ABD ve İran arasında kırılgan ateşkes ve müzakere sınavı

Ateşkes mi, yoksa bir ara mı?

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

ABD ve İran arasında kırılgan ateşkes ve müzakere sınavı

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Tarık Raşid

İran ile ABD ve İsrail arasında süren şiddetli savaşın 39. gününde, ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı'nın açılmaması halinde ‘İran’ı taş devrine geri döndüreceği’ tehdidini savurmasından bu yana dünya 12 saat boyunca nefesini tuttu. Washington ve Tahran, Hürmüz Boğazı'nda güvenli seyrüseferin sağlanmasıyla eş zamanlı olarak iki haftalık ateşkes öngören bir anlaşmaya vardıklarını açıkladı.

Pakistan'ın arabuluculuğunda sağlanan anlaşma, Başkan Trump ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından karşılıklı açıklamalarla onaylandı. Her ikisi de iki haftalık ateşkes süresince Washington'ın ortaya koyduğu on beş madde ile Tahran'ın sunduğu on şartı temel alan nihai bir anlaşma için müzakerelere başlanacağına dikkat çekti.

Taraflar, İran'ın sivil ve askeri altyapısının büyük bir bölümünü tahrip eden, küresel ekonomiyi olumsuz etkileyen ve Başkan Trump'ın iç politikadaki popülaritesinin azalmasına neden olan savaşı sürdürmekten kaçınmak için Pakistan'ın arabuluculuğunu kabul ettiler. İran'ın tüm bölgelere yağdırdığı füzeler nedeniyle yeraltı sığınaklarında uzun süren günlük sıkıntılar, İsrail'de halkın hoşnutsuzluğunu körükledi.

Beyaz Saray, anlaşmayı askeri bir zaferin doruk noktası olarak nitelendirmekten geri durmazken, İran’da kutlamalar İran ordusunun zaferi olarak başladı ve İsrail, Lübnan cephesindeki taahhütlerini yerine getireceği tehdidiyle birlikte, isteksizce de olsa anlaşmayı onayladığını açıkladı. Anlaşmaya göre Başkan Yardımcısı J.D. Vance liderliğindeki ABD heyeti ile Abbas Arakçi liderliğindeki İran heyeti arasında müzakereler, cuma gününden itibaren altı haftayı geçmeyecek bir süre boyunca İslamabad'da devam edecek. Trump ise iki hafta içinde nihai bir anlaşmaya varılmasını bekliyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump, anlaşmayı ‘dünya barışı için büyük bir gün’ olarak nitelendirdi ve İran'ın yeniden inşa sürecine başlayabileceğini belirtti. Trump, iyimserliğiyle Ortadoğu’nun, ABD’nin şu anda yaşadığı altın çağ gibi bir altın çağa gireceğini müjdeledi. Trump ayrıca bölgede birçok olumlu gelişme yaşanacağını ve ‘büyük paralar kazanılacağını’ sözlerine ilave etti.

İran, bu anlaşmayı, İranlıların Washington’ın ortaya koyduğu on beş maddeyi reddetmesinin ardından Trump’ın müzakere şartı olarak kabul ettiği on talebini karşıladığını öne sürdü.

Trump, anlaşmayı ‘dünya barışı için büyük bir gün’ olarak nitelendirdi ve İran'ın yeniden inşa sürecine başlayabileceğini belirtti.

İran Ulusal Güvenlik Konseyi'ne göre on maddelik listede, ABD'nin saldırıları durdurma taahhüdünü, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünün devam etmesi, İran'ın nükleer programı için gerekli uranyum zenginleştirme çalışmalarının kabul görmesi, tüm önemli yaptırımların kaldırılması, İran devletiyle iş yapan yabancı kuruluşlara yönelik tüm kısıtlamaların sona erdirilmesi, İran aleyhindeki tüm Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının iptal edilmesi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) Tahran aleyhindeki tüm kararlarının kaldırılması, savaşın İran'a verdiği zararın tazmin edilmesi, bölgedeki ABD savaş güçlerinin çekilmesi ve İsrail ile Hizbullah arasındaki Lübnan cephesi de dahil olmak üzere tüm cephelerde ateşkes ilan edilmesi maddelerini içeriyor.

Beyaz Saray, ayrıntıları hâlâ belirsizliğini koruyan anlaşmayı, Başkan Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz trafiğine yeniden açılmasını sağlama konusundaki başarısını yansıttığını belirtti. Ancak Tahran’ın geçiş yapan gemilere uyguladığı geçiş ücretleri ve geçişin İran Silahlı Kuvvetleri ile koordineli olarak gerçekleştirilmesi şartına değinmedi.

Ancak Netanyahu'nun, İran'a yönelik saldırıları iki hafta süreyle askıya alma yönündeki Trump'ın kararını desteklediğini açıklaması ve anlaşmanın Lübnan cephesini kapsamadığını iddia etmesi, İsrail Başbakanı'nın gözlemcilerin ‘içeride dondurulmuş dosyalarını açılmasını engelleyen bir perde’ olarak kullandığı savaş tozunu ortadan kaldıracak herhangi bir anlaşmayı sabote etmeye çalışmak olarak nitelendirdikleri bir girişim için bir açık kapı oluşturabilir.

