İsrail hava saldırılarında Hudeyde'deki yakıt depoları yakıldı… Husiler alarma geçti

İsrail, söz konusu saldırıların, Tel Aviv'de bir kişinin ölümüne ve diğerlerinin yaralanmasına neden olan İHA saldırısına yanıt olduğunu bildirdi.

 İsrail'in dün (cumartesi) Hudeyde'ye düzenlediği saldırının gerçekleştiği bölgeden uzak bir alanda yaşayanlar tarafından görülen yoğun duman (AFP)
İsrail'in dün (cumartesi) Hudeyde'ye düzenlediği saldırının gerçekleştiği bölgeden uzak bir alanda yaşayanlar tarafından görülen yoğun duman (AFP)
TT

İsrail hava saldırılarında Hudeyde'deki yakıt depoları yakıldı… Husiler alarma geçti

 İsrail'in dün (cumartesi) Hudeyde'ye düzenlediği saldırının gerçekleştiği bölgeden uzak bir alanda yaşayanlar tarafından görülen yoğun duman (AFP)
İsrail'in dün (cumartesi) Hudeyde'ye düzenlediği saldırının gerçekleştiği bölgeden uzak bir alanda yaşayanlar tarafından görülen yoğun duman (AFP)

İran destekli örgüte bağlı medya kuruluşlarına göre İsrail, dün (cumartesi) Yemen'de Husilerin kontrolündeki Hudeyde Limanı’nda yakıt depolarının da aralarında bulunduğu yerleri hedef alan bir dizi hava saldırısı düzenleyerek ölümlere ve yaralanmalara neden oldu.

Şarku’l Avsat’ın Al Masirah TV'den aktardığı habere göre, İsrail hava saldırılarında üç kişi öldü, 87 kişi de yaralandı.

Söz konusu saldırı, Gazze'deki Filistinlileri desteklediğini iddia eden Husilerin üstlendiği bir insansız hava aracı (İHA) saldırısının Tel Aviv'de bir kişinin ölümüne ve diğerlerinin de yaralanmasına yol açmasından bir gün sonra gerçekleşti.

Geçtiğimiz kasım ayından bu yana İsrail'e karşı çok az etkisi olan birçok saldırı üstlenen Husiler, Kızıldeniz ve Arap Denizi'nde 170'ten fazla gemiye saldırdığını ve İsrail limanlarındaki gemilere tek başına yahut İran yanlısı Iraklı gruplarla ortaklaşa saldırdığını iddia etti.

zsdf
İsrail'in dün (cumartesi) Hudeyde Limanı yakınlarındaki bir bölgeye düzenlediği saldırının gerçekleştiği yerden yoğun alev ve duman yükseliyor. (AFP)

İsrail ordusu saldırıların Hudeyde Limanı’ndaki yakıt depolama tesislerini hedef aldığını doğrularken, saldırılar büyük bir yangına yol açtı. Husi medya kuruluşları sayısı belirtilmeyen ölü ve yaralılar olduğunu bildirdi.

Hudeyde sakinlerinin Şarku’l Avsat'a anlattıklarına göre, Husiler kentin dört bir yanında harekete geçerken, kent sakinlerinin çoğu, ABD ve İngiltere'nin kentteki Husi mevzilerine yönelik saldırılarının başlamasından bu yana en ağır bombardıman olarak nitelendirilen saldırılar nedeniyle evlerinden çıkmadı.

Meşru hükümete bağlı Hudeyde Vilayeti Vali Yardımcısı Velid el-Kadimi Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Husiler halkı tekrarlanan ABD, İngiliz ve son olarak İsrail saldırılarına karşı savunmasız hale getirdi” ifadesini kullandı.

El-Kadimi, Husilerin amacının ‘İran'ın bölgedeki emellerini gerçekleştirmek ve Kızıldeniz ticaret koridorunu kontrol etmek’ olduğunu söyledi. El-Kadimi ayrıca, bölge sakinlerinin Hudeyde'deki evlerinden şehir dışına ve komşu illere göç ettirildiğini açıkladı.

Sana Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürü Macid el-Mezhaci, Husilerle uluslararası çatışmada İsrail'in açık bir şekilde denkleme girmesiyle bu aşamanın daha ileri bir aşamaya geldiğini ve iki taraf arasındaki çatışmada sahnenin yeni bir dönemece girebileceğini düşünüyor.

Örgütün İsrail'e karşı İHA saldırısını benimsemesinin, uluslararası toplumu Husilerle birleştiren çatışma denkleminde büyük bir değişim olduğuna inanan el-Mezhaci şu ifadeleri kullandı: “Bu saldırı Yemen savaşında başka bir istasyon ve büyük bir değişim olarak tanımlanabilir. İsrail'e karşı ilk Husi saldırıları ABD ve İngiliz müdahalesine yol açtı. Bu kesinlikle Kızıldeniz'deki saldırılarla ilişkilidir, ancak diğer taraftan bu genellikle İsrail'in uluslararası korumacı boyutunu hareket ettirir ve müdahale seviyesini daha yüksek seviyelere taşır.”

