​Müslüman Alimler Konseyi Genel Sekreteri: Papa’nın BAE ziyareti tarihi öneme sahip

Dr. Sultan El Rumaithi
Dr. Sultan El Rumaithi
TT

​Müslüman Alimler Konseyi Genel Sekreteri: Papa’nın BAE ziyareti tarihi öneme sahip

Dr. Sultan El Rumaithi
Dr. Sultan El Rumaithi

Müslüman Alimler Konseyi Genel Sekreteri Dr. Sultan El Rumaithi, Katolik Kilisesi’nin ruhani lideri Papa Franciscus’un, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ziyaretinin, tüm insanların kardeş olduğu ve aynı topraklarda bir arada yaşama ilkesini gerçekleştirmek için din ve inançların bir arada olmasının vurgulanmasında büyük öneme sahip olduğunu söyledi.
Şarku’l Avsat’a röportaj veren Dr. Sultan, Papa’nın bu ziyaretini, dünyada insanları fikri olarak yok eden olaylar, savaşlar ve farklılıkların yoğun olduğu bir dönemde gerçekleştiği için tarihi olarak nitelendirdi.
Bu ziyaretin, karşılıklı saygıyı derinleştirmeye, farklı din ve inançlar arasında köprüler kurulmasına katkıda bulunma ve olumlu kültürel dialoğun önemine dikkat çekeceğini dile getiren Dr. Sultan’ın röportajının tam metni;
-Katolik Kilisesi’nin ruhani lideri Papa Franciscus’un BAE ziyaretinde dinler arası dialog konulu uluslararası bir konferans düzenleme fikrinin amacı nedir?
Konferansın organizatörü olan Müslüman Alimler Konseyi, tüm insanların kardeş olduğunu ve bu topraklarda bir arada yaşama ilkesini gerçekleştirmek için din ve inançların bir araya gelmesinin vurgulanmasında büyük etkisi olması beklenen Papa’nın bu ziyaretini organize etmeyi düşündü. Bu konferans, İslam kardeşliği, tanışma, uyum, saygı ve sevgi köprülerini yeniden inşa edilmesini amaçlıyor. Buna ilaveten, ideolojik radikalizm ve yıkıcı etkilerini ele alabilmek için insani ilişkilerde yeni bir sayfa açmakla birlikte çeşitlilik ve farklılıklara saygı duymayı, insani kardeşlik ilişkilerinin sağlamlaştırılmasına dayanan, farklı dinler, inançlar ve kültürler arasındaki ilişkiler için yeni kurallar oluşturmayı hedefliyor.
-Konferansın gündemi nedir?
3 Şubat'ta (bugün) başlayacak ve iki gün sürecek konferans, kardeşliğin ilkeleri,  insan kardeşliğini sağlamak için ortak sorumluluk ve bununla ilgili zorluk ile fırsatlar etrafında dönen temel konuları ele alacak olan üç oturumu içeriyor. Her bir oturumda, konuların geniş bir şekilde tartışılacağı ve ayrıntılandırılacağı bir uzman atölye çalışması yapılacak. Konferans, Müslüman Alimler Konseyi’nin, tüm toplumlarda bir arada yaşama prensibine ulaşmanın önemini vurgulamayı amaçlayacak nihai bildirgesi ile sona erecek.
-Hoşgörüyü ve bir arada yaşamayı reddeden seslerin yükselişi ile dünyanın karşı karşıya kaldığı olaylar ışığında, ziyaret, hoşgörü kavramının pekiştirilmesine nasıl katkıda bulunabilir?
Bu ziyaret, dünyada insanları fikri olarak yok eden olaylar, savaşlar ve farklılıkların yaşadığı bir dönemde gerçekleşmesinin yanı sıra Arap Yarımadası bölgesini ve BAE’yi seçmesi açısından tarihi bir ziyaret olarak görülebilir. BAE, hoşgörü ve kardeşlik değerlerinin korunduğu, farklı millet ve ırkların birbirlerini herhangi bir sorun olmadan kabul ettiği ve yaşadıkları ülkeye kolayca entegre oldukları bir ülke. Bu ziyaretin, karşılıklı saygıyı derinleştirmeye, farklı dinler ve inançlar arasında yapıcı ve olumlu kültürel diyaloğun önemini güçlendirmeye katkıda bulunacağı beklenirken, bunun dünya barışını, insan kardeşliğinin ilkelerini ve farklı insanlar arasında barış içinde bir arada yaşamayı desteklemesi umuluyor.
-Farklı insanlar arasında diyaloğun kabulü noktasında karşılaşılan zorluklar nelerdir?
Zorlukların en büyüğü, belki de en önemlisi farklılıkların kabul edilmemesidir. Bu, fikri çatışmalar, siyasi savaşlar ve hızlı teknolojik açıklığın bir sonucu olarak on yıllardır süren fikri ve ideolojik birikimlerin bir sonucudur. Biz bu platform, etkinlik ve diyaloglar aracılığı ile bu sonucu tersine çevirmek ve farkılıkların kabul edilmesiyle insanların sorunsuz bir arada yaşamasını sağlamak istiyoruz.
