vurulduğuna dair bilgi paylaşmadı. 

BK Savunma Bakanı Grant Shapps da 13 Nisan'daki açıklamasında RAF'a ait ilave jet ve yakıt ikmal tankerlerinin Suriye ve Irak'a konuşlandırıldığını belirtimişti.

Guardian, Britanya'nın saldırı öncesinde, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde (GKRY) yer alan Ağrotur üssünde güvenlik önlemlerini artırdığını da yazdı. Savunmaya buradan destek sağlanıp sağlanmadığına dair bilgi paylaşılmadı.

BK merkezli haber ajansı Reuters, Ürdün Hava Kuvvetleri'nin "İran'a ait onlarca drone'u vurduğunu" aktardı. Haberde, Ortadoğu'da ABD'nin müttefiki olarak hareket eden Ürdün'de Amerikan yapımı Patriot savunma sistemlerinin olduğu hatırlatıldı. 

İran'ın saldırısına karşı İsrail'i savunan ülkelerden diğeri de Fransa'ydı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, bugünkü açıklamasında İran'ın füze ve drone'larını durdurmak için Ürdün'ün isteğiyle devreye girdiklerini söyledi. Macron, kaç drone veya füzenin etkisiz hale getirildiğine dair bilgi paylaşmadı. 

Öte yandan Fransa doğrudan füze ve drone'ları hedef almak yerine radar teknolojisiyle destek sağlamış olabilir. IDF Sözcüsü Daniel Hagari, pazar günkü açıklamasında "Fransa'nın çok iyi jetleri ve radarları var, hava sahasında yapılan devriyelere katıldıklarını biliyorum" demişti. 

Guardian'a konuşan Birleşik Kraliyet Hizmetleri Enstitüsü'nden Sidharth Kaushal, savunma hamlelerini şöyle değerlendirdi:

Her yönden çok katmanlı bir operasyondu. Savunmada çok uluslu bir güç yer aldı. Yavaş hareket eden drone'lardan yüksek irtifada seyreden balistik füzelere kadar farklı uçuş özelliklerine sahip silahlarla karşı karşıya kaldılar.

Ne olmuştu?

1 Nisan'da İran'ın Şam'daki konsolosluk binasına hava saldırısı düzenlenmişti. İsrail'in resmen üstlenmediği olayda, İran Devrim Muhafızları Ordusu'ndan ikisi general rütbesinde toplam 7 kişi ölmüştü. 

İran lideri Ayetullah Ali Hamaney, 2 Nisan'daki açıklamasında İsrail'e karşı misillemenin meşru müdafaa haline geldiğini savunarak "Gerekli karşılığı vereceğiz. Onları cezalandıracağız" demişti. 

İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari, cuma günkü toplantısında tüm olasılıklara karşı tedbir aldıklarını belirterek "Savunmanın yanı sıra saldırıya geçmeye de hazırız" ifadelerini kullanmıştı. 

İran'ın yaklaşık 5 saat süren saldırısında, 7 yaşındaki bir kız çocuğu, İsrail'in attığı önleme füzesi kaynaklı şarapnelden ağır yaralandı. 7 yaşındaki Amina el Hasoni, Arap bedevilere ev sahipliği yapan Necef Çölü'nde yaşıyor. Saldırıda ayrıca 8 kişi hafif yaralanırken, İsrail ordusuna ait Nevatim hava üssünde hasar oluştu.
Independent Türkçe, Guardian, CNN, Reuters, RT, Wall Street Journal


Avustralya Parlamentosu'nda tecavüze dair davada yargıç kararını açıkladı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Avustralya Parlamentosu'nda tecavüze dair davada yargıç kararını açıkladı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Avustralya hükümetinin eski danışmanı Bruce Lehrmann, pazartesi günü bir yargıç tarafından iş arkadaşı Brittany Higgins'e parlamento binasındaki bir ofiste tecavüz ettiğinin hükmedilmesinin ardından açtığı iftira davasını kaybetti.

Scott Morrison hükümetinde çalışan 28 yaşındaki Lehrmann, 2021'de Higgins'le yapılan bir röportajı onun ismini vermeden yayımlayan Avustralya merkezli medya şirketi Network 10'e iftira davası açmıştı.

