Başkanlık seçimleri ve ABD'deki toplumsal dönüşümler

Birçok siyasi gösterge, siyasi alanda istikrarsızlık ve yeniden yapılanmanın olduğunu yansıtıyor

Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)
Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)
TT

Başkanlık seçimleri ve ABD'deki toplumsal dönüşümler

Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)
Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)

Nebil Fehmi

Birkaç gün içinde Amerika Birleşik Devletleri’nde, bir yıldan fazla süren, çeşitli ön ve nihai aşamalarıyla devam eden başkanlık seçimleri döngüsü bitecek. Aslında hoş karşılanmayan iki aday arasında dönen ve Amerikalı seçmeni mevcut olanla daha az kötü olan arasında seçim yapmakla karşı karşıya bırakması ile diğerlerinden ayrılan bir rekabet sona erecek.

İlk aday, geleneksel dayanak noktası olan Amerikan merkezi sağını kaybetmesinin ardından, Cumhuriyetçi Parti'nin siyasi benliğini aradığı bir aşamada popülizminin gücüyle kendini dayatan alışılmadık bir rakip olan Cumhuriyetçi Donald Trump. Hakkında yargı kararlarının olduğu Trump, partinin siyasi mesajındaki netsizlik, partinin geleneksel olarak etrafında toplanacağı bayrağı taşıyacak seçkin adayların yokluğu nedeniyle ikinci kez başkan adayı oldu.

Diğer aday, yani Demokrat Parti'nin adayı ise önceki seçimlerde adaylığı kazanamayan Kaliforniya'dan Başkan Yardımcısı Kamala Harris. Başkan Joe Biden'ın rakibi ile ilk münazarasında tökezlemesinin, yaşının ilerlemiş olduğunun, bunun mental ve fiziksel yetkinliğini etkilediğinin açıkça görülmesinin ardından Harris, aceleyle ve rakipsiz olarak partinin başkan adayı seçildi. Zira Biden’ın bu imajı, özellikle son derece zor ve çalkantılı uluslararası koşullar altında, Rusya ile savaş ve Çin ile yaklaşan şiddetli rekabetin gölgesinde, süper güç olarak ABD'yi temsil etmek için gereken geleneksel imaj, sağlıklı ve dinç başkan görüntüsü ile uyuşmuyordu.

Amerikan siyasi arenasında bir istikrarsızlık ve yeniden yapılanma yaşandığını, seçmenlerin büyük bir kısmının iki partinin uygulamalarından memnun olmadığını gösteren başka birçok siyasi gösterge bulunuyor. Bu da başkanlık ve Kongre seçimlerinin sonucunun, seçmen gruplarının alışık olduğumuzdan farklı yönelimlerine göre belirlenmesine neden olabilir.

Amerikalı seçmenin ilgi ve yönelimlerinde yaşanan değişimin ve bu seçim yarışının tuhaflıklarının göstergelerinden biri de diğer adaylardan biri olan, ailesinin uzun süredir ve güçlü bir şekilde Demokrat Parti ile bağlantılı olduğu eski ABD başsavcısı Bobby Kennedy'nin oğlu Joe Kennedy’nin Trump'ın adaylığını desteklemeyi tercih etmesidir. Yakın zamanda yarıştan çekilmesinin ardından Kennedy, Amerikan siyasi sisteminin artık yeterli olmadığını ve köklü bir değişime ihtiyaç duyduğunu düşündüğünü söyleyerek, Harris'i değil Trump’ı desteklemeyi seçti.

Amerikan siyasi arenasına yönelik bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı, rakibi Demokrat Parti'nin ise özellikle kürtaj ve sosyal devletin yokluğu gibi sosyal konularda siyasi sola yöneldiği açıkça görülüyor. Trump ve Cumhuriyetçi sahnenin yıldızlarının çoğu, güçlü bir şekilde sağa kayıyor ve bu özellik, Amerikan toplumunun bir kesimine düşmanca pozisyonlar benimsediği söylenerek Demokratlar tarafından Trump'a karşı çokça kullanılıyor. Buna karşılık Harris, Amerikan liberal hareketinin bir parçası olarak görüldüğünden Trump, merkezci Cumhuriyetçilerin daha iyi bir seçenek olarak kendi etrafında toplanmasını teşvik etmek amacıyla, Harris’in önceki pozisyonlarının liberal ve hatta sosyalist pozisyonlarının kesin kanıtı olduğuna dikkat çekmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor.