-Sivil toplum kuruluşlarının yanı sıra din, eğitim, kültür ve medya alanındaki kurumlar kardeşlik kültürünü teşvik etmede oldukça önemliler. Bu kurumların modern toplumlarda meydana gelen değişimlere ayak uyduracak yeni çerçevelere ihtiyaç duyduğunu düşünüyor musunuz?
Sivil kurumlar, özellikle insan kardeşliğini güçlendirmeye çağrı noktasında ağır bir yük ve sorumluluk taşıyor. Toplumların fikri ve ideolojik olarak yeniden yapılandırılması ve bu toplumlarda fikri mücadelenin büyüklüğü ile orantılı, yenilenmiş ve farklı diyalog yöntemlerinin benimsenmesi ile çözüme odaklanılabilir. Tüm bu kurumlar, halkla iletişimde modern iletişim yöntemlerini benimsemesi, onlarla yakın bir dilde dialog kurması, ırk, din veya ideolojik farklılıklara bakılmaksızın başkalarını olduğu gibi kabul etme içgüdüsünü teşvik etmelidir. Ilımlı düşünceyi gerçekleştirme ve bu yönde diyalogu derinleştirmenin gerekli olduğuna inanıyorum. Buna en iyi örnek, BAE devleti ve liderlerinin, karşılıklı saygı ve birbirlerini kabule dayalı ‘birlikte yaşama’ hedefine ulaşmak için çabaları yoğunlaştırması ile kurumsal diyalog yoluyla bunu güçlendirmesidir.
 -Ortadoğu bölgesi bir barış mesajı taşıyordu ancak karşılaştığı olaylar onu çalkantılı bir bölge haline getirdi. Dialog seviyesi nasıl yükseltilebilir ve buna nasıl bir çözüm bulunabilir? Papa'nın ziyareti, bölge toplumlarının, radikal değil de aslında barış toplumları olduklarına yönelik imajlarını güçlendirmeye nasıl katkıda bulunabilir?
Bölge, özellikle son yıllarda çok fazla huzursuzluk yaşadı. İster dini, ister ideolojik, ister politik, isterse fikri olsun, farklı çizgilerden tüm tarafları bir masa etrafında toplamanın, herkesin birbirini dinlemesini ve huzur ile istikrarı engelleyen her şeyde tarafsız düşünceyi sağlamanın önemli olduğuna inanıyorum. Hiçbirşey şimşek hızında elde edilemez. Ancak, gerçek bir diyalog programı oluşturmak, başkalarını kabul etmek ve farklılıkları reddetmeden onları dinlemek, öngörülemeyen olumlu havayı bölgeye geri getirecek. Bu, bölge halkı ile dış dünya arasındaki ilişkilerin eski dengesini de geri getirecektir.
-Konferansa kimler katılacak?
Konferans, dini, siyasi ve fikri alanda önde gelen birçok ismi bir araya getirecek. Japonya, Filipinler, Almanya, Kore, İspanya, Hindistan, Fransa, Çeçenistan ve diğer ülkelerde yer alan çeşitli fikri ve insani kurumlardan birçok konuşmacı konferansa katılacak.
-Papa’nın ziyareti BAE’nin ilan ettiği Hoşgörü Yılı’na denk geldi.  Bu ziyaret, dünyaya hoşgörü mesajını yaymak için nasıl kullanılabilir?
Papa’nın ziyaret için BAE’yi seçmesi, hoşgörü mesajının yayılmasında BAE devletinin önemli konumunu yansıtıyor. BAE, topraklarında farklı inanç ve dinlere mensup 200'den fazla milleti kucaklıyor. Kardeşlik ve bir arada yaşama prensiplerini etkilemediği sürece devlet hukukunda tüm dini özgürlükler garanti ediliyor. Bu, herkesin birlikte yaşama ve birbirini kabul etme gücünü gösteren bir mesajdır.
-Müslüman Alimler Konseyi’nin mesajı ve stratejisi nedir?
2014 yılında bağımsız bir kuruluş olarak kurulan Müslüman Alimler Konseyi, ümmetin birçok şeyi gerçekleştirmek için birleşme çabalarını bir araya getirmeyi amaçlar. Bunlardan en önemlisi, güvenlik, adalet ve sosyal barış değerlerini belirlemeye çalışan ve bir ülkenin vatandaşları arasında işbirliği ve bir arada yaşama temellerini atmaya çalışan özgün bilimsel yaklaşımlara göre ulusun önceliklerini belirlemektir. Bunun yanı sıra tek bir toplumda farklı din ve inançtan insanlar arasındaki güven ve dostluk ilişkilerini, karşılıklı saygıyı teşvik etmek olabilir. Konsey ayrıca, stratejik olarak, İslam ümmetinin dünyaya mesajı olan barış, dialog, hoşgörü, adalet ve eşitliği teşvik etme ruhu ve ılımlı İslam yaklaşımıyla tutarlı olarak, dünyadaki önemli bilimsel kuruluşlarla işbirliği ve koordinasyon içerisinde, gençlere öncelik vererek onları şiddet ve nefreti reddederek barış kültüründe aktif olarak çalışmaya teşvik edecek yeni bir söylemin gelişimi hedefliyor.
 



