Erdoğan bir kez daha 'Kürt sorununu' nihai olarak çözmeye çalışıyor

Gerçek bir uzlaşı için ender yakalanan bir fırsatla karşı karşıya olabiliriz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
TT

Erdoğan bir kez daha 'Kürt sorununu' nihai olarak çözmeye çalışıyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Reuters)

Ömer Önhon

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli 1 Ekim 2024 tarihinde Kürt yanlısı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) eş başkanlarıyla tokalaşması anlık bir olaydan ziyade halen tartışılmakta olan yeni bir sürecin başlangıcıydı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) yeni yasama yılının ilk gününde, MHP'nin 77 yaşındaki lideri Bahçeli'nin girişimiyle gerçekleşen bu tokalaşma, Türkiye'nin terör örgütü olarak sınıflandırılan PKK başta olmak üzere Kürt gruplarla yüzyıllardır süren mücadelesinde sembolik bir andı. Bahçeli'nin bu girişimi, kronik ve çetrefilli ‘Kürt sorununu’ ele almaya yönelik daha geniş kapsamlı bir girişimin işareti gibi görünüyordu. Olası bir 'uzlaşı süreci' olarak bu çabalar son derece hassas siyasi ve sosyal dinamiklere temas ediyor.

Bahçeli'nin önerisi

Bahçeli, bu önemli siyasi hamleden üç hafta sonra PKK'nın hapisteki kurucusu Abdullah Öcalan'a çağrıda bulunarak, serbest bırakılması karşılığında örgütün feshedildiğini TBMM’den ilan etmesini istedi. Bahçeli'nin daha önce Öcalan'ın idam edilmesi çağrısında bulunduğunu hatırlayacak olursak, bunun önemi daha iyi anlaşılacaktır. Öcalan 1999 yılında Kenya’nın Nairobi'de düzenlenen bir operasyonda Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ajanları tarafından yakalandı ve şu an Marmara Denizi'ndeki İmralı Adası'nda tek kişilik bir hücrede çarptırıldığı ömür boyu hapis cezasını çekiyor. Bahçeli, Öcalan'ın bu başvuruyu yapması halinde, tutukluluğunun şekli ve süresinin gözden geçirilmesi için yasal bir düzenleme yapılabileceğini, ancak bunun nasıl yapılacağı konusunda birçok şüphe ve endişe olduğunu belirtti.

İronik bir şekilde, aşırı sağcı Ülkü Ocakları’nın meclis çatısı altında doğrudan temsil eden MHP’nin lideri olan Bahçeli, 2016 yılına kadar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın en katı muhaliflerinden biriyken ve hatta onu ülkeye ve Türk milletine ihanet etmekle suçlarken, şimdi Erdoğan'ın en sadık müttefiki ve ortağı haline geldi.

Birkaç gün süren sessizliğin ardından Erdoğan, Bahçeli'nin önerisini desteklediğini açıklayarak bu konuda anlaşmazlığa düştükleri yönündeki spekülasyonlara son verdi. Gerçekten de Bahçeli'nin Erdoğan'ın onayı olmadan PKK'nın feshedilmesi karşılığında Öcalan'ın serbest bırakılmasını önermesi pek olası değil.

Acı bir deneyim

Cumhurbaşkanı Erdoğan da 2012-2015 yılları arasında benzer bir süreç başlatmış, ancak bu süreç onu temkinli davranmaya iten acı bir deneyimle sonuçlanmıştı. Tanınmış gazeteci Mehmet Yılmaz'a göre Cumhurbaşkanı Erdoğan artık arka planda kalmayı tercih ediyor. Çünkü kısmen Öcalan'ın PKK'yı kontrol edebildiğine ve dolayısıyla somut sonuçlar elde edilebileceğine şüpheyle yaklaşıyor. Bu yüzden Erdoğan, temkinli davranıyor ve aktif olarak devreye girmeden önce Öcalan'ın silah bırakma çağrısı yapması ve diğer PKK’lı liderleri taahhütlerini yerine getirmeye hazır olduklarının sinyalini vermesi gibi somut gelişmeleri bekleyip siyasi sermayesini riske atmaktan kaçınıyor.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) yasal aracı rolünü oynaması, Bahçeli'nin meşhur tokalaşmasını açıklıyor. DEM Parti’nin TBMM’de 57 sandalyesinin olması, onu TBMM’deki en büyük üçüncü siyasi parti yapıyor. DEM Parti, bir yandan Bahçeli ile (ve dolayısıyla hükümetle), diğer yandan da PKK ve onun Suriye’deki uzantılarıyla iletişim kurabiliyor.

