Başkanlık seçimleri ve ABD'deki toplumsal dönüşümler

Birçok siyasi gösterge, siyasi alanda istikrarsızlık ve yeniden yapılanmanın olduğunu yansıtıyor

Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)
Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)
TT

Başkanlık seçimleri ve ABD'deki toplumsal dönüşümler

Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)
Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)

Nebil Fehmi

Birkaç gün içinde Amerika Birleşik Devletleri’nde, bir yıldan fazla süren, çeşitli ön ve nihai aşamalarıyla devam eden başkanlık seçimleri döngüsü bitecek. Aslında hoş karşılanmayan iki aday arasında dönen ve Amerikalı seçmeni mevcut olanla daha az kötü olan arasında seçim yapmakla karşı karşıya bırakması ile diğerlerinden ayrılan bir rekabet sona erecek.

İlk aday, geleneksel dayanak noktası olan Amerikan merkezi sağını kaybetmesinin ardından, Cumhuriyetçi Parti'nin siyasi benliğini aradığı bir aşamada popülizminin gücüyle kendini dayatan alışılmadık bir rakip olan Cumhuriyetçi Donald Trump. Hakkında yargı kararlarının olduğu Trump, partinin siyasi mesajındaki netsizlik, partinin geleneksel olarak etrafında toplanacağı bayrağı taşıyacak seçkin adayların yokluğu nedeniyle ikinci kez başkan adayı oldu.

Diğer aday, yani Demokrat Parti'nin adayı ise önceki seçimlerde adaylığı kazanamayan Kaliforniya'dan Başkan Yardımcısı Kamala Harris. Başkan Joe Biden'ın rakibi ile ilk münazarasında tökezlemesinin, yaşının ilerlemiş olduğunun, bunun mental ve fiziksel yetkinliğini etkilediğinin açıkça görülmesinin ardından Harris, aceleyle ve rakipsiz olarak partinin başkan adayı seçildi. Zira Biden’ın bu imajı, özellikle son derece zor ve çalkantılı uluslararası koşullar altında, Rusya ile savaş ve Çin ile yaklaşan şiddetli rekabetin gölgesinde, süper güç olarak ABD'yi temsil etmek için gereken geleneksel imaj, sağlıklı ve dinç başkan görüntüsü ile uyuşmuyordu.

Amerikan siyasi arenasında bir istikrarsızlık ve yeniden yapılanma yaşandığını, seçmenlerin büyük bir kısmının iki partinin uygulamalarından memnun olmadığını gösteren başka birçok siyasi gösterge bulunuyor. Bu da başkanlık ve Kongre seçimlerinin sonucunun, seçmen gruplarının alışık olduğumuzdan farklı yönelimlerine göre belirlenmesine neden olabilir.

Amerikalı seçmenin ilgi ve yönelimlerinde yaşanan değişimin ve bu seçim yarışının tuhaflıklarının göstergelerinden biri de diğer adaylardan biri olan, ailesinin uzun süredir ve güçlü bir şekilde Demokrat Parti ile bağlantılı olduğu eski ABD başsavcısı Bobby Kennedy'nin oğlu Joe Kennedy’nin Trump'ın adaylığını desteklemeyi tercih etmesidir. Yakın zamanda yarıştan çekilmesinin ardından Kennedy, Amerikan siyasi sisteminin artık yeterli olmadığını ve köklü bir değişime ihtiyaç duyduğunu düşündüğünü söyleyerek, Harris'i değil Trump’ı desteklemeyi seçti.

Amerikan siyasi arenasına yönelik bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı, rakibi Demokrat Parti'nin ise özellikle kürtaj ve sosyal devletin yokluğu gibi sosyal konularda siyasi sola yöneldiği açıkça görülüyor. Trump ve Cumhuriyetçi sahnenin yıldızlarının çoğu, güçlü bir şekilde sağa kayıyor ve bu özellik, Amerikan toplumunun bir kesimine düşmanca pozisyonlar benimsediği söylenerek Demokratlar tarafından Trump'a karşı çokça kullanılıyor. Buna karşılık Harris, Amerikan liberal hareketinin bir parçası olarak görüldüğünden Trump, merkezci Cumhuriyetçilerin daha iyi bir seçenek olarak kendi etrafında toplanmasını teşvik etmek amacıyla, Harris’in önceki pozisyonlarının liberal ve hatta sosyalist pozisyonlarının kesin kanıtı olduğuna dikkat çekmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor.

Adaylar, rakiplerinin zayıf yönlerini öne çıkarmakta birbirleri ile yarıştılar. Bu geleneksel bir durum ancak mesele bunun çok ötesine geçti. Her ikisi de karşı tarafın akli gücünü ve akli dengesini sorguladı. Böylece Amerikalı seçmenden artık bir adayı, politikalarını ve pozisyonlarını takdir ettiği için değil, alternatifi ve politikaları onun görüşüne göre daha kötü ve tehlikeli olduğu, zihinsel olarak dengesiz olduğu için desteklemesi istenir oldu.

