Biden ailesi, ABD Başkanı'ndan nasıl menfaat sağlıyor?

"Joe Biden'ın adı her kapıyı açması için kullanılmış"

Biden, gelecek yılki seçimlerde bir dönem daha başkanlık yapabilmek için yarışacak (Reuters)
Biden, gelecek yılki seçimlerde bir dönem daha başkanlık yapabilmek için yarışacak (Reuters)
TT

Biden ailesi, ABD Başkanı'ndan nasıl menfaat sağlıyor?

Biden, gelecek yılki seçimlerde bir dönem daha başkanlık yapabilmek için yarışacak (Reuters)
Biden, gelecek yılki seçimlerde bir dönem daha başkanlık yapabilmek için yarışacak (Reuters)

ABD'nin önde gelen gazetelerinden Wall Street Journal (WSJ), ABD Başkanı Joe Biden'ın ailesinin, onun siyasi pozisyonundan nasıl menfaat sağladığını haberleştirdi.

Haberde, 80 yaşındaki Biden'ın oğlu Hunter Biden'ın yanı sıra, liderin kardeşleri James Biden ve Francis Biden'la ilgili iddialara yer verildi.

WSJ'nin haberine göre Joe Biden, aile fertlerinin iş ilişkilerinden doğrudan kazanç elde ettüyse bile buna dair bir kanıt bulunamadı.

Haberdeki iddiaların, ABD Temsilciler Meclisi Gözetim ve Hesap Verilebilirlik Komitesi'nin Joe Biden hakkında başlattığı azil soruşturmasıyla aynı döneme gelmesi de dikkat çekti. 

James Biden'ın Irak'ta 100 bin konut projesi

ABD'deki HillInternational adlı inşaat firması, 2010'da James Biden'ı Ortadoğu, Afrika ve Asya'da düşük maliyetli betonarme konutlar yapılması amacıyla başlatılan HillStone International projesinin başkan yardımcısı yaptı.

Habere göre HillStone International, 74 yaşındaki James Biden'ın da girişimiyle Güney Kore'deki bir şirketle Irak'ta 100 bin ev inşa edilmesi için 1,5 milyar dolarlık anlaşma imzaladı. Bu dönemde ABD'nin 2003'te başlattığı savaş kapsamında Irak'ta yaklaşık 50 bin Amerikan askeri de görev yapıyordu. Ancak inşaatlar hiçbir zaman gerçekleştirilemedi. James'in buradaki pozisyonunda ne kadar maaş aldığı bilinmiyor.

Öte yandan WSJ, James Biden işe alındığında firmadan yapılan açıklamada, James'in abisi üzerinden sahip olduğu siyasi bağlara dikkat çekilerek, "ülke çapında ve uluslararası alanda iş, siyaset, hukuk ve finans çevrelerindeki yöneticilerle yaklaşık 40 yıllık deneyimi" olduğunun belirtildiğini yazdı. 

"Hesabı Biden ailesine yazarız" 

James Biden, ABD'de bağımlılık ve ruh hastalıklarıyla ilgili yenilikçi tedaviler sunan sağlık kuruluşların geliştirilmesini hedefleyen Americore Health adlı firmanın da yatırımcıları arasındaydı. 

WSJ'ye göre Americore'un farklı sağlık kuruluşlarını satın alıp bünyesine katarak gelişmesi için yatırım yapan James Biden'ın adı, burada bir yolsuzluk davasına da karıştı. Americore, agresif büyüme planında yatırımcılardan yeterli miktarları toplamadan küçük kuruluşları satın alınca, firma finansal açıdan zor duruma düşerek iflas etti. 

James Biden, Hunter'la yürüttüğü iş bağlantılarıyla da gündemde (AP)
James Biden, Hunter'la yürüttüğü iş bağlantılarıyla da gündemde (AP)

2019'da James Biden'a hem Americore hem de firmanın iş yaptığı sağlık kuruluşlarından Azzam Medical Services ve Diverse Medical Management tarafından dava açıldı. 

Americore, James'in firmadan borç aldığı 600 bin doları ödemediğini savundu. Geçen yıl sonuçlanan davada Biden firmaya 350 bin dolar tazminat ödedi.

Diverse Medical Management'ın CEO'su Michael Frey ise davada James'in abisi Joe Biden'ın sendikalarla ve farklı kuruluşlarla bağlantılarını kullanarak şirketi geliştirmeyi vaat ettiğini öne sürdü.

Azzam Medical Services'in kurucusu Mohannad F. Azzam da davada James Biden'ın kendileriyle yaptığı görüşmede, Joe Biden başkan olunca firmalarını sağlık politikalarının parçası olarak koruma altına alacağını söylediğini savundu. Ayrıca Azzam, James Biden'ın bu süreçteki maliyetlerin "Biden ailesine yazılabileceğini" belirttiğini de iddia etti. 2020'de tarafların anlaşmaya varmasıyla dava sonlandırıldı. 

Öte yandan James Biden'ın kimliğini paylaşmayan bir temsilcisi, WSJ'ye iddiaların doğru olmadığını savunarak, "50 yıldır iş dünyasında olan James Biden, tüm iş anlaşmalarında etik ve kanunlara uygun şekilde davrandı" dedi.

Hunter Biden'ın Ukrayna ve Çin bağlantıları

53 yaşındaki Hunter Biden, Çin ve Ukrayna'daki şirketlerle bağlantıları nedeniyle 2020'deki seçim sürecinde sık sık Cumhuriyetçilerin hedefi haline gelmişti.

Söz konusu iddialara göre Ukraynalı enerji firması Burisma, 2014-2019'da şirketin yönetim kurulunda yer alan Hunter'a yıllık yaklaşık 1 milyon dolar ödedi.