NEOM Limanı, Suudi Arabistan’ın kuzeyinden dünya ticaret haritasını yeniden çiziyor

Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)
Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)
TT

NEOM Limanı, Suudi Arabistan’ın kuzeyinden dünya ticaret haritasını yeniden çiziyor

Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)
Suudi Arabistan’daki NEOM Limanı (NEOM)

Suudi Arabistan’ın NEOM şirketine ait resmi X hesabı, 15 Nisan’da dikkat çeken bir paylaşım yaptı. Kısa ancak güçlü mesajlar içeren paylaşımda “Avrupa – Mısır – NEOM – Körfez: En hızlı rotanız” ifadesi yer aldı. Paylaşıma eşlik eden haritada, Avrupa’dan başlayarak Mısır’daki Dimyat ve Safaga limanları üzerinden NEOM Limanı’na uzanan, buradan da kara yoluyla Kuveyt, Irak, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman’a dağılan bir ulaşım ağı gösterildi. Söz konusu paylaşım, sıradan bir tanıtımın ötesinde, uzun süredir gündemde olan ticaret koridorunun fiilen hayata geçtiğine işaret eden önemli bir gelişme olarak değerlendirildi.

Aynı gün, Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), 2026-2030 dönemine ilişkin yeni stratejisini onayladığını duyurdu. NEOM’un resmi hesabı da bu duyuruya hızlı şekilde yanıt vererek, projenin Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşüm sürecindeki merkezi rolünü koruduğunu vurguladı. Açıklamada, NEOM’un yeni strateji kapsamında bağımsız bir yapı olarak konumlandırılmasının, projeye verilen desteğin derinliğini yansıttığı ifade edildi. İki açıklamanın aynı zamana denk gelmesi, liman projesi ile daha geniş kapsamlı ulusal strateji arasındaki güçlü bağlantıya işaret etti.

Sahadaki gelişmeler de hız kazanmış durumda. Dünyanın en büyük yük gemilerini kabul edecek şekilde tasarlanan gelişmiş Konteyner Terminali 1’in, 550 metre uzunluğunda giriş kanalı, 18,5 metre derinliği ve 900 metreyi bulan rıhtım duvarıyla bu yıl içinde açılması planlanıyor. Terminalin yıllık kapasitesinin 1,5 milyon TEU’ya ulaşması öngörülüyor.