Göçmenlere karşı katı tutumuna ve göçmenlerin bazılarına ABD'yi terk etmeleri için baskı yapma çabalarına rağmen, Hispanik seçmenlerin hâlâ Trump'ı Harris'e tercih etmesi de tuhaf kafa karışıklığının ve tereddüdün bir göstergesi. Öte yandan Trump'ın kürtaja karşı tutumuna ve birçok kadının kendisine açtığı davalara rağmen, Harris'i desteklemekte tereddüt eden ve kararsız kalan özel bir çalışan kadın grubunun olması da şaşırtıcı.

Adaylardan birinin büyük yüzdeyle ezici bir zafer kazanması durumu dışında, Amerikan seçimlerinin Cumhuriyetçi Partinin solu ile Demokrat Partinin sağı arasında gidip gelen kararsız seçmenlerin belli bir yüzdesini cezbetmeyi, diğer adaya karşı kendisine oy vermeye ikna etmeyi başaran adayın lehine sonuçlanması gelenekseldir. Cumhuriyetçi solun ve Demokrat sağın hem merkezci hem de ekonomik açıdan muktedir olduğu göz önüne alındığında, kararsızların oylarına objektif değerlendirmeler, ABD'nin genel durumu ve eğilimlerine ilişkin spesifik pozisyonlar yön veriyor.

Gelecek hafta yapılacak seçimlerde yeni olan husus ise birçok kişinin bir adayı duruşunu takdir ettiği için değil, diğer aday hakkında daha fazla çekincesi olduğu için desteklemesidir. Sonucun, partisinin geleneksel oylarında en az kayıpla aşırı sağ ve soldan en fazla yeni seçmeni cezbetmeyi başaran kişinin lehine olması bekleniyor.

Bu, Harris'in, artan ekonomik liberalizmden korkan kararsız Demokrat merkezi kaybetmeden, Demokrat solu seçimlere daha büyük oranlarda katılmaya teşvik etmesi gerektiği anlamına geliyor. Keza Biden yönetiminin Gazze'deki olaylara ilişkin tutumu ile ilgili çekincelerine rağmen Arap Amerikalıları ve onların destekçilerini de seçimlere hiç katılmamalarının kendileri için en kötü seçenek olan Trump karşısında şansını zayıflatacağından hareketle, seçimlere katılmaya teşvik etmeli.

Öte yandan Trump ister Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun, kendi çıkarlarını umursamayan Amerikan siyasi sistemine dahil olmayı reddeden önceki tutumlarının aksine, alt orta sınıf erkekleri seçimlere katılmaya teşvik ediyor. Bu konuya odaklanması, söylemlerinde çatışmacı tonun güçlenmesine ya da çevreyi endişelendirmesine neden oluyor. Cumhuriyetçi solu rahatsız ediyor ve bu kez belirleyici olmasa da seçimlerde önemli olan oylarını kazanma şansını sınırlıyor.

Tüm bu varsayımlar ve diğerleri, Amerikan seçim sürecini takip edenler tarafından hesaba katılıyor ve katılımcıların ilgilendikleri konuların başında geliyor. Bu durum, seçim yarışının yakın oy oranlarıyla sonuçlanacağına işaret ediyor, bu da iki partinin aşırı sağında, solunda ve merkezindeki kararsız oyların önemini artırıyor. Bu ise seçimlerin Seçiciler Kurulunda 270 oy alan adayın lehine sonuçlandığı göz önüne alındığında, çoğunluğun zaman zaman değiştiği ve kritik olarak adlandırılan 7 eyaletteki sonuçların önemini daha da artırıyor.

Bu eyaletler, Seçiciler Kurulunda toplam 93 sandalyeye sahip Pennsylvania, Georgia, Kuzey Carolina, Michigan, Arizona, Wisconsin ve Nevada eyaletleridir. Demokrat aday Biden 2020 seçimlerinde bunlardan altısını kazanmıştı. Son kamuoyu yoklamalarına göre ise Harris, beşinde hâlâ önde, ancak Biden'ın son seçimlerde kazandığından daha küçük yüzdelerle. Trump da daha önce kazandığı Kuzey Carolina ve Arizona'da şu anda lider durumdayken, Harris ile arasındaki fark azaldı.