Ancak İran'ın, özellikle Tahran'ın çatışmada cephelerin birliğini ısrarla vurguladığı ve bölgedeki müttefiklerini yüzüstü bırakmış gibi görünmeye hazır olmadığı göz önüne alındığında, Lübnan cephesinin ABD ile yapılacak anlaşmadan ayrılmasını kabul etmesi beklenmiyor. Bununla birlikte Netanyahu, sonunda Washington'ın seçtiği yoldan başka bir çıkış yolu bulamaz.

Kırılgan ateşkes

Müzakerelerin, Başkan Trump’ın İran’a savaş açmanın başlıca nedeni olarak her zaman gösterdiği İran’ın nükleer ve füze programlarının geleceği konusunda ciddi engellerle karşılaşması bekleniyor. Bunun yanında Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş düzenlemeleri, bölgedeki ABD müttefiklerine yönelik güvenlik garantileri, İsrail'in askeri maceralarının daha fazla engellenmesi, İran'a uygulanan yaptırımlar ve Washington'da dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılması da gündemde.

Trump, Vietnam, Afganistan ve Irak'taki gibi bir çatışma bataklığına saplanma korkusuyla bu savaşı bir an önce bitirme isteğini dile getirdi ve imajı, kendisini sosyal medya sayfalarında alay konusu haline getiren tekrarlanan tehditler dizisiyle sarsıldıktan sonra, zafer iddiasıyla birlikte gelen şiddetli tepkileri göze almayı tercih etti. Bunların sonuncusu, İran medeniyetini yok edip onu Taş Devri'ne geri döndürme tehdidiydi. Bu tehdit, Cumhuriyetçi Parti'nin kendi saflarında bile büyük öfkeye yol açtı.

Trump, Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ve Genelkurmay Başkanı Asim Munir ile yaptığı görüşme ve İran'a karşı sergilediği yıkıcı güç kullanımından vazgeçme talepleri üzerine, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı güvenli deniz trafiği için tam ve derhal açma taahhüdüne dayanarak, saldırıları iki hafta süreyle durdurmayı kabul ettiğini yazdı.

Trump, ateşkesin karşılıklı olacağını ve bunu kabul etmesinin nedeninin, ABD'nin askeri hedeflerinin tamamını zaten gerçekleştirip aşmış olması ve her iki tarafın da uzun vadeli barış konusunda nihai bir anlaşmaya varmak için büyük bir yol katetmiş olması olduğunu açıkladı. Arakçi ise İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi adına konuşarak, ülkesinin ‘savunma’ operasyonlarını iki hafta süreyle durdurmayı kabul ettiğini ve İran Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde ve teknik kısıtlamaları dikkate alarak Hürmüz Boğazı'nda güvenli seyrüseferin sağlanabileceğini açıkladı.

Cumhuriyetçi Parti içinden gelen eleştiriler

Trump, partisinin liderinin izlediği politikalar konusunda genellikle sergilediği mutlak sessizliğe rağmen, İran medeniyetini yok etme tehditleri nedeniyle bazı parti üyelerinden eleştirilere maruz kalmıştı. Teksaslı Cumhuriyetçi Temsilci Nathaniel Moran, İran’ın ‘taş devrine geri gönderilmesi’ tehdidini reddettiğini açıkladı. Moran, çünkü bunun ‘ABD'nin tarihi boyunca gözetmiş olduğu ilkelerle’ çeliştiğini belirtti. Alaska Senatörü Lisa Murkowski ise, ‘bu bir müzakere baskı aracı olsa bile bir medeniyeti yok etme’ tehdidinde bulunulmasına karşı olduğunu vurguladı.

Bu söylemin, Amerikan ulusunun kuruluşundan bu yana tüm dünyada savunduğu ve temsil ettiği değerlere bir hakaret olduğunu düşünen Lisa Murkowski, bunun, ABD'nin özgürlük feneri rolünü zayıflattığını ve Amerikalıları hem dış hem de iç tehlikelere maruz bıraktığını belirtti.