İsrail'den doğrulama

İsrail Ordu Sözcüsü, orduya ait jetlerin Yemen'in Hudeyde Limanı’ndaki ‘Husi terör rejimi’ hedeflerini vuran saldırılar düzenlediğini doğruladı. Sözcü, X platformu üzerinden paylaştığı bir gönderide, saldırıların ‘son aylarda İsrail devletine karşı düzenlenen yüzlerce saldırıya’ yanıt olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ise yaptığı açıklamada, ‘İsrail vatandaşlarının kanının bir bedeli olduğunu’ belirterek, Hudeyde Limanı’na yapılan saldırının sebebinin limanın İran'dan Husilere silah ve mühimmat aktarımı için bir kanal olması olduğunu söyledi.

sdfsfhn
Dün (cumartesi) Hudeyde'de vurulan bölgeden uzak bir alandan yangını izleyen Yemenliler (AFP)

Husilerden gelen ilk yorumda, Sözcü Muhammed Abdusselam X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, saldırıları ‘halkın acısını ikiye katlamak amacıyla Hudeyde'deki sivil tesisleri, petrol tanklarını ve elektrik santralini hedef alan acımasız bir saldırı’ olarak nitelendirdi. Abdusselam, daha fazla saldırı gerçekleştirmeye devam edeceklerinin sözünü verdi.

Bölge sakinlerine göre bombardıman limanın, yakıt depolarının ve bir benzin istasyonunun bulunduğu kuzey Hudeyde'ye ve kentteki Husilerin kontrolündeki askeri polis komutanlık binasına odaklandı.

Husi yanlısı medya, saldırıların yakıt ve gaz depolama tesislerinde büyük patlamalara ve uzak mesafelerden görülebilen yoğun dumanlara yol açtığını belirterek, saldırıların F-35 savaş uçakları tarafından gerçekleştirildiğini iddia etti. Al Masirah TV, tıbbi kaynakların çok sayıda kişinin öldürüldüğünü ve yaralandığını söylediğini aktardı.

Korku ve yakıt krizi

Şarku’l Avsat'a konuşan Hudeyde, Sana ve Husilerin kontrolündeki bazı bölgelerin sakinleri, saldırıların hemen ardından akaryakıt istasyonlarının kapılarını kapattığını ve araba yakıtında boğucu bir kriz ve artan fiyatlar korkusuyla petrol şirketi istasyonlarında uzun araba kuyrukları oluştuğunu bildirdi.

Bölge sakinlerine göre Husiler kasıtlı olarak bu tür krizler yaratarak akaryakıtı iki katına satıyor, resmi istasyonları kapatıyor ve satış için karaborsa işletiyor. İsrail saldırıları sırasında tüp dolum istasyonunun hedef alındığına dair haberlerin ardından bölge sakinleri yemeklik gazda da boğucu bir kriz yaşanmasından korkuyor.

Şarku’l Avsat'a konuşan kaynaklar, Hudeyde sakinlerinin kent üzerinde uçan savaş uçaklarının geri dönmesiyle panik içinde yaşadıklarını ve yeni saldırılardan korktuklarını söyledi.

Husilerin kentin hava sahasında kara bir bulut oluşturan yakıt depolarındaki yangını kontrol altına alamadığını belirten kaynaklar, bu saldırılarda can kayıpları olduğunu doğruladı. Ancak Husilerin hedef alınan yerlerde ve hastanelerin çevresinde uyguladığı sıkı önlemler, ölü ve yaralı sayısının tam olarak bilinmesini engelledi.

Yemen hükümet yetkilileri, 7 Ekim olaylarından bu yana Husilerin Yemenlilere karşı işlediği suçları aklama ve Filistinlileri destekleme bahanesiyle bölgesel bir oyuncu olmaya çalışma fırsatı bulduğunu, barış sürecinden kaçtığını ve örgüt liderlerinin gözleri Yemen'in kurtarılmış diğer bölgelerine odaklanmışken İsrail'le savaşmaya hazırlanma bahanesiyle yüz binlerce kişiyi saflarına katmak için gelişmeleri istismar ettiğini söylüyor.

İlk başarılı saldırı

Cuma günü Husi saldırılarında ilk İsrailli kayıp verilirken, İsrailli yetkililer ‘tüm savunma sistemlerini derhal güçlendirmek için çalıştıklarını ve İsrail devletini hedef alan ya da ona karşı terör estiren herkesten hesap soracaklarını’ ifade etti.

Örgüt, 19 Kasım'dan bu yana Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Hint Okyanusu'nda, uyruğu ne olursa olsun İsrail'le bağlantılı gemilerin yanı sıra ABD ve İngiliz gemilerinin seyrini engellemek için saldırılar düzenlediğini ve Iraklı silahlı gruplarla birlikte Akdeniz'de ve İsrail limanlarında saldırılar gerçekleştirdiğini iddia ediyor.

dcfgrtyhjukı
İsrail'in dün (cumartesi) Hudeyde'deki tesislere düzenlediği saldırıdan çıkan dumanlar (AFP)

Husilerin Askerî Sözcüsü Yahya Seri televizyonda yaptığı açıklamada, grubunun ‘Yafa’ adlı yeni bir İHA’yla işgal altındaki Yafa bölgesinde (Tel Aviv) önemli bir hedefi vurduğunu belirterek, söz konusu İHA’nın önleme sistemlerini atlatma yeteneğine sahip olduğunu ve hedeflerine başarıyla ulaştığını ifade etti.

Seri, Tel Aviv'in güvensiz bir bölge ve İsrail'in içlerine ulaşmaya odaklanacak Husilerin menzilinde birincil hedef olacağı tehdidinde bulundu.

Geçtiğimiz haftalarda Husiler, tek başına ve İran destekli Iraklı gruplarla ortaklaşa olarak, Hayfa Limanı’ndaki gemilere ve Akdeniz'deki diğer gemilere karşı gerçekleştirilen önceki saldırıları üstlendi.

