Başkanlık seçimleri ve ABD'deki toplumsal dönüşümler

Birçok siyasi gösterge, siyasi alanda istikrarsızlık ve yeniden yapılanmanın olduğunu yansıtıyor

Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)
Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)
TT

Başkanlık seçimleri ve ABD'deki toplumsal dönüşümler

Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)
Amerikan siyasi alanına dair bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı açıkça görülüyor (AFP)

Nebil Fehmi

Birkaç gün içinde Amerika Birleşik Devletleri’nde, bir yıldan fazla süren, çeşitli ön ve nihai aşamalarıyla devam eden başkanlık seçimleri döngüsü bitecek. Aslında hoş karşılanmayan iki aday arasında dönen ve Amerikalı seçmeni mevcut olanla daha az kötü olan arasında seçim yapmakla karşı karşıya bırakması ile diğerlerinden ayrılan bir rekabet sona erecek.

İlk aday, geleneksel dayanak noktası olan Amerikan merkezi sağını kaybetmesinin ardından, Cumhuriyetçi Parti'nin siyasi benliğini aradığı bir aşamada popülizminin gücüyle kendini dayatan alışılmadık bir rakip olan Cumhuriyetçi Donald Trump. Hakkında yargı kararlarının olduğu Trump, partinin siyasi mesajındaki netsizlik, partinin geleneksel olarak etrafında toplanacağı bayrağı taşıyacak seçkin adayların yokluğu nedeniyle ikinci kez başkan adayı oldu.

Diğer aday, yani Demokrat Parti'nin adayı ise önceki seçimlerde adaylığı kazanamayan Kaliforniya'dan Başkan Yardımcısı Kamala Harris. Başkan Joe Biden'ın rakibi ile ilk münazarasında tökezlemesinin, yaşının ilerlemiş olduğunun, bunun mental ve fiziksel yetkinliğini etkilediğinin açıkça görülmesinin ardından Harris, aceleyle ve rakipsiz olarak partinin başkan adayı seçildi. Zira Biden’ın bu imajı, özellikle son derece zor ve çalkantılı uluslararası koşullar altında, Rusya ile savaş ve Çin ile yaklaşan şiddetli rekabetin gölgesinde, süper güç olarak ABD'yi temsil etmek için gereken geleneksel imaj, sağlıklı ve dinç başkan görüntüsü ile uyuşmuyordu.

Amerikan siyasi arenasında bir istikrarsızlık ve yeniden yapılanma yaşandığını, seçmenlerin büyük bir kısmının iki partinin uygulamalarından memnun olmadığını gösteren başka birçok siyasi gösterge bulunuyor. Bu da başkanlık ve Kongre seçimlerinin sonucunun, seçmen gruplarının alışık olduğumuzdan farklı yönelimlerine göre belirlenmesine neden olabilir.

Amerikalı seçmenin ilgi ve yönelimlerinde yaşanan değişimin ve bu seçim yarışının tuhaflıklarının göstergelerinden biri de diğer adaylardan biri olan, ailesinin uzun süredir ve güçlü bir şekilde Demokrat Parti ile bağlantılı olduğu eski ABD başsavcısı Bobby Kennedy'nin oğlu Joe Kennedy’nin Trump'ın adaylığını desteklemeyi tercih etmesidir. Yakın zamanda yarıştan çekilmesinin ardından Kennedy, Amerikan siyasi sisteminin artık yeterli olmadığını ve köklü bir değişime ihtiyaç duyduğunu düşündüğünü söyleyerek, Harris'i değil Trump’ı desteklemeyi seçti.

Amerikan siyasi arenasına yönelik bir okumadan Cumhuriyetçi Parti'nin geçmişe göre daha sağa kaydığı, rakibi Demokrat Parti'nin ise özellikle kürtaj ve sosyal devletin yokluğu gibi sosyal konularda siyasi sola yöneldiği açıkça görülüyor. Trump ve Cumhuriyetçi sahnenin yıldızlarının çoğu, güçlü bir şekilde sağa kayıyor ve bu özellik, Amerikan toplumunun bir kesimine düşmanca pozisyonlar benimsediği söylenerek Demokratlar tarafından Trump'a karşı çokça kullanılıyor. Buna karşılık Harris, Amerikan liberal hareketinin bir parçası olarak görüldüğünden Trump, merkezci Cumhuriyetçilerin daha iyi bir seçenek olarak kendi etrafında toplanmasını teşvik etmek amacıyla, Harris’in önceki pozisyonlarının liberal ve hatta sosyalist pozisyonlarının kesin kanıtı olduğuna dikkat çekmek için hiçbir fırsatı kaçırmıyor.