Kaliforniya Temcilsi Kevin Kelly ise ABD Kongresi'ni savaş üzerindeki denetim rolünü yerine getirmeye çağırdı ve ABD'nin medeniyetleri yok etmediğini ve bununla tehdit etmemesi gerektiğini vurguladı. Demokratlar da bu tehdidi kınadı ve Trump'ı görevden almak amacıyla yargılanması yönünde çağrılarda bulundular. Özellikle aşırı solcu ilerici kesimden birçok Demokrat milletvekili, Trump’ın ‘yetkilerini ve görevlerini yerine getiremez’ durumda olması halinde başkan yardımcısı ve kabine üyelerinin çoğunluğunun başkanı geçici olarak görevden almasını öngören ABD Anayasası'nın 25. maddesinin uygulanmasını talep etti. Ancak 25. madde uyarınca başkanın görevden alınması için, yönetimindeki üyelerin çoğunluğunun yanı sıra Senato ve Temsilciler Meclisi üyelerinin üçte ikisinin onayı gerekiyor. Bu da, her ne kadar az bir farkla da olsa, Cumhuriyetçilerin her iki mecliste de çoğunluğu elinde bulundurmasından dolayı imkansızlaşıyor.

rgrtg
Tel Aviv'de, ABD ve İsrail'in İran'a düzenlediği saldırıların ardından Donald Trump'a teşekkür eden bir reklam panosu, 12 Mart 2026 (AFP)

Öyle görünüyor ki bu eleştiriler, Trump’ın bu ateşkesi kabul etmesi için büyük bir baskı unsuru oluşturdu. Bunun yanında enerji ve nakliye fiyatlarındaki artış, tedarik zincirlerinin aksaklığı ve yarı iletken ve gübre endüstrisi için gerekli olan helyum ihracatının etkilenmesi, birçok gıda ürününün fiyatlarının yükselmesine, enflasyon oranlarının artmasına ve hisse senedi piyasalarında dalgalanmaya neden oldu.

Geçici ateşkesin duyurulması genel olarak her iki parti tarafından da memnuniyetle karşılandı. Demokratlar, Trump yönetiminin bu ‘yasadışı’ savaşı başlatmasından dolayı hesap vermesi gerektiği çağrısını yinelerken, bazı Cumhuriyetçiler nihai bir anlaşmaya varılabileceğinden şüphelerini dile getirdi. İran ile savaşın şahinlerinden sayılan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, diplomasiyi tercih ettiğini ancak ateşkes haberlerinden endişe duyduğunu belirterek, olası herhangi bir anlaşmayı titizlikle inceleyeceğine söz verdi.

Graham, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda, ‘Tahran'ın ABD/İsrail-İran savaşının patlak vermesinin ardından Hürmüz Boğazı'na saldırarak deniz seyrüseferini engellediğinin unutulmaması, dünyaya yönelik bu saldırgan eylemi için ödüllendirilmemesi ve uranyum zenginleştirmeye geri dönmesine izin verilmemesi gerektiğinin’ altını çizdi.

edrfvfe
İran'ın başkenti Tahran'ın mahallelerinin bombalanmasının ardından yükselen dumanlar, 1 Mart 2026 (AFP)

Aşırı sağcı Laura Loomer gibi savaşı destekleyen Cumhuriyetçi kanattan bazı aktivistler, ateşkesin başarısız olacağını ve savaşın yeniden başlayacağını öngördü. Loomer, ABD’nin bu durumdan ‘hiçbir kazanç elde edemediğini, buna karşın teröristlerin İran'da kutlama yaptığını’ öne sürdü.

Demokrat Senatör Chris Murphy ise İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmesine izin vermenin ‘Tahran için tarihi bir zafer’ olacağı konusunda uyarıda bulunarak, buna izin verilmesini ‘şaşırtıcı bir başarısızlık’ olarak nitelendirdi.

ABD-İran müzakerelerinin başarısı, Washington'un çok yönlü baskılar arasında hassas bir denge kurabilmesine bağlı olmaya devam ediyor; Bir yandan, yönetim, yaptığı fedakarlıkların boyutunu yansıtan somut diplomatik kazanımlar elde etmek zorunda, diğer yandan ise yaptırım sisteminin gözden geçirilmesi, dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması ve Hürmüz Boğazı'nın yönetimi için yeni düzenlemeler gibi İran'ın talepleriyle karşı karşıya.

Bunun yanı sıra savaş İran'ın füze ve nükleer programlarıyla ilgili ilan edilen hedeflerin gerçekleştirilmesiyle sonuçlanmadı. Bu da ABD Kongresi'ndeki müttefiklerinin itirazlarıyla karşı karşıya kalan yönetimin manevra alanını daraltıyor. Kriz, transatlantik ilişkilere de gölge düşürdü ve Washington’ın sürdürülebilir bir çözümü desteklemek için mümkün olan en geniş uluslararası koalisyona ihtiyaç duyduğu bir dönemde Avrupalı ortaklarla sürtüşmelere yol açtı.

Bu bağlamda, İslamabad'ın karşı karşıya olduğu gerçek sınav, tarafların ateşkesini, imaj endişeleri ve iç baskılardan uzak, anlaşmazlıkların özünü ele alan bir müzakere çerçevesine dönüştürebilme yetenekleri olacak.



ABD ara seçimlerinden sonra… İran’a yönelik bir saldırı, savaşı sona erdirecek mi yoksa genişletecek mi?

Al Majalla – Reuters
Al Majalla – Reuters
TT

ABD ara seçimlerinden sonra… İran’a yönelik bir saldırı, savaşı sona erdirecek mi yoksa genişletecek mi?