Geçtiğimiz yıl haziran ayında ise liman, ülkede bir ilk olma özelliği taşıyan, tamamen otomatik ve uzaktan kumanda edilen köprülü vinçlerin ilk sevkiyatını teslim aldı. Yetkililer bu gelişmeyi, Suudi limanları açısından ‘dönüm noktası’ olarak nitelendirdi.

rtfbr
(foto altı) Tamamen otomatik köprülü vinçlerin ilk sevkiyatı (NEOM)

Birkaç gün önce NEOM hesabından yapılan bir başka paylaşımda, limanın Kızıldeniz üzerinde stratejik bir merkez olarak tam kapasiteyle faaliyet gösterdiği vurgulandı. Açıklamada, farklı yük türlerinin yüksek verimlilikle yönetildiği, gelişmiş altyapı ve yüksek operasyon standartlarıyla desteklenen limanın; Kuzey ve Güney Amerika, Avrupa ve Mısır’dan bölgeye uzanan ticaret akışını Körfez ülkeleri ve Irak pazarlarına bağladığı ifade edildi.

Oyunun kurallarını değiştiren yeni bir coğrafi merkez

Bu çerçevede, Kral Fahd Petrol ve Maden Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Abdullah el-Mir, NEOM Limanı’nın diğer Suudi limanlarından ayrışmasını sağlayan özgün bir coğrafi avantaja sahip olduğunu belirtti. El-Mir’e göre, Cidde İslam Limanı ve Kral Abdullah Limanı gibi büyük limanlar batı kıyısında, Kral Abdulaziz Limanı ile petrol limanları ise Arap Körfezi’nde yoğunlaşırken, NEOM Limanı ülkenin kuzeybatısında konumlanarak üç ana bölgenin doğal kesişim noktası haline geliyor: ‘Akdeniz ve Mısır üzerinden Avrupa, Suudi kara koridorları aracılığıyla Körfez ve kuzey hattı üzerinden Irak ile Ürdün’.

El-Mir, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bu konumun limana deniz ve kara taşımacılığını tek bir sistemde birleştiren ‘köprü liman’ rolü kazandırdığını ifade etti. Süveyş Kanalı’na yakınlığın yanı sıra, ülkenin kuzeyi ile Ürdün, Irak ve Kuveyt’ten Umman’a kadar uzanan modern kara yolu ağlarına bağlantının, limanın gelecekteki lojistik merkez konumunu güçlendirdiğini vurguladı. El-Mir, “NEOM Limanı yalnızca Cidde ya da Dammam ile rekabet etmiyor; özellikle Hürmüz Boğazı gibi geleneksel geçiş noktalarındaki gerilimler dikkate alındığında, bölgedeki lojistik haritayı değiştirecek yeni bir coğrafi eksen açıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bu görüş, lojistik uzmanı Neşmi el-Harbi’nin değerlendirmeleriyle de örtüşüyor. El-Harbi, NEOM Limanı’nı mevcut limanlara rakip değil, Suudi Arabistan’ın lojistik sistemini tamamlayan ‘hayati bir unsur’ olarak tanımlarken, tamamen yenilenebilir enerjiye dayalı yapısının operasyonel verimliliği artırdığını ve projeyi sürdürülebilirlik alanında küresel ölçekte öncü konuma taşıdığını ifade etti.

Nakliye süresinde yüzde 50 tasarruf

Zaman tasarrufu açısından ise el-Mir, yeni koridorun geleneksel rotalara kıyasla taşıma sürelerini yüzde 50’den fazla azaltabileceğini belirtti. El-Mir, daha önce Körfez’deki varış noktalarına ulaşması 10 ila 12 gün süren sevkiyatların, bu hat üzerinden yalnızca 4 ila 6 gün içinde teslim edilebildiğini ifade etti. Bu hızlanmanın, Avrupa ile Mısır arasında ve ardından Mısır ile NEOM arasında kısa mesafeli deniz taşımacılığının, Suudi Arabistan içindeki hızlı kara taşımacılığıyla entegre edilmesinden kaynaklandığını vurguladı.