Nitekim, hükümetin de onayıyla, DEM Partili vekiller Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder, 28 Aralık'ta İmralı cezaevinde Abdullah Öcalan ile görüştü. Ertesi gün, Öcalan'ın Bahçeli ve Erdoğan tarafından başlatılan yeni modele olumlu katkıda bulunacak güce ve iradeye sahip olduğunu, bu çabaların demokratik bir dönüşüm getirebileceğini vurguladığı ve Türkiye'deki tüm siyasi partileri olumlu katkıda bulunmaya çağırdığı aktarıldı. DEM Parti heyetinin içinde bulunduğumuz ocak ayı içinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’la tekrar bir araya gelmesi bekleniyor.

İhtiyatlı ilerleme

Türk halkı, PKK terörüne ve Kürt ayrılıkçılığına karşı aşırı duyarlı olmaya devam etse de Devlet Bahçeli tarafından başlatılan operasyona karşı bir muhalefet dalgası oluşmadı. Öyle ki en muhafazakârlar bile barış ihtimaline bir şans vermek istiyor gibi görünüyor.

Bunlar arasında ana muhalefet lideri Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) üst düzey isimleri de yer alıyor. CHP’li liderler, sürece itiraz etmeyeceklerini belirtirken diğer yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi gündemine hizmet eden herhangi bir planı desteklemeyeceklerini de açıkça ifade ettiler. TBMM’nin sürece öncülük etmesi ve sürecin merkezi haline gelmesi gerektiğini vurguladılar.

Normalde böyle bir girişime doğal muhalefetin MHP'den gelmesi beklenirdi. Ancak esasen tüm süreci bu partinin lideri Devlet Bahçeli yönlendiriyor. Dolayısıyla böyle bir itiraz artık geçerli değil.

Türk halkı PKK terörüne ve Kürt ayrılıkçılığına karşı aşırı duyarlı olmaya devam ediyor.

Bu yeni gidişat, on yıl önce Türk güvenlik teşkilatlarının Abdullah Öcalan ile gizli görüşmeler yürüttüğü benzer bir süreci anımsatıyor. Görüşmeler ilerledikçe Erdoğan görüşmeleri alenen tanıdı ve Kürt milletvekillerinin Öcalan'ı İmralı Adası’nda ziyaret etmelerine izin verdi. Bunu kısa süre sonra Öcalan'ın yaptığı çatışmaların durdurulması çağrısı izledi. Bu çağrı, tutuklu PKK üyelerinin serbest bırakılmasına, Türkiye'nin PKK'ya yönelik askeri operasyonlarının durdurulmasına ve Kürtçenin kullanılmasına izin verilmesi gibi girişimlere yol açtı.

Ancak Kürt meselesinin ele alınması için başta Halk Savunma Birlikleri (YPG) ve Demokratik Birlik Partisi (PYD) olmak üzere PKK'nın Suriye’deki uzantılarıyla da görüşmeler yapılması gerekiyor. Türk yetkililer ile eski PYD lideri Salih Müslim başta olmak üzere Suriyeli Kürt grupların temsilcileri, 2012-2015 yılları arasında görüşmeler gerçekleştirdi.

xascdfgtrh
Abdullah Öcalan mahkemeye çıkarıldığında, 1991 (AP)

Her ne kadar Türkiye daha sonra iki taraf arasında sahada herhangi bir iş birliği olduğunu reddetse de YPG, DEAŞ’ın türbeyi tahrip etme tehdidine karşı Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu I. Osman'ın dedesi Süleyman Şah'ın türbesini Suriye'nin İşme bölgesinden Türkiye sınırına yakın bir yere taşınmasında Türk ordusuyla birlikte çalıştığını öne sürüyor. Bu iş birliğinin potansiyelinin farkına varan Öcalan, daha sonra bundan ‘İşme Ruhu’ olarak bahsetti.