Adaylar, rakiplerinin zayıf yönlerini öne çıkarmakta birbirleri ile yarıştılar. Bu geleneksel bir durum ancak mesele bunun çok ötesine geçti. Her ikisi de karşı tarafın akli gücünü ve akli dengesini sorguladı. Böylece Amerikalı seçmenden artık bir adayı, politikalarını ve pozisyonlarını takdir ettiği için değil, alternatifi ve politikaları onun görüşüne göre daha kötü ve tehlikeli olduğu, zihinsel olarak dengesiz olduğu için desteklemesi istenir oldu.

Göçmenlere karşı katı tutumuna ve göçmenlerin bazılarına ABD'yi terk etmeleri için baskı yapma çabalarına rağmen, Hispanik seçmenlerin hâlâ Trump'ı Harris'e tercih etmesi de tuhaf kafa karışıklığının ve tereddüdün bir göstergesi. Öte yandan Trump'ın kürtaja karşı tutumuna ve birçok kadının kendisine açtığı davalara rağmen, Harris'i desteklemekte tereddüt eden ve kararsız kalan özel bir çalışan kadın grubunun olması da şaşırtıcı.

Adaylardan birinin büyük yüzdeyle ezici bir zafer kazanması durumu dışında, Amerikan seçimlerinin Cumhuriyetçi Partinin solu ile Demokrat Partinin sağı arasında gidip gelen kararsız seçmenlerin belli bir yüzdesini cezbetmeyi, diğer adaya karşı kendisine oy vermeye ikna etmeyi başaran adayın lehine sonuçlanması gelenekseldir. Cumhuriyetçi solun ve Demokrat sağın hem merkezci hem de ekonomik açıdan muktedir olduğu göz önüne alındığında, kararsızların oylarına objektif değerlendirmeler, ABD'nin genel durumu ve eğilimlerine ilişkin spesifik pozisyonlar yön veriyor.

Gelecek hafta yapılacak seçimlerde yeni olan husus ise birçok kişinin bir adayı duruşunu takdir ettiği için değil, diğer aday hakkında daha fazla çekincesi olduğu için desteklemesidir. Sonucun, partisinin geleneksel oylarında en az kayıpla aşırı sağ ve soldan en fazla yeni seçmeni cezbetmeyi başaran kişinin lehine olması bekleniyor.

Bu, Harris'in, artan ekonomik liberalizmden korkan kararsız Demokrat merkezi kaybetmeden, Demokrat solu seçimlere daha büyük oranlarda katılmaya teşvik etmesi gerektiği anlamına geliyor. Keza Biden yönetiminin Gazze'deki olaylara ilişkin tutumu ile ilgili çekincelerine rağmen Arap Amerikalıları ve onların destekçilerini de seçimlere hiç katılmamalarının kendileri için en kötü seçenek olan Trump karşısında şansını zayıflatacağından hareketle, seçimlere katılmaya teşvik etmeli.

Öte yandan Trump ister Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun, kendi çıkarlarını umursamayan Amerikan siyasi sistemine dahil olmayı reddeden önceki tutumlarının aksine, alt orta sınıf erkekleri seçimlere katılmaya teşvik ediyor. Bu konuya odaklanması, söylemlerinde çatışmacı tonun güçlenmesine ya da çevreyi endişelendirmesine neden oluyor. Cumhuriyetçi solu rahatsız ediyor ve bu kez belirleyici olmasa da seçimlerde önemli olan oylarını kazanma şansını sınırlıyor.

Tüm bu varsayımlar ve diğerleri, Amerikan seçim sürecini takip edenler tarafından hesaba katılıyor ve katılımcıların ilgilendikleri konuların başında geliyor. Bu durum, seçim yarışının yakın oy oranlarıyla sonuçlanacağına işaret ediyor, bu da iki partinin aşırı sağında, solunda ve merkezindeki kararsız oyların önemini artırıyor. Bu ise seçimlerin Seçiciler Kurulunda 270 oy alan adayın lehine sonuçlandığı göz önüne alındığında, çoğunluğun zaman zaman değiştiği ve kritik olarak adlandırılan 7 eyaletteki sonuçların önemini daha da artırıyor.

