ABD'nin Libya'daki stratejik amaçlı diplomatik faaliyetleri

Analistlere göre ABD Rusya'nın Libya’daki enerji kaynaklarına erişimini engellemeye çalışıyor

ABD'nin Libya Özel Temsilcisi Richard Norland (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği Facebook sayfası)
ABD'nin Libya Özel Temsilcisi Richard Norland (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği Facebook sayfası)
TT

ABD'nin Libya'daki stratejik amaçlı diplomatik faaliyetleri

ABD'nin Libya Özel Temsilcisi Richard Norland (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği Facebook sayfası)
ABD'nin Libya Özel Temsilcisi Richard Norland (ABD’nin Trablus Büyükelçiliği Facebook sayfası)

Kerime Naci

ABD diplomasisi, Libya’nın doğusundaki ve güneyindeki bazı üsleri, Libya'yı Nijer, Sudan ve Çad'a sızmak için bir geçit olarak kullanan Rus paralı asker grubu Wagner’in kalıntıları ve Afrika Lejyonu unsurları için merkezlere dönüştüren Rusya’nın Libya'daki izlerini ortadan kaldırmaya çalışıyor.

ABD, özellikle Nijer'in merkezinde bulunan Agadez kenti yakınlarındaki ‘Niger Air Base 201’ isimli insansız hava aracı (İHA) üssünden ayrılmak zorunda kaldıktan sonra kıtadaki nüfuzunu daha fazla kaybetmekten endişe ediyor. Bu yüzden Libya'daki varlığını yoğunlaştırma kararı aldı.

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Rusya’nın Afrika’da artan nüfuzunu kontrol altına almak amacıyla ABD'nin Libya'daki varlığını güçlendirme çabaları çerçevesinde ABD Kongresi’nden Libya'daki diplomatik varlığını sürdürmek için 2025 bütçesinden 57,2 milyon dolar ayırmasını istedi.

Diplomatik yoğunluk

ABD'nin Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Celeste Wallander kısa bir süre önce Libya’nın batısındaki Trablus’ta ve doğusundaki Bingazi'de bazı toplantılar düzenleyerek başta petrol sahalarının kapatılmaya devam edilmesi ve Libya'nın sınır kontrol kabiliyetlerinin güçlendirilmesi olmak üzere çeşitli konuları ele aldı. Toplantılarda Kuzey Afrika'da güvenlik ve istikrar ile terörle mücadele konularına da değinildi.

ABD Ordusu Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı General Michael Langley, Sahel bölgesi ülkelerinde kötüleşen güvenlik durumu karşısında Washington'ın Libya'nın etrafını saran tehditlere ilişkin endişelerini iletti. General Langley, ağustos ayı sonlarında Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başkanı Abdulhamid Dibeybe ve Libya Ulusal Ordusu (LUO) isimli silahlı grubun lideri Halife Hafter ile yaptığı toplantılarda Libya'nın güneyinde güvenliğin sağlanması ve korunması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan ABD'nin Libya Özel Temsilcisi Richard Norland, ülkesinin ‘Libya'nın güneyine odaklanan yeni bir yönelim benimsediğini’ söyledi. Askeri analistler, bu yeni yönelimi, Rusya'nın Afrika'da artan nüfuzunun Libya topraklarından uzaklaştırılması çabasının bir parçası olarak yorumladı.

Askeri analist Adil Abdulkafi, ABD'nin Mali, Nijer, Burkina Faso ve Orta Afrika Cumhuriyeti'nde kaybettiği ‘itibarını’ Nijer'deki Amerikan askerlerinin Agadez kenti yakınlarındaki Niger Air Base 201 Üssü’nden çıkarılmasının ardından Libya çölünde aradığını söyledi. Abdulkafi AFRICOM’da görevli yaklaşık bin 100 subay ve askerin bu üsten çıkarıldığını da sözlerine ekledi.