Seçimlere bir haftadan az bir süre kala hangi adayın diğerine göre kazanma şansının daha yüksek olduğunu söylemek zor. Gelgelelim kazanan, yönelimleri konusunda kararsız, kutuplaşmış, ağır sorumluluklar ve masraflar gerektirecek iddialı uluslararası projelere dalma konusunda pek istekli olmayan bir Amerikan toplumuyla karşı karşıya kalacaktır. Her ikisi de dış politikada siyasi, ekonomik ve askeri güç dengesi hesaplarına göre pragmatik olacak, Harris'in hedefleri arasında ikinci dönem için yeniden seçilmek olduğundan, geleneksel Demokrat pozisyonlara daha yakın politikalar benimseyecektir. Biden yönetimi de görevi Harris’e teslim edene kadar önümüzdeki aylarda daha güçlü ve kararlı olacaktır. Daha önce başkanlık yapmış olduğu için yeniden aday olması uygun olmayan Trump ise ilgisini geleneksel tutumlarla kısıtlanmayan ama dışı maceralara da meyilli olmayan başarılı ve etkili bir kanat partisi taraf olarak siyasi konumunu sağlamlaştırmaya yoğunlaştıracaktır. Seçilmesi halinde Biden yönetimini Amerikan deyimiyle “topal ördeğe” dönüştürecektir ve sadece iki aylık ömrü kalmış olacağı için etkisi eskisinden daha az olacaktır.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



CIA, İsrail saldırısından önce Hamaney’in konumunu tespit etmeye nasıl yardımcı oldu?

(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)
(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)
TT

CIA, İsrail saldırısından önce Hamaney’in konumunu tespit etmeye nasıl yardımcı oldu?

(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)
(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)

ABD ve İsrail’in İran’a saldırı hazırlıkları yaptığı bir dönemde, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) en kritik hedefin konumunu belirledi: İran Dini Lideri Ali Hamaney.

Yetkililer, CIA’nın Hamaney’i aylardır takip ettiğini ve onun nerede bulunduğu ile hareket alışkanlıkları konusunda artan bir güven kazandığını aktardı. Ardından, İranlı üst düzey yetkililerin dün sabah Tahran’ın merkezindeki Bastur bölgesinde yer alan liderlik kompleksinde bir toplantı yapacağı bilgisi ortaya çıktı. Daha da önemlisi Hamaney’in bu toplantıda hazır bulunacağı öğrenildi.

Yetkililere göre, ABD ve İsrail bu yeni istihbarat bilgilerini kullanmak amacıyla saldırının zamanlamasında kısmi değişiklik yaptı.

Bu bilgiler, iki ülkeye erken ve belirleyici bir zafer elde etme fırsatı sundu: İran’ın üst düzey yetkililerini etkisiz hale getirmek ve Hamaney’i ortadan kaldırmak.

Hızlı operasyon, ABD ile İsrail arasındaki yakın koordinasyon ve istihbarat paylaşımının düzeyini ortaya koyarken, geçen yıl 12 gün süren savaşın ardından iki ülkenin İran liderliği hakkında geliştirdiği istihbarat derinliğini de gözler önüne serdi.

Operasyon, İran liderlerinin, hem İsrail’in hem de ABD’nin savaş hazırlıklarıyla ilgili net sinyaller gönderdiği bir dönemde, kendi konumlarını gizlemek için yeterli önlem alamadığını da gösterdi.

İstihbarat raporlarına aşina kaynaklara göre CIA, Hamaney’in konumuyla ilgili ‘yüksek doğrulukta’ olduğu belirtilen bilgileri İsrail’e iletti. Bu kaynaklar ve operasyona dair detayları paylaşan diğer kişiler, askeri planlamanın hassasiyeti nedeniyle kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla bilgi verdi.

İsrail, ABD’den aldığı bilgilerle kendi istihbaratını birleştirerek aylardır planladığı bir operasyonu hayata geçirdi: İran’ın üst düzey liderlerine yönelik hedefli suikast.

Başlangıçta ABD ve İsrail, saldırıyı gece karanlığında gerçekleştirmeyi planlamıştı, ancak Tahran’daki hükümet kompleksinde cumartesi sabahı yapılacak toplantıyla ilgili bilgiler doğrultusunda zamanlamayı değiştirdiler.

Toplantının, İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi, Dini Liderlik Ofisi ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin bulunduğu Bastur bölgesindeki güvenli kompleksin içinde yapılması öngörülüyordu.

İsrail, toplantıya savunma alanındaki üst düzey yetkililerin katılacağını tahmin ediyordu; bunlar arasında Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Genel Komutanı Muhammed Bakpur, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade, savaş zamanlarında askeri işleri yöneten Savunma Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, DMO Havacılık ve Uzay Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Mecid Musevi ve İstihbarat Bakan Yardımcısı Muhammed Şirazi gibi isimler bulunuyordu.

Operasyon, İsrail saatiyle sabah 06:00 civarında savaş uçaklarının üslerinden havalanmasıyla başladı. Saldırıda görece az sayıda uçak kullanıldı, ancak uçaklar uzun menzilli ve yüksek hassasiyetli mühimmatla donatılmıştı.

Uçakların havalanmasından iki saat beş dakika sonra, yani Tahran saatiyle yaklaşık 09:40’ta, uzun menzilli füzeler kompleksi vurdu. Saldırı sırasında üst düzey yetkililer bir binada bulunurken, Hamaney yakınlardaki başka bir binadaydı.