Adaylar, rakiplerinin zayıf yönlerini öne çıkarmakta birbirleri ile yarıştılar. Bu geleneksel bir durum ancak mesele bunun çok ötesine geçti. Her ikisi de karşı tarafın akli gücünü ve akli dengesini sorguladı. Böylece Amerikalı seçmenden artık bir adayı, politikalarını ve pozisyonlarını takdir ettiği için değil, alternatifi ve politikaları onun görüşüne göre daha kötü ve tehlikeli olduğu, zihinsel olarak dengesiz olduğu için desteklemesi istenir oldu.

Göçmenlere karşı katı tutumuna ve göçmenlerin bazılarına ABD'yi terk etmeleri için baskı yapma çabalarına rağmen, Hispanik seçmenlerin hâlâ Trump'ı Harris'e tercih etmesi de tuhaf kafa karışıklığının ve tereddüdün bir göstergesi. Öte yandan Trump'ın kürtaja karşı tutumuna ve birçok kadının kendisine açtığı davalara rağmen, Harris'i desteklemekte tereddüt eden ve kararsız kalan özel bir çalışan kadın grubunun olması da şaşırtıcı.

Adaylardan birinin büyük yüzdeyle ezici bir zafer kazanması durumu dışında, Amerikan seçimlerinin Cumhuriyetçi Partinin solu ile Demokrat Partinin sağı arasında gidip gelen kararsız seçmenlerin belli bir yüzdesini cezbetmeyi, diğer adaya karşı kendisine oy vermeye ikna etmeyi başaran adayın lehine sonuçlanması gelenekseldir. Cumhuriyetçi solun ve Demokrat sağın hem merkezci hem de ekonomik açıdan muktedir olduğu göz önüne alındığında, kararsızların oylarına objektif değerlendirmeler, ABD'nin genel durumu ve eğilimlerine ilişkin spesifik pozisyonlar yön veriyor.

Gelecek hafta yapılacak seçimlerde yeni olan husus ise birçok kişinin bir adayı duruşunu takdir ettiği için değil, diğer aday hakkında daha fazla çekincesi olduğu için desteklemesidir. Sonucun, partisinin geleneksel oylarında en az kayıpla aşırı sağ ve soldan en fazla yeni seçmeni cezbetmeyi başaran kişinin lehine olması bekleniyor.

Bu, Harris'in, artan ekonomik liberalizmden korkan kararsız Demokrat merkezi kaybetmeden, Demokrat solu seçimlere daha büyük oranlarda katılmaya teşvik etmesi gerektiği anlamına geliyor. Keza Biden yönetiminin Gazze'deki olaylara ilişkin tutumu ile ilgili çekincelerine rağmen Arap Amerikalıları ve onların destekçilerini de seçimlere hiç katılmamalarının kendileri için en kötü seçenek olan Trump karşısında şansını zayıflatacağından hareketle, seçimlere katılmaya teşvik etmeli.

Öte yandan Trump ister Cumhuriyetçi ister Demokrat olsun, kendi çıkarlarını umursamayan Amerikan siyasi sistemine dahil olmayı reddeden önceki tutumlarının aksine, alt orta sınıf erkekleri seçimlere katılmaya teşvik ediyor. Bu konuya odaklanması, söylemlerinde çatışmacı tonun güçlenmesine ya da çevreyi endişelendirmesine neden oluyor. Cumhuriyetçi solu rahatsız ediyor ve bu kez belirleyici olmasa da seçimlerde önemli olan oylarını kazanma şansını sınırlıyor.