Abdulkafi, Rusya ve onun Afrika’daki askeri uzantıları olan Afrika Lejyonu, Wagner kalıntıları ve Burkina Faso’da Yüzbaşı İbrahim Traore’yi koruyan (Rus askeri istihbaratı ve Rus, Arap ve Afrikalı paralı askerlerden oluşan çok uluslu) Ayı Tugayı olarak bilinen PMC Medvedi’nin talimatıyla yaklaşık 100 asker ve subayın da Çad'dan sınır dışı edildiğini söyledi.

Askeri analist, Ayı Tugayı üyelerinin Libya ve Çad başta olmak üzere birçok ülkede faaliyet gösterdiğini ve Ayı Tugayı üyelerinin başında kısa süre önce Çad'da tutuklanan ve daha önce Libya'da tutuklanmış olan yüksek rütbeli bir istihbarat subayı olan Maxim Shogali’nin geldiğini belirtti.

Rusya’nın Afrika’daki gücünün budanması

ABD'nin güneyin marjinalleştirilmesi ve batıdaki Trablus hükümeti ile doğu bölgesinin önde gelen liderleri tarafından ihmal edilmesinden yaralanarak Libya'nın güneyine odaklandığını söyleyen Abdulkafi, ABD’nin burada bir halk tabanı kazanmak gibi çeşitli hedefleri olduğundan bahsetti. ABD diplomasisinin, özellikle petrol kaynaklarının ve Libya'nın güney sınırlarının güvenliğine dikkat edilmemesinden dolayı bu stratejik bölgede kendisini etkili bir güç olarak pazarlamak için Libya devletinin güneydeki zayıflığından faydalandığını belirten askeri analist, “ABD böylece gerek batı gerekse doğu bölgeleri düzeyinde olsun yerel araçları kullanarak güney bölgesindeki rolünü güçlendirmeyi ve böylece kendisini orada pazarlayabilmeyi hedefliyor” dedi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Abdulkafi, ABD'nin Libya'nın güneyine odaklanmasının temel amacının Libya'nın petrol kaynaklarını güvence altına almak olduğunu ve böylece ABD'nin Avrupa'ya enerji akışının devamını sağlayabileceğini, ayrıca güney bölgesinde konuşlanan ve modern silahlara sahip olan Afrika Lejyonu’nun bu hassas bölgeleri kontrol altına alma yeteneğini engellemeyi de hedeflediğini söyledi.

Askeri analist, ABD’nin diğer hedeflerinin ise Afrika Lejyonu unsurları ve Afrikalı paralı askerler için finansman kaynağı olan düzensiz göç, uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suç ağlarının yanı sıra hem Libya topraklarını hala silah ve yakıt ikmal hattı olarak kullanan Cancavid grubunun hem de Libya'nın diğer bazı bölgelerinde konuşlu Çadlı paralı askerlerin ortadan kaldırılması olduğunu da sözlerine ekledi.

ABD diplomasisinin yerel güçler aracılığıyla Rusya’nın gücünü budamaya çalıştığını söyleyen Abdulkafi, batıda UBH’ye bağlı Genelkurmay Başkanı Muhammed el-Haddad ve doğuda Hafter’e bağlı Genelkurmay Başkanı Abdurrezzak en-Nazuri'nin şahsında askeri tarafların yanı sıra güney bölgesinin güvenliğini arttırmak üzere birleşik bir Libya askeri gücü oluşturabilmesi için çeşitli bölgesel istasyonlarda 5+5 Askeri Komitesi’nin üyelerini bir araya getirmesinin, bunun bir göstergesi olduğunu söyledi.

Abdulkafi'ye göre Rusya'nın Libya'daki enerji kaynaklarına erişimini kesmek ve özellikle Libya'nın Avrupa’nın askeri üslerinin bulunduğu yerlere yakın bir konumda olması nedeniyle Libya'dan Nijer, Çad ve Sudan'a silah transferini engellemek en önemli hedef. Öte yandan Rusya, Libya'nın doğusundaki er-Recme bölgesindeki bir askeri üssü Afrika topraklarına geçiş noktası olarak kullanmaya başlamasının ardından Kuzey Afrika'da elde ettiği konumu kaybetmek istemiyor.



İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
TT

İran'ın çöküşünün bölge üzerindeki potansiyel etkisi nedir?

Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026
Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen bir mitingde, rejim karşıtı protestocular, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026

Ömer Önhon

İranlılar, 1979 devriminden sonra iktidarı ele geçiren rejimi protesto etmek için sayısız kez sokaklara döküldüler; bu, İslam Cumhuriyeti tarihinde çok tanıdık bir sahne haline geldi. Ancak bu kez, protestolar daha derin ve daha tehlikeli anlamlar taşıyor.

Protestoların itici gücü artık rejimin ideolojik ve baskıcı doğasıyla sınırlı değil; günlük yaşamın her yönünü etkileyen boğucu bir ekonomik krizi de içerecek şekilde genişledi. Öfke yayılırken, dikkat çekici bir gelişme yaşandı; geleneksel olarak rejimin destekçileri olarak kabul edilen ve daha önce protestolardan uzak duran Tahran Kapalı Çarşı tüccarlarının da protestolara dahil olması. Onların dahil olması, rejim için endişe verici bir değişimi temsil ediyor, ancak bu, rejimin yakın zamanda yıkılacağının kesin bir göstergesi değil.

Bu harekete karşılık olarak, İran makamları protestoları bastırmak için rejim güvenlik güçlerini, Devrim Muhafızlarını ve Besic olarak bilinen sadık milisleri büyük sayılarda sokaklarda konuşlandırdı. Tahminler, yaklaşık üç bin kişinin öldürüldüğüne, binlerce kişinin de yaralandığına ve tutuklandığına, gerçek can kaybının ise resmi rakamlardan üç veya dört kat daha yüksek olabileceğine işaret ediyor.

Krizi açıklarken, İran rejimi yaşananları ülkeyi istikrarsızlaştırmayı amaçlayan yabancı müdahaleye ve ekonomiye olan ciddi etkisinden dolayı uluslararası yaptırımlara bağlıyor. Bu iddialar bir miktar doğruluk payı içerse de, krizin kökenleri çok daha derine iniyor ve esas olarak rejimin kendi içindeki yapısal dengesizliklerden kaynaklanıyor gibi görünüyor.

Enflasyon yüzde 45 ile 50 arasında seyrediyor, İran tümeni yabancı para birimleri karşısında değerinin önemli bir kısmını kaybetti, emekli maaşlarını ödeme sorunu kötüleşiyor ve İranlılar genel bir tükenmişlik ve bitkinlik duygusu yaşıyor. Halk her geçen gün daha da fakirleşirken, rejimin elitleri ve fırsatçıları, adaletsizlik duygusunu daha da artıran yaygın yolsuzluk ortamında servet biriktirmeye devam ediyor.

Ekonomik krizin yanı sıra, İran makamları yıllardır Tahran'daki hava kirliliği de dahil olmak üzere kronik sorunlarla başa çıkmayı başaramadı; bu sorunlara şimdi kuraklık krizi de eklendi. Bu arada, ülkenin kıt kaynakları, çoğu ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırılarla büyük ölçüde yok edilen çok sayıda silahlanma programına yönlendirildi.

İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor

Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı analize göre İran'da yaşananlar, Ortadoğu'da gerçekleşen dönüşümlerin daha geniş bağlamından ayrılamaz. Rejimin bölgesel ve uluslararası politikaları yıllar içinde kendisine o kadar çok düşman kazandırdı ki, olası çöküşü uluslararası alanda kendisine karşı pek sempati uyandırmıyor gibi görünüyor.