İsrailli bir savunma yetkilisi, New York Times gazetesine gönderdiği mesajda, “Bu sabah Tahran’da eş zamanlı olarak birden fazla noktaya operasyon gerçekleştirildi. Bunlardan biri İran’ın siyasi ve güvenlik çevrelerinden önde gelen isimleri barındırıyordu” ifadelerini kullandı.

Yetkili, İran’ın savaş hazırlıklarına rağmen İsrail’in kompleks üzerindeki saldırısında ‘taktik bir sürpriz’ yaratmayı başardığını ifade etti.

Beyaz Saray ve CIA’den konuya ilişkin herhangi bir açıklama gelmedi.

İran resmi haber ajansı IRNA bugün, İsrail’in dün öldürdüğünü açıkladığı iki üst düzey askeri yetkilinin -Ali Şemhani ve Muhammed Bakpur- hayatını kaybettiğini doğruladı.

Operasyonun detaylarına vakıf kişiler, saldırının aylardır süren hazırlıkların ve titiz istihbaratın ürünü olduğunu belirtti.

Geçtiğimiz haziran ayında, İran’ın nükleer hedeflerine yönelik planlamalar sürerken, dönemin ABD Başkanı Donald Trump, Hamaney’in saklandığı yeri bildiklerini ve onu öldürebileceklerini açıklamıştı.

Eski bir ABD yetkilisine göre bu bilgi, dün ABD’nin dayandığı istihbarat ağıyla aynı kaynaktan elde edilmişti.

Ancak o tarihten bu yana ABD’nin topladığı bilgiler önemli ölçüde gelişti; eski yetkili ve istihbarat raporlarına vakıf diğer kaynaklar bu durumu doğruladı. 12 gün süren savaş sırasında ABD, Hamaney ve DMO’nun baskı altındayken nasıl iletişim kurduğunu ve hareket ettiğini daha iyi öğrendi.

Washington, bu bilgi birikimini Hamaney’i izleme ve hareketlerini tahmin etme kapasitesini artırmak için kullandı.

ABD ve İsrail ayrıca İran istihbaratının üst düzey subaylarının bulunduğu konumlarla ilgili özel bilgiler topladı. Dün liderlik kompleksine düzenlenen saldırının ardından yapılan ek operasyonlarda, istihbarat yetkililerinin bulunduğu bölgeler hedef alındı.

İran istihbaratının üst düzey subaylarından bazıları kaçmayı başardı, ancak istihbarat örgütünün en üst kademeleri ağır darbe aldı; birçok kıdemli subay öldü.


ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısı nükleer ve balistik füze programlarının ötesinde

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısı nükleer ve balistik füze programlarının ötesinde

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Elie el-Kuseyfi

Beklenen oldu ve ABD ile İsrail'in Tahran rejimine karşı ortak saldırısı, Ortadoğu saatiyle dün sabah başladı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, “İsrail Devleti İran'a önleyici bir saldırı başlattı” açıklamasını yaptıktan sonra, ABD’li yetkililer haber ajanslarına ve medya kuruluşlarına ABD’nin saldırıya katıldığını doğrulamaya başladı. İsrail televizyonu Kanal 13, İran’a yönelik saldırının İsrail ve ABD'nin ortak operasyonu olduğunu ilk duyuran medya organı oldu. Ardından ABD Başkanı Donald Trump, “İran'da büyük ve devam eden bir askeri operasyon başlattık” açıklamasını yaptı.

Şimdi ilki, son günlerde ve haftalarda ‘İran dosyası’ ile ilgili gelişmeleri gözden geçirmekle, ikincisi ise ABD ve İsrail'in İran'a saldırıdaki amaçlarıyla ilgili olan iki soru gündeme geldi. Saldırının kaçınılmaz olduğunu kesin olarak söylemek gerçekten mümkün müydü? Başka bir deyişle, son birkaç gün ve saat içinde elde edilen bilgiler saldırının kaçınılmaz olduğunu doğrulamak için belirleyici miydi, yoksa ‘ilerleme’ ve ‘atılımlardan’ söz edildikten ve önümüzdeki pazartesi günü Viyana'da teknik ekipler arasında bir toplantı yapılacağı duyurulduktan sonra perşembe günü Cenevre'de Washington ve Tahran arasında yapılan üçüncü tur müzakereler ‘askeri seçenek’ ihtimalini ortadan kaldırdı mı?

