Libya'nın çölü Fransa'nın Afrika'da nüfuz sahibi olma arzusuna engel mi?

Uzmanlara göre Fransa, Afrika kıtasındaki varlığı Rusya lehine geriledikten sonra Libya’da kendini yeniden konumlandırmaya ve Akdeniz'in güneyinde NATO için bir askeri üs edinmeye çalışıyor.

Fransa'nın Libya'ya olan ilgisi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Mareşal Halife Hafter arasında şubat ayı sonlarında Elysee Sarayı’nda bir araya gelmelerinin önünü açtı (AFP)
Fransa'nın Libya'ya olan ilgisi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Mareşal Halife Hafter arasında şubat ayı sonlarında Elysee Sarayı’nda bir araya gelmelerinin önünü açtı (AFP)
TT

Libya'nın çölü Fransa'nın Afrika'da nüfuz sahibi olma arzusuna engel mi?

Fransa'nın Libya'ya olan ilgisi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Mareşal Halife Hafter arasında şubat ayı sonlarında Elysee Sarayı’nda bir araya gelmelerinin önünü açtı (AFP)
Fransa'nın Libya'ya olan ilgisi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Mareşal Halife Hafter arasında şubat ayı sonlarında Elysee Sarayı’nda bir araya gelmelerinin önünü açtı (AFP)

Kerime Naci

Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutanı Mareşal Halife Hafter'in 2019 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un kontrolünü ele geçirememesinin üzerinden dört yıl geçtikten sonra Paris'in ışıkları Libya arenasını aydınlatmak üzere geri döndü. Fransa'nın 2024 yılının başlarından bu yana Libya'ya olan ilgisi, Fransa Cumhurbaşkanı'nın Libya Özel Temsilcisi Paul Soler’in Libya’yı ziyaretiyle somutlaştı. Soler'in ziyareti Cumhurbaşkanı Macron'dan bir mesaj taşıyordu. Mesaj, Fransa'nın Libya dosyasına ve özellikle Mali, Nijer ve Burkina Faso'daki nüfuzunu kaybettikten sonra Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerine doğru genişlemek için kilit bir oyun alanı olarak gördüğü Libya’nın güney bölgelerinde seçim hakkına ulaşmak ve yeniden yapılanma çabalarını desteklemek amacıyla istikrarın sağlanmasına olan ilgisinin devam ettiğini vurguluyordu.

Fransa’nın Libya'ya olan ilgisi, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile LUO Komutanı Mareşal Halife Hafter arasında şubat ayı sonlarında gerçekleşen görüşmeye de yansıdı. Elysee Sarayı’ndaki görüşmede LUO’nun ‘ülkenin istikrarının korunmasında oynadığı rolün önemini’ vurgulayan Macron, Hafter'in iç güvenliği güçlendirmenin yanında Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu'nun (UNSMIL) siyasi bölünmüşlüğü ve güvenlik güçleri arasındaki bölünmeyi sona erdirme çabalarını destekleme çabalarını övdü.

Afrika için savaş

Afrika işleri uzmanı ve araştırmacı Mohamed Torshin, Fransa'nın Libya'dan bahsederken hedefinin, Afrika'daki tarihi nüfuzunun bir arenası olarak gördüğü ve Çin ile Rusya arasında bir çatışma konusu haline gelen Libya’nın güneyi olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Fransa'nın Libya sahnesindeki yokluğunu yeniden gözden geçirmesine sebep olan birtakım nedenler olduğunu ifade eden Torshin, bunların başında da Putin'in Rusya Deniz Kuvvetleri tarafından kullanılan Tartus Deniz Üssü’nün bulunduğu Suriye'deki nüfuzunu kaybetmesinin ardından Libya'nın doğusunda Rus nüfuzunun gözle görülür şekilde artmasının geldiğini belirtti. Bu yüzden Rusların, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin ulusal güvenliklerine doğrudan bir tehdit olarak gördükleri Libya'da Akdeniz kıyılarında daha fazla mevzi elde etmeye çalıştığına dikkati çeken Torshin, Rusya'nın bu yeni konumlanmasının, Avrupa'nın Rusya tarafından her yönden kuşatıldığı anlamına geldiğini vurguladı.

Fransa’nın Libya’daki varlığının müttefiki Hafter aracılığıyla aktif hale geldiğinin altını çizen Torshin’e göre Macron, bu ilişkileri yeniden canlandırmak istiyor. Bu da onu Libya'nın derinliklerinde bir askeri üs edinmeye itiyor. Ancak mesele karmaşık ve Libya tarafı da bunun farkında. Fransa, 2019 yılında Trablus'un kontrolünü ele geçirememesinin ardından Hafter’i terk etmiş, ancak Rusya Hafter'e sadık kalmaya devam etmişti. Bu yüzden Fransa'nın şu anda Libya sahnesinde belirmesi, Rusya ile Fransa arasında, Libya'nın ve geriye kalan diğer Afrika ülkelerinin güvenlik ve istikrarı üzerinde olumsuz yansımaları olacak, yenilenecek ve stratejik açıdan önemli bir ülkeye odaklanacak bir görüş ayrılığı olduğunu gösteriyor.