Yemenli gözlemciler, Husilerin İsrail'de etkili saldırılar gerçekleştirme kabiliyetine şüpheyle yaklaşıyor ve son saldırının İran'ın planlamasıyla Yemen dışındaki başka bölgelerden gerçekleştirilmiş olabileceği ihtimalini göz ardı etmiyor. Zira Husiler, İsrail'in Tahran'a karşılık verme riskini bertaraf etmek için bu yöntemi benimsedi.

Sürekli yükseltme

Husilerin lideri Abdulmelik el-Husi, perşembe günü yaptığı haftalık konuşmasında, gerilimin başladığı kasım ayından bu yana Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde 170 gemiye saldırdıklarını iddia etti. 12 Ocak'tan bu yana 570'ten fazla saldırı düzenlendiğini de kabul eden el-Husi, ABD ve İngiltere'nin grubun kapasitesini sınırlamak için dört kez başlattığı saldırılarda 57 kişinin öldüğünü ve 87 kişinin de yaralandığını belirtti.

x csvfdbgr
Dün (cumartesi) Hudeyde'de İsrail tarafından hedef alınan bölgeden yükselen dumanların bir başka görünümü (AFP)

Gerilimin başlamasından bu yana Husi saldırıları yaklaşık 30 gemiyi vurdu ve bunlardan ikisi battı. 18 Şubat'taki bir saldırı Kızıldeniz'de İngiliz gemisi Robimar’ın batmasına neden oldu, ardından 12 Haziran'da Yunan gemisi Tutor hedef alındı.

6 Mart'ta Aden Körfezi'nde Liberya gemisi True Confidence'ı hedef alan bir füze saldırısında üç denizci öldü, dört denizci de yaralandı.

Gemilerdeki yaralanmalara ek olarak, grup 19 Kasım'da ele geçirdiği Galaxy Leader gemisini halen elinde tutuyor.

Husilerin eylemleri, Birleşmiş Milletler (BM) Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg önderliğindeki Yemen barış çabalarının durma noktasına gelmesine neden olurken, iki yıllık kırılgan ateşkesin çökeceği ve daha geniş çaplı çatışmaların yeniden başlayacağı korkusu hâkim.

Yemen hükümeti çözümün Husilere karşı Batı'nın savunmacı saldırıları olmadığını, en etkili yolun Hudeyde'yi, limanlarını ve ele geçirilen tüm devlet kurumlarını geri almak ve İran destekli darbeyi sona erdirmek için silahlı kuvvetleri desteklemek olduğunu savunuyor.

xcdsfv
Kızıldeniz'deki bir saldırının ardından petrol tankerinde meydana gelen patlamadan alevler ve dumanlar yükseliyor. (EPA)

Yemen Başkanlık Konseyi tarafından perşembe günü yapılan son açıklamada, Husilere ‘aklıselimi kullanması, barışı tesis etmeye yönelik iyi çabalara olumlu yaklaşması, Filistin halkının acıları ve haklı davaları üzerinden açıkça ticaret yapmayı bırakması’ çağrısında bulunuldu.

Sana Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdürü el-Mezhaci şunları söyledi: “Husilerin ilk saldırılarının başlamasıyla birlikte Kızıldeniz'de savunmada kalındı. Ancak asıl değişim, Tel Aviv'de bir kişinin öldürülmesiyle yaşandı. Bu durum kuralları değiştirdi ve risk seviyesini yukarıya taşıdı. Yemen'e müdahale eden ülkelerdeki askeri kurumların, siyasetçileri Husilere yönelik daha etkili saldırılara karar vermeye itmek için bekledikleri ekstra itici güç oldu.”

Bunun, uluslararası toplumun Husilerle angajmanının daha ileri bir aşaması olduğuna ve İsrail'in de açık bir şekilde buna dahil olduğuna inanan el-Mezhaci, “Uluslararası toplum ile Husiler arasındaki çatışmada sahnenin tamamen farklı bir yöne doğru gittiğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.



ABD'nin İran Kürtlerine desteği ve rejimi devirme planının perde arkası

Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
TT

ABD'nin İran Kürtlerine desteği ve rejimi devirme planının perde arkası

Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)
Kaynaklar, İran rejimine karşı savaşmaya hazır binlerce Peşmerge üyesi olduğundan söz etti (AFP)

İnci Mecdi

ABD-İsrail'in İran rejimine yönelik askeri saldırısının başlamasından bir hafta önce, yani 23 Şubat'ta İran Kürtlerinden bazı taraflar, ‘İran’ın siyasi meşruiyetini tamamen yitirmesinin’ ardından ‘ülkedeki mevcut siyasi durumda varlıklarını pekiştirmek’ amacıyla ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nun kurulduğunu duyurdu.