Hunter, "Biden" soyadını markaya çevirdi

Hunter'ın yakın iş ortaklarından Devon Archer da ABD Temsilciler Meclisi'nde Gözetim ve Hesap Verilebilirlik Komitesi'ne temmuzda verdiği ifadede, Hunter'ın firmalarla görüşmelerinde "babasının nüfuzuna erişim yanılsamasını sattığını" öne sürmüştü. Archer, ayrıca Hunter'ın Biden soyadını bir "marka" gibi gösterdiğini savunmuştu.

Joe Biden, "Ben ölene kadar Hunter'a açılan davalar sonuçlanmaybilir" demişti (Reuters) 
Joe Biden, "Ben ölene kadar Hunter'a açılan davalar sonuçlanmaybilir" demişti (Reuters) 

Archer, Joe Biden'ın sık sık Hunter'ı aradığını fakat oğlunun şirketlerle yaptığı görüşmelerden haberdar olmadığını iddia etmişti. Biden da bu yöndeki iddiaları reddetmişti.

Öte yandan ABD'nin tanınmış tabloid gazetelerinden New York Post, 14 Ekim 2020'de yayımladığı haberde, Hunter'ın Delaware'deki bir tamircide unuttuğu bilgisayarındaki yazışmaları ortaya çıkarmıştı.

Buna göre Biden'ın, başkan yardımcılığı yaptığı dönemde Hunter'ın Burisma'daki ilişkilerine müdahil olduğu ve bu firmayı soruşturan başsavcının görevden alınması için Ukrayna'ya baskı yaptığı iddia edilmişti.

"Alıcı adresi olarak Biden'ın evi gösterildi"

ABD Temsilciler Meclisi Gözetim ve Hesap Verilebilirlik Komitesi'nin Başkan Biden'la ilgili başlattığı azil soruşturmasının dün yapılan ilk oturumunda, Biden'ın 2019'da Çinli özel sermaye şirketi Bohai Harvest RST'den (BHR) 260 bin dolar aldığı öne sürüldü.

Biden, geçen yıl avukatı aracılığıyla yaptığı açıklamada firmada hissedar olduğunu fakat BHR'den hiç para almadığını iddia etmişti.

Komite, banka kayıtlarında alıcıya ait adresin Başkan Biden'ın Delaware eyaletindeki evine ait olduğuna da dikkat çekti. Hunter'ın avukatı Abbe Lowell ise gönderilen miktarın Biden'ın oğlunun firmaya yatırımı karşılığı verilen bir güvence payı olduğunu savundu. 

Francis Biden, Hunter ve James Biden'a kıyasla daha geri planda (AP)
Francis Biden, Hunter ve James Biden'a kıyasla daha geri planda (AP)

Avukat, o dönem Hunter'ın bir tek Delaware'deki evin adresini kullandığını, o yüzden banka bilgilerinde bu konuta ait bilgilerin yer aldığını söyledi. 

Lowell, WSJ'ye Hunter'ın hiçbir zaman babasıyla ortak iş projelerine girmediğini savunarak, müvekkili hakkındaki iddiaları yalanladı.

James ve Hunter ortak da çalıştı

ABD'nin önde gelen gazetelerinden Washington Post'un geçen yıl martta yayımladığı haberde, Hunter ve James'in 2020'de iflas eden Çinli enerji şirketi CEFC China Energy'den para aldığı da savunulmuştu.

WSJ, ABD Kongresi'ndeki Cumhuriyetçilerin 2020'de yayımladığı bir raporda, firmadan en az 1,4 milyon doların James'e ait danışmanlık firması Lion Hall Group'a gönderildiğinin ortaya konduğunu hatırlattı.

"Reis arıyor, açmam lazım"

WSJ, Illinois eyaletindeki endüstriyel üretim firması Federal Signal Corp.'ta bir dönem çalışan Francis Biden'ın, buradaki iş görüşmelerinde sık sık Joe Biden'ın adını kullandığını da savundu. Haberde, Francis'in hangi yıllarda firmada çalıştığı belirtilmedi. 

Eski firma çalışanlarından Matthew Brady, WSJ'ye 69 yaşındaki Francis'in haftalık toplantılarda "Bir dakika telefonu açmam lazım, reis arıyor" diyerek, Joe Biden'la konuştuğunu söyledi. 

Francis Biden, WSJ'nin yorum talebine yanıt vermedi.

Independent Türkçe



Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.


Suudi Arabistan ve ABD savunma bakanları bölgesel gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)
TT

Suudi Arabistan ve ABD savunma bakanları bölgesel gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth, dün yaptıkları görüşmede, bölgesel gelişmeleri ve bunlara yönelik çözüm çabalarını ele aldı. Görüşmede, iki ülkenin bölge ve dünyada güvenlik ve istikrarı destekleme vizyonu da ele alındı. Bu gelişme, Prens Halid bin Selman ile Dışişleri Bakanı Hegseth arasında gerçekleşen telefon görüşmesi sırasında gerçekleşti. Görüşmede Suudi Arabistan-ABD ilişkileri, savunma sektöründe iş birliği olanakları ve karşılıklı ilgi duyulan konular gözden geçirildi.

Pentagon sözcüsü Sean Parnell yaptığı açıklamada, iki bakanın "ABD'nin Husilerin kapasitesini azaltma ve Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü koruma amaçlı operasyonlarındaki ilerleme de dahil olmak üzere bölgesel güvenlik durumu hakkında görüş alışverişinde bulunduğunu" belirtti.

Açıklamada, iki tarafın ayrıca "ABD-Suudi Arabistan savunma işlerindeki ortaklığını genişletme fırsatlarını ele aldığı ve yakın iletişimi sürdürme konusunda mutabık kaldığı" ifade edildi.