Fransa'nın yeniden Libya’ya yönelmesini Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerinde devam eden ve hızlanan gerileyişine bağlayan Torshin, bu yüzden Fransa’nın Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerinde birtakım değişimler yaratmak için çalıştığından ve Libya’daki varlığı, özellikle buradaki artan güvenlik tehditleri çerçevesinde Sahel bölgesi ülkelerine geri dönmesini sağlayacağından, bölgedeki nüfuzunu ve varlığını sürdürmek için Libya gibi önemli ülkelerdeki varlığını etkili ve doğrudan bir şekilde yeniden tesis etmeye çalıştığı yorumunda bulundu.

Fransa'nın Afrika'daki nüfuzu darbelerin tehdidi altında. Mali, Nijer, Burkina Faso ve Orta Afrika'daki nüfuzunu rakibi Rusya’ya kaptıran Fransa, başta Çad ve Senegal olmak üzere Sahra Altı Afrika ülkelerindeki nüfuzunu korumak için stratejik bir koruma noktası olarak Libya'nın güneyindeki varlığını gerekli görüyor. Öte yandan bahsi geçen ülkelerde diğer komşu ülkelerle aynı yolu izleyebilecekleri kaos ortamları hakim. Bu yüzden Torshin, Fransa'nın Libya'ya olan ilgisinin, Rusya'nın nüfuzu karşısında bölgede azalmaya başlayan nüfuzunu güvence altına alma çerçevesinde arttığının altını çizdi.

Al Wigh Askeri Üssü

Libyalı askeri uzman Albay Adil Abdulkafi, Fransa’nın 2019 yılında Trablus'u ele geçiremeyeceğini anlamasının ardından Hafter'i terk etmesine rağmen, Recme’deki projeye verdiği askeri desteği geri çektiğini, ancak Rusya ve Ukrayna arasında üç yıldır devam eden savaşın yansımaları, Fransa'nın Moskova'ya karşı Kiev'i desteklemesi ve Rusya'nın Mali, Nijer ve Çad'daki Fransız askerlerinin çıkarılmasıyla sonuçlanan Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerine nüfuz etmesi nedeniyle Paris’in çektiği sıkıntılar çerçevesinde Recme Askeri Üssü ile bağlantısını koparmadığını söyledi. Abdulkafi, Rusya'nın nüfuzuna karşı büyük bir düşmanlık beslediğini söylediği Fransa’nın, Halife Hafter'in Cumhurbaşkanı Macron tarafından Fransa'ya çağrılmasının ve Libya topraklarında askeri temsil konusunu görüşmelerinin ardından ister Libya topraklarında ister Kuzey Afrika'da olsun, Rusya'nın nüfuzunun Afrika’da yayılmasına karşı Libya topraklarında bir yer edinmek için Recme Askeri Üssü aracılığıyla Libya üzerinden Afrika'daki konumunu yeniden kazanmaya çalıştığını vurguladı.

Libya’nın öneminin Akdeniz’e ya da sıcak sular olarak adlandırılan bölgeye bakan ve NATO’ya yakın bir ülke olmasından dolayı kaynaklandığını belirten Abdulkafi, Rusya'nın Libya'nın orta kesimlerindeki Cufra Hava Üssü, ülkenin güneyindeki Sebha kenti yakınlarındaki Brak eş-Şatii Hava Üssü, Libya'nın doğusundaki Bingazi şehrindeki Hadim Üssü gibi stratejik öneme sahip askeri üsleri işgal ederek elde ettiği ve şimdi de Maaten es-Sarra Hava Üssü'ne erişimini güneye doğru genişlettiği stratejik konuma işaret etti.

Libyalı askeri uzman, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu yüzden Fransa, başta Libya'nın güney merkezinde yer alan Al Wigh Askeri Üssü olmak üzere askeri üslerden birine yerleşerek askeri olarak temsil hakkı elde etmeye çalışıyor. Böylece Rusya’nın nüfuzuna karşı koymak ve Fransa'nın Libya topraklarındaki çıkarlarını güvence altına almayı amaçlıyor. Tüm bunlara ABD'nin Ukrayna'ya desteğini çekmeye başlamasının ardından Fransa'nın Rusya'ya karşı Avrupa’da oluşturulacak askeri güce liderlik etmesinin yanı sıra NATO için güney Akdeniz'de üsler edinme çabaları eşlik ediyor.”