Birçoğu ABD’nin saldırısının kendileri için sürpriz olduğunu söylese de, savaşın ilk saldırısından önceki birkaç gün içinde Washington'dan gelen bazı açıklamalar ve hamleler, açıkça saldırının sinyallerini taşıyordu. Belki de İranlı Kürt muhalefetin birleşmesi bunlardan biriydi. Washington'dan İranlı Kürt güçlerini rejime karşı cepheye itmekle ilgili arka arkaya gelen basın haberleri, bölgesel olarak genişleyen bu savaşın patlak vermesinden önce yapılan düzenlemelerden birini işaret ediyor olabilir.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ile Irak sınırında faaliyet gösteren İranlı Kürt silahlı gruplar arasında, İran topraklarında rejime karşı operasyonlar yürütmek için aktif görüşmeler yapıldığına dair haberler geliyor. Trump geçtiğimiz perşembe günü Reuters'a yaptığı açıklamada, Kürtlerin İran'a yönelik her türlü saldırısını desteklediğini söyledi. Trump, “Bunu yapmak istemeleri harika bir şey ve ben onları tamamen destekliyorum” diye ekledi. ABD'nin Kürtlerin saldırısına hava desteği sağlayıp sağlamayacağı sorulduğunda ise Trump, “Bunu size söyleyemem” yanıtını verdi.

scdfgt

Kimliğinin gizli tutulması şartıyla Independent Arabia’ya konuşan İranlı Kürt kaynaklar, İran'ın batısındaki İranlı Kürt güçler ile dış güçler arasında, Kürtlerin İran rejimine karşı mücadelesini desteklemek için koordinasyonun sürdüğünü açıkladı.

Kürt liderden biri, Kürt güçlerinin savaştan bir hafta önce kurulan ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nu oluşturmak için üçüncü bir taraftan destek aldığını bildirdi ve koalisyonun hedeflerinden birinin ortak bir ordu kurmak olduğunu açıkladı.

Kaynaklar, Kürtlerin dış güçlerden aldığı desteğin türüne ilişkin olarak devam eden iş birliğinin ayrıntılarını açıklamazken kaynaklardan biri, “Biriyle ittifak kurarsanız, iş birliği genellikle önce istihbaratla başlar, sonra da geri kalanı gelir” dedi. ABD kaynaklı haberler, silah ve lojistik destek sağlandığını gösteriyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre  İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele) Genel Sekreteri Abdullah Mohtadi, ABD'nin desteğini memnuniyetle karşılarken, ihtiyaç duydukları desteğin türü konusunda Amerikalılarla herhangi bir iletişim kurmadıklarını ifade etti. Mohtadi, “Siyasi desteğin yanı sıra askeri ve istihbarat desteğine ve diğer her şeye ihtiyacımız var. Avrupa ülkelerini de aynı şeyi yapmaya çağırıyoruz. Avrupalıların, Kürtlerin ve İran'ın diğer halklarının demokratik özlemlerine yardımcı olmak için bu çabaya katılmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Altın bir fırsat

İran'daki Kürtler için verilen mücadele, rejimin batıdaki etkisini zayıflatmak amacıyla, Kürtlerin çoğunlukta olduğu ve İran Kürdistanı olarak bilinen ülkenin batı kesimlerinde yoğunlaşıyor. Kürtler nüfusun yaklaşık yüzde 10'unu oluşturuyor ve ulusal sınırları aşan güçlü bir kimliğe sahipler. Ayrıca İran'daki muhalefet grupları ve etnik azınlıklar arasında en organize olanlar da Kürtler.

İran Kürdistanı Demokrat Partisi'nin (PDK-I) İngiltere Temsilcisi Razgar Alani, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, İranlıların rejimden kurtulması için ‘altın bir fırsat’ olduğunu söyledi.

Hollanda merkezli kar amacı gütmeyen İran'daki Tutumları Analiz Etme ve Ölçme Grubu’nun (GAMAAN) verilerine göre İranlıların yüzde 80'inin rejim değişikliği istediğini belirten Razgar Alani, İran'da rejime duyulan nefretin giderek arttığını söyledi. Razgar Alani, İranlıların son yirmi yılda defalarca kez ayaklandığını, ancak ‘ne yazık ki rejimin protesto gösterilerini defalarca kez bastırmayı başardığını’ ekledi.

Dış destek

Sol görüşlü Komele Partisi, İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’na katılarak koalisyonun altıncı üyesi oldu. Komele Partisi Genel Sekreteri Mohtadi, Independent Arabia'ya yaptığı açıklamada, Kürtler için dış desteğin gerekliliğini vurgulayarak, “1979'dan günümüze birçok kez katliamlara maruz kaldık. Katledildik, baskı gördük, idam edildik, vurulduk, asıldık ve şiddetli baskı ve ayrımcılığa maruz kaldık. Bu yüzden çoğu zaman yalnız kaldık. Öyleyse neden dış desteği memnuniyetle karşılamayalım? Elbette memnuniyetle karşılıyoruz” ifadelerini kullandı.

PDK-I İngiltere Temsilcisi Alani, İran halkının rejimden kurtulmak için dış desteğe ihtiyacı olduğunu kabul ederek, "İran halkının tek başına bu rejimi deviremeyeceğine inanıyoruz. Rejim ülke içinde her şeyi kontrol ettiği için her zaman yardıma ihtiyaçları var” diye konuştu. Son ayaklanma olaylarının birkaç gün içinde 30 binden fazla kişinin ölümüne yol açtığını belirten Alani, “Bu, rejimi sadece içeriden devirmenin çok zor olduğu anlamına geliyor” diye ekledi.

Herhangi bir dış desteği yabancı müdahale olarak nitelendirmeyi reddeden Alani, “Dış güçler her zaman Ortadoğu'daki olayların bir parçası olmuştur. Bazıları bunun yabancı müdahale olduğunu söylüyor, ancak gerçek şu ki, içerideki halkın yardıma ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

Önceden planlama

O an için hazırlıkların ‘10 yılı aşkın bir süredir planlandığını’ açıklayan Alani, “İçeride adamlarımız var. Çünkü asıl gücümüz her zaman İran'ın içindeydi, dışında değil” diye vurguladı.