Röportaj, özellikle Higgins'in Morrison'ı "mağduru suçlamakla" eleştirmesinin ardından siyasette kadınlara yönelik ayrımcılık ve kötü muameleye dair ülke çapında infial uyandırmıştı.

Lehrmann herhangi bir yanlış yaptığını reddetmişti. 

Avustralya Federal Mahkemesi Yargıcı Michael Lee, Network 10'in haberin doğru olduğunu savunmasının ardından Lehrmann'ın iftira davasını reddetti.

Yargıç, Lehrmann'ın Higgins'e tecavüz ettiğine, ceza davalarında kullanılan "tüm makul şüphelerden öte" standardı yerine hukuki davalarda kullanılan daha düşük "olasılıklar dengesi" standardına göre karar verdiğini söyledi.

Yargıç mahkemede, "Tecavüz hakkında vardığım sonuç: Lehrmann, Higgins'e tecavüz etmiştir" dedi. Yargıcın açıklamaları onbinlerce izleyiciye canlı olarak yayımlanıyordu. 

Lee, "Bunun olasılıklar dengesine dayalı bir bulgu olduğunu hemen vurgulamak isterim" diye ekledi.

Yargıç, Lehrmann'ın Higgins'in rızası olup olmadığına aldırış etmeden parlamento binasındaki bir senatörün ofisinde ona tecavüzde bulunduğunu tespit etti.

Lee, Lehrmann'ın Higgins'le cinsel ilişkiye girmeye "kararlı" olduğunu ortaya koydu. 

9News'un haberine göre, Yargıç Lee daha önce Lehrmann'ı güvenilmez ve yalancı bir tanık olduğu için acımasızca eleştirmişti. Yargıç, "Lehrmann, çıkarlarına uyduğunu düşündüğü takdirde gerçeklerden uzaklaşmaktan çekinmemiştir" demişti.

Önemli noktalarda kasıtlı olarak yalan söylediğine kanaat getirdim.

Lehrmann ilk olarak 2019'da başkent Canberra'daki bakanlık ofisinde Higgins'e tecavüz etmekle suçlanmıştı.

Lehrmann'ın 2022'de yargılandığı ceza davası, bir jüri üyesinin davayla ilgili bireysel araştırma yaptığının tespit edilmesinin ardından düşmüş ve savcıların bu durumun Higgins'in ruh sağlığına ciddi zarar vereceğini söylemesi üzerine yeniden yargılama önerisinden vazgeçilmişti.

Independent Türkçe


İsrail'in çekildiği Han Yunus'taki evlerine dönen Filistinliler büyük bir yıkımla karşılaştı

Fotoğraf: Ali Jadallah / AA
Fotoğraf: Ali Jadallah / AA
TT

İsrail'in çekildiği Han Yunus'taki evlerine dönen Filistinliler büyük bir yıkımla karşılaştı

Fotoğraf: Ali Jadallah / AA
Fotoğraf: Ali Jadallah / AA

İsrail'in 4 ay yoğun saldırılar düzenledikten sonra çekildiği Gazze Şeridi'nin Han Yunus kentinde evlerine dönen Filistinliler, gördükleri yıkımın boyutları karşısında şaşkınlık yaşıyor.

Han Yunus'taki evini görmek için kente geri dönen Filistinli Ravan, ailesinin uzun yıllar emek vererek inşa ettiği evi yerle bir olmuş halde buldu.

İsrail saldırıları sonrası Refah kentine sığınmak zorunda kalan ailesiyle yeniden evlerine geri dönmeyi umarak kente gelen Ravan, gördükleri karşısında büyük bir hayal kırıklığı yaşadı.

- "Burada yaşanabilecek hiçbir yer yok"

Üzüntüsünü AA muhabiriyle paylaşan genç kadın, "Evimizden uzakta bir yerlere sığınmaktan çok yorulmuştuk. Askerler çekilince evimize gelip kalmayı ve burada yaşamayı planlamıştık. Ancak gördüğüm yıkım karşısında büyük şaşkınlık yaşadım. Ev yok, evden bir eser yok. Burada yaşanabilecek hiçbir yer yok." dedi.