El-Mir’e göre bu dönüşüm yalnızca mesafenin kısalmasından ibaret değil; aynı zamanda limanlardaki bekleme sürelerinin azalması, prosedürlerin sadeleşmesi ve daha istikrarlı, daha az yoğun bir güzergâhın sağlanmasıyla da destekleniyor.

defgth
Koridor ağını gösteren harita (NEOM)

El-Harbi de Şarku’l Avsat’a bu verilerle örtüşen değerlendirmelerde bulunarak, söz konusu koridorun, çok modlu taşımacılığa dayanması sayesinde ‘tedarik zinciri verimliliğinde devrim’ niteliği taşıdığını belirtti. Mevcut jeopolitik zorluklar karşısında daha güvenilir ve esnek bir alternatif sunduğunu ifade etti.

Hangi yük türlerinin daha fazla fayda sağlayacağına ilişkin olarak ise iki uzman da zaman hassasiyeti yüksek ürünlerin öne çıktığı konusunda hemfikir. Buna göre hızlı tüketim malları, taze ve soğuk zincir gerektiren gıda ürünleri, tıbbi ve farmasötik ürünler, yedek parçalar, ileri teknoloji ekipmanları, yüksek değerli elektronik ürünler ve gelişmiş inşaat malzemeleri bu koridordan en çok yararlanacak kalemler arasında yer alıyor.

Deneyimden fiili uygulamaya

Altyapı hazırlığı açısından el-Mir, NEOM Limanı’nın ilk deneme aşamasını geride bıraktığını ve artık gerçek ticari hareketliliği destekleyebilecek kapasiteye ulaştığını belirtti. Bununla birlikte limanın operasyonel kapasite bakımından halen ‘kademeli büyüme’ sürecinde olduğunu vurgulayan el-Mir, planlanan genişleme projelerinin tamamlanmasıyla birlikte tesisin büyük bir bölgesel lojistik merkeze dönüşmesini bekliyor. El-Harbi de bu değerlendirmeye katılarak, limanın 2026 itibarıyla ileri bir operasyonel olgunluk seviyesine ulaştığını ve mevcut altyapısının bölgesel ticaret trafiğini karşılamak için yeterli olduğunu ifade etti. El-Harbi, özellikle beşinci ve altıncı nesil iletişim ağları, otomatik vinç sistemleri ve Suudi Arabistan iç bölgeleri ile komşu ülkelere bağlanan modern kara yolu ağı gibi unsurların limanın gücünü artırdığını dile getirdi.

Küresel taşımacılık şirketlerinin tutumuna ilişkin olarak el-Mir, Pan Marine ve DFDS gibi büyük uluslararası firmaların koridorun işletilmesine ana ortaklar olarak katılmasının, NEOM Limanı’na yönelik küresel ilginin izleme aşamasından fiili operasyon aşamasına geçtiğinin açık bir göstergesi olduğunu söyledi. Ancak limanın halen daha geniş ölçekte fizibilitesini kanıtlama sürecinde olduğuna da dikkat çekti.

El-Harbi ise bu ilgiyi, küresel tedarik zincirlerinde yaşanan dalgalanmalar karşısında daha güvenli ve güvenilir alternatifler arayışıyla ilişkilendirdi. Taşıma sürelerini kısaltma vaadi ve limanın yenilikçi teknolojik altyapısının, projeyi uluslararası ölçekte dikkat çeken yeni bir lojistik gerçeklik haline getirdiğini ifade etti.

Vizyon 2030’un stratejik bir ayağı ve Tebük için bir refah dalgası

Ulusal strateji ile proje arasındaki ilişki bağlamında el-Mir, PIF’ın 2026-2030 stratejisinin lojistik ve tedarik zincirlerini ekonomik çeşitlendirme çabalarının merkezine yerleştirdiğini belirtti. El-Mir’e göre NEOM Limanı ve yeni ticaret koridoru, Avrupa, Afrika ve Doğu Asya’yı Körfez ülkelerine kara ve deniz yoluyla bağlayan bir hat oluşturarak bu stratejinin doğrudan uygulama araçlarından biri niteliğini taşıyor. Bu yapı; Körfez ithalat ve ihracatına 60 güne kadar depolama ücreti muafiyeti sağlanması, Körfez ülkelerine ait tırların boş veya yüklü girişine izin verilmesi ve depolama ile yeniden dağıtım bölgeleri girişimi gibi politikalarla da destekleniyor.