Tüm bu varsayımlar ve diğerleri, Amerikan seçim sürecini takip edenler tarafından hesaba katılıyor ve katılımcıların ilgilendikleri konuların başında geliyor. Bu durum, seçim yarışının yakın oy oranlarıyla sonuçlanacağına işaret ediyor, bu da iki partinin aşırı sağında, solunda ve merkezindeki kararsız oyların önemini artırıyor. Bu ise seçimlerin Seçiciler Kurulunda 270 oy alan adayın lehine sonuçlandığı göz önüne alındığında, çoğunluğun zaman zaman değiştiği ve kritik olarak adlandırılan 7 eyaletteki sonuçların önemini daha da artırıyor.

Bu eyaletler, Seçiciler Kurulunda toplam 93 sandalyeye sahip Pennsylvania, Georgia, Kuzey Carolina, Michigan, Arizona, Wisconsin ve Nevada eyaletleridir. Demokrat aday Biden 2020 seçimlerinde bunlardan altısını kazanmıştı. Son kamuoyu yoklamalarına göre ise Harris, beşinde hâlâ önde, ancak Biden'ın son seçimlerde kazandığından daha küçük yüzdelerle. Trump da daha önce kazandığı Kuzey Carolina ve Arizona'da şu anda lider durumdayken, Harris ile arasındaki fark azaldı.

Seçimlere bir haftadan az bir süre kala hangi adayın diğerine göre kazanma şansının daha yüksek olduğunu söylemek zor. Gelgelelim kazanan, yönelimleri konusunda kararsız, kutuplaşmış, ağır sorumluluklar ve masraflar gerektirecek iddialı uluslararası projelere dalma konusunda pek istekli olmayan bir Amerikan toplumuyla karşı karşıya kalacaktır. Her ikisi de dış politikada siyasi, ekonomik ve askeri güç dengesi hesaplarına göre pragmatik olacak, Harris'in hedefleri arasında ikinci dönem için yeniden seçilmek olduğundan, geleneksel Demokrat pozisyonlara daha yakın politikalar benimseyecektir. Biden yönetimi de görevi Harris’e teslim edene kadar önümüzdeki aylarda daha güçlü ve kararlı olacaktır. Daha önce başkanlık yapmış olduğu için yeniden aday olması uygun olmayan Trump ise ilgisini geleneksel tutumlarla kısıtlanmayan ama dışı maceralara da meyilli olmayan başarılı ve etkili bir kanat partisi taraf olarak siyasi konumunu sağlamlaştırmaya yoğunlaştıracaktır. Seçilmesi halinde Biden yönetimini Amerikan deyimiyle “topal ördeğe” dönüştürecektir ve sadece iki aylık ömrü kalmış olacağı için etkisi eskisinden daha az olacaktır.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.



ABD ordusu, Irak’ın batısında meydana gelen uçak kazasında mürettebattan dört kişinin öldüğünü bildirdi

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)
TT

ABD ordusu, Irak’ın batısında meydana gelen uçak kazasında mürettebattan dört kişinin öldüğünü bildirdi

ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağı, 30 Ağustos 2023’te Japonya’nın güneyindeki Okinawa’nın batısında bulunan Kadena Hava Üssü’nden kalkış yapıyor. (AP)

ABD ordusu, Irak’ta düşen KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağında görevli altı kişiden dördünün hayatını kaybettiğini açıkladı.

ABD ordusu dün, Irak’ın batısında bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmal uçağının düştüğünü, kazaya karışan ikinci uçağın ise güvenli bir şekilde indiğini duyurmuştu.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün yaptığı açıklamada, İran ile süren çatışmalar sırasında ‘dost hava sahasında’ bir askeri uçağın kaybolması üzerine kurtarma operasyonu yürütüldüğünü belirtmişti. Ordu, kazaya karışan iki uçağın bulunduğunu, bunlardan birinin Irak’ın batısına düştüğünü, diğerinin ise güvenli bir şekilde indiğini açıkladı. Kazanın düşman veya dost ateşi sonucu meydana gelmediği ifade edildi.

Bu ölümler, 28 Şubat’tan bu yana İran’a karşı yürütülen ABD operasyonlarında hayatını kaybeden yedi Amerikan askerine eklendi.

ABD, Ortadoğu’da İran’a yönelik operasyonlara destek amacıyla çok sayıda uçak konuşlandırmıştı. Olay, yalnızca askeri operasyonların değil, aynı zamanda havada yakıt ikmali operasyonlarının da risklerini gözler önüne serdi.