Kentte, Ravan gibi askerler çekildikten sonra evine dönmek ve orada yaşamak isteyen binlerce Filistinli bulunuyor.

Said Abdurrahman da aynı düşünce ve istekle mahallesine dönmüş Filistinlilerden sadece biri.

- "Refah'ta sığındığımız yerlere geri döneceğiz mecbur"

Evini harabe olmuş halde bulan Abdurrahman, "Askerler çekildikten sonra burada, Han Yunus'ta hiçbir şey kalmamış. Ne ev, ne de su. Refah'ta sığındığımız yerlere geri döneceğiz mecbur." ifadesini kullandı.

İsrail ordusu, Hamas'ın elinde tuttuğu İsrailli esirleri kurtarma bahanesiyle kara saldırısı başlattıktan 4 ay sonra, 7 Nisan'da Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'tan çekildiğini duyurmuştu.

İsrail saldırıları, şehri büyük ölçüde etkileyerek yollara, evlere ve altyapıya büyük zarar verdi.

- İsrail'in Gazze'yi işgalinde 7 Ekim sonrası

Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, "Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme" gerekçesiyle İsrail'e 7 Ekim 2023'te kapsamlı saldırı düzenledi.

İsrail, 7 Ekim'deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda en az 14 bin 500’ü çocuk, 9 bin 560'ı kadın olmak üzere 33 bin 797 Filistinli öldürüldü, 76 bin 464 kişi yaralandı.

Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'ne saldırılarının başladığı 7 Ekim'den bu yana 260’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 604 askerinin öldüğünü duyurdu.

Çatışmalara 24 Kasım 2023'te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan "insani ara"da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.

İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail askerleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 464 Filistinli hayatını kaybetti.

Son verilere göre, İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023'ten beri devam eden çatışmalarda 272 Hizbullah mensubu, 54 Lübnanlı sivil, 17 Emel Hareketi, 13 Hamas, 12 İslami Cihad mensubu ile 7 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.


ABD'de perakende satışlar martta beklentileri aştı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

ABD'de perakende satışlar martta beklentileri aştı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

ABD'de perakende satışlar, martta yüzde 0,7 ile piyasa beklentilerinin üzerinde artış kaydetti.

ABD Ticaret Bakanlığı, mart ayına ilişkin perakende satış verilerini açıkladı.

Buna göre, perakende satışlar, martta bir önceki aya kıyasla yüzde 0,7 artışla 709,6 milyar dolar oldu.

Piyasa beklentisi, perakende satışların bu dönemde aylık yüzde 0,4 artması yönündeydi.

Perakende satışlar, şubatta yüzde 0,9 artışla 704,5 milyar dolar olmuştu. Ülkede perakende satışlar, martta yıllık bazda da yüzde 4 artış kaydetti. Perakende satışlar şubat ayında ise yıllık bazda yüzde 2,1 artmıştı.

Söz konusu dönemde mağaza dışı perakendeciler, çeşitli mağaza perakendecileri ve benzin istasyonlarındaki satışlarda yaşanan yükseliş öne çıktı.

Öte yandan spor ürünleri, hobi, müzik aletleri satılan mağazalar ile kitapçılarda, giyim ürünleri, elektronik cihazlar ve motorlu taşıt ile parçalarının satıldığı yerler ve mobilya mağazalarındaki satışlarda düşüş kaydedildi.

Analistler, perakende satış verilerinin tüketici harcamalarının güçlü kalmaya devam ettiğini gösterdiğini belirtti.


FBI, kargo gemisinin çarpmasıyla yıkılan Francis Scott Key Köprüsü ile ilgili soruşturma başlattı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

FBI, kargo gemisinin çarpmasıyla yıkılan Francis Scott Key Köprüsü ile ilgili soruşturma başlattı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), kargo gemisinin çarpması sonucu yıkılan Baltimore'daki Francis Scott Key Köprüsü'nde yaşananlara ilişkin adli soruşturma başlattı.

Associated Press (AP) kaynaklarının edindiği bilgiye göre, Maryland eyaletine bağlı Baltimore kentinde bulunan Francis Scott Key Köprüsü'nün 26 Mart'ta büyük bir yük gemisinin çarpması sonucu yıkılmasına ilişkin FBI soruşturma başlattı. Yaşananlara neden olan koşullar ve federal yasalara uygun hareket edilip edilmediği araştırılacak.