Yerel düzeyde ise el-Mir, Tebük bölgesi ekonomisi üzerindeki etkinin büyük ve kademeli olmasını bekliyor. Limanın; operasyon, yük elleçleme ve deniz hizmetlerinde doğrudan istihdam yaratmasının yanı sıra kara taşımacılığı, depolama ve destekleyici lojistik hizmetlerde dolaylı iş imkânları sağlayacağı ifade ediliyor. Ayrıca liman çevresinde lojistik ve sanayi bölgelerinin kurulması için de yeni fırsatlar doğması öngörülüyor.

El-Mir, NEOM’un Irak, Ürdün ve Kuveyt’e yakın konumunun, bölgesel bir geçiş kapısı olarak rolünü güçlendirdiğini belirterek, bunun Tebük’ün yatırım çekiciliğini artıracağını ve bölgesel ticaretin merkezine yerleştireceğini ifade etti.


İran, ABD’ye karşı Hürmüz kılıcını tekrar çekti: Körfez ülkeleri endişeli

İran yönetimi Hürmüz Boğazı'ndan geçişleri açmış ancak ABD'nin ablukayı sürdürmesi nedeniyle gemi trafiğini tekrar sınırlandırmıştı (Reuters)
İran yönetimi Hürmüz Boğazı'ndan geçişleri açmış ancak ABD'nin ablukayı sürdürmesi nedeniyle gemi trafiğini tekrar sınırlandırmıştı (Reuters)
TT

İran, ABD’ye karşı Hürmüz kılıcını tekrar çekti: Körfez ülkeleri endişeli

İran yönetimi Hürmüz Boğazı'ndan geçişleri açmış ancak ABD'nin ablukayı sürdürmesi nedeniyle gemi trafiğini tekrar sınırlandırmıştı (Reuters)
İran yönetimi Hürmüz Boğazı'ndan geçişleri açmış ancak ABD'nin ablukayı sürdürmesi nedeniyle gemi trafiğini tekrar sınırlandırmıştı (Reuters)

Körfez ülkeleri, ABD ve İran arasındaki olası ikinci tur müzakerelerin Tahran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini pekiştirmesinden endişeleniyor.

Yetkililer ve analistler, İslamabad'da yapılması planlanan bir sonraki müzakerelerde Hürmüz Boğazı'ndaki krizin ve İran'ın uranyum zenginleştirme programının gündemde olacağını düşünüyor.

Devrim Muhafızları'nın boğazdaki gemi trafiğinin neredeyse durma noktasına getirmesi nedeniyle müzakerelerde İran'ın balistik füze programı ve bölgedeki Şii örgütlere desteği gibi konularsa ikinci plana atıldı.  

ABD ve İran, Pakistan'daki ilk tur müzakerelerde anlaşamayaınca Washington yönetimi, Hürmüz'ü ablukaya almıştı. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, abluka kaldırılmadan ABD'yle müzakere etmeyeceklerini bildirdi. İki ülkenin tekrar ne zaman görüşeceği henüz belli değil.

Adlarının açıklanmaması şartıyla Reuters'a konuşan Körfez ülkelerinden yetkililer, Beyaz Saray'ın görüşmelerde ilerleme sağlayabilmek için Tahran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetini "zımnen kabul etmesinden" endişelenildiğini söylüyor.

Kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Sonuçta Hürmüz kırmızı çizgi olacak. Daha önce bu bir sorun değildi. Artık bir sorun. Kurallar değişti.

Diğer yandan İran yönetimi, ABD ve İsrail'in uranyum zenginleştirmeyi sonlandırma talebini başından beri reddediyor. Tahran hükümeti, Washington ve Tel Aviv, uranyum stoklarının ülke dışına çıkarılması talebine de yanaşmıyor.

ABD ve İsrail'in saldırılarıyla 28 Şubat'ta başlayan savaşta Amerikan basını, uranyumun İran dışına çıkarılması için ülkeye özel harekatçıların gönderilebileceğini yazmıştı. Ancak Washington yönetimi kara harekatı başlatılacağına dair bir açıklama yapmadı.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev de 8 Nisan'da X'ten yaptığı paylaşımda, Hürmüz Boğazı'nı "İran'ın nükleer silahı" diye niteleyerek Tahran'ın boğaz üzerindeki hakimiyetinin müzakerelerdeki önemine dikkat çekmişti.

