Yakın tarihli bir analiz raporu, İran’a yönelik savaşın ardından oluşacak dönemde Körfez ülkelerinin bölgesel güvenlik mimarisinin şekillendirilmesinde daha büyük bir rol üstlenmeye aday olduğunu ortaya koydu. Rapora göre Körfez ülkeleri, öz savunma kapasitesini güçlendirmeyi ve uluslararası ortaklıklarını genişletmeyi bir araya getiren çok katmanlı bir güvenlik yaklaşımı benimseyerek bu süreçte etkilerini artırabilir.
Eski NATO Genel Sekreter Yardımcısı ve NATO Savunma Koleji Vakfı Başkanı Alessandro Minuto Rizzo tarafından hazırlanan ve Cidde merkezli Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından yayımlanan raporda, NATO ile iş birliğinin Körfez ülkelerinin savunma kabiliyetlerini geliştirmesinde önemli kanallardan biri olduğu belirtildi. Raporda, bu ortaklığın ittifak bünyesinde biriken askerî ve operasyonel tecrübelerden yararlanma fırsatı sunduğu, ayrıca stratejik diyaloğun güçlendirilmesine ve güvenlik ile savunma alanlarında deneyim paylaşımının artırılmasına katkı sağladığı ifade edildi.
Çok düzeyli yaklaşım
Rizzo’ya göre önümüzdeki dönemde Körfez ülkelerinin, ortaklıklarını çeşitlendirmeye ve öz savunma kapasitelerini güçlendirmeye dayanan çok katmanlı bir güvenlik stratejisi benimsemesi gerekiyor. Bu yaklaşımın, ABD ile stratejik bağların korunmasının yanı sıra Avrupa ve NATO ile ilişkilerin daha da geliştirilmesini de kapsaması gerektiğini belirtiyor.
Rizzo, Körfez ülkelerinin İran’a yönelik savaş sürecinde dikkate değer bir siyasi basiret sergilediğini vurgulayarak, doğrudan saldırılara ve zararlara maruz kalmalarına rağmen askerî çatışmanın tarafı olmaktan kaçındıklarını ifade etti. Ayrıca Körfez ülkelerinin son yıllarda Tahran’a yönelik diplomatik açılım politikasını sürdürdüğüne dikkat çekti.

Rizzo, Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilmesine dikkat çekerek, savaşın başlamasının ardından Körfez ülkelerinin gerilimi düşürmeye çalıştığını ve Pakistan, Mısır ile Türkiye gibi potansiyel güvenlik ortaklarıyla temaslarını artırdığını belirtti.
Körfez Araştırmaları Merkezi’ne bağlı Körfez Üzerine Görüşler dergisinde yayımlanan değerlendirmesinde Rizzo, Körfez ülkelerinin İran saldırılarına doğrudan askerî karşılık vermemesinin bir zayıflık göstergesi olarak yorumlanmaması gerektiğini ifade etti. Bu tutumun, çatışmanın kapsamının genişlemesi ve kontrol edilmesi güç sonuçlar doğurabilecek bölgesel bir savaşa dönüşmesi riskine yönelik derin bir siyasi farkındalığın yansıması olduğunu vurguladı.
ABD’nin bölgedeki rolü
Rizzo’ya göre son yirmi yılda ABD’nin bölgedeki rolüne ilişkin tartışmaların artmasına rağmen, Washington Körfez güvenliğinin temel dayanağı olmayı sürdürüyor. Bu kapsamda, milenyumun başında NATO bünyesinde yürütülen ve kendisinin de parçası olduğu tartışmaları hatırlatan Rizzo, Körfez’in stratejik ortak olarak öneminin o dönemde de gündemde olduğunu ve bölgenin ABD’nin güvenlik ajandasında güçlü şekilde yer almaya devam ettiğini belirtti.
Bununla birlikte Rizzo, son savaşın caydırıcılığa ilişkin bazı geleneksel varsayımların sınırlarını ortaya koyduğunu ifade etti. Kriz sırasında yaşanan bazı başarısızlıkların nedenlerinden birinin, ABD’nin İran’a karşı beklenenden çok daha karmaşık olduğu anlaşılan bir savaşa dahil olması olduğunu değerlendirdi.