FBI ayrıca "Dali" isimli kargo gemisinde mahkeme kararıyla incelemelerde bulundu.

Baltimore Belediye Başkanı Brandon Scott, iki hukuk firmasıyla işbirliği içerisinde olduklarını söyleyerek sorumluların ceza alması ve halkın en az derece etkilenmesi için çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.

FBI'dan ayrı bir soruşturma yürüten ABD Ulusal Ulaştırma Güvenliği Kurulu (NTSB) Başkanı Jennifer Homendy de geçen hafta yaptığı açıklamada, yük gemisinin elektrik sistemlerine yoğunlaştıklarını belirterek, olaya ait görüntülerde geminin güç sorunu yaşamış olabileceğinin görüldüğünü söyledi.

Bu arada, dalgıçların 3 kişinin cansız bedenine ulaştığı, 3 kişinin ise henüz bulunamadığı bilgisi paylaşıldı.

- Ne olmuştu?

ABD'nin Baltimore kentinde bulunan Francis Scott Key Köprüsü'ne 26 Mart'ta yerel saatle 01.30 civarında büyük bir yük gemisi çarpmış, çarpmanın ardından gemide yangın çıkmıştı.

Yaklaşık 2,57 kilometre uzunluğundaki köprünün büyük bir kısmı çarpma sonucu çökmüş, köprü üzerindeki çok sayıda araç Patapsco Nehri'ne düşmüştü.

ABD Başkanı Joe Biden, "Buradaki limanı ve köprüyü federal kaynaklarla yeniden inşa edeceğiz. Kongrenin bu çabamızı desteklemesini bekliyoruz." ifadesini kullanmıştı.

2003'ten itibaren Ulusal Kongrede Maryland'i temsil eden Demokrat Senatör Chris Van Hollen, 26 Mart'ta verdiği demeçte, köprünün yeniden inşasının toplam maliyetinin ne kadar olacağının henüz bilinmediğini kaydetmişti.

Hollen, maliyetin yüzde 90'ının federal acil fonundan, kalan 10'luk dilimin ise eyalet fonlarından karşılanacağını ifade etmişti.


Paşinyan'ın 1915 olaylarına ilişkin sözleri Ermenistan'da gündem oldu

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Paşinyan'ın 1915 olaylarına ilişkin sözleri Ermenistan'da gündem oldu

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın, 1915 olaylarıyla ilgili "Büyük Felaket (Meds Yeghern)" ve "kırım" ifadelerini kullanması Ermenistan'da tartışmalara yol açtı.

Başbakan Paşinyan, iktidardaki partisi Sivil Sözleşme'nin siyaset okulu için hazırlanan "Ermenistan Cumhuriyeti'nin Sosyal Psikolojisi" konulu hitabını, kişisel Facebook sayfasında yayımladı.

17. yüzyılın başında İran Şahı Abbas tarafından Ermenilerin İran'a göç ettirilmesinin halkın sosyal psikolojisi üzerinde derin etkileri olduğunu savunan Paşinyan, 1915 olaylarına değindi.

Paşinyan, 1915 olayları için Ermenistan'da kullanılan "soykırım" yerine "Büyük Felaket (Meds Yeghern)" ve "kırım" sözcüklerini kullandı.

Kısa sürede muhalif çevrelerden tepki alan Paşinyan'ın sözleri ülkede gündem oldu.

Paşinyan, kendisine yönelik eleştirilere henüz yanıt vermedi.


Avusturyalı siyaset bilimci Farid Hafez: "Batı'nın Filistin karşıtı politikaları İslamofobi ile yakından ilişkili"

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Avusturyalı siyaset bilimci Farid Hafez: "Batı'nın Filistin karşıtı politikaları İslamofobi ile yakından ilişkili"

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Müslüman karşıtlığı (İslamofobi) üzerine araştırmalar yürüten Williams College Uluslararası Çalışmalar Bölümü Misafir Öğretim Üyesi Prof. Dr. Farid Hafez, Batılı ülkelerin, İsrail'le dayanışma göstererek Filistin karşıtı politikalar yürütmesinin, söz konusu ülkelerde yükselişe geçen Müslüman karşıtlığı ile yakından ilişkili olduğunu söyledi.