Değişen dinamikler

Türkiye’de on yıl önce çok farklı bir siyasi tablo hakimdi. 2014 yılındaki cumhurbaşkanlığı ve 2015 yılındaki genel seçimler için Erdoğan'ın oya ihtiyacı vardı. Kürtleri silah bırakmaya ve siyasi sürece katılmaya teşvik ederek onların desteğini kazanmak istediği oyu kazanma hedefine ulaşmanın anahtarıydı. 2014’teki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Selahattin Demirtaş yüzde 10'un biraz altında oy alarak üçüncü oldu. HDP 2015 yılında yüzde 13'ün biraz üzerinde oy alarak dördüncü parti oldu ve TBMM’deki 550 sandalyeden 80'ini kazandı. Bu sonuç HDP’yi Bahçeli’nin lideri olduğu MHP ile aynı düzeye çıkardı. Demirtaş, etkisi katlanarak arttığı için uluslararası basın tarafından ‘Kürtlerin Obama'sı’ olarak adlandırıldı.

Ancak Temmuz 2015'te PKK ile barış görüşmeleri çöktü. Demirtaş, Erdoğan ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'ni (AK Parti) oy kazanmak için askeri operasyonları yeniden başlatmakla suçladı. Erdoğan bu eleştiriyi haddini aşmak olarak değerlendirdi. Demirtaş, 2016 yılında ‘şiddete teşvik’ suçlamasıyla tutuklandı ve o zamandan beri cezaevinde.

Asıl soru, Suriye'deki yeni yönetim ve YPG'nin geleceği sorusu olmaya devam ediyor.

2015 yılındaki genel seçimler, Türkiye'nin siyasi manzarasını dramatik bir şekilde yeniden şekillendirdi. Kürt seçmenler desteklerini HDP'ye kaydırarak HDP'yi meclise taşıdı ve AK Parti'nin 2002 yılından bu yana ilk kez meclis çoğunluğunu kaybetmesine neden oldu.

Koalisyon hükümeti kurma girişimleri başarısız oldu ve yeniden seçimlere gidilmesi gerekti. Ancak yeniden seçimlere gidilme sürecinde geçen altı ay boyunca hem PKK hem de DEAŞ tarafından terör saldırıları gerçekleşti. Bu kaos ortamı, seçmenlerin TBMM’de çoğunluğu yeniden ele geçiren AK Parti'yi yeniden desteklemesine neden oldu. Siyasi mülahazalar, bu kez Bahçeli'nin liderlik ettiği mevcut sürecin temel taşı olmaya devam ediyor.

Popülerliği artırma

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın popülaritesi son zamanlardaki ekonomik krizlerin ve seçimlerde AK Parti'yi geride bırakan CHP'nin başarılarının ağırlığı altında geriledi. Ancak Erdoğan'ın Türkiye sayesinde olduğunu iddia ettiği Suriye'deki Esed rejiminin çöküşü, anketlerdeki konumunu yeniden güçlendirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakaladığı bu ivmeyi koruması için yeni siyasi zaferlere ihtiyacı var. Bu yüzden başta PKK olmak üzere Kürt milislerin silah bıraktığı bir uzlaşı sürecinin başlamasını istiyor ki ekonomik krize odaklanılabilsin.

Öte yandan asıl soru, Suriye'deki yeni yönetim ve YPG'nin geleceği sorusu olmaya devam ediyor. Yeni bir anayasanın hazırlanması ve Suriye'nin kuzeydoğusunda yarı özerk bir Kürt özerk yönetiminin kurulması ihtimalinin hem Türkiye hem de uzlaşı süreci açısından önemli sonuçları olacak.