Al Majalla – Reuters
Al Majalla – Reuters

Futoshi Matsumoto

Amerikalılar 3 Kasım’da sandık başına gidecek. Seçim kampanyasının odağında, Ortadoğu’daki uzak bir savaş değil, fiyatlar ve yaşam maliyeti yer aldı. Ancak oy sayımının tamamlanmasının ardından Washington’ın dikkatinin yeniden Körfez’e çevrilmesi bekleniyor.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı İran savaşı dokuzuncu ayına girdi. Şubat-nisan ayları arasında devam eden yoğun hava saldırıları savaşın ilk aşamasını, yaz aylarından bu yana süren abluka ve aralıklı çatışmalar ise ikinci aşamasını oluşturdu. Şimdi ise savaş üçüncü bir aşamanın eşiğinde görünüyor. Hürmüz Boğazı fiilen kapalı kalırken, ABD’nin deniz ablukası İran ekonomisini sıkıştırmaya devam ediyor.

En önemli işaret diplomatik kanallar üzerinden geldi. Wall Street Journal gazetesi, 27 Ekim’de Washington’ın diplomatik ve askerî kanallar aracılığıyla bazı Körfez ülkelerine, ara seçimlerin ardından kısa süreli ve yoğun bir askerî harekâta hazırlıklı olmaları gerektiğini bildirdiğini aktardı.

Bu bilgilendirme rutin bir prosedür niteliği taşımıyor. İran, savaş boyunca Körfez genelindeki ABD üslerini, enerji tesislerini ve havalimanlarını hedef aldı. Bu nedenle söz konusu bildirim, fiilen füze savunma sistemlerinin konuşlandırılması ve sivillerin korunmasına yönelik tedbirlerin alınması çağrısı anlamına geliyor. Bu tür uyarılar genellikle askerî harekâttan kısa süre önce yapılıyor.

Başkan Donald Trump 8 Ekim’de, ara seçimlerden önce İran’a saldırmayacaklarını taahhüt etti ancak seçim sonrasına ilişkin herhangi bir güvence vermedi. Yakın zamanda düzenlenen bir seçim mitinginde, Tahran’ın anlaşmayı kabul etmemesi halinde ABD’nin ilkbaharda gerçekleştirdiği bombardıman harekâtına atıfta bulunarak ‘küçük bir Destansı Öfke Operasyonu düzenleyebileceğini’ söyledi. Ekim ayının sonlarında seçimlerin ardından saldırı düzenlenmesi ihtimali sorulduğunda ise “Her şey mümkün” yanıtını verdi.

Askeri hazırlıklar tamamlanıyor

İlk olarak, ABD askerî güçleri bölgede toplanıyor. Halihazırda USS George H. W. Bush ve USS George Washington uçak gemilerinin öncülük ettiği iki taarruz grubu bölgede bulunuyor. Eylül ayının sonunda San Diego’dan ayrılan USS Theodore Roosevelt uçak gemisi taarruz grubu ile USS Makin Island amfibi çıkarma gücü de bölgeye doğru ilerliyor. Kasım ayının sonuna gelindiğinde İran çevresinde üç uçak gemisi taarruz grubu ve iki amfibi çıkarma gücünün konuşlandırılması mümkün. Bu, 2003’teki Irak işgalinden bu yana gerçekleştirilen en büyük askerî yığınak olacak. Ancak uçak gemilerinin görev değişim takvimi, üç grubun aynı anda bölgede ne kadar süre kalabileceğini belirleyecek.

İkinci olarak, savunma sistemleri güçlendiriliyor ve ABD askerlerinin maruz kaldığı risk azaltılıyor. Washington, Teksas’tan İsrail’e ilave bir Patriot hava savunma sistemi bataryası nakletmeye başladı. Saldırıya açık üslerden askerlerini çekti, mühimmat stoklarını yenileme çalışmalarına hız verdi. Bombardıman uçakları ve savaş uçakları da saldırı düzenlemek üzere hazırlık yapıyor. Bu gelişmeler, savaş öncesinde yürütülen olağan hazırlık sürecinin tipik göstergeleri.

Üçüncü olarak, askerî planlar daha somut hâle geldi. New York Times gazetesine göre ABD ve İsrail orduları, İran’ın enerji altyapısını, nükleer tesislerini ve füze ile insansız hava aracı (İHA) cephaneliğini hedef alacak yaklaşık üç günlük bir harekât için ayrıntılı planlar hazırladı. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in de ekim ayının sonlarında İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile yeni saldırıların düzenlenmesini görüştüğü bildirildi.

Dördüncü olarak, İran’ın nükleer programına ilişkin belirsizlik, olası bir saldırı için gerekçe oluşturuyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, 27 Ekim’de Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne yaptığı açıklamada, UAEA’nın hasar gören tesislerde herhangi bir onarım çalışması tespit etmediğini ancak müfettişlerin bu tesislere erişememesi nedeniyle nükleer maddelerin beyan edilen amaçlar dışında kullanılıp kullanılmadığını doğrulayamadıklarını bildirdi.