Alani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Rejime karşı koymaya hazır olduğumuzu düşünmemizin nedeni, kırk yıldır halkımıza yakın olmamız. Onlarla her zaman güçlü bir bağımız oldu. Partimiz her zaman sınırın yakınlarında varlığını sürdürdü. Ayrıca Peşmerge güçlerimiz de var. Bu da her zaman güçlü ve iyi organize olmuş bir örgüt olduğumuz anlamına geliyor.  Güçlerimizi sadece saldırı için değil, esas olarak kendini savunma için eğittik. Bu nedenle, dediğim gibi, bizim için bu başka yerlere göre daha kolay.”

Binlerce Kürt savaşçı

Independent Arabia’ya konuşan Kürt liderler, Kürt güçlerinin büyüklüğünü açıklamayı reddettiler, ancak ‘özellikle ülke içinde yeterli sayıda’ oldukları konusunda hemfikirdiler.

Mohtedi, “Vatanımız İran Kürdistanı ve milyonlarca insan hazır. Kürt savaşçılarımız eksik olmayacak. Tüm gençler, tüm genç nesil, Peşmerge güçleri için potansiyel savaşçılar. Yani yeterli gücümüz var, bu konuda endişelenmiyoruz” derken Alani, PDK-İ'nin İran'daki en eski ve en büyük Kürt siyasi partisi olduğunu vurguladı.

Alani, şöyle devam etti:

 "Ülke içinde binlerce üyemiz olduğunu söyleyebilirim. Dört ili kapsayan Kürt bölgesinden, batıdan rejimi kovmak için yeterli gücümüz olduğuna inanıyorum.”

Bu gücün, Kürdistan Bölgesi sınırına yakın bölgelerde konuşlanmış Peşmerge savaşçılarıyla sınırlı olmadığını açıklayan Alani, “Sadece sınır yakınındaki binlerce Peşmerge savaşçısından bahsetmiyoruz. İran içindeki güçlerimizden bahsediyoruz” dedi.

Bu güçlerin hazır olduğunu vurgulayan Alani, “Ana gücümüz ülke içinde ve onlar zaten hazır ve nazır. Onları eğitmemiz veya silahlandırmamız gerekmiyor; onlar hazır” ifadelerini kullandı.

Herhangi bir önemli gelişmenin onları hızlı hareket etmeye itebileceğinin altını çizen Alani, “Bir şey olursa, ki bence olacak, özellikle diğer tarafların desteği varsa, harekete geçecekler” şeklinde konuştu.

İç sorunlar

Bu süreç, özellikle planın İslam ve Marksizmi birleştiren ve ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 2012 yılında terör örgütü listesinden çıkarılmadan önce terör örgütü olarak tanımlanan Halkın Mücahitleri Örgütü’nün (HMO) katılımını içeriyorsa, Kürt olmayan birçok İranlı tarafından güçlü bir muhalefetle karşılanabilir.

Gözlemciler, diğer etnik temelli partilerin daha da büyük endişeler yaratabileceğini söylüyor. İran’daki başlıca Beluç milis gücü olan Ceyş el-Adl (Adalet Ordusu), cihatçı olarak tanımlanıyor ve El Kaide ile bağlantılı olduğu iddia ediliyor.

The Atlantic dergisine göre Adalet Ordusu, geçtiğimiz aralık ayında ‘Halk Savaşçıları Cephesi’ adlı bir siyasi grup kurdu. Bu isim, yabancıların endişelerini gidermek için seküler bir isim seçme çabasının bir sonucu olabilir, ancak cihatçılar hala bu grubun güçlerinin belkemiğini oluşturuyor.

Ancak muhalefeti birleştirme çabalarına dikkati çeken Alani, 12 günlük savaşın ardından İran muhalefetini birleştirme çabalarının hızlandığını ve Kürt lider Mustafa Hicri'nin Kürt siyasi partilerini bir araya getirmek için çalıştığını söyledi.

Bazı toplantıların ardından, daha önce ‘Diyalog Merkezi’ olarak bilinen yapı, ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’ adlı yeni bir koalisyona dönüştü. İran rejiminin uzun süredir iç propagandasında muhalefetin bölünmüşlüğünden yararlanmasından ötürü yurtdışındaki muhalefeti birleştirmenin çok önemli olduğunu düşünen Alani, Kürt birliğinin, İran muhalefetinin geri kalanına da yayılabilecek ilk adım olduğunu vurguladı.

2005 yılında Londra'da kurulan ‘Federal İran için Milliyetler Konferansı’ gibi başka ittifaklar da olduğunu açıklayan Alani, ancak Kürtlerin ayrılmak istemediğini, aksine Kürtler, Beluçlar, Araplar, Azeriler ve Türkmenler gibi çeşitli milliyetlere İran içinde haklarını tanıyan federal bir modeli desteklediklerini vurguladı. Alani, partisinin, azınlık haklarının tanınması ve ülkede ademi merkeziyetçi bir demokratik sistemin kurulması temelinde, HMÖ ve Rıza Pehlevi'nin destekçileri de dahil olmak üzere tüm muhalefet güçleriyle diyaloga hazır olduğunu teyit etti.

