Muhammed Ebu Bekir
Bağımsızlık talep eden Somaliland Bölgesi Başkanı Abdirahman Muhammed Abdullahi'nin (Irro), Somali kıyılarında İsrail tarafından bir askeri üs kurulması olasılığına ilişkin açıklaması Somali’nin siyaset ve basın çevrelerinde geniş yankı uyandırırken Somali egemenliği ile ulusal güvenliğine yönelik ciddi kaygılara yol açtı.
Bu açıklamaları, Tel Aviv'e yaptığı resmi ziyaret kapsamında İsrail'in i24 NEWS kanalına verdiği röportajda yapan Irro, önümüzdeki dönemde bölgede bir İsrail askeri üssü kurulabileceği olasılığını dışlamadığını belirterek İsrail ile Hargeysa arasında yakın zamanda doğrudan uçuşların başlayabileceğine de işaret etti.
Bu ihtimal, İsrail'in Somaliland'ın bağımsızlığını tanımasına yönelik bir anlaşmanın parçası olarak Somali siyaset ve basın çevrelerinde uzun süredir gündemde tutulurken Somaliland yetkilileri, bu senaryoyu sürekli olarak reddediyordu. Irro’nun İsrail televizyonuna yaptığı açıklama, spekülasyonlara son noktayı koyarken kaygıları daha da artırdı.
Kim önce davranır?
Irro röportajında, Somaliland'ın Kudüs'teki ilk temsilcilik ofisini açmasının iki taraf arasındaki ilişkilerin gelişimini yansıttığını söyledi. Bu adımın büyüyen bir diplomatik sürecin parçası olduğunu belirten Irro, Tel Aviv'in Hargeysa'nın bağımsızlığının tanınması talebine yanıt veren ilk başkent olduğuna dikkati çekti.
Irro, “Bölge bağımsızlığını 26 Haziran 1960'ta, pek çok Afrika ülkesinden önce ilan etti. Daha sonra Hargeysa ve Mogadişu liderleri tek bir Somali ulusu inşa etmek amacıyla gönüllü birlik konusunda uzlaştı. Ancak Mogadişu ile birlik koşulları Somali’deki iç savaşın başlamasıyla geçerliliğini yitirdi” diye konuştu.
Diğer ülkelerin Somaliland'ı tanımasının yalnızca bir zaman meselesi olduğunu vurgulayan Irro, henüz karar vermemiş ülkeleri harekete geçmeye çağırarak “Fırsat ilk adımı atanındır” dedi.
Bölgesel güvenlik dosyasında ise İre, bölgenin hiçbir tarafa tehdit oluşturmadığını ancak sahil güvenlik kapasitesini güçlendirmek için uluslararası destek arayışını sürdürürken kendini savunma hakkını saklı tuttuğunu söyledi. Hükümetinin Aden Körfezi kıyılarında bir İsrail askeri üssüne ev sahipliği yapmaya hazır olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlarken İsrail hükümetiyle ikili bir anlaşmaya varılması halinde bunu dışlamadığını belirtti. Ziyareti süresince İsrailli yetkililerle ele alınan öncelikli iş birliği alanlarının tarım, su, sağlık ve güvenlik olduğunu da ekledi.
Berbera Limanı'nın Etiyopya ve Boynuz Afrika ülkelerine açılan hayati bir geçiş noktası olduğuna dikkati çeken Irro, ABD, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail'in bu koridor üzerinden ticaret ve lojistik alanlarında iş birliğini geliştirmeye yönelik artan ilgisine değindi. Limanın ekonomik ve ticari boyutlarının yanı sıra jeopolitik önemini de vurgulayan Irro, Berbera Limanı’nın stratejik değerinin altını çizdi.
Kamuoyunu hazırlama
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Somali uzmanı Muhammed Abdi, Irro’nun İsrail'den yaptığı açıklamaların, özellikle Somali kıyılarında İsrail tarafından bir askeri üs kurulması ihtimalini doğrulayan bölümün, Somali kamuoyu için sürpriz olmadığını ancak yaygın beklentilerin resmi teyidi niteliği taşıdığını belirtti. Abdi'ye göre İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanıması karşılıksız değil, aksine ağır bir bedel içeriyor ve bölgeyi yeni bir çatışma dönemine sürükleyebilir.
Abdi, ‘bu ihtimali dışlamıyorum’ şeklindeki diplomatik yanıt kalıbının Somali kamuoyunun nabzını yoklamaya ve Aralık 2025'te alındığı değerlendirilen kararın zeminini hazırlamaya yönelik olduğuna dikkat çekti. Söz konusu tanımanın, Berbera Limanı yakınında İsrail askeri üssü kurulmasına izin verilmesi dahil açık koşullar içerdiği de vurgulandı.