Ankara, YPG meselesinin iç uzlaşı çabalarından tamamen ayrı olduğunu öne sürmeye çalışsa da Suriye’deki Türkiye destekli gruplar Münbiç ve Tişrin Barajı çevresinde YPG'ye karşı askeri operasyona devam ettiği için gerçekler iki dosya arasında yakın bir bağ olduğunu ortaya koyuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yıllar süren çatışmalardan sonra Şam'daki nüfuzu, Bahçeli'nin güvenilirliği, Öcalan'ın istekliliği ve Türk halkının kabulü gibi faktörlerin bir araya gelmesinin ‘Kürt sorununu’ nihai olarak sona erdirmek için bulunacak ender bir fırsat sunacağını umuyor. Tüm bu faktörlerin bunu gerçekleştirmek için bir araya gelip gelmeyeceğini ise zaman gösterecek.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İran, dini liderin hedef alınması halinde cihat ilan etmekle tehdit ediyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)
TT

İran, dini liderin hedef alınması halinde cihat ilan etmekle tehdit ediyor

Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)
Tahran'daki hükümet karşıtı protestolar sırasında yakılan İran Merkez Bankası (Bank Melli) şubesi (AFP)

Uluslararası baskının artmasıyla birlikte yetkililer protestoculara yönelik baskıyı genişletirken, İran parlamentosu, Yüksek Lider Ali Hamaney'e saldırılması halinde "cihat" fetvası yayınlamakla tehdit etti.

Devlet medyası, parlamentonun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi'nin, Yüksek Lideri hedef almanın "savaş ilanı" olarak değerlendirileceğini ve "dünya çapındaki din alimlerinden cihat fetvasına ve İslam askerlerinden karşılık gelmesine" yol açacağını söylediğini belirtti.

Bu uyarı, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'da yeni bir liderlik arayışı olasılığına işaret ettiği açıklamalarının ardından geldi.

Sahada yetkililer, İsfahan'da onlarca kişinin gözaltına alındığını ve Tahran'da 25 oyuncu ve sporcu ile 60 kafeye karşı "ayaklanmaya ve terörizme teşvik" suçlamasıyla dava açıldığını ve mallarına el konulduğunu açıkladı. BM İnsan Hakları Konseyi, İran'daki kötüleşen insan hakları durumunu görüşmek üzere cuma günü acil bir toplantı düzenleyeceğini duyurdu.


Amerika'da binlerce kişi Trump'ın göçmenlik politikalarına karşı gösteri düzenledi

Dün Massachusetts, Boston'da düzenlenen "ICE Terörizmini Durdurun" yürüyüşünden (AFP)
Dün Massachusetts, Boston'da düzenlenen "ICE Terörizmini Durdurun" yürüyüşünden (AFP)
TT

Amerika'da binlerce kişi Trump'ın göçmenlik politikalarına karşı gösteri düzenledi

Dün Massachusetts, Boston'da düzenlenen "ICE Terörizmini Durdurun" yürüyüşünden (AFP)
Dün Massachusetts, Boston'da düzenlenen "ICE Terörizmini Durdurun" yürüyüşünden (AFP)

Amerika Birleşik Devletleri genelindeki çeşitli şehirlerde ve üniversite kampüslerinde dün binlerce işçi ve öğrenci, Başkan Donald Trump'ın göçmenlik politikalarını protesto etmek için yürüyüş düzenledi.

regrf
Protestocular, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nın (ICE) ülkeden ayrılmasını talep eden pankartlar taşıyor (Reuters)

Trump'ın ikinci döneminin birinci yıldönümünde, ABD genelinde göçmenlik konusundaki sert politikalarına karşı protestolar patlak verdi. Bu politikalar, geçtiğimiz haftalarda federal ajanların Minneapolis'te 37 yaşındaki Renee Judd adlı bir Amerikan vatandaşını arabasından sürükleyerek öldürmesinin ardından büyük bir öfkeye yol açmıştı.

y6hj
Protestocular, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nın (ICE) ülkeden ayrılmasını talep eden pankartlar taşıyor (Reuters).

Washington ve Kuzey Carolina'daki Asheville gibi daha küçük şehirlerde yüzlerce protestocu toplandı; şehir merkezinde yürüyüşler düzenlediler ve internette yayınlanan videolarda "Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'na Hayır... Ku Klux Klan'a Hayır... Amerikan Faşizmine Hayır" sloganları attılar.

bgtyh
"ICE" kelimesi Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nın kısaltmasıdır ve Minnesota'da "dur" işareti anlamına gelir (Reuters)

Trump yönetimi, ülkede yasadışı olarak yaşayan milyonlarca göçmeni sınır dışı etme yetkisini seçmenlerden aldığını söylüyor.

Son anketler, Amerikalıların çoğunun Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza memurları ve diğer federal kurumlar tarafından güç kullanımına karşı olduğunu gösteriyor.