Bu eyaletler, Seçiciler Kurulunda toplam 93 sandalyeye sahip Pennsylvania, Georgia, Kuzey Carolina, Michigan, Arizona, Wisconsin ve Nevada eyaletleridir. Demokrat aday Biden 2020 seçimlerinde bunlardan altısını kazanmıştı. Son kamuoyu yoklamalarına göre ise Harris, beşinde hâlâ önde, ancak Biden'ın son seçimlerde kazandığından daha küçük yüzdelerle. Trump da daha önce kazandığı Kuzey Carolina ve Arizona'da şu anda lider durumdayken, Harris ile arasındaki fark azaldı.

Seçimlere bir haftadan az bir süre kala hangi adayın diğerine göre kazanma şansının daha yüksek olduğunu söylemek zor. Gelgelelim kazanan, yönelimleri konusunda kararsız, kutuplaşmış, ağır sorumluluklar ve masraflar gerektirecek iddialı uluslararası projelere dalma konusunda pek istekli olmayan bir Amerikan toplumuyla karşı karşıya kalacaktır. Her ikisi de dış politikada siyasi, ekonomik ve askeri güç dengesi hesaplarına göre pragmatik olacak, Harris'in hedefleri arasında ikinci dönem için yeniden seçilmek olduğundan, geleneksel Demokrat pozisyonlara daha yakın politikalar benimseyecektir. Biden yönetimi de görevi Harris’e teslim edene kadar önümüzdeki aylarda daha güçlü ve kararlı olacaktır. Daha önce başkanlık yapmış olduğu için yeniden aday olması uygun olmayan Trump ise ilgisini geleneksel tutumlarla kısıtlanmayan ama dışı maceralara da meyilli olmayan başarılı ve etkili bir kanat partisi taraf olarak siyasi konumunu sağlamlaştırmaya yoğunlaştıracaktır. Seçilmesi halinde Biden yönetimini Amerikan deyimiyle “topal ördeğe” dönüştürecektir ve sadece iki aylık ömrü kalmış olacağı için etkisi eskisinden daha az olacaktır.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



 ABD, Hürmüz Boğazı’nı açmak için beş kritik seçeneği değerlendiriyor

Hürmüz Boğazı yakınlarında Basra Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında Basra Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Reuters)
TT

 ABD, Hürmüz Boğazı’nı açmak için beş kritik seçeneği değerlendiriyor

Hürmüz Boğazı yakınlarında Basra Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında Basra Körfezi’nde seyreden yük gemileri (Reuters)

ABD’nin İran’a yönelik askeri harekâtı devam ederken, Hürmüz Boğazı bu savaşta en kritik cephe olarak öne çıkıyor.

Amerikan ve İsrail hava saldırılarına karşı İran, büyük ölçüde boğaza abluka uygulayarak petrol sevkiyatlarını engelledi ve benzin fiyatlarının hızla yükselmesine neden oldu. Savaşın üçüncü haftasına yaklaşılırken, ABD Başkanı Donald Trump, boğazı yeniden açmak için liderlik becerilerini sınayan bir dizi askeri ve diplomatik seçeneği değerlendiriyor.

ABD, sorunu çözmek için bölgeye askeri kaynaklarını sevk ediyor ve İran güçleri ile tesislerine yönelik saldırılar gerçekleştiriyor. Amaç, boğazı yeniden açmak ve Beyaz Saray üzerindeki ekonomik ve siyasi baskıları hafifletmek. Ayrıca Trump, müttefiklerini boğazda petrol tankerlerini korumak için savaş gemileri göndermeye zorladı. Ancak daha önce bu ülkelere defalarca cezai tarifeler uygulamış ve tehditler savurmuş olması, müttefiklerden büyük bir destek görmesini engelledi.

fervgf
NASA tarafından çekilen Hürmüz Boğazı uydu görüntüsü (DPA)

Trump, geçtiğimiz Cuma günü, boğazın yeniden açılmasını kullanan ülkelerin sorumluluğuna bırakacağını belirterek ABD’nin doğrudan kullanmadığını söyledi. Sosyal medyada, “Bize ihtiyaç duyulursa, bu ülkelerin Hürmüz’deki çabalarına yardımcı oluruz, ama İran tehdidi ortadan kalktığında bunun gerekli olmayacağını” yazdı. Bu, Trump yönetiminin savaş konusundaki çelişkili mesajlarından sadece biri.