Aslında, İran tarafı en iyimser olan taraftı. Bu, gerçekliği veya İran'ın müzakerelerdeki gelişmeleri anlamasını yansıtmıyordu, daha ziyade bu müzakerelerle ve aşamanın genelindeki zorluklarla başa çıkmak için İran'ın izlediği bir stratejiydi. Tahran rejimi, dışişleri bakanının dikkatlice düşünülmüş ve defalarca tekrarlanan açıklamalarında ifade ettiği gibi, sürekli iyimserlik göstermeye karar vermiş gibi görünüyordu. Ancak Tahran, müzakerelerde olası tavizlerin üst sınırını belirlemiş gibiydi. Nükleer konuda taviz marjını genişletmiş olsa da özellikle Trump'ın görev süresi boyunca uranyum zenginleştirmeyi askıya alma fikriyle, ABD'nin sıfır zenginleştirme veya hatta ‘sembolik miktarda zenginleştirme’ şeklindeki müzakere tavizini kabul etmedi. ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un dediği gibi, bunun Washington için ne anlama geldiğini açıklamadan. Aynı zamanda Tahran, anlaşmayı ABD'nin İran'daki ekonomik kazançlarıyla ilişkilendirmeye çalışırken, en azından kamuoyu önünde, füze programı ve Tahran'a sadık bölgesel milisler konusunda müzakereye hazır olmadığını vurguladı.

Büyük ve devam eden askeri operasyon başladığına göre şu soru gündeme geldi: Operasyonun amacı, Tahran'a müzakerelerde büyük tavizler kabul etmesi için askeri baskı uygulamak mı yoksa rejimi istikrarsızlaştırmak, hatta belki de devirmek mi?

Öte yandan ABD tarafı müzakerelerin sonucuna sürekli şüpheyle yaklaşıyor gibi görünüyordu. ABD yönetimi içinde askeri harekete karşı çıkan ekibin lideri olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance biraz daha iyimser olsa da askeri hareketi destekleyen ve Trump'ı Venezuela’ya saldırı düzenlemeye ikna eden ve daha sonra onu kendi ülkesi Küba'ya saldırı düzenlemeye ikna edebilecek olan Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun pazartesi günü ‘İran dosyasını’ görüşmek üzere İsrail'i ziyaret etmesi planlanıyor. Müzakere seçeneğine her zaman şüpheyle yaklaşan Rubio, sonunda Tahran'ın füze programını görüşmeyi reddetmesinin büyük bir sorun olduğunu söyledi. Her zaman Rubio'nun tutumuna yakın bir tutum sergiliyor gibi görünen ABD Başkanı Donald Trump, cuma akşamı yaptığı açıklamada, Tahran ile görüşmelerin gidişatından ‘memnun olmadığını’ söyleyerek, Tahran'ın nükleer silah elde etmesini engelleyecek kapsamlı bir anlaşma istediğini, aksi takdirde ‘başka seçenekler’ olacağını vurguladı. Kısa süre sonra, İsrail ve ABD’nin Tahran ve İran'ın çeşitli diğer bölgelerine ortak saldırı başlatacağını duyurdu.

xyjuk
Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından gökyüzüne duman yükselirken yürüyen bir adam, 28 Şubat 2026 (AFP)

Ön bir sonuç çıkaracak olursak, Washington'ın müzakereleri, İran'ın önemli tavizler vererek müzakerelerde büyük bir ilerleme sağlanmadıkça veya İran rejimi ‘davranışını değiştirmeye’ istekli olduğunu göstermedikçe, askeri saldırı hazırlıklarını tamamlarken zaman geçirmek için bir araç olarak gördüğü sonucuna varabiliriz. Ya da rejim içten değiştirilseydi, ki bu uzak ve imkânsız görünüyordu ve sağlam ve aşılmaz ideolojik ve askeri yapıların üstesinden gelinmesini gerektiriyordu. Pratikte Trump, topu İran rejimine geri attı. Geçtiğimiz bahar altı tur süren ve geçtiğimiz haziran ayında 12 gün süren savaşla sona eren müzakerelerde Tahran'ı ‘yanıltan’ Trump, şimdi üçüncü tur müzakerelere sırtını dönüyor. Bu, İran rejiminin hazırlıklı olmadığı ve bunu bir başka aldatmaca olarak görmediği anlamına gelmiyor, zira rejim savaşa hazırlanıyordu ve savaşın yakın ve kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail-ABD ortak saldırısının hazırlıklarının yaklaştığını doğrulamak için önemli bir bilgiye dayanmamız gerekiyorsa, bu bilgi Trump'ın geçtiğimiz hafta yaptığı ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında İran'ın ABD ve diğer ülkeleri tehdit edebilecek uzun menzilli füzeler geliştirdiğini belirtmesi olabilir. Trump, cumartesi sabahı Tahran'a saldırının başladığını duyurduğu konuşmasında bu açıklamayı tekrarladı. Bu açıklamalar, ABD Başkanı’nın saldırıyı başlatmak için milliyetçi bir Amerikan bahanesi bulduğu ve ‘İsrail'in yararına’ İran'a saldırı konusunda temkinli davranan ‘izolasyonist’ seslere karşı tutumundaki boşluğu doldurduğu anlamına geliyor.