Protesto organizatörleri ve yetkililer, Ohio'nun Cleveland kentinde üniversite öğrencilerinin "Nefrete hayır, korkuya hayır, mülteciler burada hoş karşılanıyor" sloganları atarak gösteri yaptığını, New Mexico'nun Santa Fe kentinde ise lise öğrencilerinin yürüyüşe katılmak için sınıflarını terk ettiğini söyledi.

Gösterilerin batıya, San Francisco ve Seattle gibi şehirlere doğru kayması planlanıyordu; bu şehirlerde öğleden sonra ve akşam saatlerinde protestolar düzenlenmesi öngörülüyordu.


Rusya İçişleri Bakanı 'ikili görüşmeler' için Küba'da

Kolokoltsev, Venezuela'da öldürülen Kübalı askerler için düzenlenen anma törenine katılırken (AFP)
Kolokoltsev, Venezuela'da öldürülen Kübalı askerler için düzenlenen anma törenine katılırken (AFP)
TT

Rusya İçişleri Bakanı 'ikili görüşmeler' için Küba'da

Kolokoltsev, Venezuela'da öldürülen Kübalı askerler için düzenlenen anma törenine katılırken (AFP)
Kolokoltsev, Venezuela'da öldürülen Kübalı askerler için düzenlenen anma törenine katılırken (AFP)

Rusya İçişleri Bakanı Vladimir Kolokoltsev, ABD'nin komünist ada üzerindeki baskısını yoğunlaştırdığı bir dönemde dün, ikili görüşmeler yapmak üzere Küba'ya bir ziyaret başlattı.

Büyükelçilik, sosyal medyada yaptığı açıklamada, içişleri bakanının "bir dizi ikili görüşme yapacağını" belirtti ve Kolokoltsev'in gelişini gösteren bir video eşliğinde, Küba İçişleri Bakanı Alberto Álvarez'in Rus mevkidaşını Havana havaalanında karşıladığını belirtti.

Rusya'nın Havana Büyükelçisi Viktor Koronelli, X hesabından yaptığı açıklamada, "İkili iş birliğini güçlendirmek ve suçla mücadele etmek amacıyla dün gece kardeş ülke Küba'ya gelen Rusya İçişleri Bakanı Vladimir Kolokoltsev'i Havana'da ağırlamaktan memnuniyet duyuyorum" ifadelerini kullandı.

Küba'nın başkentindeki havaalanından devlet televizyonu Russia-1'e konuşan Kolokoltsev, ABD güçlerinin ocak ayı başlarında Karakas'ta başlattığı ve Başkan Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan askeri operasyon hakkındaki Moskova'nın tutumunu yineledi.

"Rusya'da bu eylemi Venezuela'ya karşı haksız bir silahlı saldırı olarak görüyoruz," dedi. "Bu eylem hiçbir koşulda haklı gösterilemez ve dış etkenlere karşı koymak için uyanıklığı artırma ve çabaları birleştirme ihtiyacını yeniden teyit etmektedir" dedi, ancak daha fazla ayrıntıya girmedi.

Bu arada, ABD'nin Küba Büyükelçisi Mike Hammer, ABD'nin Küba Büyükelçiliği'nin X platformuna göre, dün Miami'de ABD Güney Komutanlığı komutanıyla "Küba ve Karayipler'deki durumu görüşmek" üzere bir araya geldi.

Rus bakanın ziyareti, ABD Başkanı Donald Trump'ın Venezuela'daki askeri operasyonun ardından Küba'ya yönelik tehditlerini artırdığı bir dönemde gerçekleşti. Bu operasyonda, bazıları Maduro'nun güvenlik ekibinde olan 32 Kübalı asker öldürüldü. Kolokoltsev, dün Kübalı askerler için düzenlenen anma törenine katıldı.

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Trump'ın Küba ile Amerika Birleşik Devletleri arasında görüşmelerin devam ettiği yönündeki iddialarını yalanladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Rusya ve Küba, Rusya'nın 2012'de Ukrayna'yı işgal etmesinden bu yana ilişkilerini güçlendirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Kolokoltsev, 2013'te gerçekleşen önceki Havana ziyaretinde, Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel ve eski Küba lideri Raúl Castro tarafından karşılanmıştı.