Boğazı açmak için değerlendirilen seçenekler

Tüm seçenekler karmaşık ve yüksek riskli; hiçbirinin savaşı hızlıca sona erdireceğinin garanti etmiyor.

1. Tehditleri yok etmek

ABD donanması, ticaret gemilerini boğaza eşlik ettirmeden önce, İran’ın füze ve insansız hava aracı kapasitesini mümkün olduğunca yoklamak istiyor.

  • Son günlerde Amerikan savaş uçakları, İran’ın güney hattındaki füze rampalarına yoğun bombardıman düzenledi.
  • ABD Merkezi Komutanlığı, F-15E bombardıman uçaklarının 5 bin pound (2 bin 274 kilogram) ağırlığında bombalar kullanarak yeraltındaki “cruise” füzeleri ve destek ekipmanlarını imha ettiğini açıkladı.
  • Genelkurmay Başkanı General Dan McKenzie, İran’ın füze fırlatma kapasitesinin savaşın başından bu yana yüzde 90 azaldığını belirtti; ancak İran güçlerinin hâlâ sınırlı bir ateş gücüne sahip olduğunu kabul etti.

Bölgesel bazı müttefikler, Apache helikopterleri kullanarak tek yönlü saldırı insansız hava araçlarını hedef alıyor; bu araçlar İran’ın en güçlü deniz tehditlerinden biri.

gffg
11 Mart 2026’ta Birleşik Arap Emirlikleri’nin Hürfakan’dan görülen Hürmüz Boğazı’nda petrol tankerleri ve yük gemileri sıralanıyor (AP)

2. Boğazı mayınlardan temizlemek

ABD yetkilileri, İran’ın boğaza mayın yerleştirip yerleştirmediği konusunda fikir ayrılığı yaşıyor.

  • İstihbarat yetkilileri “evet” diyor, Pentagon yetkilileri ise kesin kanıt görmediklerini belirtiyor.
  • Mayın temizleme süreci haftalar sürebilir ve ABD denizcilerini doğrudan tehlikeye atabilir.

İran’ın farklı tipte mayınları bulunuyor:

  • Küçük yapışkan mayınlar, dalgıçlar tarafından geminin gövdesine yerleştiriliyor.
  • Su yüzeyine yakın yerleştirilen 100 pound (45,36 kg) ve üzeri patlayıcıya sahip mayınlar.
  • Deniz tabanına yerleştirilen gelişmiş mayınlar, manyetik, ses, basınç ve sismik sensörlerle tetikleniyor; patlama gücü yüzlerce pounda ulaşabiliyor.

Emekli Amiral John F. Kirby, “Sadece bir mayının geçmesi bile deniz taşımacılığını felç edebilir. Korku, nakliyeyi durdurabilir” dedi.

fdfv
ABD’nin HIMARS füze sistemi İran topraklarına doğru füzelerini fırlatıyor (DPA)

3. Hızlı bot filosu

Pentagon, savaşın ilk saatlerinden itibaren İran donanmasını hedef alarak 120’den fazla gemiyi imha etti veya hasar verdi. Ama İran Devrim Muhafızları yüzlerce hızlı bot bulunduruyor.

  • Hızlı botlar, roketatarla donatıldığında tanker veya savaş gemisine ölümcül saldırı düzenleyebilir.
  • ABD hava kuvvetleri, A-10 Warthog uçaklarını düşük irtifada uçurarak hızlı botları hedef alıyor.
  • Botlar bazı sivillere yakın limanlarda konuşlandırıldığından, saldırılar sırasında siviller risk altında.

bgf
Tayland bayraklı yük gemisi “Mayuri Nari”, Hürmüz Boğazı’nda İran füzelerinin isabet etmesi sonucu yanıyor (AP)

4. Hark Adası’nın işgali

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, Hark Adası’ndaki askeri tesislere yönelik saldırıda 90’dan fazla hedefin yok edildiğini belirtti. Bu tesisler, mayın ve füze depolarını içeriyor.