Buna rağmen Rizzo, stratejik önemi nedeniyle ABD’nin Körfez’deki varlığında köklü bir gerileme beklemediğini ifade etti. Ancak gelecekte ABD ile İsrail arasındaki ilişkilerde bazı dosyalarda daha belirgin görüş ayrılıklarının ortaya çıkabileceğini de sözlerine ekledi.
Çıkarılan dersler
Rizzo, savaşın en önemli derslerinden birinin, herhangi bir askerî çatışmaya girilmeden önce açık siyasi ve stratejik hedeflerin belirlenmesi olduğunu söyledi. Rizzo, savaşın sonuçları ne olursa olsun İran’ın bölgede etkili bir aktör olarak kalacağını belirterek, ülkenin bölgesel bir güç olduğu gerçeğinin göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısında bulundu.
Bölgesel güvenliğin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde ise eski NATO yetkilisi, çok katmanlı bir güvenlik yaklaşımının Körfez ülkeleri için en gerçekçi seçenek olduğunu ifade etti. Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin güvenlik ve askerî entegrasyonlarını güçlendirmeleri hâlinde bu modelin daha etkin sonuçlar vereceğini kaydetti.
Rizzo, “Güvenlik ortaklıkları hedef ve çıkarlar bakımından tamamen örtüşmeyebilir. Ancak bu ortaklıkların çeşitlendirilmesi, zorluklarla mücadelede daha dayanıklı bir güvenlik ağı oluşturulmasına katkı sağlar” dedi.
Rizzo’ya göre NATO, geleneksel ikili ilişkilerin ötesine geçen kurumsal bir güvenlik iş birliği çerçevesi sunuyor. Bu kapsamda, ittifak ile Körfez ülkeleri arasında eğitim, koordinasyon ve kapasite geliştirme alanlarında geniş imkânlar sağlayan İstanbul İşbirliği Girişimi’ni örnek gösterdi.

Rizzo, NATO ile ortaklığın yenilenmesinin başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkelerine, ittifak bünyesinde biriken askerî ve operasyonel tecrübelerden yararlanma konusunda geniş fırsatlar sunabileceğini belirtti. Bunun yanı sıra stratejik diyalog mekanizmalarının geliştirilmesi, askerî ve siyasi liderlikler arasındaki istişarelerin güçlendirilmesi sayesinde krizlerin önceden öngörülmesine ve büyümeden önlenmesine katkı sağlanabileceğini ifade etti.
Rizzo, Avrupa’nın Körfez’deki rolünün güçlendirilmesinin önemine de dikkat çekti. Avrupa’nın, yalnızca askerî kaygılara değil karşılıklı çıkarlara dayanan dengeli ortaklıklar aracılığıyla bölgesel güvenlik ve istikrara somut katkılar sunabilecek bir aktör olduğunu vurguladı.

Rizzo, Arap ülkelerine yönelik en önemli mesajın stratejik karar alma süreçlerinde daha fazla inisiyatif üstlenmeleri ve bölgeyi uzun yıllar boyunca zayıflatan ayrışmaları aşmaları olduğunu vurguladı. Rizzo, istikrarlı bir güvenlik mimarisinin inşasının, yerel kapasite ve imkânların güçlendirilmesiyle çok yönlü uluslararası ortaklıkların bir araya getirilmesini gerektirdiğini belirtti. Bunun, halen iç içe geçmiş ve sürekli değişen güvenlik sınamalarıyla karşı karşıya bulunan bölgede denge ve istikrarın sağlanması açısından temel önem taşıdığını ifade etti.