Savunma eylemi

İran Demokratik Platformu üyesi Kürt aktivist ve gazeteci Diako Moradi, Kürt güçlerinin ancak Kürdistan'daki siviller doğrudan tehdit altında veya İran rejimi güçleri, özellikle Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından geniş çaplı baskıya maruz kalırsa meşru müdafaa amacıyla harekete geçeceğini söyledi. Moradi, herhangi bir eylemin savunma amaçlı ve sınırlı olacağını, amacının halkı korumak ve sivillere yönelik şiddeti önlemek olduğunu vurguladı.

ABD ile İranlı Kürt gruplar arasında temaslar olduğu veya bu gruplardan İran içinde operasyonlara hazırlanmaları istendiği yönündeki haberlere ilişkin olarak Moradi, bu bilginin doğrulanamayacağını veya yalanlanamayacağını söyledi. Ancak Moradi, Kürt partilerin tarihi olarak bölgesel veya uluslararası güçlerin aracı olmadıklarının ve meşruiyetlerini İran içindeki Kürt toplumundan aldıklarının altını çizdi.

Hükümetler veya uluslararası kuruluşlarla siyasi ve diplomatik iletişim kurmanın siyasi çalışmalarda normal olduğunu, ancak bunun mutlaka askeri iş birliği anlamına gelmediğini ekleyen Moradi, ayrıca, herhangi bir iş birliğinin Kürtlerin karar verme bağımsızlığına saygı göstermesi ve İran'ın ülkedeki tüm milletlerin ve bileşenlerin haklarına saygı duyan demokratik bir sisteme geçişini desteklemeyi amaçlaması gerektiğine dikkati çekti.

Tarih tekerrür eder

Kürtler için tarih, dış güçlerin desteği söz konusu olduğunda hiçbir zaman onların lehine olmamış ve çoğu zaman aynı acı dersle sonuçlanmıştır. Büyük güçler jeopolitik çatışma anlarında vaatlerde bulunduklarında, ezilenler bir fırsat yakaladıklarını düşünürler. Ancak bu çatışmalar değiştiğinde, genellikle sonuçlarına katlananlar yine ezilenler olur.

ABD tarafından Tahran'ın nüfuzunu azaltmayı ve rejimi zayıflatmayı amaçlayan ciddi bir desteğin gelmesini memnuniyetle karşılasalar da, Kürt çevrelerinde, bölgesel çatışmalarda kendilerine güvenen ABD’nin daha sonra onları terk ettiği önceki senaryoların tekrarlanacağına dair derin endişeler söz konusu. Irak ve Suriye'deki geçmiş deneyimler, birçok Kürt'ün İran rejimine karşı harekete geçmeleri için teşvik edileceklerinden, ancak Washington'daki siyasi hesaplamalar değişirse veya isyan başarısız olursa ABD'nin desteğinin geri çekileceğinden korkmalarına neden oldu.

İngiltere, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Kürtleri destekledi. Ardından 1946'da İran'ın kuzeybatısında kurulan Mahabad Kürt Cumhuriyeti'nin daha emekleme aşamasındayken ortadan kaldırılmasında önemli bir rol oynadı. Daha sonra 1975 yılına gelindiğinde Irak'ta Saddam Hüseyin'e karşı Kürtleri destekledi. Aynı yıl İran ile Irak Cezayir Anlaşması'nı imzaladığında, denklem değişti ve dış destek ortadan kalktı. Bunun üzerine Kürt ayaklanması çöktü ve binlerce Kürt bunun bedelini ödedi. 1988 yılında ise Saddam Hüseyin rejimi onlara karşı el-Enfal Operasyonu başlattı ve kimyasal silahlar kullandı.

ABD ordusu yaklaşık bir ay önce, Suriye'nin kuzeyindeki bölgelerden çekilerek Kürt müttefiklerini düşmanlarıyla baş başa bıraktı ve Suriye'deki Kürtlere karşı en büyük ihanetini gerçekleştirdi. Suriye’deki Kürt güçleri, DEAŞ’a karşı bir kalkan görevi görmüş ve son on yılda zulümler işleyen terör örgütüyle mücadelede binlerce silahlı unsurunu kaybetmişti.

Gözlemciler, Tahran'a karşı olası bir ayaklanmanın başarısızlığı ve ardından ABD'nin desteğini çekmesinin, ‘Kürtleri terk etme’ söylemini bir kez daha güçlendireceği konusunda uyarıyor. Bu yüzden, Kürtler İran rejimine karşı olsalar da, uluslararası siyaset dengesi değişirse çatışmanın sonuçlarını tek başlarına üstleneceklerinden korkarak, dışarıdan gelen vaatlere karşı temkinli davranıyorlar.


İran savaşı Londra ile Washington arasındaki ‘özel ilişkiyi’ test ediyor

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
TT

İran savaşı Londra ile Washington arasındaki ‘özel ilişkiyi’ test ediyor

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 18 Eylül 2025 tarihinde Birleşik Krallık’a yaptığı resmi ziyaret sırasında ABD Başkanı Donald Trump ile tokalaşıyor. (Reuters)

İran savaşı, ABD ile Birleşik Krallık arasında ‘özel ilişki’ olarak nitelendirilen ittifakta gerginliğe yol açtı. Londra yönetimi, ABD uçaklarının üslerini ‘savunma amaçlı’ kullanmasına izin verdiğini ve uçak gemisi HMS Prince of Wales’i bölgeye göndermeye hazır olduğunu açıklasa da iki ülke arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı.