Natanz yakınlarında bulunan ve Kazma Dağı’nın derinliklerinde inşa edilen tesis ise başlıca endişe kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. Doğrulama yapılamaması, tek başına yeni bir savaşın gerekçesi haline gelebilir.

Neden üç gün?

Trump ayrıca, savaşın ‘seçimlerin hemen ardından’ sona ereceğini söyledi. Yeniden saldırı düzenleme ve aynı zamanda savaşı bitirme taahhüdü çelişkili görünebilir. Ancak Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi araştırmacısı Seth Jones, yeni bir saldırı dalgasının kesin sonuç vermese bile Washington’a İran’ın nükleer programını bir kez daha geciktirdiğini ilan etme ve ardından savaştan çekilmeye başlama imkânı sağlayacağını düşünüyor. Bu açıdan bakıldığında üç günlük harekât, uzun süreli bir savaşın başlangıcından ziyade, savaştan çıkışın önünü açacak bir darbe indirmek üzere tasarlanmış görünüyor. Benzin fiyatlarının yükselmesinden duyulan endişe nedeniyle petrol rafinerilerinin hedef alınmasından kaçınılabileceğine ilişkin haberler de bu yorumu destekliyor.

26 Ekim 2026 tarihinde Tahran’da Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıdan (Reuters)
26 Ekim 2026 tarihinde Tahran’da Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve İran arasında düzenlenen dörtlü toplantıdan (Reuters)

‘Every War Must End’ adlı ünlü kitabın yazarı Fred Ikle, bu yaklaşımı tırmandırma yoluyla barış sağlama çabası olarak nitelendirirken liderlerin bir sonraki saldırının belirleyici olacağına inanma eğilimine karşı da uyarıda bulundu.

İsrail’de siyasi çıkmaz

27 Ekim’de gerçekleştirilen İsrail seçimleri Netanyahu açısından ne zafer ne de yenilgiyle sonuçlandı; seçimler çıkmaza girdi. Likud en büyük parti olmayı sürdürürken, Netanyahu’nun liderliğindeki sağ ve dinî blok da eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot ve partisi Yashar’ın öncülük ettiği muhalefet de çoğunluğu elde etmek için gereken 61 sandalyeye ulaşabildi. Seçimlere katılım oranı yüzde 77,7 olurken, Arap partileri 17 ila 19 arasında değişen rekor sayıda sandalye kazandı. Buna rağmen muhalefetin önde gelen iki ismi Naftali Bennett ve Avigdor Liberman, söz konusu partilerin desteğine dayanacak herhangi bir hükümete katılmayacaklarını açıkladı. Hükümetin kurulması en az birkaç hafta sürecek. Yeni bir seçime gidilmesi ihtimali de bulunuyor. Sonuç kesinleşene kadar Netanyahu geçici hükümetin başbakanı olarak görevini sürdürecek.

Bu siyasi çıkmazın İran dosyası üzerinde de etkileri bulunuyor. İsrailli kamuoyu araştırmacısı Shmuel Rosner, seçimlerden önce yaptığı değerlendirmede, çoğunluğun sağlanamamasının Netanyahu’ya İran’a saldırmak ve ardından savaş sona erene kadar muhalefeti kendi liderliğinde kurulacak bir olağanüstü hâl hükümetine katılmaya davet etmek için teşvik sağlayacağını belirtmişti. Bu senaryonun geçmişte bir örneği de bulunuyor. Benny Gantz’ın partisi, 7 Ekim 2023 saldırısından birkaç gün sonra savaş kabinesine katılmıştı. Zira savaş, özellikle güvenliğin siyasi yaşamda her zaman merkezi bir konumda olduğu bir ülkede, siyasetçileri seçim vaatlerinden geri adım atmaya yöneltiyor.

İsrail muhalefeti de İran konusunda uzlaşmacı bir tutum benimsemiyor. Eisenkot, İran’da rejim değişikliğinin savaşın hedefi olmasına karşı çıkıyor ancak İran’ın nükleer ve füze programlarının yok edilmesini hedefleyeceğini açıkladı. Bu nedenle muhalefetin bazı kesimlerinin, hedefleri yalnızca bu iki programla sınırlı olan ABD öncülüğündeki bir operasyona karşı çıkması zor olacak. Bu durum, Netanyahu’nun Bennett veya Liberman gibi sağcı isimleri ya da Yashar Partisi’nin bazı üyelerini yanına çekerek savaş döneminde bir ulusal birlik hükümetinin başında iktidarını sürdürmesi için en elverişli fırsat olabilir.

Geçici hükümet savaş kararı alabilir mi? İsrail’de yürürlükteki yasa, olağan hükümet ile geçici hükümet arasında ayrım yapmaksızın, savaş kararı alınabilmesi için hükümetin veya güvenlik kabinesinin onayını şart koşuyor. Genelkurmay Başkanı ve hükümetin hukuk danışmanı ihtiyatlı davranılması yönünde çağrıda bulunabilir, ancak kararın alınmasını engelleyecek yasal yetkiye sahip değiller.