Fransa'nın Libya'da askeri üslerden birinde düzenli bir güç şeklinde askeri bir temsile sahip olmak için çalıştığını belirten Abdulkafi, “Fransa gözünü Afrika ülkelerinin geri kalanına geçiş köprüsü olarak kullanmak için Recme Askeri Üssü’nün etki alanında bulunan Al Wigh Askeri Üssü’ne dikmiş durumda. Hafter aracılığıyla bu üsse yerleşecek olan Fransa, böylece Rusya'nın Kuzey Afrika'daki nüfuzuna karşı koyabilecek ve Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerine nüfuz ederek bazı Afrika ülkelerini Fransa'nın elinden alan Rusya'ya bir darbe indirebilecek” değerlendirmesinde bulundu.

Fransız usulü intikam

Fransa'nın Rusya'dan intikam almak istediğini ve bu yüzden Libya üzerinden Afrika'daki konumunu yeniden kazanmaya çalıştığını ifade eden Libyalı askeri uzman, bunun da Rusya'nın nüfuzunun Afrika’da yayılması karşısında ülkelerinin rejimlerine karşı çıkan Afrikalı isimleri desteklemesinin önünü açacağını belirtti. Abdulkafi, kısa süre önce Libya'nın güneyindeki Katrun kentinde tutuklanan ve Fransa'nın baskısıyla serbest bırakılan Nijerli muhalif lider Mahmud Salah ile olan ilişkisini de buna bağlıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Salah'ın Rusya’nın Afrika’daki nüfuzuna karşı olduğunu, dolayısıyla Nijer’de gücü azaldıktan sonra kaçak olarak Libya'ya sığındığını söyleyen Abdulkafi, Salah’ın Fransa’nın istihbarat konusunda güvendiği bir adam olduğunu vurguladı. Abdulkafi, Mahmud Salah’ın ülkesi Nijer başta olmak üzere Rusya’nın Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerindeki nüfuzuna karşı operasyonlar yürütmek üzere Fransa tarafından silah ya da bilgi ile destekleneceğini ve bir sonraki aşamada bu alanda rol üstleneceğini düşünüyor.

Libya, silah tedariki ve Rus paralı askerlerinin hareketliliği için güvenli bir koridor olması nedeniyle gerek Fransa ve gerek Rusya için Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerine yönelik askeri operasyonlarını başlatmalarına uygun bir platform olarak görülüyor. Dolayısıyla Fransa, ilki Rusya’nın Afrika’daki gücünü budamak olan çıkarlarına ulaşmak için bu stratejinin en uygun strateji olduğunu düşünüyor. Çünkü mevcut gelişmeler, NATO ülkeleri ile Rusya arasında Doğu Avrupa’da ya da Afrika'da çatışmalara işaret ediyor. ABD'nin barışı tesis etme çabalarına rağmen Gergin bir atmosfer hakim. Rusya’nın Kuzey Kore ve İran'dan, Ukrayna’nın ise Avrupa ülkelerinden silah sevkiyatı ve askeri takviyeleri devam ediyor. Verilere göre bu ülkeler arasında yakında askeri çatışmalar patlak verebilir. Doğu Avrupa’nın bir noktada bu çatışmanın yaşanabileceği aday arenalardan biri olarak görülürken ister Libya ister Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkeleri olsun, Kuzey Afrika da bu çatışma için açık bir arena haline gelebilir.

Abdulkafi, yukarıda anlatılanlara dayanarak Fransa'nın Libya'nın doğusunu, güneyini ve orta kesimlerinin kontrol edildiği Recme Askeri Üssü konusunda anlaşarak Libya'nın içinde konumlanmaya çalıştığını ve böylece Rusya’nın hem Libya’da hem de Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerinde nüfuzunun kapsamını genişletmesine karşı tek kurtarıcı ve ana geçiş köprüsü haline geldiğini söyledi. Fransa'nın amacının Rusya'nın daha fazla nüfuz etmesine izin vermemek olduğunu belirten Libyalı askeri uzman, bunun da Sahel bölgesi ve Sahra Altı Afrika ülkelerinde, özellikle Nijer’de Mahmud Salah gibi Afrikalı muhalif liderler ve onların grupları aracılığıyla bazı askeri faaliyetlere destek vererek ya da Mali'de Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi’ni ya da Rusya’nın varlığına karşı çıkan başka bir Afrikalı gücü destekleyerek gerçekleşeceğini vurguladı.

Abdulkafi’ye göre Fransa, Rusya’nın Sahel bölgesi, Sahra Altı Afrika, Orta ve Batı Afrika ve Afrika Boynuzu ülkelerindeki varlığına karşı bir role sahip olmak amacıyla bu ülkelerde yerel silahlı gruplar oluşturarak daha sonraki bir aşamada onlara silahlı destek sağlama yoluna gidecek.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.