Batılı ülkelerin, Filistin-İsrail meselesine yaklaşımı hakkında AA muhabirine konuşan Avusturyalı siyaset bilimci Hafez, "Bu konunun önemli bir jeopolitik yönü var. Eğer Müslümanların kurumlarını ve dirençlerini zayıflatırsanız, Filistin'e verilen destek de azalacaktır." dedi.

Hafez, "Batı'daki İsrail yanlısı siyonist oluşum, kayda değer bir bölümü Hristiyanlar ve sekülerlerden oluşan Filistin nüfusunu İslam üzerinden aşırıcılıkla özdeşleştirerek medya, iş dünyası ve üniversite kampüslerinde Filistin'i destekleyen sesleri baskılamaya çalışıyor." ifadesini kullandı.

İsrail'in Orta Doğu'daki tek demokrasi ve Avrupa'nın bir uzantısı olarak betimlenmesini "kasıtlı ve kötü niyetli bir girişim" olarak nitelendiren Hafez, "Siyasi bir konu olan (Filistinlilerin) toprak mücadelesi, İslamofobi aracılığıyla kültürel ve dini bir medeniyet meselesi olarak yeniden çerçevelenmeye çalışılıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Hafez, Avrupa'da dışlanan Müslüman ve Yahudi toplulukların 15. yüzyılda nüfusun önemli bir bölümünü oluşturdukları İber Yarımadası'ndan sürüldüğünü hatırlatarak, "Beyaz Hristiyan Avrupa, ırkçı bakış açısıyla Doğu'nun bir uzantısı olarak gördüğü Yahudilere karşı zulmünü yüzlerce yıl sürdürdü. Ancak 1948'den sonra Avrupa emperyalizminin bir uzantısı olarak Doğu'da İsrail kurulduğunda, Yahudilerin statüsü yükseltildi ve böylelikle Müslümanlar başlıca yabancılar oldu." diye konuştu.

- İslamofobi Avrupa'nın yüzleştiği merkez sorunlardan biri oldu

Hafez, Avrupa'da bazı büyük siyasi aktörlerin "İslamofobik söylemleri benimseyerek uygulamaya koyduğunu" belirterek, bir zamanlar aşırılıkçı bir eğilim olarak görülen İslamofobi'nin bugün Avrupa'nın yüzleştiği merkez sorunlardan birine dönüştüğünü dile getirdi.

Batı'daki siyasi partilerin politikalarındaki temel farklılığın, "Müslüman sorununa yaklaşımları" olduğuna dikkati çeken Hafez, aşırı sağcıların Müslümanlardan tamamen kurtulmayı hedeflediğini, öte yandan merkezi görüşün konu üzerine daha uzun vadeli bir strateji benimsediğini söyledi.

Hafez, "(Merkez görüşteki partiler,) önce sadece tehdit olarak gördükleri bazı Müslümanlardan kurtulmayı sonra da kalan Müslümanların tamamını, devlete tamamen itaat etmeleri, boyun eğmeleri ve hiçbir şekilde direnmemeleri için tamamen asimile etmeyi hedefliyor." dedi.


BM raportörleri İsrail'in Gazze'deki saldırılarında yapay zeka kullanmasını kınadı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

BM raportörleri İsrail'in Gazze'deki saldırılarında yapay zeka kullanmasını kınadı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Birleşmiş Milletler (BM) özel raportörleri, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında yapay zeka kullanarak sivil nüfusa, konutlara ve altyapıya benzeri görülmemiş şekilde zarar vermesini kınadı.

BM raportörleri, yapay zekanın Gazze'deki yıkım üzerindeki etkisine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

İsrail'in Gazze'ye saldırısının başlangıcının üzerinden altı ay geçmesine rağmen geçmişteki diğer çatışmalara kıyasla Gazze'deki konut ve sivil altyapının çok daha fazla tahrip edildiğinin belirtildiği açıklamada, Filistin halkının beslenme, barınma, sağlık hizmetleri ve güvenlik gibi temel haklarından mahrum bırakıldığı aktarıldı.