Suriye krizinin yankıları bölge ve dünya genelinde hâlâ tazeyken, nüfus ve doğal kaynaklar açısından Suriye'den çok daha büyük bir ülke olan İran'ın çöküşünün potansiyel etkileri düşünüldüğünde endişe daha da artıyor. Bu olasılık, bölgenin çok ötesine uzanan sarsıntılara neden oluyor. Dolayısıyla ilk soru şu: Rejim gerçekten devrilecek mi ve böyle bir değişimin maliyeti ne olacak? Bunu daha ağır bir soru izliyor: Eğer böyle bir durum yaşanırsa, sonrasında sahne nasıl görünecek?

Bu bağlamda, ABD ve İsrail, İranlı protestoculara açık desteklerini açıkladılar. Doğu ve Batı arasındaki ticaret ve enerji yollarında stratejik bir konuma ve yine dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip olan İran, ABD Başkanı Donald Trump için Gazze, Venezuela ve Grönland'a benzer bir başka cazip yatırım fırsatı olarak öne çıkıyor.

Trump, rejim protestocuları öldürürse müdahale tehdidinde bulundu ve İranlılara gösterilerinin ivmesini artırma çağrısı yaptı. Ancak, ölümlerin durduğuna ve rejimin protestocuları infaz etme planlarının olmadığına dair bilgilere sahip olduğuna dair son açıklamaları, gerçek niyetleri konusunda bazı belirsizlikler yarattı.

cdfgthy
İran'ın Tahran şehrinde bir kadın sokakta yürüyor, 15 Ocak 2026 (Reuters)

Buna paralel olarak, arka kapı diplomasisi yoluyla İran'ın bazı ABD talepleri karşısında geri adım attığına dair iddialar dolaşıyor. ABD kaynakları ve bilgi sahibi medya kuruluşları, ABD Başkanı’nın hâlâ seçeneklerini değerlendirdiğini ve olası bir askeri müdahalenin tam ölçekli bir işgalden ziyade sınırlı ve belirli olacağını bildiriyor.

Ancak, Venezuela ve başka yerlerde zaten yük altında olan ABD, herhangi bir çatışmanın kontrolden çıkabileceğini kabul ediyor. İran direnir ve karşı saldırı başlatırsa, Washington, bölgeye ve ötesine yayılacak öngörülemeyen sonuçları olan uzun süreli bir çatışmaya sürüklenebilir.

Bu bağlamda, üst düzey bir İranlı yetkilinin, ABD tarafından saldırıya uğramaları durumunda ülkelerinin Suudi Arabistan, BAE ve Türkiye'deki ABD üslerine saldırı düzenleyeceğini söylediği aktarıldı. Önlem olarak, ABD, Ortadoğu'daki en büyük ABD askeri üssü olan Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'nden bazı askeri personelini geri çekti.

İsrail ise, İran'da açıkça rejim değişikliği arayışında olup, yerine Şah dönemini anımsatan dost bir yönetimin gelmesini umuyor. Buna karşılık, Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman ve bölgedeki diğer ülkeler, askeri müdahale veya savaşın olumsuz sonuçları korkusuyla itidal çağrısında bulundular, topraklarının herhangi bir askeri operasyon için kullanılmasına izin vermeyeceklerini vurguladılar.

En çok endişe duyan ülkeler arasında Türkiye öne çıkıyor. İran ile ekonomik ve sosyal bağlarına rağmen, iki ülke Ortadoğu, Kafkasya ve Orta Asya'da bölgesel rakiplerdir; bu rekabet, Suriye'deki kriz ve iç savaş sırasında özellikle belirgin hale geldi.

Ankara, diğer bölgesel güçler gibi, askeri müdahalenin olumsuz sonuçlar doğuracağına inanıyor. Yeni bir kitlesel göç dalgası, Irak ve Suriye'dekine benzer bir Kürt sorununun ortaya çıkması ve enerji arzında aksamalardan korkuyor. Buna ek olarak, İsrail ile dost yeni bir İran yönetiminin kurulması endişesi de var; bu durum Türkiye için son derece rahatsız edici bir olasılık.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor

Bu bağlamda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, özellikle İsrail'i işaret ederek, bir dış müdahale olduğunu belirtti. İsrail’in İran'daki protestolardan istediği sonucu alamayacağını varsayması, rejimin çökmesi olasılığından şüphe duyduğu şeklinde yorumlanabilir.