İran rejimini devirmek mi?

Büyük ve devam eden askeri operasyon başladığına göre şu soru gündeme geldi: Operasyonun amacı, Tahran'a müzakerelerde büyük tavizler kabul etmesi için askeri baskı uygulamak mı yoksa rejimi istikrarsızlaştırmak, hatta belki de devirmek mi? Ya da CNN'in öne sürdüğü gibi ‘rejimi önemli ölçüde zayıflatmak’ mı?

Trump'ın İran halkına hükümetlerini kontrol altına almaları çağrısı ve Netanyahu'nun askeri harekatın İran halkının ‘kaderini kontrol etmesini’ sağlayacak koşulları yaratacağı yönündeki açıklaması, mevcut askeri harekat için çok yüksek ve eşi benzeri görülmemiş bir siyasi tavan belirledi.

ABD-İsrail saldırısının hızının hızlı, ölçeğinin büyük ve uzun soluklu olduğu kesin. Reuters'a konuşan ABD’li bir yetkili, ABD ordusunun İran'a karşı birkaç gün sürecek bir askeri operasyon düzenlemesinin beklendiğini söyledi. Tahran ve Tebriz, Dezful, Hark Adası, Nihavend ve Kongur dahil olmak üzere birçok İran şehri hedef alındı. Medya raporlarında, kıyı şehri Buşehir'in de saldırıya uğradığı belirtiliyor, ancak buradaki nükleer santralin hasar görüp görmediği belli değil. İsrail Yayın Kurumu, İran'a yönelik saldırıların balistik füze tesisleri (özellikle ülkenin batısında) dahil olmak üzere askeri tesisleri hedef aldığını açıklarken, İsrailli bir yetkili “Hamaney dahil tüm İran rejimi hedef alındı ve İran gündüz saatlerinde gerçekleştirilen saldırı karşısında çok şaşırdı” ifadelerini kullandı.

sdcvdfv
Tahran'daki Vali Asr Meydanı'nın ortasında sergilenen İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in resminin bulunduğu bir reklam panosu, 13 Temmuz 2025 (AFP)

Askeri operasyonun hedeflerinin İran coğrafyasının tamamında önemli ve ‘kapsamlı’ olduğunu doğrulayan somut gerçeklerin yanı sıra, Trump'ın İran halkına “artık size yardım etmeye hazır bir başkanınız var” diyerek hükümeti ele geçirmeleri çağrısı yapması ve Netanyahu'nun ABD-İsrail operasyonunun İran halkının ‘kaderini kontrol etmesini’ sağlayacak koşullar yaratacağı yönündeki açıklaması, Tahran rejimine karşı yürütülen mevcut askeri operasyona çok yüksek ve daha önce benzeri görülmemiş bir siyasi tavan belirledi ve operasyonun asıl amacının rejimi devirmek ya da ‘yukarıdan’ yani, rejimin liderliğini ve siyasi ve askeri aygıtının kilit üyelerini hedef alarak, belki de rejimin liderlik yapısı zayıflatıldıktan sonra İran içindeki muhalefetin önderliğinde ikinci bir aşamaya zemin hazırlayarak devirmeye çalışmak olduğu yönünde önemli spekülasyonlara yol açtı.

Ancak Trump, dün sabah yaptığı konuşmada, İran rejimini ‘dünyanın önde gelen terörizm destekçisi’ olarak nitelendirerek ‘tarihi bir yargılama’ gerçekleştirdi. 1979 yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’nin ele geçirilmesi ve ABD’li onlarca rehinenin 444 gün boyunca alıkonulması, 1983 yılında Beyrut'taki deniz piyade kışlasının bombalanması sonucu 241 Amerikan askerinin öldürülmesi, Irak'ta İran destekli güçlerin öldürülmesi ve yüzlerce Amerikan askerinin yaralanması olayların yanı sıra milislerinin Ortadoğu'daki kuvvetlerimize yönelik devam eden saldırıları hatırlatan Trump, devam eden askeri harekat için öncelikle Tahran'ın ABD'ye ulaşacak füzeler geliştirdiği yönündeki suçlamasını yaparak İran rejiminin oluşturduğu acil tehditleri ortadan kaldırıp Amerikan halkını savunmak, İran füzelerini ve tüm füze endüstrisini yok etmek, deniz filosunu ortadan kaldırmak ve milislerinin bölgeyi veya dünyayı istikrarsızlaştırmasını veya ABD güçlerine saldırmasını engellemek şeklinde doğrudan hedefler belirledi.

Savaş henüz başlangıç aşamasında. ABD’li bir yetkili de “uzun bir askeri operasyonun başlangıcındayız” açıklamasında bulundu. Bu savaş sürprizlerle ve cevapsız sorularla dolu olabilir.