İranlı bir yetkili de "İran coğrafyasına kök salmış, paha biçilmez bir hazine" diye nitelediği Hürmüz Boğazı kozuna ilişkin şunları söylüyor:

İran, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasını içeren bir senaryoya yıllardır hazırlanıyordu, bunun her adımı planlandı. Bu, İran'ın en etkili araçlarından biri haline geldi; güçlü bir caydırıcı unsur olarak işlev gören bir coğrafi avantaj.

Devrim Muhafızları'na yakın bir kaynak da Hürmüz Boğazı'nı "kınından çekilmiş bir kılıç" diye niteleyerek, dış güçlere karşı güçlü bir koz elde ettiklerini vurguluyor..

Analizde, Körfez ülkelerinin İran'a yönelik yaptırımları tamamen kaldırmaması için Washington'a uyarıda bulunduğuna da dikkat çekiliyor. Özellikle İran'ın balistik füze programı ve Şii milislere desteğinin Körfez için yarattığı risklerin en aza indirilmesi isteniyor.

Suudi Arabistan merkezli Körfez Araştırma Merkezi Başkanı Abdulaziz Sager, İran meselesinin ele alınmasının "farklı bir yaklaşım" gerektirdiğini belirtiyor:

ABD, bölgesel güvenliğin ayrılmaz bir parçası. Ancak bu, tek taraflı hareket etmek, bölgeyi sürece dahil etmeden tek başına harekete geçmek anlamına gelmiyor.

Independent Türkçe, Reuters, TASS, Tesnim


Körfez ekranlarının hanımefendisi Hayat el-Fahd vefat etti

Kuveytli sanatçı Hayat el-Fahd (El-Fahd Sanat Vakfı’nın Instagram hesabı)
Kuveytli sanatçı Hayat el-Fahd (El-Fahd Sanat Vakfı’nın Instagram hesabı)
TT

Körfez ekranlarının hanımefendisi Hayat el-Fahd vefat etti

Kuveytli sanatçı Hayat el-Fahd (El-Fahd Sanat Vakfı’nın Instagram hesabı)
Kuveytli sanatçı Hayat el-Fahd (El-Fahd Sanat Vakfı’nın Instagram hesabı)

Kuveytli sanatçı Hayat el-Fahd, uzun süredir devam eden sanat kariyerinin ardından bugün hayatını kaybetti. Elli yılı aşkın bir döneme yayılan kariyeri boyunca Körfez ve Arap tiyatro tarihine damga vuran el-Fahd’ın vefatı, sanat dünyasında büyük üzüntü yarattı.

Körfez televizyon dramalarının öncülerinden biri olarak kabul edilen el-Fahd, 1960’lı yıllarda başladığı sanat hayatında çok sayıda televizyon ve tiyatro eserinde yer aldı. Toplumsal ve insani konuları işleyen yapımlardaki rolleriyle Körfez tiyatro kimliğinin şekillenmesine önemli katkı sağladı.

Sanatçının vefatı, resmi sosyal medya hesapları üzerinden duyuruldu. Körfez ve Arap sanat çevrelerinde derin üzüntüye neden olan vefat haberi sonrasında el-Fahd, ‘Körfez tiyatrosunun ikonu’ olarak anıldı.

Son günlerinde sağlık durumunun kötüleştiği, yoğun bakıma alındığı ve uzun süredir devam eden bir hastalık sürecinin ardından hayatını kaybettiği belirtildi. Böylece elli yılı aşan üretken sanat yolculuğu sona erdi.

Kariyeri boyunca onlarca başarılı yapımda rol alan el-Fahd, Körfez ve Arap dünyasında geniş bir izleyici kitlesi tarafından takip edildi. Karmaşık karakterleri canlandırmadaki başarısıyla ‘Körfez ekranlarının hanımefendisi’ olarak anıldı ve farklı kuşakların sevgisini kazandı.

Tiyatro oyunları, sinema filmleri ve televizyon dizilerinden oluşan geniş bir sanat mirası bırakan el-Fahd, aynı zamanda yazarlık ve yapımcılık alanlarında da faaliyet gösterdi. El-Fahd, toplumsal meseleleri ele alan projelere katkı sağladı ve genç yeteneklerin yetişmesine destek oldu.