Sonuç olarak, ABD’nin onayı olmadan İsrail’in büyük çaplı bir saldırı düzenlemesi beklenmiyor. Önleyici füze stoklarının sınırlılığı ve İran’ın misilleme kapasitesi, inisiyatifi Washington’ın elinde tutuyor. Ancak ABD saldırı kararı alırsa İsrail’in de operasyona katılması neredeyse kesin. Washington’ın saldırıdan kaçınması halindeyse Netanyahu’nun bir koalisyon hükümeti kurma şansı azalacak ve erken seçim ihtimali güçlenecek. Böylece Trump’ın vereceği karar, İsrail’in iç siyasetinin seyrini de belirleyebilecek.

‘Topal ördek’ döneminde Washington’ın fırsatı

ABD’de savaş, kamuoyunun geniş kesimlerinin muhalefetiyle karşı karşıya. Reuters ve Ipsos tarafından ağustos ayında gerçekleştirilen bir ankete göre savaşı destekleyenlerin oranı yüzde 31’de kalırken, Başkan’ın performansından duyulan memnuniyet oranı yüzde 33’e geriledi. Her iki gösterge de şimdiye kadarki en düşük seviyelerine indi. Ayrıca bir galon benzinin fiyatı 3 doların altından 4 doların üzerine çıktı. Trump da bu nedenle seçimlerden önce saldırı düzenlemeyeceğini taahhüt etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Donald Trump, 28 Temmuz 2026’daki görüşmeleri öncesinde Beyaz Saray’ın Oval Ofisi’nde (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Donald Trump, 28 Temmuz 2026’daki görüşmeleri öncesinde Beyaz Saray’ın Oval Ofisi’nde (AFP)

Ancak bu kısıtlama 3 Kasım’da ortadan kalkacak. Seçimlerin sonucu ne olursa olsun, yeni Kongre’nin 3 Ocak’ta göreve başlamasından önceki yaklaşık iki aylık dönem, görev süresi sona ermekte olan Kongre’nin çalışmalarını sürdürdüğü ‘topal ördek’ dönemi olarak biliniyor. Demokratların Temsilciler Meclisi’nde kontrolü yeniden ele geçirmesi halinde, ocak ayından itibaren Kongre’de savaş yetkilerine ilişkin baskı artacak. Beyaz Saray açısından kasım ortasından aralık sonuna kadar uzanan dönem, harekete geçmek için elverişli bir fırsat olarak görülebilir. Aynı dönemde bölgedeki askerî takviyelerin de tamamlanması bekleniyor.

Bu arada diplomasi ihtimali giderek zayıflıyor. Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ve Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, çatışmaların yeniden başlamasını önlemek amacıyla 26 Ekim’de Tahran’a gitti. Ertesi gün önemli arabuluculardan Katar, İran’ın iyi niyetini ortaya koyabilmesi için komşularını tehdit etmeyi bırakması ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması gerektiğini açıkladı. Aynı gün İran Deniz Kuvvetleri ise bir petrol tankerinin boğazın doğusunda bir mayına çarptığını duyurdu.

Washington’ı bir saldırı düzenlemekten alıkoyan ne?

Henüz hiçbir şey kesinleşmiş değil. Trump daha önce de saldırıları son anda iptal etmişti. İran’ın misilleme kapasitesi ise caydırıcılığın en önemli unsuru olmaya devam ediyor. Tahran, herhangi bir saldırıya karşılık Körfez genelindeki petrol rafinerilerini, elektrik şebekelerini, su tesislerini ve petrol sahalarını hedef alacağı uyarısında bulundu. İran’ın hâlâ yüzlerce, hatta binlerce füzeye sahip olduğu belirtilirken, önceden depoladığı parçaları kullanarak yeni füzeler ürettiğine ilişkin haberler de geliyor. Buna karşılık ABD ve Körfez ülkelerinin önleme füzesi stokları ciddi baskı altında. Ayrıca çok sayıda analist, 20 binden fazla saldırıya dayanmış olan Tahran’ı boyun eğmeye zorlamak için daha fazla bombardıman düzenlemenin işe yarayacağından şüphe ediyor.

Bu göstergeler bir arada değerlendirildiğinde tutarlı bir tablo ortaya çıkıyor. Askerî açıdan planlar hazırlandı, kuvvet yığınağı sürüyor ve Körfez ülkelerine uyarılar iletildi. Washington’da ise ara seçimlerin getirdiği kısıtlama ortadan kalkıyor. İsrail’de siyasi çıkmaz, Netanyahu’nun ABD öncülüğündeki bir operasyona katılma yönündeki motivasyonunu güçlendirdi. Diplomatik cephede de Washington’ın nükleer talepleri ile Tahran’ın şartları arasındaki uçurum kapanmadı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre dört unsurun tamamı aynı yönde işaret veriyor. Uzmanlara göre kasım ortası ile aralık ayı arasında kısa süreli ve yoğun bir ABD-İsrail askerî harekâtı düzenlenmesi ihtimali yüzde 50’nin üzerine çıkmış durumda.