Dolayısıyla Amerikan saldırı hedeflerinin listesinin genişlemesi, özellikle devam eden ABD-İsrail askeri operasyonu ve İran'ın DMO tarafından açıklanan Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Bahreyn ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) birkaç Amerikan üssünü hedef alarak gerçekleştirdiği misilleme çerçevesinde ‘rejim değişikliği’ hakkındaki spekülasyonları biraz erken hale getiriyor. Şu anda savaşın, çatışmanın veya ‘askeri operasyonun’ nasıl gelişeceği sorusu yanıt arıyor. İran rejimi darbeleri ne ölçüde absorbe edebilecek ve sütunlarını ve imajını ne kadar koruyabilecek? İran'ın tepkisi nasıl gelişecek? Şimdiye kadar, Tahran'ın dün sabah başlayan ‘önleyici saldırıya’ misilleme olarak coğrafi kapsamını genişlettiği görülüyor. İran medyası, ülke içindeki askeri hedefleri vuran saldırılar sonucunda binlerce Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üyesinin öldüğünü ve yaralandığını bildiriyor ve bu durum İran'ın tepkisinin ölçeğini ve hızını etkiliyor. Ancak, ‘savaş alanındaki’ gerçek durum hakkında bilgi eksikliği nedeniyle, tüm bunlar spekülasyondan ibaret kalıyor. Öte yandan İsrail savunma sistemi, özellikle de Demir Kubbe, bu yeni sınavında İran'ın füze saldırılarını ne ölçüde absorbe edebilecek? Trump, ABD'nin bölgedeki personelinin maruz kaldığı riskleri en aza indirmek için mümkün olan her adımı attığını söyledikten sonra, aynı soru bölgedeki ABD üsleri için de geçerli.

dvfrtg
Sirenler çalarken Kudüs'te bir caddede koşan bir adam, 28 Şubat 2026 (AFP)

Savaş henüz başlangıç aşamasında. ABD’li bir yetkili de “uzun bir askeri operasyonun başlangıcındayız” dedi. CNN’e konuşan üst düzey yetkili, ABD'nin aralıklı ve dozu artan bir dizi saldırı planladığını, her turun bir ila iki gün süreceğini ve hasarı yeniden değerlendirmek ve ölçmek için ara verileceğini söyledi.

Dolayısıyla, bu savaş sürprizlerle ve cevapsız sorularla dolu olabilir. Donald Trump, askeri danışmanlarından birinin kendisine bildireceği büyük bir sürprize hazırlanmaya başlamış olabilir, ancak İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in başarılı bir şekilde suikast sonucu öldürüldüğü haberini getirmeyen hiçbir sürpriz, duyurulmaya değer olmayacak. Trump ‘hediyesini’ alacak mı, almayacak mı? Bu, belki de savaşın en önemli ve en garip sorularından biri!


Pakistan ve Afganistan, uluslararası toplumun sükûnet çağrısına rağmen gerginliği artırmaya devam ediyor

Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
TT

Pakistan ve Afganistan, uluslararası toplumun sükûnet çağrısına rağmen gerginliği artırmaya devam ediyor

Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)

Pakistan ordusu, cuma gününden itibaren devam eden sınır ötesi saldırılara yanıt olarak, komşu Afganistan’ın derinliklerindeki daha fazla askeri tesisi hedef alan yeni hava saldırıları düzenledi. Operasyonlar, gece saatlerinden cumartesi sabahının ilk saatlerine kadar sürdü. Pakistan, saldırılarını ‘açık savaş’ ilan ettikleri komşusuna karşı yürütülen bir misilleme olarak nitelendirdi. Afganistan ise egemenliğinin ihlal edildiğini belirterek durumu protesto ederken, diyaloğa hâlâ açık olduklarını vurguladı ve çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği olumsuz sonuçlara dikkat çekti.

sddrf
Afganistan ile yaşanan çatışmalara dair haberleri gazetelerden takip eden Pakistanlılar, Peşaver, 27 Şubat 2026 (AP)

İslamabad, Afganistan’ı, Pakistan’da saldırılar düzenleyen silahlı gruplara ev sahipliği yapmakla suçluyor; Taliban hükümeti ise bu iddiaları reddediyor. Pakistan Savunma Bakanı Khavaja Muhammed Asıf cuma günü X hesabından yaptığı paylaşımda, “Sabrımız tükendi. Artık aramızda açık bir savaş var” dedi. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de yaptığı açıklamada, “Güçlerimiz, herhangi bir saldırgan girişimi ezmek için gereken tüm kapasiteye sahip” ifadesini kullandı.