  • Bu saldırı, adanın savunmasını zayıflattı. Trump, adayı kontrol etme ve İran petrol ekonomisini boğma tehdidini değerlendiriyor.
  • Operasyon, yaklaşık 2 bin 200 deniz piyadesi ve üç savaş gemisi ile gerçekleştirilecek; helikopterler, dronlar ve savaş uçakları destek sağlayacak.
  • ABD, önümüzdeki ay bölgeye 2 bin 500 ek deniz piyadesi göndermeyi planlıyor. Alternatif olarak, özel harekât birlikleri ve 82. Hava İndirme Tümeni gibi elit askerler adayı ele geçirebilir.

5. Petrol tankerlerini koruma

Trump, boğazdan tanker geçişini “basit bir askeri operasyon” olarak tanımladı; ancak deniz uzmanlarına göre bu en karmaşık seçeneklerden biri.

  • Operasyon, sadece destroyer ve sahil savaş gemilerini değil, aynı zamanda taarruz uçaklarını da gerektiriyor.
  • Bölgede yaklaşık 12 destroyer ve sahil savaş gemisi konuşlandırılmış durumda; daha fazla gemi gönderilebilir ama bu haftalar alabilir.
  • Bir destroyer, Aegis savaş sistemi ile kara hedeflerini ve İran’dan gelen tehditleri takip ederek koruma sağlayabilir.
  • Tanker başına 5-6 gemi eşlik etmesi gerekebilir; geçiş süresi 10-12 saat sürebilir.

Geçmişte, 1980’lerde İran-Irak arasında “Tanker Savaşı” sırasında ABD, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndan yeniden kayıtlı Kuveyt tankerlerini geçirmişti.


Katz: Orduya, Lübnanlılara ait evlerinin yıkımını hızlandırma ve Litani Nehri üzerindeki köprüleri tahrip etme talimatı verildi

“Güney Lübnan’da Litani Nehri üzerindeki sahil yolu üzerindeki el-Kasimiye Köprüsü’nde yıkım ve yangınlar (AFP)”
“Güney Lübnan’da Litani Nehri üzerindeki sahil yolu üzerindeki el-Kasimiye Köprüsü’nde yıkım ve yangınlar (AFP)”
TT

Katz: Orduya, Lübnanlılara ait evlerinin yıkımını hızlandırma ve Litani Nehri üzerindeki köprüleri tahrip etme talimatı verildi

“Güney Lübnan’da Litani Nehri üzerindeki sahil yolu üzerindeki el-Kasimiye Köprüsü’nde yıkım ve yangınlar (AFP)”
“Güney Lübnan’da Litani Nehri üzerindeki sahil yolu üzerindeki el-Kasimiye Köprüsü’nde yıkım ve yangınlar (AFP)”

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün yaptığı açıklamada, Başbakan Binyamin Netanyahu ile birlikte orduya ‘cephe hattı köyleri’ olarak tanımlanan bölgelerde Lübnanlılara ait evlerin yıkımını hızlandırma talimatı verdiklerini duyurdu. Katz, bu adımın İsrail bölgelerine yönelik tehditleri ortadan kaldırmayı amaçladığını belirtti.

Katz ayrıca, Litani Nehri üzerindeki tüm köprülerin derhal imha edilmesi yönünde orduya talimat verildiğini ifade ederek, söz konusu köprülerin ‘terör faaliyetlerinde’ kullanıldığını öne sürdü.

İsrail’in Güney Lübnan’daki kara harekâtı dün sahil kasabası Nakura çevresine kadar ilerledi. Bu eksende ilk kez yaşanan saldırılarda, İsrail ordusu ile Hizbullah unsurları arasında doğrudan çatışmalar yaşandı.