Açıklamada, BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese'in İnsan Hakları Konseyine sunduğu son raporunda da belirttiği üzere, bu sistematik tahribin "insanlık suçu ve soykırım" olduğu ifade edildi.

Açıklamada, iddiaların kanıtlanması durumunda İsrail ordusunun "Gospel", "Lavender" ve "Where's Daddy?" gibi yapay zeka sistemleri kullanmasının, yapay zekanın Gazze'deki can kayıpları ve konutların tahrip edilmesini artırdığının söylenebileceği belirtildi.

Savaşın ilk haftalarında, yüksek konutlar ve kamu binaları gibi hedeflerin bombalandığı hatırlatılan açıklamada, "Hedef durumunda olmayan binalar görünüşe göre sadece halkı şoke etmek ve Hamas üzerindeki sivil baskıyı artırmak amacıyla bombalandı." ifadelerine yer verildi.

Gazze'deki tüm evlerin yüzde 60 ila 70'inin ve Gazze'nin kuzeyindeki evlerin yüzde 84'ünün ya tamamen yıkılmış ya da kısmen hasar görmüş olduğu kaydedilen açıklamada, Dünya Bankası, BM ve Avrupa Birliği'nin, Gazze Şeridi'nde bugüne kadar meydana gelen hasarın 18,5 milyar dolara denk geldiğini tahmin ettiği aktarıldı.

Açıklamada, İsrail'in Gazze'de yapay zeka ve bağlantılı askeri direktiflerle Gazze'de sivilleri katletmesi ve konutlar, temel hizmetler ve altyapıya emsalsiz hasar vermesi kınandı.

33 binden fazla kişinin öldürüldüğü ve Gazze sakinlerinin yüzde 75'ine tekabül eden 1,7 milyon kişinin yerinden edildiği söz konusu yıkımın ardından Gazze'nin yeniden inşası için "onarıcı bir yaklaşımın" gerekli olduğu vurgulanan açıklamada, bu yasal ve ahlaki sorumluluğun, "Gazze'yi yok eden işgalci güç İsrail'in yanı sıra savaşa ve işgale askeri, maddi ve siyasi destek sağlayan ülkelerin" omuzlarında olduğu vurgulandı.


Net tutumların adamı Antonio Guterres

Uluslararası toplumdaki çalkantılara ve Güvenlik Konseyi'nin pek çok daimi üyesi arasındaki gergin ilişkilere rağmen tereddüt etmedi (AFP)
Uluslararası toplumdaki çalkantılara ve Güvenlik Konseyi'nin pek çok daimi üyesi arasındaki gergin ilişkilere rağmen tereddüt etmedi (AFP)
TT

Net tutumların adamı Antonio Guterres

Uluslararası toplumdaki çalkantılara ve Güvenlik Konseyi'nin pek çok daimi üyesi arasındaki gergin ilişkilere rağmen tereddüt etmedi (AFP)
Uluslararası toplumdaki çalkantılara ve Güvenlik Konseyi'nin pek çok daimi üyesi arasındaki gergin ilişkilere rağmen tereddüt etmedi (AFP)

Nebil Fehmi

Geçmişteki sert eleştirilerimde haklıydım ama bugün aynı objektiflik ve açık sözlülükle, herkese hakkını vermek, Genel Sekreterin Gazze'deki duruma ilişkin gösterdiği cesarete saygı ve takdirlerimi sunmak için yazıyorum.

Diplomatik ve siyasi yolculuğumun büyük bir kısmını uluslararası gelişmeleri bir görevli veya takipçi olarak geçirdim. Büyük savaşların tekrarını önlemek amacıyla esas olarak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tesis edilen Birleşmiş Milletler (BM) sisteminin, anlaşma ve kuruluşlarının, mevcut en iyi ve uluslararası toplumun genel çıkarlarını en fazla gözeten yöntemler olduğundan emin bir şekilde geçirdim. Çok taraflı ilişki ve düzenlemelerin, birçok ülkenin çıkarlarını dikkate alması nedeniyle ikili ilişkilere kıyasla daha adil olduğuna inandım. Birden fazla ülkeyi bir araya getirmesi ve genel bir çerçeveye, kurallara ve yasalara dayanmaları nedeniyle, orta ve küçük ülkelere daha dengeli bir alan sunduklarından ve bunun da ikili ilişkilerde en büyük ve en zengin ülkeler lehine olan dengesizlikleri kısmen düzelttiklerinden emindim. Bu nedenle katılımcı sayısının çokluğundan ve çıkarlarının çeşitliliğinden kaynaklanan idari zorluklara rağmen onları tercih ettim.