Pakistan Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar ise dün yaptığı açıklamada, Afganistan içindeki operasyonlar sırasında 331’den fazla Afgan güvenlik görevlisinin öldüğünü, 500’den fazlasının ise yaralandığını belirtti. Tarar ayrıca, Pakistan’ın 102 Afgan noktasını imha ettiğini, 22 noktayı ele geçirdiğini ve 37 bölgede 163 tank ve zırhlı aracı yok ettiğini açıkladı.

vfrg
Afganistan’ın Nangarhar vilayetinde Afganistan ile Pakistan arasındaki Torkham Sınır Kapısı’nı koruyan Taliban güvenlik güçleri, 27 Şubat 2026 (AFP)

Afganistan Hükümeti Sözcü Yardımcısı Hamdullah Fıtrat, Afgan güçlerinden yüzlerce kişinin öldüğü veya yaralandığı iddialarını ‘gerçeğe aykırı’ olarak nitelendirerek reddetti. Fıtrat, Pakistan’ı Baktika, Host, Konar, Nangarhar ve Kandahar vilayetlerindeki sivil bölgeleri, ayrıca Torkham ve Kandahar’daki mülteci kamplarını hedef almakla suçladı. Açıklamasına göre 52 kişi yaşamını yitirdi, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 66 kişi de yaralandı.

Birleşmiş Milletler (BM) X platformunda yaptığı paylaşımda, Afganistan’ın bazı büyük şehirlerinin cuma günü Pakistan ordusu tarafından bombalandığını ve bu yeni adımın, zaten Taliban yönetiminin sıkı kontrolü altında yaşayan siviller için endişe kaynağı olduğunu bildirdi.

Resmî Pakistan medyası, Pakistan Hava Kuvvetleri’nin Doğu Afganistan’ın farklı bölgelerindeki başlıca askeri tesislere yönelik operasyonlar gerçekleştirdiğini duyurdu. Yetkililer, ülkenin kuzeybatısındaki Torkham Sınır Kapısı’na yakın bölgelerde yaşayan yüzlerce sivilin kaçtığını belirtti.

Afganistan Savunma Bakanlığı ise cuma gecesinden cumartesiye kadar Miramşah ve Spinwam’daki Pakistan askeri üslerini hedef aldıklarını, askeri tesisleri imha ettiklerini ve ciddi kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Bakanlık, bu saldırıların, Pakistan’ın sürdürdüğü hava operasyonlarına misilleme niteliğinde olduğunu vurguladı.

Bölgedeki ordu sözcüsü Vahidullah Muhammedi’nin AFP’ye verdiği bilgiye göre Afganistan yönetimi, Celalabad’da bir Pakistan savaş uçağını düşürdüklerini ve pilotunu esir aldıklarını iddia etti.

İslamabad ise haberi yalanladı. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Hüseyin Andrabi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bu asılsız ve gerçekle ilgisi olmayan bir iddia” dedi.

ABD, X platformunda yayınlanan bir paylaşımda, Pakistan’ın Taliban saldırılarına karşı kendini savunma hakkını desteklediğini duyurdu. Paylaşımı ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Allison Hooker yaptı.

cevf
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)

Avrupa Birliği (AB) de dün, Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas aracılığıyla tüm taraflara ‘düşmanca eylemleri sona erdirme’ çağrısında bulundu. Bu çağrı, sınır ötesi saldırılar ve hava operasyonlarını da kapsıyor. Söz konusu saldırıların bölge için ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapılıyor.

Kallas, “AB, Afgan topraklarının başka bir ülkeye saldırı veya tehdit için kullanılmaması gerektiğini yeniden vurguluyor ve fiilen iktidarda bulunan Afgan otoritelerinden, Afganistan’da faaliyet gösteren veya buradan operasyon yürüten tüm terörist gruplara karşı etkili önlemler almasını talep ediyor” dedi. Çatışmalar, Çin, Birleşik Krallık, BM ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) tarafından da endişeyle takip ediliyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov, Pakistan ve Afganistan’ı karşılıklı saldırıları derhal sonlandırmaya ve anlaşmazlıkları diplomatik yollarla çözmeye çağırdı.

Kabulov cuma günü Sputnik’e yaptığı açıklamada, “Karşılıklı saldırıların en kısa sürede durdurulmasını ve anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesini destekliyoruz” dedi. Ayrıca, Pakistan ve Afganistan taraflarının talebi olması durumunda Rusya’nın arabuluculuk hizmeti sunmayı değerlendireceğini vurguladı.

dfvfd
Chaman’daki Pakistan-Afganistan sınırında devriye gezen Pakistan askerleri, 27 Şubat 2026 (AFP)

Çin ise tarafları diyaloga davet etti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning cuma günü Pekin’de yaptığı açıklamada, “Komşu ve dost bir ülke olarak Çin, çatışmanın tırmanmasından ciddi şekilde endişelenmekte ve yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar nedeniyle derin üzüntü duymaktadır” dedi.

Mao, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini belirterek, derhal ateşkesin uygulanmasını talep etti. Mao, Pekin’in taraflar arasında özel kanalları aracılığıyla arabuluculuk yaptığını ve gerilimi azaltmak için ‘yapıcı bir rol’ üstlenmeye hazır olduğunu bildirdi.