Nakura’nın yanı sıra, Güney Lübnan’daki çatışmalar el-Hıyam cephesinde de ‘yakın temas’ seviyesine ulaştı. Mercuyun bölgesinden saha kaynaklarına göre, çatışmalar hafif ve orta makineli silahlarla yoğun şekilde devam ederken, bölgede bu denli şiddetli silah seslerinin nadiren duyulduğu ifade edildi.


ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz Boğazı’na yeniden konuşlanması Asya'daki müttefikleri endişelendiriyor

ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
TT

ABD'nin Okinawa'dan Hürmüz Boğazı’na yeniden konuşlanması Asya'daki müttefikleri endişelendiriyor

ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)
ABD Başkanı Trump, Florida'daki Palm Beach Havaalanı’na gelişi sonrası gazetecileri selamlarken, 20 Mart 2026 (AFP)

İran Savaşı, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin şimdiye kadar açıkladığı savunma stratejisini değiştirmedi, ancak bu stratejiyi zorlu bir sınava tabi tuttu.

Teorik düzeyde, Trump’ın Monroe Doktrini’ne getirdiği ek yaklaşıma göre ‘vatanı ve Batı Yarımküre’yi korumak, ardından Hint ve Pasifik Okyanusları’nda Çin’i caydırmak ve Ortadoğu’daki uzun soluklu ve maliyetli angajmanı azaltmak’ şeklindeki daha ilan edilen öncelik sıralaması halen geçerliliğini koruyor.

Ancak pratik düzeyde, Washington’ın İran’a karşı savaşı desteklemek için Asya sahnesinden savaş araçlarının ve savunma sistemlerinin yanı sıra denizde ve karada gelişmiş operasyon yeteneğine sahip kuvvetlerini geri çekmek zorunda kaldığı görülüyor. İşte kafa karışıklığının özü burada yatıyor. Mesele artık Asya'nın öncelik olup olmadığına dair entelektüel bir tartışma değil, daha acil bir pratik soruna dönüştü: Ortadoğu'daki her büyük kriz ABD'yi Asya'daki hazır kuvvetlerinden ödünç almaya zorluyorsa, Çin'e karşı caydırıcılık stratejisi nasıl sürdürülebilir? Bu durum Tokyo, Taipei ve Seul'ü endişelendirirken Pekin'e, “ABD güçlü olsa da cepheler yoğunlaştığında her zaman güvenilebilecek bir ortak değildir” diye tekrarlamak için değerli bir propaganda malzemesi sunuyor.

Asya'ya verilen öncelik artık sarsılmaz değil

Resmî belgeler halen Trump'ın 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi çerçevesinde Batı Yarımküre'de ABD'nin hakimiyetini yeniden tesis etmek için Monroe Doktrini'ne getirdiği eklemelerden açıkça bahsediyor. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi ise, Hint ve Pasifik bölgelerinde ana önceliğin ‘güç yoluyla barış’ olduğunu vurgularken, müttefiklerle yük paylaşımını artırarak diğer sahalarda ABD desteğinin ‘belirleyici ancak sınırlı’ olmasını öngörüyor.

vb
Japonya'nın Okinawa kentinde düzenlenen bir tatbikat sırasında ABD Deniz Piyadeleri askerleri bir Osprey model helikopterden inerken, 31 Ocak 2025 (New York Times)

Teorik olarak bu, Ortadoğu’nun Trump’ın dış politikasında sürekli bir yıpratma alanı olmadığı, aksine uzun soluklu savaşlara kıyasla daha az siyasi ve askeri maliyetle, kararlı hamlelerle yönetilmesi gereken bir saha olduğu anlamına geliyor. Ancak İran Savaşı, bu düzenlemenin sınırlarını ortaya çıkardı. Öyle ki Başkan Trump, bir yandan yeni bir ‘kara savaşı’ istemediğini tekrarlarken diğer yandan ABD'nin ‘gerekli olanı’ yapacağını söylüyor. Reuters ise Washington’ın Ortadoğu’ya binlerce deniz piyadesi ve denizciyi daha gönderdiğini, bunların bölgede halihazırda bulunan 50 binden fazla askere katılacağını duyurdu. Angajmanı azaltma söylemi ile operasyonel genişlemenin gerçekleri arasındaki bu çelişki, müttefiklerin gözünde Asya'ya verilen öncelik inandırıcılığını zayıflatıyor.