Fidan, 24 saat içinde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile iki telefon görüşmesi yaptı ve ayrıca ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile de temasa geçti. Bu, Türkiye'nin gerilimi kontrol altına alma ve durumu yatıştırma yönündeki diplomatik çabaları olarak görülebilir.

sdvfd
Lahey'de düzenlenen ve İran'daki kitlesel protestoları destekleyen bir mitingde göstericiler İran bayrakları ve pankartlar taşıdı, 10 Ocak 2026 (AFP)

Bu Türk yaklaşımı, Ankara'nın 2011'deki Suriye'ye yönelik tutumunu hatırlatıyor; o zaman da komşu ülke olarak Esed rejimini reformları uygulamaya, protestocuların taleplerini dinlemeye ve güç kullanmayı bırakmaya çağırmıştı. Ancak rejim o dönemde oyalamayı tercih etmişti.

Prensip olarak, İranlıların liderlerini seçmelerine olanak tanıyan özgür seçimler yoluyla rejim içinden değişim, en iyi çözüm yolu gibi görünüyor. Ancak rejimin sertlik yanlısı kurmaylarının ve ona sadık olanların iktidarı kolayca bırakacağını hayal etmek zor.

Buna karşılık, İran muhalefeti cesur ve kararlı görünüyor, ancak birleşik bir siyasi cephe ve tek bir birleştirici lider yokluğundan muzdarip. Bu boşlukta, bazı göstericiler, İran'ın son Şahı'nın oğlu ve ABD'de ikamet eden, son zamanlarda kendisini lider ve kurtarıcı olarak göstermeye çalışan Rıza Pehlevi'nin geri dönmesini talep ettiler.

Rıza Pehlevi’nin bir rolü olabilir, ama İranlıların çoğunluğunun, hatta rejime karşı olanların bile, Mollalar yönetimini 46 yıl önce devirdikleri ve nefret ettikleri bir monarşi sistemi ile değiştirmek isteyeceğine inanmak zor. Bununla birlikte, iç ve uluslararası güç mücadelelerinin karmaşık ağı göz önüne alındığında, tüm senaryolar muhtemel olmayı sürdürüyor.


Netanyahu, Gazze'deki Yürütme Kurulu’nun yapısına itirazının ardından iktidar koalisyonuyla bir araya geldi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
TT

Netanyahu, Gazze'deki Yürütme Kurulu’nun yapısına itirazının ardından iktidar koalisyonuyla bir araya geldi

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Arşiv – Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bugün iktidardaki koalisyon ortaklarını toplantıya çağırdı. Bu adım, Netanyahu’nun Beyaz Saray tarafından Gazze Şeridi’nin yönetimini denetleyecek Barış Konseyi kapsamında ilan edilen Yürütme Kurulu’nun yapısına itiraz etmesinin ertesi günü geldi.

Beyaz Saray dün, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi’nde savaşı sona erdirmeyi hedefleyen 20 maddelik planı çerçevesinde, başkanlığını Trump’ın üstleneceği Barış Konseyi’nin çatısı altında faaliyet gösterecek Yürütme Kurulu’nun kurulduğunu duyurmuştu.

Danışma niteliğinde olduğu belirtilen Yürütme Kurulu’nda, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Katarlı diplomat Ali ez-Zavadi’nin yanı sıra çeşitli bölgesel ve uluslararası yetkililerin yer aldığı kaydedildi.