Bu çok taraflı kurumların çalışmalarının, ülkeler arasındaki ilişkilerin gelişiminden veya bozulmasından ve gerilmesinden etkileneceğinden her zaman emin oldum. Ama bu gerilimleri, çok taraflı örgütlerin ciddi olaylarla başa çıkmakta, inisiyatif almakta ve eyleme geçmekte gecikmeleri veya bocalamaları konusunda kabul edilebilir bir gerekçe ve mazeret olarak görenlerle temelde aynı fikirde değilim, aksine bence krizler ve çatışmalar yoğunlaştıkça bu kurum veya kuruluşların görev ve sorumlulukları da artmakta ve önem kazanmaktadır.

Çok taraflı kuruluşların başkanlarının, en iyi ve en zor koşullarda kuruluşlarının bayrağını yükseltmek ve hedeflerine bağlı kalmak konusunda ciddi ve asil bir sorumluluk taşıdığına inanıyorum. Bu kanaatimde, kuruluşların anlaşmalarının ve yönetici ana örgüt olan BM’nin çalışma kurallarının uluslararası ilişkilerin genel kurallarını tanımladığı ve BM genel sekreteri olan başkanına harekete geçmek ve inisiyatif almak için alan tanıdığı gerçeğinden hareket ediyorum.

BM Genel Kurulu'nun her yıllık oturumunun başında, bu görevi üstlenenlerin yani genel sekreterlerin pek çok öneri sunduklarına tanık olduk. Hem de ülkeler bunlar üzerinde anlaşmaya varmadan ve BM’ye bağlı organlar bunlara ilişkin kararlar almadan önce, zira bilindiği gibi genel sekreter, bu inisiyatifleri daha sonra diplomatik çabalarla takip eder. Bu sayede ilgili organların bu inisiyatiflerle ilgili idari kararlar alabilmeleri için en fazla sayıda ülkenin kendilerini benimsemesini sağlamaya çalışır.

Genel sekreterin rolü, sadece bu tür inisiyatifler önermenin ötesine geçerek hassas ve tehlikeli siyasi konuları ve olayları da içerir. BM Anlaşması’nın 99. maddesi, kendisine uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturduğunu düşündüğü konuları Güvenlik Konseyi'ne sunma yetkisi verir.

Yani, genel sekreter ve benzeri örgütlerin başkanlarının, üyeler tarafından organların amaçlarını gerçekleştirmek ile yetkilendirildikleri için, konunun önemi ve ciddiyetine yönelik değerlendirmelerine göre inisiyatif alma ve öneriler sunma hakları vardır ve hatta bu onların görevidir. Bu liderlerin, gerekirse üyelere danışmadan önce bile, olaylarla yüzleşme ve tek başlarına hareket etme cesaretine ve bilgeliğine sahip olmaları gerekir.

BM'nin şu anki Genel Sekreteri Antonio'nun BM’de üstlendiği önceki görevlerdeki çalışmalarını takip ettiğimi hatırlıyorum. Görevindeki ilk dönem için yürüttüğü seçim kampanyası sırasında bana şahsen söyledikleri, özellikle de anlaşmazlıkların çözümünde BM'nin siyasi rolünü aktifleştirmeye verdiği öncelik hakkında anlattıkları, uluslararası sistemi daha adil ve dünyadaki tüm ülkelerin çıkarlarını gözetecek şekilde geliştirmeye verdiği önem ilgimi çekmişti.