1950’ler ve 1960’ların başında Boeing tarafından üretilen KC-135 uçakları, ABD ordusunun yakıt ikmal filosunun belkemiğini oluşturuyor ve uçakların görevlerini iniş yapmadan sürdürebilmesini sağlıyor.

Irak’taki İran yanlısı silahlı grupları kapsayan İslami Direniş adlı örgüt bu sabah yaptığı açıklamada, ikinci bir KC-135 uçağını hedef aldıklarını ve uçağın hasar aldığını, ancak zorunlu iniş yaparak kaçmayı başardığını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan salı günü aktardığı bilgiye göre, ABD-İsrail saldırıları sırasında İran’a karşı yürütülen operasyonlarda 150 Amerikan askerinin yaralandığı bildirildi. Uçağın düşmesi haberi, ABD uçak gemisi USS Gerald R. Ford’da çıkan ve savaşla ilgili olmayan yangın sonucu iki denizcinin yaralanmasıyla aynı döneme denk geldi.

Kuveyt’in Şuaybe limanındaki bir Amerikan tesisine insansız hava aracı (İHA) çarpması sonucu yedi Amerikan askeri hayatını kaybetti. ABD Başkanı Donald Trump ve diğer üst düzey yetkililer, İran ile çatışmaların Amerikan ordusunda daha fazla kayba yol açabileceği uyarısında bulundu.


Cibuti-Etiyopya-Somali zirvesi tartışmalı konularda mutabakatı güçlendirdi

Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
TT

Cibuti-Etiyopya-Somali zirvesi tartışmalı konularda mutabakatı güçlendirdi

Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)
Cibuti Cumhurbaşkanı, Somali Cumhurbaşkanı ve Etiyopya Başbakanı’nı kabul etti. (SONNA)

Cibuti, Etiyopya ve Somali liderlerini bir araya getiren ve yaklaşık 40 gün içinde ikinci kez düzenlenen üçlü zirvede, bölgede gerilime neden olan başlıca dosyalar ele alındı. Zirve aynı zamanda, Etiyopya’nın Rönesans Barajı nedeniyle Mısır’ın su güvenliğine yönelik tehditler ve Addis Ababa yönetiminin Kızıldeniz’e çıkış arayışı bağlamında Kahire’nin tutumuna ilişkin soruları da gündeme getirdi.

Etiyopya Haber Ajansı (ENA) dün, Cibuti’de düzenlenen görüşmeden fotoğraflar yayımlayarak Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bölgesel iş birliği konularını ele aldığı temaslar gerçekleştirdiğini bildirdi. Ajans görüşmelerin içeriğine dair ayrıntı paylaşmadı.

Somali Ulusal Haber Ajansı (SONNA) ise Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un çarşamba günü düzenlenen üçlü zirveye katıldığını aktardı. Ajansa göre görüşmeler özellikle güvenlik ve terörle mücadele alanlarında ortak koordinasyonun güçlendirilmesine odaklandı.

Toplantıda ayrıca Somali’nin demokratik dönüşüm sürecine verilen desteğin artırılması, ortak yatırımların geliştirilmesi, bölge ülkeleri arasında hareketliliğin kolaylaştırılması ve bölgesel entegrasyonu güçlendirecek ekonomik altyapı projelerinin teşvik edilmesi konuları da ele alındı.

Bu, iki aydan kısa sürede düzenlenen ikinci zirve oldu. Üç lider daha önce 31 Ocak’ta Etiyopya’nın doğusunda bir araya gelmişti. O toplantıda SONNA, Afrika Boynuzu’ndaki güvenlik ve siyasi durumun değerlendirildiğini, mevcut zorluklara çözüm bulunması ve ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesi yollarının ele alındığını bildirmişti.

Mısır’ın beklentisi

Konuya hâkim Mısırlı bir kaynak, Kahire’nin bölgedeki Etiyopya faaliyetlerini yakından izlediğini belirterek, Addis Ababa yönetiminin bölgedeki dalgalı durumdan ve dünyanın İran savaşıyla meşgul olmasından yararlanarak nüfuzunu yeniden düzenlemeye çalışmasından endişe duyulduğunu söyledi.

Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bizim için önemli olan Cibuti ve Somali’nin tepkilerinin, Addis Ababa’nın bölgesel hâkimiyet kurma girişimini reddetme yönünde varılan mutabakatla uyumlu olmasıdır” dedi. Aynı kaynak, bunun Mısır’ın bu ülkeler arasındaki ilişkilere müdahalesi anlamına gelmediğini vurgulayarak, “Hâkimiyet kurma ve nüfuz genişletme fikri Mısır tarafından kabul edilemez. Zirvenin sonuçlarını göreceğiz” ifadelerini kullandı.

Mısırlı uzmanlar ise söz konusu zirvenin bir ittifakla sonuçlanmasını beklemiyor. Uzmanlara göre toplantı, son iki yılda Etiyopya ile Somali arasında yaşanan anlaşmazlıkların gölgesinde, tarafların çıkarlarını öne çıkaran üçlü bir iş birliğini güçlendirme amacı taşıyor.

Afrika Boynuzu son dönemde bölgedeki yüksek gerilim nedeniyle dikkat çeken zirvelere sahne oldu. Bunların en öne çıkanlarından biri, Ekim 2024’te Somali, Mısır ve Eritre liderleri arasında düzenlenen zirveydi. Mogadişu ile Addis Ababa arasında tartışmalı bir limanın kontrolü konusunda yaşanan gerilim ortamında gerçekleştirilen toplantıda üç ülke, ‘bölgedeki zorluk ve tehditlerle mücadelede ittifak’ vurgusu yapmıştı.

fergthyju
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed (ENA)

Mısır’ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Salah Halime’ye göre “söz konusu zirve yeni bir ittifak olarak nitelendirilemez. Gerçek şu ki, bölge ülkeleri arasında üçlü bir iş birliği söz konusu. Toplantının odak noktası, başta terörle mücadele olmak üzere hayati öneme sahip konuların koordinasyonu ile yatırım alanlarındaki iş birliğinin geliştirilmesi ve iç durumların ele alınmasıdır.”

Halime, “Zirvede ele alınan konular, güvenlik ve istikrarın sağlanmasına, ortak kalkınma sürecinin ilerlemesine hizmet ediyor ve şu aşamada bir ittifak anlamına gelmiyor. Bu yaklaşım, Mısır’ın Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinde barışın yaygınlaştırılmasını ve komşu ülkelerle ilişkilerin güçlendirilmesini amaçlayan politikalarıyla çelişmiyor” dedi.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan da Halime ile aynı görüşü paylaşarak, zirvenin özellikle Somali ile Etiyopya arasındaki anlaşmazlıklar yerine ortak çıkarların güçlendirilmesine yönelik olarak düzenlendiğini vurguladı.

Etiyopya hamleleri

İlk zirveden yaklaşık 10 gün önce Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, iki yıl kadar önce kendisine deniz erişimi sağlama teklifinde bulunulan Cibuti’yi ziyaret etti. Başbakan, ziyaretinde ticaret ve lojistik konularına odaklandı; bu durum, Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişim talebini sürdürmesi nedeniyle Mısır ve kıyıdaş ülkelerin direnişiyle bir yıldan fazla süredir devam eden tartışmaların merkezinde yer alıyor.

Etiyopya, 1993’te Eritre’nin yaklaşık otuz yıl süren savaşın ardından bağımsızlığını kazanmasıyla kara ile çevrili bir ülke haline geldi. Bu durum, Etiyopya’yı komşu ülkelerin limanlarına bağımlı kıldı. Ülke, uluslararası ticaretinin yüzde 95’inden fazlasının geçtiği Cibuti Limanı’na özellikle güveniyor ve lojistik hizmetler için yıllık yüksek ücretler ödüyor; bu hizmetler Cibuti için önemli gelir kaynağı oluşturuyor.

sdfgthy
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud çarşamba günü Cibuti’ye geldi. (SONNA)

Halime, son gelişmelerin Etiyopya’nın Kızıldeniz’e erişimi konusuyla bağlantılı düzenlemelerin bir parçası olmadığını belirterek, deniz erişimi meselesinin genellikle iki ülke arasında yapılan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ele alındığını, tek bir ülke içindeki bölgesel bir mesele olarak değerlendirilmediğini söyledi.