Asya'dan ne getirildi?

Konuşmalar, Güney Kore'den Patriot füzelerinin nakledilme olasılığıyla ve bunun Kore Yarımadası'ndaki siyasi anlamlarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda Japonya'dan gelen gelişmiş bir deniz-amfibi gücünü de kapsıyordu. Askeri raporlar, amfibi hücum gemisi USS Tripoli’nin, Japonya'nın Okinawa kentinde konuşlu olan ve Batı Pasifik'teki en önemli ABD hızlı müdahale araçlarından biri olarak kabul edilen deniz keşif birimi ‘31. Birim’ üyeleriyle birlikte Ortadoğu'ya doğru yola çıktığını teyit etti. Ayrıca izlemelerden elde edilen verileri üç gemiden ve yaklaşık 2 bin 200 deniz piyadesinden oluşan USS Tripoli görev grubunun, bölgeye giderken Güneydoğu Asya'daki Malakka Boğazı'ndan geçtiğine işaret etti. Bu hamle, söz konusu görev gücünün aslen Asya'daki ada ve kıyı çatışmaları senaryoları için, yani Tayvan veya Japonya'yı çevreleyen denizlerdeki olası herhangi bir krize doğrudan yakın bir ortam için tasarlanmış olmasından dolayı önem taşıyor.

scfrgt
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz perşembe akşamı Beyaz Saray'da Japonya Başbakanı Sanae Takaichi'yi ağırladı (Reuters)

ABD’nin Asya’daki müttefiklerinin bu konudaki endişesi abartılı sayılmaz. Çünkü bu, sadece bir nakliye gemisi ya da rutin bir asker rotasyonu meselesi değil, tam bir caydırıcılık aracının hassas bir bölgeden başka bir bölgeye yeniden yönlendirilmesi meselesi. USS Tripoli sadece bir amfibi platformu değil, aynı zamanda ‘hafif uçak gemisi’ olarak da kullanılabilen bir saldırı gemisi ve daha önce gemide çok sayıda F-35B savaş uçağı konuşlandırma konsepti test edildi. Bu kapasite Asya'dan çekildiğinde, verilen mesaj sadece asker sayısıyla değil, ayrılan gücün niteliğiyle de ölçülür.

Japonya'dan sevk edilen gelişmiş amfibi kuvvetlerin yanı sıra, WSJ gazetesi, Washington'ın Kaliforniya'dan da Wasp sınıfı amfibi hücum gemisi USS Boxer ve 2 bin 500 askerden oluşan 11. Deniz Piyade Birimi’nin yeniden konuşlandırıldığını bildirdi. Bu durum, savaşın artık Asya'daki askeri varlıkların yeniden konuşlandırılmasıyla sınırlı kalmadığını, aksine Amerika kıtasından da takviye kuvvetlerin çağrıldığına işaret ediyor.

Mühimmat ve hazır bulunuşluk eksikliği

Artık bu durum, araştırma merkezlerinin ve uzmanların dikkatini çekmeye başladı. Brooking Enstitüsü'ne göre Washington, gemilerden hava savunma sistemlerine ve Okinawa'daki deniz piyadelerine kadar askeri kaynaklarını Asya'dan Ortadoğu'ya yeniden konuşlandırdığı sürece Japonya pek de rahat edemeyecek. Zira mevcut kaosun, rakipler tarafından dayatıldığı kadar Washington’ın bizzat kendisi tarafından da kaynaklandığı düşünülüyor.

dvfd
USS Boxer amfibi hücum gemisi, ABD Deniz Piyadeleri'nden oluşan görev gücüyle birlikte Ortadoğu'ya doğru seyrediyor (Arşiv - AFP)

ABD Devlet Hesap Verebilirlik Ofisi (GAO) tarafından yayınlanan yeni bir araştırma, operasyonel ihtiyaçlar ile modernizasyon ve sürdürülebilirlik arasında denge kurmanın zorluğu nedeniyle, son yirmi yıl içinde ABD'nin askeri hazırlık durumunun kötüleştiği uyarısında bulundu.