ABD Başkanı Donald Trump cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, İran’la yürütülen savaşta ABD’nin İngiliz uçak gemilerine ‘ihtiyaç duymadığını’ söyledi. Trump, savaşın başlangıcında İran’a yönelik saldırılar için İngiliz üslerinin kullanılmasına karşı çıktığını belirttiği Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer’ı da yeniden eleştirdi ve bu tutumun iki ülke arasındaki tarihî yakın ilişkilere zarar verdiğini savundu.

Trump, Truth Social platformunda yaptığı paylaşımda, İran’la yaşanan çatışma sırasında Birleşik Krallık’tan yeterli destek gelmediğini ve ABD’nin bunu ‘unutmayacağını’ belirtti. Paylaşımda, “Bir zamanlar büyük müttefikimiz -hatta belki de en büyük müttefikimiz- olan Birleşik Krallık, şimdi Ortadoğu’ya iki uçak gemisi göndermeyi ciddi biçimde değerlendiriyor… Sorun değil Başbakan Starmer, artık onlara ihtiyacımız yok ama bunu unutmayacağız. Zaten kazanılmış savaşlara sonradan katılan insanlara ihtiyacımız yok” ifadeleri yer aldı.

Trump’ın açıklamasından saatler sonra iki lider telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Downing Street’ten yapılan açıklamaya göre görüşmede Ortadoğu’daki son gelişmeler ve Birleşik Krallık ile ABD arasındaki askerî iş birliği ele alındı. Açıklamada, Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF) üslerinin bölgedeki ortakların kolektif savunmasını desteklemek amacıyla kullanılmasına yönelik iş birliğinin de görüşüldüğü belirtildi.

Starmer’ın konumu

Starmer, ABD güçlerinin İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemek için İngiliz üslerini kullanmasına izin vermeme kararını savundu. Starmer, herhangi bir askerî eylemin ‘hukuki’ olduğundan ve ‘iyi planlandığından’ emin olması gerektiğini söyledi. Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada Starmer, olası bir İngiliz müdahalesinin ‘her zaman hukuki bir temele ve uygulanabilir, iyi hazırlanmış bir plana dayanması gerektiğini’ vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump ise bu tutumu sert şekilde eleştirdi ve “Karşımızdaki kişi Winston Churchill değil” ifadesini kullandı.

uklo90
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ve ABD Başkanı Donald Trump, 18 Eylül 2025, Birleşik Krallık (Reuters)

Ancak Starmer, Tahran’ın bazı Körfez ülkelerini füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef almasının ardından tutumunu değiştirdi. Bunun üzerine ABD güçlerine, İran füzelerine, füze depolarına veya fırlatma platformlarına karşı ‘savunma amaçlı’ saldırılar düzenlemek için İngiliz üslerini kullanma izni verdi.

Starmer’ın tutumu, ülkesinin yeni ve uzun süreli bir çatışmaya sürüklenmemesi yönündeki isteğini yansıtıyor. Bu bağlamda Starmer, Birleşik Krallık’ın ‘Irak’ta yapılan hatalardan ders çıkardığını’ hatırlattı. O dönemde Başbakan Tony Blair, Londra sokaklarında milyonların katıldığı büyük protestolara rağmen ABD’nin Irak işgalini desteklemişti. Blair ayrıca Irak’ta kitle imha silahları bulunduğu iddiasıyla kamuoyunu yanıltmakla suçlanmıştı.

Cuma günü yayımlanan ve Birleşik Krallık’ta bin 45 kişinin katıldığı bir kamuoyu yoklaması da Starmer’ın ilk saldırılara katılmama kararına destek verildiğini gösterdi. Ankete göre katılımcıların yüzde 56’sı Starmer’ın bu kararının doğru olduğunu düşünürken, yüzde 27’si ise yanlış buldu.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamaları sorulduğunda Birleşik Krallık İçişleri Bakanı Yvette Cooper, yerel basına yaptığı değerlendirmede “İngiliz başbakanının görevi, Birleşik Krallık’ın ulusal güvenliği açısından en doğru kararları almaktır” dedi. Cooper, “Bu görevde öğrendiğim şey, sosyal medya paylaşımlarına değil, asıl meseleye odaklanmak gerektiğidir… Abartılı söylemlerle ilgilenmeyeceğiz; bunun yerine pratik, sakin ve iyi düşünülmüş kararlar alacağız. Çünkü genel olarak İngiliz karakterinin işi ciddiyetle ve kararlılıkla tamamlamaya eğilimli olduğuna inanıyorum” diye konuştu.

Birleşik Krallık’taki Amerikan bombardıman uçakları

Siyasi tartışmalar devam ederken, ABD cuma akşamından itibaren İngiliz üslerini İran’a karşı ‘savunma amaçlı’ operasyonlarda kullanmaya başladı.

Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı’nın X platformunda yayımladığı açıklamada, “ABD, belirli savunma operasyonları için İngiliz üslerini kullanmaya başladı. Bu operasyonlar, İran’ın bölgeye füze fırlatmasını engellemeyi amaçlıyor” ifadelerine yer verildi.

ıtrhyjuı
İngiltere’nin güneybatısındaki Gloucestershire’da bulunan RAF Fairford Hava Üssü’nde bir ABD B-1 bombardıman uçağı, 7 Mart 2026 (Reuters)

Kullanılan üsler arasında İngiltere’nin güneybatısında bulunan Gloucestershire’daki RAF Fairford Hava Üssü ve Hint Okyanusu’nda Chagos Takımadaları’ndaki Diego Garcia Üssü bulunuyor. RAF Fairford Hava Üssü’ne, yaklaşık 44,5 metre uzunluğunda stratejik bir Amerikan B-1B Lancer bombardıman uçağı ulaştı. BBC’nin Boeing’den aktardığı bilgilere göre, bu uçak ABD Hava Kuvvetleri’nin en hızlı bombardıman uçaklarından biri olarak saatte 900 mil (yaklaşık bin 448 km/h) hızla uçabiliyor. Uçağın ağırlığı yaklaşık 86 ton ve uzun menzilli hedefleri vurmak için 24 adet seyir füzesi taşıyabiliyor.