Guterres'in seçilmesi ile birlikte, Genel Sekreter'in, Trygve Lie ve Dag Hammarskjöld başta olmak üzere uluslararası örgütün ilk on yıllarında bu sorumluluğu taşıyanların çizgisinde hareket etmesini görmeyi sabırsızlıkla bekliyordum. Çünkü çok taraflı kuruluşların başkanlarının rolünün sadece kuruluşları yönetmek değil, aynı zamanda üyelerin kuruluşların yüksek hedeflerine ulaşma konusundaki kararlılıklarına, kural ve uygulamalarına saygı duymalarını sağlayacak şekilde dümeni yönlendirmek olduğu kanaati ve inancındayım. Yani genel sekreter, dünyanın vicdanı ve atan kalbi sayılır ve uluslararası toplumun birinci temsilcisi olması nedeniyle kendisine benzersiz sorumluluklar düşer. Bu toplumun genel çıkarının sorumluluğunu taşır. BM’nin temel hedeflerini ilerletmek amacıyla farklı yönelim ve çıkarlara sahip ülkeler ile başa çıkabilecek siyasi zekaya, ülkeler veya bizzat BM alışılmadık veya kontrolsüz bir yola saptığında rotayı düzeltme cesareti ve cüretkarlığına sahiptir.

Bu açıdan bakıldığında her zaman rasyonel inisiyatif alabilme becerisinin bu pozisyonlarda bulunanların en önemli vasıflarından biri olduğunu düşünmüşümdür. Bu nedenle, geçmişte birden fazla kez, insani ve sosyal konulara odaklandığı ve kişisel olarak siyasi konulara son derece dar sınırlar dışında dalmadığı, açık ve kararlı pozisyonlar almaktan kaçındığı, eyleme dönüşmeyen maliyetsiz anlaşmaları tercih ettiği için BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'i açık ve güçlü bir şekilde eleştirdim.

O dönemdeki sert eleştirimde haklı olduğumu düşünüyorum ama bugün de aynı objektiflik ve açık sözlülükle, herkese hakkını vermek adına ve Guterres'in Gazze'deki duruma ilişkin açık pozisyonlarına, güçlü ve cesur açıklamalarına duyduğum saygıyı ve takdiri belirtmek için yazıyorum.

Başından beri, şiddet kullanımını kınarken bile, 7 Ekim 2023 olaylarının, 70 yıldan fazla süren bir işgal altındaki Filistin halkının uzun süredir çektiği acılar bağlamında bir an olduğunu belirtmeyi ihmal etmedi. İsrail ve diğerlerinden gelen asılsız eleştiriler ve yoğun baskılar karşısında bu tutumundan geri adım atmadı. Derhal ateşkes talep ederek net ve güçlü tutum ve açıklamalarını sürdürdü. Gazze Şeridi'nde Filistinlilerin maruz kaldığı ağır acıların altını çizdi ve acımasız, insanlık dışı aç bırakma politikasının uluslararası insancıl hukuk kurallarına tamamen aykırı olduğunu vurguladı. Ayrıca Gazze Şeridi’nde güvensiz ve istikrarsız koşullarda çalışan BM kurumlarına da her türlü desteği sağladı.

Güvenlik Konseyi'nin ateşkes kararını kabul etmekte aylarca tökezlemesine rağmen, ateşkes yönündeki açık ve acil taleplerini tekrarlayarak bu tutumunu daha da netleştirdi. Uluslararası toplumdaki çalkantılara ve Güvenlik Konseyi'nin birçok daimi üyesi arasındaki gergin ilişkilere rağmen bu talebini yenilemekte tereddüt etmedi. Ayrıca yaşananlara ve sorunlara ışık tutmak, İsrail'in Refah'ta yeni askeri operasyonlar başlatmasının sonuçları konusunda uyarıda bulunmak, uluslararası toplumu mümkün olan en yüksek miktarda insani yardım sağlamaya teşvik etmek için Refah Sınır Kapısını iki kez ziyaret etti. Ateşkes olmadığı sürece bu yardımın Gazze Şeridi'nin farklı bölgelerindeki vatandaşlara ulaşmayacağını ısrarla tekrarladı.

Arap dünyasından ya da Ortadoğulu olmamasına rağmen bütün bu pozisyonları, ziyaretleri, açıklamaları tekrarladı. BM’nin temel sorumluluklarına bağlı kaldığı ve uluslararası örgütün liderliğini üstlenenlerin sorumluluklarını ve rollerini gereği gibi takdir ettiği için, kendisini tebrik ediyor, teşekkür ediyor, herkesi kendisini örnek alınacak bir pozisyon sahibi olarak görmeye çağırıyorum.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.