Somali’ye ilişkin olarak Halime, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve siyasi dönüşümünü sağlamak amacıyla bir strateji izlediğini ve tüm taraflarla dengeli ilişkiler kurmaya çalıştığını vurguladı. Ayrıca, Kızıldeniz kıyısındaki ülkelerle olan ilişkilerin sağlam ve doğru bir çerçevede yürütüldüğünü ifade etti.

Bu görüşe, Somali’nin Etiyopya ile böyle toplantılara katılmasının Mısır ile ilişkilerini kaybetmesi anlamına gelmeyeceğini belirten Hasan da katıldı. Hasan’a göre, “Mogadişu, Addis Ababa ile bir ittifak kurarak Mısır ile iş birliğini telafi edemez.”


İsrail ordusu, Tahran’daki Besic kontrol noktalarını vurduğunu duyurdu

Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Tahran’daki Besic kontrol noktalarını vurduğunu duyurdu

Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)
Tahran’da hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplanan insanlar, 12 Mart 2026 (Reuters)

İsrail ordusu dün yaptığı açıklamada, Tahran’da Besic güçlerine ait kontrol noktalarını hedef aldığını duyurdu. Açıklamada saldırıların, İran’daki rejimi zayıflatma çabalarının bir parçası olduğu belirtildi.

Besic, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kontrolü altında bulunan yarı askerî bir güç olarak biliniyor. Gerektiğinde devreye sokulan bu yapı, genellikle ülke içindeki protestoların bastırılmasında kullanılıyor.

İsrail ordusu yazılı açıklamasında, son dönemde Tahran’da Besic güçlerine ait yeni kontrol noktalarının tespit edildiğini bildirdi.

Ordudan yapılan açıklamada, “Bu noktaların tespit edilmesinin ardından İsrail Hava Kuvvetleri, ordunun istihbarat bilgilerine dayanarak son 24 saat içinde Besic kontrol noktalarını ve unsurlarını hedef aldı” denildi.

Açıklamada ayrıca, söz konusu güçlerin, özellikle son aylarda rejimin iç protestoları bastırma çabalarında başlıca rol oynadığı; göstericilere karşı aşırı şiddet, toplu gözaltılar ve güç kullanıldığı öne sürüldü.

İsrail ve ABD 28 Şubat’ta İran’a yönelik bir bombardıman dalgası başlattı; saldırıların ilk gününde İran Dini Lideri Ali Hamaney hayatını kaybetti. ABD ve İsrail, İran halkına ayaklanma ve yöneticilerini devirmeleri çağrısında bulundu.

İran’da aylar önce yetkililere karşı eşi görülmemiş protestolar düzenlenmiş, gösteriler geçtiğimiz ocak ayında zirveye ulaşmıştı. Yetkililer protestoculara karşı güvenlik operasyonu başlatmış ve gösterileri ‘isyan eylemleri’ olarak nitelendirmişti. İnsan hakları örgütleri ise söz konusu operasyonlarda binlerce kişinin hayatını kaybettiğini, on binlerce kişinin de gözaltına alındığını bildirdi. Buna karşın, ülkenin maruz kaldığı saldırılar sırasında örgütlü bir muhalefetin ortaya çıktığına dair herhangi bir işaret görülmediği ve İran yönetiminin iktidarı bırakmaya hazır olduğuna dair bir belirti bulunmadığı ifade edildi.

Tahran’da yaşayan bazı kişiler AFP’ye yaptıkları açıklamada, DMO’nun ABD-İsrail saldırıları karşısında kontrolü sağlamak amacıyla başkentin farklı noktalarında kontrol noktaları kurduğunu söyledi. Tahran’da yaşayan ve güvenlik gerekçesiyle adının açıklanmasını istemeyen 30’lu yaşlardaki bir kadın, “En küçük polis merkezleri bile kapalı, bu yüzden görevlilerin gidebileceği bir yer yok… Var olduklarını ve durumun kontrol altında olduğunu gösterebilecekleri tek yol kontrol noktaları kurmak” ifadelerini kullandı.