Washington Post gazetesi ise İran'la savaşın ‘ABD'nin Çin'e karşı caydırıcılığının zayıflamasına’ yol açtığını yazdı. Gazeteye göre Ortadoğu'da harcanan hava savunma füzelerinden destroyerlere, ikmal gemilerine ve hatta keşif araçlarına kadar tüm kaynaklar, Pasifik'te kullanılamaz hale geliyor. Bu argüman, askeri harekete ilkesel bir reddetmeden değil, hazırlık durumuna ilişkin ‘bakım, eğitim ve uzun vadeli stokların tamamı başka sahalarda tüketiliyorsa, Çin gibi büyük bir rakibi nasıl caydırabiliriz?’ sorusundan yola çıktığı için daha fazla ağırlık kazanıyor.

Bununla birlikte daha da hassas bir boyut daha var; o da uzun menzilli mühimmatların tükenmesi. Financial Times gazetesi, Tayvan’ın İran savaşında ABD’nin JASSM-ER ve Tomahawk füzelerini yoğun bir şekilde tüketmesini endişeyle izlediğini, bunun gelecekte Çin ile yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ABD’nin hazırlık durumunu zayıflatmasından korktuğunu bildirdi.

Pekin ve 2027 yılı

Bu tablonun merkezinde, son yıllarda Çin’in Tayvan’a yönelik hazırlıklarının hızlandığına dair tahminlerle ilişkilendirilen 2027 yılı öne çıkıyor. ABD’nin en son istihbarat değerlendirmeleri, Pekin’in şu anda o yıl Tayvan’ı ilhak etmeyi planlamadığını belirtse de Tayvan Savunma Bakanı Wellington Koo, birkaç gün önce yaptığı bir açıklamada, Çin’İn yarattığı tehdidin ‘baskıcı ve çok ciddi’ olduğunu, ancak etkili bir caydırıcılığın herhangi bir saldırıyı maliyetli ve başarı şansı düşük hale getirebileceğini vurguladı. Bu, meselenin artık sabit bir tarih değil, ‘ABD ne kadar dağınık görünürse, Pekin bu caydırıcılığın sınırlarını o kadar test etmeye meyilli’ şeklindeki değişken bir caydırıcılık denklemi olduğu anlamına geliyor.

fev
ABD Başkanı Donald Trump, Güney Kore'de yapılacak görüşme öncesinde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (DPA)

Müttefiklerin endişeleri ve Trump’ın Çin ziyaretinin ertelenmesi de bu bağlamda anlaşılabilir. Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in bu ayın sonlarında yapılacak bir zirvede Tayvan, gümrük vergileri, yarı iletkenler ve nadir toprak elementleri gibi konuları görüşmesi planlanıyordu. Ancak İran’a yönelik savaş öncelikler listesini altüst etti ve ziyaret birkaç hafta ertelendi.

Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı olan ve aynı zamanda Çin’den çekinen Japonya için denklem daha da karmaşık görünüyor. Zira Japonya ne Washington ile olan ittifakını zayıflatmak ne de İran ile olan çatışmanın ABD’nin dikkatini tamamen üzerine çeken bir kara deliğe dönüşmesini istiyor.

Sonuç olarak, İran savaşı Trump’ın stratejisindeki ‘Çin önceliğini’ ortadan kaldırmadı, ancak bunun değişebilir bir öncelik olduğunu ve dokunulmaz olmadığını ortaya koydu. Güney Kore'den savunma bataryaları nakledilirken, USS Tripoli gemisi Okinawa'da konuşlu deniz piyadeleriyle birlikte Ortadoğu'ya doğru hareket ederken ve uzmanlar bunun hazırlık ve caydırıcılık üzerindeki etkisine karşı uyarırken, soru Washington'ın öncelikleri hakkında söyledikleriyle daha az, cepheler çoğaldığında gerçekten neyi koruyabileceğiyle daha fazla ilgili olmaya devam ediyor. İşte Pekin'in bugün izlediği ve ABD’nin Asya'daki müttefiklerinin korktuğu da tam bu!