İran bayrağının resmedildiği duvar resminin önünden geçen bir kadın, Tahran, 26 Ekim 2026 (AFP)
İran bayrağının resmedildiği duvar resminin önünden geçen bir kadın, Tahran, 26 Ekim 2026 (AFP)

Buradaki seçenekler yalnızca savaş ile diplomasi arasında şekillenmiyor. En muhtemel senaryo, kısa ve yoğun bir saldırı düzenleyerek bunu zafer olarak sunmak ve ardından bir tür anlaşmaya varmak suretiyle savaşı tırmandırma yoluyla sona erdirmeye çalışmak. Tahran ise Hürmüz Boğazı’nı kısmen yeniden açmak gibi sınırlı bir tavizle bu saldırının önüne geçmeye çalışabilir. Ancak İran’ın Körfez ülkelerindeki enerji tesislerini hedef alarak karşılık vermesi halinde, üç gün sürmesi öngörülen bir operasyon kolaylıkla üç günde sona ermeyen bir savaşa dönüşebilir. Böylece savaştan çıkış yolunu açmak amacıyla düzenlenen bir saldırı, savaşın yeni bir aşamasına giriş kapısı haline gelebilir.

Peki ya Japonya ve Asya?

Japonya, ham petrol ithalatının büyük bölümünü Ortadoğu’dan karşılayan ve Hürmüz Boğazı’nı hayati bir geçiş noktası olarak gören bir ülke. Bu nedenle savaş, uzakta bir yerde alevlenen bir yangından ibaret değil. Saldırıların yeniden başlaması ve Körfez’deki enerji tesislerinin hedef alınması halinde yaşanacak şok, geçen ilkbahardakinden daha ağır olabilir. Enerji ithalatçısı Asya ülkelerinin olası bir enerji arzı, deniz taşımacılığı ve bölgede bulunan vatandaşlarının güvenliği krizine karşı hazırlıklarını gözden geçirmesi ve bu riskleri kriz yönetimi perspektifiyle ele alması gerekiyor. Ayrıca çabalarını hâlâ sürdüren arabulucu ülkeler Katar, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye ile yakın iletişimi korumaları da önem taşıyor.

Her savaşın bir gün sona ermesi gerekir. Ancak nasıl sona ereceği, onu bitirme kararını verenlere bağlıdır. Seçim gecesinin ardından bizi ne bekliyor? Savaşı sona erdirecek son bir saldırı mı, yoksa daha uzun ve daha ağır bir çıkmazın başlangıcı mı? Bu yol ayrımına giderek yaklaşıyoruz.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."


İspanya'daki tren faciası Başbakan Sanchez'in seçim hesaplarını altüst edebilir

Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
TT

İspanya'daki tren faciası Başbakan Sanchez'in seçim hesaplarını altüst edebilir

Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)
Tren kazasının ardından radikal sağcı gruplar, hükümet karşıtı protestolar düzenledi (Reuters)

İspanya'da meydana gelen ve en az 69 kişinin hayatını kaybettiği tren kazası, Pedro Sanchez hükümetine yönelik eleştirileri artırdı.

29 Kasım'da yapılacak genel seçimlere haftalar kala yaşanan facia, demiryollarının bakımı, yatırımlar ve personel eksikliği konusundaki endişeleri gündeme taşıdı.

Madrid-Sevilla arasındaki hızlı tren hattının Toledo geçişinde 28 Ekim'de yaşanan kaza, İspanya'da bu yıl gerçekleşen ikinci ölümcül hızlı tren kazası oldu.

Olayın ardından üç gün yas ilan edilirken, hükümet karşıtı protestolar patlak verdi. Facianın yaşandığı akşam Madrid ve Barselona'da düzenlenen eylemlerde göstericiler "Yolsuzluk öldürür" ve "Defolun" yazılı pankartlar taşıdı.

Sanchez bir yıldan kısa sürede iki hızlı tren kazası yaşanmasını "kabul edilemez" diye nitelerken, benzer olayların tekrarlanmaması için güvenlik önlemlerinin artırılacağını söyledi. Ocak ayında Kurtuba'da aynı hat üzerinde meydana gelen kazada 40'tan fazla kişi hayatını kaybetmişti.

Diğer yandan özellikle Ulaştırma Bakanı Oscar Puente'nin, tren kazasının bilgisayar sistemindeki arıza ve insan hatasından kaynaklandığını söylemesi büyük tepki çekti.

Madrid'de Ulaştırma Bakanlığı'nın önünde radikal sağcıların örgütlediği eylemlerde Puente'ye istifa çağrısında bulunuldu.