Abdi, bu adımın yalnızca Somali ulusal güvenliğini değil, Aden Körfezi'nin güney kıyısında Kızıldeniz'in girişinde stratejik öneme sahip bu bölgede Arap ulusal güvenliğini de tehdit eden bir ihlal niteliği taşıyacağını değerlendiriyor. Kızıldeniz'e kıyısı bulunan Arap ülkelerinin, özellikle Bab’ul Mendeb Boğazı'na yakınlığı göz önüne alındığında hem kendi güvenlikleri hem de ticari deniz ulaşımı açısından bu güvenlik ve stratejik ihlaline karşı güçlü bir tutum sergilemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Abdi, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
“Askeri üs kurulması adımının, özellikle Mogadişu'nun kıyılarının korunmasına katılmaları için Türk kuvvetlerini yetkilendirdiği göz önünde bulundurulduğunda, Somali kıyılarındaki Türk askeri varlığı nedeniyle belirli bir süre alacağı kesin. Üstelik Türkiye, kıyı şeridi boyunca petrol arama faaliyetleri de dahil olmak üzere Somali'nin önde gelen ticari ve ekonomik ortağı konumunda.”
Abdi’ye göre bölgenin bir yanda İsrail'in emelleri diğer yanda Türk varlığı ve ayrıca İsrail'in bölgenin bağımsızlığını tanımasına karşı çıkan Arap ülkelerinin tutumları arasında yeni bir çatışmaya sahne olabilir. Arap Birliği'nin (AL) Somali'nin tüm toprakları ve karasuları üzerindeki egemenliğini teyit eden kararlar aldığını hatırlatan Abdi, uluslararası alanda tanınan Somali hükümetinin onayı olmaksızın gerçekleştirilecek her türlü İsrail askeri varlığının Somali egemenliğinin açık bir ihlali sayılacağını vurguluyor.
Abdi, Somali hükümetinin geçen yıl Mısır ile ortak savunma anlaşması imzaladığına da dikkat çekerek tüm bu verilerin Kızıldeniz havzasının girişlerinde yeniden alevlenecek bir rekabete işaret ettiğini söylüyor.
Henüz erken
Somalilandlı araştırmacı Ahmed Halife ise bölgede İsrail askeri üssü kurulmasının henüz erken olduğunu ve resmi olarak alınmış bir karar bulunmadığını savundu. Irro’nun "Bu ihtimali dışlamıyorum" şeklindeki ifadesinin üssün kurulacağı anlamına gelmediğini belirten Halife, bu ölçekte bir adımın Somaliland'ın uluslararası alanda tanınması üzerindeki etkisi açısından kapsamlı bir değerlendirme gerektirdiğini vurguladı. Çünkü Halife’ye göre Irro hükümetinin şu an en öncelikli hedefi uluslararası tanınırlık.
Halife, böyle bir kararın iki koşulda alınabileceğini öngörüyor. Bunlardan birincisi, başta Kızıldeniz'e kıyısı bulunan ülkeler olmak üzere komşu devletlerin Somaliland'ın bağımsızlığını tanımayı reddetmesi. Bu durumun hükümeti radikal kararlar almaya itebileceğini belirten Halife’ye göre ikincisi ise ABD, Fransa ve İngiltere gibi büyük güçlerin bölgenin bağımsızlığını tanıması ve Somaliland'ın bu tür anlaşmalar yapabilmek için gerekli meşruiyeti kazanması.
Halife, Arap ülkelerinin bu adımı önlemek için harekete geçmesinin ve Somaliland'ın bağımsızlığını tanıma yolunu seçmesinin kendi çıkarlarına hizmet edeceğini düşünüyor. Böyle bir adımın ulusal güvenlik, siyasi ve stratejik çıkarlarını koruma bağlamında bu yönelimi engelleyici önemli bir jest olacağını vurgulayan Halife, Arap Birliği'nin hukuki ve siyasi gerekçeler mevcut olmasına karşın bölgenin bağımsızlığını tanımaktaki ısrarının ne anlama geldiğini merak ettiğini belirtti.
Arap ülkelerinin Somaliland'ın bağımsızlığını tanımasının bölgenin ortak Arap çalışmalarına dahil edilmesini ve bu çerçevede Arap ulusal güvenliğiyle ilgili kısıtlamalar ile yükümlülükleri üstlenmesini güvence altına alacağının altını çizen Halife, aksi takdirde gerekçesiz bir reddin ardından yapılan itirazların Hargeysa hükümetini İsrail'e ya da bağımsızlığını tanıyabilecek başka ülkelere yönelmek zorunda bıraktığına dikkati çekti.
Araştırmacı, Arap ülkelerinin önünde siyasi ve ahlaki bir sorumluluk bulunduğunu ya Somaliland'ı kendi bünyelerine katmak ya da onu İsrail'e teslim edip sonra da kaçan fırsatın ardından ağlamak arasında bir tercih yapmak zorunda olduklarını vurguladı. Bazı Arap ülkelerinin Somaliland'ın bağımsızlığının tanınması konusunda olumlu sinyaller verdiğine de işaret eden araştırmacı, BAE'nin Irro’yu ziyaret için davet ettiğini ve Hargeysa ile ekonomik ve ticari anlaşmalar imzaladığını hatırlattı. Bu nedenle Halife, tüm Arap ülkelerinin bağımsızlık meselesinde AL ile aynı çizgide olduğunu söylemenin mümkün olmadığını belirtti.