Netanyahu’nun ofisi cumartesi gecesi geç saatlerde, Yürütme Kurulu’nun yapısına itiraz etti. İsrail Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada, “Trump tarafından kurulan ve başkanlığını bizzat üstlendiği Barış Konseyi’ne bağlı Yürütme Kurulu’nun yapısının ilanı, İsrail ile herhangi bir koordinasyon sağlanmadan yapılmış olup, İsrail’in politikalarıyla çelişmektedir” ifadesi kullanıldı. Açıklamada, Başbakan Netanyahu’nun, İsrail’in çekincelerini ele almak üzere Dışişleri Bakanı’na ABD Dışişleri Bakanı ile temasa geçmesi talimatını verdiği belirtildi.

Açıklamada itirazın gerekçeleri ayrıntılandırılmadı. Ancak Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre İsrail, Ekim 2023’te savaşın başlamasından bu yana iki ülke arasındaki ilişkilerin ciddi şekilde bozulması nedeniyle, savaş sonrası Gazze Şeridi’nde Türkiye’nin herhangi bir rol üstlenmesine daha önce de sert biçimde karşı çıkmıştı.

Trump’ın, Hakan Fidan’ı Yürütme Kurulu’na dahil etmenin yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı da Barış Konseyi’ne katılmaya davet ettiği bildirildi. İsrail medyasında yer alan haberlere göre, iktidar koalisyonu liderleri bugün Yürütme Kurulu’nun yapısını görüşmek üzere bir araya geldi.

Netanyahu’nun liderliğini yaptığı Likud Partisi’nin Sözcüsü, “Koalisyonun saat 10.00’da bir toplantısı planlanıyor” açıklamasını yaptı, ancak toplantının içeriğine ilişkin ayrıntı vermedi.


İranlı yetkili: Protestolarda 500 güvenlik görevlisi dahil 5 bin kişi hayatını kaybetti

 ‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
TT

İranlı yetkili: Protestolarda 500 güvenlik görevlisi dahil 5 bin kişi hayatını kaybetti

 ‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)
‘İran bizim vatanımızdır’ yazan Farsça bir reklam panosunun önünden geçen İranlılar (EPA)

İranlı bir yetkili bugün yaptığı açıklamada, ülkede yaşanan protestolarda en az 5 bin kişinin hayatını kaybettiğinin tespit edildiğini, yaşamını yitirenler arasında yaklaşık 500 güvenlik görevlisinin de bulunduğunu söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre yetkili, ‘teröristler ve silahlı kışkırtıcıların’ masum İranlıların ölümünden sorumlu olduğunu ileri sürdü.

Konuya ilişkin hassasiyet nedeniyle adının açıklanmasını istemeyen yetkili, en şiddetli çatışmaların ve en yüksek can kaybının, ayrılıkçı Kürt grupların faaliyet gösterdiği ülkenin kuzeybatısındaki bölgelerde yaşandığını ifade etti.

Yetkili, nihai can kaybı sayısının keskin biçimde artmasının beklenmediğini belirterek, ‘İsrail ve yurt dışındaki silahlı grupların’ sokaklara çıkanlara destek ve silah sağladığını iddia etti.

Aynı bağlamda, İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai de bugün yaptığı açıklamada, Avrupa Troykası’nın büyükelçilerinin doğrudan ‘terör unsurlarının’ yanında yer aldığını ve olayların yönlendirilmesinde etkin rol oynadığını savundu.

Rızai, İran’daki ilgili kurumların, bazı Batılı ülkelerin İran içinde cinayetler işlemek üzere terör gruplarını organize etmek amacıyla dolar ve yabancı para transferleri yaptığını gösteren belgelere sahip olduğunu öne sürdü.

Diğer yandan İran Yargı Erki Sözcüsü Asgar Cihangir ise ülkede yaşanan son olayların sıradan karışıklıklar olmadığını, Batılı ülkeler tarafından yönlendirilen terör eylemleri olduğunu söyledi. Cihangir, içerideki terör hücrelerinin liderleri ve yurt dışındaki bağlantılarının ortaya çıkarıldığını belirterek, yargı sürecinde şiddet olaylarına kandırılarak katılan kişiler ile yabancı istihbaratlara çalışan teröristler arasında ayrım yapılacağını kaydetti.