Bakanın açıklaması, kazanın tüm yönleriyle soruşturulmasını isteyen sendikaların da tepkisini çekti. El Pais'nin aktardığına göre, İspanya'nın en büyük işçi sendikası konfederasyonlarından UGT'den Vicente Almenar, "İnsan hatası mı? Bakan bunu nasıl söyleyebilir?" dedi ve ekledi:

İnsan hataları, işinizi yapmak için gerekli ekipmana sahip olmadığınızda ortaya çıkar. Suçu başkalarına yıkıyorlar. Burada gerekli yatırımlar yapılmadı, personel ve deneyimli çalışan sıkıntısı var. Bu açıklamaların tek yaptığı şey çatışma yaratmak.

Sanchez, ülkedeki konut krizine çözüm içeren kararnamelerin Meclis'te muhalefetteki sağ partiler tarafından reddedilmesinin ardından erken seçime gitme kararı aldığını bu ay başında açıklamıştı.

Sağ kanattaki partiler, tren kazasının ardından Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) hükümetine baskıyı iyice artırdı.  

Muhafazakar çizgideki Halk Partisi (PP) lideri Alberto Núñez Feijóo, dünkü açıklamasında kazadan sorumlu siyasetçilerin hesap vermesi gerektiğini belirterek, "Böyle devam edemeyiz. Bu yönetim anlayışı artık sürdürülemez" dedi.

Radikal sağcı Vox ise Sanchez yönetimini çok daha sert ifadelerle hedef aldı. Parti, hükümeti kazada hayatını kaybedenleri "öldürmekle" suçlarken kötü yönetim ve kayırmacılık iddialarını gündeme taşıdı. Ayrıca Yüksek Mahkeme'den Ulaştırma Bakanı Puente hakkında taksirle öldürme ve ağır ihmal sonucu yaralanmaya neden olma şüphesiyle soruşturma başlatılmasını talep etti.

Independent Türkçe, CNN, Guardian, El Pais, Telegraph


ABD istihbaratına göre İran'la anlaşmanın anahtarı Muhsin Rızai

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)
TT

ABD istihbaratına göre İran'la anlaşmanın anahtarı Muhsin Rızai

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Muhsin Rızai, ABD ve İsrail'in saldırılarında öldürülen Ali Hamaney için temmuza düzenlenen cenaze törenine katılmıştı (Reuters)

Amerikan istihbaratı, Tahran'la anlaşma için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'yle diyaloğun en iyi seçenek olduğunu düşünüyor.

David Ignatius, Washington Post'ta bugün yayımlanan yazısında Amerikan istihbaratının, eski Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Rızai'nin İran'ın dini lideri Mücteba Hamaney'le düzenli temas halinde olduğunu düşündüğünü belirtiyor.  

Wall Street Journal, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in müzakerelerin yeniden başlatılması için Rızai'ye mektup gönderdiğini 28 Ekim'de yazmıştı. Haberde, mektubun ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla gönderildiği ileri sürülmüştü.

Ancak Trump mektubun barış müzakereleriyle ilgili olmadığını, İran'ın "tıbbi malzeme ihtiyaçları hakkında görüşüldüğünü" savunmuştu.

İran basını, Tahran yönetiminin mektubu aldığını ancak Washington'a henüz yanıt göndermediğini yazıyor. Rızai geçen haftaki açıklamasında İran'ın temel şartları kabul edilmeden ABD'yle müzakerelere dönülmeyeceğini duyurmuştu.

Ignatius'un yazısında, Vance'in mektubunun ardından Rızai ve Hamaney'in görüştüğü ileri sürülüyor. ABD ve İran heyetleri arasında muhtemel bir toplantı için Türkiye ve Katar'ın değerlendirildiği aktarılıyor.

Suudi Arabistan merkezli medya kuruluşu El Arabiya da olası bir toplantının Türkiye'de düzenlenebileceğini yazmıştı.

Vance ve İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, nisanda Pakistan'ın başkenti İslamabad'da görüşmüştü.

Makalede, ABD istihbaratının o görüşmeden bu yana Rızai'yi İran yönetimindeki en etkili karar merkezlerinden biri olarak değerlendirdiği belirtiliyor. Eski Devrim Muhafızları mensupları arasındaki nüfuzunun yanı sıra Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'ni kendi ekibinden isimlerle yeniden yapılandırarak gücünü pekiştirdiği aktarılıyor.

Rızai'nin İran ekonomisini yöneten yetkililerle de yakın çalıştığı, ülkenin ABD yaptırımları ve Hürmüz Boğazı'ndaki abluka nedeniyle yaşadığı ekonomik sıkıntıların farkında olduğu ifade ediliyor.

Ignatius'un köşe yazısına göre Beyaz Saray, İran'la çatışmanın "kritik bir eşiğe yaklaştığını" ve Tahran'a diplomatik girişim çabalarının ciddi olduğunu göstermek istiyor. Diğer yandan Rızai'nin askeri ve siyasi kariyerini "ABD ve İsrail'e karşı muhalefet üzerine kurduğu" hatırlatılıyor. Rızai'nin de girişimiyle Washington'la anlaşmaya varılmasının, Tahran yönetiminde önemli bir politika değişikliği anlamına geleceği yorumu yapılıyor.

Independent Türkçe, Washington Post, Wall Street Journal, Tesnim