Askeri çevrelerde ‘Bone’ olarak bilinen B-1B Lancer, gelişmiş radar ve GPS tabanlı konum belirleme sistemleri, elektronik karıştırma cihazları, radar uyarı sistemleri ve hava savunmalarından korunmak için çeşitli aldatma teknolojileriyle donatılmış durumda.

Askeri analistler, bu bombardıman uçağının ABD cephanesinde en önemli uçaklardan biri olduğunu, yüksek hızda uzun menzilli bomba ve füze taşıyabildiğini ve RAF Fairford Hava Üssü’nden operasyon yapmanın, doğrudan ABD’den kalkış yaparak Ortadoğu’daki görevleri yerine getirmekten daha verimli olduğunu belirtiyor.

Askeri konuşlandırmanın güçlendirilmesi

ABD’nin İngiliz üslerini kullanımına ek olarak, Londra bölgedeki askeri varlığını ‘kendisinin ve müttefiklerinin çıkarlarını korumak’ amacıyla güçlendirdi. Birleşik Krallık Savunma Bakanlığı cumartesi günü yaptığı açıklamada, Typhoon ve F-35 savaş uçaklarının Ürdün, Katar ve Kıbrıs üzerinde ve daha geniş bir bölgede operasyonlarını sürdürdüğünü duyurdu. Bakanlık, bu uçakların Ürdün semalarında ve Irak hava sahasında uçan insansız hava araçlarını (İHA) düşürdüğünü belirtti. Ayrıca, Merlin tipi bir helikopterin de gözetim kapasitesini artırmak üzere bölgeye gönderildiği ifade edildi.

Londra ayrıca, önümüzdeki hafta Doğu Akdeniz’e Type 45 sınıfı hava savunma destroyeri HMS Dragon’u göndereceğini açıkladı. Bu savaş gemisinin hava savunması konusunda uzman olduğu belirtiliyor. Ayrıca, destroyerin gelişi öncesinde Kraliyet Donanması’na ait iki Wildcat tipi helikopterin Kıbrıs’a ulaşması bekleniyor.

Geçtiğimiz günlerde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ndeki (GKRY) RAF Akrotiri Hava Üssü’ne İHA’larla saldırı düzenlendiği ve saldırının sınırlı hasara yol açtığı, can kaybı yaşanmadığı bildirildi. Birleşik Krallık hükümeti, üslerde koruma önlemlerinin önceden alınmış olduğunu vurguladı. Ayrıca bölgeye ek savaş uçakları ve helikopterler gönderildiğini ve gerekirse Körfez’deki müttefiklerinin savunmasına destek vermeye hazır olduğunu duyurdu.


İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
TT

İsrail, Beyrut'ta üç İran Kudüs Gücü komutanının öldürüldüğünü duyurdu

Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)
Başkent Beyrut'ta İsrail tarafından bombalanan bir otelin önünden geçen Lübnanlı kadınlar (DPA)

İsrail ordusu tarafından dün yapılan açıklamada, dün sabaha karşı Lübnan’ın başkenti Beyrut'un er-Ravşe bölgesindeki bir otele düzenlediği saldırıda, İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü'nün üç komutanı da dahil olmak üzere beş kişinin öldürüldüğünü duyurdu.

Açıklamada, saldırının donanma tarafından gerçekleştirildiği ve DMO Kudüs Gücü'nün Lübnan ve Filistin kolordularından beş komutanı, Lübnan'ın başkentindeki bir otelde toplantı yaparken hedef alındığını belirtildi.

Saldırıda, Kudüs Gücü'nün üç merkezi komutanı, bir istihbarat subayı ve Filistin Kolordusu'nun Hizbullah temsilcisi olmak üzere beş kişinin öldürüldüğü belirtildi.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Beyrut'ta İran'ın Kudüs Gücü komutanlarını hedef alan bir operasyon gerçekleştirdik. Ortadoğu'da, ne Beyrut'ta ne de başka bir yerde İran'ın şeytan ekseni için güvenli bir yerin olmadığına sizi temin ederim.”

Ortadoğu'daki savaş, geçtiğimiz hafta Hizbullah'ın İsrail'e füze saldırısı düzenlemesinin ardından Lübnan'a sıçradı. Hizbullah, bu saldırıyı cumartesi günü ABD ve İsrail'in Tahran'a düzenlediği saldırıda İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in öldürülmesinin ‘intikamı’ olarak nitelendirdi.

Saldırının ardından İsrail, Hizbullah’ın ‘ağır bir bedel’ ödeyeceğini söyledi ve hava saldırıları başlatarak ülkenin güneyine asker gönderdi.

Buna karşılık Hizbullah, İsrail'e onlarca saldırı düzenledi ve İsrail’in kuzeyinde yaşayanlara ‘bu bölgelerin askeri konuşlanma noktaları olarak kullanıldığı’ gerekçesiyle sınırdan beş kilometre uzak durmaları çağrısında bulundu.